SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
Anne sütü hem bebeğe hem anneye şifa
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:58 Anne sütü hem bebeğe hem anneye şifa Sivas Medıcana Hastanesi’nde görevli Op. Dr. Nadir Cömert, annenin bebeğini emzirmesinin bebeğin gelişimine büyük katkı sağladığı gibi annenin sağlığı açısından da büyük önem taşıdığını belirterek, emziren annelerde meme, rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma riski ile kemik erimesi oranının düştüğünü ifade etti. Bebek sağlığı ve gelişimi için önemli olan anne sütü, anneye de fayda sağlıyor. Sadece bebek için değil anne için de önemli olan emzirme, doğum sonrası iyileşmeyi ve doğum sonrası kilo vermeyi hızlandırıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nadir Cömert, "Emzirmek, anne ile bebek arasında özel bir bağın kurulmasına yardımcı olur. Diğer yandan da emziren annelerde meme, rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma riski ile kemik erimesi oranı düşer. Emziren anneler karşılaştıkları herhangi bir strese karşı daha yumuşak tepkiler geliştiririr. Emziren annenin serum kortizol ve adrenalin düzeyi emzirmeyen annelere göre anlamlı bir düşüş gösterir. Bu durum annenin emzirme döneminde psikolojik olarak rahatlamasını sağlar" dedi. "Doğum sonrası iyileşme süreci hızlanır" Emzirmenin anne sağlığını koruduğunu söyleyen Op. Dr. Cömert, "Emzirme meme, rahim, yumurtalık kanseri ve kemik erimesi riskini düşürür. Emzirme sürecindeki düşük östorojen seviyesi meme kanseri riskini azaltır. Yapılan araştırmalar, 30 yaşından önce doğum yapan ve bir yıl ya da daha fazla süreyle emziren kadınların yumurtalık kanserine yakalanma riskinde belirgin bir azalma olduğunu göstermektedir. Emzirmenin özellikle ilk altı ayında prokollejen, karboksil peptitin (PICP) arttığı tespit edilmiş, kemik yıkımı belirteçlerinin gerilediği gösterilmiştir. Bu da emziren annelerde kemik erimesi görülme sıklığını çok azaltır. Emzirmek, annenin doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırır. Emzirmeyle birlikte salınan oksitosin hormonu anne rahminin kasılmalarını artırarak doğum yapan annenin kanamasını azaltır. Emziren annelerde kanama daha az olduğundan uzun dönemde kansızlığa bağlı halsizlik, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi şikayetler daha az görülür" dedi. "Hamilelik kilolarını vermeyi kolaylaştırır" Emziren annelerin doğum sonrası daha kolay kilo verebileceğini söyleyen Cömert, "Emzirme annenin günlük enerji gereksinimini yaklaşık 500 kalori artırır. Bu artan kalori ihtiyacının bir kısmı annenin yediklerinden karşılanırken, bir kısmı gebelikte depolanan yağlardan karşılanır. Bu da annenin gebelik sırasında aldığı fazla kiloların kaybına yol açar. Tüm bunların yanında düzenli emziren bir kadın, gebelikten sonra 10 hafta boyunca gebelikten korunabilir. Emzirmeyen annelerde ise doğumdan 6 hafta sonra gebelik oluşabilir" dedi.
Kadınlarda daha sık görülüyor, 5 durumda ameliyat kaçınılmaz oluyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:27 Kadınlarda daha sık görülüyor, 5 durumda ameliyat kaçınılmaz oluyor Kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 10 kat daha sık görülen tiroid hastalıklarında, bazı durumlarda cerrahi müdahale kaçınılmaz hale geliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Barış Özcan, tiroid hastalıklarının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli bilgiler verdi. Tiroid bezinin boynun ön kısmında yer alan kelebek şeklinde bir endokrin organ olduğunu belirten Op. Dr. Barış Özcan, bu bezin vücuttaki birçok sistemi etkileyen T3 ve T4 hormonlarını salgıladığını ifade etti. Hormon dengesizliğiyle birlikte çeşitli tiroid hastalıklarının gelişebileceğini söyleyen Özcan, belirtiler arasında sinirlilik, boyunda şişlik, yorgunluk, kilo değişiklikleri ve uyku problemlerinin yer aldığını dile getirdi. "Tiroid nodüllerinin yüzde 95’i iyi huylu" Tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğunun iyi huylu olduğunu vurgulayan Özcan, "Nodüllerin yüzde 90-95’i iyi huyludur ancak bazıları kanser riski taşıyabilir. Erken tanı bu noktada hayati önem taşır. Şüpheli nodüllerde ‘İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB)’ ile hücre örneği alınarak değerlendirme yapılır" dedi. Biyopsinin her nodül için şart olmadığını belirten Özcan, "Ultrasonda şüpheli bulgular varsa, nodül çapı 1 cm’den büyükse, ailede tiroid kanseri öyküsü mevcutsa ya da hastada geçmişte radyasyon maruziyeti varsa biyopsi önerilir" ifadelerini kullandı. Cerrahiyi gerektiren durumlar Tiroid hastalıklarının tedavisinde cerrahinin her zaman ilk seçenek olmadığını, ancak bazı durumlarda zorunlu hale geldiğini ifade eden Op. Dr. Barış Özcan, tiroid kanseri tanısı konulan hastalarda cerrahinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Biyopsi sonucunda kanser şüphesi bulunan veya kesin tanı konulamayan nodüllerde de cerrahinin tercih edilebileceğini söyleyen Özcan, özellikle soluk almayı veya yutmayı zorlaştıran büyük nodüllerin de ameliyatla alınmasının gerekebileceğini aktardı. Ayrıca, ilaç tedavisine yanıt vermeyen hipertiroidi vakalarında cerrahinin bir tedavi seçeneği haline geldiğini dile getiren Özcan, boyunda belirgin şişlik oluşturarak estetik kaygı oluşturan nodüllerin de cerrahi müdahale ile alınabildiğini kaydetti. Tiroid hastalıklarının özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Özcan, düzenli kontrollerin ve erken tanının önemine vurgu yaptı.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı: "Bacak ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir"
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:09 Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı: "Bacak ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, kalp krizi belirtileri ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, yürürken bacaklarda ağrı, uyuşma ve kramp gibi şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek, bunların Periferik Arter Hastalığı (PAH) adı verilen ciddi bir damar rahatsızlığının belirtisi olabileceğine dikkat çekti. "Periferik arter hastalığı sadece bacakları ilgilendiren bir sorun değildir" Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yazıcı, "Bacak damarlarında tıkanıklık varsa, bu durum genellikle kalp damarlarında da sorun olduğuna işaret eder. Yani periferik arter hastalığı olan bir kişinin kalp krizi veya felç riski de yüksektir. Sigara kullanımı, hipertansiyon (yüksek tansiyon), yüksek kolesterol, diyabet (şeker hastalığı), 50 yaş ve üzeri bireyler, tedavi ameliyatsız da olabiliyor" dedi. Uzm. Dr. Yazıcı, erken teşhis edilen vakalarda ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle başarılı sonuçlar alındığını belirtti. Belirtilerle ilgili konuşan Uzm. Dr. Yazıcı, "Yürürken bacakta ağrı ya da kramp oluşuyorsa, dinlenince geçen ağrılar sık sık tekrarlıyorsa, sigara kullanıyor, hipertansiyon veya diyabet hastasıysanız 50 yaş üstüyseniz ve hareketsiz bir yaşamınız varsa zaman kaybetmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurun. Periferik arter hastalığı sessiz ilerleyen ama ölümcül olabilen bir tablodur. Bu nedenle, özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli kalp-damar kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşır. Erken tanı, hem hayat kurtarır hem de yaşam kalitesini artırır" diye konuştu.
Genç yaşlarda apandis kanseri sıklığı artıyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:49 Genç yaşlarda apandis kanseri sıklığı artıyor Sıradan bir karın ağrısı veya apandisit şüphesi, nadir görülen bir tümörün habercisi olabilir. Doç. Dr. Hüsnü Aydın, genellikle apandisit ameliyatı sonrası patolojiyle anlaşılan bu kanserin özellikle gençlerde arttığını belirterek, erken tanı ve multidisipliner bir yaklaşımın hayati olduğunu vurguladı. Toplumda oldukça nadir görülen bir tümör olan apandis kanseri, son yıllarda özellikle genç yaş gruplarında endişe verici bir artış gösteriyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüsnü Aydın, 1980-85 doğumlu bireylerde vaka oranlarının 3 ila 4 kat arttığına dikkat çekti. Doç. Dr. Aydın, bu kanser türünde erken teşhisin kritik rol oynadığını belirtti. Nöroendokrin tümörler gençlerde daha sık Apandis kökenli kanserlerin farklı alt tiplere ayrıldığını dile getiren Doç. Dr. Hüsnü Aydın, klinik pratikte en sık karşılaşılanların nöroendokrin tümörler, adenokarsinomlar ve müsinöz tümörler olduğunu söyledi. Bu gruplar arasında en sık görülen nöroendokrin tümörlerin genellikle genç bireylerde ortaya çıktığını ve daha iyi seyirli olduğunu belirten Doç. Dr. Aydın, "Adenokarsinomlar ise daha ileri yaşlarda görülür ve daha agresif seyredebilir. Müsinöz tipteki tümörler ise müsin salgılayarak karın zarına yayılım yapabilir" dedi. Tanı, çoğu zaman ameliyat sonrası konuyor Bu kanser türlerinin büyük çoğunluğunun, klasik bir apandisit vakası sanılarak yapılan ameliyatların ardından tesadüfen ortaya çıktığını söyleyen Doç. Dr. Aydın, "Genellikle hastaya apandisit tanısıyla ameliyat yapılır. Patoloji incelemesinde ise kanser tespit edilir. Bu yüzden ameliyat sonrası çıkan patoloji raporu mutlaka dikkatle incelenmeli, hasta doktorundan bu konuda bilgi almalıdır" ifadelerini kullandı. Tek başına apandisit ameliyatı yeterli olmayabilir Apandisit kanserlerinde hastalığın yayılım durumunun tedavi planını belirlediğini ifade eden Doç. Dr. Aydın, "Erken evredeki vakalarda apandektomi yani yalnızca apandisin alınması yeterli olabiliyor. Ancak bazı hastalarda kanserin bir kısmı vücutta kalabiliyor. Güdük dediğimiz kalan parçada kanserli hücre varsa hastalık tekrar edebilir. Özellikle müsinoztipteki kanserler karın zarına yayılıp vücudun farklı bölgelerini etkileyebilir. Adenokanserler ise lenf nodlarına ve bağırsaklara yayılım gösterebilir. Hastalar mutlaka bir tümör konseyinde değerlendirilmeli. Cerrahi, onkoloji ve patoloji uzmanları birlikte karar verirse hastaya en uygun tedavi planı yapılabilir. Erken teşhis ve doğru tedaviyle apandisit kanserlerinde başarı oranı yüksektir" şeklinde konuştu.
"Emzirme alışkanlıkları bebeklerde gaz sancısına yol açabilir"
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:39 "Emzirme alışkanlıkları bebeklerde gaz sancısına yol açabilir" Emzirme yönteminin veya annenin beslenmesinin gaz sancısını etkileyebildiğinin altını çizen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Çakmak, "Emzirme sırasında bebek çok hava yutuyorsa veya anne süt akışı çok hızlıysa gaz şikâyeti artabilir. Bazı bebekler, annenin süt ürünleri veya gaz yapıcı yiyecekleri (lahana, baklagiller, soğan gibi) fazla tüketmesine hassas olabilir. Ancak bu hassasiyet her bebekte aynı şekilde görülmez" dedi. Bebeklik döneminde ailelerin en sık karşılaştığı zorluklar arasında gaz sancısı öne çıkıyor. Kolik olarak da bilinen bu durum, hem bebekte hem de ailede büyük stres oluşturabiliyor. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Çakmak, bebeklerde gaz sancısı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu. "Her 10 bebekten 2-3’ünde görülebilir" Gaz sancısının bebeklerde ne sıklıkta görüldüğünden bahseden Uzm. Dr. Çakmak, "Gaz sancısı, sağlıklı bir bebekte günde en az 3 saat süren, haftada 3 günden fazla görülen ve genellikle belirli saatlerde tekrarlayan ağlama nöbetleriyle tanımlanır. Her 10 bebekten 2-3’ünde görülür. Hem kız hem erkek bebeklerde, hem anne sütüyle hem de mama ile beslenen bebeklerde ortaya çıkabilir. Gaz sancısı genellikle 2-3. haftalarda başlar, 6-8. haftalarda zirve yapar ve 3-4. aya doğru kendiliğinden azalır. Nadiren 5-6 aya kadar devam edebilir" diye konuştu. "Gaz sancısı sebepleri" Gaz sancısına sebep olan etkenlere değinen Uzm. Dr. Çakmak, "En yaygın nedenlerden biri sindirim sisteminin henüz tam olgunlaşmamış olmasıdır. Bunun yanı sıra, bağırsaklarda normal gaz birikimi, beyin-bağırsak iletişiminin tam oturmamış olması, duyusal aşırı uyarılma ve bazı bebeklerde genetik yatkınlık da rol oynayabilir" şeklinde konuştu. "Emzirme şekli önemli" Emzirme şeklinin veya annenin beslenmesinin gaz sancısını etkileyebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Çakmak, "Emzirme sırasında bebek çok hava yutuyorsa veya anne süt akışı çok hızlıysa gaz şikâyeti artabilir. Bazı bebekler, annenin süt ürünleri veya gaz yapıcı yiyecekleri (lahana, baklagiller, soğan gibi) fazla tüketmesine hassas olabilir. Ancak bu hassasiyet her bebekte aynı şekilde görülmez. Bazı çalışmalarda formül mama ile beslenen bebeklerde kolik şikâyetinin daha sık olduğu bildirilmiştir. Bunun nedeni mamanın sindiriminin daha zor olması ya da biberonla hava yutulması olabilir. Ancak tüm mama kullanan bebeklerde mutlaka gaz sancısı olacak diye bir kural yoktur" dedi. "Gaz sancısına iyi gelen öneriler" Uzm. Dr. Çakmak, gaz sancısı olan bir bebeğin ağrısını hafifletmek için neler yapılabileceğini şöyle sıraladı: "Karnına saat yönünde yapılan yumuşak masaj, ılık banyo, bebeği kucağa alıp hafifçe sallamak, ayaklarını bisiklet çevirme hareketiyle oynatmak ve ’Bebek kangurusu’ gibi dik pozisyonlarda taşımak gibi yöntemler rahatlatıcı olabilir." "Bebeğin tepkileri gözlemlenmeli" Masaj, sıcak uygulama ya da pozisyon değiştirme yöntemleri ne kadar etkili olduğunu anlatan Uzm. Dr. Çakmak, "Bu yöntemler, çoğu bebekte kısa süreli rahatlama sağlar. Ancak her bebeğin tepkisi farklıdır. Deneme-yanılma yöntemiyle en uygun yöntem belirlenebilir. Ailelerin sabırlı olması ve bebeğin tepkilerini gözlemlemesi önemlidir" açıklamasında bulundu. "Probiyotikler faydalı olabilir" Bazı gaz damlalarının ve probiyotiklerin klinik çalışmalarda faydalı bulunduğunu dile getiren Uzm. Dr. Çakmak, "Özellikle Lactobacillus reuteri içeren probiyotiklerin bazı bebeklerde ağlama süresini azalttığı gösterilmiştir. Bitkisel çözümler (rezene, papatya vs.) dikkatli kullanılmalı, özellikle 6 aydan küçük bebeklerde doktor onayı olmadan verilmemelidir" dedi. "Ateş ve kusma varsa doktora gidilmeli" Hangi durumlarda doktora başvurulması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Çakmak, "Sadece gaz ağrısıyla açıklanamayacak durumlarda (ateş, kusma, kanlı dışkı, aşırı huzursuzluk, beslenme reddi) mutlaka doktora başvurulmalıdır. Gaz sancısının normalden farklı olup olmadığı ancak hekim değerlendirmesiyle anlaşılabilir. Çoğu bebekte gaz sancısı zamanla kendiliğinden geçer. Tedaviye değil, zaman ve sabra ihtiyaç duyulur. Ancak yukarıda belirtilen uyarı işaretleri varsa doktora başvurmak gerekir" ifadelerini kullandı. "Destek almaktan çekinilmemeli" Ailelerin bu dönemi nasıl yönetmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Çakmak, "Bu süreç hem bebek hem de aile için zorludur. Ebeveynlerin suçluluk hissetmeden, destek almaktan çekinmeden bu süreci paylaşması çok önemlidir. Gerekirse bir aile büyüğünden yardım alınmalı, nöbetleşe uyuma planları yapılmalı ve destek gruplarıyla iletişim kurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu geçici bir süreçtir" dedi. "Ebeveynlere tavsiyeler" Uzm. Dr. Çakmak, ailelere şu önerilerde bulundu: "Bebeğinizin ağlaması sizin iyi bir ebeveyn olmadığınızı göstermez. Bebeğinizin en çok rahatladığı yöntemleri keşfedin. Kendi sağlığınızı ihmal etmeyin; siz ne kadar iyiyseniz bebeğiniz de o kadar iyi olur. Bu dönemin geçici olduğunu unutmayın."
Dumansız Çanakkale için ekipler sahada
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:30 Dumansız Çanakkale için ekipler sahada Çanakkale’de tütün kullanımını bırakmak isteyen vatandaşlara Sağlık Bakanlığının sağlamış olduğu destekleri anlatmak ve dumansız hava sahası denetimlerini gerçekleştirmek için İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri denetimlerine devam ediyor. Türkiye’de tütünle mücadelenin 16’ncı yılında "Sağlıklı Yaş Almak, Sağlıkla Yaşlanmak için Dumansız Türkiye" sloganı ile çalışmalar devam ediyor. Dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanırken, küresel bir salgın olan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Pasif içicilikten ise dünyada her yıl yaklaşık 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Tütün bağımlılığı toplumun tamamına sağlık, sosyal ve ekonomik zararlar veriyor. Bu yüzden vatandaşları bilinçlendirmek için Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle sahada hem tütün ürünlerini bırakmak isteyenlere yönelik bilgilendirme yapıyorlar hem de dumansız hava sahalarının kontrollerini sağlıyor. Denetimleri alanda yakından takip eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var" şeklinde konuştu. "Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor" Türkiye’de yürütülen tütünle mücadelenin 16 yıldır sürdüğünü ifade eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Tütünle mücadelede 16’ncı yıl. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor. Sağlık Bakanlığımızın İçişleri Bakanlığımızla beraber ortaklaşa yürüttüğü dumansız Türkiye, kapalı alanlarda sigarayla mücadele ve sigarayı bırakma polikliniklerinin etkin hale getirilmesi kapsamında saha çalışmalarımız devam etmekte. Buradan bizi dinleyen tüm vatandaşlarımızın bu konuda desteklerini ve hassasiyetlerini bize vermelerini bekliyoruz. Sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımız Çanakkale’nin her yerinde ücretsiz olan sigara bırakma polikliniklerine davet ediyoruz. Aile hekimlerimizle iletişim kurarak İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Toplum Sağlığı merkezlerimize başvurarak ilaçlı ya da psikoterapi kapsamında sigardan kurtulabilirler. Hem maddi hem de tıbbi olarak bu bir külfet. Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var. Çoğu kişi de sigara içmemesine rağmen sigaraya bağlı etkilerden hayatını kaybetmekte. Biz bunların yaşanmasını istemiyoruz" dedi. "Sigara bırakmanın bir toplum kampanyasına dönüşmesi için vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz" Çanakkale’de tütün ile mücadeleye vatandaşın destek vermesi ve bu mücadeleyi benimsemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Çanakkaleli vatandaşlarımızı sigara illetinden ve bağımlılığından kurtarmak için çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu kapsamda Çanakkale ilinin tüm ilçelerinde ücretsiz sigara bırakma polikliniklerimiz mevcut. Bunu nasıl yapacaklar? En yakın aile hekimliklerine giderek ya da ilçe sağlık müdürlüğü toplum sağlığı merkezine giderek kendisi ve yakını için nasıl sigara bırakması gerektiğini öğrenebilir. Bu sigaradan hepimizin bildiği gibi binlerce sağlık sorunu çıkabiliyor. Sevdiklerinizden uzak kalmamak maddi külfetlerden de kurtulmak için bunun bir toplum kampanyasına dönüşmesi için tüm desteği vatandaşlardan beklemekteyiz" ifadelerini kullandı. "Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye" Tütünle mücadele çerçevesinde denetimlerin tüm kapalı alanlarda titizlikle gerçekleştiğini aktaran Op. Dr. Baştürk, sözlerine şöyle devam etti: "Bununla birlikte nasıl eskiden kapalı alanlarda sigara çok fazla kullanılıyordu. Otobüste bile sigara içildiğini sigara içenler hatırlayacaktır. İleride de bu günler bu yanlışı nasıl yapmışız diye düşünmemek için biz sahada denetimlerimizi arttırdık. Tüm kapalı alanlarda, lokanta, restoran, kahvehanelerde kapalı alanlarda sigara denetimini, çok kıymetli sağlık çalışanları, profesyonellerimizle yapıyoruz. Ben Çanakkale esnafından ve Çanakkale halkından da tam destek beklemekteyim. Sahada denetimlerimiz artacak. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye."
Dumansız Çanakkale için ekipler sahada
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:29 Dumansız Çanakkale için ekipler sahada Çanakkale’de tütün kullanımını bırakmak isteyen vatandaşlara Sağlık Bakanlığının sağlamış olduğu destekleri anlatmak ve dumansız hava sahası denetimlerini gerçekleştirmek için İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri denetimlerine devam ediyor. Türkiye’de tütünle mücadelenin 16’ncı yılında "Sağlıklı Yaş Almak, Sağlıkla Yaşlanmak için Dumansız Türkiye" sloganı ile çalışmalar devam ediyor. Dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanırken, küresel bir salgın olan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Pasif içicilikten ise dünyada her yıl yaklaşık 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Tütün bağımlılığı toplumun tamamına sağlık, sosyal ve ekonomik zararlar veriyor. Bu yüzden vatandaşları bilinçlendirmek için Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle sahada hem tütün ürünlerini bırakmak isteyenlere yönelik bilgilendirme yapıyorlar, hem de dumansız hava sahalarının kontrollerini sağlıyor. Denetimleri alanda yakından takip eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var" şeklinde konuştu. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor Türkiye’de yürütülen tütünle mücadelenin 16 yıldır sürdüğünü ifade eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Tütünle mücadelede 16’ncı yıl. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor. Sağlık Bakanlığımızın İç İşleri Bakanlığımızla beraber ortaklaşa yürüttüğü dumansız Türkiye, kapalı alanlarda sigarayla mücadele ve sigarayı bırakma polikliniklerinin etkin hale getirilmesi kapsamında saha çalışmalarımız devam etmekte. Buradan bizi dinleyen tüm vatandaşlarımızın bu konuda desteklerini ve hassasiyetlerini bize vermelerini bekliyoruz. Sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımız Çanakkale’nin her yerinde ücretsiz olan sigara bırakma polikliniklerine davet ediyoruz. Aile hekimlerimizle iletişim kurarak İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Toplum Sağlığı merkezlerimize başvurarak ilaçlı ya da psikoterapi kapsamında sigardan kurtulabilirler. Hem maddi hem de tıbbi olarak bu bir külfet. Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var. Çoğu kişi de sigara içmemesine rağmen sigaraya bağlı etkilerden hayatını kaybetmekte. Biz bunların yaşanmasını istemiyoruz" dedi. Sigara bırakmanın bir toplum kampanyasına dönüşmesi için vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz Çanakkale’de tütün ile mücadelede vatandaşın destek vermesi ve bu mücadeleyi benimsemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Çanakkaleli vatandaşlarımızı sigara illetinden ve bağımlılığından kurtarmak için çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu kapsamda Çanakkale ilinin tüm ilçelerinde ücretsiz sigara bırakma polikliniklerimiz mevcut. Bunu nasıl yapacaklar? En yakın aile hekimliklerine giderek ya da ilçe sağlık müdürlüğü toplum sağlığı merkezine giderek kendisi ve yakını için nasıl sigara bırakması gerektiğini öğrenebilir. Bu sigaradan hepimizin bildiği gibi binlerce sağlık sorunu çıkabiliyor. Sevdiklerinizden uzak kalmamak maddi külfetlerden de kurtulmak için bunun bir toplum kampanyasına dönüşmesi için tüm desteği vatandaşlardan beklemekteyiz" ifadelerini kullandı. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye Tütünle mücadele çerçevesinde denetimlerin tüm kapalı alanlarda titizlikle gerçekleştiğini aktaran Op. Dr. Göktürk sözlerine şöyle devam etti; "Bununla birlikte nasıl eskiden kapalı alanlarda sigara çok fazla kullanılıyordu. Otobüste bile sigara içildiğini sigara içenler hatırlayacaktır. İleride de bu günler bu yanlışı nasıl yapmışız diye düşünmemek için biz sahada denetimlerimizi arttırdık. Tüm kapalı alanlarda, lokanta, restoran, kahvehanelerde kapalı akanlarda sigara denetimini çok kıymetli sağlık çalışanları, profesyonellerimizle yapıyoruz. Ben Çanakkale esnafından ve Çanakkale halkından da tam destek beklemekteyim. Sahada denetimlerimiz artacak. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye." (HÇ-
Uzmanından kadınlara yaz uyarısı: "Islak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmayın"
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:09 Uzmanından kadınlara yaz uyarısı: "Islak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmayın" Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Sarı Demir, ıslak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmanın vajinal bölgenin nemli kalmasına ve mantar başta olmak üzere enfeksiyon riskinin artmasına neden olduğu söyledi. Yaz mevsimi keyifli bir tatil ve bolca dinlenme anlamına gelirken, kadınlar için bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Sıcaklık ve nemin artması, özellikle vajinal bölgede bakteri ve mantarların üremesi için uygun ortamlar oluşturuyor. Deniz, havuz ve plaj keyfi sırasında dikkat edilmeyen bazı alışkanlıklar, vajinal enfeksiyonların gelişme riskini artırabiliyor. Vajinanın doğal florasında bulunan faydalı bakteriler, bu bölgede zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engelliyor. Buradaki dengenin enfeksiyonlardan korunmada kritik bir rol oynadığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Sarı Demir, yaz aylarında sık görülen vajinal enfeksiyonlardan korunmak için önerilerde bulunuyor. "Islak mayo ve bikiniyle beklemeyin" Dr. Sevgi Sarı Demir, deniz ya da havuz sonrası ıslak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmanın vajinal bölgenin nemli kalmasına ve mantar başta olmak üzere enfeksiyon riskinin artmasına neden olduğu belirterek, "Bu yüzden deniz veya havuzdan çıktıktan sonra mayo ve bikini altınızı mümkün olduğunca kısa sürede kuru olanla değiştirmeye özen gösterin. Özellikle yaz aylarında sık duş almak hijyen açısından yeterlidir. Sanılanın aksine, genital bölgenin sık sık ve sabunla temizlenmesi, bölgedeki koruyucu bakterileri azaltarak enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, sadece su ile ve gerektiği kadar temizlik yapılması önerilir. İntim temizlik ürünleri de fazla kullanıldığında vajinal pH dengesini bozabilir" dedi. "Pamuklu iç çamaşırı giyin" Sentetik kumaşların yapıları nedeniyle bölgenin hava almasını engelleyip nemin hapsolmasına yol açtığını belirterek Dr. Demir, "Pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve iç çamaşırını günlük olarak değiştirmek, genital bölgenin kuru ve sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Yaz aylarında dar pantolon veya tayt gibi giysilerin giyilmesi de vajinal bölgede hava sirkülasyonunu engelleyerek nem birikimine ve ısı artışına yol açar. Bu durum ise mantar ve bakteri gelişimi için oldukça uygun bir ortam oluşturur. Bol, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih etmek enfeksiyon riskini azaltır. Adet dönemlerinde uzun süre aynı ped ya da tamponla kalmak, bakterilerin hızlı bir şekilde çoğalmasına yol açabilir. Pedlerin düzenli aralıklarla değiştirilmesi ve tampon kullanılıyorsa en fazla dört saatte bir değiştirilmesi enfeksiyon riskini azaltır" diye konuştu. "Antibiyotik sonrası probiyotik tüketin" Antibiyotikler veya bağışıklık sistemini baskılayan kimi ilaçların yararlı bakterilere zarar vererek vajinal floranın bozulmasına neden olabildiğini kaydeden Demir, "Bu gibi ilaçları almanız gerekiyor ise ev yapımı yoğurt, doğal turşu gibi probiyotik içeren besinlerin tüketilmesi, vücut dengesinin korunmasına ve yeniden sağlanmasına katkıda bulunur" dedi.
Yeni atanan başhekim ilk saha çalışmasını gerçekleştirdi
31 Temmuz 2025 Perşembe - 17:37 Yeni atanan başhekim ilk saha çalışmasını gerçekleştirdi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, hastane yönetimi birlikte sağlık tesisinde oluşabilecek aksaklıkları yerinde tespit etmek, sağlık çalışanlarının istek ve önerilerini değerlendirmek adına hastanede bir dizi incelemelerde bulundu. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başhekimliğine yeni atanan Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, sağlık hizmetinin etkin ve nitelikli bir şekilde yürütülmesi adına hastanenin fiziki durumları, çalışma alanlarını yerinde değerlendirerek tüm servis çalışanlarının talep ve önerilerini dinleyerek not aldı. Yapılan geniş kapsamlı hastane vizitinde bölümlerin doluluk oranları, yatan hastaların sağlık durumları ve ihtiyaçlar değerlendirildi. Yapılan ön değerlendirmeler neticesinde hastanenin ihtiyaçlarını, iş fikrinin uygulanabilirliğine baktıklarını belirten Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Hastanemiz bünyesinde sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini korumak ve vatandaşlarımıza hızlı, etkin ve güvenli bir şekilde hizmet vermek adına yaşanan aksaklıkları ekibimle birlikte yerinde görüp değerlendirdik. İlçemizde mevsimsel hareketliliğe bağlı olarak yaşanan hasta yoğunluğunu karşılayabilmek ve kesintisiz sağlık hizmeti sunmak için gerekli birimlerimize personel takviyesi yaptık. Adaletli ve eşit bir payda altında sağlık çalışanlarımızla durum değerlendirmesi gerçekleştirdik. İlk amacımız halkımıza hekim arkadaşlarım ve sağlık çalışanlarımızla birlikte kaliteli ve konforlu bir sağlık hizmeti sunmak olacaktır" dedi.
BEUN Hastanesi’nde endoskopik bel fıtığı ameliyatı başarıyla yapıldı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 17:33 BEUN Hastanesi’nde endoskopik bel fıtığı ameliyatı başarıyla yapıldı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, gelişmiş tıbbi altyapısı ve deneyimli sağlık kadrosuyla bölgesel sağlık hizmetlerinde öncü olmaya devam ediyor. Bu kapsamda hastanede ilk kez gerçekleştirilen endoskopik bel fıtığı ameliyatı, büyük bir başarıyla sonuçlandı. Daha önce mikroskopik yöntemle yapılan bu operasyonlar, artık daha konforlu ve iyileşme süreci daha kısa olan endoskopik teknikle uygulanabilecek. Bel fıtığı, günümüzde pek çok kişinin yaşam kalitesini düşüren, ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açan bir rahatsızlık olarak biliniyor. Toplumda yaygın olarak görülen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren bel fıtığı, omurgadaki disklerin sinir köklerine baskı yapmasıyla bel, kalça ve bacaklarda şiddetli ağrılara neden oluyor. İleri vakalarda ise hastalar hareket etmekte ve yürümekte dahi zorlanabiliyor. Bu noktada ileri teknolojiyle donatılan Batı Karadeniz Bölgesi’nin sağlık üssü olan BEUN Hastanesi, alanında uzman hekim kadrosuyla bölge halkına en güncel, güvenli ve konforlu tedavi imkânlarını sunmaya devam ediyor. Endoskopik bel fıtığı ameliyatı; BEUN Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Kalaycı ile ilgili Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Keskin tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Operasyonu gerçekleştiren öğretim üyeleri sürece ilişkin şu ifadeleri dile getirdi: "Endoskopik bel fıtığı ameliyatı, yalnızca küçük bir kesiden girilerek yapılır. Bu yöntem, dokulara minimum müdahale ile gerçekleştirilir; böylece ağrı daha az olur, iyileşme süresi ise çok daha kısadır. Hastalar çoğu zaman aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilerek günlük yaşamlarına hızla dönebilir. Bu cihazın Üniversite Hastanemize kazandırılmasında ve Hastanemizin her geçen gün daha da önemli bir konuma erişmesinde büyük katkılar sunan Rektörümüz Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’e şükranlarımızı sunuyoruz." Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, gerçekleştirilen başarılı operasyonla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Üniversite Hastanemiz, teknolojik altyapısını çağın gerekliliğine uygun bir şekilde sürekli geliştirerek hastalarımıza en ileri düzeyde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Endoskopik bel fıtığı ameliyatının Hastanemizde başarıyla gerçekleştirilmiş olması hem hastalarımız hem de sağlık sistemimiz açısından büyük bir kazanımdır. Bu önemli gelişmede emeği geçen değerli hocalarımız Prof. Dr. Murat Kalaycı ve Doç. Dr. Emrah Keskin başta olmak üzere tüm sağlık ekibimizi yürekten kutluyorum. Ameliyat geçiren hastamıza acil şifalar diliyor, bu tür nitelikli sağlıklı hizmetlerin artarak devam etmesini temenni ediyorum. Bölgenin sağlık üssü olan Üniversite Hastanemiz sağlık alanında sadece Zonguldak’a değil, bölgemize ve ülkemize önemli katkılar sağlamaya emin adımlarla devam edecektir." Kaliteli sağlık hizmeti almak için gelen ziyaretçilerine umut, hastalarına şifa olan BEUN Hastanesi, yenilikçi yaklaşımı ve alanında uzman akademik kadrosuyla bilimsel gelişmeleri klinik uygulamalara başarıyla entegre ederek bölge halkına yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyor.