Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
Plan-S ve Türk Telekom’dan uydu tabanlı mobil haberleşme ağları için stratejik Ar-Ge iş birliği
Bakan Gürlek, Çağla Tuğaltay’ın ailesiyle bir araya geldi
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:15
Uzmanından uyarı: "Safra kesesi taşı olan herkes ameliyat olmak zorunda değil"
13 Temmuz 2025 Pazar - 09:34
Zayıflamak isteyenlere sağlıklı tavsiyeler
Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, yazın gelmesiyle zayıflama sürecine giren kişilerin yaptığı hatalara değinerek hangi besinlerin tüketilmesi gerektiğini açıkladı. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının azalması ile birlikte obezite ve aşırı zayıflığa bağlı hastalıklar da hızla yaygınlaşıyor. İdeal kilosuna kavuşmak isteyen kişiler için beslenme ve diyet uzmanları eşliğinde uygulanacak doğru ve sağlıklı diyet programları büyük önem taşıyor. Midenin ne yenilirse yenilsin 4 saat içinde boşaldığına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Bir sonraki öğününüzde fazla yemeyi engellemek için 2-2,5 saatte bir beslenmenizde fayda vardır. Kan şekerinin dengelenmesi için "3 ana, 3 ara öğün" şeklinde beslenme kuralına uymak gerekmektedir" dedi. "Kahvaltı yapınca metabolizma hızlanır" Düzenli kahvaltı etme alışkanlığının sağlıklı bir hayat için şart olduğunu vurgulayan Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, "Metabolizma uyandıktan hemen sonra kahvaltı yapınca metabolizma hızlanmaya başlayacaktır. Aksi takdirde kahvaltı yapmadan öğle yemeğine kadar aç kalınırsa yavaşlamış metabolizma hızı ile birlikte diğer öğünümüzde daha fazla yemek kaçınılmaz olacağından kilo almakta beklenen bir sonuç olacaktır. Sabahın erken saatlerinde dengeli bir kahvaltı ile güne başlamak metabolizmamızın hızlanmasını sağlayarak daha rahat kilo vermemize yardımcı olacaktır" diye konuştu. "Sadece bir kase çorba diye kendinizi kandıramazsınız" Zayıflamak için yemek tabaklarının ve çorba kaselerinin küçültülmesi tavsiyesinde bulunan Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ciğerli, "Böylece sadece 1 kase çorba diye kendinizi kandırmazsınız. Psikolojik olarak o tabaktaki yemekleriniz bittiği zaman kendinizi doymuş hissedersiniz. Bir diğer önemli nokta da ekmek tüketimidir. Ekmek ve yerine geçen tahıl ürünleri yemeden zayıflamak söz konusu olduğunda ne yazık ki işin sağlık boyutundan hiç bahsedilmiyor. Bu denli bilinçsizce yapılan öneriler bireylerde birçok hastalığın artışına sebep olabiliyor. Tam tahıllı ekmek içeren diyet, lif oranı yüksek olduğundan dolayı acıkmayı geciktirir ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Karbonhidrat kaynağı bir besin olan ekmeğin sindirimi ağızda başlar ve çok kısa sürede beyne tokluk sinyallerini iletir. Öğününüze 1 parça ekmeği çiğneyerek başlayın. Böylece daha kontrollü bir öğün geçirerek tokluk hissi sağlamış olacaksınız. Ayrıca tam tahıl ekmeği B12 vitamini hariç bütün B grubu vitaminlerinin temel kaynağıdır" ifadelerini kullandı. Lifli besinler tüketilmeli Liflerin sadece bitkisel kökenli besinlerde bulunduğumu belirten Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, "Lifler sindirim sisteminden parçalanmadan geçmektedir. Bu da kişinin uzun süre tok kalmasını sağlayarak daha az yemek yenmesini sağlamaktadır. Lifler, kandaki kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olup, sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca lifli besinler kabızlığın geçmesini, hemoroid problemlerinin giderilmesini, vücudun şeker seviyesinin dengelenmesini sağlar, aynı zamanda kalp sağlığını koruma açısından da önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar lifli besin tüketenlerin, tüketmeyenlere göre daha fazla kilo verdiklerini ortaya koymuştur" dedi Uz. Dyt. Veysel Ciğerli lif içeren yiyecekleri de buğday kepeği, kepekli çavdar unu, arpa unu, yulaf, kuru erik, armut, narenciye ürünleri, elma, muz, fasulye, nohut, sarı ve yeşil mercimek, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, brokoli, yeşil fasulye, salatalık, kereviz, soğan, domates, biber, patlıcan ve havuç olarak sıraladı. Uz. Dyt. Ciğerli, sağlıklı bir zayıflama için paketli olarak satılan hazır gıdalardan da uzak durulması gerektiğini ifade etti. Bu ürünlere gıdanın dayanıklılığını artırmak için katkı maddeleri, gıda boyaları ve kimyasal içeren yiyecekler konulduğuna dikkat çeken Uz. Dyt. Ciğerli, "Evde yapılmayan, organik olmayan ve marketlerden alınan hemen hemen tüm paketli ürünler hazır gıdalar sınıfına girmektedir. Hazır gıdaları daha az tüketmek için domates salçası, biber salçası, turşu ve tarhana gibi bütün bir yıl tüketilebilecek besinleri evde yapabilirsiniz. Hazır bulyonları kullanmak yerine et, tavuk ve balık sularını evde hazırlamak, yemeğinize daha az katkı maddesinin girmesini sağlar" şeklinde konuştu. "Su tüketimi artırılmalıdır" Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, tatlı krizlerinde meyve ve kuru meyve kullanılmasını belirterek, "Tatlı ve şeker tüketimini azaltmak veya ortadan kaldırmak için mutlaka diyete doğal şeker içeren kuru meyveler, taze meyveler, meyveli yoğurtlar eklenmelidir. Bu besinleri ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Artan sıcak havaların etkisiyle terleme sonucu sıvı kaybı artacağından su tüketimi arttırılmalıdır. Su, metabolizmanın hızlanmasına katkı sağlar, böbreklerdeki toksik maddelerin atımına yardımcı olur. Su içmek için susamayı beklemeyiniz. Ortalama yetişkin bir insanın 2-2,5 litre su tüketmesi, her mevsim ve yaş için önerilir. Metabolizmayı hızlandıran en temel faktör fiziksel aktivitenin arttırılmasıdır. Günlük hayatta yakın mesafelere araba ile gitmek yerine yürüyüşü tercih etmek, asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanmak gibi fiziksel aktivitelerle ya da dans etmek gibi eğlenceli aktivitelerle hem kendinizi daha iyi hissedebilir hem de daha sağlıklı bir vücuda sahip olabilirsiniz. Düzenli uyku ile kilo kaybınızın ve diyete olan uyumunuzun direk ilişkili olduğunu unutmayın. Düzenli uyku zihinsel gelişim ve dinlenmeyi olumlu yönde etkileyerek metabolizma hızının artmasına yardımcı olur" ifadelerini kullandı.
13 Temmuz 2025 Pazar - 09:33
HPV hastalığına karşı yerli üretim aşı hazırlık aşamasında
Hem kadınlarda, hem erkeklerde yaygın olan enfeksiyon ve bazı kanserlere yol açan HPV (Human Papilloma) hastalığına ilişkin aşılama programlarının önemine değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Buyru, 200 den fazla tipi tanımlanmış olan hastalığa ilişkin yerli üretim aşının hazırlık sürecinde olduğunu belirtti. Hem kadınlarda, hem erkeklerde yaygın olan enfeksiyon ve bazı kanserlere yol açan HPV (Human Papilloma) cinsel yolla bulaşarak rahim ağzı kanseri, gırtlak kanseri gibi ciddi hastalıklara neden olabiliyor. 2006 yılında HPV’ye karşı geliştirilen aşı, günümüzde HPV’nin en yaygın görülen 9 tipine karşı etkin koruma sağlıyor. HPV aşısını rutin aşılama programına dahil eden ülkelerde, virüse bağlı olarak görülen hastalıklarda ciddi azalma tespit edildi. Türkiye’de de virüsün en çok görülen 2 tipine karşı geliştirilecek aşının bu sene sonundan itibaren aşılama programına alınarak, 13 yaşından itibaren ücretsiz uygulanacağı duyuruldu. 200 den fazla tipi tanımlanmış olan hastalığa ilişkin yerli üretim aşının hazırlık sürecinde olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Faruk Buyru, rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biri olan HPV virüsüne karşı geliştirilecek bu aşının, toplum genelinde yaygınlaştırılması ve Sağlık Bakanlığı’nca HPV aşısının ücretsiz ve yerli üretim olmasının toplum sağlığı açısından son derece olumlu bir adım olarak nitelendirdi. Buyru konuya ilişkin, "HPV, vücutta çeşitli bölgelerde siğillere, rahim ağzı kanserine, gırtlak ve penis kanserine yol açabilen bir virüstür. Cinsel yolla bulaşır. Ancak koruyucu önlemler ve aşılama sayesinde bu hastalıkların neredeyse tamamı önlenebilir. HPV aşısı, yıllardır birçok ülkede ücretsiz olarak uygulanıyor. Ülkemizde ise şu an ücretli olarak yapılabiliyor. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın yerli üretim ve ücretsiz aşılama hedefi çok değerli bir gelişme" diye konuştu. "9 yaşından 47 yaşına kadar aşılama mümkün" Prof.Dr. Buyru, HPV aşısının 9 yaşından itibaren hem kız hem de erkek çocuklara uygulanabildiğini kaydederek, "Aşının, cinsel aktivite başlamadan önce yapılması, bağışıklık sisteminin daha güçlü yanıt vermesini sağlıyor. Aşı, 15 yaşından küçük bireylere iki doz, daha büyük bireylere ise üç doz olarak uygulanıyor. Başlangıçta sadece 27 yaşına kadar yapılması öneriliyordu, fakat artık 47 yaşa kadar uygulanabileceği ve bağışıklık sağlayabileceği kabul edildi. Aşının en önemli avantajı, virüsle temas etmeden önce yapıldığında yüzde yüze yakın koruma sağlaması. Bu nedenle toplum bazında uygulanabilirse tıpkı çiçek hastalığında olduğu gibi HPV de ortadan kaldırılabilir. Sağlık Bakanlığı’nın Aile Sağlığı Merkezlerinde ve KETEM’lerde yürüttüğü HPV taraması son derece değerli. Kadınlardan rahim ağzından örnek alınarak yapılan bu testte HPV tespit edilemezse, beş yıl boyunca yeniden test yapılmasına gerek kalmaz. Bu da hem hasta konforunu artırır hem de sağlık sistemine yükü azaltır. Rahim ağzı kanseri daha çok gelişmekte olan ülkelerde görülüyor. Bunun temel nedeni, tarama programlarının yeterince uygulanmaması. Türkiye’de hem aşı uygulamasının yaygınlaştırılması hem de taramaların artırılması ile bu hastalığı toplumdan tamamen silebiliriz" şeklinde konuştu.
13 Temmuz 2025 Pazar - 09:08
Rus ve Türk uzmanlar Antalya’da üroonkolojiyi masaya yatırdı
Memorial Antalya Hastanesi ve Rusya merkezli MEDSI Hastaneler Grubu işbirliğinde düzenlenen 1. Rus-Türk Üro-Onkoloji Sempozyumu’nda prostat, mesane ve böbrek kanserine yönelik en güncel tedavi yaklaşımları ele alındı. Sempozyumda hem robotik cerrahi hem de ameliyatsız yöntemlerdeki gelişmeler öne çıktı. Antalya, uluslararası bilimsel iş birliklerine ev sahipliği yapmayı sürdürüyor. Memorial Antalya Hastanesi ile Rusya’nın en büyük özel sağlık gruplarından biri olan MEDSI Hastaneler Grubu tarafından düzenlenen 1. Rus-Türk Üro-Onkoloji Sempozyumu, üroloji, onkoloji, radyoterapi, cerrahi, kemoterapi ve genetik alanlarında uzman Türk ve Rus hekimleri bir araya getirdi. İki ülkenin önde gelen sağlık profesyonelleri, prostat, mesane ve böbrek kanserlerinde güncel tanı ve tedavi yaklaşımlarını değerlendirdi. "Bilimin ön plana çıkarıldığı bir dünyada bir dünyada, daha az savaş daha çok dostluk olacak" Sempozyumda konuşan Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, Rusya ile on yıla yakın süredir akademik iş birlikleri yürüttüklerini belirterek, "Onkoloji alanındaki işbirliğimiz her geçen gün artıyor. Bu alandaki gelişmeler artık uluslararası nitelikte. Rus meslektaşlarımızı Antalya’da ağırladık ve ilk Üro-Onkoloji Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Çok da başarılı geçiyor. Biz inanıyoruz ki bilimin, insanlığın ön plana çıkarıldığı bir dünyada daha az savaş olacak, daha çok dostluk olacak. Bu vesileyle Antalya’dan tüm dünyaya çağrımız: Gelin bilim ve sevgi altında birleşelim. Çünkü dünyanın güzelleşmeye ihtiyacı var" bilimin barışa katkısına dikkat çekti. "Prostat, mesane ve böbrek kanserinde yeni dönem" Sempozyumun odak konularından birinin prostat, mesane ve böbrek kanserleri olduğunu aktaran Prof. Dr. Özdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Üroonkoloji dediğimizde ilk akla gelen prostat kanseri. Ardından mesane ve böbrek kanserleri geliyor. Bu alanda robotik cerrahiler çok gelişti. Rus meslektaşlarımızın da bu alanda son derece yetkin olduklarını gördük. Radyoterapi tekniklerinde yaşanan gelişmeler sayesinde artık bazı kanser türlerinde ameliyatsız tedavi yöntemleri tartışılıyor. Özellikle mesane kanserinde imünoterapi, kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçların entegrasyonu sayesinde, ameliyata yakın başarı oranları elde edilmeye başlandı." Robotik cerrahinin böbrek kanserinde böbreği koruyarak uygulanmasının hastaya önemli konfor sağladığını belirten Özdoğan, prostat kanserinde de yenilikçi hormonal tedaviler ve gelişmiş radyoterapi teknikleriyle tedavide büyük ilerleme kaydedildiğini vurguladı. "Adeta en iyi sonuçları sunuyoruz" MEDSI Hastaneler Grubu Medikal Direktörü Uzm. Dr. Igor Semenyakin ise yapılan etkinliklerin uluslararası iş birliklerini güçlendirdiğini belirterek, "Bu tür etkinlikler, hastalarımızın tedavisinde daha iyi sonuçlara ulaşmamıza ve uluslararası iş birliklerinin gelişmesine imkân tanıyor. Dostane iş birlikleri, en modern tekniklerin ve ilaçların klinik uygulamaya dâhil edilmesini sağlıyor" dedi. Toplantının yüz yüze yapılmasının yanı sıra çevrim içi görüşmelerle sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Semenyakin, "Şu anda ise büyük bir konsültasyon yapıyoruz adeta en iyi sonuçları sunuyoruz, karmaşık vakaları tartışıyoruz ve çok yönlü bir değerlendirme yapıyoruz. Aramızda cerrahlar, kemoterapi uzmanları ve genetikçiler olmak üzere tüm uzmanlık alanlarından meslektaşlarımız var ve her biri her hastanın tedavisinde aktif olarak yer alıyor" ifadelerini kullandı.
13 Temmuz 2025 Pazar - 09:05
310 kiloluk hasta, sedyede geldiği hastaneden yürüyerek çıktı
Nefes almakta bile zorlanan ve yaşadığı zorlu günleri "Ölmek için Allah’a dua ettim" sözleriyle özetleyen hasta, kendi başına yürüyerek taburcu oldu.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 16:55
’ASHEP Eğitim Becerileri Eğitimi’ başarıyla tamamlandı
Eskişehir’e 11 farklı şehirden gelen acil sağlık personeli, ’ASHEP Eğitim Beceleri Eğitimi’nde bilgi aktarım becerilerini geliştirme fırsatı buldu. Eğitim, 8-11 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Acil Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı ve İl Ambulans Servisi Başhekimi Uzm. Dr. Erkan Duman’ın başkanlığında toplam 4 gün süren eğitime, Türkiye’nin 11 farklı ilinden gelen paramedik ve acil tıp teknisyenleri başta olmak üzere, acil sağlık hizmetlerinde görev yapan çok sayıda deneyimli sağlık personeli katıldı. Eğitim çerçevesinde, acil sağlık hizmetlerinde görev alan eğitici personelin bilgi aktarım becerilerini geliştirmeye yönelik teorik ve uygulamalı oturumlar düzenlendi. Katılımcılar, eğitim süreci boyunca mesleki donanımlarını artırma ve eğitici rolleri kapsamında kendilerini geliştirme fırsatı buldu. Program, acil sağlık hizmetlerinde kaliteli ve sürdürülebilir eğitimin önemine dikkat çeken verimli bir ortamda tamamlandı.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 14:03
Esnaf Hastanesi’nde gözlük ve lenslere veda
Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi, göz sağlığında önemli bir yeniliğe imza attı. Halk arasında "lazerle göz çizdirme ameliyatı" olarak bilinen Excimer Lazer uygulaması, hastane bünyesinde hizmet vermeye başladı. Gözlük ya da lens kullanımına son vermek isteyenler için kalıcı ve konforlu bir çözüm sunan Excimer Lazer tedavisi, artık Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’nde uygulanıyor. Miyop, hipermetrop ve astigmat gibi görme bozukluklarının tedavisinde kullanılan bu yöntemle, gözlük ve lens kullanımına kalıcı olarak veda etmek mümkün hale geliyor. Türkiye genelinde sınırlı sayıda merkezde uygulanan, göz sağlığında çığır açan bu hizmet sayesinde, hastaların göz sağlığı tedavisi için büyükşehirlere gitmesine gerek kalmadı. Gelişmiş teknolojiyle donatılan sistem, dakikalar içinde tamamlanan işlem süresi ve hızlı iyileşme süreciyle dikkat çekiyor. Hastane yönetimi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Fethiye ve çevresindeki vatandaşlarımızın, büyük şehirlerde sunulan göz tedavilerine yerinde ve konforlu bir şekilde ulaşabilmesini sağlamak önceliğimiz. Excimer Lazer tedavisini bölgemize kazandırarak, önemli bir ihtiyaca cevap vermekten büyük mutluluk duyuyoruz"
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 12:59
Samsun’daki estetik merkezi kalite standartlarında zirvede
Samsun’da faaliyet gösteren FBM Tıp Merkezi, Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde aldığı 99.01 puanlık Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) skoru ile Türkiye genelinde örnek gösterilen merkezler arasında yer aldı. FBM Başhekimi Dr. Murat Ulukan, merkezin uluslararası hasta trafiği ve etik temelli yaklaşımıyla estetik sağlık hizmetlerinde fark oluşturduğunu söyledi. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan kalite değerlendirmelerinde 99.01 gibi yüksek bir skor elde eden FBM Tıp Merkezi, hasta güvenliği, enfeksiyon kontrolü, hizmet sürekliliği ve hasta memnuniyeti gibi birçok alanda tam not aldı. "Hedefimiz; kişiye özel, doğal ve kalıcı güzellik" Başhekim Dr. Murat Ulukan, merkezin başarısını tesadüflerle açıklamanın mümkün olmadığını belirtti. Dr. Ulukan, "FBM’nin temelinde Prof. Dr. Hayati Akbaş’ın uluslararası otoritesi ve bilimsel yaklaşımı yer alıyor. Biz burada sadece tıbbi işlem yapmıyoruz; her hastaya bilimsel, etik ve güven temelli bir sağlık deneyimi sunuyoruz" dedi. Dünyanın dört bir yanından hasta kabulü Estetik ve medikal estetik alanlarında (botoks, dolgu, prp, lazer) cerrahi ve cerrahi dışı birçok uygulama sunan merkez, Amerika’dan Japonya’ya, Kanada’dan Katar’a kadar uzanan geniş bir hasta yelpazesine sahip. FBM’ye duyulan bu uluslararası güvenin arkasında hem bilimsel altyapı hem de etik duruş olduğunu ifade eden Ulukan, güzellik anlayışlarının abartıdan uzak ve kişiye özel olduğunu vurguladı. "Sağlıkta kalite bir tercih değil, zorunluluktur" Kalite standartlarının sadece puanlardan ibaret olmadığını ifade eden Ulukan, "Sağlıkta kalite bizim önceliğimiz. Bu sadece estetik başarıyla değil, hasta güvenliği, süreç yönetimi ve sürdürülebilir memnuniyetle ölçülür. 99.1’lik SKS puanı da bu anlayışın bir sonucudur. Gelecekte estetik tıpta daha doğal, kişiselleştirilmiş ve hücresel düzeyde yenilenmeyi hedefleyen uygulamalar öne çıkacak. Merkez olarak biz bu vizyonun bir adım ilerisindeyiz. Bilimsel temele dayalı, multidisipliner ve etik yaklaşımla sürdürülebilir güzellik sunmaya devam edeceğiz. Doğru merkezde, yetkili ve deneyimli hekimlerle sürecin yürütülmesi çok önemli. Estetik yalnızca görünüşle değil, kişinin kendini daha iyi hissetmesiyle ilgilidir. Bizim amacımız da bu duyguyu güvenli ve doğal bir şekilde hastalarımıza kazandırmak" şeklinde konuştu.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 11:51
Bebek dostu sağlık kuruluşları için denetimler sürüyor
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü, "2025 Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı" çerçevesinde denetimlerini sürdürüyor. İl merkezi ve ilçelerde bulunan tüm hastaneler, Aile Sağlığı Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri, anne sütü uygulamaları ve bebek dostu hizmetler açısından titizlikle değerlendiriliyor. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinesinde yürütülen denetimlerin amacı, anne sütü kullanımını teşvik etmek ve sağlık kuruluşlarında bebek dostu uygulamaların yaygınlaştırılmasını sağlamak olduğu belirtildi. Yetkililer, anne sütü ile beslenmenin çocuk sağlığı açısından önemine dikkat çekerek, bu doğrultuda sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla devam edeceğini belirtti.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 10:34
Uzmanı uyarıyor: "Belli aralıklarla yapılan kanser taramaları erken tanı için hayati önem taşır"
Son günlerde dünyada olduğu gibi ülkemizde de kanser vakalarının artmasıyla on binlerce vatandaş bu hastalıkla mücadele ediyor. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Arif Akyıldız, kanser hastalığı hakkında merak edilen konulara açıklık getirdi. Doç. Dr. Arif Akyıldız, kanser türleri, belirtileri, teşhisi, erken tanı ve tedavi yöntemleri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Kanserin, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalması ve yayılmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Akyıldız, şunları söyledi: "Normalde vücudumuzdaki hücreler belirli bir düzen içinde büyür, bölünür ve ölürler. Kanser hücreleri ise, kontrolsüz şekilde çoğalan ve bulundukları dokudan başka bölgelere yayılabilen (metastaz yapabilen) anormal hücrelerdir. Adeta vücudun farklı bir hücresi gibi yönetimden bağımsız hareket ederek kendi kafasına göre sürekli çoğalırlar. Zamanla ‘sıçrama özelliği’ dediğimiz lenf bezlerine, oradan da kan dolaşımına karışarak farklı organlara yayılma yeteneği kazanırlar." Kanser gelişiminde rol oynayan başlıca risk faktörlerini de açıklayan Akyıldız, genetik yatkınlık, ileri yaş, tütün ürünleri kullanımı, alkol tüketimi, sağlıksız beslenme, obezite, fiziksel hareketsizlik, bazı virüsler (ör. HPV, EBV,Hepatit), radyasyona maruziyet ve bazı kimyasal maddeler (kanserojenler) gibi faktörlerin kanser riskini artırdığını belirtti. Kanser türlerinin çok çeşitli olması nedeniyle belirtilerinin de farklılık gösterdiğini vurgulayan Akyıldız, şu ifadeleri kullandı: "Her kanser türünün kendine özgü belirtileri olmakla birlikte, bazı genel uyarı işaretleri vardır. Uzun süre geçmeyen öksürük veya ses kısıklığı, nedeni bilinmeyen kilo kaybı, ciltteki iyileşmeyen yaralar veya yeni ortaya çıkan benler, memede veya vücudun herhangi bir yerinde ele gelen kitle, yutma güçlüğü, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik gibi belirtiler kanserin habercisi olabilir. Bu şikayetler her zaman kanser anlamına gelmez; fakat erken teşhis açısından mutlaka bir hekime başvurulmalıdır." Kanser tedavisinin, tümörün tipi, evresi, hastanın genel sağlık durumu ve bireysel özelliklerine göre planlanan multidisipliner bir süreç olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Akyıldız, tedavinin amacının kanser hücrelerini yok etmek, hastayı bu hastalıktan tamamen kurtarmak, bazen de tümörün büyümesini durdurmak veya yavaşlatmak, hastalığın yayılmasını önlemek ve yaşam kalitesini artırmak olduğunu söyledi. Erken tanının önemine tekrar vurgu yapan Akyıldız, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hastanemizde kanser taramaları ve tanı amaçlı testler yapılabilmektedir. Özellikle yaş ve risk faktörlerine göre düzenli sağlık kontrolleri ve taramaları; örneğin mamografi, kolonoskopi, smear testi ve sigara içenlerde tomografi gibi erken tanı tetkikleri hayati önem taşır. Unutmayalım ki erken tanı hayat kurtarır." Amerika da dünyanın en iyi kanser merkezi Texas MD Anderson da araştırmacı olarak çalışma fırsatı bulduğunu söyleyen Doç. Dr. Akyildiz, yeni akilli ilaçlarında geri ödeme alması ile birlikte, Türkiye’nin kanser tedavisin de birçok ülkeden çok önde olduğunu kaydederek kanser tedavisin de ki tüm ilaçların da Erzincan da yeni hastanede açılan kemoterapi ünitesinde uygulanabildiğini belirtti.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 10:34
Geçmeyen ağrıların nedeni kalsiyum dengesizliği olabilir
Nedeni bir türlü bulunamayan ısrarcı ağrıların arkasında genellikle gözden kaçan bir durum olan vücudun hassas kalsiyum ayarının bozulması olabiliyor. Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, tanısı çoğunlukla geciken hiperparatiroidinin tedavi sürecine dair önemli bilgiler paylaştı. Sürekli bir yorgunluk, nedensiz ağrılar ve hatta basit bir düşmeyle oluşan kemik kırıkları gibi şikayetlerin arkasında, adı pek duyulmamış ama vücudun kalsiyum dengesinin gizli kahramanı olan paratiroid bezleri yatıyor olabilir. Medipol Koşuyolu Hastanesi’nden Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, bu bezlerin aşırı hormon üretmesiyle ortaya çıkan hiperparatiroidi hastalığının genellikle başka rahatsızlıklarla karıştırıldığını ve çoğu zaman rastlantısal olarak fark edildiğinin altını çizdi. Paratiroid bezlerinin tiroidbezinin hemen arkasında yer aldığını belirten Prof. Yılmaz, "Bu bezler parathormon salgılar. Hormon kalsiyumun kemiklerden çözülmesini, böbrekten ve bağırsaktan geri emilmesini sağlar. Ancak bu denge bozulursa, kas ağrıları, halsizlik, depresyon, saç dökülmesi, sık idrara çıkma gibi belirtiler görülebilir" dedi. Hastalığın çoğu zaman başka sorunlarla karıştırıldığını ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Sık sık böbrek taşı düşüren, sebebi bilinmeyen karın ve sırt ağrıları yaşayan, durup dururken kemik kırığı geçiren hastalarda mutlaka kalsiyum ve parathormon değerlerine bakmak gerekir" uyarısında bulundu. Paratiroid bezlerinin vücudun içinde, tiroid bezinin arkasında yer aldığı için dışarıdan fark edilemediğini vurgulayan Prof. Yılmaz, "Ne hasta ne de doktor fiziki muayeneyle bu bezi fark edemez. Tanı ancak kan testleri ve sintigrafi, ultrason, MR gibi görüntüleme yöntemleriyle konur" dedi. Hastalığın en sık nedeninin tek birparatiroid bezinin büyüyerek fazla hormon üretmesi olduğunu belirten Prof. Yılmaz, "Tanı netleştiğinde tiroid ameliyatına benzer küçük bir operasyonla bu bez alınır ve hasta tamamen şifa bulur" diye konuştu. Prof. Yılmaz, sık idrara çıkma, aşırı su içme, sebebi açıklanamayan karın, sırt ve kemik ağrıları, nedensiz kemik kırıkları, tekrarlayan böbrek taşları, yoğun halsizlik, depresyon, saç dökülmesi ve kas krampları gibi belirtileri olan kişilerin mutlaka kalsiyum düzeylerini kontrol ettirmeleri gerektiğini vurguladı.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 10:12
Sağlık Bakanlığı, sigarayı bırakmak isteyenler için harekete geçti
Sağlık Bakanlığı, tütün ürünleriyle mücadele konusunda ‘Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmetini vatandaşlara sundu. Sağlık Bakanlığı, sigara kullanımını azaltmak ve tütün ürünleriyle mücadele etmek amacıyla bir projeye imza attı. Sunulan hizmet kapsamında Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Muhammed Emin Demirkol, il ve ilçelerde ‘Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmetini vatandaşlara vereceklerini açıkladı. 11 Temmuz tarihinde İçişleri Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı kurum hekimliklerinde başlayan çalışmanın 2 ay içinde dönüşümlü olarak tüm kamu kurumlarında yaygınlaştırılması hedefleniyor. Bahsedilen kurumlara 2 ay boyunca haftada 1 gün olacak şekilde ‘Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi’ almış bir hekim görevlendirilmesi yapılacak. Görevlendirilen alanında uzman hekim, kurum personeline tütün ve tütün ürünlerinin zararları konusunda bilgilendirme eğitimleri verecek. Sigara bırakma poliklinik hizmeti sunulacak. Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine açıklamalarda bulundu. "Tütün ürünleriyle mücadele konusunda seferberlik içerisindeyiz" Tütün ve tütün ürünleriyle mücadeleye hız kesmeden devam ettiklerini ve vatandaşları sağlıklı yaşamaya teşvik edecek birçok projeye imza atacaklarını belirten Demirkol, "Tütün ürünleriyle mücadele konusunda büyük bir seferberlik içerisindeyiz. Cumhurbaşkanımızın bu konuya göstermiş olduğu hassasiyet ve vermiş olduğu destekle onların himayelerinde, yine Bağımlılık ve Mücadele Yüksek Kurulumuzun da toplantı kararları çerçevesinde, Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun da bu konuyla ilgili destekleriyle birlikte yoğun bir mücadeleyi tüm kurumlarımızla ve teşkilatlarımızla aktif bir şekilde yapıyoruz. Bu dönem içerisinde çapraz yönetimlerimizi illerimizde ve ilçelerimizde etkin ve yoğun bir şekilde yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bunun yanı sıra yine ‘Bağımlılık ve Mücadele Yüksek Kurulu’ kararları çerçevesinde çok önemli bir hizmeti de tüm illerimizde, başta Ankara olmak üzere bugün itibariyle başlatmış olduk. Bu kapsamda ‘Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmetimiz yine sağlık çalışanlarımız ve bu konuda sertifikalı hekimlerimizin büyük gayretiyle de etkin bir şekilde sürdürülmeye başlamış oldu. Sağlık Bakanlığımızın ana binasında Bilkent yerleşkesinde sertifikalı hekimimiz tarafından Ankara İl Sağlık Müdürlüğümüzün organizasyonunda ‘Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmeti veriyoruz. Burada çalışan tüm çalışma arkadaşlarımızın hizmetinde olan ve sigara bırakmayı isteyen ekip arkadaşlarımıza hizmet verecek. Bunun yanı sıra Ankara İl Sağlık Müdürlüğümüzün organizasyonunda Diyanet İşleri Başkanlığımız ve İçişleri Bakanlığımızın merkez teşkilatlarında, ana binalarında da 2 ay boyunca haftanın belirli günlerinde ‘Yerinde Sigara Bırakma Polikliniği’ hizmetini hekimlerimiz vermiş olacaklar" diye konuştu. "81 ilde sigara bırakma poliklinikleri aktif şekilde çalışıyor" Projenin Türkiye’nin 81 ilde aktif çalıştığını ve vatandaşlara sınırsız hizmet verdiğini ifade eden Demirkol, "Şu anda Türkiye’nin 81 ilinde ve tüm ilçelerimizde sigara bırakma polikliniklerimiz aktif bir şekilde çalışıyor. Toplamda son 3 ay içerisinde artan ivmeyle birlikte 671 sigara bırakma polikliniğimiz vatandaşlarımıza ücretsiz hizmeti sunmaktadır. Buradaki ilaçlarımız hekimlerimiz tarafından vatandaşlarımıza ücretsiz sunulmakta. Toplam bine yakın sertifikalı hekimimiz sigara bırakma ile ilgili hizmeti bu 671 poliklinikte veriyor. Bu yıl şimdiye kadar toplamda 72 bin sigara bırakma ile ilgili hizmeti vatandaşımıza ulaştırdık. Alo 171 hattını hatırlatmak istiyoruz. Sigara bırakma ile ilgili hem danışmanlık hizmeti alabilecekleri hem merak ettiklerini sorabilecekleri, en yakın sigara bırakma polikliniğinin yerini konumunu öğrenip randevu olabilecekleri önemli bir çağrı merkezimiz hizmet veriyor. Bunun yanı sıra Alo 171 hattımız sigara bırakma polikliniğinde hizmet almış vatandaşlarımızı 1 yıl boyunca en az 6 defa arayarak bu süreçleri yakından takip ediyor. Kapalı alanlarda sigara içme ile ilgili yasaklarımız etkin bir şekilde devam ediyor ve bu süreçleri yakından takip ediyoruz. ‘Yeşil Dedektör İhbar Hattı’ mobil uygulaması ile kapalı alanlarda sigara içilmesinin önüne geçmeye ve bunların denetimlerini etkin bir şekilde yapmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Şu anda en az 3 vatandaşımızdan 1’i sigara kullanıyor" Türkiye’deki sigara kullanımına da değinen Demirkol, her 3 kişiden 1’inin sigara kullandığını ve bu oranı 6 kişiden 1’inin kullanmasına düşürmek istediklerini vurgulayarak, "Şu anda en az 3 vatandaşımızdan 1’i sigara kullanıyor. Bunu yüzde 30’un altına indirmeye çalışıyoruz. İlk hedefimiz bu rakamı yüzde 30’un altına çekmek, sonra da uzun dönemde yüzde 20’lerin altına çekmek ve belki de tamamen sıfırlamak istiyoruz. Şu anda 3 vatandaşımızdan 1’i sigara içiyorsa bu oranı yarılara indirelim. Her 6 vatandaşımızdan 1’i içecek hale inmiş olsun. Sonrasını da sıfırlayalım. Çünkü bu noktada farkındalık en önemli silahımız. Onun dışında evlatlarımıza okullarda ‘Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek Çalışma Programı’ çerçevesinde de farkındalığı vermeye çalışıyoruz. Bazen uzun yıllar bizim katkılarımızla sigara bırakma noktasında başarılı olamayan vatandaşlarımız bazen evdeki evladının söylemiyle sigarayı bırakmış oluyor. Çünkü sonuçlarıyla başta akciğer kanseri olmak üzere vücudumuzda yapmış olduğu birçok hasarla sevdiklerimizden bizi daha erken ayırabiliyor" açıklamasında bulundu.
12 Temmuz 2025 Cumartesi - 09:58
TVHB Başkanı Eroğlu’ndan KKKA ve şap hastalığı uyarısı
Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Türkiye’de kene yoluyla bulaşan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) vakaları ile son günlerde görülen şap hastalığına ilişkin açıklamalarda bulundu. Eroğlu, Ordu Veteriner Hekimler Odası’nda düzenlenen toplantı ile, ildeki veteriner hekimler ile bir arya geldi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, özellikle son aylarda Türkiye’de görülen Kırım-Kongo kanamalı ateşi ve şap hastalığı ile ilgili görüşlerini meslektaşlarla paylaşmak, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın çalışmalarını değerlendirmek amacıyla il ziyaretleri gerçekleştirdiklerini belirten Eroğlu, şap hastalığının SAT 1 tipi olduğunu ve bu tipin Türkiye’de daha önce görülmediğini söyledi. "SAT 1 tipi ülkemizde ilk kez görülüyor ancak yasal ve bilimsel anlamdaki önlemler alındıktan sonra bir sıkıntı söz konusu değil" SAT 1 tipinin, diğer 7 şap tipiyle hastalık yapma ve diğer özellikler açısından çok farklı olmadığını kaydeden Eroğlu, "Hastalığın haberi alındığı ilk günden itibaren konuyla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çoğunlukla hayvan hareketlerinin durdurulması sorusu soruluyor. Biz de başından bu yana uzman ekibimiz ile konuyu değerlendirdik. SAT 1’in ülkemizde ilk defa görülmesi dolayısı ile popülasyon daha önceki tiplere göre aşılandığı için bağışıklık onlara karşı söz konusu, yaygınlığının sebebi de budur. Bizim tespitlerimize göre herhangi bir paniğe gerek yoktur. Diğer tiplerde olduğu gibi bunda da yasal ve bilimsel anlamdaki önlemler alındıktan sonra bir sıkıntı söz konusu değil" dedi. "İnsanlarda çoğu zaman hafif belirtiler gösteriyor, insan sağlığı için sıkıntı yoktur" Şap hastalığının insanlara bulaşabilen bir hastalık olduğunu ancak çoğunlukla hafif belirtilerle seyrettiğini ve herkeste görülmediğini vurgulayan Eroğlu, "Onun için halk sağlığı açısından bir sıkıntı yoktur. Asıl önemli tarafı, hayvanlardaki verim kaybına sebep olması dolayısı ile ekonomik değer anlamında önemli. Yapılan tespitlere göre süt verimini yüzde 70, et verimini yüzde 30’dan daha fazla etkiliyor. Yetişkin hayvanlarda ölüme neden olmuyor ancak daha çok buzağılarda ölüme neden olan bir hastalık. Hastalığa karşı alınması gereken, hayvan hareketlerinin önlenmesi, hayvan pazarlarının kapatılması ve asıl önemli olan da bir an önce ülke genelinde en azından sığır varlığının yüzde 80’inin aşılanması gerekiyor. Bunlar zamanında gerçekleştirildiği takdirde panik ya da tehlike söz konusu değil" ifadelerini kullandı. "Bağışıklık seviyesi bir noktaya gelecek, sonrasında bölgesel ya da Türkiye genelindeki kısıtlamalar kaldırılacak" Bakanlığın aldığı önlemleri ‘yerinde’ olarak nitelendiren Eroğlu, şap hastalığının viral bir hastalık olduğunu ve hızla yayıldığını belirterek, "İnsan hareketleri, rüzgar, kuşlarla, taşınan ot ve yemlerle de bulaşan bir hastalık. Dikkatli olduğumuz zaman en kısa sürede ülkemizin bunu bertaraf edeceğine inanıyoruz. Aşılama bitecek ve ayrıca bir antikor oluşacak, bağışıklık seviyesi bir noktaya gelecek, bunun için en az 3 hafta daha süre gerekiyor. Sonrasında bölgesel ya da Türkiye genelindeki kısıtlamalar kaldırılacak" şeklinde konuştu. Keneye karşı ‘geç kalmaktan kork’ uyarısı KKKA konusunda da değerlendirmelerde bulunan Eroğlu, hastalığın taşıyıcısı olan kenelere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Eroğlu, "Maalesef 15 insanımız hayatını kaybetti. Ordu da İç Anadolu’ya bakan tarafı ile riskli bölgelerden bir tanesi. Artvin’den Bolu’ya kadar olan çizgideki illerde özellikle Tokat, Sivas, Erzincan, Amasya görüldü. Ancak şu anda 33’ten fazla ilde görülüyor. Her kene hastalık etkeni taşımıyor. Sadece 46 çeşit tür kene var ve bunlardan 1 tanesi bu hastalığı yapıyor. Bu hastalık, halkın eğer doğru bilgilendirilmesi sağlanırsa can kaybına sebebiyet vermez. Biz; ‘Keneden korkma, geç kalmaktan kork’ şeklinde söylüyoruz" diye konuştu. Eroğlu ayrıca, kene görüldüğünde çıplak elle değil, tedbirli şekilde vücuttan uzaklaştırılması gerektiğini ve ardından sağlık kuruluşuna başvurulmasının önem taşıdığını belirtti. "Havaların ısınması ile görülüyor, kırsal kesimde açık renk ve uzun elbiseler giyilmesi, kırsal dönüşü vücutta kene taraması yapılması gerekiyor" Hastalığın havaların ısınmasıyla, 15 derecenin üzerine çıkmasıyla birlikte görülmeye başlandığını vurgulayan Eroğlu, bireysel önlemlerin önemine dikkat çekerek, "Kırsal alanlara gidildiğinde mutlaka pantolon paçaları çorabın içerisine konulmalı, uzun kollu ve açık renkli giysiler giyilmeli, akşam eve dönüldüğünde ise vücutta mutlaka kene taraması yapılmalı. Hayvanların veteriner hekim kontrolünde ilaçlanması, sütte ve ette kalıntı bırakmayan ilaçların kullanılması gerekiyor" şeklinde konuştu. Programda, TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu ve Ordu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Tayfun Kara tarafından karşılıklı hediye takdiminde bulunuldu. Program, veteriner hekimlerinin katılımı ile fotoğraf çekilmesinin ardından sona erdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder