Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Yüksek Seçim Kurulu’nun yeni başkanı Dr. Serdar Mutta oldu
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Yüksek Seçim Kurulu’nun yeni başkanı Dr. Serdar Mutta oldu
"Kazığımı niye aldın" kavgası: 1’i ağır 4 yaralı
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Borsa İstanbul’da yeni rekor
Ağrı’da kayınbirader dehşeti: Eniştesini 7 kurşunla vurdu
Kars’ta 2200 rakımda 50 santim kar
Edirne’de tır yön tabelasına çarptı: Sürücü yaralandı
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
3
05 Mayıs 2026 Salı- 09:34
"Polenler ve hava kirliliği astımı tetikliyor"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 12:06
Çocuklarda alerjiye dikkat: "Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık"
5
30 Nisan 2026 Perşembe- 09:15
Yüksekova’nın fedakar ebeleri gebeler için yollarda
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 13:16
Uzmanlardan ’gıda zehirlenmesi’ uyarısı: "Ölümcül seyredebiliyor"
İstanbul’da iddiaya göre evde pişirdikleri tavuğu yiyen 4 kişi zehirlenme şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Uzmanlar, "Genelde tavuk bir numarada. En korktuğumuz besinler özellikle tavuk, et, balık gibi ürünlerin çiğ tüketilmesi veya uygunsuz koşullarda saklanması, açık süt ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesi. Soğuk zincire uymak çok önemli. Zincirin bozulduğu özellikle tavuksal gıdaları tükettiğiniz zaman acil servislere bulantı, kusma şikayetleriyle çok fazla başvurular alıyoruz. Çok dikkatli olmak gerekiyor, ölümcül seyredebiliyor" diyerek uyardı.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 12:22
Sahil Güvenlik Dalaman açıklarında üç vatandaşa tıbbi tahliye gerçekleştirdi
Muğla’nın Dalaman ilçesi açıklarında seyreden ticari yattan iki, gezi teknesinden ise bir vatandaş için tıbbi tahliye gerçekleştirildi. Dalaman ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan bir vatandaş ve ticari yatta rahatsızlanan 2 vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine yönlendirilen Sahil Güvenlik ekipleri yaralanan ve rahatsızlanan üç kişiyi botlara alarak 112 ambulans ekiplerine teslim etti.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:42
Kalabalık havuzlar, hastalıklara davetiye çıkarıyor
Yaz aylarında deniz ve havuz keyfi enfeksiyon riskini artırabiliyor. Uzmanlar, özellikle kadınların ıslak mayo, kalabalık havuzlar ve hijyen kurallarına dikkat etmesi gerektiği konusunda uyarıyor. Yazın, hem serinlemek hem de tatilin tadını çıkarmak için deniz ya da havuz kenarlarında akın ediliyor. Ancak tercih edilen denizin ya da havuzun temizliğinin en az eğlence kadar önemli olduğunu ifade eden Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, kadınların dikkat etmesi gereken sağlık şartlarına ışık tuttu. Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, kalabalık ve kirli havuzun ya da denizin çeşitli hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi. Yazın en güzel yanlarından biri de denizin, havuzun ve güneşin tadını çıkarmak olduğunu dile getiren Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, söz konusu güzelliklerin yapılan hatalarla olumsuz sonuçlanabileceğine dikkat çekti. Özellikle deniz ve havuzun kadın sağlığı üzerine etkilerini hatırlatan Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Yaz mevsimi; tatil, güneş, deniz ve havuz keyfiyle özdeşleşmiş bir dönemdir. Ancak bu güzel mevsimin beraberinde getirdiği bazı sağlık riskleri de vardır. Özellikle kadın sağlığı, yaz aylarında deniz ve havuz kullanımıyla birlikte çeşitli enfeksiyonlara ve hijyen problemlerine açık hale gelebilir. Yazın sık karşılaştığımız vajinal enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonları, cilt problemleri ve bunlardan korunma yolları önemli bir konudur" dedi. Mantar oluşumuna zemin hazırlayabilir Sıcak ve nemli ortamların, ıslak mayo ile uzun süre kalmanın vajinal flora dengesini bozabileceğini ifade eden Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Yine klorlu havuzlar, yararlı bakterileri azaltarak mantar (Candida) ve bakteriyel vajinozis gelişimine zemin hazırlayabilir. Deniz suyunda bulunan mikroorganizmalar, özellikle kalabalık ve kirli plajlar vajinal ve idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir. Özellikle havuz suları E. coli gibi bakterilerle kontamine gerçekleşebilir. Özellikle idrar yolu başta olmak üzere çeşitli enfeksiyonlara yol açabilir" uyarılarında bulundu. Enfeksiyon riskini en çok bu hatalar artırıyor Bir diğer risk faktörünün de cilt ve genital bölge tahrişi olduğunun altını çizen Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Klora uzun süreli maruz kalmak, cilt bariyerini zayıflatabilir. Epilasyon sonrası direkt denize/havuza girmek tahrişi artırarak enfeksiyon riskini yükseltebilir" dedi. Özellikle bazı davranışların enfeksiyon riskini artırdığının altını çizen Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, "Islak mayo ile saatlerce oturmak, epilasyon sonrası hemen havuza girmek, günlük ped kullanarak denize girmek, kalabalık ve hijyeni şüpheli havuzları tercih etmek, vajinal duş gibi uygulamalarla florayı bozmak gibi nedenler enfeksiyon riskini artırabiliyor" açıklamalarında bulundu. Probiyotikler, florayı korumaya yardımcı Kadın sağlığı açısından denize ve havuza girerken dikkat edilmesi gereken noktaları 4 ana başlık altında detaylandıran Op. Dr. İlkay Nafiye Topaloğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Havuzdan veya denizden çıktıktan sonra ıslak mayo hemen değiştirilmelidir. Pamuklu, hava alan iç çamaşırları tercih edilmelidir. Günde en az bir kez genital bölge yıkanmalı, ancak sabun yerine pH dengeli ürünler tercih edilmelidir. Epilasyon sonrası en az 24 saat denize/havuza girilmemelidir. Regl döneminde denize/havuza girilecekse, temiz tampon kullanılmalı ve kısa süre kalınmalıdır. Klor kokusu çok yoğun olan, bulanık sulu ya da fazla kalabalık havuzlar tercih edilmemelidir. Denize girilecek yerin mavi bayraklı ve temiz olmasına dikkat edilmelidir. Yoğurt gibi probiyotikler vajinal floranın korunmasına yardımcı olabilir. Bol su içmek, idrar yolu enfeksiyonlarını önleneyebiliir. Unutmayalım ki, her mevsim özen ister. Güneşin, denizin ve havuzun keyfini çıkarırken; hijyen kurallarına dikkat etmek, hem küçük sağlık sorunlarından hem de daha büyük komplikasyonlardan korunmaya yardımcı olabilmektedir. Vajinal akıntıda renk, koku veya miktar değişiklik, kaşıntı, yanma, kızarıklık, cinsel ilişki sonrası ağrı, sık idrara çıkma ve idrar sırasında yanma hissi gibi belirtiler varsa bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır."
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:34
Uzmanından hamilelere tavsiyeler
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Gamze Keleş, "Hamile yogası, bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar. Yapılan nefes çalışmaları hem annenin hem bebeğin daha iyi oksijenlenmesini ve yaşam enerjisi ile dolmalarını sağlar" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Opr. Dr. Gamze Keleş, hamile yogası ve faydaları hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Yoga hareketlerinin hamileliğin daha huzurlu geçmesi ve doğumun daha rahat olabilmesi için hamile kadının bedenini bu yeni duruma hazırladığına dikkat çeken Opr. Dr. Keleş, "Hamile yogası, bebeğe giden kan akımını artırarak onun daha iyi beslenmesini sağlar. Yapılan nefes çalışmaları hem annenin hem bebeğin daha iyi oksijenlenmesini ve yaşam enerjisi ile dolmalarını sağlar. Yoga hamile kadına, doğum öncesi dönemde yoga duruşlarından yararlanmalarını ve ayrıca fiziksel bir uygulamadan daha sakin ve iç gözlemsel bir uygulamaya geçmelerini öğretir" diye konuştu. "Amaç vücutta bebek için yer açmak" Son üç aylık dönemde annenin vücudundaki yer çok azaldığı için yoga öğretisinin amacının vücutta bebek için yer açmak olduğunu söyleyen Opr. Dr. Gamze Keleş, "Bu sebeple vücutta küçülme hissi oluşturan hareketler yerine açıklık hissi meydana getiren hareketlere odaklanılır çünkü anne vücudunu tam anlamıyla açmaya hazırlanmaktadır. Yoga sırasında anneye vücudundaki dayanıklılık ve kuvveti keşfetmesinde yardım edilir. Hamile yogasının anne ve bebeğe faydası çoktur. Bunlar; büyüyen bebekle annenin değişen vücuda esneklik kazandırmak, ağrısız, krampsız bir bedene sahip olmasının sağlamak, egzersizlerle annenin kan dolaşımını artırarak bebeğin daha iyi beslenmesini ve gelişmesini sağlamak, nefes farkındalığıyla bebeğe ve annenin kendisine daha çok oksijen taşımak, derin gevşeme ile ruhsal olarak rahatlamak ve tüm kasların dinlenmesini sağlamak, meditasyonlar sayesinde bebekle annenin duygusal bağını kuvvetlendirmek, korku ve endişeleri gidermektir" şeklinde konuştu. "Riskli bir durum yoksa hamileliğin ilk haftalarında başlanabilir" Yogaya hangi hafta başlanması gerektiğine de değinen Keleş, şunları söyledi: "Riskli bir gebelik durumu yoksa hamileliğin ilk haftalarında hamile yogasına başlanabilir. Doğum sonrasında ise hamilelik sırasında yoga yapan kadının buna devam etmesi ve yogayı yaşamının devamında da kullanması için bir yoldur, doğumdan 40 gün sonra karının alt kısımlarını zorlamadan duruşlara ve nefes çalışmalarına başlanabilir" ifadelerini kullandı.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:35
Aile geçmişini bilmek mide kanserinden korunmak için 1. sırada yer alıyor
Op. Dr. Kenan Demirbakan, ailesinde mide kanseri öyküsü olanların sağlık kontrollerini ihmal etmemelerinin hayati önem taşıdığını söyledi. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Kenan Demirbakan mide kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Mide kanserinim dünya çapında en sık görülen 5. kanser olduğuna dikkati çeken Demirbakan, "Erkeklerde en sık görülen 4. kanser arasında yer alırken, kadınlarda 7. sıradadır. Türkiye mide kanseri yaşam kaybı oranında dünyada 9. sırada yer almaktadır. Yapılan araştırmalar A kan grubuna sahip kişilerde mide kanserinin daha sık görüldüğünü göstermiştir ve gençlerde görülme sıklığı gittikçe artmaktadır. Hatta genç insanlarda daha ileri seviyede mide kanserine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle mide kanserinin belirtilerini ve aile geçmişini bilmek önemlidir" dedi. Demirbakan, mide kanserinin erken evrelerinde ve kanser ilerleyene kadar her zaman belirti vermeyebileceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Görülen belirtiler arasında hazımsızlık ve karnın üst kısmında ağrı olabilir. Ailesinde mide kanseri öyküsü olanların sağlık kontrollerini ihmal etmemeleri hayati önem taşımaktadır. Mide kanseri midenin herhangi bir yerinde olabilir. Kanserin midede nerede başladığı, tedavi planı için önemlidir. Diğer faktörler arasında kanserin evresi ve dahil olan hücre türü yer alır. Kanser yalnızca midedeyse, mide kanseri tedavisinin başarılı olma ihtimali yüksektir. Ancak mide kanserlerinin çoğu geç evrede belirti verdiğinden, hastalık ilerlediğinde ve iyileşme ihtimali daha düşük olduğunda tespit edilebilmektedir. Mide duvarından büyüyen veya vücudun diğer bölgelerine yayılan mide kanserinin tedavisi daha zordur." Mide kanserinin başlıca tedavisinin cerrahi olduğunu aktaran Op. Dr. Kenan Demirbakan, ameliyat türünün kanserin nerede bulunduğuna bağlı olduğunu, sonrasında da hastanın durumuna göre kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçlara başvurulduğunu ifade etti. Mide kanserinin belirtilerini, yutma güçlüğü, karın ağrısı, yemekten sonra şişkinlik hissi, az miktarda yemek yedikten sonra tokluk hissi, açlık hissinin gelmemesi, mide ekşimesi, hazımsızlık, mide bulantısı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı, çok yorgun hissetme ve siyah görünen dışkı olarak sıralayan Demirbakan, vücudun diğer bölgelerine yayılan mide kanseri yayıldığı yere özgü şikayetlere neden olabileceğine de vurgu yaptı. Demirbakan, "Örneğin, kanser lenf düğümlerine yayıldığında ciltten hissedebileceğiniz yumrular oluşabilir. Karaciğere yayılan kanser ciltte ve göz aklarında sararmaya neden olabilir. Kanser karın içinde yayılırsa, karında sıvı birikmesi ve buna bağlı karın şişmesi görülebilir" diye konuştu. Mide kanserinin nedenlerinden bahseden Demirbakan, "Uzmanlar, mide kanserlerinin çoğunun midenin iç astarına bir şey zarar verdiğinde başladığına inanmaktadır. Mide asidinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ilgili devam eden sorunlar, buna gastroözofageal reflü hastalığı denir. Tuzlu ve tütsülenmiş gıdalar açısından zengin bir diyet. Meyve ve sebze açısından düşük bir diyet. Helicobacter pylori adlı mide enfeksiyonu. Gastrit adı verilen mide iç kısmının şişmesi ve tahrişi, sigara içmek, polip adı verilen midede kanserli olmayan hücrelerin büyümesi, ailede mide kanseri öyküsü. Mide kanseri ve diğer kanserlerin riskini artıran genetik sendromların aile öyküsü" ifadelerini kullandı. Demirbakan, mide kanseri riskini azaltmak için, bol miktarda meyve ve sebze yenmesi, tuzlu ve tütsülenmiş yiyeceklerin miktarının azaltılması, sigaranın bırakılması ve ailede mide kanseri varsa sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:25
PET/BT akciğer kanserinde tedaviyi şekillendiriyor
Günümüzün en önemli sorunlarından biri olan kanserde erken teşhis hayat kurtarıyor. Erken teşhis için de belirtileri takip etmek ve teknolojinin sunduğu fırsatları değerlendirmenin büyük önem taşıdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nükleer Tıp Uzmanı Prof. Dr. Oktay Sarı, bu hastalıkta erken evrelemeye yardımcı olan PET/BT’nin öneminden bahsetti. Kanserin, genellikle kanser öncesi bir lezyondan kötü huylu bir tümöre ilerleyen çok aşamalı bir süreç olduğunu ve normal hücrelerin tümör hücrelerine dönüşmesinden kaynaklandığını söyleyen Medicana Konya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Oktay Sarı, "Akciğer kanserleri, Türkiye Kanser İstatistikleri Raporuna göre ülkemizde erkeklerde en sık görülen kanser türü olup tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Yılda yaklaşık olarak 40-45 bin yeni vaka eklenmektedir" dedi. Biyopsi öncesinde yapılıyor Akciğer kanserlerinde kitle ya da nodül adı verilen küçük kitlelerin bilgisayarlı tomografideki görüntüleme bulgusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oktay Sarı, "Ancak kitlenin iyi ya da kötü huylu olduğunu anlamak için biyopsi yapılması gerekir. Biyopsi öncesinde yapılan PET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi) görüntülemesi ile hem kitlenin kötü huylu olup olmadığına dair önemli ipuçları elde edilir hem de eğer kanser mevcut ise tüm vücutta dağılımına bakılır’’ diye konuştu. Tanı, evreleme ve tedavi planında kullanılıyor "Onkolojide tanı, evreleme, tedavi planlaması ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde teknoloji önemli bir rol oynuyor" diyen Prof. Dr. Oktay Sarı, "Bu konuda hekimlere en fazla PET/BT destek oluyor ve böylece tedavinin yönü belirlenebiliyor. PET/BT, kanserin hücresel düzeydeki metabolik aktivitesini ve anatomik yapısını aynı anda görüntüleyerek, hekimlere yüksek doğrulukta bilgiler sunar" ifadelerini kullandı. PET/BT biyopsiye öncülük ediyor Erken tanı ne kadar önemliyse hastalığın yaygınlığının belirlenmesinin de doğru tedavinin verilebilmesi amacıyla o kadar önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Oktay Sarı, şöyle devam etti: "Tümör hücrelerinin diğer dokulara göre daha fazla glikoz kullanması prensibine dayalı olarak yapılan PET/BT görüntülemede kanser tanısı yüksek doğrulukta konmuş olur. Biyopsiye öncülük yapması, en uygun biyopsi lokasyonunu belirlemesi ve hastalığın evrelendirilmesi gibi diğer faydalar da sağlayabiliyor" dedi. Akciğer kanserinde önemli bir araç Biyopsi gibi girişimsel bir işlem öncesinde yapılan PET/BT’nin hasta ve hekime zaman kazandıran ve süreç yönetimini kolaylaştıran bir görüntüleme yöntemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oktay Sarı, şu bilgileri verdi: "PET/BT’nin gelişen teknoloji sayesinde önemi giderek artmaktadır. Erken evrede hastalık tespitinin ve sürecin hızlı yönetilmesinin etkin bir tedavi için gerekli olduğu akciğer kanserinde PET/BT önemli bir tanı aracıdır’’ ifadelerini kullandı.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:25
Kalp krizi geçiren hasta hava ambulansı ile Malatya’ya sevk edildi
Malatya’nın Darende ilçesinde kalp krizi geçiren bir hasta, hava ambulansı ile Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Edinilen bilgilere göre, 69 yaşındaki D.S. Darende ilçesinde aniden rahatsızlandı. Kalp krizi geçirdiği belirlenen hastaya ilk müdahale Darende Devlet Hastanesi’nde yapıldı. Durumunun ağır olduğu tespit edilen hasta için acilen tam teşekküllü bir hastaneye sevk talep edildi. Sağlık Bakanlığı’ndan istenen hava ambulansı kısa sürede ilçeye ulaşarak sahaya iniş yaptı. D.S. ambulans helikopterle Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi’ne nakledildi.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:10
Prof. Dr. Coşkun: "Mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir"
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, "Hava yoluyla alınan mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir" dedi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, sentetik kıyafetlerdeki mikroplastik tehlikesine karşı uyarılarda bulundu. Coşkun, sentetik kıyafetlerdeki mikroplastiklerin akciğer kanseri riskini artırabildiğini belirtti. Mikroplastik adı verilen küçük plastik parçacıkların insan sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Coşkun, "Sentetik kıyafetler, içme suyu, plastikler, ambalajlar, plastik poşetler, araç lastikleri ve kadınların kullandığı kozmetik ürünler gibi günlük hayatımızda yer alan pek çok ürün mikroplastik içeriyor. Hava yoluyla alınan mikroplastikler insan vücudunda birikerek akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Viyana Tıp Üniversitesi’nde yeni yayınlanan bir araştırma birkaç gün önce Journal of Hazardous Materials dergisinde yayınlandı. Karin Schelch ve arkadaşları tarafından yayınlanan bu araştırmada, çevrede yaygın olarak bulunan polistiren mikro ve nanoplastiklerin sağlıklı akciğer hücrelerinde kansere benzer değişimlere yol açabileceğini ortaya konuldu. Bu çalışmada laboratuvar ortamında sağlıklı insan akciğer hücreleri nanoplastiklere maruz bırakıldığında hücrelerde DNA hasarı, oksidatif stres ve tümör oluşumuna katkıda bulunan sinyal yollarının aktif hale geldiği gözlemlendi. Bu biyolojik tepkiler, hücrelerin normal yapısının bozulduğunu ve zamanla kansere dönüşebileceğini işaret ediyor" diye konuştu. "Mikroplastiklere karşı toplumsal ve bireysel düzeyde acil bir önlem alınması gerekiyor" Akciğer kanserine neden olan mikroplastiklerin hava yoluyla insan vücuduna girdiğini belirten Coşkun, "Bu yolla aldığımız plastikler en çok sentetik kıyafetler, halı, perde, yastık gibi ürünlerin liflerinden oluşuyor. Havada asılı kalan bu lifler solunarak akciğere ulaşıyor ve kanser gibi ciddi rahatsızlıklara zemin hazırlıyor. Mikroplastikler insan vücuduna başka nelerden geçiyor diye bakacak olursak; başta içme suyu ve pet şişeler olmak üzere denizlerimiz artık kirli olduğu için deniz tuzu, işlenmiş paketli gıdalar, kozmetik malzemeler, evlerde kullanılan plastik mutfak malzemeleri ki bunların ısı ile temasında gıdaya daha çok geçiş olduğunu biliyoruz, bu ürünleri sayabiliriz. Daha önce mikroplastiklerle yapılan çalışmalarla beraber değerlendirildiğinde bu çalışma bulgularının mikroplastiklere karşı toplumsal ve bireysel düzeyde acil bir önlem alınması gerekiyor diyebiliriz. Özellikle sentetik yerine pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesi, tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, plastik içme sularının cam şişelerle değiştirilmesi, hava kalitesinin artırılması ve plastik atıkların kontrol altına alınması gibi tedbirler alınabilir" ifadelerini kullandı.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:04
Uzmanlardan sıcaklık uyarısı
Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, Van’da son günlerde artan hava sıcaklıkları nedeniyle uyarılarda bulunarak, "Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması, kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabiliyor" dedi. Van’da uzmanlar, sıcak havalar nedeniyle sıcak çarpması konusunda uyarılarda bulundular. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketiminin artırılması gerektiğini vurgulayan Lokman Hekim Van Hastanesi Diyetisyeni Funda Budak, "Sağlıklı kişileri bile etkileyen sıcak çarpması, beyin kanaması ve kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olabilen aşırı sıcaklar; hipertansiyon, diyabet ve kalp hastaları için daha büyük risk oluşturmaktadır. Bu nedenle mümkünse 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, çıkanların ise gölgede kalmaya özen göstermeleri gerekir. Şapka takmak, el, yüz, ense ve kolları su ile serinletmek gerekir. Eve gidince vücut ısısını dengelemek için ılık bir duş da faydalı olacaktır. Aşırı sıcaklarda vücutta sıvı kaybı arttığı ve elektrolit dengesi bozulduğu için su tüketimi artırılmalıdır. Sıvı kısıtlaması gerektiren bir hastalık yok ise günde 2,5 litre su tüketmek gerekir" diye konuştu. "Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmeli" Sıcak havalarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Budak, "Yoğun fiziksel aktivite ve spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2-4 bardak sıvı alınmalıdır. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir. Susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmelidir. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir" ifadelerini kullandı.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:56
Elazığ’da bir kene vakası daha
Elazığ’da ailesiyle birlikte köye gezmeye giden ve ayağını kene ısıran müzik öğretmeni Elçin Aykurt, keneyi çıkarmadan hastaneye başvurdu ve doktorların müdahalesiyle sağlığına kavuştu. Panik yapmadan hastaneye gittiklerini ve doktorların hemen ilgilendiğini dile getiren Aykurt, "Lütfen böyle durumlarda keneyi kendiniz çıkarmayın" diyerek vatandaşlara uyarıda bulundu. Elazığ merkeze bağlı Salkaya köyüne ailesiyle birlikte gezmeye giden müzik öğretmeni Elçin Aykurt’u ayağından kene ısırdı. Soğukkanlılığını koruyarak keneyi çıkarmadan eşi Samet Aykurt ile beraber hastaneye başvuran Aykurt, doktorların müdahalesiyle sağlık kontrolünden geçirildi. Tedavi sonrası sağlık durumunun iyi olduğunu ifade eden Aykurt, "Panik yapmadan hastaneye gittik, doktorlarımız hemen ilgilendi. Lütfen böyle bir ısırma vakası geçirirseniz, panik yapmadan doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" şeklinde konuştu. "Doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" Yaşadıklarını anlatan Aykurt, "Bugün ailemle birlikte Elazığ’da Salkaya köyüne gezmeye gelmiştik. Orada beni kene ısırdı ama paniklemedik. Hemen hastaneye gittik. Orada sağ olsunlar doktorlarımız hemen müdahale ettiler. Lütfen böyle bir ısırma vakası geçirirseniz, panik yapmadan doğruca hastaneye gidip müdahale edilmesini bekleyiniz" diye konuştu.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:51
Uzmanından menopoz dönemine giren kadınlara ve eşlerine uyarı
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kadınların hayatlarında önemli bir yer tutan menopoz döneminin rahat geçirilebilmesi için hem kadınlara hem de eşlerine önemli görevler düştüğünü belirtti. Aydın, rahat bir menopoz dönemi geçirebilmek için kadınların öncelikli olarak sağlıklı beslenmesi gerektiğini erkeklerin ise bu dönemde daha anlayışlı olmaları gerektiğini kaydetti. Yumurtalıklardan salgılanan kadınlık hormonunun tükenmesi ile başlayan menopozun; kadınlarda ateş basması, terleme, uykusuzluk ve sinirlilik gibi sorunların yaşanmasına neden olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, en belirgin özelliği adetin tamamen kesilmesi olan menopozun, kadın ömrünün yaklaşık 25 yılını etkilediğini belirtti. Menepoz döneminde sağlık açısından dikkat edilmesi gereken noktaları açıklayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Sağlıklı bir yaşam için beslenmenin önemi büyüktür. Menepoz dönemi de rahat yaşamak ve hastalıklardan korunarak geçirebilmek için sağlıklı beslenmeyi ön plana çıkarmak gerekir. Dikkat edilmesi gereken en önemli koşul; sebze ve meyve ağırlıklı beslenmektir. Aynı zamanda bu dönemde görülebilecek kolesterol yükselmesi gibi sorunlardan korunabilmek için de kırmızı et yerine beyaz eti tercih etmek gerekir. Kemik erimesine karşı süt ve süt ürünlerinin tüketimine ağırlık verilmelidir. Kan şekeri düzeyi de sağlıklı bir menepoz için önemlidir. Kan şekerini yükseltmeyen kompleks karbonhidratlar seçilmelidir. Beslenmede fazla sodyum almak hem bu dönemde oluşabilecek kalp damar hastalıkları riskini artırır hem de idrarla kalsiyum kayıplarını artırarak osteoropoza zemin hazırlar. Bu nedenle yiyeceklerdeki tuz miktarı azaltılmalıdır" dedi. "Eşlere de büyük görev düşüyor" Kadınların ruhsal ve biyolojik açıdan çevredeki şartlardan olumsuz etkilenme risklerinin erkeklere oranla daha fazla odluğunu bu nedenle özellikle menopoz döneminde eşlerin hanımlarına karşı daha anlayışlı olmasını öneren Aydın, "Beyler, hanımlarının özel gün ve zamanlarında çok anlayışlı ve hassas davranmalıdır. Aksi takdirde olumsuz davranışlarla onlardaki depresyonu artırıp aile içi huzursuzluğa neden olabilirler. Hanımlarımızın ruh halini anlamamız gerekir. Kadınlar biyolojik ve çeşitli hallerinden dolayı erkeklere oranla 2 kat daha fazla depresyon geçirme riskine sahiptir. Bu dönemlerde çeşitli şiddetlerde depresyona girebilirler" diyerek menopoz sürecinde beylerin hanımlarına karşı daha anlayışlı olmasını önerdi. "Gazlı içeceklerden uzak durun" Menopoz döneminde çay, kahve ve gazlı içeceklerden uzak durulması gerektiğini de kaydeden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, "Çay, kahve, kola, çikolata, kakao gibi kafein içeren yiyecek ve içecekler yerine bitkisel çaylar tercih edilmelidir. Menopoz döneminde görülen uykusuzluk, sıcak basması ve osteoporoz için de kafein tüketimini azaltmak gerekir. Diğer bir önemli husus ise sigaradan uzak durmaktır. Bunun yanında menopoz dönemi ile birlikte kilo alımı da olacaktır. Kilo almamak ve ideal kiloyu korumak için kadınlar, menopoz döneminde sağlıklı beslenmeye ve spor yapmaya daha çok özen göstermelidir" diye konuştu.
16 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:45
Aydın Şehir Hastanesi’nde sona yaklaşıldı
12 Şubat 2020 tarih ve 31037 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile 2020 yatırım programına alınan Aydın Şehir Hastanesi’nde son aşamaya gelindi. Yolu ve girişleri tamamlanan hastanede son rötuşlar yapılırken hastanin bu yıl içinde hizmete girmesi planladığı öğrenildi. 950 yatağa sahip olacak hastanenin son teknolojik cihazlarla donatıldığı belirtildi. Genel hastanede 140, çocuk hastanesinde 82, ortopedi-nöroloji hastanesinde 60, kadın doğum hastanesinde 41, KVC hastanesinde 50, onkoloji hastanesinde 40, fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesinde 20, psikiyatri hastanesinde 40 yatak bulunacak olan Aydın Şehir Hastanesi’nde her branştan 274 poliklinikte hasta kabulü yapılacağı 30 ameliyathane ile hizmet vereceği belirtildi. Yetişkin ve yeni doğan dahil 229 yoğun bakım yatağı, yetişkin ve çocuk dahil 50 diyaliz yatağı ile hizmet sunulacak hastanede son teknolojiye sahip görüntüleme cihazlarının yer alacağı, 6 yataklı iyotlu tedavi ünitesi, 60 yataklı palyatif servis, 8 yataklı yanık kliniği ile nitelikli tedavi olanağı sunacak. Sağlık Bakanlığı koordinesinde 976 milyon 424 bin TL bedelle yüklenici firma tarafından inşa edilen Aydın Şehir Hastanesi’nin bu yıl içinde himzete açılmasının planlandığı belirtidli.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder