SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler 04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03 Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50 Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48 "İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27 Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Boyun çıtlatma felce kadar götürebilir
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:58 Boyun çıtlatma felce kadar götürebilir Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Bayram, bilinçsiz ve ani boyun çıtlatma hareketlerinin çok nadir de olsa boyun damarlarında yırtılmaya neden olabileceğini belirterek, bu durumun inmeye kadar varabilen ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Bayram, boynun sert ve ani şekilde çevrilmesiyle oluşan manipülasyonların, beyne giden karotis ve vertebral arterleri etkileyebildiğini ifade ederek, "Boyun çıtlatma çoğu zaman masum bir alışkanlık gibi görülse de, kontrolsüz ve zorlayıcı hareketler damar duvarında yırtılmaya yol açabilir. Bu yırtık pıhtı oluşumuna, pıhtı da beyin damarlarının tıkanmasına neden olabilir" dedi. "Belirtiler gecikmeden ciddiye alınmalı" Arter diseksiyonunun nadir görüldüğünü vurgulayan Doç. Dr. Muhammed Bayram, buna rağmen belirtilerin önemine dikkat çekti. Ani ve alışılmadık şiddetli boyun ya da baş ağrısı, baş dönmesi, denge kaybı, konuşma bozukluğu, yüz, kol veya bacakta uyuşma ve güçsüzlük gibi şikâyetlerin acil değerlendirme gerektirdiğini belirtti. "Günlük hafif hareketlerle karıştırılmamalı" Kişinin kendiliğinden yaptığı hafif gerinmelerle çıkan eklem seslerinin genellikle tehlikeli olmadığını söyleyen Doç. Dr. Muhammed Bayram, "Risk; ani, sert ve zorlayıcı manevralarda artar. Özellikle altta yatan damar duvarı hassasiyeti olan bireylerde bu tür uygulamalar daha sakıncalı olabilir" diye konuştu. "Boyun ağrısında güvenli yöntemler tercih edilmeli" Doç. Dr. Muhammed Bayram, boyun ağrısı ve tutulmalarında bilinçsiz manipülasyonlardan kaçınılması, şikâyetlerin sürmesi halinde hekim değerlendirmesi sonrası uygun tedavi yöntemlerine yönelinmesi gerektiğini vurguladı. Bayram, toplumda yaygın olan "çıtlatınca rahatlama" algısına karşı, kontrollü egzersiz, duruş düzenlemesi ve uzman önerilerinin esas alınmasının, muhtemel riskleri en aza indireceğini sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Tek: "Kanserin adı tek ama hastalar farklı"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:54 Prof. Dr. Tek: "Kanserin adı tek ama hastalar farklı" Artan kanser vakalarıyla birlikte tıptaki ilerlemeler sayesinde bazı kanser türlerinin artık kronik bir hastalık gibi yönetilebildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, "Kanserin adı tek fakat hastalar birey olarak birbirinden çok farklı; kişiye özgü tedavi güncel bir konu" dedi. Günümüzde kanser tedavisinde başarı multidisipliner yaklaşımlarla sağlanırken, yakın gelecek bu mücadelede daha kişiselleştirilmiş ve etkili yöntemlerin devreye gireceğine işaret ediyor. 4 Şubat Dünya Kanser günü dolayısıyla açıklama yapan Medicana International Ankara Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, kanser görülme sıklığının artmasıyla birlikte artık kronik bir hastalık gibi yönetilmesinin, bütüncül ve kişiye özel yaklaşımları günümüzün zorunluluğu haline getirdiğini belirterek, "Artık kanser tedavisinde yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini korumak ve iyileştirmek de öncelik haline gelmiştir. Tıptaki ilerlemeler, bazı kanser türlerinin artık kronik hastalık gibi yönetilebileceğini gösteriyor. Bu yaklaşım; hastaların uzun vadeli takip ve bakımını, tedavi planlarını ve yaşam kalitesini ön planda tutarak kanserle mücadelede yeni bir paradigmaya işaret ediyor. Kişiye özgü tedavi güncel bir konu. Burada bilmemiz gereken kanserin adı tek fakat hastalar birey olarak birbirinden çok farklı" ifadelerini kullandı. İmmünoterapi ile yan etki azalacak İmmünoterapinin, bağışıklık sisteminin kanserle mücadelede aktif rol almasını sağlayan yenilikçi bir yöntem olarak öne çıktığına vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Tek sözlerine şöyle devam etti: "İmmünoterapi diğer tedavi yöntemleriyle kombine edildiğinde tümör hücrelerine karşı daha güçlü ve hedefe yönelik bir yanıt sağlıyor. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken hastaların yaşam kalitesini de korumaya yardımcı oluyor. Gelecekte akıllı ilaçlarla birlikte kullanılan kanser aşılarının, daha kalıcı yanıtlar sağlayarak tedavi başarısını önemli ölçüde artırması bekleniyor. Aşıların, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyıp hedef alacak şekilde eğiterek tedaviye destek olması ve özellikle kişiye özgü tümör antijenlerine göre geliştirildiğinde etkinliğinin daha da artacağı öngörülüyor." Tarama testleri ve işlemleri ihmal edilmemeli Kanserin önüne geçmek için ise birey olarak yapılacak şeylerin zor olmadığını hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Tek, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Sigara ve alkolden, hazır gıdalardan, tütsülenmiş yiyeceklerden ve fazla kırmızı et tüketmekten uzak durmak; hayvansal yağları az tüketmek, meyve ve sebze tüketimini artırmak, kilo almamak ve düzenli fiziksel aktivite herkesin yapabileceği rutinlerdir. Stres de artık önemli bir risk faktörü sayılmaktadır; bu nedenle uzak durmak önemlidir. Hepatit B aşılaması ile cinsel aktivitesi başlamadan kız çocuklarına HPV aşısı yapılması, bazı bireyleri karaciğer ve rahim ağzı kanserinden koruyabilir. Belirli yaş gruplarında kanser tarama testleri ve işlemlerini yaptırmak da büyük önem taşır. Kadınlarda 45 yaşından sonra meme ultrason ve mamografi; 18 yaşından itibaren Pap ve smear testi ile yıllık rahim ağzı kanseri taraması; her iki cinste 45 -50 yaşlarından itibaren kolonoskopi incelemesi; erkeklerde prostat muayenesi ve yoğun sigara tüketen bireylerde düşük doz radyasyonlu akciğer tomografisi önerilmektedir. Kanserden korkmayalım, geç evrede tanı almaktan korkalım. Birey olarak kendi vücudumuzu daha iyi tanıyalım, şikayetlerimizi önemseyelim ve basit önlemlerle kanser riskimizi azaltalım."
ALS hastaları için umut ışığı: Karadeniz’de ilk kez uygulandı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:43 ALS hastaları için umut ışığı: Karadeniz’de ilk kez uygulandı Samsun’da, 3 yıldır amyotrofik lateral skleroz(ALS) hastası olan ve yürüyemeyen 3 çocuk annesi kadına, Karadeniz’de ilk kez uygulanan ilaç tedavisi umut ışığı oldu. Bu tedavi ile hastanın kas kaybının durması, yutma ve nefes becerisinin ise desteksiz devam etmesi amaçlanıyor. Kastamonu Tosya’da yaşayan 3 çocuk annesi 48 yaşındaki Emel Kaynak’a 3 yıl önce ALS teşhisi konuldu. Bu süreçte kas kaybına bağlı olarak sürekli düşen ve vücudundaki birçok kemiği kırılan Kaynak, daha sonra bacaklarını kullanamaz hale geldi. Sık sık Samsun’a tedavi olmak için gelen Kaynak’a, Karadeniz Bölgesi’nde ilk kez SOD1 mutasyonu ilişkili ALS tanısı bulunan bir hastaya hastalığa yönelik hedeflenmiş tedavi olan tofersen, Samsun Şehir Hastanesi Eğitim ve Araştırma Ek Hizmet Binası’nda başarıyla uygulandı. "İlacı kullandıktan sonra eskiye göre daha umutluyum, iyileşeceğimi hissediyorum" Karadeniz’de ilaç tedavisi uygulanan ilk hasta olan 3 çocuk annesi Emel Kaynak, "Bir kas hastalığı olan ALS hastasıyım. 3 yıldır bu teşhis kondu ve hastalık ilerliyordu. İlaç tedavisinin olmadığı biliniyordu. Bugün yurt dışından gelen ilaç tedavisi başlandı ve ilk deneme yapıldı. Süreci ben de merak ediyorum ve umutla iyileşmeyi bekliyorum. Hastalığım dolayısıyla yürüyemiyorum. Hastalığa bağlı olarak düşme ve kırıklar meydana geldi. Hayatımı çok olumsuz yönde etkiliyor. İlacın biraz bile faydasını görsem benim için çok iyi olacak. Bu tedavi öncesi sadece bir hap kullanıyordum. Eskiden kullandığım ilaçtan fayda göremedim, hastalığım ilerlemeye devam ediyordu. Önce bir bacağım, sonra da diğeri güçsüzleşti. Bugün yeni tedavinin ilk dozunu aldım. Belirli bir süre bu tedavi devam edecek. Bu tedavinin başka şehirlerde yapıldığını biliyordum ve öğrenince çok sevindim. İlaç her ay bir kez uygulanacak. İlacı kullandıktan sonra eskiye göre daha umutluyum. İyileşeceğimi hissediyorum" dedi. "Bu tedavinin uygulandığı birkaç merkezden biri olduk" Türkiye’de hedef tedavi olan tofersen’i uygulayan birkaç merkezden biri olduklarını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Berra Özberk, "ALS, motor nöronları etkileyen ilerleyici bir hastalık sürecidir. Bu hastalığın günümüzde onaylanan çok fazla tedavisi yok. ALS hastalarının küçük bir kısmı genetik geçişli ALS’ye sahip. Bu hastalar için şu anda hedeflenen genetik tedaviler yeni geliştirildi. Bunlardan bir tanesini Karadeniz’de ilk kez bir ALS hastasına uyguladık. Tedavi, SOD1 mutasyonu (Süperoksit dismutaz 1) olan hastalarımıza yönelik bir tedavi yöntemidir. Hastaya belden uygulanıyor. Belirli yükleme dozunun ardından aralıklı periyotlarla yapılan bir tedavidir. Hastalığın ilerlemesini ve hızını yavaşlattığı gösterilmiştir. Şu anda da ülkemizde sadece birkaç merkezde uygulanmaktadır. O merkezlerden biri de biz olduk. Bugün hastamıza ilk ilaç dozunu uyguladık. Öncesinde çeşitli ayrıntılı işlemler gerçekleştirdik. İlk dozun ardından ilacın belirli periyotları var. Bu periyotlarda ilaç uygulanmaya devam edecek. Hastanın gidişatıyla ilgili kayıtlarımızı da alacağız. Şu ana kadar kullanılan tedaviler ALS’deki güncel tedavilerdi. Hastalığın hızını yavaşlatmaya yönelikti fakat bu hedefe yönelik tedaviler hem hastalık açısından hem de uygulanabilirlik açısından bizi evre atlattı. Özellikle hastalığın oluşum mekanizmasını doğrudan etkilediğimiz için hastalığın ilerlemesinin durmasını bekliyoruz" diye konuştu. "Tedavi, seçilmiş genetik geçişli ALS hastalarına uygun" Söz konusu tedavinin her ALS hastasına uygun olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Berra Özberk, "Nöromusküler hastalıklar merkezi tarafından takip edilmesi ve ALS hastalarının yakınlarının bilinçlendirilmesi çok önemli. Hastaların bir genetik tanısı yoksa mutlaka genetik tetkik edilmesi gerekir. Bu tedavi, SOD1 mutasyonuna yönelik yapılmış bir tedavidir. Diğer çalışmalar da kapıda, geliyor. Dünya çapında çalışmalar devam ediyor. Hem hasta hem de yakınlarının bilgilendirilmesi bu nedenle çok önemli. Bu, tüm ALS hastalarına uygulayabildiğimiz bir tedavi değildir. Seçilmiş, genetik geçişli ALS hastalarına uygundur. Bugün ilk kez ilaç verdiğimiz hasta bize geldiğinde solunum ve yutma açısından bağımsız olarak takip ettiğimiz bir hastaydı. Zaten ALS hastalığının en kritik gidişi ve kötüleşmesine neden olan durum, yutma ve solunum fonksiyonlarının bozulmasıdır. Amacımız, hastalar solunum ve yutma zorluğu yaşamadan hastalığı durdurmaktır. Umarım ilk dozunu verdiğimiz hastada da bu ilerlemeyi durdurmuş olacağız" şeklinde konuştu. ALS hastalığı ve tedavisi ALS, motor nöronları etkileyen, ilerleyici ve yaşamı tehdit eden nörodejeneratif bir hastalık olarak biliniyor. Vakaların küçük bir bölümünü genetik geçişli formlar oluştururken, SOD1 mutasyonuna bağlı ALS için geliştirilen tofersen tedavisi, hastalık mekanizmasını doğrudan hedeflemesi nedeniyle önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Samsun’da gerçekleştirilen bu uygulama ile Karadeniz Bölgesi’nde genetik ALS hastalarına yönelik ileri ve kişiselleştirilmiş tedavilere erişimde önemli bir eşik aşılmış oldu.
Havaların soğumasıyla, vatandaşların kış çaylarına talebi arttı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:20 Havaların soğumasıyla, vatandaşların kış çaylarına talebi arttı Elazığ’da soğuk havaların etkisini sürdürmesinden dolayı, vatandaşlar alternatif tıp ürünlerine yönelerek aktarların yolunu tutuyor. Elazığ’da soğuk havaların etkisini sürdürmesiyle birlikte bağışıklık sistemini güçlendirmek isteyen vatandaşlar, kentte bulunan bitkisel ürünler satan aktarlara yöneldi. En çok rağbet gören ürünler arasında ise kış çayı ve ıhlamur yer alırken, kuşburnu ve özel karışımlı ürünler de tercih edildi. 25 yıldır Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerine bitkisel ürünler dağıttığını belirten Mahmut Kazancı, "Bu bölgelerde kış ayları daha ağır geçtiği için vatandaşlarımız gribal enfeksiyon ve soğuk algınlığı şikayetleriyle aktarlara yöneliyorlar. Bu yönde de aktarlarımızın tavsiyesi, bitkilerden karıştırılan çaylar oluyor. Bu çaylar, ada, papatya, ıhlamur ve kış çayı gibi karışımlardan oluşuyor. Genelde bunlar üst solunum yolu enfeksiyonlarında, boğaz yolu enfeksiyonlarında ve burun akıntılarında yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. Alternatif tıpta, insanların tedavi bulma konusunda yardımcı olmaktadır. Vatandaşların kış aylarında en çok tercih ettiği ürünler, hatmi çiçeği, papatya, ada çayı, ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve tarçın tercih ediyorlar. Kış çayları genelde paket halinde 150 liradan satılıyor. Ihlamur fiyatlarımız genelde yüksek. Yaprak ve çiçek diye ikiye ayrılıyor. Yaprak ıhlamur çiçek ıhlamura göre biraz daha uygundur. Yaprak ıhlamur piyasada 2 bin ile 2 bin 500 lira arasında değişiyor. Çiçek ise 3 bin ile 3 bin 500 civarında satılıyor. Vatandaşlarımızın alternatif tıpta kullanmaları gereken, zencefil, ıhlamur, tarçın, kuşburnu, ada ve papatya çaylarını tüketmelerini tavsiye ediyorum" dedi.
Erken teşhis hayat kurtarır: Kanserde görüntülemeyle tespit edilebilen 5 önemli uyarı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:13 Erken teşhis hayat kurtarır: Kanserde görüntülemeyle tespit edilebilen 5 önemli uyarı Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kanser vakalarının yaklaşık üçte biri erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabiliyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Mehmet İncedayı, görüntüleme yöntemlerinin kanserde erken tanının en güçlü araçlarından biri olduğunu vurguladı. Kanser, günümüzde hem dünyada hem de Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, her yıl milyonlarca kişiye yeni kanser tanısı konulduğunu ortaya koyarken, bu vakaların önemli bir bölümünde hastalığın ileri evrede tespit edilebildiğini gösteriyor. Oysa kanserle mücadelede en kritik adım, hastalığın erken dönemde tanınması olarak kabul ediliyor. Her yıl 4 Şubat’ta anılan dünya kanser günü, erken teşhisin ve farkındalığın önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Bu özel gün kapsamında uzmanlar, kanserin erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ya da hafif bulgularla seyredebildiğine dikkat çekiyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İncedayı, görüntüleme yöntemlerinin, göz ardı edilen belirtilerin nedenini ortaya koymada kilit rol üstlendiğini belirtti. Doç. Dr. İncedayı, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Kanserin erken evrelerinde belirtiler çoğu zaman özgül değildir. Bu nedenle pek çok hasta, şikâyetlerini önemsemeyebilir. Görüntüleme yöntemleri sayesinde, bu belirtilerin altında yatan nedenler erken aşamada tespit edilebiliyor ve tanı süreci hızlanıyor." Nedeni açıklanamayan kilo kaybı Beslenme düzeninde ya da günlük yaşam alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik olmaksızın ortaya çıkan kilo kaybı, çoğu zaman fark edilse de önemsenmeyebiliyor. Ancak bu durum, bazı kanser türlerinde erken dönemde görülebilen bulgular arasında yer alıyor. Bu konuda değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Mehmet İnce Dayı, "Açıklanamayan kilo kaybı, özellikle sindirim sistemi ve akciğer kanserlerinde erken bir uyarı olabilir. Görüntüleme yöntemleri, bu tür durumlarda vücudun ayrıntılı değerlendirilmesine imkan tanır" ifadelerini kullandı. Vücutta ele gelen kitle ve şişlikler Vücutta fark edilen kitle ya da şişlikler, ağrısız olduğu için çoğu zaman ihmal edilebiliyor. Ancak bu bulgular, kanserin erken evresinde ortaya çıkabilen önemli işaretler arasında bulunuyor. Doç. Dr. İncedayı, "Meme, boyun, koltuk altı veya karın bölgesinde ele gelen kitleler, görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı olarak incelenmelidir. Erken yapılan değerlendirmeler, iyi huylu ve kötü huylu oluşumların ayrımında önemli rol oynar" dedi. Uzun süredir devam eden ve nedeni açıklanamayan ağrılar Ağrı, pek çok farklı hastalığın ortak belirtisi olabilse de, uzun süredir devam eden ve nedeni açıklanamayan ağrılar dikkatle ele alınmalı. Özellikle kemik, sırt ve karın ağrılarının kronikleşmesi durumunda altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor. Bu noktaya dikkat çeken Doç. Dr. İncedayı, "Bazı kanser türlerinde ağrı, erken dönemde ortaya çıkabilir. Görüntüleme yöntemleri, ağrının kaynağının belirlenmesinde yol gösterici olur" şeklinde konuştu. Bağırsak ve idrar alışkanlıklarında değişiklik Bağırsak düzeninde ya da idrar alışkanlıklarında meydana gelen ve uzun süre devam eden değişikliklerin çoğu zaman geçici sorunlar olarak değerlendirilse de bazı kanser türlerinin erken belirtisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Mehmet İncedayı, şöyle konuştu: "İdrarda kan görülmesi, dışkılama alışkanlıklarında belirgin değişiklikler ya da uzun süren sindirim sorunları, görüntüleme ile değerlendirilmesi gereken önemli bulgulardır." Tarama ve görüntüleme yöntemleri erken tanının anahtarı Kanserde erken teşhisin yalnızca belirtilerin fark edilmesiyle sınırlı olmadığına dikkat çeken uzmanlar, düzenli tarama ve görüntüleme programlarının önemini vurguluyor. Yaş, cinsiyet ve risk faktörlerine göre planlanan görüntüleme tetkikleri, henüz belirti vermemiş kanserlerin bile erken evrede tespit edilebilmesine imkan tanıyabiliyor. Doç. Dr. İnce dayı, sözlerini şöyle tamamladı: "4 Şubat Dünya Kanser Günü, erken teşhisin önemini hatırlatmak için önemli bir fırsat. Görüntüleme yöntemleri, kanserin erken evrede tespit etmek katkı sağlayarak tedavi sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama programları ihmal edilmemelidir."
Denizli sağlık camiasının acı kaybı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:08 Denizli sağlık camiasının acı kaybı Denizli’nin göz sağlığında dünyaca tanınan ismi olan Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesi Kurucu Başhekimi Prof. Dr. Volkan Yaylalı hayatını kaybetti. Özel Yaylalı Göz Hastanesi Kurucusu, Pamukkale Üniversitesi Kurucu Başhekimi Prof. Dr. Volkan Yaylalı, 61 yaşında yaşamını yitirdi. Denizli’de göz tedavilerinde öncü çalışmalara imza atan Yaylalı’nın bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gördüğü öğrenildi. Göz hastalıkları alanında ulusal ve dünya çapta tanınan Prof. Dr. Volkan Yaylalı, meslek yaşamı boyunca birçok ilki hayata geçirerek Denizli’de modern göz cerrahisinin gelişmesine önemli katkılar sundu. Vitreoretinal cerrahi, dekolman ameliyatı, korneal crosslinking, korneal halka uygulaması ve excimer lazer gibi pek çok ileri tedavinin kentte ilk kez uygulanmasında öncü oldu. Akademik başarıları, yetiştirdiği hekimler ve hastalarına sunduğu nitelikli sağlık hizmetleriyle hafızalarda yer edinen Prof. Dr. Volkan Yaylalı’nın vefatı, Denizli ve Türkiye sağlık camiasında derin üzüntüye neden oldu. Yarın son yolculuğuna uğurlanacak Prof. Dr. Volkan Yaylalı, 05 Şubat 2026 Perşembe günü saat 10.00’da kurucusu olduğu Yaylalı Göz Hastanesinden uğurlanacak. Saat 12.00’de Pamukkale Üniversitesi’nde tören düzenlenecek. Merhumun cenazesi, öğle namazına müteakip Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Servergazi Mezarlığı’nda defnedilecek.
Onkolog Ölmez: "Önümüzdeki 5 yılda kansere bağlı ölümler ciddi oranda azalacak"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:07 Onkolog Ölmez: "Önümüzdeki 5 yılda kansere bağlı ölümler ciddi oranda azalacak" Onkolog Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, gen ve hücre temelli tedavilerle önümüzdeki 5 yıl içinde kansere bağlı ölümlerde ciddi azalma, tam tedavi sağlanabilen kanser sayısında ise belirgin artış beklendiğini söyledi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, Türkiye ve dünyadaki güncel kanser verilerini paylaştı. Kanser tanısı alan hasta sayısının artmasına karşın, yeni tedavi yöntemleri sayesinde sağ kalım sürelerinin uzadığını belirten Ölmez, tarama programlarının ve erken tanının hayati önem taşıdığını ifade etti. "Türkiye’de yılda yaklaşık 240 bin yeni kanser vakası görülüyor" Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, 2022 yılı kanser istatistiklerine göre Türkiye’de yaklaşık 240 bin yeni kanser vakasının tespit edildiğini, dünya genelinde ise bu sayının 20 milyona ulaştığını söyledi. Vakaların büyük bölümünü akciğer kanserinin oluşturduğunu, ikinci sırada ise meme kanserinin yer aldığını belirtti. "Hasta sayısı artıyor ama ölümler azalıyor" Son yıllarda kansere bağlı ölümlerde azalma yaşandığını ifade eden Ölmez, buna rağmen tanı alan hasta sayısının arttığını vurguladı. Bu artışın en önemli nedeninin ortalama yaşam süresinin uzaması ve toplumun yaşlanması olduğunu kaydetti. Kanser taramalarının önemine dikkat çeken Ölmez, Türkiye’de meme kanseri için 40 yaşından sonra yılda bir mamografi önerildiğini, serviks, prostat ve cilt kanserlerinde düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca 50 yaş sonrası bireylerde kolon kanseri başta olmak üzere çeşitli taramaların uygulanması gerektiğini belirtti. "Yeni tedaviler umut veriyor" Günümüzde klasik kemoterapilere ek olarak immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin kullanıldığını belirten Ölmez, bu yöntemlerin hastanın bağışıklık sistemini aktive ettiğini ve genellikle daha iyi tolere edildiğini söyledi. Hücre tedavileri, gen tedavileri ve kanser aşılarının ise önümüzdeki 3-4 yıl içinde klinik kullanıma girmesinin beklendiğini ifade etti. "Her tedavi her hastaya uygun değildir" İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin her hastada etkili olmayabileceğini vurgulayan Ölmez, tedavi uygunluğunun biyopsi ve moleküler incelemelerle belirlendiğini söyledi. Buna rağmen yakın gelecekte çok sayıda yeni molekülün tedavi seçenekleri arasına girmesinin beklendiğini aktardı. "Yan etkiler kemoterapiye göre daha sınırlı" "Akıllı ilaçlar" olarak bilinen tedavilerin bazı yan etkilere yol açabildiğini belirten Ölmez, otoimmün hastalıklar, tiroit bozuklukları ve ishal gibi etkilerin görülebildiğini, ancak klasik kemoterapilere kıyasla daha iyi tolere edildiğini ifade etti. Toplumda yaygın olan "kansere bıçak vurulmaz" gibi inanışların doğru olmadığını söyleyen Ölmez, uygun şekilde yapılan cerrahinin kanserin yayılmasına neden olmayacağını vurguladı. "Kanserin dişisi-erkeği" söyleminin ise hastalığın agresifliğiyle ilgili olduğunu belirtti. "Fitoterapi mutlaka hekim bilgisiyle uygulanmalı" Tamamlayıcı tedavilerin tamamen reddedilmediğini belirten Ölmez, fitoterapinin mutlaka onkolog kontrolünde yapılması gerektiğini, özellikle kemoterapi alan ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerde dikkatli olunması gerektiğini söyledi. "Bu belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı" Bir aydan uzun süren öksürük, menopoz sonrası kanama, dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı ve uzun süren halsizlik gibi belirtilerin önemine dikkat çeken Ölmez, bazı kanser türlerinin ise erken dönemde belirti vermeyebileceğini ifade etti. "Gelecekte organ koruyucu tedaviler öne çıkacak" Son olarak ileri evre hastalarda sağ kalım sürelerinin belirgin şekilde uzadığını belirten Ölmez, gen tedavileri, kişiye özel aşılar ve hücre temelli yaklaşımların kanser tedavisinin geleceğini şekillendirdiğini söyledi.
Kanserle savaşı kazandı, umudu yüzlere taşıdı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:06 Kanserle savaşı kazandı, umudu yüzlere taşıdı İzmir’de 2023 yılında meme kanseri teşhisi almış ve bu süreçte en büyük motivasyonu makyaj yaparak bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, hem kendi yaşadıklarını anlattı hem de kansere karşı mücadele veren hastalara moral aşıladı. Medicana International İzmir Hastanesi, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde hastalara moral olmak ve kansere karşı farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla "Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar" başlıklı etkinlik düzenledi. Hikayesiyle kanser hastalarına güç veren ve kansere karşı savaşında en büyük motivasyonu makyaj yapmakta bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, Medicana International İzmir Hastanesi’nde tedavi gören onkoloji hastalarıyla bir araya geldi. ‘Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar’ başlığıyla gerçekleştirilen yüz taşı ve glitter uygulamasına hastaların yanı sıra kadın ve erkek sağlık çalışanları da katıldı. Erkek sağlık çalışanları kollarına yüz taşı ve glitter uygulatırken, kadınlar da yüzlerine ve ellerine aynı uygulamayı yaptırarak, "Kansere karşı yanınızdayız" mesajı verdi. Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar etkinliği kanser hastalarından da tam not aldı. Bazı hastaların kemoterapi aldığı sırada dahil olduğu etkinlikte makyaj sanatçısı Deniz Aksu’nun hikayesini öğrenen hastalar mücadelenin önemini bir kere daha hatırladıklarını ifade etti. "Tek göğüsle yaşamak beni çok etkiledi" Meme kanseri teşhisini 2023 yılında alan 26 yaşındaki Deniz Aksu, etkinlik öncesi kanser sürecine dair konuştu. Meme kanseri teşhisi sonrası 5 ay kadar kemoterapi aldığını ve ardından 2 göğsünün de alınıp yerine meme protezi yerleştirildiğini belirten Deniz Aksu, "Göğsümdeki dikişler gördüğüm tedavilerden dolayı tam iyileşemedi. Radyoterapi sürecim de başlayınca dikişlerin iyileşmesi güçleşti. O nedenle bir ameliyat daha oldum ve bir göğsümdeki protezi çıkardılar. Uzunca süre tek göğüsle yaşamak durumda kalmıştım. Beni en çok etkileyen bu durum olmuştu. Ancak sonrasında yeniden protez takıldı ve şu anda rutin kontrollerle tedavim devam ediyor. Daha iyi bir süreçteyim" diye konuştu. "Kendimi dinlemeyi öğrendim" Hastalığından önce çok yoğun ve stresli bir çalışma hayatı içinde olduğunu dile getiren Deniz Aksu, sözlerine şöyle devam etti: "Özel bir firmada genel koordinatör olarak çalışıyordum. Kanser olduğumu öğrendikten sonra işimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu süreçte en çok kendimi dinleme ve ne istediğimi sorma imkanı elde ettim. Makyaja olan ilgim çok önceden de vardı ve bu nedenle sevdiğim işi yapmak istedim. Bunun için eğitim aldım ve tedavilerimin ardından sektöre profesyonel bir şekilde adım attım. Makyaj sevgim sayesinde kemoterapi ve radyoterapi sürecinde motivasyonumu kaybetmedim. Makyaj yapmak bana çok iyi geliyordu. Makyaj bana hep moral oldu. Bugün de burada kanser hastalarıyla bir araya geldim. Bu organizasyon beni 2023 yılındaki mücadeleme götürdü. Hastalarla yan yana gelince kendi yaşadıklarım aklıma geldi. Saçlarım, kirpiklerim yoktu. Ama yine de bugün yaptığım iş, bana umut olmuştu. Umarım burada yaptığımız etkinlik de hastalara iyi gelir ve daha pozitif bakabilirler."
Anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:04 Anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesine dönüştüğünü söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, tıptaki teknolojik ilerlemeler doğumsal anomalilerin bebek dünyaya gelmeden tespit edilmesine ve tedavi planlamasının erken dönemde yapılmasına imkan sağladığını, doğru merkezlerde yapılan doğumun başarı oranlarını ciddi şekilde artırdığını söyledi. Gelişmiş ultrasonografi yöntemleri sayesinde özefagus atrezisi (yemek borusunun kapalı olması), bağırsak tıkanıklıkları, diyafram hernisi (akciğer zarındaki defektler) ve idrar yollarındaki darlıklar gibi birçok doğumsal hastalığın bebek doğmadan önce tespit edildiğini ifade eden Gezer, erken tanının hem aile hem de sağlık ekibi için önemli bir hazırlık sürecini mümkün kıldığını söyledi. Anne ve babaların bu tanıyla karşılaştıklarında en sık "Bebeğimiz yaşayacak mı" sorusunu yönelttiklerini belirten Gezer, günümüzde bu hastalıkların genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini, erken tanı ve doğru merkezde gerçekleştirilen doğum planlamasıyla başarı oranlarının yüzde 90’ların üzerine çıktığını dile getirdi. "Zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz" Bu süreçte ailelerin bilgiye dayalı bir yaklaşımla hareket etmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Gezer, "Paniğe kapılmadan ilk adım olarak doğru merkeze yönelmeliler. Çocuk cerrahisi uzmanı bulunan, yenidoğan yoğun bakım imkanları güçlü olan bir merkezde yapılan doğum planlaması, bebek için hayati derecede önemlidir. Başkent Üniversitesi’nde multidisipliner bir yaklaşımla kadın doğum, yenidoğan, anestezi ve çocuk cerrahisi ekipleri birlikte çalışarak doğum öncesi hazırlıkları ayrıntılı şekilde planlıyoruz. Bu sayede bebek doğar doğmaz zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz" dedi. Gezer, geçtiğimiz yıl anne karnında özefagus atrezisi tanısı alan bir bebekte yaşanan süreci örnek göstererek, "Başkent Üniversitesi’nin güçlü perinatoloji ekibi ile gebelik boyunca hasta yakından takip edilerek, doğum sonrasında yapılacak ameliyat planlandı. Bebek doğduktan sonra ameliyat gerçekleştirildi. Bugün o çocuk sağlıklı bir şekilde akranlarıyla aynı gelişim düzeyinde. Anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesi" diye konuştu. "Aileler bu süreçte yalnız değiller" Doç. Dr. Gezer, anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil, aksine modern tıbbın sunduğu imkanlar sayesinde doğru planlama ile yüksek başarı oranları elde edilebildiğini belirterek, "Aileler bu süreçte yalnız değiller, çocuk cerrahisi uzmanlarının bulunduğu merkezlerde yapılacak doğum planlaması hem bebek hem de aile açısından en doğru yaklaşım olacaktır. ’Doğmadan önce umut, doğduktan sonra hayat başlıyor’ ifadesi bu süreçte ailelere moral veriyor. Doğru koordinasyonla bu bebekler genellikle sağlıklı bir yaşama kavuşmaktadır" şeklinde konuştu.