Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:57
Türkiye’de en çok Tokat’ta görülüyor; uzmanlar genetik danışmanlık için vatandaşları uyarıyor
Tokat’ta genetiksel FMF hastalığı, Türkiye ortalamasının iki katı sıklıkla görülüyor. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ercan Çaçan; özellikle akraba evliliklerinin yaygın olduğu Tokat, Sivas ve Kastamonu illerinde yaşayan vatandaşlara genetik danışmanlık uyarısında bulundu. Tokat’ta yapılan araştırmalar, genetik geçişli bir hastalık olan Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) vakalarının Türkiye ortalamasının iki katı olduğunu ortaya çıkardı. Türkiye genelinde her bin kişiden 4’ünde görülen FMF hastalığı, Tokat’ta her bin kişiden 8’inde teşhis ediliyor. Karın, göğüs ya da eklem ağrılarıyla birlikte tekrarlayan ateş nöbetleriyle kendini gösteren FMF, genetik kökenli ve cinsiyete bağlı olmayan bir hastalık olarak dikkat çekiyor. Özellikle Akdeniz ile Ortadoğu kökenli topluluklarda daha yaygın görülen FMF, Türkiye’de ise riskli bölgeler arasında Tokat, Sivas ve Kastamonu illeri ön plana çıkıyor. "Tokat, Sivas ve Kastamonu illerindeki vatandaşların genetik danışmanlık alması gereklidir" Genetik analizi yapılmamış akraba evliliğinin aynı mutasyonu taşıyan bireylerin çocuklarında FMF hastalığının ortaya çıkma riskini ciddi şekilde artırdığını söyleyen Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ercan Çaçan; "FMF atakları genellikle 20 yaşından önce başlar ve erkeklerde biraz daha sık rastlanır. Hastalığın temelinde, MEFV geninde bulunan mutasyonlar yer alır. Bu gen, vücutta inflamasyonu düzenleyen bir proteini kodlamaktadır. Mutasyonlar nedeniyle inflamasyon kontrolsüz hale gelir ve hastalık belirtileri ortaya çıkar. Ancak FMF hastalarının tamamı bu mutasyonu taşımayabilir, başka genlerin de hastalıkta rolü olabileceğine dair araştırmalar sürmektedir. FMF’in ortaya çıkabilmesi için anne ve babadan gelen iki mutasyonlu gen gerekir. Bu nedenle, özellikle akraba evlilikleri hastalığın görülme riskini artırır. Yüksek riskli bölgelerde evlilik öncesi genetik tarama yapılması önerilir. Orta Karadeniz bölgesinde özellikle Tokat, Sivas ve Kastamonu gibi iller, FMF açısından yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle bu bölgelerde yaşayan bireylerin genetik danışmanlık almaları önemlidir" dedi. "Bu hastalık nedeniyle insanlar gereksiz ameliyat olabiliyor" FMF hastalığına yönelik araştırmalar yapan Önder Başkan ise Tokat İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 2016 yılında yapılan bir çalışmalar hakkında bilgi vererek; "2016 yılında Tokat İl Sağlık Müdürlüğünün yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de her bin kişinin 4’ünde bu hastalık görülürken Tokat’ta ise bin kişinin 8’inde FMF hastalığı görülüyor. Tokat’ta akraba evliliğinden kaynaklı bin kişinin 8’inde bu hastalık görülüyor. Hastalığın çözüm yolu maalesef yoktur. Teşhisi zor hastalıktır. Birçok hastalıkla karıştırılabiliyor. İnsanlar gereksiz apandisit, bağırsak düğümlenmesi ve karaciğer ameliyatı olabiliyorlar" diye konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:46
Kamu hastanelerinde tek merkez ERÜ: Göz kanserlerinde plak radyoterapi yöntemiyle hastalar tedavi edilmeye başlandı
Erken tanı konulduğunda etkili bir tedavi yöntemi olan plak radyoterapi, artık Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde uygulanmaya başlandı. Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Hidayet Şener, ‘Göz Kanserlerinde Plak Radyoterapi Yöntemi’ ile bölümlerinde hastaların tedavi edilmeye başlandığını söyledi. Kamu hastaneleri arasında tek merkez şu an için Erciyes Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Hidayet Şener açıklamasında, "Türkiye’de bu ileri teknolojik tedavi bugüne dek yalnızca bazı özel merkezlerde sunulabiliyordu. Ancak kamu hastaneleri arasında tek merkez şu an için Erciyes Üniversitesi oldu" ifadelerini kullandı. Dr. Öğretim Üyesi Hidayet Şener, göz kanserlerinde plak radyoterapi yöntemi hakkında bilgi vererek, "Gözün iç kısmında gelişen üveal melanom, nadir görülse de hayatı tehdit edebilen ciddi bir göz kanseridir. Bu tümör iris ya da koroid gibi gözün iç tabakalarında ortaya çıkabilir ve zamanında müdahale edilmediğinde vücuda yayılabilir" dedi. Plak birkaç gün boyunca gözde kalarak sadece tümörlü bölgeye radyasyon veriyor Plak radyoterapi yöntemi hakkında bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Hidayet Şener, "Üzerinde radyoaktif madde bulunan küçük bir metal plak gözün dış yüzeyine, tümörün tam karşısına cerrahi olarak yerleştiriliyor. Plak birkaç gün boyunca gözde kalarak sadece tümörlü bölgeye radyasyon veriyor. Bu sayede hem tümör tedavi ediliyor hem de sağlıklı dokular korunuyor. Tedavi, göz hastalıkları uzmanı, radyasyon onkoloğu ve radyasyon fizikçisinden oluşan multidisipliner bir ekip tarafından planlanıp uygulanıyor" şeklinde konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:31
Erzurum Şehir Hastanesi bir ilk
Erzurum Şehir Hastanesi’nde yapılan operasyonla; 59 yaşındaki Memet Dalmaz’ın beyin bölgesinde bulunan damar yumağı, kafatası açılarak yerinden alındı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:19
Kimyasallar alerjiye davetiye çıkarıyor
İklim değişiklikleri, kimyasal maddelere maruz kalma ve yaşam tarzındaki dönüşüm, alerji hastalıklarının görülme sıklığını hızla artırıyor. Özellikle çocuklarda daha erken yaşlarda başlayan semptomlar dikkat çekiyor. Medicana Sağlık Grubu’ndan Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Deterjanlar, plastikler, egzoz gazı gibi zehirli gazlar alerjiye davetiye çıkarıyor" dedi. Son yıllarda alerji vakalarında gözle görülür bir artış yaşandığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bu artışın arkasında yatan temel nedenin iklim değişikliği ve çevresel maruziyetler olduğuna dikkat çekti. "Hava çok erken ısınıyor, polen mevsimi uzuyor ve bu da havadaki polen miktarını ciddi şekilde artırıyor. Bununla birlikte, yaşamın her alanına yayılan kimyasallar, özellikle deterjanlar, plastikler, nanopartiküller ve dizel egzoz gazları alerjik hastalıkların hem sıklığını hem de şiddetini artırabilmekte" diyen Prof. Dr. Şule Armağan Sözmen, bu maddelerin hem solunum yollarında hem de ciltte alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini vurguladı. Deterjanlardaki kimyasallara yoğun maruziyetin, ellerde "kontak dermatit" adı verilen cilt reaksiyonlarına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, solunum yoluyla alınan bu maddelerin bronş yapısında hasara yol açarak yangıyı artırdığını belirtti. Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Plastikler çözünürken ultraviyole ışınlarla mikro boyutta partiküllere ayrılıyor. Bu mikroplastikler vücut hücrelerinden geçerek bağışıklık sistemini uyarıyor, alerjik enflamasyonu körüklüyor" diye konuştu. Anne karnındaki bebek bile etkilenebiliyor Besin alerjilerinin artışına da dikkat çeken Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, işlenmiş gıdalarda yer alan katkı maddeleri, boya ve koruyucuların vücutta enfeksiyon kaynaklı olmayan bir yangıyı tetiklediğini, bunun da alerjik hastalıklara zemin hazırladığını ifade etti. Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, şu ifadeleri kullandı: "Gıda katkı maddeleri, ne yazık ki bağışıklık sisteminde kronik enflamasyona neden oluyor. Bu da özellikle çocuklarda mide, bağırsak ve deri bulguları şeklinde kendini gösterebiliyor. Artık 1-2 aylık bebeklerde bile bu şikayetlerle karşılaşabiliyoruz. Bu da gösteriyor ki; çocuklar henüz anne karnındayken bile bu kimyasallara maruz kalıyor." Alerjen immunoterapisi uygulanabilir Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, alerji belirtilerinin enfeksiyonlarla sıkça karıştırıldığını belirterek, "Çocuklarda burun akıntısı, tıkanıklık, hapşırık gibi belirtiler çoğu kez viral enfeksiyon sanılıyor ve tekrar tekrar antibiyotik tedavileri uygulanıyor. Ancak bu şikâyetler kronikleştiğinde mutlaka alerji uzmanına başvurmak gerekmektedir. Tanı için deri testleri ve kan testleri yapılmaktadır. Alerji tedavisinde alerjen immunoterapisi (alerji aşısı) sayesinde vücut, kontrollü dozlarda alerjenle tanıştırılarak bu maddeye karşı verdiği aşırı tepki zamanla azaltılabilmektedir. Böylece kişinin bağışıklığı, sağlıklı bireylerle aynı hale gelebilmektedir" ifadelerini kullandı. Genetik yatkınlık kaderiniz olmasın Bir ebeveynde alerji olması durumunda çocuğun bu hastalığı geliştirme riskinin yüzde 50-60, her iki ebeveynde alerji varsa yüzde 80’e kadar çıktığını söyleyen Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Özellikle anne tarafı daha baskın. Ama bu kader değil. Kimyasallardan uzak, doğal beslenen, düzenli egzersiz yapan çocuklarda genetik risk olsa bile hastalık daha hafif seyredebiliyor" dedi. Toplumda alerji polikliniklerine başvuru konusunda çekingenlik olduğunu da belirten Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, özellikle çocuklarda bu hastalıkların yaşam kalitesini ciddi oranda etkilediğine dikkat çekti. Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Alerjik hastalıklar sadece burun akıntısı ya da öksürük değildir. Uyku kalitesini, okul başarısını, dikkat süresini, fiziksel gelişimi doğrudan etkiler. Bu nedenle belirtileri önemsemek ve bir uzmana başvurmak çok önemlidir. Alerjik hastalıklardan korunmada beslenme çok önemli. Takviye ürünler ancak eksiklik durumlarında kullanılmalı. Onun yerine besin çeşitliliği ve mevsiminde, doğal gıdalara yönelmek kalıcı koruma sağlamaktadır. Sebzeyi defalarca vurguluyorum çünkü çok önemli. Çocuklar mevsiminde ve çeşitli meyve-sebzeleri mutlaka tüketmeli. Fermente gıdalardan özellikle yoğurt tüketen, balık yiyen ve hareketli yaşam süren çocuklarda alerjik hastalıkların görülme sıklığı azalıyor."
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:17
Kahramanmaraş’ta alerjik vakalarda çınar etkisi: Budama yapıldı oran 21,5’e düştü
Kahramanmaraş’ta biyokimya uzmanı, Özel Sular Akademi Hastanesi’nde son dönemde artış gösteren alerji vakaları üzerine yaptığı araştırmada çarpıcı sonuçlara ulaştı. Uzman, kentteki ana arterlerde yoğun olarak bulunan çınar ağaçlarının budanmasını sağladı, alerjik oran yüzde 37’den 21,5 seviyelerine düştü. Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Biyokimya Uzmanı Dr. Remzi Kılıçoğlu, Kahramanmaraş’taki alerjik vakalarla ilgili araştırma yaptı. Dr. Kılıçoğlu, yaptığı araştırmada kentte sıklıkla görülen çınar ağaçlarının alerjik vakalara etkisini laboratuvar ortamlarında test edip ölçümünü yaptı. Uzman, daha önce benzer bir duruma Adana’da rastlanmadığını belirterek, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ile iletişime geçti. Yapılan değerlendirmelerin ardından belediye ekiplerince kentteki çınar ağaçlarında budama çalışmaları gerçekleştirildi. Yüzde 37 oranında alerjen tespiti Yapılan analizlerde, çınar ağaçlarının polen ve yaprak yapılarının alerjik reaksiyonlara neden olabileceği ve bu oranın yüzde 37 seviyelerinde olduğu tespit edildi. Budama işleminin ardından yapılan takiplerde ise bu oranın yüzde 21,5 seviyelerine düştüğü belirlendi. Çınar ağaçlarının özellikle ana ulaşım arterlerinde yoğunluk gösterdiği ve bu bölgelerde yaşayan bireylerin daha sık alerjik şikayetlerle sağlık kuruluşlarına başvurduğu ifade edildi. Konuya ilişkin açıklama yapan Dr. Kılıçoğlu, "45 yıl Adana’da görev yaptıktan sonra memleketime geldim. 10 yıldır buradayım hastanede dikkatimi çeken alerjik vakalar oldu. Total IgE değerlerinin çok yüksek olduğunu fark ettim. Nedenini araştırdığımda kentteki çınar ağaçları yoğunluğunu gördüm ve araştırmaya başladım. 2023 yılından bu yana takipteyim. Bu konuyu Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’ne ilettim ve ağaçların budanması yapıldı. Yüzde 37 oranında çıkan rakam, budamadan sonra yüzde 21,5 gibi bir gerileme oldu. Bu çalışmalar sonucu herkesin kendisinde ve çocuğunda bir rahatlama oldu ve hissettik" dedi. Uz. Dr. Naime Tokur ise, "Çınar ağaçları gölgelikler nedeniyle değerlidir. Şehrimizde oldukça fazladır ve alerjik reaksiyonları da fazladır. Alerjisi olan çocuklar bu dönemde dışarı çıkmamalı ve ilaçlarını kullanmalıdır. Herhangi bir alerjiniz yoksa ve ağaçların yoğun bulunduğu yerde yaşıyorsanız alerjiniz artabilir ve bu nedenle dikkat etmelisiniz" diye konuştu. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nizamettin Kaya ise, "Çınar ağaçlarının polen dönemleri ilkbahar ayları ama bu alerjiyi tespit etmek için önce insanların alerjisi var mı bunu bilmek lazım. Hasta bu alerjik reaksiyonlara tepki verdiğini sansa da testlerle doğrulamak lazım. Cilt ve kan testleri ile kesin alerjinin tespit edildiği zaman özellikle ağacın polen yayma dönemlerinde o bölgelerden uzak durması gerekir. Eğer mecbursanız çift maske takılmalı, doktora başvurmalı ve ilaçları erken başlamak gerekiyor" ifadelerini kullandı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 11:14
Doğal doğumda geleneksel destek: öreke
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Tuğçe Özer ile Ebe Nesibe Kılıçarslan, doğumda örekenin faydalarına yönelik açıklamalarda bulundu. Öreke, dikey oturma pozisyonu sağlayarak yer çekiminin de etkisiyle kalça kemiklerinin (pelvis) açılmasına yardımcı oluyor. Bu sayede doğumun ilerleyişi kolaylaşıyor. Aynı zamanda gebeye hareket özgürlüğü ve mahremiyet sunuyor. Öreke, doğum sürecinde eşin masaj yapmasına olanak sağlarken, gebeye de dinlenme alanı sunuyor. Aynı zamanda çömelme pozisyonunu destekleyerek bebeğin doğum kanalında daha kolay ilerlemesine yardımcı oluyor. Bu pozisyon, epizyotomi (doğum kesisi) ihtiyacını da azaltabiliyor. Medical Point Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Pınar Tuğçe Özer, "Her gebenin doğum süreci farklıdır. Öreke, annenin bedenini daha iyi dinlemesine, doğum sancılarını doğal yollarla yönetmesine ve endorfin salınımının artmasına katkı sağlar. Bu da daha sakin, kontrollü ve travmasız bir doğum süreci yaşanmasına yardımcı olur." dedi. Medical Point Hastanesi Ebesi Nesibe Kılıçarslan da, "Doğum; saygı, sabır ve mahremiyet gerektiren bir süreçtir. Her bakan göz, doğumun ilerleyişi üzerinde baskı oluşturabilir. Bu noktada öreke, hem fiziksel hem de psikolojik olarak anne adayına destek olur" diye konuştu. Tarihte ebelerin doğuma giderken yanlarında örekelerini götürdüğünü belirten Kılıçarslan, "Ebenin maddi durumuna göre örekenin yapımında kullanılan malzemeler ve süslemeleri değişirdi. Bugün ise hem gelenekten gelen bir araç olarak hem de modern doğum anlayışına hizmet eden bir destek olarak kullanılmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:41
Anne ve anne adaylarına bebek sağlığı ve bakımı eğitimi
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü öğrencilerinden Hemşirelik Haftasında, topluma hizmet uygulamaları dersi kapsamında anne ve anne adaylarına bebek sağlığı ve bakımı eğitimi veriyorlar. Erzincan Dörtyol Cumhuriyet Meydanında stant açan Hemşirelik Bölümü öğrencileri topluma hizmet uygulamaları dersi kapsamında hem annelere hem de anne adaylarına eğitimler veriyorlar. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana bilim Dalı Öğretim görevlisi Dr. Sevilay Ergün Arslanlı açtıkları stantta konu ile ilgili açıklamada bulundu. Arslanlı açıklamasında; "Öğrencilerim ile birlikte hemşirelik haftası ve topluma hizmet uygulamaları dersi kapsamında gebe annelere ve yeni doğum yapmış bebeği olan annelere burada yeni doğum bebek bakımı eğitimi veriyoruz. Amacımız bilinçli anneler, sağlıklı bebekler olsun. Anneler özellikle yeni doğmuş bebeklerine yanlış uygulamalar yapmasınlar, uygulamaları doğru yapsınlar, bebekler sağlıklı yetişsin. Bu hafta ve önümüzdeki 2 hafta boyunca hastanede yeni doğum yoğun bakım ünitesi anne otelinde yeni doğan bebek bakımları ile ilgili ücretsiz eğitimler vereceğiz" dedi. Eğitimlere vatandaşlarımız ücretsiz olarak katılabilir Eğitime katılım sağlayan öğrenciler adına konuşan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 4. Sınıf öğrencisi Medine Gün, "Topluma Hizmet Uygulamaları dersinde sağlıklı anneler, bilinçli anneler, sağlıklı bebekler adlı bir proje yürütüyoruz. Bu projemizi bugün burada başlattık. Burada Dört yol Cumhuriyet Meydanı’nda arkadaşlarım ile birlikte gebe ve yeni annelere ücretsiz eğitimler veriyoruz. Aklında soruları olan standımıza gelen bireylere şeffaf bir şekilde cevap veriyoruz. Ayrıca önümüzdeki 2 hafta boyunca da hastanede ücretsiz bir şekilde vermeye devam edeceğiz. Bu eğitimlere vatandaşlarımız ücretsiz olarak katılabilir" ifadelerini kullandı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:40
İşitme engelli vatandaşların dil engelini aşan sağlık köprüsü: ESİM
Sağlık Bakanlığına bağlı Engelsiz Sağlık İletişim Merkezi (ESİM), sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen işitme engelli vatandaşlara 7 gün 24 saat hizmet veriyor. Sağlık Bakanlığı bünyesinde işitme ve konuşma engellilere yönelik hizmet veren ESİM, işitme engelli vatandaşların sağlık hizmeti alma süreçlerinde işitme ve konuşma engelinin dezavantajını minimuma indiriyor. 8 işaret dili tercümanı ve 4 sağlık personeli ile 7 gün 24 saat hizmet veren sistem sayesinde işitme engelli vatandaşlar, acil durumlarda ambulans çağıma, hekim randevusu alma, muayene sırasında doktorla iletişime geçme gibi birçok konuda çevrimiçi hizmet alabiliyor. "Yaklaşık 8 yıldır binlerce hastaya yüzbinlerce konuda destek olduk" İşitme engelli vatandaşların tüm sağlık süreçlerinde yanında olabildiklerini belirten İşaret Dili Tercümanı Samet Ünal, "Bu merkez, yaklaşık 8 yıldır binlerce hastaya yüzbinlerce konuda destek olmakta ve birçok alanda onların dertlerine derman olmaktadır. Bir işitme engelli vatandaş alacağı hizmetlerin ilk adımı olan randevu alma süreçleri veyahut aile hekiminden başlayan ve hastaneye aktarılan randevu, hastaneye gittiğinde ilk başvuru, doktorla görüşme, muayeneden sonra gerekli tetkiklerin yapılması ve bu tetkiklerin sonuçlarının gösterilmesiyle ilgili bütün sürece dair işitme engelli vatandaşlara çevrimiçi hizmet sunuyoruz" diye konuştu. "Ortadaki dil bariyerini ortadan kaldırıyoruz" İşitme engelli vatandaşların Engelsiz Sağlık İletişim Merkezi’ne cep telefonuna indirilen aplikasyonla ulaşabileceğini belirten Ünal, "Bu aplikasyonu indiren vatandaşımız, gerekli bilgilerini doldurarak, bir resmi kurum aplikasyonu şeklinde buraya üye oluyorlar. Üyelikleri onaylandıktan sonra bizimle cep telefonlarından 4 tuşa basarak görüntülü görüşmeye başlayabiliyorlar. Bu aplikasyonlara bağlandıkları zaman biz önce işitme engelli vatandaşımızın talebini dinliyoruz. Örneğin, rahatsızlığına dair ne gibi bir şikayeti var ve bununla ilgili hangi bölüme yönlendirilmesi gerektiğini yanımızda bulunan sağlık personeli arkadaşımızdan destek alarak, kendisine en uygun bölümü, en uygun hastaneyi ve gitmek istediği doktor talebi varsa bunu buluyoruz ve buradan randevu veriyoruz. Randevusuna gittiğinde ihtiyaç duyarsa ilk başvuruda canlı destek alabiliyor. Daha sonra doktorun yanına girdiğinde vatandaşın hikayesini biliyorsak halihazırdaki bilgilerini aktarıyoruz. Bu sayede ortadaki dil bariyerini ortadan kaldırıyoruz" diye konuştu.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:12
Uzmanı uyardı; "Bir damla ihmal, Bir mevsim rahatsızlık"
Baharın gelişiyle doğa canlanırken bazı vatandaşlar için alerji mevsimi de başladı. İlkbaharın getirdiği polen alerjisi, yol açtığı hapşırık nöbetleri, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi şikayetlerle hayatı zorlaştırıyor. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Ölmez, bahar aylarında ortaya çıkan polen türlerinden günlük hayatta bu durumla nasıl başa çıkabileceği, etkili tedavi yöntemlerinden alerjik reaksiyonları azaltacak çözümlere kadar alerji mevsimi hakkında bilinmesi gereken tüm detayları anlattı. Polenin bitkilerin üremesi için gerekli toz tanecikleri olduğunu belirten Doç. Dr. Ölmez, bunların çapları 10-100 mikron arasında olduğundan burun ve solunum yollarına kolaylıkla girdiğini, iklim değişikliklerinin daha fazla polen üretimine yol açtığını bunların özellikle çam, zeytin, kavak ve çayır otları alerji kaynağı olduğunu belirtti. Bu ağaçların polenleri ilkbahar ayları ile birlikte havada daha fazla bulunur buda alerjik bireylerde semptomların artmasına sebep olur. Bu bitkilerin polenleri genellikle yaz sonu ve sonbahar başında yoğunlaşır. Bu polenler ayrıca tarım faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Alerjik rinitin ülke genelinde toplumun yüzde 20 ile 30’unu etkilediğini belirten Ölmez; "Bu bahar döneminde hastaların yüzde 60’ında burun tıkanıklığı, göz yaşarması, hapşırık ve baş ağrısı şikayetlerini artırır. Alerjik astım atakları da bu dönemlerde yüzde 30 oranında artar. Özellikle polenlerin en yoğun olduğu sabah saatleri 05.00 ile 10.00 arası dışarı çıkmak alerjik atak riskini ciddi şekilde artırır. Alerjik rinit çocuklar, yaşlılar, kronik rahatsızlığı olanlar ve sigara içenleri daha fazla etkiliyor." dedi. Belirtileri ile ilgili bilgi veren Doç. Dr. Hasan Ölmez, "Alerjik rinit, sürekli hapşırık, burun akıntısı, gözlerde kaşıntı, sulanma ve boğaz kaşıntısı ile belirir. Alerjik konjokttivit de ise, Gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, ışığa hassasiyet, gözaltında mor halkalar görülür. Alerjik Astımda ise, gece ve sabaha karşı artan kuru öksürük, nefes darlığı, hışıltılı solunum eforla veya polen mevsiminde şikayetler artıyorsa bu astımı düşündürür. Şikayetlerin haftada 4 günden fazla ve 4 haftadan uzun sürüyorsa kronik alerji olarak düşünülebildiğini söyleyen Ölmez; Bu klinik şikayetler tanının yüzde 80’ini oluşturur. Deri testi en yaygın kullanılan tanı testidir. Alerjik astımda solunum fonksiyon testi yapılır." diye konuştu. Doktor tarafından önerilen ilaçların doğru ve düzenli kullanımının önemine değinen Doç. Dr. Ölmez, "İlaçlar sadece semptom başladığında değil, koruyucu amaçlı düzenli kullanılmalıdır. Astım ilaçları düzensiz kullanılırsa atak riski ve acil başvurular artar. Nazal spreyler en az 2 hafta düzenli kullanılırsa tam etki gösterir. İlaç tedavisine rağmen semptomlar kontrol altına alınamıyorsa, alerji aşısı düşünülebilir. Alerjinin tespiti net ise uzun vadede yüzde 90 başarı sağlar. En az 3 yıl düzenli uygulanmalı. Tedavi, alerji belirtilerinde belirgin bir azalma sağlar. İlaç ihtiyacını azaltır. Alerjinin astıma dönüşmesini önleyebilir ve uzun vadede kalıcı fayda sağlar. Korunmak için ise, Sabah saatlerinde camların kapalı olması, polen yoğunluğunun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması, eve gelince kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınması, maske kullanımı polenleri yüzde 90 oranında filtreler. Araç ve evlerde hepa filtre kullanımı faydalıdır." dedi. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hasan Ölmez son olarak verdiği mesajında; "Alerjik hastalıklar hayat kalitesini bozan, fakat önlem ve tedaviyle kontrol altına alınabilecek hastalıklardır. En önemlisi doğru zamanda, doğru hekimle buluşmaktır. Alerjik hastalıklar hayatı çekilmez hale getirebilir ama doğru hekim, doğru tanı ve düzenli tedavi ile bu dönemi rahat atlatmak mümkün. Unutmayın; polenlerden kaçınmak, ilaçları düzenli kullanmak ve gerektiğinde immünoterapi(aşı) başlamak yaşam kalitenizi artırır" dedi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:03
Yaşlı hastalar doktora değil, doktor hastanın evine gidiyor
Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Evde Sağlık Hizmeti’ çerçevesinde hastaneye gidemeyen yaşlı ve engelli kişilere sunulan ağız ve diş sağlığı hizmetiyle Konya’da başvurular tek tek uzman hekim ve ekibi tarafından incelenerek evde tedavi ediliyor. Evde diş tedavisi hizmeti alan kişiler ise memnuniyetlerini ifade etti. Evde sağlık hizmetleri çerçevesinde çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle hastaneye gidemeyen kişilere sunulan ağız ve diş sağlığı hizmeti vatandaşların hayatını kolaylaştırıyor. 444 38 33 numaralı Evde Sağlık Hizmetleri İletişim Merkezi’ne ağız ve diş problemleriyle ilgili hasta veya yakınları tarafından başvurusu yapılan kişilerin adresine giden ekip, ilk olarak sağlık sorununu belirleyerek evde hareketli protez, protez tamiri, uygun dişlerin çekimi gibi tedaviler gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 1 haftalık süreç boyunca yaşlı ve engelli vatandaşlar evlerinde sağlığına kavuşuyor. "Hastane ayağımıza geldi" Anne ve babası evde sağlık hizmeti alan Heybet Bulut, böyle bir hizmet olduğunu bilmediklerini, sonradan öğrendiklerini ve çok memnun kaldıklarını belirterek, "Annemin yürüme sorunu olduğu için hastaneye zor gidip geliyorduk. Ama böyle bir hizmet olduğu için çok memnun kaldık. Tüm diş tedavisi yapıldı. Memnunuz, Allah’ım devletimize zeval vermesin. Önceden gidiyorduk, sıra bulamıyorduk veya uygun doktor bulamıyorduk ama bu şekilde olduğu zaman hazırlıklı olarak onlar eve geliyor, çok rahat oldu. Burada hem çekim oluyor, hem muayenesi hatta röntgeni dahi evde oluyor. Hastane ayağımıza geldi. Yaşlılarımız için gerçekten çok güzel bir uygulama" dedi. "Böyle bir hizmet bizim için nimet" Evde sağlık hizmetinden çok memnun olduklarını bu sayede dişlerinin tedavisinin yapıldığını anlatan 85 yaşındaki Temir Bulut, "Aradıktan 2 saat sonra geldiler. Benim dişlerimin ağrıdığını söyledim. Çektiler, çektikten sonra da geldiler ölçüleri aldılar. Daha sonra prova yaptılar. Şimdi de geldiler taktılar. Allah razı olsun, böyle bir hizmet bizim için nimet. Yoksa ben ne diş tedavisine gidebilirim ne de diş tedavimi yaptırırdım. Çocuklarım çalışıyor, geldiği zaman oluyor gelemediği zaman oluyor" şeklinde konuştu. "Hem hastalarımız hem de biz mutlu oluyoruz" Hastaların evlerine kadar ekibi ile giderek tek tek muayene eden Diş Hekimi Ali Osman Ardıç, "Bizim çok ağır hastalarımız da var, engelli hastalarımız da var, aileleri tarafından tam ilgiyi görememiş yalnız hastalarımız var. Biz bu şekilde hizmet verince gerçekten çok mutlu oluyorlar. Herkes götürüp getiremez. Bazılarının çocukları yanlarında, yakınlarında olmuyor. Bu hastalarımıza ulaşınca biz de gerçekten duygulanıyoruz, duygulu anlar yaşıyoruz. Hem hastalarımız hem de biz mutlu oluyoruz. Hastalarımızın bazılarına kanal tedavisi dahi yapıyoruz. Çekim, dolgu, hareketli protezler gibi tedavilerin hepsini yapıyoruz" diye konuştu. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ‘Evde Sağlık Hizmeti’ çerçevesinde Konya’da, 2025 yılının ilk 4 ayı içerisinde eve ve yatağa bağımlı 375 hastaya, 562 ev ziyareti gerçekleştirilerek 492 diş hekimi muayenesi, 71 tam protez, 32 bölümlü protez, 6 protezde kırık veya çatlak bağlı tamir, 3 kroşe ilavesi, 19 diş ilavesi, 75 oklüzal aşındırmalar, 13 düşmüş krom köprü simantasyonu, 82 anestezili diş çekimi, 38 lokal anestezi uygulaması hizmetleri verildiği öğrenildi.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:59
Uzmanlar uyarıyor: Moda diyetler sağlığınızı bozabilir
Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte birçok kişi hızlı kilo verme arayışına giriyor. Bilinçsiz uygulamaların, kalıcı kilo kaybını engelleyip aynı zamanda ciddi sağlık riskleri doğurabildiğini belirten Doç. Dr. Merve Bayram, çok düşük kalorili diyetler, öğün atlama, tek tip beslenme ve detoks uygulamaları konusunda da uyarılarda bulundu. İstanbul Gelişim Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Doç. Dr. H. Merve Bayram, yaz aylarına girerken bireylerin en sık yaptığı hataların başında sürdürülemez diyetlere yönelmenin geldiğini belirtti. Bayram, "Çok düşük kalorili listeler, moda diyetler veya sadece belirli bir besin grubuna dayalı programlar kısa vadede kilo kaybı sağlasa da, uzun vadede kas kaybı, bazal metabolizma hızında düşüş, enerji eksikliği ve vitamin-mineral yetersizlikleri gibi ciddi sonuçlara yol açabilir" dedi. Detoks suları zayıflamaya değil, yanılsamaya neden oluyor Son yıllarda oldukça popülerleşen detoks ve detoks suları kavramlarının da bilimsel bir temeli olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Bayram, "Detoks, aslında karaciğer, böbrekler, bağırsaklar gibi organlarımızın doğal yollarla gerçekleştirdiği bir süreçtir. Sağlıklı bireylerde bu sistemler zaten etkili bir şekilde çalışır" diye konuştu. Doç. Dr. Bayram, detoks sularının bazen iştah kontrolü sağladığı ya da su tüketimini artırdığı yönünde olumlu etkiler gözlemlense de, bunun gerçek anlamda bir zayıflama yöntemi olmadığını şu sözlerle vurguladı: "Detoks suları, düşük kalorili oldukları için tartıda geçici bir düşüşe neden olabilir. Ancak bu kayıp genellikle yağdan değil, vücuttaki su ve kas kütlesinden kaynaklanır. Bu da sürdürülebilir bir zayıflama değildir." Kronik rahatsızlıkları olanlar dikkat Aşırı miktarda detoks suyu tüketiminin vücutta sıvı ve elektrolit dengesizliklerine yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Bayram, bu durumun kas krampları, halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü gibi belirtilerle kendini gösterebileceğini söyledi. Bayram, detoks sularında sıkça kullanılan maydanoz, limon, salatalık gibi bileşenlerin idrar söktürücü etkisinin bu tabloyu daha da ağırlaştırabileceğini dile getirdi. Doç. Dr. Bayram, kronik hastalığı olan bireylerde (şeker, tansiyon, böbrek ve kalp hastalıkları gibi) detoks uygulamalarının ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak, "Örneğin, böbrek hastalığı olan bireylerde potasyum içeriği yüksek sebzelerin aşırı tüketimi kalp ritim bozukluklarına yol açabilir. Diyabet hastalarında meyve içerikli detoks tarifleri kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir. Ayrıca bazı bitkisel içerikler, kullanılan ilaçlarla etkileşime girerek ciddi sağlık riskleri oluşturabilir" ifadelerini kullandı. Haftada 0,5-1 kg hedeflenmeli Sağlıklı bir kilo verme sürecinin bireyin yaşına, cinsiyetine, metabolizma hızına ve sağlık durumuna göre planlanması gerektiğini belirten Doç. Dr. Bayram, ideal kilo kaybının haftalık 0,5-1 kilogram arasında olması gerektiğini belirterek, "Önemli olan kas ve su değil, yağ kütlesini azaltmaktır. Bunun için yeterli protein, sağlıklı yağlar ve lif içeren, dengeli bir beslenme programı uygulanmalıdır" dedi. "Yaz diyeti" gibi çok düşük kalorili listelere de temkinli yaklaşılması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Bayram, "Bu tür diyetlerde genellikle besin çeşitliliği yetersizdir. Tek tip besin tüketimi, kas kaybı, düşük tansiyon, saç dökülmesi gibi pek çok sağlık sorununa neden olabilir" dedi. Ayrıca bu tarz diyetlerin uzun vadede "yo-yo döngüsü" oluşturduğunu söyleyen Bayram, yani bireyin kısa sürede verdiği kiloları hızla geri alarak tekrar kilo alıp verme döngüsüne girdiğini söyledi. Psikolojik etkiler de göz ardı edilmemeli İstanbul Gelişim Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. H. Merve Bayram, sağlıksız diyetlerin yalnızca fiziksel değil, psikolojik sonuçlar da doğurduğunu belirterek, "Katı ve kısıtlayıcı diyetler bireylerde suçluluk duygusu, yeme bozukluğu ve motivasyon kaybı gibi sonuçlar doğurabilir. Kilo verme süreci profesyonel destekle, sürdürülebilir hedeflerle ilerlemelidir" diye konuştu. "Yaz aylarına hazırlanırken yapılan yanlışlar, kısa süreli değil uzun vadeli etkiler doğurur" diyen Doç. Dr. Bayram, "Kilo vermek isteyen bireyler, popüler ama bilimsel temelden yoksun yöntemler yerine, dengeli beslenme ve yeterli fiziksel aktiviteye dayalı bir yaşam biçimini benimsemelidir" diyerek sözlerini noktaladı.
14 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:54
Genç Devlet Hastanesinde ilk kez kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi
Bingöl’ün Genç İlçe Devlet Hastanesinde ilk kez kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi. Genç İlçe Devlet Hastanesi’nde ilk kez yapılan bu cerrahi müdahale, başarılı bir şekilde tamamlandı. Operasyon, hastanenin deneyimli genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilirken, hasta operasyon sonrası servise alındı. Yapılan operasyona ilişkin değerlendirmede bulunan İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Samet Tatlı, ’’Hastanemizde ilk defa gerçekleştirdiğimiz bu operasyon, sağlık hizmetlerimizin kalitesinin arttığını ve vatandaşlarımızın daha önce sevk edildiği merkezlerde yapılabilen işlemlerin artık yerinde gerçekleştirilebildiğini göstermektedir. İlçelerimizdeki sağlık hizmetlerini sürekli geliştirmeyi ve vatandaşlarımızın yaşadıkları bölgelerde nitelikli sağlık hizmetine erişimini sağlamayı hedefliyoruz. Kısa bir süre öncesinde D grubundan C grubuna geçerek hizmet vermeye başlayan Genç İlçe Devlet Hastanemizde ilk kez gerçekleştirilen kasık fıtığı ameliyatı da bu anlayışın bir sonucudur. Yerinde ve etkin sağlık hizmeti sunumunun bir örneği olan bu gelişme, sevk oranlarını azaltacak ve vatandaşlarımızın memnuniyetini artıracaktır. Operasyonda emeği geçen tüm sağlık personelimizi tebrik ediyorum’’ dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder