SAĞLIK
GAÜN Hastanesi’nde ‘Hemşireler Haftası’ coşkuyla kutlandı 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:30:54 Gaziantep Üniversitesi Hastanesi’nde 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında anlamlı bir program düzenlendi. Etkinlikte hemşireler arasında bilgi ve karaoke yarışması düzenlenirken, yarışmalarda dereceye giren katılımcılara hediyeleri takdim edildi. Karaoke yarışmasının jüri üyeleri arasında GAÜN Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Öğretim Görevlisi Yılmaz Kılınç da yer aldı. Renkli anlara sahne olan program, meslektaş dayanışmasını ve ekip ruhunu pekiştirdi. Programda konuşan GAÜN Hastanesi Müdürü Zülfiye Çiftçi, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil; fedakârlık, sabır, merhamet ve insan hayatına adanmışlığın simgesi olduğunu vurguladı. Uluslararası Hemşireler Birliği’nin 2026 yılı teması olan "Bizim hemşirelerimiz, bizim geleceğimiz. Güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır" ifadesine dikkat çeken Çiftçi, hemşirelerin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirtti. Hemşirelerin sadece bakım veren değil; aynı zamanda bilimsel gelişmeleri takip eden, hasta güvenliğini sağlayan ve sağlık hizmetlerinin kalitesini yükselten profesyoneller olduğuna değinen Çiftçi, "Bir hastanın elini tutmanın ve ona ‘yanındayım’ demenin yerini hiçbir teknoloji alamaz" ifadelerini kullandı. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Latif Yılmaz ise konuşmasında hemşireleri "büyük bir aile" olarak gördüğünü belirterek, meslek hayatı boyunca hemşirelerle omuz omuza çalıştığını ifade etti. Yılmaz, "Bir hastanenin gerçek gücü cihazları değil, insanlarıdır. O insanların en önemli kısmı da hemşirelerdir" dedi. Yılmaz ayrıca pandemi ve deprem süreçlerinde hemşirelerin gösterdiği özveriye dikkat çekerek, bu mesleğin sabır, fedakârlık ve adanmışlığın adı olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda hemşirelerin Hemşireler Haftası’nı kutlayan Yılmaz, eşine de çiçek takdim ederek Anneler Günü ve Hemşireler Haftası’nı birlikte kutladı. Programa hastane başhekim yardımcıları, hastane müdürleri, müdür yardımcıları ve çok sayıda hemşire katılım sağladı. Renkli anlara sahne olan program pasta kesimiyle sona erdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:23 Beynimiz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, beynin 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başladığına dikkat çekerek, Alzheimer’a karşı en etkili korunma yönteminin "bilişsel rezervi artırmak" olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstrümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, davranış nörolojisi ve sağlıklı yaşlanma konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Davranış nörolojisinin; beyin hasarı ve nörolojik hastalıkların davranış, bellek ve diğer bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini inceleyen bir alt uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Seçkin, "Bellek, dikkat, konuşma, anlama, planlama, karar verme gibi işlevlerin yanı sıra kişilik değişiklikleri ve duygudurum bozuklukları da bu alanın kapsamındadır. Özellikle yaşlı bireylerde yeni ortaya çıkan davranışsal değişimler ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Yaşam süresi uzadı, ancak kalite aynı oranda artmadı" Tıptaki gelişmeler sayesinde 90-100 yaşın artık olağan hale geldiğini belirten Doç. Dr. Seçkin, "Hatta yeni hedef 150 yaş. Ancak uzun yaşam süresine aynı ölçüde yaşam kalitesi ekleyemedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıklar." dedi. Demans ile Alzheimer’ın sıkça karıştırıldığını vurgulayan Seçkin, demansın ilerleyici bilişsel bozukluk tablosu olduğunu, Alzheimer hastalığının ise demansa en sık yol açan hastalık olduğunu kaydetti. Alzheimer sinsi ve yavaş ilerliyor Alzheimer hastalığında beyinde anormal amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini belirten Seçkin, bu sürecin 10-20 yıl gibi uzun bir dönemde yavaş yavaş ilerlediğini ifade etti. İleri evrede hasarın geri döndürülemediğine dikkat çeken Seçkin, bu yüzden erken tanının hayati önem taşıdığını kaydetti. Unutkanlık ve kafa karışıklığının her zaman Alzheimer anlamına gelmediğini belirten Seçkin; beyin tümörleri, enfeksiyonlar, hidrosefali, beyin-damar hastalıkları ve COVID sonrası gelişen beyin sisi gibi farklı nedenlerin de benzer belirtilere yol açabileceğini söyledi. 60’lı yaşlar bilgeliğin zirvesi Yaş almanın sadece olumsuz yönleri olmadığını dile getiren Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynimiz 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başlar. Bu da yaşlanmanın olumsuz etkilerini, özellikle 60 yaşından itibaren yaşamamıza neden olur. Bu yaş grubunda beyin-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da beyin üzerindeki olumsuz etkileri belirginleşmeye başlar. Öte yandan 60’lı yaşlar beynin sinaptik yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdir. Sinaptik bağlantıların yoğunluğu yaşla beraber artan bir bilişsel rezerve sahip olmamıza yardımcı olur. Bu bilişsel rezerv çevresel ve diğer biyolojik faktörlerden de etkilenir. Ancak bu yaşlarda beynimiz en yüksek muhakeme gücüne ulaşır. Hafif unutkanlık eşlik etse de, bilgelik 60’lı yaşlardan itibaren ortaya çıkar. Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar. " Alzheimer’dan sonra en sık neden: Lewy cisimcikli demans Öte yandan Alzheimer’dan sonra demansa en sık neden olan hastalığın Lewy cisimcikli demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalığın Parkinson’a benzer bulgular gösterebildiğini söyledi. Yürüme bozuklukları, titreme, düşmeler ve REM uykusu davranış bozukluğunun tipik belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. 65 yaş altında ise en sık görülen demans tipinin frontotemporal demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalarda kişilik ve davranış değişikliklerinin ön planda olduğunu ifade etti. Risk faktörlerine dikkat Genetik yatkınlığın önemli olduğunu belirten Seçkin; hareketsizlik, sosyal izolasyon, kötü beslenme, alkol tüketimi, düşük eğitim düzeyi ve hava kirliliğinin Alzheimer riskini artırdığını söyledi. Seçkin, işitme ve görme kaybının tedavi edilmemesinin de riski yükselttiğini belirtti. Egzersiz beyni onarıyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Seçkin, fiziksel egzersizin beyin sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Seçkin, "Kardiyovasküler egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, Alzheimer’ın ilerlemesini en etkili şekilde yavaşlatan yöntemdir. Egzersiz sırasında kaslardan salgılanan bazı moleküller beyin onarımına katkı sağlar." dedi. Yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesinin başarıyı artırdığını ifade eden Seçkin, yeni geliştirilen anti-amiloid ilaçların hastalığın patolojisini hedef aldığını ve genetik tedaviler konusunda da umut verici gelişmeler yaşandığını sözlerine ekledi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:10 Kofçaz köylerinde KKKA ve kist hidatik hastalığı eğitimi Kırklareli’nin Kofçaz ilçesinde köylülere kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verildi. Kofçaz Toplum Sağlığı Merkezi personeli, Kocatarla, Devletliağaç, Malkoçlar, Yukarı Kanara ve Tastepe köylerinde giderek, vatandaşlara kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıkları hakkında geniş bilgiler verip, korunma yöntemlerini anlattı. Havaların ısınmasıyla birlikte Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yeniden görülmeye başlayan KKKA vakaları endişe oluştururken, uzmanlar özellikle Kurban Bayramı öncesi kırsal alanlara gidecek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Ölümcül seyredebilme riski bulunan hastalığa karşı kene temasının hayati önem taşıdığı belirtilirken, vatandaşların açık renkli kıyafet tercih ederek keneyi erken fark etmesi, dış ortamdan döndükten sonra vücutlarını detaylı şekilde kontrol etmesi ve kene tutunması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, Kist Hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıklarıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi tanılar ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle karaciğer ve akciğer gibi organlarda yerleşen kist hidaktik, hayvanlardan insanlara bulaşabilen paraziter bir hastalıktır. Etkeni, Echinococcus granulosus isimli bir şerit solucanıdır. Dünya genelinde özellikle hayvancılıkla uğraşılan bölgelerde yaygın olan bu hastalık, zoonotik yani hayvan kaynaklı enfeksiyonlar arasında yer alır. İnsanlar bu hastalığın doğal yaşam döngüsünde konakçı değildir; ancak yanlışlıkla parazitin yumurtalarını ağız yoluyla alarak hastalığa yakalanabilirler. Kist hidatik hastalığı sinsi ilerleyen, belirtileri genellikle yıllar sonra ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Kistin büyümesiyle birlikte etkilenen organda baskıya bağlı şikayetler gelişir. Erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle çoğu vaka rutin görüntüleme sırasında tesadüfen fark edilir. Tedavi edilmediği takdirde ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için dikkatle izlenmesi gereken bir enfeksiyondur."
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:04 Uzmandan uyarı: "Demans ve alzaymır sadece unutkanlık, altına kaçırma değil cinsel dürtü bozukluğu da yapabilir" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, son dönemde gündem olan yaşlı bireylerin uygunsuz davranışlarının altında demans, alzaymır ve çeşitli psikiyatrik rahatsızlıkların yatabileceğini belirterek, "Bu hastalıkları sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir" dedi. Şen, yaşlı bireylerde zamanla kontrol mekanizmasının bozulabileceğini ifade ederek, "Bu görüntülerin sebebi, yaşlı hastalarda demans dediğimiz, alzaymır dediğimiz kısımda zamanla kontrol mekanizması bozulduğu için cinsel dürtü bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Ya da psikolojik olarak bir rahatsızlığı varsa psikiyatri kliniğince takip edilmesi gereken bir kişiyken ailenin sahip çıkmaması üzerine, yalnız sokağa bırakması üzerine bunlar görülebiliyor" dedi. Toplum içinde sergilenen bu tarz davranışların ruhsal ve nörolojik sorunların belirtisi olabileceğini vurgulayan Şen, "Akli melekeleri yerinde olan bir insan, ruhsal sağlığı yerinde olan bir insan zaten toplumda, kamuya açık bir yerde bu hareketleri yapmaz. Bu hareketleri yapıyorsa nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının toplumda farkındalık oluşturması gerekir" ifadelerini kullandı. Kendisinin de psikiyatri ve nöroloji rotasyonları yaptığını belirten Şen, demans ve alzaymır hastalarında cinsel dürtü bozukluklarının görülebildiğini aktararak, "Demansı sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir. Bir nöroloji uzmanına, bir psikiyatri uzmanına gösterelim, sahip çıkalım. Sokağa tek başına bırakmayalım" diye konuştu. Teknolojinin gelişmesiyle bu tür görüntülerin daha görünür hale geldiğini ifade eden Şen, "Eskiden herkesin elinde cep telefonu yoktu, haber kanalları ’bize gönderin’ demiyordu. Şimdi bir WhatsApp hattı veriliyor, oradan paylaşılıyor. Dolayısıyla eskiden beri var olan bu olaylar, teknolojinin gelişmesiyle beraber daha kolay ulaşılabilir olduğu için daha çok görülür oldu" dedi. Pandemi sürecinin yaşlı bireyler üzerindeki etkilerine de değinen Şen, "Pandemi dönemiyle beraber en çok yaşlı insanlarımız öldü, sağlıkçılar öldü. Yaşlı insanların kendisini eve hapsettik ve ondan sonra bunlarda eklem problemleri başladı ve bu kişilerde demans, alzaymır artı buna benzer bozukluklar da arttı" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar"
12 Haziran 2025 Perşembe - 12:45 Prof. Dr. Dalgıç: "Aileler, özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren küçük maddeleri etrafta bulundurmamalılar" Prof. Dr. Buket Dalgıç, "Ailelerin özellikle 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çocukların çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" dedi. ‘Yassı Pil Yutmalarına Karşı Farkındalık Günü’ kapsamında Ankara’da bir üniversitede düzenlenen sempozyumda, özellikle 5 yaş altı çocuk sahibi olan ailelerin çocuklarına yabancı cisim vermemesi ve oyuncak seçimi konusunda dikkatli olmalarının önemine vurgu yapıldı. Sempozyumun yapıldığı alanda, yabancı cisim yutan hastaların endoskopik görüntüleri ve olası yutulabilecek cisimler de sergilendi. Programda konuşan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Buket Dalgıç, 12 Haziran’ın tüm dünyada çocuklarda sıkça görülen cisim yutmalarına karşı farkındalık oluşturmak amacıyla ayrılmış bir gün olduğunu söyleyerek, "Özellikle de yassı pil yutmaları ve bunların tehlikelerini belirtmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla toplandık. Bu farkındalığı oluşturmak isterken özellikle paydaş olarak Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve bu çerçevede yapılabilecek düzenlemeleri de hedefleyerek ilerlemek istedik. Bu nedenle de sempozyumumuza yetkililerden de davetlilerimiz oldu" diye konuştu. "Oyuncak seçerken çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" Özellikle 5 yaşının altında çocukları olan ailelerin daha fazla dikkatli olmaları gerektiğine dikkati çeken Dalgıç, "Bebeklerin özellikle iki parmakları arasında minik cisimleri tutup ağızlarına götürebilmeye başladıkları aylar olan 8 ve 9’uncu aylardan itibaren çevrelerinde ağızlarına götürüp yutabilecekleri daha küçük maddeleri bulundurmamaları ve bu açıdan çok dikkatli olmaları ve oyuncak seçerken de çok dikkatli olmaları önem arz ediyor" şeklinde konuştu. Dalgıç, endoskopik müdahalelerin zaman zaman yeterli olmadığını ve cerrahi müdahale yapıldığını aktararak, "Olguların çeşitleri var. Yutulan cismin özelliği, büyüklüğü, çocuğun yaşı, ortaya çıkan bulgular. Bu bulgulara göre endoskopik girişim yapıyoruz. Çoğu zaman çıkarıyoruz ama bazen çıkaramadığımız oluyor ve bunların ağır sonuçlarını da yaşayabiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Her şey yutulabilir" Çocukların olası bir yabancı cisim yutması halinde hemen doktora başvurulması gerektiğinin altını çizen Dalgıç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aileler hemen acile gelmeli, hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve o sağlık kuruluşunda olay tam olarak değerlendirilip yeri, hangi yabancı cisim olduğuna göre uygun bir yöntem izlenmeli. Ailenin evde hemen yapabileceği bir şey yok. En kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneriyoruz Çok ilginç hastalarımız oluyor. Yani şarj kablosu yutumu, çatal, kaşık veya sülük, yüzük, toplu iğne gibi gerçekten çok ilginç vakalarımız var. Yani her şey yutulabilir." "Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" Sempozyumu düzenleyen görevlilerden Uzm. Dr. Özlem Sümer Coşar ise bazı vakaların ölümcül sonuçları olabileceğini dile getirerek, "Aileler özellikle yassı pil konusunda dikkat edebilirler. Kumandaların arkasındaki yassı pil kısmındaki yerleri bantlayabilirler. Çevredeki tehlikeli, sivri yabancı cisimler, para, onun dışında küpeler, kolyeler bunlar gerçekten çocuklar için tehlikeli olabiliyor. Ailelerin bunları çevrede bırakmamasını ve özellikle çocukların ulaşamayacağı alanlara koymasını öneriyoruz. Çocuklarda küçük bir dikkatsizlikle ciddi anlamda problemler ortaya çıkabiliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:57 Kalitesiz gözlükler gözde kalıcı hasara yol açabilir Özellikle yaz günlerinde uzun süre güneş ışığının etkisi altında kalınmamasını öneren uzmanlar, göz sağlığının korunması için kaliteli ve uzman görüşü alınarak güneş gözlüğü seçilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, kalitesiz gözlüklerin gözde kalıcı hasara yol açabileceği de belirtildi. Uzmanlar, güneş gözlüğü kullanımı konusunda şu uyarılarda bulundu; "Kalitesiz ürünlere daha düşük ücretler ödeyip gözde oluşturduğu sorunları tedavi etmek için daha çok ücret ödüyoruz" diyen Durmuş, "Bu durum hem kişisel, hem de toplumsal ekonomik yapıyı etkiliyor. Dışarıdan iyi görünen güneş gözlükleri etrafınızdakileri mutlu edebilir; ancak güneşli yarınları görmek için göz sağlığını korumak daha büyük önem taşıyor. Güneş gözlüğünün estetik aksesuar olarak tercih ediliyor. Ancak gözlüğün asıl amacı gözün zararlı ışınlardan korunmasıdır. Göz bebeği, yani gözün ortasındaki siyah kısım ışığa maruz kaldığında küçülür, karanlıkta büyür. Güneşe çıkan birinin göz bebekleri küçülür ve ışığı keser. Güneş gözlüğü ise yalancı bir karanlık etkisi oluşturur. Güneş gözlüğünde kullanılan lensin gözü morötesi ışınlardan koruması göz sağlığının korunmasını oluşturur. Ultraviyole filtresi olmayan güneş gözlükleri tercih edilmemelidir. Gözlüğün çerçevesinde kullanılan malzemenin kalitesiz veya kişinin özelliklerine uygun olmaması da alerjik etkiye neden olabilir. Gözlüğün şakaklara ve yanaklara baskı yapmaması gerekmektedir."
Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart"
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:27 Dermatoloji uzmanı uyardı: "Yazın güneş koruması şart" Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başlamadan önce cilt özelliklerine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Uzm. Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz ayında yapılabilecek dermokozmetik uygulamalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarının cildimizin en çok güneşe maruz kaldığı ve çevresel faktörlerden en fazla etkilendiği dönemlerden biri olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Tatar, "Güneş ışınlarının etkisi, sıcaklık ve nem oranlarının artması, havuz veya deniz suyu ile sürekli temas cildimize ekstra bir yük bindirir. Bu nedenle, yaz aylarında cilt bakım rutininizi yeniden gözden geçirmek ve cildinizi korumaya yönelik önlemler almak büyük önem taşır" dedi. "Cilt bakım rutininizi yaz aylarına göre yeniden düzenleyin" Yazın cilt bakımının nasıl düzenlenmesi gerektiği ve ne zaman dermokozmetik işlemlere başvurulabileceği konusunda açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tatar, "Yazın cilt bakım rutininizde hafif nemlendirici ve koruyucu ürünler ön plana çıkmalıdır. Güneş koruyucu kremler, bu dönemde cilt bakımının vazgeçilmezidir ve günlük kullanımda yüksek koruma faktörlü (SPF 50 ve üzeri, PA) ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca, su bazlı nemlendiriciler ve antioksidan serumlar, cildinize nem sağlarken çevresel zararlara karşı koruma da sunar. Yaz aylarında ciltte yağlanma artabileceği için, gözenekleri tıkamayan ve cildi ağırlaştırmayan hafif temizleyiciler kullanılmalıdır" diye konuştu. "Dermokozmetik işlemlere ne zaman başvurulmalı" Cildi yenilemek, matlaşan cilde parlaklık katmak, lekeleri azaltmak veya yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için yaz aylarında da güvenle yapılabilecek bazı dermokozmetik işlemler bulunduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tatar, ancak yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce cilde ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret etti. Uzm. Dr. Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız, işlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Yazın gerçekleştirilebilecek işlemler" Yazın mezoterapi, Broad Band Light (BBL) tedavileri, botoks ve dolgu uygulamaları ve düşük enerji modu ile lazer epilasyon uygulamalarının gerçekleştirilebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Tatar, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şunları söyledi: "Mezoterapi: Mezoterapi cilt altına vitamin, mineral ve amino asit gibi maddelerin enjekte edilmesi ile cildin canlanmasını sağlar. Yaz aylarında bu işlem özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde tercih edilebilir. Yaz aylarında iyice yıpranmış cildimizi kışa hazırlamanın ve tatil dönüşü azalmış cilt parlaklığının tekrar sağlanmasının en etkili yollarından biri mezoterapidir. Mezoterapi denince akla gençlik aşısı, ışıltı mezoterapileri vb. birçok kavram gelmekle birlikte, cildinizin ihtiyacına uygun mezoterapi seçimini için hekiminize başvurmalısınız. Cilt altına verilen bu besleyici maddeler, yazın cildin nem dengesini korumaya ve parlaklığını artırmaya yardımcı olur. İşlem yapıldığı gün deniz/havuz gibi aktiviteler önerilmemektedir fakat sonrasında güneşten korunma şartıyla suyun keyfini çıkarabilirsiniz. Broad band light (BBL) Tedavileri: BBL tedavisi, cilt yenileme, lekelenme sorunlarının düzeltilmesi ve cilt tonunun eşitlenmesi için kullanılan gelişmiş bir ışık tedavisidir. İşlem ağrısı minimaldir ve öğlen arası tedavisi olarak da adlandırılabilen BBL tedavisi, cildinizin üst yüzeyinde herhangi bir hasar bırakmadığı için işlemden hemen sonra günlük hayata dönülebilir. Yaz aylarında, bu işlem özellikle cilt tonu eşitleme ve ince damarların tedavisinde etkili olabilir. BBL tedavileri, cildi daha parlak ve genç gösterir. Güneşte bronzlaşmamış ciltlerde yaz kış uygulanabilen bu işlemden sonra güneşe karşı dikkatli olunmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, işlemden önce ve sonra doğrudan güneş ışığına maruz kalmamaya özen gösterilmelidir. Botoks ve dolgu uygulamaları: Botoks, yazın uygulanan en popüler işlemlerden biridir. Hem artan güneşin etkisiyle artan mimik hareketlerine bağlı oluşan kırışıklıkların tedavisinde hem de artan sıcaklar sebebiyle koltuk altında zaman zaman kötü görünüm veya kokuya yol açan terlemelerin azaltılması için tercih edilebilir. Dolgu maddeleri ise cilde hacim kazandırarak daha genç bir görünüm sağlar. Bu işlemler yaz aylarında güvenle yapılabilir, çünkü güneş ışığına maruziyetle lekelenme veya hassasiyet riski artırmazlar. Ancak, işlemin yapıldığı bölgeyi güneşten korumak, uygulama sonrası şişlik ve morlukların oluşumunu en aza indirmek açısından önemlidir. Lazer epilasyon (düşük enerji modu ile): Lazer epilasyon, istenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yollarından biridir. Yaz aylarında bu işlem, düşük enerji modu ile yapılabilir. Ancak, işlem sonrası cilt güneşe karşı çok hassas olacağı için işlemden sonraki birkaç hafta boyunca güneşten kaçınılmalı ve cilt mutlaka güneş koruyucu ile korunmalıdır."
Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:21 Ciltteki değişimleri hafife almayın: Erken teşhis hayat kurtarıyor Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, cilt sağlığının sadece estetik değil, aynı zamanda genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, düzenli dermatolojik taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cilt güzelliğinin bireyin dış görünümünün yanı sıra sağlık durumunu da yansıttığını ifade eden Büyük Anadolu Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Hüseyin Başar, "Bakımlı ve sağlıklı bir cilt kişinin hem ruhsal hem fiziksel sağlığını olumlu etkiler. Dermatolojik taramalar sadece estetik kaygılarla değil, ciddi hastalıkların erken teşhisi için de gereklidir" dedi. "Cilt kanserinde erken teşhis hayat kurtarır" Cilt sağlığının yalnızca kozmetik bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Dr. Başar, "Dermatolojik kontroller, özellikle cilt kanseri gibi ciddi hastalıkların erken evrede teşhis edilmesine olanak sağlar. Güneş lekeleri ve benlerdeki değişiklikler önemlidir. Bu nedenle yılda en az bir kez cilt muayenesinden geçmek oldukça değerlidir" diye konuştu. Genetik yatkınlık ve güneş etkisine karşı tarama önerisi Güneşin zararlı etkilerine ve genetik yatkınlıklara da değinen Dr. Başar, "Deri kanseri açısından risk taşıyan bireylerin düzenli kontrol yaptırmaları, olası riskleri erkenden fark etmelerini sağlar. Güneş lekeleri, benlerdeki şekil, renk ve boyut değişiklikleri mutlaka bir dermatolog tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Ciltteki değişimlerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Başar, "Unutulmamalıdır ki erken teşhis yalnızca cilt sağlığını değil, yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bugün atılacak küçük bir adım, gelecekte büyük bir fark oluşturabilir" diyerek vatandaşları düzenli kontrol konusunda uyardı.
Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:07 Uzmanı, meme ve rahim kanserinin artmasını doğurganlık hızının azalmasıyla açıkladı Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, "Aile Yılı"nın ilan edilmesini destekleyerek, "Son yıllarda meme ve rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin doğurganlık hızının, tarihimizde ilk kez 1,48’e gerilemiş durumda olduğunu, bunun bir felaket olduğunu ve bu rakamın kritik eşik olan 2,1’in çok altında bir seviye olduğunu geçtiğimiz ay açıklamıştı. Diyarbakır’da, Kadın Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hakan Çoksüer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Aile Yılı"nı ilan etmesini desteklediğini, aynı zamanda doğurganlık hızının çok ciddi düşüşüne dikkat çekti. Çoksüer, İHA muhabirine, bunun en büyük sebeplerinden bir tanesinin kadınlardaki kariyer hırsı olduğunu, ikincisinin doğumun vermiş olduğu estetik kaygılar olduğunu söyledi. Doğurganlık hızı ile annelerin yaşı arasında çok önemli korelasyon olduğunu belirten Çoksüer, kadının yaşı artıkça doğurganlık hızını ciddi anlamda azalmakta olduğuna dikkat çekti. "İleri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor" Çoksüer, kariyer yapayım derken anneliği geri planda bırakılmasıyla gebe kalma ihtimalinin de çok ciddi anlamda azalmış olduğuna işarete ederek, "Bu yüzden temel sloganımız, "En büyük kariyer anneliktir." En büyük kariyer, doğurganlık yapmış olan kadındır. Bununla beraber kariyeri ön planda tutup doğurganlığını ertelediği zaman ileri yaş olduğu zaman çocuklarda aynı zamanda engelli çocuk riski de artıyor. Özellikle 35 yaşın üstündeki kadınlarda hem doğurganlık azalıyor, hem de engelli bebek doğurma ihtimali artıyor" dedi. "O yüzden onlardan ricamız doğurganlık programlamasını 20 ila 30 yaş arasında yapmalarını öneriyoruz" diyen Çoksüer, şöyle devam etti: "Bununla beraber kadın doğum uzmanı olarak sağlık açısından çok önemli faydaları var. Doğurganlığını yapmış bir kadının en büyük faydası rahim kanseri riskini azaldığını görüyoruz. yumurtalık kanseri riskinin ve meme kanseri riskinin azaldığını görüyoruz. Son yıllarda meme, rahim kanserinin artmasındaki en büyük sebep kadınlardaki doğurganlık rakamlarının düşmesine bağlı olarak bunu tıbbi olarak açıklayabiliriz. Aynı zamanda doğurmuş olmak kanser riskini de azaltıyor. Kadınlarda miyom çok sık görülür. Her 4 kadından 1 kişi de rahmin içerisinde miyom görülebilmekte. Aynı zamanda miyom riskini de azaltmakta. Toplumda adet sancısı çeken kadın çok fazla. Ama doğurganlıkla beraber adet sancısı riskinin çok ciddi anlamda azalmakta. Doğurganlığın kadın sağlığı açısından hem kanserlerden koruma, hem de adet sancısı gibi ciddi anlamdaki sıkıntılardan da koruyabilmekte." Doğumun diğer hastalıklar açısından da faydasına değinen Çoksüer, "Migren ataklarını azaltabilmekte. Doğurmuş kadınlarda bağırsak çalışmasının daha iyi olduğunu biliyoruz. Doğurmuş kadınlarda solunum yolu, astım riskinin daha az olduğunu biliyoruz. Cilt sağlığının da daha iyi bir şekilde ilerleyebildiğini biliyoruz" ifadelerini kullandı.
Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak
12 Haziran 2025 Perşembe - 11:00 Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak Türkiye’de ilk kez görülen Asya uzun boynuzlu kenesinin şu an için hastalık taşıdığına dair herhangi bir bulgu bulunmadı. Türkiye’de ilk kez tespit edilen Asya uzun boynuzlu kenesi (Haemaphysalis longicornis) hakkında açıklamalarda bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, şu an için ülkemizde tespit bu türe ait örneklerin herhangi bir hastalık etkeni taşıdığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belirtti. Keskin, kenenin sınırlı bir bölgede bulunduğunu, vatandaşlara panik yapmamaları çağrısında bulundu. Kenelerin doğada birçok canlıdan kan emerek yaşamını sürdüren dış parazitler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Keskin, bu nedenle hastalık taşıma potansiyeline sahip olsalar da, her zaman hastalığı bulaştırma da rol alacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’de yaygın olarak bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ana taşıyıcısının "Hyalomma marginatum" adlı kene türü olduğunu ifade eden Keskin, bu virüsün dünya genelinde 30’dan fazla kene türünde tespit edilebildiğini ancak bunların hepsinin bulaştırıcı olmadıklarını belirtti. Prof. Dr. Keskin; "Bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" Dünyada binden fazla kene türü bulunduğunu belirten Keskin, "Keneler parazit canlılardır ve hastalık bulaştırma potansiyeli olan parazitlerdir. Ancak bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" dedi. "Şu anda bu yeni tespit edilen türün (Haemaphysalis longicornis) KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir bulgu yok" Yeni tespit edilen "Haemaphysalis longicornis" türü için henüz herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmadığını ifade eden Keskin, konuyla ilgili projelerin hazırlandığını ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından desteklenen çalışmalar kapsamında toplanılan kenelerde patojen taraması yapılacağını söyledi. Bu taramalarla, söz konusu kene türünde patojen taraması yapılacak. "Şu anda bu yeni türün KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir risk söz konusu değil. Ülkemizde bu konuda net bir bulgu yok. İlgili kurumlarla temas halindeyiz, iş birliği içinde yapılacak bilimsel araştırmalar sonuçlandığında kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşacağız" diyen Prof. Dr. Keskin, yapılan çalışmalar tamamlanmadan kesin yargılarda bulunmanın doğru olmadığını da sözlerine ekledi.
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başarılı böbrek nakli
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:52 SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başarılı böbrek nakli Adıyaman’da yaşayan 40 yaşındaki A.Ç., SANKO Üniversitesi Hastanesi Organ Nakil Merkezi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla, ablası M.Ç.’nin (41) bağışladığı böbrekle sağlığına kavuştu. Özel bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışan A.Ç., iş yerinde nöbet sonrası yaşadığı şikayetler nedeniyle hastaneye başvurdu. Kusma ve halsizlik şikayetlerinin ardından yapılan tetkiklerde böbrek yetmezliği tanısı kondu. Yaklaşık üç ay diyaliz tedavisi gören A.Ç., araştırmaları sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan başarılı nakil ameliyatlarını öğrendi. İki arkadaşının da tavsiyesiyle SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne başvuran A.Ç.’nin Gaziantep’e gelmesiyle nakil süreci hızlı ve kontrollü bir şekilde planlandı. Yapılan tetkiklerin ardından, ablası M.Ç.’nin böbreğinin uygun olduğu belirlendi ve gerekli hazırlıkların ardından nakil başarıyla gerçekleştirildi. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı / Nefroloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Mehtap Akdoğan, Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahı Doç. Dr. Yücel Yüksel ve sağlık ekibinin koordinasyonuyla gerçekleştirilen nakil sonrası A.Ç., sağlığına yeniden kavuştu. Ablama minnettarım Adıyaman’ın merkeze bağlı Ali Bey Köyü’nden gelen hasta A.Ç. "Yaklaşık üç aydır diyalize giriyordum. İstanbul’da bir merkezde süreci değerlendirdim ancak SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde çok daha uygun şartlarla karşılaştım. Burada her şey çok hızlı ve sistemli ilerledi" dedi. "Doktorlarımızdan temizlik görevlilerine kadar herkesin ilgisi ve yaklaşımı olağanüstüydü" ifadelerini kullanan A. Ç. Şöyle devam etti: "Hemşirelerimiz, her çağrımızda hemen yanımıza geliyordu. Ameliyatımız da çok başarılı geçti. Ablam bana böbreğini verdi, ona minnettarım. Başta Prof. Dr. Yücel Yüksel ve Prof. Dr. Mehtap Akdoğan Hocalarım olmak üzere, tüm SANKO ailesine teşekkür ederim." Kardeşimin sağlığına kavuşması tarif edilmez bir duygu Böbrek vericisi M.Ç. ise, "SANKO Hastanesi’nde bize çok güven verdiler. Kardeşimin sağlığına kavuşmasına destek olmak, tarif edilemez bir duygu. Başta Hocalarımız olmak üzere, tüm SANKO ailesine teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum" dedi. SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı / Organ Nakil Merkezi Cerrahı Doç. Dr. Yücel Yüksel ise organ nakli süreci ile ilgili şu bilgileri verdi: "Organ nakli, sadece cerrahi bir operasyondan ibaret değildir. Bu aynı zamanda insanlar arasındaki dayanışmanın da en güzel örneklerinden biridir. Aile içindeki bu fedakarlık hepimizi etkiledi. Süreci multidisipliner ekip çalışmasıyla başarıyla tamamladık. SANKO Üniversitesi Hastanesi olarak ailenin tüm yaşananlardan sonra hastanemizden sağlıklı ve memnuniyetle ayrılması bizlerin en büyük armağanıdır."
Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:52 Asya kökenli kene için hastalık bulaştırma riski şimdilik yok, patojen taraması yapılacak Türkiye’de ilk kez görülen Asya uzun boynuzlu kenesinin şu an için hastalık taşıdığına dair herhangi bir bulgu bulunmadı. Türkiye’de ilk kez tespit edilen Asya uzun boynuzlu kenesi (Haemaphysalis longicornis) hakkında açıklamalarda bulunan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, şu an için ülkemizde tespit bu türe ait örneklerin herhangi bir hastalık etkeni taşıdığına dair bilimsel bir veri bulunmadığını belirtti. Keskin, kenenin sınırlı bir bölgede bulunduğunu, vatandaşlara panik yapmamaları çağrısında bulundu. Kenelerin doğada birçok canlıdan kan emerek yaşamını sürdüren dış parazitler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Keskin, bu nedenle hastalık taşıma potansiyeline sahip olsalar da, bunun her zaman hastalık bulaşında rol alacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’de yaygın olarak bilinen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığının ana taşıyıcısının "Hyalomma marginatum" adlı kene türü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Keskin, bu virüsün dünya genelinde 30’dan fazla kene türünde tespit edilebildiğini ancak bunların hepsinin bulaştırıcı olmadıklarını belirtti. Prof. Dr. Keskin; "Bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" Dünyada binden fazla kene türü bulunduğunu belirten Keskin, "Keneler parazit canlılardır ve hastalık bulaştırma potansiyeli olan parazitlerdir. Ancak bir kenede hastalık etkeninin bulunması, onun hastalık bulaştıracağı anlamına gelmez" dedi. "Şu anda bu yeni tespit edilen türün (Haemaphysalis longicornis) KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir bulgu yok" Yeni tespit edilen "Haemaphysalis longicornis" türü için henüz herhangi bir bilimsel çalışmanın yapılmadığını ifade eden Keskin, konuyla ilgili projelerin hazırlandığını ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi tarafından desteklenen çalışmalar kapsamında toplanılan kenelerde patojen taraması yapılacağını söyledi. Bu taramalarla, söz konusu kene türünde patojen taraması yapılacak. "Şu anda bu yeni türün KKKA gibi ciddi bir hastalık bulaştırdığına dair herhangi bir risk söz konusu değil. Ülkemizde bu konuda net bir bulgu yok. İlgili kurumlarla temas halindeyiz, işbirliği içinde yapılacak bilimsel araştırmalar sonuçlandığında kamuoyuyla şeffaf şekilde paylaşacağız" diyen Prof. Dr. Keskin, yapılan çalışmalar tamamlanmadan kesin yargılarda bulunmanın doğru olmadığını da sözlerine ekledi.
İpekyolu Sağlık Müdürlüğünden sigara ve obezite ile mücadele standı
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:07 İpekyolu Sağlık Müdürlüğünden sigara ve obezite ile mücadele standı Van’ın İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğü, iki ayrı noktada kurduğu stantlarla vatandaşlara ücretsiz boy, kilo ve sigara bağımlılığı ölçümünü gerçekleştiriyor. İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri, sigara ve obezite ile mücadele çerçevesinde Cumhuriyet Caddesi ve Kent Parkta stant açtı. Stantta vatandaşların boy, kilo ve sigara bağımlılık derecesi noktasında ölçüm yapan ekipler, ayrıca kurumun ücretsiz hizmetleri hakkında da bilgilendirmelerde bulunuyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Dr. Zelal Şahin, amaçlarının sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir gelecek olduğunu belirterek, "İpekyolu İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak bugün burada boy ve kilo taramalarını yapmaya ayrıca sigara bağımlılık derecesini ölçmeye geldik. Fazla kilonun zararlarını anlatıp, kilosu fazla çıkanları diyetisyenimize yönlendiriyoruz. Aynı şekilde sigara bağımlılık derecesi yüksek olanları kurumumuzdaki sigara bırakma polikliniğine yönlendiriyoruz ve sigaranın zararları ile risklerini anlatıyoruz" dedi. Vatandaşların uygulanan hizmet karşısında ilk başta şaşırdıklarını aktaran Şahin, "Burada ne yapıyorsunuz’? diye çok soran oluyor. Ancak kurumumuzdaki ücretsiz hizmetleri duyunca şaşırıyorlar. Çünkü birçok vatandaşın bundan haberi yok. Bu anlamda hem tanıtım amacı açısından çok iyi oluyor hem de vatandaşlarımızı tarıyoruz" ifadelerini kullandı. Yaz dönemi boyunca bu hizmetin devam edeceğini belirten Dr. Zelal Şahin, "Hem Cumhuriyet Caddesi hem de Kent Parkta stant açtık ve bu taramalarımız havalar güzel olduğu sürece devam edecektir. Bu anlamda vatandaşlarımızı stantlarımıza bekliyoruz" diye konuştu. Vatandaşlar ise bu uygulamanın olumlu olduğunu belirterek, "Gayet güzel bir program. Vatandaşlar için güzel ve verimli olduğunu düşünüyoruz" dediler.
Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Cebrayilov: ’’Gözleri fazla ovuşturmak kornea dokusunun incelmesine neden olur’’
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:03 Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Cebrayilov: ’’Gözleri fazla ovuşturmak kornea dokusunun incelmesine neden olur’’ Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Faiq Cebrayilov, vatandaşların güneşten korunmak için en doğal yol olarak şapka takmalarını, polenden dolayı da gözlerin fazla ovuşturulmaması gerektiğini belirtti. Elazığ Medilines Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Faiq Cebrayilov, mevsim geçişlerinde vatandaşların yaşadığı göz sorunları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Polenlerden dolayı vatandaşların gözlerini sürekli ovuşturmasının göz korneasına zarar verebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Cebrayilov, sıcaklıklardan korunmanın en doğal yollarından birisinin de şapka takmak olduğunu dile getirdi. Mevsim geçişlerinde genelde polenlerin havada uçuşmasıyla ilgili olarak, gözde polen alerjilerinin olduğunu aktaran Medilines Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Faiq Cebrayilov, "Bu mevsimde bazı çilek, kiraz gibi meyve ve yiyecekler de alerjiyi tetikleyebilir. Polen alerjisi olan vatandaşlarımızın, polenlerden uzak durmasını öneriyoruz. Alerji için göz damlaları var. Tedavisi sağlanabiliyor. Ama yine de alerjini tetikleyeceği meyvelerden, yiyecek ve polenlerden uzak durmalarını öneriyoruz. Genelde polen alerjilerinin havada uçuşan toz polenlerin gözle temas etmesiyle ilgili olduğu için, masum bir alerji çeşidi olmuyor. Burada gözde genelde mikroba da rastlanabiliyoruz. Buna göre, göz muayenelerini yapıp sadece alerjiyse alerjiyi tedavi ediyoruz. Mikropta eklenmişse, aynı zamanda bakteri tedavisi de yapıyoruz. Genellikle bu mevsimde, aynı zamanda Aden virüs ve grip salgınları da gözde bakteriye sebep olur. Bu yüzden, alerji ile bakteriyel konjonktürler karışabilir. Tedavilerinde biraz farklılıklar var. Bazen de aynı anda her ikisine de rastlanabilir. Eğer ki bir çocuğun gözüne toz gelmişse o zaman hem alerji hem de tozda olan mikroplardan dolayı, bakterileri de tedavi etmemiz gerekir. Genellikle, göz alerjisi tedavi olmadan bile kendiliğinden iyileşebilen bir durumdur. Ama bazen ilaç kullanılmasına rağmen, gözü ovuşturmaya devam edersek daha da ciddi sonuçlar elde edilerek kornea incelmelerine sebep olabilir. Kinetekorus da göz açısından ciddi bir durumdur. Bazen lazer ile gözü kuvvetlendirmek gerekmektedir. Bu alerji kornea nakline sebep olur gibi algılanmaması gerekir ama az rastlanan bir durumdur. Yine de buna dikkat etmemiz gerekir. Özellikle, çocuklarda gözleri fazla ovuşturmamaları için uyarmamız gerekir. Fazla ovuşturma, kornea dokusunun incelmesine sebep olur. Kinetekorus dediğimiz hastalığa davetiye çıkarabilir. Bazen birkaç gün, göz içinde kızarıklar olabilir. Ama uzun süren kızarıklar da gözde kaşıntıya sebebiyet verecek düzeyde kızarıklık varsa, göz doktoruna başvurulmalıdır" dedi. "UV ışınlarından koruyucu kaplaması olan güneş gözlükleri öneriyoruz" Güneş ışınlarının bazen alerjiyi tetikleyebildiğini aktaran Uzm. Dr. Cebrayilov, ’’Bu da alerjiyle bağlantılı bir konudur. Güneşe, ışığa karşı alerjisi olan vatandaşlarımız var. Onun dışında UV ışınlarının retinaya zarar vermesi gibi durum var. Bu yüzden, güneş ışınlarından korunmak için şapka takılmasını öneriyoruz. Güneş gözlüklerinin sadece siyah olmaması gerekir. Siyah olduğu zaman, karanlık efekti oluşturduğu için göz bebeğinde genişlik oluşturuyor. Bu da, ışınların retinaya daha çabuk ulaşmasını sağlıyor. UV ışınlarından koruyucu kaplaması olan güneş gözlükleri öneriyoruz. Karanlık etkisi olduğu için, güneş gözlüğün üstüne düşüyor ve göz bebekleri daha da çok zarar görüyor. Çakma dediğimiz, UV ışınlarından koruyucu kaplaması gözlükler gözlüksüz dolaşmaktan daha zararlıdır" diye konuştu.
PharmUp 6’ncı dönem girişimleri Paris Vivatech Fuarı’nda
12 Haziran 2025 Perşembe - 10:01 PharmUp 6’ncı dönem girişimleri Paris Vivatech Fuarı’nda PharmUp Girişimcilik Programı kapsamında girişimciler, 6’ncı dönem Demo Day’in tamamlanmasının ardından Paris’te düzenlenen Uluslararası Startup ve Teknoloji Fuarı VivaTech’i deneyimleme fırsatı buldular. 2019 yılından bu yana devam eden PharmUp Girişimcilik Programı kapsamında girişimciler, 6’ncı dönem Demo Day’in tamamlanmasının ardından 11-14 Haziran tarihleri arasında Paris’te düzenlenen Uluslararası Startup ve Teknoloji Fuarı VivaTech’i deneyimleme fırsatı buldular. Hızlandırma ve eğitim destekleri sunan program ile her yıl girişimci mezunlar Vivatech’e katılma olanağı da yakalıyorlar. Fuar dünyanın dört bir yanından ve her sektörden girişimleri, dünya çapındaki inovasyon profesyonelleri, yatırımcıları ve kurumları bir araya getiriyor. Bütüncül sağlık hizmetlerini dijital olarak sunan Hidoctor, AI destekli ebeveynlik platformu ile kişiselleştirilmiş rehberlik sağlayan Cubtale, küçük ölçekli sağlık işletmeleri için hasta edinimi ve klinik yönetimini dijitalleştiren Medibulut ve nörodejeneratif hastalıklarda ve bilişsel bozuklarda erken tanı ve kişiselleştirilmiş beyin sağlığı önerileri sunan Beynex, bu yıl program kapsamında, Vivatech Fuarı’na katılan girişimler oldu. Yeni mezunların yanı sıra Care4Rare mezunları da Vivatech’te Yapılan açıklamaya göre, Vivatech’e yine bu sene yeni mezunların yanı sıra Sanofi’nin PharmUp projesinin tematik programlarından biri olarak ilk kez 2023 yılında başlatılan Care4Rare programının mezunları da davet edildi. Nadir hastalıklarla mücadele edenlerin en çok kullandığı medikal cihazlardan biri olan TAK kateterlerin, ev ortamında kullanıcı tarafından en az 10 kez sterilize edilip tekrar kullanımını sağlayacak bir kişisel sterilizasyon sunan Inorare, dünyada ilk kez, hastane dışında yapay zekâ destekli mobil ultrason teknolojisi ile erken aşama yüksek riskli kanser vakalarının tespitini mümkün kılan teknolojisiyle Pons ile doktorların yüklediği anonim hasta profillerini inceleyen, bugüne kadar yayınlanmış vaka çalışmalarıyla eşleşme sunan, doktorun teşhis ve tedavisini bilimsel kanıtlarla desteklemesini sağlayan, yapay zeka tabanlı karar destek mekanizması RareSum Vivatech’e katılan Care4Rare mezunları arasında yer aldı. Sanofi, Care4Rare programı ile Sağlık Bakanlığı Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji Belgesi ve Eylem Planı’na uygun birçok dijital çözüm ve paydaşlarla iş birliği fırsatları oluşturmayı, lizozomal depo hastalıkları başta olmak üzere nadir hastalıklar alanındaki hastaların tanı, tedavi ve günlük yaşam süreçlerindeki öncelikli sorunlarına girişimci gözü ile çözümler bulmayı hedefliyor. PharmUp’ta 2019’dan beri 27 girişimciye destek verildi PharmUp Girişimcilik Programına 2019’dan bu yana 300 girişim başvuru yaptı. Tedavi çözümlerinde çığır açan girişimlerin 27’si programdan mezun oldu, bu mezunlardan yüzde 87’si ise ürünlerini ticarileştirdi veya pazara sundu.