SAĞLIK
Dr. Özercan: "Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor" 12 Mayıs 2026 Salı - 10:27:10 Pankreas kistlerinin her ne kadar sık olmasa da bir kısmının kansere dönüşme riski taşıdığını belirten Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, "Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, pankreas kistleri hakkında açıklamalarda bulundu. Özercan, "Pankreas kistleri genellikle başka bir nedenle yapılan karın ultrasonu, tomografi, MR gibi tetkikler sırasında saptanan, pankreas dokusu içindeki içi sıvı dolu boşluklardır. Pankreas kistleri genellikle herhangi bir şikayete yol açmıyor ancak nadiren karın ağrısı, bulantı, pankreas iltihabı veya sarılığa neden olabiliyor. Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" diye konuşu. Bazı kistlerin belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini aktaran Özercan, "Takip sıklığının belirlenmesinde özellikle endoskopik ultrason (EUS) sırasında saptanan bulgular ve kistin büyüme durumu belirleyicidir. Pankreasta gelişen çok büyük kistlerin çevre dokulara zarar vermeleri durumunda ultrason sırasında boşaltılabilir. Kansere dönüşüm riski yüksek olan ve kansere dönüşmüş olan kistler için de cerrahi olarak o bölgenin çıkarılması gerekebilir. Bu nedenlerle pankreas kisti saptanması durumunda kişilerin gastroenteroloji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:22 "Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir" Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikayetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve dinlendirmeyen uyku şikayetlerinin fibromiyaljiye işaret edebileceğini söyledi. Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir" diye konuştu. "Ağrı vücutta gezici olabilir" Fibromiyaljide ağrının tek bir noktaya bağlı kalmadığını ifade eden Uzm. Dr. Emin, "Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikâyetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" diye konuştu. Hastaların zaman zaman eklemlerinde şişlik hissedebildiğini ancak çoğunlukla muayenede şişlik ya da kızarıklık saptanmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda karıncalanma, uyuşma hissi de görülebilir. Migren veya gerilim tipi baş ağrıları tabloya eşlik edebilir" ifadelerini kullandı. "Dayak yemiş gibi uyanmak en sık şikayetlerden biri" Fibromiyaljide uyku kalitesinin de etkilendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, "Hastaların büyük bir kısmı sabah uyandığında dinlenmemiş hisseder. ‘Dayak yemiş gibi’ ya da ‘savaşmış gibi’ uyanma hissi sık dile getirilen bir durumdur. Uykuya dalmada güçlük ve gece sık uyanma da görülebilir" dedi. "Zihinsel bulanıklık yaşanabilir" Hastalığın yalnızca fiziksel değil, bilişsel etkiler de oluşturabildiğini aktaran Uzm. Dr. Emin, "Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı görülebilir. ‘Fibrofog’ olarak adlandırılan bu durum, zihinsel bir sis hali şeklinde tarif edilir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Emin, bazı hastalarda huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu ve ağız kuruluğu gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini ifade etti. "Altta yatan mekanizma ağrının algılanmasıyla ilgili" Fibromiyaljinin ortaya çıkış mekanizmasına değinen Uzm. Dr. Emin, "Santral sensitizasyon olarak adlandırılan durumda, beyinde ağrıyı algılayan sistem normalde ağrı oluşturmayacak uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Bu yüzden ağrının oluşumu ve işlenmesiyle ilgili bir farklılık söz konusudur. Hastalık genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kadın olmak, ileri yaş, geçirilmiş travmalar, stres, bazı kişilik özellikleri ve yaşam olayları risk faktörleri arasında sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Tanı klinik değelerlendirme ile konuluyor" Fibromiyalji için özel bir test bulunmadığını anlatan Uzm. Dr. Emin, "Tanı hastanın şikayetleri ve klinik muayene ile konur. Ancak benzer yakınmalara yol açabilecek romatizmal hastalıklar, D vitamini eksikliği, anemi ve tiroit hastalıklarını dışlamak için bazı tetkikler yapılabilir" dedi. "Tedavide çok yönlü yaklaşım şart" Fibromiyaljinin yalnızca ilaçla tedavi edilen bir hastalık olmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Tedavi sürecinde ilaçların yanı sıra egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, hasta eğitimi ve psikolojik destek gibi birçok yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir. Hastaya bunun gerçek bir hastalık olduğu ve yaşamı tehdit eden bir durum olmadığı mutlaka anlatılmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli egzersiz önemli" Düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Emin, "Hastalar egzersize yavaş başlamalıdır. Yürüyüş ve yüzme gibi aerobik egzersizlerle başlanabilir, zamanla esneklik ve hafif direnç egzersizleri eklenebilir. Haftada 2-3 gün yapılan, günde 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca yoga ve tai-chi gibi egzersizler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Fibromiyaljinin farklı şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ve bu yüzden tanıda gecikmeler yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Emin, "Farkındalığın artması ve hastaların doğru branşa başvurması tedavi sürecini olumlu etkiler" diyerek sözlerini tamamladı.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:18 19. SABDEK Toplantısı ESOGÜ ev sahipliğinde gerçekleştirildi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi ev sahipliğinde düzenlenen ’19. Sağlık Bilimleri Dekanlar Konseyi (SABDEK) Toplantısı’, yoğun katılım ve verimli oturumlarla gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Sağlık Bilimleri Fakültesi dekanları ve alan temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıda; sağlık bilimleri eğitiminin güncel durumu, akreditasyon süreçleri, klinik uygulama eğitimi, dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin eğitim süreçlerine entegrasyonu gibi birçok önemli başlık ele alındı. Toplantının açılış programında ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Fatma Deniz Sayıner, SABDEK Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bülent Elbasan ve ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak’ın; sağlık bilimleri alanındaki gelişmeler, iş birlikleri ve yükseköğretimde kalite süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu konuşmaları yer aldı. İki gün süren program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; Sağlık Bilimleri Fakültelerinin güncel sorunları ve öncelikleri, sağlık bilimlerinde yapay zeka teknolojileri ve dijital yetkinlikler, ÇEP’e uyum süreçleri, Klinik Uygulama Eğitimi (Beslenme ve Diyetetik, Hemşirelik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon ile Ebelik örnekleri), SABAK Tematik Analiz Raporu, akreditasyon süreçlerinde program iyileştirme çalışmaları gibi başlıklar alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantı boyunca gerçekleştirilen bilimsel paylaşımlarda, farklı disiplinlerden akademisyenlerin deneyim aktarımı ve ortak çözüm önerileri ile sağlık bilimleri eğitiminin geleceğine yönelik önemli katkılar ortaya kondu. Toplantının sonunda organizasyonun gerçekleştirilmesine katkı sunan tüm kişi ve kurumlara teşekkür edildi.
12 Mayıs 2026 Salı - 10:14 Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencileri, şehir merkezinde vatandaşlara yönelik kapsamlı bir sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlik hakkında açıklamalarda bulunan Öğretim Görevlisi Dr. Hülya Tosun, çalışmanın bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında hayata geçirildiğini belirtti. Tosun, özellikle anne-bebek sağlığı, gebelik süreci, doğum sonrası bakım ve genel sağlık konularında vatandaşları bilgilendirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Hülya Tosun, etkinliğin yalnızca bilgilendirme ile sınırlı olmadığını vurgulayarak, vatandaşların birinci basamak sağlık hizmeti veren aile sağlığı merkezlerine yönlendirilmesi, düzenli taramaların öneminin anlatılması ve erken teşhise yönelik farkındalık oluşturulmasının da hedeflendiğini söyledi. Etkinlik boyunca Sevgi Yolu’ndan geçen vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini belirten Tosun, özellikle anne adayları ve genç annelerin merak ettikleri konular hakkında birebir bilgi aldıklarını ifade etti. Vatandaşların sağlıkla ilgili sorularını çekinmeden yönelttiğini ve etkinliğe olumlu geri dönüşler verdiğini dile getirdi. Üniversitenin topluma hizmet anlayışına dikkat çeken Hülya Tosun, Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin özellikle sağlık alanında şehirle bütünleşen bir yaklaşım benimsediğini belirtti. Ebelik Bölümü öğrencilerinin de bu tür saha çalışmalarında aktif yer alarak hem mesleki deneyim kazandığını hem de toplumla doğrudan iletişim kurma fırsatı bulduğunu söyleyerek, "Sabah saatlerinden itibaren çok sayıda vatandaşımız standımıza uğradı. Merak ettikleri tüm konuları sordular, biz de elimizden geldiğince doğru ve güvenilir bilgilerle yardımcı olmaya çalıştık. Bu ilgiden oldukça memnun kaldık" dedi. Etkinliğin sadece bir günlük bir çalışma olmadığını, benzer farkındalık faaliyetlerinin devam edeceğini vurgulayan Tosun, üniversitenin Kütahya halkına yönelik sosyal sorumluluk projelerini artırarak sürdüreceğini ifade etti.
Uzmanlardan ’Yakarca’ uyarısı
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:08 Uzmanlardan ’Yakarca’ uyarısı Yaz aylarında artan sıcaklıklar, Manisa’da tropikal hastalık riskini de beraberinde getiriyor. Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Özbilgin, özellikle gözle görülmesi zor, sivrisineğin 6’da 1’i kadar olan "Yakarca" isimli sineklere karşı vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Özbilgin, Yakarca sineklerinin Leishmania adlı paraziti taşıyarak insanlarda ölümcül olabilecek hastalıklara yol açabildiğini belirtti. Özbilgin, "Bu parazitin neden olduğu hastalığın iki türü var. Biri halk arasında Şark Çıbanı olarak bilinen deri tipi, diğeri ise karaciğer ve dalağa kadar ilerleyerek ölüme neden olabilen sistemik formudur" dedi. Her yıl 60 bin kişi ölüyor Dünyada her yıl yaklaşık 2,5 milyon kişinin Leishmania paraziti nedeniyle hastalandığını belirten Özbilgin, bu hastalıktan 60 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. İklim değişikliği yayılmayı hızlandırıyor Küresel ısınmanın etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Özbilgin, "Yakarcalar sıcak havalarda çoğalıyor. İklim değişikliği, bu sineklerin yaşam alanını genişletiyor. Ayrıca doğada köpek, fare, sıçan gibi birçok hayvanın bu paraziti taşıması da riski artırıyor" diye konuştu. MCBÜ’de beş türün tamamı teşhis edilebiliyor Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarı’nda dünyada görülen beş farklı Leishmania türünün tamamının teşhis edilebildiğini vurgulayan Özbilgin, "Bu özellik Türkiye’de sayılı merkezde bulunuyor. Böylece doğru tanıyla tedavi süreci hızlanıyor" ifadelerini kullandı. Yaralar geç iyileşiyor, çocuklar riskte Hastalığın en belirgin özelliğinin bir ay sonra çıkan ve uzun süre geçmeyen yaralar olduğunu söyleyen Özbilgin, "Bu yaralar bazen 6 ay ile 1 yıl arasında iyileşiyor. Çocuklarda ise kilo kaybı, dalak ve karaciğer büyümesi, kansızlık gibi belirtiler görülebilir" dedi. Manisa’da tropikal iklim etkisi Manisa’nın İzmir’den bile daha sıcak bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Özbilgin, "Manisa’da mikro klima etkisi nedeniyle tropikal iklim şartları yaşanıyor. Bu da tropikal hastalıkların görülmesini kolaylaştırıyor. ’Yakarca’lar da bu ortamda rahatlıkla çoğalıyor" dedi. "Korunmak mümkün ama dikkat gerek" Vatandaşlara korunma yollarını anlatan Prof. Dr. Özbilgin, "Cibinlik kullanmak, çöplüklerin ilaçlanması, açık bölgeleri kapatacak kıyafetler giymek gerekiyor. Özellikle yazın yüz ve ellerde görülen çıban benzeri yaralar ciddiye alınmalı. Eğer çevrede birkaç kişide benzer yaralar varsa mutlaka hekime başvurulmalı" uyarısında bulundu. Köpeklere deltamethrin tasma önerisi Evcil köpeklerin hastalık zincirini kırmak için önemli olduğunu belirten Özbilgin, "Deltamethrin içeren tasmalar köpekleri korur. Bu tasmalar sinekleri uzak tuttuğu için hem hayvan hem insan korunmuş olur" dedi. Bakanlık tanı ve tedavi sürecini takip ediyor Tanı konulan vakaların Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi altına alındığını kaydeden Özbilgin, tedavi sonrası hastaların düzenli olarak takip edildiğini de sözlerine ekledi.
Op. Dr. Murat Demir, Akciğer rezeksiyonu ile ilgili bilgi verdi
16 Haziran 2025 Pazartesi - 10:01 Op. Dr. Murat Demir, Akciğer rezeksiyonu ile ilgili bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, "Akciğer rezeksiyonu, çeşitli akciğer hastalıklarının tedavisinde uygulanan cerrahi bir yöntemdir ve son yıllarda göğüs cerrahisinde önemli bir yer edinmiştir" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, bu işlemin özellikle akciğer kanseri, kronik enfeksiyonlar ve bazı doğumsal anomalilerin tedavisinde başvurulan etkili bir yöntem olduğunu söyledi. "Akciğer rezeksiyonu, genellikle akciğer dokusunun bir kısmının ya da tamamının cerrahi olarak çıkarılması işlemidir" Op. Dr. Murat Demir, "Akciğer Kanseri: Erken evrede teşhis edilen tümörlerin tamamen çıkarılması için tercih edilir. İyi Huylu Tümörler: Akciğerde benign (iyi huylu) kitlelerin alınmasında kullanılır. Kronik Enfeksiyonlar: Tekrarlayan ya da uzun süren enfeksiyonlarda hasarlı dokunun çıkarılması gerekebilir. Travma ve Diğer Durumlar, ciddi travmalar veya cerrahi müdahale gerektiren başka hastalıklarda da rezeksiyon uygulanabilir. Lobektomi akciğerin bir lobunun çıkarılması. Segmentektomi, daha küçük bir akciğer segmentinin alınması. Pnömonektomi, akciğerin tamamının cerrahi olarak çıkarılması. Rezeksiyon işlemi, genellikle genel anestezi altında gerçekleştirilir. Cerrahın tercihine ve hastanın durumuna göre açık cerrahi ya da kapalı (video yardımlı torakoskopik cerrahi - VATS) yöntemleri uygulanabilir. Ameliyat sonrasında hastalar genellikle kısa bir süre yoğun bakımda izlenir. Ağrı kontrolü, solunum fizyoterapisi ve erken mobilizasyon, iyileşme sürecinde önemli rol oynar" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Demir, "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun. Düzenli sağlık kontrollerinizi ihmal etmeyin. Hava kirliliği ve zararlı gazlara maruz kalmamaya özen gösterin. Bağışıklık sisteminizi güçlendirecek sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirin. Erken teşhis ve doğru cerrahi müdahale, hastaların yaşam süresini ve kalitesini ciddi oranda artırıyor. Özellikle akciğer kanseri gibi hayati öneme sahip hastalıklarda rezeksiyon ameliyatları hayat kurtarıcıdır" diye konuştu.
Ahmet Tatar’ın organları beş hastaya umut oldu
15 Haziran 2025 Pazar - 19:10 Ahmet Tatar’ın organları beş hastaya umut oldu Niğde’de 8 Haziran’da geçirdiği motosiklet kazasında ağır yaralanan ve 6 günlük yaşam mücadelesini kaybeden Ahmet Tatar’ın bağışlanan organları 5 hasta için umut oldu. Yoğun bakım servisinde altı gün süren yaşam mücadelesinin ardından dün beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Tatar’ın ailesi, organ bağışı yapma kararı alarak örnek bir davranış sergiledi. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen donör organizasyonuyla, merhumun kalbi, karaciğeri, böbrekleri ve korneaları alınarak hava ambulansı ile farklı illerde nakil bekleyen hastalara gönderildi. Organ nakli süreciyle ilgili açıklama yapan Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, "6 gün önce trafik kazası nedeniyle hastanemize getirilen Ahmet Tatar’ın yoğun bakım sürecinde beyin ölümü gerçekleşti. Ailesi bu zorlu süreçte büyük bir özveriyle organ bağışında bulunma kararı aldı. Tatar’ın organları beş hastaya umut olacak. Allah’ın izniyle bu organlarla hayat bulan hastalar şifalarına kavuşacak. Aileye sabır ve başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı. Ahmet Tatar’ın babası Hasan Tatar ise yaptığı açıklamada şunları söyledi; "Oğlumuzu kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Ancak onun organlarını başka hastalara umut olacak. İnşallah nakil olan hastalar sağlığına kavuşur. Bir oğlum gitti ama 5 genç sağlığına kavuşur inşallah. Bu süreçte yanımızda olan, destek veren herkese teşekkür ediyorum" dedi. Ahmet Tatar’ın cenazesinin, yarın Hacıabdullah Mahallesi’nde düzenlenecek törenin ardından toprağa verileceği öğrenildi.
Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğan: "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır"
15 Haziran 2025 Pazar - 14:42 Sağlık-Sen Genel Başkanı Doğan: "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır" Aile hekimliğinde yaşanan maaş kesintileri ile ilgili sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, "Aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır. Bu taşı yerinden oynatırsanız, tüm yapı çöker" dedi. Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, aile hekimliğinde yaşanan maaş kesintileri ile ilgili sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu. Başkan Doğan şu ifadeleri kullandı: "Hastası kuruma uğramadı diye maaştan kesinti yapmak da ne demek? Vatandaş kuruma gelmedi diye aile hekimi, aile sağlığı hemşiresi ve ebesi mi cezalandırılır? Bu uygulama açıkça şunu söylüyor: ‘Çalışsan da çalışmasan da, seni cezalandırırım.’ Bu yaklaşım, sağlık hizmetinin doğasına terstir. Bu, emeğe saygısızlıktır, sahadaki mücadeleyi hiçe saymaktır. Aynı nüfus, aynı emek, aynı özveri. Ama bu ay aile sağlığı hemşiresinin hesabına yatan maaş 10 bin lira daha eksik. Aile hekiminin hesabına yatan maaş 18 bin lira daha eksik. Neden? Çünkü vatandaş gelmedi, aşıyı yapan, gebeyi izleyen, kroniği takip eden aile sağlığı hemşiresi, ebesi. Her ay yaptığı işlemleri yapan aile hekimi. Ama vatandaş gelmediği için maaşlarını kestiler, bu ne vicdana, ne hukuka, ne de insanlığa sığar. Hizmeti yaptılar, maaşları kesildi. Geçtiğimiz aylarda aynı nüfusla 61 bin lira maaş ödenirken, bu ay 51 bin 948 lira yatırıldı. Bu sadece bir kesinti değil, bir saygısızlıktır, vatandaşın gelmemesi, aile hekiminin, aile sağlığı ebesinin ya da hemşiresinin suçu değildir. Aile hekimine gitme diye bir zorunluluk yokken, bunun bedelini sahada görev yapan ebeden, hemşireden, hekimden kesmek adaletsizliktir." Kesintilere tepki gösteren Başkan Doğan, "Altı ay hekime uğramayan hasta gerekçesiyle yapılan tüm kesinti uygulamaları derhal kaldırılmalıdır. Bu madde sağlık hizmetinin doğasına aykırıdır ve temelden iptal edilmelidir. Aile sağlığı çalışanlarının maaş ve gelir güvencesi sabit ve adil şekilde yeniden düzenlenmelidir. Unutmayın, aile hekimi de aile sağlığı hemşiresi ve ebesi de halk sağlığının temel taşıdır. Bu taşı yerinden oynatırsanız, tüm yapı çöker" ifadelerine yer verdi. "Sağlık-Sen olarak, aile hekimlerinin, aile sağlığı hemşiresi ve ebesinin yanındayız" Sağlık-Sen olarak çağrıda bulunduklarını vurgulayan Doğan, "Bu uygulama geri çekilmezse, saha motivasyonu ve hizmet kalitesi ciddi zarar görecektir. Bu haksızlık karşısında sessiz kalmayacak, tüm örgütsel ve hukuki haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Bu sadece maaş değil, mesleki onur ve halk sağlığı mücadelesidir. Hekimi, hemşireyi, ebeyi cezalandırmakla sistem düzelmez. Hasta gelmedi diye maaş kesilmez. Sağlık-Sen olarak, aile hekimlerinin, aile sağlığı hemşiresi ve ebesinin yanındayız. Bu adaletsizliğin iptali, gelirin teminat altına alınması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.
Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı
15 Haziran 2025 Pazar - 14:38 Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı Ordu’nun Ünye ilçesinde nefes borusuna dondurma külahı kaçan ve nefes alamayan 11 yaşındaki çocuğu çevreden geçen uzman çavuş, Heimlich manevrası ile boğulmaktan kurtardı. Olay ilçenin Çınarlık Mahallesi Kandil Sokak üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, memleketi Ünye’ye izne gelen ve Suriye’de görev yapan Uzman Çavuş Murat Kol, sokakta bir çocuğun nefes alamadığını gördü. Çocuğun yanına yaklaşan Uzman Çavuş Murat Kol, Heimlich manevrasıyla çocuğa müdahale ederek boğazına kaçan dondurma külahının çıkmasını sağladı. Olay anı ise çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde çevredekilerin yardım etmeye çalışması ve Uzman Çavuş Murat Kol’un su almaya giderek çocuğa müdahale ettiği görüldü. Çocuğun yüzünün morardığını ve nefes alamadığını fark ederek müdahale yaptığını söyleyen Uzman Çavuş Murat Kol, "Dışarıda ufak bir işim vardı. O sırada bütün işlerimi bitirip evime geçtiğim sırada tam olduğumuz yerde bir kardeşimizin yüzünün morardığını fark ettim. Nefes alamadığını anladım. Aracımı park ettikten sonra kardeşimize baktığımızda nefes alamıyordu. Yüzü de bayağı morarmıştı. Boğazında bir şey olduğunu anladım. Ben de o sırada Heimlich manevrası yapmaya çalıştım. 7-8 defa Heimlich manevrası yaptıktan sonra nefes almakta zorlandığını gördüm. Tekrardan yine Heimlich manevrası yapmaya çalıştım. Boğazına dondurma külahı kaçmış. Onu çıkarmayı başardıktan sonra kardeşimize durumunu sordum. Çocuk kendisi bana boğazına bir şeyler battığını söyledi. Ardından elimle boğazındaki o parçaları almaya çalıştım. Ardından kardeşimizi yola çıkardım ve çevrede bulunan bakkaldan bir şişe su alarak elini yüzünü yıkadım. Kendisini hastaneye götürmek istedim. Çocuk kendisini iyi hissettiğini ve eve gitmek istediğini söyledi. İçim rahat etmedi onu aracıma alarak evine götürdüm. Bu yaptığım olaydan dolayı bir insanlık görevimi yaptığımdan dolayı gerçekten çok mutluyum. Önemli olan kardeşimizin hayatı ve sağlığıdır" dedi. Çocuğun sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı
15 Haziran 2025 Pazar - 14:33 Uzman çavuştan hayat kurtaran hamle: Nefes borusuna dondurma külahı kaçan çocuğu Heimlich manevrasıyla kurtardı Ordu’nun Ünye ilçesinde nefes borusuna dondurma külahı kaçan ve nefes alamayan 11 yaşındaki çocuğu çevreden geçen uzman çavuş Heimlich manevrası ile boğulmaktan kurtardı. Olay ilçenin Çınarlık Mahallesi Kandil Sokak üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, memleketi Ünye’ye izne gelen ve Suriye’de görev yapan Uzman Çavuş Murat Kol, sokak üzerinde bir çocuğun nefes alamadığını gördü. Çocuğun yanına yaklaşan Uzman Çavuş Murat Kol, Heimlich manevrasıyla çocuğa müdahale ederek boğazına kaçan dondurma külahının çıkmasını sağladı. Olay anı ise çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde çevredekilerin yardım etmeye çalışması ve Uzman Çavuş Murat Kol’un su almaya giderek çocuğa müdahale ettiği görüldü. Çocuğun yüzünün morardığını ve nefes alamadığını fark ederek müdahale yaptığını söyleyen Uzman Çavuş Murat Kol, "Dışarıda ufak bir işim vardı. O sırada bütün işlerimi bitirip evime geçtiğim sırada tam olduğumuz yerde bir kardeşimizin yüzünün morardığını fark ettim. Nefes alamadığını anladım. Aracımı park ettikten sonra kardeşimize baktığımızda nefes alamıyordu. Yüzü de bayağı morarmıştı. Boğazında bir şey olduğunu anladım. Bende o sırada heimlich manevrası yapmaya çalıştım. 7-8 defa heimlich manevrası yaptıktan sonra nefes almakta zorlandığını gördüm. Tekrardan yine heimlich manevrası yapmaya çalıştım. Boğazına dondurma külahı kaçmış. Onu çıkarmayı başardıktan sonra kardeşimize durumunu sordum. Çocuk kendisi bana boğazına bir şeyler battığını söyledi. Ardından elimle boğazındaki o parçaları almaya çalıştım. Ardından kardeşimizi yola çıkardım ve çevrede bulunan bakkaldan bir şişe su alarak elini yüzünü yıkadım. Kendisini hastaneye götürmek istedim. Çocuk kendisini iyi hissettiğini ve eve gitmek istediğini söyledi. İçim rahat etmedi onu aracıma alarak evine götürdüm. Bu yaptığım olaydan dolayı bir insanlık görevimi yaptığımdan dolayı gerçekten çok mutluyum. Önemli olan kardeşimizin hayatı ve sağlığıdır" dedi. Çocuğun sağlığın durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Prof. Dr. Özkan: "Diş eksikliği bağırsakları çökertiyor. IBS riski yüzde 103 artıyor"
15 Haziran 2025 Pazar - 14:07 Prof. Dr. Özkan: "Diş eksikliği bağırsakları çökertiyor. IBS riski yüzde 103 artıyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş, Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, ağız sağlığının yalnızca estetik değil, aynı zamanda sistemik sağlık için de kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, "Diş kayıpları ve yetersiz çiğneme, IBS gibi kronik bağırsak hastalıklarına bile yol açabiliyor. Risk yüzde 103 artıyor" dedi. Özkan yaptığı açıklamada ağız sağlığı ihmali, İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) dahil birçok sindirim sorununa zemin hazırladığını söyledi. Özkan, sindirim sistemi bozukluklarının tek sebebinin stres ya da beslenme olmadığnıı yeni bilimsel bulgular, diş eksikliğinin bağırsak sağlığı üzerinde doğrudan etkisi olduğunu ortaya koydunu ifade ederek, "Ağız sağlığı yalnızca estetik değil, aynı zamanda sistemik sağlık için de kritik öneme sahiptir. Diş kayıpları ve yetersiz çiğneme, IBS gibi kronik bağırsak hastalıklarına bile yol açabiliyor. Roma III kriterlerine göre değerlendirilerek Ekim 2024’te yayımlanan çok merkezli çalışmada, 1-2 diş kaybı yaşayan bireylerde IBS görülme oranının yüzde 35, 3-5 diş kaybı olanlarda ise yüzde 33’e yakın olduğu tespit edildi. Araştırma, özellikle kabızlık ağırlıklı IBS formunun, eksik diş sayısıyla paralel olarak arttığını ortaya koydu" diye konuştu. "Sindirim ağızda başlar. Diş eksikliği bağırsağı bozar." Ağız sağlığının sistemik hastalıklarla ilişkisine dikkat çeken Özkan, şu uyarılarda bulundu: "Halk arasında yaygın bir yanlış anlaşılma var: ‘Sindirim midede başlar’ denir. Oysa sindirim süreci ağızda başlar. Dişlerle yapılan mekanik sindirim ve tükürükteki enzimlerle başlayan kimyasal sindirim yetersiz kalırsa, mide ve bağırsaklara binen yük artar. Yetersiz çiğneme, bağırsak hareketlerini bozar ve zamanla IBS gibi ciddi tabloya dönüşebilir." "Protez kullananlar Dikkat: IBS Riski yüzde 103 daha fazla" Araştırma sonuçlarına göre diş protezi kullanan bireylerde IBS görülme oranının, tüm dişleri olanlara kıyasla yüzde 103 daha yüksek olduğunu anlatan Özkan, "Protez dişler, doğal dişlere göre daha düşük çiğneme kapasitesine sahiptir. Yiyecekler yeterince öğütülemediğinde, bağırsakta uzun süre kalan lifli gıdalar kabızlık eğilimini artırır. Özellikle tam protez kullanan bireylerde bu risk belirgin şekilde artmaktadır. İrritabl Bağırsak Sendromu (IBS) yıllardır stres ve psikolojik faktörlere bağlanıyordu. Ancak son bulgular, ağız sağlığının sistemik etkisini yeniden gündeme taşıdı. Ağız sağlığının ihmal edilmesi, yalnızca diş ve diş eti hastalıklarını değil, sindirim sisteminin tamamını tehdit ediyor. Diş eksikliği yalnızca çiğneme sorunu değil; bağırsak düzeninizi ve yaşam kalitenizi etkileyen sistemik bir problemdir. Özellikle birden fazla diş eksikliği olan hastalar, IBS ve reflü gibi sorunları yaşıyorsa, tedavi planında ağız sağlığına da mutlaka yer verilmelidir" dedi. Özkan, Diş eksikliğinin görülmeyen diğer etkilerini ise şöyle sıraladı: "Reflü, yetersiz çiğneme, mideyi aşırı asit üretmeye zorlar. Besin amilim bozuklukları. kötü çiğnenmiş gıdalar bağırsakta emilmeden atılır. Obezite veya hızlı kilo kaybı. Dişsiz bireyler genellikle yumuşak ve karbonhidrat ağırlıklı gıdalara yönelir. Psikolojik sorunlar. Diş eksikliği özgüveni azaltır, anksiyete ve depresyonu artırabilir." Prof. Dr. Özkan, diş kaybı yaşayan bireylerin geçici protezler yerine sabit protezler veya implant tedavileriyle etkin çiğneme fonksiyonunu yeniden kazanması gerektiğini belirterek, "Diş eksikliğini sadece estetik görünüm olarak değil, sistemik etkileriyle ele almalıyız. İmplant ve implant üstü sabit protezler veya implant üst kaplamalar ile doğru çiğneme sağlanır, bağırsak sağlığı korunur, bireyin yaşam kalitesi ve süresi artar"dedi.
Sağlık Bakanlığı’ndan anne ve bebek sağlığına dijital destek
15 Haziran 2025 Pazar - 13:47 Sağlık Bakanlığı’ndan anne ve bebek sağlığına dijital destek Sağlık Bakanlığı’nın anne ve bebek sağlığı için dijital destek sağlama amacı ile çıkardığı "Annelik Yolculuğu", tüm dijital uygulama mağazalarında yayınlandı. Sağlık Bakanlığı’nın, "Türkiye Sağlık Yüzyılı" hedefi doğrultusunda geliştirdiği, kadın ve çocuk sağlığını merkeze alan "Annelik Yolculuğu", tüm uygulama mağazalarında kullanıma sunuldu. Gebelikten doğuma, emzirmeden 0-2 yaş bebek gelişimine kadar olan tüm süreçlere rehberlik eden mobil uygulama; sağlık hizmetlerine dijital ortamda, etkin ve güvenli biçimde erişime imkan sağlıyor. Hafta hafta gebelik takibi Cep telefonlarına ücretsiz olarak indirilebilen uygulamada; bebeğin anne karnındaki gelişim süreci ayrıntılı olarak anlatılıyor. Beslenme, egzersiz ve yaşam önerileri ile sağlıklı gebelik ve doğuma hazırlık için de özel içerikler sunuluyor. "Annelik Yolculuğu’nda, rahat bir doğum için destekleyici yöntemler yer alırken doğum sonrası için emzirme ve lohusalık desteği de veriliyor. Uygulama ailelere rehberlik edecek Uygulamada sadece; gebelik ve doğum değil, bebek bakımı için de öneriler var. "0-2 Yaş Bebek Gelişimi" bölümünde; erken çocukluk dönemine ilişkin bakım, beslenme, gelişimsel takip ve aile rehberliği sunulurken; "Test ve Aşı Hatırlatıcıları" bölümü, bebeklerin muayene, tarama ve bağışıklama süreçlerinin zamanında gerçekleştirilmesini sağlıyor. Bebeklerin ilk anıları uygulamaya kaydedilebilecek "Güvenilir Bilgi Paylaşımı" bölümüyle sağlık profesyonelleri tarafından onaylanmış içeriklerle bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Uygulamada ayrıca, "Anı Günlüğü ve İsim Önerileri" bölümleri de bulunuyor. Tüm uygulama mağazalarından ücretsiz indirilebiliyor "Annelik Yolculuğu" uygulaması, tüm uygulama mağazalarından cep telefonlarına ücretsiz olarak indirilebiliyor. "Annelik Yolculuğu" Mobil Uygulaması İOS ve Android QR Kod Linki için; https://we.tl/t-0g86fIl6ia
KKKA aşısında sona doğru: İnsan üzerinde çalışmalar başlayacak
15 Haziran 2025 Pazar - 12:22 KKKA aşısında sona doğru: İnsan üzerinde çalışmalar başlayacak Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nde üretilen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı ile ilgili aşıda, yakın zamanda insan üzerinde faz çalışmalarına başlanacağı bildirildi. Koronavirüs aşısı olan Turkovac’ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli, yapılacak birkaç deneyin ardından her şeyin yolunda gitmesi halinde bu yılın sonunda insan faz çalışmalarına başlanabileceğini söyledi. Havaların ısınmasıyla birlikte ortaya çıkan kene ısırma vakaları insanları tedirgin etmeye devam ediyor. Yakın günlerde ülkenin çeşitli yerlerinde kene vakası gündeme gelirken, Kayseri’de de 2 kişi KKKA nedeniyle hayatını kaybetti. Öte yandan ERÜ bünyesinde çalışmalarına devam eden ve Turkovac’ı geliştiren Prof. Dr. Aykut Özdarendeli başkanlığındaki Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nde çalışmalar aralıksız devam ediyor. Türkiye’nin ikinci enstitüsünde 15 kişilik ekiple çalışmalara devam edildiğini aktaran Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Aykut Özdarendeli, "2015’te Türkiye’de ilk Aşı Merkezi olarak kurulduk ve geçen sene de Aşı Araştırmaları ve Geliştirme Enstitüsü olduk. Hacettepe’den sonra ikinci enstitüyüz bu konuda Türkiye’de. Burada yaklaşık 4 tane post ağımız var, 4 tane doktora öğrencimiz var, bunun yanında master öğrencilerimiz var. 15 kişilik bir aşı grubu olarak çalışmalarımıza devam ediyoruz. Aşı enstitüsü olmak gerçekten önemli; sadece aşı konusunda geliştirme ve üretimin yanında aynı zamanda yetişmiş insan gücü noktasında faal bir noktaya geldiğimiz zaman hem yetişmiş insan gücü açısından hem de önemli aşıları belirli noktaya getirip geliştirme açısından önemli bir kurum olduğumuzu ve daha da ilerleyeceğimizi düşünüyorum" dedi. Yıl sonunda insan faz çalışması başlayabilir Uzun süredir Kırım Kongo aşısı çalışmalarının devam ettiğini ve her şeyin yolunda gitmesi durumunda yıl sonuna doğru insan faz çalışmalarına başlamayı düşündüklerini ifade eden Prof. Dr. Özdarendeli, İHA muhabirine yaptığı açıklamada; "Uzun süredir çalışıyoruz bu konuya, TÜBİTAK Projesi ile 2015 yılında başlamıştık. O zaman belirli bir noktaya gelmişti ama araya 2019’un sonunda covid pandemisi ortaya çıkınca yaklaşık 4 yıl kadar ara vermek zorunda kaldık. Şimdi 1 yıldan beri tekrar Kırım Kongo ile ilgili aşı çalışmaları devam ediyor. Şuanda zaten Sağlık Bakanlığı’nın desteklediği 2023 yılında çıkan bir projemiz var, Kırım Kongo’ya karşı rekombinant aşı. Gayet güzel sonuçlar alındı. Şuanda insan faz çalışmalarına geçmek için son birkaç deney yapıyoruz, özellikle zararsızlık ve toksikoloji deneyleri var. Onları da en kısa zamanda bitireceğimizi düşünüyorum. Tabi neticede bir araştırma yapıyoruz, her şeyin yolunda gitmesi halinde bu yılın sonunda faz çalışmasının başlayabileceğini düşünüyorum" şeklinde konuştu. "Bölgede yaşayan insanları rahatlatacağız" Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının görüldüğü bölgelerde milyonlarca insanın yaşadığını ve bu aşıyı yaparak o bölgedeki insanları rahatlatacaklarını kaydeden Özdarendeli, "Bu grip aşısından farklı bir aşı. Kenelerin özellikle aktif olduğu dönemlerde mevsimsel bir aşıdan ziyade 2 doz bir aşı ve sonrasında belki birkaç yıl sonra ilave bir dozla insanları koruyabileceğimizi düşünüyorum. Her sene bu aylarda maalesef ciddi vakalar var ve maalesef vatandaşlarımızı kaybediyoruz. Ülke olarak da aşı konusunda covid-19 pandemisinde kendimizi gösterdik. Kırım Kongo bizim üzerinde çok çalıştığımız bir aşı ve bu bizim ülkemiz için ciddi bir sağlık problemi. Her sene bu konuyla ilgili bir takım açıklamalar yapıyoruz ama artık konuşma değil yapma zamanı. Ülkemize bu aşıyı yapmak bizim borcumuz. Kırım Kongo’nun görüldüğü 3-4 milyon insanın yaşadığı belirli bölgeler var. Umuyorum o insanlara en güzel şekilde aşıyı yapıp, inşallah o bölgedeki insanları rahatlatacağız diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "En kısa zamanda bu aşıyı ülkemize armağan edeceğiz" Kırım Kongo aşısında çalışan ilk grup olduklarını ve en kısa sürede aşıyı armağan edeceklerinin altını çizen Prof. Dr. Özdarendeli; "Bu konuda çalışan gruplar var ama Kırım Kongo konusunda çalışan ilk grubuz. Belirli bir noktaya kadar geldi, birkaç testin de yapılması gerekiyor. Artık vakit kaybetmememiz gerekiyor. Bir irade koyup gerçekten buraya kadar gelmiş olan bu çalışmayı artık insan faz çalışmalarına biran önce ulaştırarak aşıyı en kısa zamanda ülkemizin hizmetine sunmamız gerekiyor. TÜBİTAK projesi ile başladık, şimdi Sağlık Bakanlığı TÜSEB’in desteğiyle gidiyor. Bu desteklerin ben süreceğini ve en kısa zamanda bu aşıyı ülkemize armağan edeceğimizi düşünüyorum" dedi. "Herhangi acil durumda, farklı bir aşı için hazırız" ERÜ Aşı Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü olarak çeşitli platformlarda aşı altyapılarının bulunduğunu ve herhangi acil bir durumda farklı aşı için çalışmalara devam ettiklerini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Aykut Özdarendeli, "Cumhurbaşkanlığı Strateji Daire Başkanlığı tarafından desteklenen bir altyapı projesi var, belirli bir noktaya geldi. Şartlara göre hangi noktalarda, nasıl stratejik aşılarla ilgili çalışabiliriz, araştırabiliriz bunlar yapılacak. Aynı zamanda enstitü olduğumuz için aşı araştırma ve geliştirme konusunda insan kaynağına ihtiyacımız var, bunları yetiştirmeyi düşünüyoruz. Ülkemizde aşıyla ilgili çalışan gruplar var, onlarla işbirliği halinde devam ediyoruz. Covid aşısını bitirdik, çok güzel sonuçlar aldık ve ülkemiz uzun yıllar sonra kendi aşısını üretebildi. Artık bu donanıma ülke olarak sahibiz. Şuanda bizim en büyük odak noktamız Kırım Kongo’ya karşı aşı geliştirmek. Ama yeni virüsler çıkıyor, yeni hastalıklar çıkıyor. Burada çok farklı aşıların platformlarının yapıldığını ve temelinin atıldığını söyleyebilirim. İnaktif aşıdan rekombinant aşılara kadar. Herhangi bir acil durum noktasında bizler farklı aşı platformlarını kullanarak hazır bir şekilde çalışmalarımıza devam ediyoruz" diye konuştu.
Sauna kullanımının 7 altın kuralı
15 Haziran 2025 Pazar - 12:08 Sauna kullanımının 7 altın kuralı Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın sauna kullanımının yararları ve bu konuda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, sauna kullanımının yararları ve bu konuda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı. Binlerce yıldır bir gelenek olan ve çoğunlukla rahatlamak ve dinç kalmak amacıyla kullanılan bir aktivite olan sauna banyosu giderek daha popüler hale geldiğini kaydeden Aydın, "Yapılan araştırmalar, sauna banyosunun keyif amaçlı kullanımının ötesinde birçok hastalıktan koruyucu ve sağlık sorunlarını tedavi edici olduğunu gösteriyor. Sauna sıcaklığında geçirilecek 15 dakikalık süre, günün yorgunluğundan kurtularak vücudun tazelenmesini sağlıyor. Saunanın ideal ortam şartlarında doğru kullanımı, özellikle kas kemik rahatsızlıklarında iyileşmeyi hızlandırarak ilaç kullanımına olan ihtiyacı azaltıyor" dedi. "Pek çok hastalıkta etkili oluyor" Prof. Dr. Ahmet Turan Aydın, saunanın terleme yoluyla vücuttan toksik maddelerin atılmasını ve ciltteki gözeneklerin temizlenmesini sağladığına işaret ederek, "Saunadaki sıcak ve kuru hava ile aniden karşılaşmanın doğrudan etkisi kalp ve dolaşım sistemine olmaktadır. Sauna ortamında cildin kan dolaşımında yüzde 5-10, kalp kan atımında yüzde 60-70 oranında artma olmaktadır. Bunun yanı sıra kaslar gevşeyerek rahatlar, yorgunluk ve stres ortadan kalkar. Yapılan araştırmalar sauna banyosunun; yüksek tansiyon ve kardiyovasküler, nörobilişsel, akciğer hastalıkları gibi damar dışı durumlar ve zihinsel sağlık bozukluklarında faydalı olduğunu göstermektedir. Ayrıca sauna cilt hastalıkları, artrit, baş ağrısı ve grip gibi rahatsızlıkları da hafifletmektedir" dedi. "Kas ve eklem hastalıklarında fayda sağlıyor" Saunanın sağladığı stres azaltma özelliğinin yanı sıra, vücuttaki antikor üretimi de artarak bağışıklık sistemini güçlendirdiğini kaydeden Aydın, "Astım, kronik bronşit, cilt hastalıkları, hormonal bozukluklar, uykusuzluk ve depresyonun tedavisinde de yararlı olan sauna banyosu sayesinde, özellikle romatizmal hastalıklarda eklem ağrısı ve hareket kısıtlığı, yüzde 40-70 oranında azalmaktadır. Doğru uygulanan sauna banyosu, kas ve eklem hastalıklarında sıcak tedavisi olarak kullanılmaktadır. Kas ağrıları, krampları ve eklem kireçlenmeleri olan hastalarda, yumuşak doku ve eklemlerde yaptığı yumuşatma etkisi ile yararlıdır. Yapılan araştırmalarda düzenli sauna kullanımının eklem ağrısını azalttığı, hareketi artırdığı ve hastanın daha az ilaç kullanmaya başladığını ortaya koymuştur" diye konuştu. Sauna kullanımında dikkat edilmesi gereken 7 kural Saunadan maksimum düzeyde faydalanabilmek için belirli ortamsal şartların sağlandığından emin olunması gerektiğinin altını çizen Aydın, dikkat edilmesi gereken kuralları ise şöyle sıraladı: "Saunanın nem ve havalanmasının optimum olabilmesi için ideal büyüklüğü 3 metrekare olmalıdır. İyi bir saunada yüz seviyesinde 80-100C ve ayaklar seviyesinde 30C ısı sağlanmalıdır. Nem en az (yüzde 10-20) olmalı ve hava sirkülasyonu da (3-8 kez /saatte) sık sağlanmalıdır. Saunada kalış süresi kişiden kişiye göre değişebilir. Ancak ideal kalış süresi 10-20 dakikadır. Yaşlılar, hamileler ve çocuklar düşük ısıda (70C) ve daha kısa sürelerde kalmalıdır. Saunada sıcak periyot, soğuk su banyosu ve dinlenme araları (en az 30 dakika) ile birlikte iki saatlik süre yeterlidir. Sauna haftada en az iki kez tekrarlanabilir." "Alkollü olarak saunaya girmek tehlikeli" Aydın, son olarak şunları kaydetti: "Sauna erişkinler için uygundur. 65 yaşın üzerinde dikkatli olunmalıdır. Ancak 2 yaşından sonra yaklaşık 70 derece ısıda ve ebeveynlerinin refakatinde haftada bir kez olmak ve 10 dakikayı geçmemek kaydıyla çocuklar da saunaya girebilir. Hipertansiyon, kalp hastalığı, obezite ve damar hastalığı olanlar saunadan kaçınmalıdır. Alkollü olarak girmek çok tehlikelidir, ani tansiyon düşmelerine neden olur. Hamilelerin kaçınmaları konusunda toplumda bir yargı olmasına rağmen döllenme ve hamilelik üzerinde olumsuz etkileri olmamaktadır."