SAĞLIK
19 Nisan 2026 Pazar - 13:30 MEAH’a ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi tarafından yürütülen ‘Anne Dostu Hastane’ programı kapsamında gerçekleştirilen değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayarak ‘Anne Dostu Hastane’ unvanı aldı. Sağlık Bakanlığı’nın; gebelik, doğum ve lohusalık süreçlerinin hasta hakları, güvenlik ve mahremiyet ilkeleri doğrultusunda, anne ve bebek için güvenli ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilmesini amaçlayan programı kapsamında Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi kapsamlı bir denetim sürecinden geçti. Değerlendirme süreci, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan ve başkanlığını İlkay Zengin’in yürüttüğü heyetin hastaneyi ziyaretiyle gerçekleştirildi. Heyet tarafından; doğum öncesi ve sonrası hizmet süreçleri, anne mahremiyetinin sağlanması, hasta güvenliği uygulamaları ve doğum alanlarının fiziki uygunluğu gibi birçok başlıkta detaylı incelemeler yapıldı. Gerçekleştirilen kapsamlı değerlendirme sonucunda, Muğla EAH, anne sağlığı hizmetlerinde ortaya koyduğu güçlü ekip anlayışı, yüksek kalite ve etkinlik, Bakanlık yetkilileri tarafından standartlara uygun bulunarak olumlu değerlendirildi. Tüm kriterleri başarıyla karşılayan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ‘Anne Dostu Hastane’ unvanını kullanma hakkı elde etti Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça’nın da katılım sağladığı değerlendirme toplantısında, annelik yolculuğunda anne ve bebek sağlığını önceleyen çalışmalarda emeği bulunan başta hastane yönetimi olmak üzere tüm hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları çalışmaları nedeniyle teşekkür edildi.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:20 Ordu’da özel bireylerin diş problemlerine etkili çözüm Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde özel bireylerin ihtiyaçlarına yönelik sunduğu hizmetler ile dikkat çekiyor. Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinin açıldığı 2020 yılından bu yana 543’ü özel bakım gerektiren birey olmak üzere toplam 670 hastanın tüm diş tedavileri tek seansta genel anestezi altında gerçekleştirildi. 2025 yılı içerisinde ise 166’sı down sendromu, otizm spektrum bozukluğu gibi özel bakım gerektiren bireyler olmak üzere toplam 208 hastanın diş tedavisi genel anestezi altında yapıldı. Özellikle kooperasyon güçlüğü yaşayan bireylerde daha önce tamamlanamayan diş tedavilerinin tek seansta ve güvenli şartlarda yapılabilmesi, hasta yakınları tarafından büyük bir kolaylık olarak değerlendirildi. Hasta yakınları ayrıca tedavi süreci boyunca ekip tarafından sağlanan bilgilendirme, iletişim ve koordinasyonun sürecin daha anlaşılır ve yönetilebilir olmasına katkı sunduğu belirtti. Özel bakım gerektiren bireylerde diş tedavilerinin genel anestezi uzmanları ile uzman diş hekimlerinden oluşan sağlık ekibi ve multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade eden Diş Hekimliği Fakültesi Dekan V.Prof. Dr. Melih Ömezli, Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş’ın destekleriyle Günübirlik Kliniği ve Engelli Ünitesinde genel anestezi altında sunulan nitelikli sağlık hizmetlerinin sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi ve daha fazla sayıda özel bakım gerektiren hastaya tedavi hizmeti verilebilmesi için çalışmaların aralıksız şekilde sürdürüldüğünü belirtti.
19 Nisan 2026 Pazar - 13:17 ’’Okullardaki şiddetin çözümü sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ Uzman klinik psikolog Eylül Ünaldı, Kahramanmaraş ve Siverek’teki okullarda yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, şiddetin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç olmadığını, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimi olduğunu söyledi. Ünaldı, hemen her güne yeni bir şiddet ve ölüm haberiyle başlarken, şiddetin daha küçük yaşlara ve okullara kadar sıçramış olmasının herkesi derinden sarstığını kaydetti. Okulun çocukların yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda güven, aidiyet ve kendini ifade etme becerisi kazandığı bir alan olması gerektiğine işaret eden Ünaldı, ’’Maalesef birçok ihmalin ve eksikliğin bir araya gelmesiyle oluşan bir tablo söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden biri, ailelerin kendi ihtiyaçları ve rahatları doğrultusunda buna göz yummasıdır. Sosyal medya, video platformları ve oyunlar, denetimsiz ve rehbersiz kaldığında çocuğun gerçeklik algısını şekillendiren güçlü araçlara dönüşür. Çocuğun ne izlediğini, neye maruz kaldığını bilmemek, aslında onun iç dünyasından da habersiz olmak anlamına gelir. Bu noktada özellikle bilgisayar oyunları tek başına ‘suçlu’ ilan edilemez, ancak içeriklerinin niteliği ve kullanım biçimi son derece belirleyicidir. Şiddetin ödüllendirildiği ve empati kurma alanı bırakmayan oyunlar, özellikle küçük yaştaki çocuklar için riskli bir zemin oluşturabilir. Uzun süreli ve denetimsiz oyun oynama, çocuğun gerçek dünyayla kurduğu bağı zayıflatabilir, duygularını tanıma ve ifade etme becerisini köreltebilir. Bu nedenle sınır koymak ve çocuğa içeriklerle ilgili rehberlik etmek oldukça önemlidir. Burada sorumluluk açıkça yetişkinlere düşer’’ dedi. Ünaldı, çocukların duygusal gelişiminin de çoğu zaman göz ardı edildiğine değinerek, ‘’Duygu düzenleme becerisi kazandırılmadan büyüyen, kendini ifade etmesine alan açılmayan ve çoğunlukla ceza yaklaşımıyla yetiştirilen çocuklar, yaşadıkları yoğun duygularla baş etmekte zorlanabiliyor. Ayrıca yalnızca fiziksel şiddete değil, şiddetin her türüne maruz kalmak da bu yükü ağırlaştırıyor’’ diye konuştu. Diğer taraftan okullardaki rehberlik ve psikolojik destek sistemleri oldukça yetersiz kaldığını bildiren Ünaldı, şunları kaydetti: ‘’’Bir rehber öğretmene düşen öğrenci sayısının fazlalığı, çocukların yeterince fark edilmemesine neden oluyor. Sistemimizde ağırlıklı olarak akademik düzenlemeler yapılmaya çalışılırken, çocukların gelişiminin en önemli boyutlarından biri olan psikolojik ve sosyal gelişim alanları geri planda kalıyor. Bir çocuğun bile fark edilmesi ve gereken desteği alabilmesi, bazen büyük bir krizin yaşanmasını önleyebilir. Duygularını ifade edemeyen ve anlaşılmadığını hisseden bir çocuk, zamanla bu birikimi sağlıksız yollarla dışa vurabilir. Dizi ve filmlerde şiddetin sıradanlaştırılması, bir güç göstergesi ve kahramanlık olarak sunulması, hem çocukların hem de yetişkinlerin zihninde zamanla normalleşmeye yol açtığı gibi, değer yargıları henüz gelişmemiş olan çocuklar üzerinde düşündüğümüzden daha derin izler bırakabilir. Bir başka kritik ama çoğunlukla gözden kaçan konu ise medyada çıkan haberlerin çocukların yanında izlenmesi ve konuşulmasıdır. Sürekli şiddet haberlerine maruz kalan çocuklar, dünyayı güvensiz ve tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir. Bu durum, çocukların kaygılarını artırabileceği gibi bazı durumlarda şiddeti bir çözüm olarak normalleştirmesine de neden olabilir. Bu noktada ailelere düşen bazı önemli sorumluluklar vardır: Şiddet içerikli haberleri mümkünse çocukların yanında izlememek, İzlemek zorunda kalındığında içeriği çocuğun yaşına uygun şekilde açıklayarak rehberlik etmek, ’Sen şu an güvendesin, biz yanındayız’ duygusunu pekiştirmek, Çocuğun merak ettiği sorularını geçiştirmek yerine açık ve sakin bir şekilde yanıtlamak, Haber sonrası çocuğun duygusunu sorarak onun iç dünyasına alan açmak gerek.’’ ’’Tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil’’ ’’Tüm bunlar göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ diyen Ünaldı, konuşmasına şöyle devam etti: ‘’Şiddet, tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimidir. Hepsi göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor. Okullarda daha güçlü psikolojik destek sistemleri kurmak, ailelerin çocuklarıyla daha nitelikli zaman geçirmesini ve onlara rehberlik etmesini teşvik etmek, dijital içeriklerin kullanımı ve izlenmesi konusunda daha sınır koyan, takip eden ve rehberlik eden bir yaklaşım benimsemek. En önemlisi de çocukları gerçekten dinlemek. Çünkü bazen bir çocuğun duyulması, anlatılamayan bir hikâyenin şiddete dönüşmesini engelleyebilir.’’
Basit önlemlerle kalp hastalıklarından kurtulun
29 Eylül 2025 Pazartesi - 12:11 Basit önlemlerle kalp hastalıklarından kurtulun Dünya Kalp Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Melek, basit tedbirlerle kalp hastalıklarının önüne geçmenin mümkün olduğunu belirtti. Kalbin anne karnından başlayıp son nefese kadar sürekli çalışan, durduğu anda hayatın sona erdiği, en değerli organlardan biri olduğunu dile getiren Doç. Dr. Melek, "Her gün yaklaşık 100 bin kez kasılarak vücudumuza kan pompalıyor. Ancak, dünyada ve ülkemizde neredeyse her iki ölümden biri kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşmekte. Bu rakamlar bize sağlıklı ve uzun bir yaşam için kalbimizi korumanın ne kadar hayati olduğunu gösteriyor" dedi. Yaşlanma dışında kalp hastalıklarının en önemli nedenlerini sıralayan Melek, "Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, aşırı kilo ve hareketsizliktir. Yaşlanmayı durdurmak mümkün değil ama diğer nedenler engellenebilir veya kontrol altına alınabilir. Yani kalp damar hastalıkların önüne geçmek bizim elimizde" şeklinde konuştu. Tedbir almak basit Kalp hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenlerin basit olduğuna dikkat çeken Melek, düzenli yürüyüş veya egzersiz ile dengeli beslenmenin üzerinde durarak; tuz ve şeker tüketiminin azaltılması, aşırı yağlı ve hazır gıdalardan kaçınılması, tütün ürünlerinden ve alkolden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi. Düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Melek, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Tansiyon, kolesterol, şeker gibi değerlerimizi düzenli aralıklarla ölçtürmek, kalp hastalıklarını henüz ortaya çıkmadan fark etmemizi sağlar. Tansiyon, kolesterol ve şeker gibi hastalıklara sahip olanlar ise yüksek risk altında olduklarını bilmeli ve tedavilerine azami özen göstermelidir."
İl Sağlık Müdürü Bildirici’den 29 Eylül Dünya Kalp Günü mesajı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 11:52 İl Sağlık Müdürü Bildirici’den 29 Eylül Dünya Kalp Günü mesajı Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, 29 Eylül Dünya Kalp Günü ile ilgili mesajında, "Her yıl milyonlarca insan, önlenebilir kalp rahatsızlıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde" dedi. Her yıl 29 Eylül’de kutlanan Dünya Kalp Günü, kalp ve damar hastalıklarının önlenmesi, erken tanının öneminin vurgulanması ve toplumda farkındalık oluşturulması amacıyla tüm dünyada eş zamanlı etkinliklerle gündeme taşınıyor. Bu çerçevede, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici günün önemine ilişkin bir açıklama yaptı. İl Müdürü Bildirici’nin mesajında, "Dünya Kalp Federasyonu tarafından bu yıl belirlenen ‘Hiçbir Ritmi Kaçırmayın’ teması, kalbimizi düzenli takip etmenin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatımıza dahil etmenin ve erken tanıyı ihmal etmemenin önemini güçlü bir şekilde hatırlatmaktadır. Her yıl milyonlarca insan, önlenebilir kalp rahatsızlıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde. Yaşam tarzımızda yapacağımız küçük değişikliklerle hem kendi sağlığımızı hem de toplum sağlığını koruyabiliriz" ifadeleri yer aldı. "Erken tanı hayat kurtarıcıdır" Kalp hastalıklarının oluşumunda birçok risk faktörünün rol oynadığını belirten İl Müdürü Bildirici, "Sağlıksız beslenme, fazla kilo, hareketsizlik, sigara ve alkol kullanımı, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve stres kalp sağlığını olumsuz etkileyen başlıca unsurlardır. Ancak bu risklerin büyük çoğunluğu kontrol altına alınabilir ve önlenebilir. Düzenli sağlık kontrolleri bu noktada hayati bir önem taşımaktadır. Kalp sağlığını korumak için haftada en az 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak, sebze, meyve, tam tahıllar ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme düzeni oluşturmak, sigara ve alkolden uzak durmak, tuzu ve şekeri azaltmak, düzenli uyku alışkanlığı kazanmak ve aile öyküsü olanların mutlaka rutin kontrollerini yaptırması gerekiyor. Kalp hastalıklarında erken tanı hayat kurtarıcıdır. Çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çabuk yorulma gibi belirtiler önemsenmeli ve zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır. Küçük bir ihmal, büyük sonuçlara yol açabilir" diye belirtti. "Vatandaşlarımızı ’Hiçbir Ritmi Kaçırmamaya’ davet ediyorum" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sözlerine şu çağrıyla tamamladı: "Kalbimiz, yaşamımızın ritmini belirleyen en değerli organımızdır. Bu ritmi güçlü ve sağlıklı tutmak için hepimize görev düşüyor. Vatandaşlarımızı sağlıklı yaşam alışkanlıklarını benimsemeye, düzenli kontrollerini yaptırmaya ve bu yılın temasında da vurgulandığı gibi ‘Hiçbir Ritmi Kaçırmamaya’ davet ediyorum. Kalbimizi koruyarak hem kendi geleceğimizi hem de sevdiklerimizin sağlığını güvence altına alabiliriz."
Doç. Dr. Boşnak: "Covid-19 vaka sayıları sessizce tırmanıyor"
29 Eylül 2025 Pazartesi - 11:28 Doç. Dr. Boşnak: "Covid-19 vaka sayıları sessizce tırmanıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Vuslat Boşnak, son haftalarda Covid-19 vakalarında artış yaşandığını belirterek toplum sağlığı açısından önemli uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Boşnak, polikliniğe başvuran hastalarda artan sayıda Covid-19 tespit edildiğini, ancak çoğu kişinin bunu grip ya da soğuk algınlığı zannederek test yaptırmadan evine döndüğünü ifade etti. Doç. Dr. Boşnak, "Özellikle içinde bulunduğumuz sonbahar aylarında kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması, virüsün yayılımını hızlandırıyor. Halkımızın büyük kısmı hastalığı hafif geçiriyor. Ancak bu, bulaştırıcılığı azaltmıyor. Aksine, farkında olmadan birçok kişiye virüs taşıyan vakalar hızla artıyor" dedi. "Kapalı alanlara dikkat" Kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte toplu taşıma, alışveriş merkezleri ve ofisler gibi yetersiz havalandırılan kapalı mekanlarda virüs bulaşma riskinin daha da arttığını vurgulayan Boşnak, "Maske kullanımı ve hijyen önlemlerinin yeniden önem kazandı. Ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, gibi belirtilerle gelen hastalar test yaptırmaktan kaçınıyor. Bu da toplumda sessiz bir yayılımın artmasına neden oluyor ve özellikle bağışıklığı zayıflamış olan yaşlı hastalarda ve eşlik eden kronik rahatsızlığı olanlarda hastalığın ağır geçmesine neden olabiliyor. Pandemiyi geride bıraktığımızı düşünsek de, Covid-19 hâlâ hayatımızın bir parçası. Aşı, maske, hijyen ve mesafe gibi temel önlemleri hatırlamak toplum sağlığı açısından büyük önem taşıyor" diye konuştu.
Acıbadem Kent Hastanesi, büyüdü ve yenilendi
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:48 Acıbadem Kent Hastanesi, büyüdü ve yenilendi Acıbadem Sağlık Grubu, 35 yıllık sağlık deneyimini İzmir’e taşıyor. 2023 yılında Acıbadem Sağlık Grubu’na katılan Kent Hastanesi’nin büyüme ve yenilenme süreci tamamlandı. Ege bölgesinin sağlıkta referans noktası olarak konumlanan Acıbadem Kent Hastanesi, 40 bin metrekareden 89 bin metrekareye çıkarılan kapalı alanı, yenilenen ileri teknolojisi, genişleyen hizmet yelpazesi ve deneyimli hekim kadrosuyla uluslararası standartlarda hizmet veriyor; İzmir ve çevresinin sağlığına değer katıyor. Acıbadem Sağlık Grubu, yurt içi ve yurt dışındaki yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. 5 ülkede; 29 hastane ve 14 tıp merkeziyle hizmet sunan Acıbadem, 14 Şubat 2023’te bünyesine kattığı İzmir Kent Hastanesi’ni büyüttü ve yeniledi. Bölge sağlığına yeni bir soluk getiren Grup, "Kent" ismini kullanmaya devam ederek hastaneyi, Acıbadem Kent Hastanesi ismiyle hizmete sundu. Mimarisinden tıbbi teknolojisine kadar pek çok noktada, uluslararası standartlarda hizmet sunacak şekilde yenilenen ve büyüyen Acıbadem Kent Hastanesi, İzmir ve çevresini Acıbadem kalitesiyle tanıştırıyor. Büyüdü ve yenilendi Daha çok hastaya hizmet verebilecek şekilde inşa edilen poliklinik binasının eklenmesiyle hastanenin kapalı alanı 40 bin metrekareden 89 bin metrekareye çıkarıldı. Bu haliyle Acıbadem Kent Hastanesi, Grubun 3. büyük hastanesi oldu. Tüm tıbbi branşlarda hizmet verecek şekilde genel amaçlı bir hastane olarak konumlanan Acıbadem Kent, 272 hasta yatağına sahip. Da Vinci’den Gamma Knife’a 3 Tesla MR’dan 3D Tomosentezli Dijital Mamografi cihazına kadar farklı tıbbi alanlarda kullanılan tanı ve tedavi cihazları yenilendi ve hekim kadrosu genişletilerek hizmet ağı güçlendirildi. Yenilenen bölümlerden biri yoğun bakım ünitesi oldu. Her biri kişiye özel, tek kişilik odalara dönüştürülen yoğun bakım ünitesi, ileri teknoloji cihazlarla donatıldı. Hem çocuk hem yetişkin hastalara hizmet verebilecek şekilde dizayn edilen Organ Nakli ve Onkoloji Merkezi, yenilikçi tanı ve tedavi olanaklarının yanı sıra deneyimli hekim kadrosuyla dikkat çekiyor. Acıbadem Kent, 24 saat hizmet veren Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünün yanı sıra anne olmanın ayrıcalığını yaşatacak olanaklar da sunuyor. Modern mimarisi ile büyüyüp daha konforlu hale getirilen Acıbadem Kent Hastanesi, Acıbadem’in "Hasta güvenliği ve memnuniyeti" odaklı anlayışıyla Ege’ye sağlık alanında yeni bir değer katıyor. Organ ve doku nakilleriyle dikkat çekiyor Çocuk ve yetişkin hastaların tanı alıp tedavi görebildiği, özellikli hizmetler sunan Acıbadem Kent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde karaciğer ve böbrek nakilleri gerçekleştiriliyor. Ayrıca yetişkin kemik iliği naklinin de yapıldığı hastanede, tüm nakillere uygun fiziki alanı, uzman kadrosu ve merkez yapılanması ile multidisipliner bir anlayışla hizmet veriliyor. Merkez, bu özellikleriyle yalnızca Ege’nin değil, Türkiye’nin ve sınır ötesinin de tercihi haline gelen hastane olarak dikkat çekiyor. Onkoloji merkezinde çocuk ve yetişkin hastalara özel tanı ve tedavi Kanser alanında tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, nükleer tıp ve tüm cerrahi branşların onkoloji cerrahisi hizmetlerini tek çatı altında toplayan Onkoloji Merkezi’nde hem çocuk hem de yetişkin hastalara tanı ve tedavi hizmeti sunuluyor. Tedavinin yanında süreçleri daha rahat geçirmelerini sağlamak için hastalara, diyetisyen ve psikolog desteği de veriliyor. Multidisipliner yaklaşımla, kişiselleştirilmiş ve yenilikçi tedavi yöntemlerinin kullanıldığı merkez, hasta odaklı yaklaşım anlayışına sahip. Çocuk hastalara 24 saat hizmet Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları birimi, 24 saat hizmet verecek şekilde yapılandırıldı. Ayrıca çocuk hastalıkları üst ihtisas alanlarında nörolojiden endokrine, cerrahiden kardiyolojiye pek çok alanda hizmetler çeşitlendirildi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesi de bulunan hastanede, bu özel zamanlarında bebeklere gerekli tüm tıbbi imkanlar sunuluyor. 17 yatağı bulunan birimin her noktası, çocukların mutlu olacağı ve konforunun sağlanacağı şekilde dekore edildi. Hastane bahçesinde bulunan atlıkarınca ise polikliniğe gelen çocuklara bekleme sürecini keyifli hale getiriyor. Annelik yolculuğunda güven ve konfor Hastane, tüp bebek merkeziyle anne-baba olmak isteyen çiftlere umut oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nde suyun gevşetici, rahatlatıcı ve dengeleyici özelliklerinden yararlanılmasıyla doğum sürecini konforlu hale getiren suda doğum ayrıcalığı sunuluyor. Ayrıca doğum katında, hızlıca doğum odasına dönüşen hasta odaları bulunuyor. Doğum sonrası bebek ve annenin bir arada bulunduğu ve ilk saatlerini birlikte geçirmenin keyfini yaşayabilecekleri ‘anne-bebek uyum’ odaları da mevcut. İleri teknolojiye sahip yeni doğan yoğun bakım bölümünün de bulunduğu Acıbadem Kent Hastanesi, bebek ve annenin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde hizmet veriyor. 12 ameliyathanede üst düzey cerrahi yapılıyor Bölgenin ihtiyaçları düşünülerek daha önce 7 olan ameliyathane sayısı, 12 ameliyathaneye yükseltildi ve ileri tıbbi teknolojinin kullanıldığı modern bir yapıya dönüştürüldü. Bu haliyle İzmir’in en yüksek sayıda ameliyathanesi bulunan özel hastanesi oldu. Çocuk ve yetişkin olmak üzere her yaştan hastanın cerrahisinin yapılabildiği ameliyathanelerde, aynı anda çok sayıda ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Teknoloji parkuru yenilendi Da Vinci Xi ile robotik cerrahide yeni nesil teknolojiyle yenilenen Acıbadem Kent Hastanesi, cerrahlara daha karmaşık ameliyatlarda yüksek hassasiyet sağlayarak ameliyatların başarı oranını artırıyor. Beyin cerrahisinde ameliyat sırasında sinirleri korumak amacıyla kullanılan navigasyon teknolojisi ve ışınlarla ameliyat yapmaya imkan sağlayan Gamma Knife cihazı bulunuyor. Girişimsel radyolojiden ürolojiye farklı tıbbi alanlarda, yeni nesil tanı ve tedavi cihazları kullanılıyor. Acıbadem’in sağlık sektöründeki 35 yıllık bilgi ve birikiminin her noktada yansıdığı Acıbadem Kent Hastanesi, fiziki büyüklüğü ve getirdiği yeniliklerle İzmir için bir çekim noktası oluyor.
SANKO Üniversitesi Hastanesi radyasyon onkolojisi ünitesi hasta kabulüne başladı
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:31 SANKO Üniversitesi Hastanesi radyasyon onkolojisi ünitesi hasta kabulüne başladı SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi hasta kabulüne başladı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Beril Balcı Topuz, "SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi’nde, ileri teknoloji ve akademik kadrosuyla kişiye özel, güvenli ve etkili kanser tedavisi sunulmaktadır" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Topuz, radyoterapinin (Işın tedavisi), yüksek enerjili ışınlarla kanserli hücreleri hedefleyerek yok etmeyi amaçladığını tek başına ya da cerrahi/kemoterapi ile kombine uygulandığını kaydetti. Tedavi süreci Planlama öncesi simülasyonda BT (Bilgisayarlı Tomografi) görüntüleme ile uygun pozisyon belirlenerek, gerekli durumlarda özel kalıplar kullanıldığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Topuz, "Doz ve alanlar, radyasyon onkoloğu ve medikal fizik tedavi ekibi ile titizlikle planlanır. Her tedavi planı hastaya özeldir. Seanslar genellikle hafta içi, günlük, ayaktan gerçekleştirilir. İşlem ağrısızdır ve hasta kamera sistemiyle sürekli izlenir. Radyoterapi hastadan çevreye radyasyon yaymaz ve yakın temas güvenlidir. Yan etkiler radyasyon onkoloğu başta olmak üzere multidisipliner ekip tarafından yakından izlenerek, yönetilir" ifadelerini kullandı. Teknolojiler ve teknikler Dr. Öğr. Üyesi Topuz, kullanılan teknolojiler ve teknikler ise "Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi (IMRT)/ Volümetrik Modüle Ark Terapisi (VMAT), Tümör şekline uyumlu, homojen doz dağılımı ve sağlıklı dokuların korunması. Stereotaktik Radyocerrahi (SRS)/ Stereotaktik Beden Radyoterapisi (SBRT), Beyin ve vücutta küçük odaklara milimetrik doğrulukla, az sayıda seansta yüksek doz tedavi. 4 Boyutlu Bilgisayarlı Tomografi (4D BT) ve Radyoterapi (4DRT), Solunumla hareket eden tümörlerin döngüye senkron hassas hedeflemesi. Solunum Kontrolü Eşliğinde Radyoterapi ve Gerçek Zamanlı Pozisyon Yönetimi (RPM), Derin nefes tutma ve gerçek zamanlı pozisyonlama yönetimiyle hareketli alanların yönetimi ve hassas ışınlama. Yüzey Tanıma Kılavuzluğunda Radyoterapi (SGRT), Yüzey tanıma ile temassız konumlandırma ve hareket olduğunda otomatik ışın durdurma. Adaptif RT, Tedavi sürecindeki anatomik değişikliklere göre planın dinamik güncellenmesi" ifadelerine yer verdi. Dr. Öğr. Üyesi Topuz, "SANKO Üniversitesi Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Ünitesi teknoloji ile etik ilkeyi birleştirerek yaşam süresini uzatmayı ve yaşam kalitesini artırmayı hedefler; her hastaya kişisel, kanıta dayalı tedavi sunar" diye konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Beril Balcı Topuz 1993 yılında İzmir’de doğan Dr. Öğr. Üyesi Topuz, 2017 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Uzmanlık eğitimini Ege Üniversitesi Tıpta Uzmanlık Programı kapsamında Radyasyon Onkolojisi alanında tamamladı. Uzmanlık eğitimi sürecinde özellikle "HPV Enfeksiyonu ve P16, P53, PD-L1 Ekspresyonunun İmmünohistokimyasal Analizi, Definitif Radyoterapi/Kemoradyoterapi Alan Skuamöz Hücreli Anal Kanserli Hastalarda Prognostik Biyobelirteçler" ve "Definitif Radyoterapi Kemoradyoterapi alan Skuamöz hücreli kanserli hastalarda uzun dönem yan etki ve yaşam kalitesi değerlendirmesi" başlıklı çalışmalarıyla dikkat çekti. 2024 yılında Gaziantep Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nde klinik sorumlu hekimi olarak görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Topuz hem ulusal hem uluslararası birçok bilimsel toplantıda aktif görev aldı. Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD) üyesi olan ve iyi derecede İngilizce bilen Dr. Öğr. Üyesi Topuz, mesleki gelişimini bilimsel çalışmalarla desteklemeyi sürdürmektedir.
Elde, kolda veya ayakta görülen her ağrı fıtık habercisi değil
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:27 Elde, kolda veya ayakta görülen her ağrı fıtık habercisi değil Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, elde, kolda veya ayakta görülen her ağrının bel veya boyun fıtığına işaret etmediğini belirterek, vatandaşların bu konuda bilinçli olması gerektiğini söyledi. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte son yıllarda el, kol veya ayakta uyuşma şikayetleri de arttı. Hal böyle olunca insanların çoğu, kendi tanılarını internetten kendi kendisine koymaya ve orada yazan tedavileri uygulamaya başladı. Ancak uzmanlar elde, kolda veya boyunda görülen her ağrının bel veya boyun fıtığına işaret etmediğini belirterek bilgi verdi. Sağlıkta doğru tanının önemine dikkat çeken Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, konuyla ilgili İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. "Radyolojik görüntüyü kuvvet kaybıyla değerlendirmeliyiz" Prof. Dr. Şen, uyuşma çeşitlerinden bahsederek, "El ve ayakta olan uyuşma veya ağrı, her zaman boyun, bel fıtığının habercisi değil. Bunların bulgusu değil. Boyun fıtığına bağlı uyuşmalar genelde kürek kemiğinin oradan batar tarzda bir ağrı olur ve o ağrı elinize, parmağınıza kadar boylu boyunca gelir. Böyle bir ağrı varsa bu boyun fıtığına bağlı bir uyuşma olabilir. Bunda da öncelikle radyolojik görüntüde fıtığı görüp, muayenede kuvvet kaybı, his kaybı var mı ona bakmanız gerekiyor. Bel fıtığında ise kalçanın içerisinde sanki bıçak batmış gibi dayanılmaz bir ağrı ve bu ağrı topuğa kadar inen bir ağrı şeklindedir. Bunun da yine fıtık olduğunu söylememiz için radyolojik görüntüde fıtığı görmek, muayenede kuvvet kaybını belirlemek gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Belirtiler bazen karışabilir" Karpal tünel sendromu belirtilerinin fıtık belirtileriyle karıştırıldığını vurgulayan Prof. Dr. Şen, "Karpal tünel sendromu adını verdiğimiz el bileğinde sinir sıkışması olabilir ve o gece uykudan uyandırır. Araç kullanırken elini uzun süre direksiyonda tutarsanız uyuşma olabilir. Bunlar ama karpal tünel sendromuna bağlı bir uyuşmadır, fıtıkla hiçbir ilgisi yoktur. Bazen dirsek seviyesinde tuzak nöropati olur bu da dirsekten aşağı bir ağrı olur, bunun da hiçbir şekilde fıtıkla alakası yok" diye konuştu. Prof. Dr. Şen, doğru tanıyı koyup tedaviye başlamak için hastayı görmek, dinlemek ve bütüncül yaklaşmak gerektiğine de dikkat çekti.
Kalp hastalıklarının bilinmeyen sebebi: "Gizli açlık"
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:16 Kalp hastalıklarının bilinmeyen sebebi: "Gizli açlık" Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Hakan Şahin, 29 Eylül Dünya Kalp Günü" nedeniyle kalp hastalıklarının başka bir nedeni gizli açlık hakkında bilgi verdi. Kalp hastalıkları, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden biri olarak kabul edildiğini hatırlatan Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Hakan Şahin, "Son yıllarda yapılan araştırmalar, mikrobesin eksikliğinin kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor. Magnezyum, çinko, demir, selenyum gibi mineraller ile A, D, B, K gibi vitaminler, vücut ve kalp fonksiyonlarının düzgün çalışmasında kritik rol oynuyor. Eksiklikleri durumunda ise yüksek tansiyon, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor" dedi. "Gizli açlık sağlığımızı tehdit ediyor" Gizli açlığın, yeterli kalori alınmasına rağmen vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin yani mikrobesinlerin eksik olması durumu olduğunu kaydeden Şahin, "Bugün ABD’de nüfusun yaklaşık yüzde 30’u bu durumdan etkilenmektedir. Ülkemizde 2017 yılında yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nda D vitamini eksikliği yüzde 85, folik asit eksikliği yüzde 45, B12 eksikliği ise yüzde 20 oranında saptanmıştır. Bu ve diğer mikrobesinlerin eksikliği; kronik enflamasyon, oksidatif stres ve damar iç yüzeyinde bozulma gibi temel sorunlara neden olarak kalp hastalığı riskini artırmaktadır. Ayrıca bu durumun diğer bir sonucu da kanser oluşumunu kolaylaştırmasıdır" diye konuştu. "Son 50 yılda meyve sebzelerdeki besin değerleri çok azaldı" Uzm. Dr. Mustafa Hakan Şahin, yapılan araştırmalarla sebze ve besin değerlerin son 50 yılda ciddi oranda azaldığını ortaya koyduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "1970’lerde hız kazanan ve "Yeşil Tarım Devrimi" olarak isimlendirilen yeni tarım metotları, kimyasal gübreler, hibrit tohumların geliştirilmesi ve yoğun toprak işleme ile birim alandan elde edilen verim 2 kattan fazla artırıldı. Nüfus da eşzamanlı olarak yaklaşık 3 kat civarında arttı. Günümüzde tartışmalı olsa da " Yeşil Tarım Devrimi’nin yoksulluğu, açlığı azalttığı düşünülmektedir. Ancak bu durum gıdalarda besin değerinde düşüşe neden olarak başka bir soruna yol açtı. Yapılan araştırmalar, modern tarım yöntemleriyle yetiştirilen sebze ve meyvelerin besin değerlerinin son 50 yılda ciddi oranda azaldığını göstermektedir. Gıdaların içerdiği çeşitli mineral, protein, vitamin ve fitobesinler yüzde 10 ile yüzde 60 oranında azaldı. Örneğin 1960 yılındaki bir domatese göre 2000’li yıllardaki bir domates yüzde 36 daha az magnezyum içeriyor. yüzde 14 daha az C vitamini, yüzde 30 daha az B1 vitamini, yüzde 19 daha az B3 vitamini ihtiva ediyor. "Modern" domatesin önemli antioksidanlar olan flavanon, polifenol gibi fitobesinleri de daha az içerdiği biliniyor. Dünyanın en uzun soluklu tarımsal deneyi olan Broadbalk Deneyi’nde 1845 yılından 1960’lara kadar buğdayın çinko, demir, bakır, manganez, magnezyum içeriğinin büyük ölçüde sabit kaldığı görülürken, 1960 yılından sonra kademeli olarak yüzde 30 ila yüzde 20 azalma saptanmıştır." "Mikrobesin eksikliği kanserde de risk faktörü" Oksidatif stres ve serbest radikallerin kanserin başlama aşamasında önemli rol oynadığına işaret eden Uzm. Dr. Şahin, vücudun bu riskler ile savaşmasında önemli koruyucu mekanizmaları olduğunu ancak bu mekanizmaların ise mikrobesinlere ihtiyaç duyduğuna vurgu yaptı. Şahin, "Ülkemizde konvasyonel tarım 1990’lı yıllardan itibaren yaygınlaştığına göre çoğu insanın 30 yıldır eksik mikrobesin içeren gıdalar ile beslendiğini varsaymak yanlış olmaz. Kalp ve kanser hastalıklarının başlama yaşının giderek düşmesinin bir sebebi de gıdaların kimyasal kirliliği ile besleyiciliğinin azalmasıdır" dedi. "Kalp hastalıkları riskini artırıyor" Yedi veya daha fazla mikrobesin eksikliği olan kalp yetmezliği hastalarının yatış ve ölüm riskinin iki kat arttığına dikkati çeken Şahin, "Uzmanlara göre, mikrobesin eksikliği doğrudan kalp hastalıklarına neden olmasa da, risk faktörlerini artırarak dolaylı yoldan katkıda bulunur. Örneğin, magnezyum eksikliği yüksek tansiyon ve kalp ritim bozukluklarıyla ilişkilendirilmektedir. Benzer şekilde, D ve K vitamini eksikliği kalp damar hastalığına yakalanma riskini artırırken; potasyum, selenyum ve çinko gibi minerallerin yetersiz alımı da kalp yetmezliğinin kötüleşmesine zemin hazırlayabilir. Yedi veya daha fazla mikrobesin eksikliği olan kalp yetmezliği hastalarının hastaneye yatış ve ölüm riskinin neredeyse iki kat arttığı gözlemlenmiştir" ifadelerine yer verdi. Şahin, mikrobesin eksikliğinin kalp hastalıklarının önemli bir parçası olsa da önlenebilir bir risk faktörü olduğunu, çeşitli ve dengeli bir diyetin hastaneye yatışları ve yaşam kayıplarını önleyebileceğini belirtti. Uzm. Dr. Şahin, dengeli beslenme odaklı olunması, risk gruplarının izlenmesi, yaşam tarzında değişiklik ve vitamin takviyeleri için hastanın doktoruna danışmasının önemli olduğunu da sözlerine ekledi.
İngiliz akademisyen Eskişehir’de beyin ameliyatıyla sağlığına kavuştu
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:55 İngiliz akademisyen Eskişehir’de beyin ameliyatıyla sağlığına kavuştu Özel Ümit Batıkent Hastanesi Beyin Cerrahisi (Nöroşirürji) Uzmanı Op. Dr. Gültekin Baş, gerçekleştirdiği başarılı operasyonla İngiliz hasta Steven Footitt’yi yeniden sağlığına kavuşturdu. İstanbul’da yaşayan 66 yaşındaki Boğaziçi Mikrobiyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Footitt, iki ay önce İstanbul’da yürürken düştü. Başlangıçta durumu önemsemeyen Footitt, kısa süre sonra şiddetli baş dönmesi, baş ağrısı, hafıza kaybı ve yürüme dengesizliği yaşamaya başladı. Özellikle 31 Ağustos’ta Eskişehir’e gelişinin ardından şikâyetleri artınca ailesiyle birlikte hastaneye başvurdu. İlk muayenelerde herhangi bir bulguya rastlanmadı, ancak nöroloji uzmanı Op. Dr. Hasan Akdemir’in yönlendirmesiyle çekilen MR’da kafatasıyla beyin zarları arasında büyük bir kanama tespit edildi. Bu durumun beyin dokusuna ciddi baskı yaptığı belirlendi. Hastanın derhal ameliyata alınması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Gültekin Baş, minimal invaziv ’burr-hole’ yöntemiyle kafatasına küçük delikler açarak kanamayı tamamen boşalttı. Footitt’i yoğun bakımda yatmadı, kısa süreli gözlemin ardından servise alındı ve dördüncü günde taburcu edildi. Travmaya bağlı beyin kanaması Op. Dr. Baş, ileri yaşlarda beyin dokusunda küçülme nedeniyle küçük travmaların bile kanamaya yol açabileceğini belirterek şunları söyledi: "Hasta yaklaşık 1,5 ay önce düşmüş. Bu travma sonrası yavaş yavaş gelişen kanama, 3-4 haftalık süreçte artan şikâyetlerle ortaya çıkmış. Kan sulandırıcı ilaç kullanımı yoktu, dolayısıyla travma ana neden olarak öne çıktı." Ameliyat sonrası iyileşme sağlandı Ameliyat öncesinde ciddi dengesizlik, konuşmada yavaşlama ve kuvvetsizlik şikâyetleri bulunan Footitt’nin belirtileri operasyon sonrası tamamen düzeldi. Ancak konsantrasyon sorunlarının bir süre daha devam edebileceğini belirten Dr. Baş, "Genellikle 3-6 ay içinde bu fonksiyonlar da normale döner. Günlük hayatına eskisi gibi devam edebilecek" dedi. Yolun sonuna geldiğimi düşündüm Sağlığına kavuştuğu için büyük mutluluk duyduğunu söyleyen Footitt, "Ameliyat öncesi yolun sonuna geldiğimi hissettim. Şimdi yeniden hayata döndüm. Türk doktorlarına ve tüm sağlık ekibine teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.