SAĞLIK
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi 05 Mayıs 2026 Salı - 22:34:55 Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’ dolayısıyla hastane personeline el hijyeni eğitim programı düzenlendi. Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’ kapsamında Enfeksiyon Kontrol Komite Başkanı Uzm. Dr. Haydar Ürün tarafından, hastane idarecilerinin de katılımıyla hastane personeline yönelik bir eğitim programı yapıldı. Eğitim de açılış konuşmasını yapan Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ali Çöl, el hijyeninin önemi ile enfeksiyonlardan korunma yöntemlerine dikkat çekerek, hem hastane personelinin sağlığını hem de hastaların sağlığını korumak adına el hijyeninin vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurguladı. Eğitim kapsamında Enfeksiyon Kontrol Komite Başkanı Uzm. Dr. Haydar Ürün tarafından, el hijyeninin önemi ve enfeksiyonlardan korunma yöntemleri hakkında detaylı bilgilendirme yapıldı. Programın devamında, 2025 yılı el hijyeni uyum oranı en yüksek olan ‘El Hijyeni Şampiyonu Klinikleri’ belirlenerek, 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi ile Ruh Sağlığı ve AMATEM klinikleri bu unvana layık görüldü. Geçen yılın şampiyonu olan bu birimlere, Başhekim Uzm. Dr. Ali Çöl ve hastane yöneticileri tarafından teşekkür belgeleri takdim edildi. Gerçekleştirilen etkinlik; farkındalık oluşturması, bilgi düzeyini artırması ve kurumsal motivasyonu güçlendirmesi içeriğiyle dikkat çekerken, programa katkı sunan ve katılım sağlayan tüm personele teşekkür edildi.
05 Mayıs 2026 Salı - 21:42 Astımda doğru tedavi ve takip hayati önem taşıyor Dünya Astım Günü kapsamında yapılan açıklamada, astımın doğru yönetimle kontrol altına alınabileceği vurgulandı. Dünya Astım Günü dolayısıyla yapılan bilgilendirmelerde, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen astım hastalığına dikkat çekildi. Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazife Özge Altan, astımın hava yollarının daralması sonucu ortaya çıkan; nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle kendini gösteren kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabileceğini ifade eden Altan, tedavinin temel amacının belirtileri baskılayarak hastaların günlük yaşamlarını kısıtlama olmaksızın sürdürebilmelerini sağlamak olduğunu vurguladı. Astım ataklarını tetikleyen unsurlar arasında ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, tütün dumanı, keskin kokular ve ani hava değişimlerinin yer aldığını belirten Altan, bu faktörlerden uzak durmanın hastalık kontrolünde önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Hekim tarafından reçete edilen ilaçların önerilen dozda ve doğru teknikle kullanılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Altan, şikayetlerin azalmasının ilaçların bırakılması anlamına gelmediğinin altını çizdi. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının da astım ataklarını artırabileceğini ifade eden Altan, kişisel hijyen kurallarına uyulması ve kapalı alanların düzenli havalandırılması gerektiğini söyledi. Astımın seyrinin zaman içerisinde değişebileceğini belirten Altan, düzenli hekim kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini, erken tanı ve doğru tedaviyle hastalığın kontrol altına alınabileceğini sözlerine ekledi.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:46 Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
Denize dalarken dikkat: Boyun travması ve felç riski uyarısı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:57 Denize dalarken dikkat: Boyun travması ve felç riski uyarısı Denize balıklama atlama ve dalmanın boyun travmalarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunan Prof. Dr. Baş, "Kafa suya sert vurduğunda adeta beton etkisi oluşturur. Bu tür darbeler kafa travmasına ve kalıcı felce neden olabilir" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnme Merkezi’nden Prof. Dr. Demet Funda Baş, yaz aylarında heyecan ve adrenalin tutkusuyla bilinçsizce yapılan suya atlama ve dalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Prof. Dr. Demet Funda Baş, "Şiddetli boyun ağrısının ardından güçsüzlük, yüzde kayma, konuşma bozukluğu veya görme kaybı gibi belirtiler damar yırtığına bağlı inme habercisi olabilir. Bu tür belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden hemen bir uzmana başvurun" ifadelerini kullandı. Susuzluk inmeyi tetikleyebilir İnmenin (felç) dünyada sakatlığın ve ölümün önde gelen nedenlerinden biri olduğunu aktaran Prof. Dr. Baş, yaşlı, kronik beyin damar hastalığı, kalp, hipertansiyon ve şeker hastalarını sıcaklarda inme riskine karşı uyardı. Hava sıcaklığındaki artışın inme riskini artırdığını belirten Prof. Dr. Baş, sıcaklığın zirve yaptığı öğlen saatlerinde güneşin dik etkilerinden korunmak gerektiğini de söyledi. Prof. Dr. Baş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaz aylarında ve sıcak bölgelerde sıcaklığın zirve yaptığı öğlen saatlerinde mümkün olduğu kadar açık hava aktivitelerini kısıtlayın. Yaz ayları dehidratasyona zemin hazırlar. Bu yüzden yeterli su içerek vücudun sıvı ihtiyacını karşılayın, aşırı kafein ve alkol tüketiminden kaçının."
Aşırı sıcaklar sağlığı tehdit ediyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:53 Aşırı sıcaklar sağlığı tehdit ediyor Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı, yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, birçok sağlık sorununu da beraberinde getirdiğini söyleyerek, "Sıcak çarpması ve benzeri durumlar en çok yalnız yaşayan 65 yaş üstü bireylerde görülüyor. Bunun yanında aşırı kilo, kronik hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı da riski artırıyor" dedi. İl Müdürü Damkacı, özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanların sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıyor. Havanın ısınmasıyla birlikte vücut ısısı da yükseliyor ve vücut bu duruma terleme yoluyla uyum sağlamaya çalıştığını söyleyen Damkacı sözlerine şöyle devam etti; "Ancak aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısını dengelemek her zaman mümkün olmuyor. Bu durum, özellikle yaşlılar, dört yaşından küçük çocuklar, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bakıma ihtiyacı olan bireyler için ciddi riskler oluşturabiliyor. Ayrıca şişmanlık, kalp hastalıkları, yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi faktörler de vücudun ısıyı dengeleme yeteneğini olumsuz etkiliyor. Sıcak çarpması ve benzeri durumlar en çok yalnız yaşayan 65 yaş üstü bireylerde görülüyor. Bunun yanında aşırı kilo, kronik hastalıklar ve bazı ilaçların kullanımı da riski artırıyor. Özellikle sokakta yaşamak zorunda kalanlar ve evsiz bireyler bu risk grubunun başında geliyor" "Ağır, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı sebze, meyve ve hafif gıdalarla beslenilmelidir Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı açıklamasının devamında, sıcak havalarda sağlığın korunması için alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı; "Mecbur kalınmadıkça günün en sıcak saatleri olan 10.00 ile 16.00 arasında dışarı çıkılmamalı. Dışarı çıkılması gerekiyorsa açık renkli, bol ve pamuklu giysiler tercih edilmeli şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Kapalı alanlar sık sık havalandırılmalı, güneş gören pencereler perde ya da güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının düşürülmesi için sık sık duş alınmalı ya da en azından yüz, el, ense ve ayaklar soğuk suyla serinletilmelidir. Beslenmede ise özellikle sıvı alımına dikkat edilmesi gerekiyor. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre su içilmeli. Kafeinli ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı, bunların yerine su, ayran, taze meyve suyu gibi içecekler tercih edilmeli. Ayrıca ağır, yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalı sebze, meyve ve hafif gıdalarla beslenilmelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Sıcak havaların etkilerinden korunmak için bireylerin bilinçli hareket etmesi büyük önem taşıyor. Özellikle kronik hastalığı olanlar ile yalnız yaşayan yaşlı bireylerin bu dönemde daha yakından izlenmesi gerektiği belirtiliyor."
PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:41 PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme ile yenilikçi tedavi yaklaşımları ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, "Kronik ağrılar, bağışıklık sistemi sorunları ve sürekli yorgunluk gibi sağlık problemleri; günümüzde vücut dostu, doğal yöntemlerle daha etkili bir şekilde yönetilebiliyor. PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme gibi rejeneratif tıp uygulamalarıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedefliyor" dedi. Dr. Demiroğlu, "PRP tedavisi, hastanın kendi kanından elde edilen trombosit yönünden zengin plazmanın hasarlı dokulara enjekte edilmesiyle uygulanıyor. PRP, vücudun kendi iyileşme mekanizmasını harekete geçirerek doğal bir onarım süreci başlatır. Kişinin kendi dokusundan elde edilen kök hücreler, hasarlı bölgelerde onarım sürecini destekleyerek özellikle diz, kalça ve omuz gibi büyük eklemlerde başarılı sonuçlar sunar. Kök hücreler, vücut tarafından onarım sürecinde aktif olarak kullanılır. Bu tedaviyle doku yenilenmesi doğal ve etkili bir şekilde sağlanır. Güçlü bir antioksidan olan glutatyon, karaciğer fonksiyonlarını destekleyerek toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Damar yoluyla uygulanan bu tedavi, bağışıklık sistemini güçlendirir, enerji seviyesini artırır ve hücresel düzeyde yenilenmeye katkıda bulunur. Özellikle stres, yorgunluk, cilt problemleri ve kronik hastalıklarla mücadelede önemli bir destektir" ifadelerini kullandı. "Kuru iğneleme: ilaçsız ağrı yönetimi" Dr. Demiroğlu, "İlaç kullanmadan, tetik noktalara uygulanan kuru iğneleme yöntemi; kas spazmlarını azaltarak ağrının kaynağına doğrudan müdahale eder. Fibromiyalji, bel-boyun fıtığı, migren ve kas gerginliği gibi durumlarda etkili bir yaklaşımdır. Kuru iğneleme, doğru noktaya yapılan minimal müdahalelerle maksimum rahatlama sağlar. PRP ile başlayan yenilenme süreci, glutatyon desteğiyle hızlanabilir. Kök hücre ile doku onarımı sağlanırken, kuru iğneleme kas gevşemesini kolaylaştırır. Bu bütünsel yaklaşım, iyileşme sürecini hem hızlandırır hem de kalitesini artırır" şeklinde konuştu. "Kişiye özel tedavi planı şart" Dr. Sidar Burcu Ateş Demiroğlu, "Her bireyin öyküsü, fiziksel yapısı ve tedaviye verdiği yanıt farklıdır. Bu nedenle doğru teşhis, doğru tedavi kombinasyonu ve düzenli takip süreci büyük önem taşır. PRP, kök hücre ve glutatyon uygulamaları mutlaka uzman doktor gözetiminde ve kişiye özel protokollerle yapılmalıdır. Aynı şekilde kuru iğneleme de yalnızca eğitimli ellerde ve doğru teknikle uygulanmalıdır. PRP, kök hücre, glutatyon ve kuru iğneleme gibi rejeneratif ve doğal tedaviler, hem koruyucu sağlık hizmetlerinde hem de kronik hastalıkların tedavisinde önemli bir rol oynamaktadır" diye konuştu.
Çocuğunuzun kalp sağlığı için bu 10 belirtiye dikkat
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:23 Çocuğunuzun kalp sağlığı için bu 10 belirtiye dikkat Kalp hastalıklarının yalnızca yetişkinlerde görüldüğü düşünülse de, çocukluk çağında da kalp rahatsızlıklarına sıkça rastlanabiliyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Bahattin Öncü, çocuklarda doğuştan veya sonradan gelişebilen kalp hastalıklarının, erken tanı ile ciddi sonuçlarının önlenebileceğini belirterek aileleri uyardı. Doğuştan ya da sonradan gelişebilen kalp hastalıkları, çocukluk çağında da önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle doğumsal kalp hastalıkları, bebeklik döneminden itibaren belirti verebilirken; ritim bozuklukları, kalp kapakçığı problemleri veya enfeksiyonlara bağlı kalp rahatsızlıkları okul çağı çocuklarında görülebiliyor. Ebeveynlerin çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi ve olağan dışı belirtilerde bir uzmana başvurması büyük önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Bahattin Öncü, çocuklarda görülebilecek kalp hastalıklarına karşı aileleri şu 10 belirtiye dikkat etmeleri konusunda uyardı; "1. Hızlı ve zorlu nefes alıp verme: Ateş ya da akciğer hastalığı olmadan nefes sayısının normalden fazla olması, solunum olayına kaburga kaslarının ve burun kanatlarının katılması durumunda mutlaka kalp hastalığı akla gelmelidir. 2. Morarma: Doğumda veya hemen sonrasında dudaklarda, dilde ve genel olarak tüm vücutta morarma görülmesi ciddi bir kalp hastalığı bulgusu olabilmektedir. İlerleyen yaşlarda aşırı heyecanlanma, nefes tutma atakları, soğuk havalarda görülebilen morarmalar ise genelde sağlıklı bireyle görülmektedir. 3. Çarpıntı: Kalp atımının kişinin kendi tarafından rahatsız edici bir şekilde hissedilmesidir. Ciddi bir ritim bozukluğu belirtisi olabileceği gibi geçirilen enfeksiyonlara ya da kullanılan ilaçları bağlı olarak da görülebilmektedir. 4. Kalpte üfürüm duyulması: Fizik muayene esnasında kalbi dinlerken duyulan anormal sesler üfürüm adıyla tanımlanmaktadır. Her 10 çocuktan 4’ünde duyulabilmektedir. Bu ses duyuluyor ise mutlaka çocuk kardiyoloji hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekir. Üfürüm duyulan çocukların büyük genelinde kalp hastalığı bulunmamaktadır, bu üfürümler masum üfürüm olarak adlandırılmaktadır. 5. Göğüs ağrısı: Çocuklarda görülen göğüs ağrılarının sebebi genellikle kalp dışındaki dokulardan kaynaklanmaktadır. Nadiren kalp hastalıklarına bağlı sebepler olsa da, mutlaka kardiyoloji hekiminin değerlendirmesi önerilmektedir. 6. Büyüme gelişme geriliği: Kalp yetersizliği gelişen hastalarda enerji tüketimi artacağı için uzun dönemde kilo alama, akranlarından boy ve kilo olarak geri kalma görülebilir. 7. Çabuk yorulma, halsizlik: Kalp yetersizliği, kalp delikleri ya da damar darlığı gibi durumlarda kalp vücudun ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalarak bu şikayetlere neden olabilir. 8. Eklem ağrısı ve şişliği: Kalp romatizmasının bulgusu olarak diz, dirsek, el ve ayak bileklerinde ağrılı şişlikler görülebilmektedir. 9. Uzamış ateş: 5 günden uzun süren ateşli hastalıklar kalbi besleyen damarlarda genişlemeye yol açan kawasaki hastalığı olabilir. Teşhis ve tedavisi çok önemlidir. 10. Göğüs grafilerinde kalpte anormallik görülmesi: Hekimler tarafından genellikle farklı sebeplerle çekilen akciğer filmlerinde kalpte anormal görünümler fark edilebilir. Bu belirtilerden birinin ya da daha fazlasının olması durumunda mutlaka çocuk kardiyoloji hekimine muayene olunması gerektiği unutulmamalıdır."
Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat
17 Temmuz 2025 Perşembe - 10:17 Yaz aylarında çocuklarda epilepsi nöbetlerine dikkat Epilepsinin çocukluk döneminde en sık karşılaşılan nörolojik rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirten Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, yaz aylarında nöbet sıklığında belirgin bir artış gözlemlendiğini ifade etti. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, epilepsili çocukların yaz mevsiminde karşılaşabileceği riskleri ve alınması gereken önlemleri anlattı. Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Dr. Afshin Dezhakam, "Yüksek sıcaklıklar, özellikle yüzde 60 üzerindeki nemle birleştiğinde vücutta terleme yoluyla belirgin sıvı ve mineral kaybına yol açar. Terleme yoluyla vücut tarafından kaybedilen sıvı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçların metabolizma sürecini hızlandırabilir. Bu da ilacın kandaki terapötik düzeyinin altına düşmesine, dolayısıyla nöbet kontrolünün bozulmasına yol açabilir" dedi. Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yaz tatili sırasında uyku düzeninin bozulması, epilepsi nöbetlerinin tetiklenmesinde etkili bir faktör olarak öne çıkar. Günde sadece 1-2 saat daha az uyumak bile çocuklarda nöronal hassasiyeti artırarak nöbetleri tetikleyebilir. Ekran başında (TV, tablet, telefon gibi) uzun süre vakit geçirmek, uyarıcı seviyesini yükselterek uykuya dalmayı zorlaştırır ve fotosensitif epilepsiye sahip çocuklarda doğrudan nöbetlerin tetiklenmesine yol açabilir" şeklinde konuştu. Terleme epilepsi ilacının gücünü düşürebilir Yaz döneminde acil servislere epileptik nöbet nedeniyle başvuru sayısında artış gözlenmekte olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Bu da daha önce fark edilmemiş epilepsilerin tanı almasına imkan tanır. Yazın başvuru artışını sadece sıcaklıkla değil, aynı zamanda rutinlerin bozulmasıyla da ilişkilendiriyoruz. Ailelerin tatil sürecinde nöbetleri daha yakından gözlemleme şansı oluyor. Tanı konulmuş çocuklarda ise ilacın düzenli kullanımı büyük önem taşır. Aşırı sıcak günlerde çocuk daha çok terliyorsa, hekim kontrolünde doz ayarlaması gerekebilir" dedi. Günde en az 9 saat uyunmalı Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Gündüz 12.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, açık renkli ve pamuklu giysiler tercih edilmelidir. Günde kilogram başına en az 50 ml sıvı alımı hedeflenmelidir (Örneğin 20 kg bir çocuk için en az 1 litre). İlaçlar serin ortamda saklanmalı, rutin saatinde alınması sağlanmalı, tatil nedeniyle saat kaymalarına izin verilmemelidir. Uyku, mutlaka yaşa uygun sürede ve düzenli olmalı; 6-12 yaş çocuklar için günde en az 9 saat uyku önerilmektedir" şeklinde konuştu. Ailelerin rolü hayati önem taşıyor Nöbet anında yapılacaklar kadar yapılmaması gerekenlerin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Aileler hâlâ soğan koklatma, su dökme, çocuğun ağzını açmaya çalışma gibi yanlış uygulamalara başvurabiliyor. Bu tür müdahaleler çocuğa zarar verebilir. Doğru yaklaşım; çocuğu yan yatırmak, başını yana çevirerek hava yolunu açık tutmak ve nöbetin süresini takip etmektir. 5 dakikayı aşan nöbetlerde mutlaka 112 aranmalı ve hastaneye başvurulmalıdır" dedi. İlaçların doz planlaması ve yapılacaklar önceden belirlenmeli Epilepsi tanısı alan çocukların, kontrollü şekilde sosyal hayata ve eğitime katılabileceğine değinen Uzm. Dr. Afshin Dezhakam, "Yalnız başına yüzme, yüksek riskli sporlar (boks, dövüş sporları, trambolin) önerilmez. Denizde veya havuzda mutlaka erişkin gözetiminde olunmalıdır. Lunapark gibi aşırı uyarıcı ortamlarda nöbet riski artabilir, bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Çocukların güvenle tatil yapabilmesi için planlama öncesi mutlaka nöroloji uzmanıyla görüşülmeli, ilaçların taşınması, doz saatleri ve acil durumda yapılacaklar önceden planlanmalıdır" ifadelerini kullandı.
İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:27 İHA’nın haberinden sonra yardımlar devam eden çocuğa KAFO cihazı alındı Eskişehir’de sivrisinek ısırması sonrası bulaşan virüs nedeniyle 6 buçuk yıldır hareketsiz yatan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan’a İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) yaptığı haber sonrasında yardım toplanmıştı. 8 yaşındaki çocuğa bu yardımlar ile eklemlerinin eski haline gelebilmesi adına KAFO cihazı alındı. Eskişehir’de yaşayan 8 yaşındaki Mehmet Emir Özbakan, 6 buçuk yıl önce ailesi tarafından götürüldüğü Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde bir sivrisinek tarafından uyurken ısırılıp, henüz 1 buçuk yaşındayken yatağa bağımlı hale geldi. Bebeğin, tetkiklerinde Batı Nil virüsünü taşıyan sivrisinek tarafından ısırıldığı ve beynine enfeksiyon yaydığı için hareketsiz kaldığı tespit edildi. Sinek ısırmadan önce oldukça sağlıklı ve hareketli olan Mehmet Emir’in hikayesini gündeme getire İhlas İhlas Haber Ajansı’nın haberinde 8 yaşındaki çocuk için yardım toplanmıştı. eklemlerinin tekrardan eski haline dönebilmesi adına toplanan yardım ile KAFO cihazı sağlandı. "Şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz" Mehmet Emin Özbakan’ın tedavi süreci hakkında konuşan protez işletmesinde çalışan Müzeyyen Beydeş açıklamasında şu kelimeleri kullandı: "Kontraktür, kasların esneme yeteneğini kaybetmesi olarak tanımlanabilir. Şu şekilde, hastanın eklemleri istediği hareketi yapamayacak şekilde kısıtlı kalıyor ve bu kısıtlılık, hareketin sabit kalması süresince kaslarda kısalmaya yol açıyor. Örneğin dirseğimizi bu şekilde uzun bir süre tuttuğumuzda biceps tendonu ona adapte olacak ve kolumuzu açamayacak hale geleceğiz. Biz bu kontraktürün oluşmasını engellemek için eklemleri pozisyonluyoruz aslında, ortezle aynı şekilde alt ekstremitede de öyle eklemleri pozisyonlamak adına bir atel uygulaması yapıyoruz. Hastadan özel alçı ölçü alınıyor. Biz alçı ölçünün refktarikasyonunu yani pozitif modelin işlemesini yapıyoruz, deformiteye göre yani şekil bozukluğuna uygun olacak şekilde düzenliyoruz. Daha sora bir plastik çekme aşmamız. Çocuk olduğu için ona uygun desenler seçebiliyoruz. Daha sonra işte tasarımımıza uygun olarak atelimizi şekillendiriyoruz; eklemleri monteleniyor, vaporlar ekleniyor ve giyilip çıkarmaya uygun bir hale geliyor. Atel yani KAFO ve kontraktür ortezi, çocuğun büyümesiyle beraber etkisini yitirecek. Çünkü çocuk büyüme çağında ve bu ortezler maalesef ayarlanabilir ortezler değil. Aşamalı olarak zamanla değişim de gerektirecek. Fakat bu çocuğun büyümesiyle ilgili bir durum. Şu an gelişme sürecinde belki bir seneye belki de daha erken bir sürede değişim gerekebilir. Erkeklerde yaklaşık olarak 18-20 yaş arası büyümenin durduğu süre." "İhlas Haber Ajansı’na bir kez daha teşekkür ediyorum" Emek Mahalle Muhtarı Sibel Akıl ise yapılan yardımlar hakkında şu ifadeleri kullandı: "Şimdi tekrar ben bir teşekkürler başlayayım isterseniz biliyorsunuz ki 22 Mayıs gibi biz bu kampanyayı başlatmıştık. Pek çok şehirden, yurtdışından yine aynı şekilde mahallemizden destekler gelmişti. Yeteri kadarını aldık biz bu desteklerden ilk önce pusetimizi aldık daha sonra bu ortezlerimizi yaptırdık, sırf Mehmet Emir rahat etsin diye. Şuanda da bunlar takıldı. Tabi ilerleyen zamanlarda bir gelişim olacak gelişimden dolayı da haliyle bunlarda değişiklik yapılacak. İşte o anda ihtiyacımız olduğunda bize tekrar dönüş yapabilirsiniz. Değerli hayırseverlerimizi o konuda belki rahatsız edebileceğiz ama hepsine gerçekten canı gönülden teşekkür ediyorum. Allah sizden de razı olsun bizim sesimizi duyurdukları için bir kez daha teşekkür ediyorum İhlas Haber Ajansı’na. Şu an her şey yolunda en azından kaslarını biraz daha rahatlatmış olacağız gelişimi için güzel olacak. Yani kalan paramızı da bu şekilde değerlendirdik kullanmış olduk tekrar tekrar teşekkür ediyorum."
Gebelik zamanında tehlikeli olan belirtiler
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:20 Gebelik zamanında tehlikeli olan belirtiler Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Seda Deniz Işıklar, gebelikte karın ağrısının süresinden çok bu ağrılara eşlik eden belirtilerin önemli olduğunu vurguladı. Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Seda Deniz Işıklar, gebelik döneminde sık görülen karın ağrılarıyla ilgili önemli bilgiler verdi. Işıklar, bu ağrıların süresinden çok, eşlik eden belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. İlk 3 ayda dikkat edilmesi gereken belirtiler Gebeliğin ilk üç ayında görülen karın ağrılarının genellikle kısa süreli ve hafif olduğunu söyleyen Işıklar, "Bıçak saplanır tarzda ya da elektrik çarpar gibi tariflenen ağrılar dinlenmekle geçiyorsa genellikle ciddi değildir. Ancak beraberinde kanama, ateş, idrarla ilgili yanma, sık idrara çıkma, bulantı veya kusma gibi şikayetler varsa bu durum ciddiye alınmalı" dedi. Son 3 ayda ağrılar daha riskli olabilir Gebeliğin son üç ayında yaşanan karın ağrılarının daha dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Işıklar, "Bu dönemdeki ağrılar erken doğum, enfeksiyon veya başka problemlerle ilgili olabilir. Enfeksiyonlar bile erken doğumu tetikleyebilir. Bu nedenle anne adayları mutlaka doktorlarıyla iletişimde olmalı" ifadelerini kullandı. Her gebelik farklı seyreder Aynı kişinin başka gebeliklerinde bile farklı durumların yaşanabileceğini ifade eden Işıklar, "Gebelik haftası ilerledikçe şikayetler kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle doğuma yakın dönemde yaşanan ağrılar mutlaka doktora bildirilmelidir" diye konuştu. Mide bulantısı ve ağrı bağlantısı olabilir mi? Mide bulantısı ve karın ağrısının her zaman bağlantılı olmadığını belirten Dr. Işıklar, "Eğer bu ikisi birlikte görülüyorsa, gebelik dışı nedenler de araştırılmalı. Gıda zehirlenmesi, idrar yolu enfeksiyonu ya da karın içi başka organlarla ilgili problemler olabilir" ifadelerini kullandı. Sık karşılaşılan bir şikayet Gebelikte karın ağrısının sık rastlanan bir durum olduğunu da söyleyen Işıklar, "Bize bu şikayetle sık başvuruluyor. Ancak çoğu zaman sorgulamalarda ciddi bir neden bulunmuyor. Yine de dikkatli olunmalı" diyerek anne adaylarını uyardı.
Mide küçültme tercihinde yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:18 Mide küçültme tercihinde yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi Türkiye’de obez hastaların kilo vermek için tercih ettiği ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki hastaya başarılı operasyon gerçekleştirildi. Obez hastalarının her geçen gün sayıları artarken, bazıları bu kilolardan kurtulmak için diyet tedavisi alıyor, bazıları da mide küçültme operasyonu tercih ediyor. Ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki A.A.’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nurettin Tunç, obezitenin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Obezite ile beraber kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler riskler, karaciğer yağlanması, böbrek rahatsızlıkları, endrokrinolojik problemlerın ortaya çıktığını belirten Tunç, bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Bakanlığı’nca obezite ile mücadelede belli projelerin hayata geçirildiğini ifade etti. Tunç, obezite ile mücadelede ilk etapta diyet ve egzersiz önerdiklerini kaydederek, "Ama çoğu hasta diyet ve egzersizle istediği kiloya ulaşamamakta, kilo verememektedir. Bununla birlikte müdahalelere gerek kalmaktadır. Bu anlamda gastroenteroloji pratiğinde uyguladığımız botoks ve mide balonu yöntemleri mevcut. Bu yöntemler 6 ay gibi kısa sürede etkisini göstermekte. Bazı hastalarda bu yöntemler de yeterli olmamakta ve cerrahi ameliyatlara özellikle tüp mide ameliyatına başvurulmakta. Yalnız bu cerrahi yöntemlerde mide kaçağı dediğimiz ölümcül olabilen bazı ciddi riskler ortaya çıkmakta" dedi. "Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem" "Bizim bu yönteme alternatif olarak geliştirdiğimiz endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) dediğimiz yöntem tamamen ameliyatsız olarak gerçekleştiriliyor" diyen Tunç, şöyle konuştu: "Hastalar endoskopiyle alınır gibi alınıyor. Aynen tüp midede olduğu gibi mide iç taraftan büzüştürülerek dikiliyor. Hastanın midesi yaklaşık yüzde 60-70 oranında küçültülüyor. Burada tüp mide ameliyatı benzeri bir işlem ameliyatsız endoskopik olarak yapılmakta. Bu şekilde hastaların yüzde 20 kilo vermeleri sağlanmaktadır. Endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) işlemi Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem." Ülkemizde 2-3 merkezde yeni yapılmaya başlandığını aktaran Tunç, "Diyarbakır da bunlardan biri. Endoskopik tüp mide işlemi ülkemizde yeni başlanmış, yeni başlanan bir yöntem olduğu için de bayağı revaçta olan bir yöntem. Hasta ameliyathane şartlarında alınmakta, işlem yaklaşık 1,5 saat sürmekte. Komplikasyonları yok denecek kadar az. Hastalar bir gün sonra taburcu edilip evine gönderilebilmekte" şeklinde konuştu. Bu işlemde hastalarda bazen bulantı, kusma şikayeti olabildiğine değinen Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu şikayetleri de işlem sırasında veya sonrasında başlanan ilaçlarla baskılayabilmekteyiz. Hastanın işe ve normal hayata dönüşü, ameliyata göre çok çok üstün durumda. Hasta, 3-5 gün içinde tamamen normal hayata dönebilmekte. Bu işlemde cerrahiye kıyasla hem organ kaybı olmamakta, organ korunuyor."
Mide küçültmede yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 09:15 Mide küçültmede yeni yöntem ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi Türkiye’de obez hastaların kilo vermek için tercih ettiği ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Obez hastalarının her geçen gün sayıları artarken, bazıları bu kilolardan kurtulmak için diyet tedavisi alıyor, bazıları da mide küçültme operasyonu tercih ediyor. Ameliyatlı mide küçültme operasyonlarına alternatif olarak ameliyatsız endoskopik tüp mide işlemi başladı. Yalnızca 3 merkezde olan bu işlemle Diyarbakır’da 48 yaşındaki A.A.’da başarılı operasyon gerçekleştirildi. Memorial Diyarbakır Hastanesinde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Nurettin Tunç, obezitenin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Obezite ile beraber kalp krizi gibi ciddi kardiyovasküler riskler, karaciğer yağlanması, böbrek rahatsızlıkları, endrokrinolojik problemler ortaya çıkmakta olduğunu belirten Tunç, bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından obezite ile mücadele kapsamında belli projeler hayata geçirildiğini ifade etti. Tunç, obezite ile mücadele de ilk etapta diyet ve egzersiz önerdiklerini kaydederek, "Ama çoğu hasta diyet ve egzersizle istediği kiloya ulaşamamakta, kilo verememektedir. Bununla birlikte müdahalelere gerek kalmaktadır. Bu anlamda gastroenteroloji pratiğinde uyguladığımız botoks ve mide balonu yöntemleri mevcut. Bu yöntemler 6 ay gibi kısa sürede etkisini göstermekte. Bazı hastalarda bu yöntemlerde yeterli olmamakta ve cerrahi ameliyatlara özellikle tüp mide ameliyatına başvurulmakta. Yalnız bu cerrahi yöntemlerde mide kaçağı dediğimiz ölümcül olabilen bazı ciddi riskler ortaya çıkmakta" dedi. "Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem" "Bizim bu yönteme alternatif olarak geliştirdiğimiz endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) dediğimiz yöntem tamamen ameliyatsız olarak gerçekleştiriliyor" diyen Tunç, şöyle konuştu: "Hastalar endoskopiyle alınır gibi alınıyor. Aynen tüp midede olduğu gibi mide iç taraftan büzüştürülerek dikiliyor. Hastanın midesi yaklaşık yüzde 60-70 oranında küçültülüyor. Burada tüp mide ameliyatı benzeri bir işlem ameliyatsız endoskopik olarak yapılmakta. Bu şekilde hastaların yüzde 20 kilo vermeleri sağlanmaktadır. Endoskopik sleeve gastroplasti (endoskopik tüp mide) işlemi Türkiye’de yeni başlanan bir yöntem." Ülkemizde 2-3 merkezde yeni yapılmaya başlandığını aktaran Tunç, "Diyarbakır’da bunlardan biri. Endoskopik tüp mide işlemi ülkemizde yeni başlanmış, yeni başlanan bir yöntem olduğu için de bayağı revaçta olan bir yöntem. Hasta ameliyathane şartlarında alınmakta, işlem yaklaşık 1,5 saat sürmekte. Komplikasyonları yok denecek kadar az. Hastalar bir gün sonra taburcu edilip evine gönderilebilmekte" şeklinde konuştu. Bu işlemde hastalarda bazen bulantı, kusma şikayeti olabildiğine değinen Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı: "Bu şikayetler de işlem sırasında veya sonrasında başlanan ilaçlarla baskılayabilmekteyiz. Hastanın işe ve normal hayata dönüşü, ameliyata göre çok çok üstün durumda. Hasta, 3-5 gün içinde tamamen normal hayata dönebilmekte. Bu işlemde cerrahiye kıyasla hem organ kaybı olmamakta, organ korunuyor."