SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret 04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16 Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22 ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59 Dünyada 350 milyon astım hastası var DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05 KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Kadınlarda kısırlığı karşı bunlara dikkat
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:01 Kadınlarda kısırlığı karşı bunlara dikkat Memorial Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Ak, kadın kısırlığı ile ilgili bilgiler verdi. Bebek sahibi olmak isteyen çiftlerde kısırlık sorunlarının yaklaşık yüzde 50’si kadınlara ilişkin faktörlerden kaynaklanıyor. Erkek kısırlığı çiftlerde yüzde 30’luk bir oranla ifade edilirken, yüzde 20 oranında da hem erkek hem de kadına bağlı faktörlerin bir kombinasyonu olabiliyor. Kısırlığın çözümü için öncelikle yaşanan sorunun kaynağının belirlenmesi gerekiyor. Kadınlarda tedavi sürecine adım atılırken yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri gebelik şansını artırıyor. Kısırlık için kişiye özel tedavi Kısırlıkta tedavinin kişiye özel olduğunu söyleyen Mehmet Ak, "Korunma olmadan, düzenli olarak cinsel birlikteliğe rağmen gebelik elde edilememesi, infertilite yani kısırlık olarak tanımlanmaktadır. Kısırlık kadın açısından değerlendirildiğinde gebe kalamama durumudur. Kısırlık için hormonal sorunları düzeltmek, cerrahi müdahale ve tüp bebek (IVF) gibi doğurganlık tedavileri uygulanabilmektedir. Kısırlık, hem kadın hem de erkek için kişiye özel ve çözüme yönelik tedavi yapılması gereken bir sorundur. Bir kadının 40 yaşına gelmesinden sonra hamile kalma şansı önemli ölçüde azalmaktadır" dedi. "Kadın kısırlığı giderek artıyor" Ak, kısırlığın kadınlarda artış gösterdiğini söyleyerek, "ABD’de çocuk isteğiyle kliniklere başvuran 15-49 yaşları arasındaki kadınların oranı 1980’de yüzde 9 iken, 2010 yılı itibarı ile bu oran yüzde 12 seviyesine yükselmiştir. 2023 yılında ise yüzde 17,5 seviyelerine çıkmıştır. Bu yükselmenin nedeni ise artmış kadın yaşı ile evresel toksinlere daha fazla maruziyet ve artmış obezitenin yanı sıra seksüel yolla bulaşan hastalıklarda artış gibi bazı faktörlerdir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’na göre ülkemizde, üreme çağındaki kadınlarda kısırlık yüzde 15 olarak belirlenmiştir. Kadın kısırlığının son 30 yılda hızla arttığı, yaşa göre belirlenen oranların yükseldiği ve 30’lu yaşların sonlarındaki kadınların dünya çapında en yüksek kısırlık riskiyle karşı karşıya olduğu belirlenmiştir. Dünya genelinde 2021 yılında, kısırlık 110 milyon kadını etkilemiştir. Bu verilere rağmen kısırlığın nedenleri her iki partnerden de kaynaklanmaktadır. Kısırlık, kadın üreme sistemindeki bir sorun nedeniyle olduğu kadar erkek üreme sistemindeki bir sorun nedeniyle de ortaya çıkmaktadır" ifadelerini kullandı. "Yanıt alamamak umutsuzluk nedeni" Kısırlığın bazen uzun süre nedeninin bulunamadığını söyleyen Mehmet Ak, "Bazı durumlarda kısırlığın nedeni uzun süre bulunamamaktadır. Her iki partnerde de birkaç küçük faktörün bir araya gelmesi, açıklanamayan doğurganlık sorunlarına neden olabilmektedir. Kısırlığın nedeni hakkında belirli bir cevap alamamak çoğu zaman umutsuzluğa neden olsa da, bu sorun zamanla kendi kendine düzelebilmektedir. Açıklanamayan kısırlığın tahmini yüzdesindeki farklılık, uzmanların standart kısırlık testinin ne olması gerektiği konusunda fikir birliğine varamamasından kaynaklanmaktadır. Testler, bireyin durumuna ve doktorunun test protokollerine göre değişebilmektedir" dedi. Kısırlık durumunda yapılması gerekenlerle ilgili bilgiler veren Ak, "Kısırlık araştırmaları aynı partnerle 12 ay boyunca vajinal seksüel ilişkiye rağmen gebelik elde edemeyen çiftler üzerinde yapılmaktadır. 12 ay olan bekleme süresi kadın yaşı 35 ve üzeri olduğu durumlarda 6 aya üzerinden hesaplama yapılır. Ancak bu süre beklenmeden temel kısırlık araştırmasının yapılması gereken durumlar ise şunlardır; Aşikar menstrüel düzensizlik söz konusu olması. Devam eden cinsel fonksiyon bozukluğu varlığı. Pelvik inflamatuar hastalık öyküsü. Evre 3-4 endometriosis yani çikolata kisti olması durumu. Kanser tedavisi için kemoterapi alınması ve bilinen bir erkek faktörü varlığı. Kadınlarda kısırlığa neden olabilecek birçok faktör bulunmaktadır. Genel sağlık şartlarının yanı sıra genetik (kalıtsal) özellikler ile yaşam tarzı ve yaş, kısırlığa yol açabilmektedir. Ancak kadın kısırlığı için aşağıdaki faktörlerin araştırılması gerekmektedir; Yaş faktörü önemlidir. Genellikle doğurganlık 30’lu yaşlarda azalmaya başlamaktadır. Yumurtlamayı engelleyen hormon sorunları araştırılmalıdır. Anormal adet döngüsü. Obezite kısırlığı etkileyen önemli bir nedendir. Vücut kitle endeksinin düşük olması. Endometriozis ve yapısal sorunlar (fallop tüpleri, rahim veya yumurtalıklarla ilgili sorunlar). Rahim miyomları, yumurtalık kistleri, tümörler, otoimmün bozukluklar (lupus, romatoid artrit, Haşimato hastalığı), pelvik inflamatuar hastalığa neden olan cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar. Polikistik over sendromu kısırlığa neden olabilen hormonal bir bozukluktur. Birincil yumurtalık yetmezliği, aşırı madde kullanımı (alkol veya uyuşturucu), sigara içmek, daha önce dış gebelik geçirmiş olmak, kullanılan ilaçlar; (non-steroid anti-inflamatuarlar, steroid) ve smear sonucu, meme değişiklikleri, memeden süt benzeri akıntı olup olmadığı, aknenin eşlik ettiği yüzde ve göğüste aşırı kıllanma" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşam tarzı önemli" Mehmet Ak, sağlıklı bir yaşamın önemli olduğunu söyleyerek, sözlerine şu şekilde devam etti: "Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri doğurganlık da dahil olmak üzere bireylerin fiziksel, zihinsel ve duygusal refahını etkileyen davranışlardan oluşmaktadır. Sigara tiryakiliği, sağlıksız beslenme, vücut kitle endeksinin dengesiz olması, aşırı alkol ve kafein tüketimi, yetersiz fiziksel aktivite ve egzersiz, cinsel yolla bulaşan hastalıklara maruz kalmak ve çevresel faktörler üreme sağlığını etkilemektedir. Yaşam tarzını değiştirmek bireyin tercihleri sonucu değişebilmektedir. Yaşam tarzı davranışlarının üreme sağlığını olumlu veya olumsuz yönde etkilediği yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Sağlıklı yaşam biçimleri sayesinde kısırlık tedavisinde başarı elde edildiği, gebelik ve canlı doğum oranlarının arttığı bilinmektedir."
Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: "Bu yıl 21 KKKA vakası geldi bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:29 Prof. Dr. Gürdal Yılmaz: "Bu yıl 21 KKKA vakası geldi bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürdal Yılmaz, bu yıl hastaneye sevk edilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vaka sayısının 21 olduğunu ve bu hastalardan ikisinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Prof. Dr. Yılmaz, vakalarda özellikle Haziran ayı ve Kurban Bayramı ile birlikte artış gözlendiğini, önceki yıllarda da benzer bir seyir izlendiğini belirterek, "Daha önce, 15 Temmuz itibarıyla vakaların azalmasını beklediğimizi söylemiştik. Şu anda servisimizde sadece bir hastamız yatıyor" dedi. Vaka sayılarında azalma beklediklerini kaydeden Yılmaz, KKKA’nın her zaman görülebileceği yönünde hareket etmek gerektiğine dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Bölgede vakalarda bir miktar artış olsa da, sevk gerektirecek kadar ağır hasta sayısının az olduğunu kaydeden Yılmaz, "Bu yıl hastanemize sevk edilen KKKA vakası sayısı 21 oldu. Bu hastalardan ikisi hayatını kaybetti. Daha önce, 15 Temmuz itibarıyla vakaların azalmasını beklediğimizi söylemiştik. Şu anda servisimizde sadece bir hastamız yatıyor. Önceki dönemlerde hastanemizde 3 ila 5 hasta tedavi görüyordu. Haziran ayı ve Kurban Bayramı ile birlikte vaka sayısında artış yaşandı ve 20’li rakamlara ulaşıldı. Geçen yıl da benzer oranlarda vakamız vardı. Gümüşhane’deki meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelere göre bölgede bir miktar artış olsa da sevk gerektirecek kadar ağır hasta sayısı az, bize toplamda 21 hasta yönlendirildi" diye konuştu. "Görülebileceğini bilerek hareket etmeliyiz" KKKA’nın her zaman görülebileceği yönünde hareket etmek gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, "Bundan sonra vaka sayısında azalma bekliyoruz. Önceki yıllarda da benzer bir seyir izlenmişti. Genellikle 15 Temmuz’dan sonra vaka sayısı düşmeye başlar, 15 Ağustos’tan itibaren vaka pek gelmiyordu. Nadiren tek tük vakalarla karşılaşabiliyoruz. Geçmişte Ekim ayında da vaka gördüğümüz oldu; bunlar genellikle doğrudan keneyle temas sonucu, özellikle hayvanlar üzerindeki kenelerin insanlara geçip ısırmasıyla oluşan vakalardı. KKKA’nın her zaman görülebileceğini bilerek hareket etmeliyiz. Üstelik sadece KKKA değil, keneler aracılığıyla bulaşan birçok hastalık mevcut. Bu nedenle ormanlık ve çimenlik alanlara giderken mutlaka önlem alınmalı. Pantolon paçalarının çorapların içine sokulması, en etkili koruyucu yöntemlerden biridir. Ayrıca piknik ya da tarla gibi açık alan faaliyetlerinden sonra eve döndüğümüzde tüm vücudumuzu dikkatlice kontrol etmeliyiz. Çünkü kene vücutta ne kadar uzun süre kalırsa enfeksiyon riski de o kadar artar" ifadelerini kullandı.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:21 Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ ve sağlık alanına yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kabul edilen kanunla sigara kullanımını azaltmaya dair uygulamalar getirildi. Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. "Bireysel ceza işletmeyle beraber uygulanacak" Ülke genelinde tütün ve tütün ürünleriyle mücadeleye hız kesmeden devam ettiklerini belirten Müdür Demirkol, "Dumansız Türkiye kampanyası, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tütünle mücadele konusunda almış olduğumuz yolun önemli aşamalardan biri. Bu kapsamda 2025 yılı içerisinde başlatmış olduğumuz çapraz denetimlerimizi çok daha fazla yapmaya başlayacağız. Dün itibariyle 3 büyük ilimiz İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere tüm illerimizde ve çevre illerimizden gelen ekiplerimizin de desteğiyle aktif bir çapraz rutin denetimi başlatıyoruz. Emniyet Müdürlüğümüzün ve kolluk kuvvetlerimizin de desteklediği ekiplerimiz kapalı alanda sigara içme ihlalinin ortadan kalkması için yoğun çalışıyorlar. Bu kapsamda sadece 2025 yılı içerisinde çapraz denetimlerde 4 bine yakın cezai müeyyide uygulandı. Bu denetimde daha da hassas olduğumuz konu artık içen bireye de ceza uygulanmasıdır. Yani bireysel cezanın da işletmeyle beraber uygulanacağını tekrar hatırlatmak istiyoruz" diye konuştu "Vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor" Kampanyanın Türkiye’nin 81 ilde aktif çalıştığını ve vatandaşlara sınırsız hizmet verdiğini ifade eden Demirkol, "İdeal kilonu öğren ve sağlıklı yaşa uygulaması kapsamında 10 milyona yakın vatandaşımızın sokakta boy ve kilosunu ölçtük. Bu uygulama sırasında hemen yanına açtığımız stantta sigara konusunda da bilgilendirme çalışmalarımız etkin bir şekilde devam ettik. Yüzde 85 oranında sigara bırakma polikliniğine başvuru arttı. Demek ki vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor. Sadece bir destek, elini tutan bir yapı istiyor. Biz bu eli sımsıkı tutma noktasında yoğun bir çalışmayı arttırarak devam ettiriyoruz. Toplamda 700’e yakın sigara bırakma polikliniğimiz oldu. Son 3 ay içerisinde 150’ye yakın sigara bırakma polikliniği açtık. Hedefimiz bu yıl sonunda bine yakın sigara bırakma polikliniği hayata geçirmek" şeklinde konuştu. "Sigara her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi" Sigaranın dünyada her yıl 8 milyon kişinin ölümüne neden olan önlenebilir bir sebep olduğuna değinen Demirkol, "Yılda 1 milyonu sadece pasif etkilenimle ölüyor dünyada. Türkiye’de ise her yıl 100 bine yakın vatandaşımız sigara ve sigaraya bağlı sebeplerle ölüyor. Çok büyük bir oran bu. Pandemide bir canımız ne kadar önemliydi değil mi? Sigara aslında her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi. Sigara ve tütün ürünleri bu denetimlerde elektronik sigara, puf gibi satışı yasak olanların da kolluk kuvvetleriyle yakın denetimi yapılacak. Bununla ilgili bir tespit yapıldığında ise el koyulacak. Bununla ilgili yakın takiplerimiz devam edecek. İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" açıklamasında bulundu.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun"
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:18 Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol: "İstiyoruz ki ‘Dumansız Türkiye’ olsun" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ ve sağlık alanına yönelik düzenlemeler içeren kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda kabul edildi. Kabul edilen kanunla sigara kullanımını azaltmağa dair uygulamalar getirildi. Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, ‘Dumansız Türkiye Kampanyası’ kapsamında yürütülen çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu. "Bireysel ceza işletmeyle beraber uygulanacak" Ülke genelinde tütün ve tütün ürünleriyle mücadeleye hız kesmeden devam ettiklerini belirten Müdür Demirkol, "Dumansız Türkiye kampanyası, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tütünle mücadele konusunda almış olduğumuz yolun önemli aşamalardan biri. Bu kapsamda 2025 yılı içerisinde başlatmış olduğumuz çapraz denetimlerimizi çok daha fazla yapmaya başlayacağız. Dün itibariyle 3 büyük ilimiz İstanbul, İzmir ve Ankara başta olmak üzere tüm illerimizde ve çevre illerimizden gelen ekiplerimizin de desteğiyle aktif bir çapraz rutin denetimi başlatıyoruz. Emniyet Müdürlüğümüzün ve kolluk kuvvetlerimizin de desteklediği ekiplerimiz kapalı alanda sigara içme ihlalinin ortadan kalkması için yoğun çalışıyorlar. Bu kapsamda sadece 2025 yılı içerisinde çapraz denetimlerde 4 bine yakın cezai müeyyide uygulandı. Bu denetimde daha da hassas olduğumuz konu artık içen bireye de ceza uygulanmasıdır. Yani bireysel cezanın da işletmeyle beraber uygulanacağını tekrar hatırlatmak istiyoruz" diye konuştu "Vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor" Kampanyanın Türkiye’nin 81 ilde aktif çalıştığını ve vatandaşlara sınırsız hizmet verdiğini ifade eden Demirkol, "İdeal kilonu öğren ve sağlıklı yaşa uygulaması kapsamında 10 milyona yakın vatandaşımızın sokakta boy ve kilosunu ölçtük. Bu uygulama sırasında hemen yanına açtığımız stantta sigara konusunda da bilgilendirme çalışmalarımız etkin bir şekilde devam ettik. Yüzde 85 oranında sigara bırakma polikliniğine başvuru arttı. Demek ki vatandaşımız sigarayı bırakmayı istiyor. Sadece bir destek, elini tutan bir yapı istiyor. Biz bu eli sımsıkı tutma noktasında yoğun bir çalışmayı arttırarak devam ettiriyoruz. Toplamda 700’e yakın sigara bırakma polikliniğimiz oldu. Son 3 ay içerisinde 150’ye yakın sigara bırakma polikliniği açtık. Hedefimiz bu yıl sonunda bine yakın sigara bırakma polikliniği hayata geçirmek" şeklinde konuştu. "Sigara her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi" Sigaranın dünyada her yıl 8 milyon kişinin ölümüne neden olan önlenebilir bir sebep olduğuna değinen Demirkol, "Yılda 1 milyonu sadece pasif etkilenimle ölüyor dünyada. Türkiye’de ise her yıl 100 bine yakın vatandaşımız sigara ve sigaraya bağlı sebeplerle ölüyor. Çok büyük bir oran bu. Pandemide bir canımız ne kadar önemliydi değil mi? Sigara aslında her yıl 100 bin kişinin öldüğü büyük bir pandemi. Sigara ve tütün ürünleri bu denetimlerde elektronik sigara, puf gibi satışı yasak olanların da kolluk kuvvetleriyle yakın denetimi yapılacak. Bununla ilgili bir tespit yapıldığında ise el koyulacak. Bununla ilgili yakın takiplerimiz devam edecek. İstiyoruz ki dumansız bir Türkiye olsun. Ülkemizin tertemiz havası, dumansız bir şekilde o temizliğini ve kalitesini korumuş olsun" açıklamasında bulundu.
BEUN’da ritim bozuklukları için yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlandı
23 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:16 BEUN’da ritim bozuklukları için yeni tedavi yöntemi uygulanmaya başlandı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı’nda; ritim bozukluğu yaşayan hastalar için yakma (ablasyon) ve dondurma (kriyoablasyon) işlemleri uygulanmaya başlandı. Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Doktor Öğretim Üyesi İlke Erbay, bölgede önemli bir eksikliği giderdiklerini belirterek, "Ritim bozukluğu olan hastalarda yakma ve dondurma işlemlerini kapsayan bir yöntemdir. Bunun daha öncesinde bölgemizde kısa bir süre içerisinde de gerçekleştirilmiş olup şu anda tekrardan devamlılığını sağlayacağız" dedi. 6 aylık eğitim sonrası uygulamaya başlandı Dr. Öğr. Üyesi İlke Erbay, tedavi yönteminin Zonguldak’a kazandırılmasında önemli bir eğitim süreci geçirdiğini ifade ederek, "Kurumumuz tarafından 6 ay boyunca Türkiye’nin önemli aritmi merkezlerinden biri olan Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Aritmi Kliniği’nde eğitim aldım ve bunun sonrasında bir sertifika aldım. Orada görmüş olduğum eğitim sonrasında bölgemize bu hizmeti getirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum" diye konuştu. Aritmi tedavisinde sevkler azalacak Erbay, bölgede birçok aritmi hastasının İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük merkezlere sevk edildiğini belirterek, "Bu ritim bozukluğu hastalarımızda özellikle ölümcül ritim bozukluğu olan ya da hayat kalitesini düşüren ritim bozukluğu olan hastalarımızda yakma işlemleri ve dondurma işlemlerini kurumumuzda ve bölgemize hizmeti sunmaya başladık. Zaten vakalarımıza hızlı bir şekilde başladık" ifadelerini kullandı. "Bölge için büyük kazanım" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nin Batı Karadeniz için önemli bir aritmi merkezi olacağını vurgulayan Erbay, "Bölge içerisinde çok fazla vakamız var ve bu vakalarımız genellikle büyük merkezlere başvurmak zorunda kalıyorlardı. Artık Batı Karadeniz de aritmi üslerinden bir tanesi olmaya başlayacak Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak. Bunu duyurmanın vermiş olduğu gururu yaşıyoruz" dedi. "Hastalarımıza sağlıklarını kavuşturmayı amaçlıyoruz" Hastaların tedaviye gösterdiği ilgiden memnuniyet duyduklarını belirten Erbay, "Hastalarımız bunu öğrendikten sonra özellikle ve bize başvuran, aritmi açısından başvuran hastalarımızın sayısında ciddi bir artış oldu. Özellikle almış olduğumuz vakalardan sonrasında haftanın belli günlerinde biz bu hizmeti vermeye devam edeceğiz. Bölge içerisinde zaten çok fazla aritmi hastası olduğu için bu hastalarımıza da sağlıklarını kavuşturmayı amaçlıyoruz" diye konuştu.
Türkiye ile Kamboçya arasında sağlık ve ticarette stratejik iş birliği
22 Temmuz 2025 Salı - 18:29 Türkiye ile Kamboçya arasında sağlık ve ticarette stratejik iş birliği Türkiye ile Kamboçya arasında sağlık ve ticaret alanlarında stratejik iş birliği adımları atılıyor. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay ve beraberindeki heyet, 21 Temmuz 2025 tarihinde Kamboçya Krallığı’nın Ankara Büyükelçisi Ekselansları Sok Chea’nın davetlisi olarak Kamboçya Büyükelçiliği’ni ziyaret etti. Ziyaret kapsamında iki ülke arasında sağlık turizmi, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, sağlık yatırımları ve nitelikli insan kaynağı gibi stratejik alanlarda iş birliğinin geliştirilmesine yönelik kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu. Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye’nin sağlık altyapısı, dijital sağlık çözümleri ve medikal teknoloji alanındaki kapasitesi ile sağlık turizmindeki küresel başarısı hakkında bilgi verirken, SATKOF’un ulusal ve uluslararası düzeyde yürüttüğü projeleri katılımcılara sundu. Gerçekleştirilen görüşme, iki ülke arasında sürdürülebilir sağlık turizmi iş birliklerinin geliştirilmesi, karşılıklı delegasyon ziyaretlerinin düzenlenmesi ve ortak eğitim programlarının planlanması yönünde olumlu sonuçlandı. Toplantıda ayrıca Türkiye ile Kamboçya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde yaşanan gelişmelere de dikkat çekildi. Özellikle iki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artış ve karşılıklı turist sayısındaki yükseliş memnuniyetle karşılandı. Bu kapsamda, Aralık 2025’te başlatılması planlanan İstanbul-Phnom Penh direkt uçuşunun ticaret, turizm ve halklar arası etkileşimi artıracağı vurgulandı. Kamboçya Büyükelçisi Ekselansları Sok Chea, Türk iş insanlarını ve yatırımcılarını Kamboçya’daki fırsatları değerlendirmeye davet ederek, ülkenin sunduğu çeşitli ticaret avantajlarını şöyle sıraladı: 679 milyonluk ASYA pazarı, ASYA+1 ticaret anlaşmaları, 2,2 milyar kişilik Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması, Kamboçya-Çin İkili Serbest Ticaret Anlaşması, Kamboçya-Güney Kore İkili Serbest Ticaret Anlaşması, Kamboçya-BAE Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması." Büyükelçilik yetkilileri, Türk firmalarının Kamboçya’da yatırım yapmaları, şirket kurmaları ve iş faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli bakanlıklar ve kurumlarla koordinasyon sağlamaya hazır olduklarını ifade etti. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, Türkiye’nin sağlık alanındaki bilgi birikimi ve tecrübesini dost Kamboçya ile paylaşmaktan büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, kurulacak sağlık köprülerinin her iki ülke adına kalıcı ve verimli iş birliklerine dönüşmesini temenni ettiklerini söyledi.
Manisa İl Sağlık Müdürü Zeren’den sıcaklık uyarısı
22 Temmuz 2025 Salı - 17:02 Manisa İl Sağlık Müdürü Zeren’den sıcaklık uyarısı Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Manisa’da hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte doğabilecek sağlık sorunlarına karşı uyarılarda bulundu. Özellikle yaşlılar, gebeler, engelliler, kronik hastalığı olanlar ve aşırı kilolu olanlar gibi riskli gruplar, sıcak havanın zararlı etkilerinden korunmak için bazı basit fakat etkili kurallara uyması gerektiğini belirten İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, "Vücut ter yoluyla sürekli sıvı kaybeder; bu yüzden susamayı beklemeden günde en az 2-2,5 litre su tüketilmelidir. Yoğun spor ya da dışarıda bedensel etkinlik yaparken her saat başı 2-4 dört su bardağı su içilmesi önerilir. Bu tüketim ihtiyaca göre artırılmalıdır. Risk grubundaki kişiler, sıcakla ilişkili hastalıkların belirtileri yönünden gün içinde kontrol edilmelidir. Vücut sıcaklığını kontrol altında tutmak için sık sık duş alınmalı, imkan yoksa ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı ya da silinmelidir. Sağlık sorunu olanların günün daha sıcak ve güneşin zararlı etkilerinin daha yoğun olduğu özellikle 12.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçınmalıdır. Dışarı çıkılması gerekiyorsa mümkün olduğunca gölge ve klimalı alanlarda bulunulmalı, yoğun efor gerektiren uğraşlardan kaçınılmalı, sık sık dinlenilmelidir. Ayrıca, güneşin zararlı etkilerinden korunmak için açık renkli ve bol giysiler tercih edilmeli, şapka, güneş gözlüğü ve güneşten koruyucu cilt ürünleri kullanılmalıdır. Park halindeki araçlar içinde beklenilmemeli, çocuklar ve evcil hayvanlar araç içinde asla bırakılmamalıdır. Güneş ışınları cilde ve gözlere de zararlıdır. Güneş ışınlarının kuvvetli olduğu saatlerde UV koruması olan bir güneş gözlüğü tercih edilmesi, hassas cilt problemi olan kişilerin güneşin olumsuz etkilerinden koruyucu kremler kullanması bizlere gereken korumayı sağlayacaktır. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, et, yumurta, süt, balık çabuk bozulma riski yüksek olan besinler açıkta bekletilmemeli. Güneşe veya sıcağa uzun süre maruz kaldıktan sorna geçmeyen sürekli bir baş ağrısı, çift görme, sık kusma ve bulantı gibi belirtiler görülürse, derhal bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi.
Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Atılgan: "Covid-19 aşısı sonrası bazı kadınlarda adet döngüsünde bir günlük uzama gözlemlenmiştir"
22 Temmuz 2025 Salı - 14:24 Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Atılgan: "Covid-19 aşısı sonrası bazı kadınlarda adet döngüsünde bir günlük uzama gözlemlenmiştir" Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Remzi Atılgan, Covid-19 aşısı sonrası bazı kadınlarda adet döngüsünde bir günlük uzama gözlemlendiğini bu konunun bilimsel araştırmaya ihtiyacı olduğunu savundu. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Remzi Atılgan, kadınlardaki adet kanamalarının dikkate alınması gerektiğini belirtti. Kadınlarda sık görülen adet kanama bozuklukları hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Atılgan, "Üreme çağındaki kadınlarda gebelik dışı gelişen anormal uterin kanamaların genellikle rahim iç zarı kaynaklı oluyor. Bu tür kanamalar, şiddetli kanama, adet dışı düzensiz kanama, adet döngüsünde uzunluk değişiklikleri ve adet ortası kanamalar şeklinde kendini gösterebiliyor. Adet döngüsü, bir adet kanamasının ilk gününden bir sonraki adet kanamasının ilk gününe kadar geçen süredir ve genellikle 24-38 gün arasında değişir. 24 günden kısa döngüler sık adet, 38 günden uzun döngüler ise seyrek adet olarak tanımlanır. Hiç adet görmemek ise amenore olarak adlandırılır. Kanamanın 8 günden uzun sürmesi anormal kabul edilirken, 18-25 ve 42-45 yaş aralığında bu süre 9 güne kadar uzayabilir. Anormal adet kanamalarının nedenleri arasında rahim içi polipler, adenomyozis, myomlar, endometriyal hiperplazi, rahim kanseri, pıhtılaşma bozuklukları, yumurtlama sorunları, ilaç kullanımı veya cerrahi müdahaleler sayılabilir. Menopoz öncesi polip kaynaklı kanamalarda kanser riski düşük olmakla birlikte, her anormal kanama ciddi şekilde değerlendirilmelidir. Tanıda kan testleri, ultrasonografi, rahim iç zarı biyopsisi ve rahim ağzını incelemeye yarayan histeroskopi gibi yöntemler kullanılır. Polip veya myom tespit edildiğinde cerrahi işlemle alınarak patolojiye gönderilir ve tedavi planlanır. Sezaryen sonrası oluşan skar defektleri, sürekli lekelenme, kötü kokulu vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve karın-kasık ağrılarına neden olabilir. Adet kanaması bu skar boşluğunda birikerek şikayetlere yol açar ve değerlendirilmesi gerekir. Covid-19 aşısı sonrası bazı kadınlarda adet döngüsünde bir günlük uzama gözlemlenmiştir ancak bu konuda daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır. Ergenlikte özellikle menarş sonrası ilk iki yılda döngü bozuklukları yaygındır ve genellikle geçicidir. Ancak 2-3 yıldan uzun süren bozukluklarda, polikistik over sendromu, tiroid hastalıkları, Cushing sendromu, böbrek üstü bezi bozuklukları, hiperprolaktinemi ve diyabet gibi hastalıklar araştırılmalıdır. Aşırı adet kanaması yaşayan, menopoz sonrası kanama yaşayan ve 14 yaşını geçmesine rağmen hiç adet görmemiş kadınların mutlaka kadın doğum uzmanına başvurması gerekiyor" dedi.
Tunceli’de yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu açıldı
22 Temmuz 2025 Salı - 14:22 Tunceli’de yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu açıldı Tunceli’de sağlık altyapısını güçlendirmek amacıyla yeni aile sağlığı merkezi ile acil sağlık hizmetleri istasyonu hizmete alındı. Aile sağlığı merkezi ve acil sağlık hizmetleri istasyonunda incelemelerde bulunan Vali Şefik Aygöl, merkezlerin hayırlı olması temennisinde bulundu. Tunceli merkez Atatürk Mahallesi’nde yaklaşık 15 bin vatandaşa hizmet verecek 5 Nolu Aile Sağlığı Merkezi ve 3 Nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu hizmete başladı. Tunceli Valisi Şefik Aygöl, ilin sağlık altyapısını güçlendirecek olan yatırımları yerinde inceleyerek ilgililerden bilgi aldı. İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran’ın da eşlik ettiği incelemelerinin ardından açıklama yapan Vali Şefik Aygöl, "Atatürk Mahallesi’nde iki hafta önce hizmete aldığımız beş hekimlik aile sağlık merkezimizin önündeyiz. Bugün itibariyle burası hizmete açıldı. Beş hekimlik kapasitesi var ancak şu anda iki hekimle hizmete başladı. En kısa zamanda diğer hekimlerimiz de göreve başlayacak. Yaklaşık 15 bin vatandaşımıza hizmet verecek çok modern ve güzel bir alan oluşturuldu. Ayrıca yan tarafta da 112 acil sağlık hizmetleri istasyonu da göreve başladı. Burada da özellikle Atatürk Mahallesi’ndeki vakalara çok hızlı müdahale edilsin diye konuşlanma yapıldı. Ben özellikle hemşehrilerimize, sağlık sektörüne, vatandaşlarımıza hayırlı olsun. Bu çalışmanın bir örneği de Cumhuriyet Mahallesi’nde yapıyoruz. İnşallah onun da bir ay içinde hizmete alacağız, çalışmalar devam ediyor. Şehrimize, vatandaşlarımızı hayırlı, uğurlu olsun" dedi.