SAĞLIK
Hekim oğuldan ebe anneye Ebeler Haftası sürprizi 26 Nisan 2026 Pazar - 14:04:53 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim, aynı hastanenin doğumhanesinde görev yapan ebe annesine Ebeler Haftası dolayısıyla sürpriz yaptı. Hastanenin acil servisinde görevli pratisyen Hekim Dr. Buğra Şekerci aynı hastanede doğumhanede ebe olarak çalışan annesi Nefise Şekerci’yi ziyaret ederek çiçek takdim etti. Aynı kurumda görev yapan anne ve oğlun, aynı gün nöbetçi olmaları nedeniyle gerçekleşen buluşma duygusal anlara sahne oldu. Dr. Şekerci, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atanmasının aileleri için önemli bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, özellikle annesiyle aynı hastanede görev yapmanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Aynı kurumda farklı birimlerde sağlık hizmeti sunmanın hem mesleki hem de ailevi açıdan kendilerini motive ettiğini dile getiren Şekerci, "Atanma sürecimde annemle aynı hastanede çalışma fikri bizi heyecanlandırıyordu. Bugün de aynı gün nöbetçiyiz. Ebeler Haftası vesilesiyle anneme sürpriz yapmak istedim. Bu vesileyle başta annem olmak üzere tüm ebelerin haftasını kutluyorum" dedi. Ebe Nefise Şekerci ise 35 yıldır sağlık çalışanı olduğunu 25 yıldır ebe olarak görev yaptığını belirterek oğlunun aynı hastanede görev yapmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı kurumda birlikte hizmet vermenin kendisi için tarif edilemez bir duygu olduğunu vurgulayan Şekerci, "Bugün aynı gün 24 saat nöbetçiyiz. Oğlum bana Ebeler Günü için sürpriz yaptı. Çok mutlu oldum. Oğlumla aynı hastanede çalıştığım için gururluyum" diye konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:32 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Otizmde erken tanı ve doğru eğitim çok önemli"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:58 Uzmanı uyardı: "Otizmde erken tanı ve doğru eğitim çok önemli" 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde otizme dikkat çeken uzmanlar, otizmin erken fark edilmesi ve doğru eğitimle çocukların gelişiminde önemli ilerlemeler sağlanabileceğine ifade etti. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü Birleşmiş Milletler tarafından 2008 yılında ilan edildi. Otizmin, sosyal iletişimde güçlük, tekrarlayan davranışlar ve sınırlı ilgi alanlarıyla karakterize nörogelişimsel bir durum olduğunu belirten uzmanlar, altta yatan nedenin çoğu zaman kesin olarak bilinmediğini, genetik yatkınlık, çevresel etkenler ve nöronal gelişim farklılıklarının etkili olabileceğini ifade etti. Dil ve konuşma gelişiminde gerilik görülen çocuklarda vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyleyen uzmanlar, otizmin tedavisinde ilaçtan ziyade yoğun ve özel eğitimin temel rol oynadığını belirtti. Otizmin çocuklarda sosyal iletişiminde güçlük, tekrarlayan davranışlar ve sınırlı ilgi alanlarıyla karakterize nörogelişimsel bir hastalık olduğunu ifade eden Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Osman Vural, "Altta yatan sebep genellikle bilinmemekle birlikte çevresel faktörler, genetik yatkınlık ve nöronal gelişim bozukluğu olarak değerlendirilmektedir. Burada önemli olan ailelerin farkına varmaları, farkında olmaları gerekir. Biz otizmli çocuklarda özellikle vurgu olarak neler görüyoruz, özellikle göz teması kurmazlar. Tekrarlayan davranışlar sergilerler. İsim söylediğiniz zaman dönüp bakmazlar. Yaşıtlarının oynadıkları oyunlara ilgi duymazlar. Bunun dışında dönen cisimlere karşı aşırı ilgileri vardır. Böyle uzun süre seyredebilirler. Dil ve konuşma gelişme geriliği olduğu zaman şüphelenmek gerekir ve ilgili uzmana başvurmak gerekir. Tedavisinde ilacın yeri yoktur. Tedavi tamamen yoğun bir eğitimdir. Erken farkına varıp yoğun eğitim vermek gerekir. Tanıyı koyacak kişi çocuk ergen ve çocuk ergen psikiyatristidir. Onlar tarafından takip edilir. Tanıda klinik gözlem ve çocuk psikiyatrisinin kullandığı ados gibi ölçekler var. Bunlarla birlikte tanı konuluyor. Ailelerin bu bulgulara dikkat etmesi gerekiyor" dedi. "Onları desteklediğimiz zaman başaramayacakları bir şey yoktur" Çocukların yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Osman Vural, "Bu saydığım bulgular varsa ’boşver nasıl olsa düzelecek’ deyip üzerine düşmemezlik yapmayıp sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerekiyor. Eğer otizm tanısı almış çocuklarımız varsa onlarla yakından ilgilenilmesi gerekiyor. Onlarla konuştuğunuz zaman sürekli isimlerini zikretmeleri gerekiyor. Özellikle isim vurgusu yapmaları gerekiyor. Güzel bir şekilde tekrarlayan oyunlar yapmaları gerekiyor ki onlar onlardan daha fazla hoşlandığı için bu şekilde davranışların düzenlenmesi gerekiyor. Otizmli çocuklar bizim için değerli çocuklarımızdır. Onlar da hobileri, spor yapabilirler. Onlarla gayet iyi ilerleyebilirler. Önemli olan aile desteği ve yoğun eğitimdir. Onları desteklediğimiz zaman başaramayacakları bir şey yoktur" diye konuştu. Medicana Konya Hastanesi tarafından Dünya Otizm Farkındalık Gününde farkındalık oluşturmak amacıyla Selçuklu Otizmli Bireyler Eğitim Vakfı’nda (SOBE) bir sağlık taraması da gerçekleştirildi.
Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:47 Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor Yozgat Sağlıklı Hayat Merkezi, bünyesinde barındırdığı Çocuk Gelişimi birimiyle özel ihtiyaçlı çocuklara ve ailelerine umut olmaya devam ediyor. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla kapılarını açan merkezde ücretsiz eğitim alan Ali Asaf Kılıç’ın kat ettiği mesafe otizmin nitelikli eğitimle aşama kat edilebilir olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi, otizm spektrum bozukluğu başta olmak üzere çeşitli özel ihtiyaçları olan çocuklara kapılarını açıyor. Uzman çocuk gelişimciler eşliğinde yürütülen bireysel eğitim süreçleri, çocukların sosyal becerilerini artırmayı ve günlük hayata adaptasyonlarını sağlamayı hedefliyor. Merkezde eğitim alan çocuklardan biri olan Ali Asaf Kılıç, uzman desteğiyle gelişim basamaklarını emin adımlarla tırmanıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen oyun terapileri ve sosyal etkileşim çalışmaları sayesinde Ali Asaf’ın iletişim becerilerinde olumlu aşamalar kat edildiği gözlemlendi. "Otizmli bireylere oyun temelli yaklaşım uyguluyoruz" Merkezde görevli Çocuk Gelişimi Uzmanı Şeyma Örs, verilen hizmetin tamamen ücretsiz olduğunun altını çizerek, "Otizm spektrum bozukluğu çocuğun doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılığı olduğunu düşündüğümüz bir spektrumdur. Genel hatlarıyla göz teması kurmaması, sınırlı ilgi ve tekrarlayıcı davranışlar, yönergelere tam olarak karşılık verme, sosyal izolasyonla biz bu çocukları fark edebiliyoruz. Otizmli bireyler ve ailelerine yönelik burada oyun temelli bir yaklaşım uygulamaktayız. Bu süreçte özel eğitim süreçlerini takip ediyoruz hem de otizmli bireylere oyun temelli özel eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsiz. Ailelerimiz Türkiye’nin 81 ilinde bulunan Sağlıklı Hayat Merkezlerindeki Çocuk Gelişimi birimlerine başvurarak hem özel eğitim alanlarında destek alabilirler hem bu alanda danışmanlık alabilirler hem de çocukların gelişiminin değerlendirilmesi açısından bu alanlardan faydalanabilirler" dedi. "Aileler bu durumu fark edince uzmanlara başvurmalı" Otizm fark edildiğinde yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Örs, "Aileler çocuklarıyla ilgili farklılıkları gözlemlediğinde ne yapabilirler? Vakit kaybetmeden evlerine yakın Sağlıklı Hayat Merkezi veya hastane çocuk psikiyatrisi, çocuk doktoru gibi alanlardaki uzmanlara başvurup çocuklarıyla ilgili değerlendirme almaları ve özel eğitime başlamalarını tavsiye ediyoruz" diye konuştu. "6 haftadır geliyoruz ve oğlum harika gelişim sağladı" Ali Asaf Kılıç’ın babası Ali Kılıç, "Oğlum 800 gram doğdu ve 3 ay kuvözde büyüdü. 1 kilo 800 gram olarak bize verdiler. 2 buçuk yaşındayken atipik otizm tanısı konuldu. Özel eğitimlerimize devam ediyorduk ve burayı tavsiye üzerine aldık. Yaklaşık 6 haftadır geliyoruz ve harika bir gelişim sağladı. Eğitim mükemmel. Velilerin bu türlü yerlere gelmelerini tavsiye ederim ve çocukların eğitimini buralarda da sağlayabilirler" şeklinde konuştu. "Hizmetler ücretsiz, çok memnunuz" Ali Asaf konuşmadığı için doktorlara başvurduklarında atipik otizm tanısı konulduğunu söyleyen baba Kılıç, "Özel eğitim, ergoterapi ve dil konuşma eğitimlerine başladık. Özel eğitim rehabilitasyon merkezinde buranın var olduğunu öğrendik ve bir başvuralım dedik evladımız için. Denedik ve 6 hafta içerisinde özel eğitim ve ergoterapi ile birlikte çok güzel yol aldığımızı gördük. Halen devam ediyoruz. Eğer ki böyle yerlere ihtiyaç duyan veliler varsa özel çocuklar varsa buraya rahatlıkla gözü kapalı gelebilirler. Çok çok memnunuz. Özellikle hocamızdan çok çok memnunuz. Biz anne babaysak ebeveynsek hocamız da oğlumun ikinci anne ve babası olabilecek bir kişi. Hizmetler ücretsiz. Hiçbir ücret talep etmiyorlar, devlet karşılıyor. Çok memnunuz. Devletin de bu konuda böyle yerler açmasını daha fazla açmasını temenni ediyoruz" ifadelerine yer verdi.
Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:46 Türk Kızılay’dan Oktay Kaynarca ile kan bağışı çağrısı ’Birbirimize candan bağlıyız’ sloganıyla toplumda kan bağışı farkındalığını artırmayı hedefleyen Türk Kızılay, ünlü oyuncu Oktay Kaynarca’nın gönüllü olarak yer aldığı bir kampanya filmiyle izleyicilerin karşısına çıktı. Bir süper kahraman hikayesiyle başlayan film, asıl kahramanlığın kan bağışıyla mümkün olabileceğini çarpıcı bir biçimde aktarıyor. Gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılayan Türk Kızılay, vatandaşları düzenli kan bağışına yönlendirmek amacıyla yeni bir kampanya filmini kamuoyuyla buluşturdu. Bir kaza sahnesiyle açılan filmde, süper güçlere sahip bir karakter olarak hızla olay yerine ulaşan Kaynarca, tehlike altındaki bir baba ve kızını kurtarıyor. Ardından kurgu yerini gerçeğe bırakıyor ve izleyici asıl mesajla buluşuyor. Gerçek kahramanlık için süper güçlere ihtiyaç olmadığını vurgulayan Oktay Kaynarca, ‘Unutma, kahraman sensin’ sözleriyle izleyicileri kan bağışçısı olmaya davet ediyor. ‘Birbirimize candan bağlıyız’ kampanyasının bir parçası olarak hazırlanan film, tek bir ünite kan bağışının üç kişinin hayatına dokunabileceğini hatırlatırken, yapılan her bağışın doğaya üç fidan olarak geri kazandırıldığına da dikkat çekiyor. "Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" Kampanyaya ilişkin konuşan Oktay Kaynarca, "Kahramanlık bazen çok basit bir adımla başlar. Kan bağışı da bu adımların en değerlilerinden biri. Kan ihtiyacı her gün devam eden hayati bir gereklilik. Bugün verilen bir ünite kan, yarın bir hayat kurtarabilir. Herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet ediyorum" dedi. Türk Kızılay, kampanyaya verdiği destek için Oktay Kaynarca’nın adını memleketi Malatya’daki bir kan merkezine verecek. Usta oyuncu, merkezin açılışına da katılacak. Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır Türk Kızılay, ‘Kan acil değil, sürekli ihtiyaçtır’ yaklaşımıyla çalışmalarını sürdürürken, gönüllü bağışçıların desteğiyle 2025 yılında 3 milyon kan bağışına ulaştı ve ülke genelinde 300’den fazla mobil ve sabit ekiple kan bağışı çalışmalarına devam ediyor. Stoklarını belli bir seviyede koruyabilmek için günlük 9 bin ünite kan bağışına ihtiyaç duyan Kızılay’a, 18-65 yaş arası sağlıklı her birey yalnızca 15 dakikasını ayırarak destek olabiliyor. Kan bağışında bulunmak isteyen vatandaşlar, kendilerine en yakın kan bağışı noktası ve güncel hizmet saatlerine kanver.org adresi üzerinden ulaşabiliyor.
Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:45 Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir" Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden birinin yiyeceklerin yeterince pişirilmemesi olduğunu belirterek özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerektiğini söyledi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, artan gıda zehirlenmeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Gıda zehirlenmesinin genellikle bakteri, virüs, parazitler ve onların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucunda ortaya çıktığını aktaran Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, "Bu mikroorganizmaların mide ve bağırsak sisteminde çeşitli düzeylerde etkilere neden oluyor. Gıda tüketimi sonrasında bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş, ishal, baş dönmesi ve yutma güçlüğü gibi belirtiler başladığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sadece dışarıda hazırlanmış gıdaların değil, evde yapılan yiyeceklerin de hijyen, saklama ve pişirme şartlarına uyulmadığı takdirde zehirlenmeye yol açabilir. Kalabalık topluluklara yemek hazırlayan ve servis eden işletmeler ayrı bir öneme sahiptir. Evdeki yemekten bir kişinin zehirlenmesi dikkat çekmezken yurt, okul ve düğün gibi yerlerde yaşanan zehirlenmeler çok kişiyi etkilediği için daha önemlidir. Bu nedenle bu alanlarda yapılan denetimlerin aksatılmaması gerekiyor. Özellikle soğuk ortamda saklanması gereken mayonezli, kremalı gıdalar, süt ürünlerini içeren yiyecekler, tavuk, balık ve diğer deniz ürünlerinin tüketiminde daha dikkatli olunması gerekir. Saklama ve depolama şartları konusunda şüphe duyulduğunda restoran veya sokak satıcılarından gıda alınmaması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Gıda zehirlenmelerinde en sık görülen belirtileri de belirten Dr. Kaygusuz, "Bunlar, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ateş ve titremedir. Belirtilerin zehirlenmeye neden olan yiyeceğin tüketilmesinden birkaç saat veya birkaç gün sonra başlayabilir. Bundan dolayı da sorumlu yiyeceği bulmak zaman zaman güçleşiyor. Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir. Özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerekir. Bir diğer önemli faktör, yiyeceklerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesidir. Tavuk, et, kremalı ve çiğ yiyeceklerin vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması lazım. Gıda hazırlayan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesinin de zehirlenmeye yol açabilir. Pişirilmemiş yiyeceklerin doğrandığı tahta, zemin, bıçak ve kaşıkların her kullanım sonrası iyice temizlenmesi gerekiyor. Et doğradığınız zeminde salata yapılmamalıdır. Pişmiş gıdaların çiğ gıdalarla temasının da zehirlenmeye yol açabilir. Mikroorganizmaların protein, şeker ve tuz içeren gıdalarda kolaylıkla çoğalır. Et, et suları, salam, kremalı yiyecekler, mayonezli salatalar ile yumurtalı salataların riskli gıdalar arasında yer alıyor. Pirinç pilavının da oda sıcaklığında uzun süre bekletildiğinde zehirlenmeye yol açabileceğini, ayrıca süt tozu, puding, vanilya sosu ve kurutulmuş sebzelerdeki bazı bakterilerin toksinleri nedeniyle zehirlenme gelişebilir. Ev yapımı konservelerde bilinen en güçlü toksinlerden birinin oluşabilir. Özellikle sebze konservelerinin ölümcül risk taşıyor. Konserve zehirlenmelerinde görme bozukluğu, ışığa hassasiyet, yutkunma güçlüğü, halsizlik, bulantı, kusma ve konuşma bozukluğu gibi belirtilerin görülebilir. Bu veriler genellikle 18-36 saat sonra başlar, ancak günler hatta haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Hastalarda ilerleyen süreçte güç kaybı ve felç yaşanabilir. Besin zehirlenmeleri hastanın bağışıklık durumuna ve tüketilen etkenin miktarına bağlı olarak ölümcül olabilir. Korunma için yiyeceklerin iyi pişirilmesi, ısıtma işleminin 60-70 derece üzerinde yapılması, önceden pişirilmiş yemeklerin düşük derecede tekrar ısıtılması ve uzun süre bekletilmesi zehirlenmeyi kolaylaştırıyor. Bu nedenle yemekler soğuduktan hemen sonra buzdolabına kaldırılması ve yalnızca bir kez ısıtılması lazımdır. Ayrıca sebzelerin bol suyla iyice yıkanmasına özen gösterilmesi ve kirli olduğundan şüphe edilen suların kesinlikle içilmemesi gerekiyor" cümlelerini kullandı.
Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:37 Yozgat Sağlıklı Yaşam Merkezi özel çocuklara umut oluyor Yozgat Sağlıklı Hayat Merkezi, bünyesinde barındırdığı Çocuk Gelişimi birimiyle özel ihtiyaçlı çocuklara ve ailelerine umut olmaya devam ediyor. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla kapılarını açan merkezde ücretsiz eğitim alan Ali Asaf Kılıç’ın katettiği mesafe otizmin nitelikli eğitimle aşama kat edilebilir olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi, otizm spektrum bozukluğu başta olmak üzere çeşitli özel ihtiyaçları olan çocuklara kapılarını açıyor. Uzman çocuk gelişimciler eşliğinde yürütülen bireysel eğitim süreçleri, çocukların sosyal becerilerini artırmayı ve günlük hayata adaptasyonlarını sağlamayı hedefliyor. Merkezde eğitim alan çocuklardan biri olan Ali Asaf Kılıç, uzman desteğiyle gelişim basamaklarını emin adımlarla tırmanıyor. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen oyun terapileri ve sosyal etkileşim çalışmaları sayesinde Ali Asaf’ın iletişim becerilerinde olumlu aşamalar kat edildiği gözlemlendi. "Otizmli bireylere oyun temelli yaklaşım uyguluyoruz" Merkezde görevli Çocuk Gelişimi Uzmanı Şeyma Örs, verilen hizmetin tamamen ücretsiz olduğunun altını çizerek, "Otizm spektrum bozukluğu çocuğun doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılığı olduğunu düşündüğümüz bir spektrumdur. Genel hatlarıyla göz teması kurmaması, sınırlı ilgi ve tekrarlayıcı davranışlar, yönergelere tam olarak karşılık verme, sosyal izolasyonla biz bu çocukları fark edebiliyoruz. Otizmli bireyler ve ailelerine yönelik burada oyun temelli bir yaklaşım uygulamaktayız. Bu süreçte özel eğitim süreçlerini takip ediyoruz hem de otizmli bireylere oyun temelli özel eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Bu hizmetlerimiz ücretsiz. Ailelerimiz Türkiye’nin 81 ilinde bulunan Sağlıklı Hayat Merkezlerindeki Çocuk Gelişimi birimlerine başvurarak hem özel eğitim alanlarında destek alabilirler hem bu alanda danışmanlık alabilirler hem de çocukların gelişiminin değerlendirilmesi açısından bu alanlardan faydalanabilirler" dedi. "Aileler bu durumu fark edince uzmanlara başvurmalı" Otizm fark edildiğinde yapılması gerekenler hakkında bilgi veren Örs, "Aileler çocuklarıyla ilgili farklılıkları gözlemlediğinde ne yapabilirler? Vakit kaybetmeden evlerine yakın Sağlıklı Hayat Merkezi veya hastane çocuk psikiyatrisi, çocuk doktoru gibi alanlardaki uzmanlara başvurup çocuklarıyla ilgili değerlendirme almaları ve özel eğitime başlamalarını tavsiye ediyoruz" dedi. "6 haftadır geliyoruz ve oğlum harika gelişim sağladı" Ali Asaf Kılıç’ın babası Ali Kılıç, "Oğlum 800 gram doğdu ve 3 ay kuvözde büyüdü. 1 kilo 800 gram olarak bize verdiler. 2 buçuk yaşındayken atipik otizm tanısı konuldu. Özel eğitimlerimize devam ediyorduk ve burayı tavsiye üzerine aldık. Yaklaşık 6 haftadır geliyoruz ve harika bir gelişim sağladı. Eğitim mükemmel. Velilerin bu türlü yerlere gelmelerini tavsiye ederim ve çocukların eğitimini buralarda da sağlayabilirler" şeklinde konuştu. "Hizmetler ücretsiz, çok memnunuz" Ali Asaf konuşmadığı için doktorlara başvurduklarında atipik otizm tanısı konulduğunu söyleyen baba Kılıç, "Özel eğitim, ergoterapi ve dil konuşma eğitimlerine başladık. Özel eğitim rehabilitasyon merkezinde buranın var olduğunu öğrendik ve bir başvuralım dedik evladımız için. Denedik ve 6 hafta içerisinde özel eğitim ve ergoterapi ile birlikte çok güzel yol aldığımızı gördük. Halen devam ediyoruz. Eğer ki böyle yerlere ihtiyaç duyan veliler varsa özel çocuklar varsa buraya rahatlıkla gözü kapalı gelebilirler. Çok çok memnunuz. Özellikle hocamızdan çok çok memnunuz. Biz anne babaysak ebeveynsek hocamız da oğlumun ikinci anne ve babası olabilecek bir kişi. Hizmetler ücretsiz. Hiçbir ücret talep etmiyorlar, devlet karşılıyor. Çok memnunuz. Devletin de bu konuda böyle yerler açmasını daha fazla açmasını temenni ediyoruz" ifadelerine yer verdi. (EY-RM-
Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:32 Enfeksiyon Uzmanı Kaygusuz: "Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir" Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden birinin yiyeceklerin yeterince pişirilmemesi olduğunu belirterek özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerektiğini söyledi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, artan gıda zehirlenmeleri hakkında açıklamalarda bulundu. Gıda zehirlenmesinin genellikle bakteri, virüs, parazitler ve onların ürettiği toksinlerle kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi sonucunda ortaya çıktığını aktaran Dr. Türkkan Öztürk Kaygusuz, "Bu mikroorganizmaların mide ve bağırsak sisteminde çeşitli düzeylerde etkilere neden oluyor. Gıda tüketimi sonrasında bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş, ishal, baş dönmesi ve yutma güçlüğü gibi belirtiler başladığında mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Sadece dışarıda hazırlanmış gıdaların değil, evde yapılan yiyeceklerin de hijyen, saklama ve pişirme şartlarına uyulmadığı takdirde zehirlenmeye yol açabilir. Kalabalık topluluklara yemek hazırlayan ve servis eden işletmeler ayrı bir öneme sahiptir. Evdeki yemekten bir kişinin zehirlenmesi dikkat çekmezken yurt, okul ve düğün gibi yerlerde yaşanan zehirlenmeler çok kişiyi etkilediği için daha önemlidir. Bu nedenle bu alanlarda yapılan denetimlerin aksatılmaması gerekiyor. Özellikle soğuk ortamda saklanması gereken mayonezli, kremalı gıdalar, süt ürünlerini içeren yiyecekler, tavuk, balık ve diğer deniz ürünlerinin tüketiminde daha dikkatli olunması gerekir. Saklama ve depolama şartları konusunda şüphe duyulduğunda restoran veya sokak satıcılarından gıda alınmaması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Gıda zehirlenmelerinde en sık görülen belirtileri de belirten Dr. Kaygusuz, "Bunlar, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, ateş ve titremedir. Belirtilerin zehirlenmeye neden olan yiyeceğin tüketilmesinden birkaç saat veya birkaç gün sonra başlayabilir. Bundan dolayı da sorumlu yiyeceği bulmak zaman zaman güçleşiyor. Besin zehirlenmelerinde en önemli nedenlerden biri yiyeceklerin yeterince pişirilmemesidir. Özellikle et, tavuk ve deniz ürünlerinin iyice pişirilerek mikroorganizmalardan arındırılması gerekir. Bir diğer önemli faktör, yiyeceklerin oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesidir. Tavuk, et, kremalı ve çiğ yiyeceklerin vakit kaybetmeden buzdolabına kaldırılması lazım. Gıda hazırlayan kişilerin el hijyenine dikkat etmemesinin de zehirlenmeye yol açabilir. Pişirilmemiş yiyeceklerin doğrandığı tahta, zemin, bıçak ve kaşıkların her kullanım sonrası iyice temizlenmesi gerekiyor. Et doğradığınız zeminde salata yapılmamalıdır. Pişmiş gıdaların çiğ gıdalarla temasının da zehirlenmeye yol açabilir. Mikroorganizmaların protein, şeker ve tuz içeren gıdalarda kolaylıkla çoğalır. Et, et suları, salam, kremalı yiyecekler, mayonezli salatalar ile yumurtalı salataların riskli gıdalar arasında yer alıyor. Pirinç pilavının da oda sıcaklığında uzun süre bekletildiğinde zehirlenmeye yol açabileceğini, ayrıca süt tozu, puding, vanilya sosu ve kurutulmuş sebzelerdeki bazı bakterilerin toksinleri nedeniyle zehirlenme gelişebilir. Ev yapımı konservelerde bilinen en güçlü toksinlerden birinin oluşabilir. Özellikle sebze konservelerinin ölümcül risk taşıyor. Konserve zehirlenmelerinde görme bozukluğu, ışığa hassasiyet, yutkunma güçlüğü, halsizlik, bulantı, kusma ve konuşma bozukluğu gibi belirtilerin görülebilir. Bu veriler genellikle 18-36 saat sonra başlar, ancak günler hatta haftalar sonra da ortaya çıkabilir. Hastalarda ilerleyen süreçte güç kaybı ve felç yaşanabilir. Besin zehirlenmeleri hastanın bağışıklık durumuna ve tüketilen etkenin miktarına bağlı olarak ölümcül olabilir. Korunma için yiyeceklerin iyi pişirilmesi, ısıtma işleminin 60-70 derece üzerinde yapılması, önceden pişirilmiş yemeklerin düşük derecede tekrar ısıtılması ve uzun süre bekletilmesi zehirlenmeyi kolaylaştırıyor. Bu nedenle yemekler soğuduktan hemen sonra buzdolabına kaldırılması ve yalnızca bir kez ısıtılması lazımdır. Ayrıca sebzelerin bol suyla iyice yıkanmasına özen gösterilmesi ve kirli olduğundan şüphe edilen suların kesinlikle içilmemesi gerekiyor" cümlelerini kullandı.
Kepez’de kolon kanserine karşı bilinçlendirme eğitimi
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:01 Kepez’de kolon kanserine karşı bilinçlendirme eğitimi Kepez Belediyesi, Yaşlı Dostu Kepez Projesi kapsamında Kolon Kanseri Farkındalık Haftası’nda belediye personeline yönelik bilinçlendirme eğitimi düzenledi. Doç. Dr. Bilge Baş’ın katılımıyla gerçekleştirilen programda erken teşhisin önemi, risk faktörleri ve korunma yöntemleri detaylı şekilde ele alındı. Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi koordinasyonunda Meclis Salonu’nda düzenlenen "Kolon Kanseri Farkındalık Eğitimi" yoğun ilgi gördü. Programda kolon kanserinin sinsi ilerleyen yapısı, erken dönemde belirti vermeden gelişebilmesi ve bu nedenle düzenli taramaların hayati önem taşıdığı vurgulandı. Uzman hekim tarafından yapılan sunumda; hastalığın oluşum süreci, genetik ve çevresel risk faktörleri, beslenme alışkanlıklarının etkisi ve modern tanı yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Özellikle 50 yaş ve üzeri bireylerde görülme sıklığının arttığına dikkat çekilerek, bu yaş grubunun düzenli tarama programlarına katılmasının erken teşhis açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi. Aile öyküsü bulunan bireylerin ise kontrollerine daha erken yaşlarda başlaması gerektiği belirtildi. Eğitimde ayrıca sağlıklı ve dengeli beslenmenin, lif açısından zengin gıdaların tüketilmesinin, fiziksel aktivitenin artırılmasının ve zararlı alışkanlıklardan uzak durulmasının kolon kanseri riskini azaltmadaki etkileri ele alındı. Katılımcılara, günlük yaşamda uygulanabilecek basit ancak etkili önlemlerle hastalığa karşı korunmanın mümkün olduğu aktarıldı. Program, katılımcıların yönelttiği sorularla interaktif şekilde devam ederken, toplumda doğru bilinen yanlışların düzeltilmesine ve bilimsel, güvenilir bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkı sağladı. Eğitim sonunda katılımcıların konuya ilişkin farkındalığının arttığı gözlemlendi. Düzenlenen bu anlamlı etkinlik, Kepez Belediyesi’nin "Yaşlı Dostu Kepez" vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalar arasında yer aldı. Kepez Belediyesi, bireylerin yalnızca hastalık sürecinde değil, hastalıklar ortaya çıkmadan önce bilinçlenmesini sağlamak amacıyla bu tür eğitim ve farkındalık çalışmalarını düzenli olarak sürdürürken, her yaştan vatandaşın daha sağlıklı bir yaşam sürmesi hedefiyle çalışmalarına devam ediyor. "Erken teşhis hayat kurtarır" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ise yaptığı açıklamada, "Toplum sağlığını korumak, yerel yönetimlerin en önemli sorumluluklarından biridir. Bizler Kepez’de yalnızca hizmet üretmiyor, aynı zamanda sağlıklı yaşam bilincini de yaygınlaştırıyoruz. Erken teşhis hayat kurtarır; bu nedenle vatandaşlarımızın düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemelerini özellikle rica ediyorum. Daha sağlıklı bir Kepez için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:01 20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu Yozgat’ta yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, 20 yıldır ses tellerindeki sorun sebebiyle yaşadığı nefes darlığından Ankara’da yapılan ameliyatla kurtuldu. 20 yıl boyunca ses telleri felci nedeniyle ciddi nefes darlığı ve konuşma güçlüğü yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatla ses telleri açılan Köse’nin hem rahat nefes alması sağlandı hem de sesi korunarak sağlık sorunları giderildi. "Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp rahat bir nefes almasını sağladık" Ameliyat sonrası 20 yıldır ses telleriyle ilgili sorunlar yaşayan Menşure Köse’nin sağlık problemlerinin giderildiğini belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Acar, ’’Bu hastamız bize yaklaşık sekiz ay önce Çorum’dan geldi. Menşure Hanım’ın 20 yıl önce ses tellerindeki sıkıntı sebebiyle iki ses telinde felç meydana gelmiş ve bu yüzden ciddi sıkıntılar yaşamış. Son yıllarda da nefes alması ciddi şekilde azaldığı için hastanemize başvurdu. Bizde gerekli tahlil ve tetkik yaptıktan sonra ailesinden de müsaade alarak hastamızın ameliyatını planladık. Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp, rahat bir nefes almasını sağladık, aynı zamanda sesini de korumaya çalıştık. Yaklaşık sekiz ay oldu ameliyat olalı, şimdi kontrole çağırdık. Çok şükür her şey yolunda, hastamız iyi’’ dedi. "Hastamız toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş" Hastalığın toplumda çok nadir görüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Acar, şu ifadelere yer verdi: ’’Tiroid bezinin yanından ses tellerine giden sinirler geçer. Sinirlerin zedelenmesi kısmi veya tamamen olabilir. Bu hastamızda da tamamen bir zedelenme olmuş ve toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş. Sonrasında buna bağlı olarak da ciddi ses kısıklığı, sesin tamamen yok olma ve nefes problemleri olmuş, bu şekilde 20 yıl yaşamış. Son yıllarda kilo alması ve şikayetlerin artmasıyla nefes alamaz hale gelmiş, bize bu şikayetlerle geldi. Durumu çok kötüydü. Çeşitli ses tahlil, tetkiklerden sonra iki taraflı ses teli felci olduğuna karar verdik. Durumu hastanın kendisi ve ailesiyle paylaştık, ameliyat kararı aldık. Hastamız 3 ayda bir kontrole gelmekte ve çok şükür durumu iyi. 20 yıllık eziyet böylece son bulmuş oldu.’’ "Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış" Yıllar boyunca çektiği sıkıntıları ifade eden Menşure Köse, "Evde rahat oturamıyordum, nefes alamıyordum. Yatarken daralıyor, iş yaparken daralıyordum. Zamanla sesimin tamamını kaybettim. Sonrasında çocuklarım beni doktora götürdü. O zaman Kulak burun ve boğaz doktorları ameliyat yapacağız ve gırtlağını deleceğiz dediler, çok korktum. Birçok doktor aynı şeyi söyleyince ameliyat olmadım, gırtlağımı deldirmedim. Söylem yerindeyse artık yaşadığım hayat burnumdan geliyordu. Bir tanıdığımız bize, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniğine başvurmamızı ve burada Prof. Dr. Aydın Acar ile görüşmemizi söyledi. Bizde tavsiyesine uyarak Ankara’ya geldik ve bu hastaneye başvurduk. Sağ olsun Aydın hoca bizle çok ilgilendi. Tahliller ve tetkikler yaptılar ve ses teli felci olduğumu söylediler. Ben yine gırtlağımın delinmesinden korktum ama yaşadığım sıkıntılar yüzünden gırtlağımı delseler bile artık ameliyat olacağım dedim. Aydın hoca ve ekibi ameliyat yaptılar. Çok şükür gırtlağım delinmeden yapılan bu ameliyat bana yeni bir hayat verdi. Şu an rahat konuşabiliyorum, rahat nefes alabiliyorum. Her işimi kendim yapıyorum. Hızlı hızlı merdiven bile çıkabiliyorum. Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış’’ diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Erken teşhisin anahtarı endoskopi ve kolonoskopi"
02 Nisan 2026 Perşembe - 10:58 Uzmanı uyardı: "Erken teşhisin anahtarı endoskopi ve kolonoskopi" Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça endoskopi ve kolonoskopinin, hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavi sürecinde kritik rol oynayan iki temel işlem olduğunu belirtti. Toplumda oldukça yaygın görülen sindirim sistemi hastalıkları, erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen bir hastalık olarak göze çarpıyor. Tanı ve tedavide kullanılan modern yöntemlerin büyük önem taşıdığını ifade eden uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor. Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça endoskopi ve kolonoskopinin, hem hastalıkların erken teşhisinde hem de tedavi sürecinde kritik rol oynayan iki temel işlem olduğunu belirtiyor. Endoskopinin yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının detaylı şekilde incelenmesini sağlayan bir görüntüleme yöntemi olduğunu ileten Dr. İbrahim Emre Kurtça, "Özellikle mide ağrısı, yanma, reflü şikâyetleri, yutma güçlüğü ve açıklanamayan kilo kaybı gibi durumlarda başvurulan bu yöntem sayesinde; gastrit, ülser, reflü hastalığı ve mide tümörleri erken dönemde tespit edilebilmektedir. Ayrıca endoskopi sırasında gerektiğinde biyopsi alınabilmesi, tanı sürecini daha da güçlendirmektedir. Kolonoskopi ise kalın bağırsağın (kolon) ve rektumun incelenmesini sağlayan bir işlemdir. Özellikle kalın bağırsak kanserinin erken teşhisinde altın standart olarak kabul edilmektedir. Dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olan kolorektal kanser, erken evrede tespit edildiğinde büyük oranda tedavi edilebilmektedir. Kolonoskopi sayesinde henüz kansere dönüşmemiş polipler tespit edilip aynı işlem sırasında çıkarılabilmekte, böylece kanser gelişimi önlenebilmektedir" dedi. Kimler tarama yaptırmalı Kurtça "Hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaş ve üzerindeki bireylerin, ailesinde bağırsak kanseri öyküsü bulunanların, uzun süredir kabızlık, ishal, kansızlık veya dışkıda kan şikâyeti olanların düzenli olarak kolonoskopi yaptırmasının gerekli olduğunu ileterek, "Günümüzde gelişen teknoloji sayesinde endoskopi ve kolonoskopi işlemleri, hastanın konforu ön planda tutularak sedasyon (hafif uyku hali) eşliğinde gerçekleştirilmektedir. İşlem süresi genellikle kısa olup, hasta aynı gün günlük yaşamına dönebilmektedir" şeklinde konuştu. "Erken teşhis hayat kurtarır" Erken teşhisin tüm kanserlerde önemli olduğunu ileten Dr. İbrahim Emre Kurtça "Sindirim sistemi hastalıklarında erken teşhis, tedavi başarısını doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Endoskopi ve kolonoskopi, yalnızca mevcut hastalıkların tanısında değil, aynı zamanda henüz belirti vermemiş hastalıkların önlenmesinde de hayati rol oynamaktadır. Unutulmamalıdır ki, basit bir tarama işlemi hayat kurtarabilir" ifadelerine yer verdi.
Göz sağlığını tehdit eden sessiz tehlike
02 Nisan 2026 Perşembe - 10:44 Göz sağlığını tehdit eden sessiz tehlike Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, "Göz sağlığını tehdit eden ve sinsi ilerleyebilen bazı hastalıklar, erken dönemde fark edilmediğinde kalıcı görme kayıplarına yol açabiliyor. Baş ağrısı, görme alanında daralma ve ışık halkaları gibi belirtiler ise çoğu zaman ihmal ediliyor. Oysa bu şikayetler ciddi göz hastalıklarının habercisi olabiliyor" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Akgün Sayar, özellikle glokom (göz tansiyonu) gibi hastalıkların erken teşhis edilmediğinde geri dönüşü olmayan sonuçlara neden olabileceğini belirtti. Op. Dr. Sayar, "Hastalar genellikle baş ağrısı ya da ışıkların etrafında halka görme gibi şikayetleri farklı nedenlere bağlayabiliyor. Ancak bu belirtiler göz içi basıncının artmasına bağlı olarak gelişen ciddi hastalıkların işareti olabilir" dedi. Erken dönemde belirti vermeden ilerleyebilen göz hastalıklarının, rutin göz muayeneleriyle tespit edilebildiğini vurgulayan Sayar, özellikle 40 yaş üstü bireylerin, ailesinde göz tansiyonu öyküsü bulunanların ve diyabet gibi kronik hastalığı olanların düzenli kontrol yaptırması gerektiğini ifade etti. Görme alanında daralma, ani gelişen baş ağrısı, bulanık görme ve ışık halkaları gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Akgün Sayar, "Erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesi durdurulabilir ve görme kaybı önlenebilir. Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Op. Dr. Akgün Sayar, toplumda göz sağlığı konusunda farkındalık oluşturmanın önemine dikkat çekerek, düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlattı.
’Adet ağrısı normaldir’ algısı, kadınların tanı almasını geciktiriyor
02 Nisan 2026 Perşembe - 09:56 ’Adet ağrısı normaldir’ algısı, kadınların tanı almasını geciktiriyor Endometriozisin üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkilediğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sehtap Nazlı Kılıç Çetin, kronik pelvik ağrı şikâyeti olan kadınlarda bu oranın yüzde 30-50’ye, infertilite grubunda ise yüzde 40’a kadar yükseldiğini söyledi. Dünya genelinde yaklaşık 190 milyon kadının bu hastalıktan etkilendiğinin tahmin edildiğini ifade eden Çetin, ’Adet ağrısı normaldir’ algısının tanıyı geciktirdiğine dikkat çekti. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sehtap Nazlı Kılıç Çetin, endometriozisin, rahim içini döşeyen endometrium dokusunun rahim dışında yumurtalıklar, tüpler, bağırsaklar ve nadiren akciğer gibi farklı organlarda yerleşmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Çoğunlukla şiddetli adet ağrısı ile ortaya çıkıyor Hastalığın çoğu zaman şiddetli ağrı ile kendini gösterdiğini ancak belirtilerin kişiden kişiye değişebildiğini vurgulayan Çetin, şu ifadeleri kullandı: "Şiddetli adet ağrısı (dismenore), cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni), kronik pelvik ağrı, bağırsak ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler, infertilite, yoğun ve düzensiz adet kanamaları en sık görülen belirtiler arasında yer alır. Burada özellikle vurgulanması gereken nokta şudur; ‘Adet ağrısı normaldir’ algısı, birçok kadının yıllarca bu hastalıkla tanı almadan yaşamasına neden olmaktadır. Günlük yaşamı kısıtlayan ağrı mutlaka bir kadın doğum uzmanı tarafından değerlendirilmelidir." Tanıda vajinal muayene ve görüntüleme önemli Endometriozis tanısının günümüzde giderek daha fazla "klinik tanı" olarak kabul edildiğini belirten Çetin, jinekolojik (vajinal) muayenenin bu açıdan önemli bir yer tuttuğunu söyledi. Muayene sırasında rahim ve çevre dokuların değerlendirildiğini, hassasiyet, nodül veya kitle varlığının araştırıldığını ifade eden Çetin, vajinal ultrasonografi ile yumurtalık kistleri ve diğer bulguların ayrıntılı olarak incelendiğini kaydetti. Bu yöntemlerin tanıyı desteklediğini belirten Çetin, kesin tanının gerektiğinde laparoskopi ile konulduğunu, manyetik rezonans görüntülemenin ise kompleks olgularda hastalığın yayılımını değerlendirmede önemli katkı sağladığını dile getirdi. Laparoskopinin tanının kesin olarak doğrulanmasını sağlayan altın standart yöntem olarak kabul edildiğini belirten Çetin, ancak her hastada tanı amacıyla uygulanmasının önerilmediğini, güncel yaklaşımda cerrahi işlemlerin yalnızca seçilmiş olgularda tercih edildiğini, çoğu hastada tanının muayene ve görüntüleme bulgularına göre konulduğunu ifade etti. Tedavide amaç: Ağrıyı azaltma ve doğurganlığı koruma Endometriozis tedavisinde amacın ağrıyı azaltmak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve çocuk sahibi olma ihtimalini korumak olduğunu belirten Çetin, birçok hastada ilk tercihin ilaç tedavisi olduğunu söyledi. Bu tedavilerin, vücuttaki bazı hormonları dengeleyerek hastalığın etkilerini azaltmayı hedeflediğini ifade eden Çetin, şu bilgileri paylaştı: "Doğum kontrol hapları düzenli veya sürekli şekilde kullanılabilmektedir. Progesteron içeren ilaçlar hastalığın büyümesini baskılayabilmektedir. Hormonlu spiral (rahim içi araç) hem ağrıyı azaltmaya hem de hastalığı kontrol altına almaya yardımcı olabilmektedir. Daha güçlü hormon düzenleyici iğne veya ilaçlar da bazı durumlarda tercih edilmektedir." Bu tedavilerin özellikle ağrı şikâyetlerini azaltmada etkili olduğunu ve çoğu hastada ameliyata gerek kalmadan kontrol sağlanabildiğini belirten Çetin, ilaçlara rağmen geçmeyen şiddetli ağrı, yumurtalıklarda büyük kist oluşumu, hastalığın bağırsak veya idrar yolları gibi organları etkilemesi ya da çocuk sahibi olamama gibi durumlarda cerrahi tedavinin planlanması gerektiğini söyledi. Bu durumlarda kapalı yöntemle yapılan ameliyatların tercih edildiğini ifade eden Çetin, ameliyatla hastalıklı dokuların temizlenebildiğini ve bunun bazı hastalarda şikâyetleri belirgin şekilde azaltabildiğini dile getirdi. Ameliyat kararı dikkatle verilmeli Ancak her ameliyatın riskleri bulunduğunu hatırlatan Çetin, özellikle yumurtalıklar üzerinde yapılacak işlemlerin ileride çocuk sahibi olma ihtimalini etkileyebileceğini, bu nedenle ameliyat kararının dikkatle verilmesi ve mümkünse deneyimli ekipler tarafından uygulanması gerektiğini vurguladı. Endometriozisin uzun süreli bir hastalık olabildiğini belirten Çetin, burada amacın hastanın yaşam kalitesini artırmak ve şikâyetlerini kontrol altında tutmak olduğunu söyledi. Hastalığın kronik ve nüks eğilimi yüksek olduğunu ifade eden Çetin, cerrahi sonrası 5 yıl içinde nüks oranlarının yüzde 20-40 arasında bildirildiğini, bu nedenle uzun dönem medikal tedavilerin büyük önem taşıdığını kaydetti. Psikolojik, sosyal ve ekonomik etkileri de var Endometriozisin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Çetin tanı gecikmesi, heterojen klinik seyir ve tedaviye rağmen nüks oranlarının yüksekliğinin hastalık yönetimini zorlaştırdığını ifade etti. Hastalığın yalnızca fiziksel değil psikolojik, sosyal ve ekonomik etkilerinin de bulunduğunu vurgulayan Çetin, kadınlarda iş gücü kaybı, sosyal izolasyon ve depresyon gibi sorunlara yol açabildiğini söyledi. Endometriozisin milyonlarca kadının yaşamını etkileyen ancak hâlâ yeterince konuşulmayan bir hastalık olduğunu belirten Çetin, erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini, bunun yolunun ise toplumsal farkındalıktan geçtiğini sözlerine ekledi.