SAĞLIK
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12 Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09 Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
Tavşanlı’da geleceğin odyometristlerine kariyer rehberliği
27 Mart 2026 Cuma - 14:26 Tavşanlı’da geleceğin odyometristlerine kariyer rehberliği Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi (KSBÜ) Tavşanlı Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu tarafından düzenlenen "Kariyer Buluşması ve İşitme Günleri" etkinliği ile Odyometri bölümü öğrencileri sektörün önde gelen isimleriyle bir araya geldi. Tavşanlı Kültür Sarayı’nda gerçekleştirilen programa akademik kadro, sektör temsilcileri ve çok sayıda öğrenci katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte, işitme sağlığının dünü, bugünü ve geleceği masaya yatırıldı. Etkinliğin açılışında konuşan yetkililer, odyometrinin işitme sağlığının korunmasından rehabilitasyonuna kadar uzanan, teknolojiyle iç içe bir alan olduğunu vurguladı. Öğrencilerin sadece teorik bilgiyle yetinmemesi gerektiğini belirten konuşmacılar, bu tür buluşmaların mesleki bakış açısını geliştirmek ve güncel uygulamalarla tanışmak adına büyük fırsat sunduğunu ifade etti. "İşitme Günleri 2026" kapsamında, alanında uzman isimler öğrencilere deneyimlerini aktardı. Sektörde 20 yılı geride bıraktığını belirten Odyometrist Cenk Caba, işitme cihazı sektörünün sadece verilerden ibaret olmadığını, doğrudan bireyin yaşam kalitesine dokunan kritik bir süreç olduğunu söyledi. Caba, "Bu alana ulaştığınız andan itibaren kopamıyorsunuz. Sizlerin de mezun olduğunuzda bu alanda evrimleşeceğinize ve bizlerden daha iyi katkılar sağlayacağınıza inanıyorum" dedi. Eğitim seminerinde Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Fatih Sanver, Öğretim Görevlisi Büşra Türkoğlu ve Öğretim Görevlisi Ömer Faruk Demir akademik perspektif sunarken; Uzman Odyometrist Fatih Kırmızıgül ve Okan Hüdayet ise saha tecrübelerini paylaştı. İşitme cihazı teknolojilerindeki son gelişmelerin ve Türkiye distribütörlüğü yürütülen bazı markaların uygulama tekniklerinin anlatıldığı seminer, öğrencilerin sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.
Dr. Deniz Yılmaz: "Çocuk alerji hastalıklarında doğru tanı ve etkin tedavi önemli"
27 Mart 2026 Cuma - 14:05 Dr. Deniz Yılmaz: "Çocuk alerji hastalıklarında doğru tanı ve etkin tedavi önemli" Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği, kanıta dayalı yaklaşımlar doğrultusunda çocuk hastalara kapsamlı sağlık hizmeti sunuyor. Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Deniz Yılmaz, klinikte yürütülen çalışmalar hakkında yaptığı açıklamada, çocukluk döneminde sık karşılaşılan alerjik ve bağışıklık sistemi hastalıklarının titizlikle ele alındığını belirtti. Yılmaz, 0-18 yaş aralığındaki çocuklarda astım ve tekrarlayan hışıltı, alerjik rinit, egzema, ürtiker, besin ve ilaç alerjileri ile arı alerjisi ve anafilaksi gibi pek çok hastalığın tanı ve tedavisinin başarıyla yürütüldüğünü, bunun yanı sıra bağışıklık sistemi hastalıklarına yönelik kapsamlı değerlendirmelerin de klinik bünyesinde gerçekleştirildiğini kaydetti. Klinikte tanı süreçlerinin ileri teknolojiyle desteklendiğini vurgulayan Yılmaz, solunum fonksiyon testleri, alerji deri testleri, gelişmiş laboratuvar tetkikleri ve provokasyon testleri sayesinde hastalara doğru ve hızlı tanı konulmasının hedeflendiğini dile getirdi. Tedavi sürecinde ise her hastaya özel planlama yapıldığını belirten Yılmaz, kişiye özel ilaç tedavilerinin yanı sıra alerjenlerden korunma yöntemlerinin anlatıldığını ve uygun hastalarda alerji aşısı uygulandığını söyledi. Gerekli görülen durumlarda ileri ve özel tedavi yaklaşımlarının da devreye alındığını ifade eden Yılmaz, tedavi sürecinin yalnızca hastayla sınırlı kalmadığını, ailelerin de sürece aktif şekilde dahil edildiğini vurguladı. Hasta ve aile eğitimine büyük önem verdiklerini belirten Yılmaz, doğru ilaç kullanımı, atak yönetimi ve korunma yöntemlerinin detaylı şekilde anlatıldığını, bu sayede tedavi sürecinin etkinliğinin artırıldığını kaydetti. Klinik olarak temel hedeflerinin çocukların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade eden Yılmaz, doğru tanı ve etkin tedavi yöntemleriyle sağlıklı bir gelecek için çalışmaya devam ettiklerini sözlerine ekledi.
"İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası: Bin 38 vatandaş bin 962 kilo verdi
27 Mart 2026 Cuma - 12:18 "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası: Bin 38 vatandaş bin 962 kilo verdi Sağlık Bakanlığı’nın "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca yürütülen programla toplam bin 962,5 kilogram vererek sağlıklı bir geleceğe adım attı. Sinop’ta, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası büyük ilgi gördü. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) verilerine göre, merkeze başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca süren program sonunda toplam bin 962,5 kilogram verdi. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Filiz Karagöl, kampanyanın başarıyla tamamlanmasında vatandaşların kararlılığının büyük rol oynadığını ifade etti. Dr. Karagöl, "Karadeniz’in incisi Sinop’umuzun her bir ferdi bizim için çok kıymetli. Bir yıl önce başlattığımız seferberlikte gördük ki, Sinoplu hemşehrilerimiz sağlıklı hayatı bir tercih değil, yaşam biçimi olarak benimsedi. Bin 38 danışanımızla birlikte tam 2 tonluk dev bir ağırlığı şehrimizin üzerinden kaldırdık. Bin 962,5 kilogramlık bu toplam kayıp, Sinop’un sağlıklı yarınlarına atılmış en güçlü imzadır" dedi. Dr. Karagöl, sürecin disiplinli çalışmayla yürütüldüğünü belirterek, "Bir yıl boyunca vazgeçmeden, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz ve psikologlarımızla eşgüdümlü hareket eden vatandaşlarımız, Karadeniz insanının sarsılmaz iradesini bir kez daha kanıtladı. Kilo vermek sadece fiziksel değişim değil, tansiyondan şekere, eklem ağrılarından kalp sağlığına kadar pek çok riski azaltıyor. Bugün 2 ton hafiflemiş bir Sinop, gelecekte daha az kronik hastalıkla mücadele edecek bir Sinop demektir" ifadelerini kullandı. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’nin sunduğu hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu vurgulayan Dr. Karagöl, tüm vatandaşları programa katılmaya davet etti. Karagöl, "Merkezimiz sadece kilo kontrolü değil, kanser taramalarından psikolojik danışmanlığa, çocuk gelişiminden fiziksel aktivite desteğine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bu başarı, diğer hemşehrilerimiz için de motivasyon kaynağı olmalıdır. Kapımız her zaman açık, hedefimiz Karadeniz’in incisini Türkiye’nin en sağlıklı şehri yapmak" diye konuştu. Rakamların ötesinde binlerce vatandaşın yaşam kalitesinin arttığına dikkat çekilen açıklamada, Sinop’un "en mutlu şehir" ünvanına "en sağlıklı şehir" ünvanını da eklediği belirtildi. Yaklaşık bir yıl içinde toplamda 2 ton hafiflemiş şehir, sağlıklı hayat bilincinde Karadeniz’in öncü kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Doktor uyardı: "İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın"
27 Mart 2026 Cuma - 11:39 Doktor uyardı: "İş yerinde saatlerce hareketsiz kalmayın" Diyabetin belirtilerine dikkat çeken Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda ise koma diyabetin başlıca belirtileridir" dedi. Hareketsizlik, yüksek kalorili besinlerin tüketimi, şekerli ve früktoz içeren sıvı gıdaların fazla alınması nedeniyle obezite ve buna paralel olarak da diyabetin görülme oranının hızla artığını söyleyen Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, diyabetin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca kişiyi etkilediğini belirterek dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. "Susuzluk, kilo kaybı ve sık idrara çıkmaya dikkat" Susuzluk, çok su içme ve sık idrara çıkma, kilo kaybı, tekrarlayan enfeksiyonlar, el ve ayaklarda uyuşma ve daha ciddi vakalarda komanın diyabetin başlıca belirtileri olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Tutal, "Şeker hastalığı, ömür boyu süren kronik bir hastalıktır. Tedavi ile kan şekeri normal sınırlarına çekilebilir. Kan şekerinin normal sınırlarda olması kişiyi, şekerin olumsuz sonuçlarından korur. Şeker düşürücü ilaçlar zamanında ve düzenli olarak kullanılmalıdır" diye konuştu. "Koroner arter ve inme riskini 2-4 kat artırıyor" Diyabetin koroner arter hastalığını ve inme riskini 2-4 kat arttırdığını da belirten Uzm. Dr. Tutal, "Diyabet zamanla kalp, damarlar, göz, böbrek ve sinirlerde yapısal değişikliklere yol açabilir. Kronik böbrek yetersizliğinin de en önemli sebeplerindendir" şeklinde konuştu. "Fazla kilolar şeker hastalığına davetiye çıkartıyor" Uzm. Dr. Esra Tutal, fazla kiloların şeker hastalığına davetiye çıkardığını ifade ederek şunları önerdi: "İş yerinde uzun saatler boyunca hareketsiz kalmayın. Özellikle ofis ortamında saatlerce oturarak çalışmak diyabet riskini artırır. Fiziksel olarak aktif olmaya dikkat edin, düzenli olarak haftanın en az 5 günü, en az 30 dakika yürüyüş yapmaya özen gösterin. Az yağlı, düşük kalorili, lifli gıdalar tercih edin. Meyve sebze ve tam tahıllı besinleri sık tüketin."
Prof. Dr. Koca: "Proloterapi kronik ağrılarda ameliyatsız bir tedavi yaklaşımı sunuyor"
27 Mart 2026 Cuma - 11:21 Prof. Dr. Koca: "Proloterapi kronik ağrılarda ameliyatsız bir tedavi yaklaşımı sunuyor" Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrılarda ameliyatsız tedavi seçeneklerinden biri olan proloterapinin her geçen gün daha fazla tercih edildiğini söyledi. Kronik kas-iskelet sistemi ağrıları, günümüzde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren ve giderek daha yaygın hale gelen önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkıyor. Özellikle bel, boyun, diz ve omuz ağrıları; hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve yanlış yüklenmeler nedeniyle her yaş grubunda daha sık görülüyor. Prof. Dr. İrfan Koca, bel, boyun, diz ve omuz ağrılarında, ameliyatsız ve doğal bir yaklaşım sunan proloterapinin son yıllarda giderek daha fazla tercih edildiğini ifade etti. "Ağrıyı baskılamak değil, onarmak" Proloterapi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Koca, yöntemin temel yaklaşımını, "Proloterapi, zayıflamış bağ, tendon ve eklem yapılarını güçlendirmek amacıyla, vücuda uyumlu özel serumların enjeksiyonu ile uygulanan bir tedavidir. Biz bu yöntemde ağrıyı baskılamak yerine vücuda onarım sinyali veriyoruz" dedi. "Vücut kendi onarım sürecini başlatıyor" Uygulanan tedavinin etki mekanizmasını açıklayan Prof. Dr. Koca, "Enjeksiyon sonrası o bölgede kontrollü bir iyileşme süreci başlar. Vücut o alana yönelir, onarım devreye girer ve zamanla doku güçlenir. Bu sayede ağrının kaynağını hedef alıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hangi hastalarda uygulanıyor" Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Koca, proloterapi ile özellikle Bel ve boyun fıtığına bağlı ağrılar, Diz kireçlenmesi, Omuz sıkışma sendromu, Tenisçi dirseği, Bağ ve tendon yaralanmaları ile Kronik bel ve sırt ağrılarının tedavisinde etkili sonuçlar verebildiğini ifade etti. "Ameliyatsız bir alternatif" Ameliyatsız bir tedavi yöntemi olan proloterapinin uzun süreli ağrısı olan hastalar için önemli bir seçenek sunduğunu belirten Prof. Dr. Koca, "Her hasta için uygun olmayabilir ancak doğru hasta seçimiyle proloterapi, cerrahiye alternatif olabilecek güçlü bir tedavi seçeneğidir" ifadelerini kullandı. "Ağrılar hayatınızı yormasın" Modern tıp ile tamamlayıcı tedavilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Koca, "Hastaya bütüncül yaklaşmak, kalıcı sonuçlar açısından çok önemli" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, kronik ağrıların doğru tedaviyle kontrol altına alınabileceğini belirterek, "Kişiye özel planlama ile ameliyatsız çözümler mümkün. Ağrılar hayatınızı yormasın" diye konuştu.
Medikal estetikte sertifika dönemi
27 Mart 2026 Cuma - 11:20 Medikal estetikte sertifika dönemi Bursa’nın sağlık alanındaki öncü kurumlarından Burtom Sağlık Grubu, Sağlık Bakanlığı çatısı altında düzenlenen "Estetik ve Kozmetik Uygulamaları Sertifikalı Eğitim Programı"na ev sahipliği yaptı. Teorik ve pratik aşamaları kapsayan yoğun eğitim sürecini tamamlayan hekimler, düzenlenen törenle sertifikalarına kavuştu. Yetkin olmayan kişilerin yaptığı yanlış estetik uygulamalar önemli sağlık sorunlarına neden olurken, Sağlık Bakanlığı’nın estetik ve kozmetik uygulamalar alanında sertifikalı eğitim programlarının standartlarını belirleyen yeni düzenlemesiyle ülke genelinde "Estetik ve Kozmetik Uygulamaları Sertifikalı Eğitim Programları" gerçekleştirilmeye başlandı. Bakanlıkça eğitim merkezi olarak yetkilendirilen Burtom Sağlık Grubu’nda "Estetik ve Kozmetik Uygulamaları Sertifikalı Eğitim Programı" düzenlendi. Program Koordinatörü Dr. Esra Tanrıkulu, estetik ve kozmetik uygulamaların modern tıbbın önemli bir alanı haline geldiğini belirterek, "Bu uygulamalar yalnızca estetik müdahaleler değil; ciddi anatomi bilgisi, deneyim ve komplikasyon yönetimi gerektiren tıbbi işlemlerdir. Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen bu programın temel amacı; uygulamaların bilimsel temelde, standardize edilmiş ve hasta güvenliğini önceleyen bir çerçevede yapılmasını sağlamaktır. Programla, hekimlerimizin bilgi ve becerilerini sistematik bir eğitimle güçlendirerek güvenli uygulama kültürünü yaygınlaştırmayı hedefledik" dedi. Nitelikli eğitim Eğitime yalnızca tıp fakültesi mezunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde uygulama yetkisi bulunan hekimlerin katılabildiğini ifade eden Tanrıkulu, niteliğin önemine dikkat çekerek, "Özellikle uygulamalı eğitimlerin kalitesini korumak adına kontenjanımızı sınırlı tuttuk. Amacımız, her katılımcının aktif olarak uygulama yapabilmesi ve birebir mentörlük alabilmesiydi. Kaliteyi artırmak adına nicelikten çok nitelik bizim için ön plandadır" diye konuştu. Eğitim programının hem teorik hem pratik aşamalardan oluştuğunu belirten Dr. Esra Tanrıkulu, katılımcıların, uzman eğitmenler eşliğinde model ve vaka uygulamaları yaparak el becerilerini geliştirdiklerini dile getirdi. Multidisipliner uzman kadrosu Eğitmen kadrosunun alanında deneyimli uzman hekimlerden oluştuğunu vurgulayan Tanrıkulu; Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi, Kulak Burun Boğaz, Dermatoloji ve Medikal Estetik alanında aktif uygulayıcı hekimlerin eğitim verdiğini belirtti. Bu yapının, katılımcılara hem anatomik hem de cerrahi perspektiften kapsamlı bir bakış açısı kazandırdığını ifade etti. "Merdiven altı" uygulamalara karşı uyarı Yetkin olmayan kişilerin yaptığı uygulamaların geri dönülemez sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunan Dr. Esra Tanrıkulu, "Estetik işlemler basit görünse de ciddi müdahalelerdir. Yetkin olmayan ellerde; damar içi enjeksiyona bağlı doku nekrozu, görme kaybı, enfeksiyon, asimetri, kalıcı deformiteler ve hatta anafilaksi gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Bu işlemler mutlaka steril şartlarda, uygun tıbbi ekipman ve acil müdahale imkânı bulunan ortamlarda, sadece eğitimli hekimler tarafından yapılmalıdır" şeklinde konuştu. Dr. Tanrıkulu, kurum olarak yüksek standartlı eğitimlere devam etmeye hazır olduklarını söyleyerek, "Gelecek dönemlerin devamlılığı Sağlık Bakanlığı’nın planlamaları doğrultusunda belirlenecek. Hekimlerden gelen yoğun talep ve artan ilgi, bu eğitimlerin hem mesleki gelişim hem de hasta güvenliği için ne kadar elzem olduğunu göstermektedir" dedi. "Temel önceliğimiz hasta güvenliği" Dr. Esra Tanrıkulu sözlerini şu şekilde tamamladı: "Estetik uygulamalar kişinin özgüvenine ve yaşam kalitesine dokunur ancak her şeyden önce birer tıbbi müdahaledir. Biz bu programla hem mesleki standardizasyonu hem de etik ve bilimsel yaklaşımı güçlendirmeyi hedefledik. Sağlık Bakanlığı çatısı altında yürütülen bu çalışmaların, ülkemizde medikal estetik kalitesini artıracağına inancımız tamdır."
Uzmanı çocuk suçluluğuna karşı ebeveynleri uyardı: "Çocukların sosyal medya kullanımı takip edilmeli"
27 Mart 2026 Cuma - 11:18 Uzmanı çocuk suçluluğuna karşı ebeveynleri uyardı: "Çocukların sosyal medya kullanımı takip edilmeli" Çocukların suça yönelmesinde aile, çevre ve sosyal medya etkisine dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, özellikle sosyal medya kullanımının baskı unsuru olmadan, rehberlik amacıyla takip edilmesinin büyük önem taşıdığı ifade etti. Çocukların psikolojik gelişimi, sağlıklı bireyler olarak yetişmelerinde kritik bir rol oynarken aile yapısı, sosyal çevre, eğitim hayatı ve dijital ortamlar bu süreci doğrudan etkiliyor. Çocukların suça yönelmesi çoğu zaman tek bir nedene bağlı olmayıp, çevresel, sosyal ve duygusal etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor. Aidiyet duygusu, kabul görme isteği ve kendini ifade etme çabası, yanlış yönlendirmelerle riskli davranışlara dönüşebiliyor. Öte yandan sosyal medyanın çocuklar üzerindeki etkisi de giderek daha fazla dikkat çekiyor. Çocukların sosyal medyada maruz kaldıkları içerikler, davranışlar ve psikolojilerini doğrudan etkileyebiliyor. Şiddet içerikleri, yanlış rol modeller, suçu özendirici paylaşımlar ve denetimsiz kullanım, çocukların bu davranışları normalleştirmesine neden olabiliyor. İzlenen ve takip edilen içeriklerin çocuklar tarafından örnek alındığı, özellikle gelişim çağındaki bireylerin gördüklerinden kolayca etkilenebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, suça sürüklenen çocuklarda aile faktörünün önemli olduğunu belirterek, "Aile içi şiddet, ilgisizlik veya ihmal, parçalanmış aile, aşırı baskıcı veya tamamen kuralsız ebeveyn tutumları çocuğun yeterince denetlenmemesi gibi durumlar çocuğun suç işlemesine sebep olabilir" dedi. "Suç işlenmesi tek bir sebebe bağlı değildir" Kerime Begüm Özkaya, çocuğun ilk sosyal ortamının aile olduğunu söyleyerek, "Süre sürüklenen çocuk, 18 yaşından küçük olup bir suç eylemine karışmış fakat bu davranışın arkasında çevresel, psikolojik ve sosyal etkilerin bulunduğu, çocuklar için kullanılan bir tanımdır. Bu yaklaşım çocuğun cezalandırılmasından çok korunması ve rehabilite edilmesi gerektiğini savunur. Çocukların suça yönelmesi çoğu zaman görülmek, bir yere ait olma istemelerin yanlış yolu ifade edilmesidir. Çocukların suç işlemesi genellikle tek bir nedene bağlı değildir. En önemli faktör aile faktörüdür. Çocuğun ilk sosyal ortamı ailedir. Ailede yaşanan sorunlar, çocuğun davranışlarını da doğrudan etkileyebilir. Aile içi şiddet, ilgisizlik veya ihmal, parçalanmış aile, aşırı baskıcı veya tamamen kuralsız ebeveyn tutumları çocuğun yeterince denetlenmemesi gibi durumlar çocuğun suç işlemesine sebep olabilir. Sosyal çevre önemlidir. Çocuklar özellikle ergenlik döneminde arkadaş gruplarından çok etkilenirler. Suça eğilimli arkadaş grupları, gruba üye olma, akran baskısı ve kabul edilme ihtiyacı gibi faktörler bulunur. Bunların yanında ekonomik faktörler, yoksullu, temel ihtiyaçların karşılanmaması, çalışma zorunluluğu gibi durumlarda çocuklara suç işlemesi sebeplerindendir. Travma veya kayıp, öfke, kontrol problemleri, düşük özgüven, davranış bozuklukları, ihmal ve istismar da yine aynı şekilde önemli sebeplerden" dedi. "Olumsuz etiketler çocuğa yansıtılmamalıdır" Özkaya, çocuğun olumlu davranışlarını fark etmenin önemine dikkat çekerek, "Çocuklar, okulla ilgili problem yaşayabiliyor. Okul başarısızlığı, öğretmen veya akran çatışmaları, okuldan kaçma, okula ait hissetmeme gibi durumlar çocukların ister istemez suç işlemelerine sebep olabiliyorlar. Hırsızlık, okuldan kaçma, madde kullanımı, kavga ve saldırganlık, eşyalara ve kişilere zarar verme gibi durumlar sık görülüyor. Çocuklarda, son dönemlerde ortalama ergenlik döneminde 15-18 yaş grubunda eşyalara ve özellikle kişilere zarar verme durumunu sıklıkla biz görüyoruz. Sen kötüsün, suçlusun, problemsin, yaramazsın gibi olumsuz etiketler kesinlikle çocuğa yansıtılmamalıdır. Genellikle olumlu şeyler ile çocuğun desteklenmesi gerekiyor. Çocukla açık ve güvenli bir iletişim kurmak gerekir. Çocuğu yargılamadan dinlemek, duygularını ifade etmesine izin vermek, gün içerisinde birlikte vakit geçirmek önemlidir. Net ve tutarlı, kararlı kurallar koymamız gerekiyor. Aile içerisinde kurallar olmalıdır. Ancak bu kurallar açık, tutarlı ve yaşa uygun olmalıdır. Aşırı baskıcı ya da kuralcı ortamlar ne yazık ki çocuğun sorun yaşamasına sebep olabiliyor. Olumlu davranışı fark etmek bu noktada önemli. Birçok aile genellikle yanlış davranış üzerine odaklanıyor. Oysa çocuğun küçük olumlu davranışlarını fark etmek, takdir etmek, güven vermek çocuğun olumlu davranışlarını artırır" diye konuştu. "Sosyal medya kullanımı takip edilmeli" Çocuklarının arkadaş çevresini tanımasının aileler için önemli olduğunu söyleyen Özkaya, "Arkadaş çevresini tanımak son derece önemlidir. Aileler çocuklarını kimlerle vakit geçir nerede zaman geçirdiğini, hangi kafeye gittiğini, hangi ortamlarda bulunduğunu, arkadaş gruplarının kim olduğunu çok iyi bilmeleri gerekiyor. Özellikle sosyal medya kullanımı takip edilmelidir. Bu kontrol tamamıyla baskı ya da işte çocuğa şiddet anlamında değil, rehberlik olması açısından önemlidir. En son nokta tabii ki profesyonel destek almak gerekiyor. Eğer çocuk sürekli öfkeliyse, kurallara uymuyorsa, okuldan kaçma, okuldakilere zarar verme, etrafındaki insanlara zarar verme, madde kullanımı gibi durumlar varsa psikolojik destek almak önemlidir. Psikiyatri desteğe, aile terapisi, bireysel terapiler, okulla beraber iş birliği içerisinde olmak bu noktada bizim için önemli farklar oluşturur" ifadelerine yer verdi.
Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran: "Halsizlik ciddiye alınmalı"
27 Mart 2026 Cuma - 11:06 Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran: "Halsizlik ciddiye alınmalı" Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Taşkıran, toplumda sıkça karşılaşılan halsizlik şikayetinin basit bir yorgunluk olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Dr. Hüseyin Taşkıran, "Halsizlik, yoğun iş temposu, uykusuzluk veya stres gibi nedenlerle ortaya çıkabileceği gibi, kansızlık (anemi), tiroid hastalıkları, vitamin eksiklikleri, enfeksiyonlar ve kronik hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle uzun süren halsizlik mutlaka uzman bir hekim tarafından değerlendirilmelidir" dedi. Dr. Taşkıran, Günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren halsizliğin, birçok farklı hastalığın habercisi olabileceğine dikkat çekti. En sık görülen nedenlerle ilgili bilgi veren Dr. Taşkıran, "Demir, B12 ve D vitamini eksiklikleri. Tiroid fonksiyon bozuklukları. Yetersiz ve düzensiz beslenme. Uyku kalitesinin düşük olması. Yoğun stres ve psikolojik faktörler. Kronik hastalıklar yer almaktadır. Halsizliğin iki haftadan uzun sürmesi, baş dönmesi, çarpıntı, kilo kaybı veya iştahsızlık gibi ek şikayetlerle birlikte görülmesi durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmadır" ifadelerini kullandı. Halsizlikle mücadelede sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine değinen Dr. Hüseyin Taşkıran, "Dengeli ve düzenli beslenme, günde en az 7-8 saat kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, yeterli su tüketimi, stres yönetimi, basit gibi görünen halsizlik, aslında vücudun verdiği önemli bir uyarı olabilir. Erken tanı ve doğru tedavi ile birçok hastalığın önüne geçmek mümkündür" diye konuştu.