SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
"Burun estetiğinin yüze uyum sağlaması önemli"
31 Temmuz 2025 Perşembe - 16:57 "Burun estetiğinin yüze uyum sağlaması önemli" Burun estetiğinin kişinin özgüvenini arttırdığına dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy "Önemli olan yüzdeki uyum ve doğal görünümdür; tamamen farklı bir yüz beklemek doğru olmaz. Gerçekçi beklentiler kişiyi de memnun eden sonuçları getiriyor" dedi. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy burun estetiği olarak bilinen rinoplastinin, burun yapısındaki şekil bozuklukları ve nefes alma problemlerini aynı anda giderebilen bir ameliyat olduğunu söyledi. Hem estetik hem işlevsel sorunlara aynı anda çözüm bulunduğuna işaret eden Dr. Temizsoy "Kimi hastalar burnunun şeklinden memnun olmadığı için, kimileri ise deviasyon gibi nefes alma problemleri nedeniyle bu operasyona başvuruyor. Bazı durumlarda estetik ve fonksiyonel ihtiyaçlar bir arada değerlendirilerek tek cerrahiyle her iki soruna da müdahale ediyoruz" diye konuştu. Dr. Temizsoy bu ameliyata ihtiyaç duyulan durumları "Burnun boyutunu küçültmek veya büyütmek, burun sırtındaki kemeri düzeltmek, burun ucunu kaldırmak, inceltmek veya şekillendirmek, burun deliklerinin boyutunu veya şeklini değiştirmek, doğuştan gelen şekil bozukluklarını düzeltmek, burun eğriliği (deviasyon) gibi nefes alma sorunlarını gidermek, travma sonrası oluşan bozuklukları düzeltmek" olarak sıraladı. "Ameliyat öncesi kişiye özel planlama yapılıyor" Rinoplasti öncesinde hastanın burnunun mevcut durumu ve beklentileri detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Dr. Temizsoy bu süreçte muayene, görüntüleme yöntemleri ve bazı durumlarda üç boyutlu simülasyonlardan yararlanıldığını ifade etti. Ameliyat sonrası doğal ve yüz hatlarına uygun olmasının önemini vurgulayan Dr. Temizsoy "Her burnun yapısı ve her hastanın beklentisi farklıdır. Bu yüzden ameliyat öncesi dönemde fotoğraf analizleri, tomografi ve gerekiyorsa 3D simülasyonlarla hastaya özel bir planlama yapıyoruz. Böylece daha doğal ve yüzle uyumlu sonuçlar alıyoruz" diye konuştu. "Kapsamlı değişikliklerde açık ameliyat" Ameliyatların genellikle genel anestezi altında yapıldığını söyleyen Dr. Temizsoy açık teknikte kesi işlemlerinin burun delikleri arasından; kapalı teknikte ise tüm işlemlerin burun içinden yürütüldüğünü anlattı. Kullanılan tekniklerin hastaya göre değiştiğini aktaran Dr. Temizsoy, "Daha kapsamlı yapısal değişiklikler gerektiğinde açık teknik tercih edilir. Kapalı rinoplasti ise iz kalmasını istemeyen ve daha sınırlı müdahaleye ihtiyaç duyan hastalar için uygundur" açıklamasını yaptı. "İyileşme sürecinde sabır ve bakım önemli" Ameliyat sonrası ilk günlerde hafif ağrı, şişlik, morluk ve burun tıkanıklığı beklendiğini dile getiren Dr. Temizsoy burun üzerine atel yerleştirilerek hastanın genellikle aynı gün taburcu edildiğini anlattı. Burnun tamamen şekillenmesi ve son halini almasının aylar sürdüğünü; bu süreçte hasta bakımına ve kontrollerine özen göstermek gerektiğine dikkat çekti. İyileşme sürecinin sabır istediğine işaret ederek "Şişlikler birkaç hafta içinde azalsa da burnun son şeklini alması genellikle 6 ila 12 ayı bulur. Bu süreçte doktor kontrolleri aksatılmamalı, özellikle ilk haftalarda darbe, aşırı güneş ışığı ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır" dedi. "Bazı komplikasyonlar görülebilir" Her cerrahi işlem gibi rinoplastide de bazı komplikasyonlar görülebilir olduğunu hatırlatan Dr. Temizsoy nadiren de olsa enfeksiyon, kanama, burun asimetrisi veya anesteziye bağlı reaksiyonların gelişebileceğini; bazı durumlarda ise ikinci bir düzeltme ameliyatı gerekebileceğini ifade etti. Bu risklerin genelinin alanında uzman bir cerrah ve uygun hasta seçimiyle azaltılabileceğini vurguladı. "Gerçekçi beklentiler, memnuniyet oranını artırır" Burun estetiğinin, burnun yüzle uyumunu artırarak kişinin kendine güvenini de olumlu etkilediğinden bahseden Dr. Temizsoy şunları kaydetti: "Her hastanın, ameliyat sonrası görünümün sınırlarını gerçekçi şekilde anlaması gerekir. Başarılı sonuçlar, cerrahi müdahale kadar beklenti yönetimiyle de yakından ilişkilidir. Rinoplasti sonrasında yüzdeki uyum ve doğal görünüm ön planda tutulmalı. Ameliyattan sonra tamamen farklı bir yüz beklemek doğru değil. Gerçekçi beklentilerle yapılan müdahaleler kişinin de memnun eden sonuçları getiriyor".
SANKO Üniversitesi Hastanesi Gaziantep’te ilke imza attı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 15:30 SANKO Üniversitesi Hastanesi Gaziantep’te ilke imza attı SANKO Üniversitesi Hastanesi, Gazantep’te ilke imza attı. KOAH’a (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yönelik uygulanan bronkoskopik hacim küçültücü COIL (Akıllı sarmal tel) tedavisi ile iki hasta sağlığına kavuştu. Şanlıurfalı olan 9 çocuk babası M.M. (63), 2020’den bu yana KOAH’la mücadele ediyordu. 10 ay önce sigarayı bırakan M. M. yaptığı araştırmalar sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde güncel tedavi yöntemleri uygulandığını öğrendi. Hastaneye gelerek, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli’yle tanıştıktan sonra yaşamının değiştiğini söyleyen M.M., "Beni bu hale sigara getirdi 52 sene sigara içtim. Sigarayı 10 ay önce bıraktım. Nefes alıp vermekte çok zorluk yaşadım. Sadece evin içindeki ihtiyaçlarımı karşılıyordum, dışarıya çıkamıyordum. Evde kışları 8-9 saat, yazları 3-4 saat oksijen tüpü kullanıyordum. Levent Hocam öncelikle tedavimi planladı. Şanlıurfa’ya döndüm iki buçuk ay kadar fizik tedavi gördüm. Tekrar hastaneye geldim, hocam ve ekibi beni ameliyata alarak, akciğerime sarmal tel takıp COIL tedavisi uyguladılar. Şu anda çok iyiyim. Ameliyattan çıktıktan 2-3 gün sonra hastanede bin metre yürüyüş yaptım. Bunun 600 metresini oksijen kullanmadan yaptım. Rahat nefes alabiliyorum hatta ameliyattan 1-2 gün sonra kardeşim yanımdaydı onun nefes ölçtüm 93, ben şu anda oksijen kullanmadan bakıyorum 93-94. Çok şükür oksijenden kurtuldum, bundan sonra kullanmayacağım inşallah. Hocama, ekibine ve tüm hastane çalışanlarına teşekkür ediyorum" dedi. COIL tedavisi, KOAH hastalarına umut oluyor Gaziantep’te yaşayan Şanlıurfalı (65) 4 çocuk babası S.D. ise sigarayı çok tükettiğini, iki kez korona olup ciğerlerinin iltihaplandığını, düşüp belini kırıldıktan da sonra nefes alırken çok zorlandığını söyledi. "Arabaya binemiyordum, yemek yiyemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum" diyen S.D. COIL tedavisi için İstanbul’a gittiğini ancak güvenemeyerek vazgeçtiğini ifade etti. Uygulamanın SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başladığını duyunca güvendiği için Prof. Dr. Levent Elbeyli ile iletişime geçtiğini söyleyen S.D. şunları kaydetti: "Levent Hoca bana 45 gün kas güçlendirme tedavisi uyguladı. Hatta nefes almasını da bilmiyordum Fizyoterapistimiz Enes Bey hasta odamda bana fizik tedavi uyguladı. Son zamanlarda ameliyattan önce bile oksijeni günde 3-4 saat kadar almaya başladım. Önce yarım dakika bile oksijensiz duramıyordum. Bu uygulamadan sonra şu an çok güzel gidiyor herhangi bir zorluk hissetmiyorum çok faydasını göreceğime inanıyorum. Ameliyattan çıktığım ilk günkü gibi değilim, her şey gittikçe daha iyiye gidiyor. Çok şükür iyiyim, yiyebiliyorum, gezebiliyorum. Hocalarımın ve hastane çalışanlarının emeklerine sağlık, herkese de öneriyorum." "İşlem kesi olmaksızın tamamen endoskopik olarak yapılıyor" "Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) akciğerin normal dokusunun bozularak yerine hava kesecikleri dediğimiz amfizem alanlarının artmasıyla karakterize bir hastalıktır" diyen SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli, "Toplumumuzda sigara içme oranı yüksek olduğundan çok sayıda KOAH hastası bulunmaktadır. Hastalık şiddeti artıkça nefes darlığı da artmaktadır. Özellikle ileri evre hastalarda oksijen ihtiyacı olmakta ve bu durum hastanın hem özbakımı hem de sosyal yaşantısında birçok problem oluşturmaktadır. Bunların önüne geçmek, hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmek COIL tedavisine başladık. Bronkoskopik olarak hava yollarından girilerek akciğerin amfizemli alanlarına COIL dediğimiz hafızalı sarmal teller yerleştirilip bu alanların büzülmesi sağlanmaktadır. Uluslararası çalışmalarda COIL tedavisinin uygulandığı KOAH hastalarında nefes darlığı hissinde azalma, günlük işlerini daha kolay yapma, merdiven inip çıkmada kolaylık, yürüme mesafesinde artma beklenmektedir" ifadelerini kullandı. "Başarılı sonucu devam ettirmek önemli" İlk COIL uyguladığımız her iki hastamız geçmişte uzun süre sigara içme öyküsüne sahip olup, kendi ihtiyaçlarını gerçekleştirirken ve kısa mesafeleri bile yürürken belirgin nefes darlığı çekmekteydi ve ileri evre KOAH hastasıydı. Yıllarca birçok medikal tedavi denenmesine rağmen hastaların şikayetleri devam etmekteydi" diyen Prof. Dr. Elbeyli, "Hastalarımızı COIL işlemi yapmadan önce SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevhiz Gündoğdu gözetiminde Pulmoner Rehabilitasyon Programına dahil etmekteyiz. Süreci tamamlayan hastalarımıza COIL işlemini gerçekleştirdik. Her iki hastamızın da henüz birinci günden itibaren nefes darlığının olmaması, oksijen desteği almadan dahi kan oksijen değerlerinin yüksek olması bizi mutlu etti. Taburculuk öncesi yaptığımız yürüme testinde işlem öncesine göre yürüme kapasitesinde belirgin bir artış izlendi. Başarılı bir sonuç elde etmek kadar bu sonucu devam ettirebilmek de önemlidir. Hasta sigara ile ilişkisi tamamen kesmelidir. Sigaraya tekrar başlanması durumunda elde edilen olumlu sonuçlar maalesef kalıcı olmayabilir. Bu hastalarda kas yıkımı fazla olduğundan özellikle proteinden zengin bir beslenme alışkanlığı olmalıdır. Sedanter yaşam yerine fiziksel egzersizlerin olduğunu bir yaşam şekli COIL işlemi sonrasında hastaya uzun süre bir rahatlama sunacaktır" şeklinde konuştu. SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Dr. Öğr. Üyesi İlham Gülçek ve Opr. Dr. İbrahim Nacak ile birlikte Gaziantep’te ilk kez gerçekleştirilen bu işlemi yapmanın gururunu yaşadıklarını dile getiren Prof. Dr. Elbeyli, "Halen rehabilitasyon süreci devam eden hastalarımızı da COIL işlemi sonrası evlerine rahat bir nefes almanın mutluluğu içinde göndermek adına elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. KOAH hastalarına önerim; bu hastalığın sizi toplumdan soyutlamasına müsaade etmeyin, COIL işlemi ile hayat kalitenize aynı yerden devam edin" diye konuştu.
Evde ve ofiste check-up dönemi
31 Temmuz 2025 Perşembe - 14:13 Evde ve ofiste check-up dönemi Sakarya’da hizmet sunan Özel Adatıp Hastanesi, sağlık hizmetlerinde bir yeni uygulamayı daha hayata geçirdi. Artık check-up hizmeti, hastanenin deneyimli hekim kadrosu tarafından evde ya da ofiste de gerçekleştirilebiliyor. Doç. Dr. Hayati Kandiş liderliğinde yürütülen bu hizmet, özellikle yoğun iş temposu ve şehir yaşamının getirdiği şartlar sebebiyle hastaneye gitmeye vakit bulamayan kişiler için büyük kolaylık sağlıyor. Hizmet çerçevesinde; kan tahlilleri, tansiyon ölçümleri ve gerekli diğer tarama testleri kişilerin kendi ortamlarında, steril şartlar altında yapılabiliyor. Uygulama sonrasında elde edilen sonuçlar, detaylı bir şekilde değerlendirilerek, kişiye özel sağlık önerileri sunuluyor. "Önleyici sağlık hizmetlerini daha ulaşılabilir hale getirdik" Evde check-up uygulamasının önemine değinen Doç. Dr. Hayati Kandiş, "Check-up, hastalıkları erken evrede tespit edebilmek için kritik bir öneme sahip. Biz de bu süreci, kişilerin kendi konfor alanlarında, zaman kaybetmeden gerçekleştirebilecekleri bir hizmet haline getirdik. Böylece hem iş hem özel yaşam temposu içinde sağlık kontrollerini aksatmamalarını hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Özel Adatıp Hastanesi, evde check-up hizmeti ile koruyucu hekimliği bir adım öteye taşırken, bu uygulamanın özellikle yaşlı bireyler, kronik hastalar ve yoğun tempoda çalışanlar için önemli bir çözüm sunduğunu belirtiyor.
Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:54 Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı Diyarbakır’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar, hastanelere yapılan başvurularda artışa neden oldu. Termometrelerin 45 dereceyi aştığı şehirde özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalıkları olan vatandaşlar sağlık kuruluşlarına daha fazla yönelmeye başladı. Kentteki kamu hastanelerinde günlük başvuru sayısı yaklaşık 2 bini bulurken, en yoğun bölümler arasında dahiliye ve acil servisler öne çıkıyor. Koronavirüs salgını döneminden bu yana ilk kez bu ölçekte bir yoğunluk yaşanırken, sağlık görevlileri vatandaşlara gerekli hizmeti sunmaya devam ediyor. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Dahiliye Uzm. Doç. Dr. İhsan Solmaz, mevsim normallerinin çok üzerinde bir hava sıcaklığının olduğunu, özellikle Diyarbakır gibi karasal iklimi olan yerlerde sıcaklığın daha fazla olduğunu söyledi. Solmaz, "Bizim özellikle yaşlı hastalarda, çocuklarda, kronik hastalığı olanlar da ya da Alzheimer, Demans gibi hastalığı olanlar da su tüketimine eksilme ile sıcakların artmasıyla, sıcak çarpmaları ile birlikte acile başvurular arttı. Son bir haftadır biz sağlık çalışanları olarak gözle görülür bir artışı görüyoruz. Acile başvuru sayıları arttı, servise yatan hasta sayılarımız arttı, yoğun bakıma yatan hasta sayılarımız arttı. Hepsi benzer klinikler; sıcağa maruz kalma, susuz kalma, böbrek yetmezliğine girme, tuz seviyesinde azalma veya artma ile birlikte acil servisine başvuran hastalar bunlar. Bunlar niye oluyor, bunlar genelde hava sıcaklığın çok fazla artmasıyla birlikte hissedilmeye kayıplarla terle, solunum yoluyla kaybedilen sıva açığının yerine konulmamasına bağlı oluyor. Biz bu hastaları kendi servislerimize yatırıyoruz hastaların serum takviyelerine, destek tedavilerini başlıyoruz ve kaybettiği sıvıyı yerine koyuyoruz. Çok rahat bir şekilde 24 saat, 48 saat içerisinde böbrek değerleri normale geliyor bu hastaların ve taburcu ediyoruz" dedi. Koronavirüs zamanında da böyle bir salgın tarzında bir durum yaşandığını, pik yapıp hasta sayılarının acilde arttığını ve acili tıkanma seviyesine getirdiği durumları yaşandığını belirten Solmaz, "Hasta sayısında gözde görülür bir artış var mı? Evet, çok ciddi bir artış var. Bizim hastanemizde günlük yaklaşık 2 bin civarında bir hasta girişi oluyor yeşil, sarı ve kırmızı alanda. Bu hasta sayısında belli bir oranda bir artış var yüzde 15-20 oranında artış var ama artışın aslında nedeni sayıdan ziyade bütün hastaların bu tanıyla geliyor olması yani sıcağa maruz kalması, bulantı, kusma, şuur değişikliği gibi sıva açığı, böbrek yetmezliği ve tuz dengesinin bozulmasıyla gelen hastalar" diye konuştu. Annesinin az su tükettiğini ve bu nedenden dolayı böbreklerinde sıvı kaybının oluştuğunu aktaran hasta yakını Kıymet Baran, "Annemin rahatsızlığından dolayı hastaneye geldik. Önce ‘kalp yetmezliği’ dediler ama ardından doktorların detaylı kontrollerinden sonra böbrek yetmezliği olduğu ortaya çıktı. Böbrek değerlerinin çok yüksek olduğunu bize aktardılar. Bunun nedeni de sıvı kaybının olduğunu, su tüketmediğinden kaynaklandığını söylediler. Bu tür hastaların özellikle yaşlıların, kronik hastaların çok fazla su tüketmeleri gerektiğini onlara söylememiz ve ikna etmemiz gerekiyor ama onlar bir türlü ikna olmuyorlar. Su içtiklerini söylüyorlar ama terleyerek su kaybettiklerinin farkında değiller. Günde en az 3 litre su içmeleri ve değerlerinin yerine gelmesi gerekiyor. Doktorumuzun yapmış olduğu serumlarla, tedavilerle değerler şu an çok iyi olduğunu söyledi. İnşallah bugün ya da en geç yarın sabah taburcu olabilirsiniz dendi. Özellikle kronik hastalara ve yaşlılara önerim bir evlat olarak annelerini, kaynanalarını ve tüm yaşlıları su içmeye ikna etsinler. Tek tedavileri budur" ifadelerini kullandı.
Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:49 Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor Uzm. Dr. Jülide Çeldir Emre, her gün bir yenisiyle kahrolduğumuz orman yangınlarının, yangın bölgelerinde yaşayanların akciğer sağlığına olumsuz etkisine dikkat çekerek, "Yangın bölgelerinde yoğun duman maruziyeti yaşayan vatandaşlar arasında nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) alevlenmeleri gibi ciddi solunum sorunları görülüyor. Yangın da dumanı da sadece çevreyi değil, ciğerlerimizi de yakıyor" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, orman yangınlarının ekosistemi mahvederken yangın dumanının özellikle çocuklar, yaşlılar, astım ve KOAH hastaları için yüksek risk taşıdığını söyledi. Orman yangını dumanının, başta ince partikül maddeler olmak üzere karbonmonoksit, nitrojendioksit, formaldehit gibi toksik bileşenler içerdiğini belirten Dr. Emre, "2021’de yayımlanan sistematik derlemeler, duman maruziyeti ile astım ve KOAH alevlenmelerinde, acil servis başvurularında ve akciğer fonksiyonlarında bozulmada artış olduğunu göstermiştir. Kısa süreli PM2.5 artışı (ince partikül madde, çapı 2,5 mikron veya daha küçük olan parçacıklar (PM2,5) olarak tanımlanıyor) bile solunum fonksiyonlarında anlamlı düşüş oluşturabilir. Yangın bölgesindeki yoğun duman; akut bronşit, hava yolu hassasiyeti, hatta zatürre riskini artırır. Yangın dönemlerinde solunum cihazı kullanan hastalarda oksijen ihtiyacı artmakta, acil servis başvuruları yükselmektedir" dedi. Duman maruziyetinden korunmak için Uzm. Dr. Emre, dumana maruz kalmamak için kapı ve pencerelerin kapalı tutularak dumanın içeri girmesinin engellenmesini ve izolasyon için kapı ve pencere kenarlarına ıslak havlu koyulmasını önerdi. Hepa filter hava temizleyicilerin iç mekan havasındaki ince partikülleri temizlemede etkili olduğunu belirten Emre, dışarı çıkmak gerektiğinde cerrahi maskenin yetersiz kalabileceğini, N95 ve FFP2 tipi partikül filtreli maskelerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Emre, risk gruplarının korunması gerektiğini kaydedip, "Özellikle astım, KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı olanlar ilaçlarını yanında bulundurmalıdır. Ek inhaler ilaç kullanımı ihtiyacı oluşabilir, tedbiri elden bırakmayın" dedi. Duman geçse bile tehlike geçmez Uzm. Dr. Emre, yangınların söndürülmesinden sonra akciğer sağlığı ile şikayetlerin görüldüğünü vurgulayarak, "Yangınlar söndükten sonra bile bazı bireylerde haftalar ya da aylar boyunca devam eden solunum sorunları görülebilir. Yüksek yoğunlukta duman soluyan bireylerde geç dönem bronş hassasiyeti, kronik öksürük, egzersiz intoleransı gibi şikâyetler oluşabilir" diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Bulgulara göre, duman maruziyetinden 3 ay sonra bile bazı bireylerde akciğer fonksiyon testlerinde düşüş rapor edilmiştir. Kalıcı hava yolu reaktivitesi ve bronkodilatör ihtiyacının devam ettiği vakalar bildirilmiştir. Geç dönem şikâyetlerle başvuran hastalarda kronik öksürük, egzersizle gelen nefes darlığı gibi durumlar görüyoruz. Bu kişiler çoğu zaman maruziyeti unutsalar bile altta yatan neden orman yangınına bağlı akciğer hasarı olabiliyor." Ne zaman doktora başvurulmalı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Jülide Çeldir Emre, solunum sorunları yaşayanların; yangından haftalar sonra devam eden öksürük veya nefes darlığı, yeni başlayan hırıltılı solunum, egzersiz toleransında belirgin azalma ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı artan hassasiyet oluştuğunda mutlaka doktora başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi. Ormanlar nefes alma kapasitemizi iyileştirir Öte yandan ormanların akciğer sağlığına olumlu etkilerine de değinen Uzm. Dr. Emre, ormanların yalnızca doğanın bir güzelliği değil, insan sağlığı için de vazgeçilmez bir ‘can damarı’ olduğunu söyledi. Özellikle akciğer sağlığı açısından ormanlık alanların, hava kalitesini iyileştirici etkileriyle öne çıktığını, ağaçların karbondioksiti emerken oksijen üretip havadaki zararlı partikülleri filtrelediğini kaydeden Emre, "Bilimsel çalışmalar, yeşil alanlarda yaşayan bireylerin solunum fonksiyonlarının daha iyi olduğunu ve kronik hastalıklara yakalanma risklerinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Ormanlar sadece nefes aldığımız yeri değil, nefes alabilme kapasitemizi de iyileştirir. Bu yüzden ormanları korumak, gelecekteki solunum sağlığımızı korumakla eşdeğerdir" dedi.
Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:45 Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı Diyarbakır’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar, hastanelere yapılan başvurularda artışa neden oldu. Termometrelerin 45 dereceyi aştığı şehirde özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalıkları olan vatandaşlar sağlık kuruluşlarına daha fazla yönelmeye başladı. Kentteki kamu hastanelerinde günlük başvuru sayısı yaklaşık 2 bini bulurken, en yoğun bölümler arasında dahiliye ve acil servisler öne çıkıyor. Koronavirüs salgını döneminden bu yana ilk kez bu ölçekte bir yoğunluk yaşanırken, sağlık personelleri vatandaşlara gerekli hizmeti sunmaya devam ediyor. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Dahiliye Uzm. Doç. Dr. İhsan Solmaz, mevsim normallerinin çok üzerinde bir hava sıcaklığının olduğunu, özellikle Diyarbakır gibi karasal iklimi olan yerlerde sıcaklığın daha fazla olduğunu söyledi. Solmaz, "Bizim özellikle yaşlı hastalarda, çocuklarda, kronik hastalığı olanlar da ya da Alzheimer, Demans gibi hastalığı olanlar da su tüketimine eksilme ile sıcakların artmasıyla, sıcak çarpmaları ile birlikte acile başvurular artı. Son bir haftadır biz sağlık çalışanları olarak gözle görülür bir artışı görüyoruz. Acile başvuru sayıları arttı, servise yatan hasta sayılarımız arttı, yoğun bakıma yatan hasta sayılarımız arttı. Hepsi benzer klinikler; sıcağa maruz kalma, susuz kalma, böbrek yetmezliğine girme, tuz seviyesinde azalma veya artma ile birlikte acil servisine başvuran hastalar bunlar. Bunlar niye oluyor, bunlar genelde hava sıcaklığın çok fazla artmasıyla birlikte hissedilmeye kayıplarla terle, solunum yoluyla kaybedilen sıva açığının yerine konulmamasına bağlı oluyor. Biz bu hastaları kendi servislerimize yatırıyoruz hastaların serum takviyelerine, destek tedavilerini başlıyoruz ve kaybettiği sıvıyı yerine koyuyoruz. Çok rahat bir şekilde 24 saat, 48 saat içerisinde böbrek değerleri normale geliyor bu hastaların ve taburcu ediyoruz" dedi. Koronavirüs zamanında da böyle bir salgın tarzında bir durum yaşandığını, pik yapıp hasta sayılarının acilde arttığını ve acili tıkanma seviyesine getirdiği durumları yaşandığını belirten Solmaz, "Hasta sayısında gözde görülür bir artış var mı? Evet, çok ciddi bir artış var. Bizim hastanemizde günlük yaklaşık 2 bin civarında bir hasta girişi oluyor yeşil, sarı ve kırmızı alanda. Bu hasta sayısında belli bir oranda bir artış var yüzde 15-20 oranında artış var ama artışın aslında nedeni sayıdan ziyade bütün hastaların bu tanıyla geliyor olması yani sıcağa maruz kalması, bulantı, kusma, şuur değişikliği gibi sıva açığı, böbrek yetmezliği ve tuz dengesinin bozulmasıyla gelen hastalar" diye konuştu. Annesinin az su tükettiğini ve bu nedenden dolayı böbreklerinde sıvı kaybının oluştuğunu aktaran hasta yakını Kıymet Baran, "Annemin rahatsızlığından dolayı hastaneye geldik. Önce ‘kalp yetmezliği’ dediler ama ardından doktorların detaylı kontrollerinden sonra böbrek yetmezliği olduğu ortaya çıktı. Böbrek değerlerinin çok yüksek olduğunu bize aktardılar. Bunun nedeni de sıvı kaybının olduğunu, su tüketmediğinden kaynaklandığını söylediler. Bu tür hastaların özellikle yaşlıların, kronik hastaların çok fazla su tüketmeleri gerektiğini onlara söylememiz ve ikna etmemiz gerekiyor ama onlar bir türlü ikna olmuyorlar. Su içtiklerini söylüyorlar ama terleyerek su kaybettiklerinin farkında değiller. Günde en az 3 litre su içmeleri ve değerlerinin yerine gelmesi gerekiyor. Doktorumuzun yapmış olduğu serumlarla, tedavilerle değerler şuan çok iyi olduğunu söyledi. İnşallah bugün ya da en geç yarın sabah taburcu olabilirsiniz dendi. Özellikle kronik hastalara ve yaşlılara önerim bir evlat olarak. Annelerini, kaynanalarını ve tüm yaşlıları su içmeye ikna etsinler. Tek tedavileri budur" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Kıvrak: "Kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zeka önemli bir rol üstleniyor"
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:12 Prof. Dr. Kıvrak: "Kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zeka önemli bir rol üstleniyor" Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Kıvrak, "Kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zeka önemli bir rol üstleniyor" dedi. Pandemi sonrasında yapay zekanın sağlık alanında hızla yerini aldığını belirten Fırat Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Kıvrak, "Gerekli teknolojik ilerlemelerle birlikte yapay zekanın tanı, tedavi ve hastalığın ilerleyen dönemlerde nasıl bir seyir izleyebileceğine dair önemli öngörüler sunuyor. Özellikle kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zeka önemli bir rol üstleniyor. Günümüz teknolojilerinin yapay zeka ile entegre hale gelmesine rağmen hala hekim temelli bilgi birikiminin önemi farklıdır. Hastalıkların tanı ve yönlendirme aşamalarında bazı kısıtlayıcı durumlarla karşılaşılabiliyor. Özellikle acil servislerdeki iş yoğunluğu nedeniyle zaman zaman ciddi hastalıklar gözden kaçabiliyor. Bu da insan kayıplarına yol açabiliyor. Kardiyovasküler alanda kullanılan yapay zeka teknolojileri bu tür olumsuzlukların önüne geçmede etkili olabilecektir. Yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde kalp yetmezliği, pulmoner hipertansiyon, miyokart enfarktüsü, hipertansiyon gibi toplumda sıkça rastlanan ve hastaların uzun dönemde sağlıklı yaşamlarını sürdürmesini engelleyen hastalıkların erken tanısı hekime ihtiyaç duymadan konulabilir. Bu sistemler klinik ve pratikte hızla uygulanmaya başladı" dedi. Özellikle kanser gibi hastalıkların erken tanısında da yapay zeka destekli sistemlerin önemli bir rol oynadığının altını çizen Prof. Dr. Kıvrak, "Yapay zekanın dermatolojik kanserlerde hekimlerle neredeyse eşdeğer, hatta bazı uzman olmayan hekimlerden daha başarılı tanılar koyabildiğini, ayrıca kronik hastalıkların tedavi süreçlerinin planlanmasında, bakım hastalarına uygun beslenme uygulamalarının belirlenmesinde, kanser hastalarının onkolojik sınıflamalarında ve tedavi protokollerinin uygulanmasında da bu sistemler etkili bir biçimde kullanılabilir. İnsan DNA’sının tamamen çözümlenmesiyle birlikte, yapay zeka destekli algoritmaların ilerleyen dönemlerde DNA’daki hastalık risklerini önceden tespit edebileceğini ve hastaya özel tedavi planlamalarının yapılabileceğini, yapay zeka destekli sistemlerin her hasta için en uygun tedavi seçeneğini belirleme konusunda hekimlerin işini kolaylaştırdığını ve bu uygulamaların yakın gelecekte klinik pratiğe daha hızlı entegre edileceğini düşünüyoruz. Klinik uygulamalarda kullanılan tedavilerin genellikle kontrollü çalışmalar denilen, farklı ırklardan geniş hasta grupları üzerinde yapılan araştırmalara dayanıyor. Amerika veya Avrupa’da geliştirilmiş ve uygulanmış tedavi protokolleri Türkiye, Afrika ve Asya gibi farklı coğrafyalarda da kullanılıyor ancak her toplumun ilaçlara verdiği yanıt farklılık gösterebildiyor. Bu durum yapay zeka destekli sistemler sayesinde her topluma özel tedavilerin daha doğru ve etkili bir şekilde uygulanmasının önünü açacaktır. Her hastaya her tedavi uygun olmuyor. Yapay zeka destekli sistemler ile reseptör bazlı değerlendirmeler yapılarak kişiye özel tedavi yaklaşımlarının en azından orta vadede klinik pratiğe gireceğini öngörüyoruz" diye konuştu.
Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kıvrak: Yapay zeka, uzmanlaşmamış hekimlerden daha başarılı tanılar koyabiliyor
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:05 Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kıvrak: Yapay zeka, uzmanlaşmamış hekimlerden daha başarılı tanılar koyabiliyor Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Kıvrak, "Kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zekanın önemli bir rol üstleniyor" dedi. Pandemi sonrasında yapay zekanın sağlık alanında hızla yerini aldığını belirten Fırat Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Kıvrak, "Gerekli teknolojik ilerlemelerle birlikte yapay zekanın tanı, tedavi ve hastalığın ilerleyen dönemlerde nasıl bir seyir izleyebileceğine dair önemli öngörüler sunuyor. Özellikle kardiyovasküler hastalıkların erken tanısında yapay zeka önemli bir rol üstleniyor. Günümüz teknolojilerinin yapay zeka ile entegre hale gelmesine rağmen, hala hekim temelli bilgi birikiminin önemi farklıdır. Hastalıkların tanı ve yönlendirme aşamalarında bazı kısıtlayıcı durumlarla karşılaşıldığını, özellikle acil servislerdeki iş yoğunluğu nedeniyle zaman zaman ciddi hastalıkların gözden kaçabildiğini ve bunun da insan kayıplarına yol açabildiğini, Kardiyovasküler alanda kullanılan yapay zeka teknolojilerinin, bu tür olumsuzlukların önüne geçmede etkili olabilecektir. Yeni geliştirilen teknolojiler sayesinde, kalp yetmezliği, pulmoner hipertansiyon, miyokart enfarktüsü, hipertansiyon gibi toplumda sıkça rastlanan ve hastaların uzun dönemde sağlıklı yaşamlarını sürdürmesini engelleyen hastalıkların erken tanısının, hekime ihtiyaç duymadan konulabilir. Bu sistemlerin klinik ve pratikte hızla uygulanmaya başladı" cümlelerini kullandı. Özellikle kanser gibi hastalıklarda da erken tanıda yapay zeka destekli sistemlerin önemli bir rol oynadığının altını çizen Prof. Dr. Kıvrak, "Yapay zekanın, dermatolojik kanserlerde hekimlerle neredeyse eşdeğer hatta bazı uzman olmayan hekimlerden daha başarılı tanılar koyabildiğini, ayrıca kronik hastalıkların tedavi süreçlerinin planlanmasında, bakım hastalarına uygun beslenme uygulamalarının belirlenmesinde, kanser hastalarının onkolojik sınıflamalarında ve tedavi protokollerinin uygulanmasında da bu sistemlerin etkili bir biçimde kullanılabilir. İnsan DNA’sının tamamen çözümlenmesiyle birlikte, yapay zeka destekli algoritmaların ilerleyen dönemlerde DNA’daki hastalık risklerini önceden tespit edebileceğini ve hastaya özel tedavi planlamalarının yapılabileceğini, yapay zeka destekli sistemlerin, her hasta için en uygun tedavi seçeneğini belirleme konusunda hekimlerin işini kolaylaştırdığını ve bu uygulamaların yakın gelecekte klinik pratiğe daha hızlı entegre edileceğini düşünüyoruz. Klinik uygulamalarda kullanılan tedavilerin genellikle kontrollü çalışmalar denilen, farklı ırklardan geniş hasta grupları üzerinde yapılan araştırmalara dayanıyor. Amerika veya Avrupa’da geliştirilmiş ve uygulanmış tedavi protokollerinin Türkiye, Afrika ve Asya gibi farklı coğrafyalarda da kullanıldığını ancak her toplumun ilaçlara verdiği yanıtın farklılık gösterebildiğini, bu durumun, yapay zeka destekli sistemler sayesinde her topluma özel tedavilerin daha doğru ve etkili bir şekilde uygulanmasının önünü açacaktır. Her hastaya her tedavinin uygun olmuyor. Yapay zeka destekli sistemler ile reseptör bazlı değerlendirmeler yapılarak kişiye özel tedavi yaklaşımlarının, en azından orta vadede klinik pratiğe gireceğini öngörüyoruz" diye konuştu. (MK-CK-
Sağlık-Sen Heyeti, Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi ile görüştü
31 Temmuz 2025 Perşembe - 12:53 Sağlık-Sen Heyeti, Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi ile görüştü Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal ve yönetim kurulu üyeleri, Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Halit Sapan ile makamında bir araya gelerek sağlık çalışanlarının sorun ve beklentileriyle ilgili bilgilendirmede bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki şube yönetimi, ilçe ve hastane iş yeri temsilcileri ve sendika üyeleri ile birlikte Cizre Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine atanan Dr. Mehmet Halit Sapan’ı makamında ziyaret edip hastane çalışanlarının çalışma koşulları ve sürdürülebilir sağlık hizmeti altyapısı ile ilgili bilgilendirmede bulundu. Başkan Anmal; "Başhekim Dr. Mehmet Halit Sapan’ın, yöneticilik deneyimi ile Cizre Devlet Hastanesine de yeni bir vizyon getirmesini umuyoruz. Üstlendiği görevlerde vizyoner liderliği, çalışkanlığı ve çözüm odaklı yöneticiliğinin, Cizre Devlet Hastanesi’nde de hizmet kalitesini daha da ileri taşıyacağına inanıyoruz" dedi. Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Halit Sapan ise vatandaşlara en kaliteli sağlık hizmetin sunulması için kurumlarında sağlanan tüm imkanları seferber edip üzerlerine düşeni yapmaya çalıştıklarını söyledi. Sapan, Sağlık-Sen Başkanı Anmal ve beraberindeki yönetim kurulu ve sendika üyelerinin yapmış olduğu ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade ederek, heyete teşekkür etti. Ziyaret sonunda, Sağlık-Sen heyeti tarafından Başhekim Dr. Mehmet Halit Sapan’a bir plaket takdim edildi.
Kadın hastanın karnından 10 kiloluk kitle tespit edildi
31 Temmuz 2025 Perşembe - 12:49 Kadın hastanın karnından 10 kiloluk kitle tespit edildi Bursa’da karın bölgesindeki şişlik nedeniyle hastaneye başvuran 40’lı yaşlardaki kadın hastanın yapılan tetkiklerinde karın içinde yaklaşık 10 kilogram ağırlığında büyük bir kitle tespit edildi. Doruk Nilüfer Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı ameliyatla kitle patlatılmadan çıkarıldı. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Özer, hastanın ilk muayenesinde karşılaştığı manzaranın doğuma hazırlanan birini andırdığını belirterek, "Gerçekte 10 kiloluk bir kitleyle karşı karşıyaydık. Karın bölgesinde büyük, hareketli, kistik bir yapı mevcuttu. Hastamız uzun süre farklı hastanelere başvurmuş, birçok tetkik yapılmış ancak bir türlü ameliyata alınmamıştı. Bize geldiğinde hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça yorgundu" dedi. Kitle patlatılmadan çıkarıldı Bu denli büyük bir cerrahinin riskleri nedeniyle çok disiplinli bir ekip çalışması yürütüldüğünü vurgulayan Dr. Özer, "Kadın doğum, radyoloji ve anestezi uzmanlarımızla birlikte çalıştık. Kitlenin yerleşimini detaylı inceledik ve olabilecek komplikasyonlara karşı her adımı titizlikle planladık. Başarılı bir operasyon oldu" ifadelerini kullandı. Ameliyat sırasında kitlenin patlatılmadan çıkarılmasının en önemli öncelik olduğunu belirten Özer, "Bu tür kistlerde en büyük risklerden biri, içinde kanser hücresi bulunması ve kitlenin ameliyat sırasında etrafa yayılmasıdır. Bu, hastanın prognozunu ciddi şekilde etkileyebilir. Biz ekip olarak çok dikkatli çalıştık ve kitleyi kontrollü şekilde çıkardık. Ardından frozen (hızlı) biyopsi yapıldı ve sonuç temiz geldi. Bu, tüm ekip için büyük bir rahatlama oldu" dedi. Operasyon öncesi yaşam kalitesi oldukça düşen hastanın artık sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürdüğünü belirten Dr. Özer, "Kabızlık, idrar yapmada zorluk, mide bulantısı ve kasık ağrılarıyla yaşıyordu. Sırt üstü yatamıyor, adeta hamile bir kadın gibi hareket ediyordu. Şimdi kontrol altında, rahat bir şekilde yaşamına devam ediyor" şeklinde konuştu. Cerrahinin insan hayatına olan katkısına da dikkat çeken Dr. Özer, "Biz cerrahlar hastalara dokunmayı, onların yaşamına nefes olmayı seviyoruz. Bu yüzden ‘kanseri değil, cerrahisini seviyoruz’ diyoruz" dedi. "Kadınlar vücutlarındaki değişimleri ihmal etmemeli" Kadınlara önemli bir uyarıda bulunan Dr. Özer, "Karın, meme veya vücudun herhangi bir bölgesinde fark edilen kitle, şişlik, ağrı ya da şekil değişiklikleri asla hafife alınmamalı. ‘Geçer’, ‘önemsizdir’ diyerek ertelenmesi, ileride çok ciddi sonuçlara neden olabilir. Erken teşhis hayat kurtarır" ifadelerini kullandı.
Göktürk bebek kendisine uzanacak yardım elini bekliyor
31 Temmuz 2025 Perşembe - 12:44 Göktürk bebek kendisine uzanacak yardım elini bekliyor Denizli’de kas hastalığı teşhisi konulan 2,5 yaşındaki Göktürk İlgün’ün ailesi, yurt dışında yapılacak olan gen tedavisi için hayırseverlerden yardım eli bekliyor. Denizli’de yaşayan İlgün ailesi, küçük oğulları Göktürk’ün hayatta kalabilmesi için zamana karşı yarışıyor. Henüz 2,5 yaşında olan Göktürk, ölümcül kas hastalığı ile mücadele ediyor. Kasları her geçen gün zayıflayan minik çocuk, Birleşik Arap Emirlikleri’ne bağlı Dubai’de yapılacak olan tedavi için Valilik onaylı kampanya başlattı. 10 Mart 2023’te Denizli’de dünyaya gelen Göktürk, doğumdan sonra karaciğer enzimlerindeki yükseklik nedeniyle 15 gün yoğun bakımda kaldı. İlgün ailesi, oğullarının gelişiminde bazı farklılıklar fark edince doktorlara başvurdu ve 8 aylıkken Göktürk’ün kaslarını her geçen gün eriten genetik bir kas hastalığı tanısı konuldu. Göktürk’ün annesi Gülsüm İlgün, okul öncesi öğretmeni olmasına rağmen çocuklarıyla ilgilenebilmek için çalışamadığını aynı zamanda baba Mehmet İlgün ise inşaat işçisi olarak ailesini geçindirmeye çalıştığını belirtti. Tüm aile, minik Göktürk’ün yaşaması için kenetlenmiş durumda olduğunu belirtti. Hastalığın ardından çocuğun sağlığını kavuşması için gece gündüz koşturduğunu ifade eden Mehmet İlgin, "Bu hastalık, zamanla yürüme, oturma, konuşma ve nefes alma gibi temel yetileri yok eden, ilerleyici ve ölümcül bir kas hastalığı. Ancak umut var. Yurt dışında uygulanan gen tedavisiyle hastalığın ilerleyişi durdurulabiliyor. Bu tedaviye ne kadar erken başlanırsa, Göktürk’ün yaşam kalitesi ve süresi o kadar artıyor. Fakat bu tedavi için gereken meblağ, tam 2,9 milyon dolar" dedi. "Göktürk için umut ol, bir nefes, bir adım, bir yaşam ver" Her bir kişinin yapacağı küçük bir katkının önemli olduğunu vurgulayan baba Mehmet İlgin, "Valilik onaylı bağış kampanyaları 1 ay önce başlatıldı. Ancak şimdiye dek yalnızca %1’lik bir kısmı toplanabildi. Oysa Göktürk’ün zamana ihtiyacı yok, onun acil desteğe ihtiyacı var. Her bir kişinin yapacağı küçük bir katkı, Göktürk’ün hayata tutunmasını sağlayabilir. Belki bir gün okula gitmesini, koşmasını, gülerek kardeşleriyle oyun oynamasını izleyebiliriz. Ama önce birlikte el ele vermemiz gerekiyor. Göktürk için umut ol, bir nefes, bir adım, bir yaşam ver" diye konuştu.