SAĞLIK
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:10 19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
Uzmanı bayramda tatlı tüketimi konusunda uyardı: "Küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemli"
18 Mart 2026 Çarşamba - 10:49 Uzmanı bayramda tatlı tüketimi konusunda uyardı: "Küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemli" Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, aşırı tatlı tüketiminin önüne geçebilmek için en etkili yöntemin porsiyon kontrolü olduğunu kaydeden Oturakçıibogil, "İkram edilen tatlıların tamamını tüketmek yerine küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemlidir" dedi. Bayramın keyfini çıkarırken sağlığı korumanın yolu, bilinçli ve dengeli tüketimden geçiyor. Oysa, aşırıya kaçmadan, porsiyon kontrolü sağlayarak ve doğru tercihler yaparak hem bayram geleneklerini sürdürmek hem de muhtemel sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün. Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, yapılması gerekenin bayramda tatlıyı tamamen kısıtlamak değil, ölçülü davranarak dengeyi koruyabilmek olduğunu söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu. Kan şekeriniz yükselebilir Oturakçıibogil, aşırı tatlı tüketiminin kan şekerinde ani yükselmelere neden olduğunu belirterek, "Bu hızlı yükselişi kısa süre sonra gelen ani düşüş takip eder ve bu durum halsizlik, baş dönmesi ve tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Aynı zamanda fazla şeker alımı mide yanması, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerini de tetikleyebilir. Uzun vadede ise sık tekrarlayan bu davranış şekli, kilo artışı riskini artırır ve özellikle diyabet hastaları için ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Özellikle şerbetli tatlılar, sadece şeker değil aynı zamanda yüksek miktarda yağ da içerir. Bu da alınan kalorinin katlanmasına neden olur. Gün içinde birden fazla porsiyon tatlı tüketmek, günlük enerji ihtiyacının çok üzerine çıkılmasına yol açar. Bu durum kilo artışı ile sonuçlanarak bayram sonunda bile tartıya yansıyabilir. Özellikle hareketsiz geçen bayram günlerinde bu riskin daha da artacağı unutulmamalıdır" dedi. Aşırı tatlı tüketiminden kaçının Aşırı tatlı tüketiminin önüne geçebilmek için en etkili yöntemin porsiyon kontrolü olduğunu kaydeden Oturakçıibogil, "İkram edilen tatlıların tamamını tüketmek yerine küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemlidir. Tatlı tüketimini gün içine yaymak ve art arda tüketimden kaçınmak da kan şekeri dengesini korumaya yardımcı olur. Ayrıca aç karnına tüketmek yerine, tatlıların ana öğün sonrasında tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Bayramda tatlı tüketiminden tamamen kaçınmak çoğu zaman mümkün olmaz. Bu noktada doğru tercih yapmak önem kazanır. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyve bazlı alternatifler veya dondurma tercih edilmelidir. Bu tür tatlılar hem daha düşük kalorilidir hem de sindirim sistemi üzerinde daha az yük oluşturur. Böylece tatlı ihtiyacı karşılanırken sağlık üzerindeki olumsuz etkiler en aza indirgenebilir" diye konuştu. Su tüketiminizi artırın Artan şeker tüketiminin vücut üzerindeki etkilerini azaltmada yeterli su içmenin önemli bir rol oynadığını belirten Selva Oturakçıibogil, şunları kaydetti: "Gün boyunca düzenli su tüketimi hem sindirimi destekler hem de tatlı krizlerini azaltmaya yardımcı olur. Bu nedenle su içmek için mutlaka susmak beklenmemelidir. Ayrıca, kısa yürüyüşler yapmak ve gün içinde olabildiğince hareketli kalmak da alınan fazla kalorinin dengelenmesine katkı sağlar."
Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesine dikkat
18 Mart 2026 Çarşamba - 10:31 Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesine dikkat SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Funda Esin Çolak, Ramazan Bayramı’nda çocukların beslenmesine yönelik önemli uyarılarda bulunarak "Bayramda çocukların beslenmesine dikkat etmek gerekir" dedi. Bayramların, çocuklar için hem sosyal hem de kültürel açıdan özel bir yere sahip olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Çolak, bu süreçte artan şeker ve tatlı tüketiminin kontrol altına alınmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Bu özel günlerde şeker, çikolata ve tatlı tüketimindeki artışa dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çolak, ebeveynlerin dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini vurgulayarak, çocukların tamamen tatlıdan uzak tutulması yerine porsiyon kontrolü sağlanarak tüketimin sınırlandırılmasının daha doğru olacağını belirtti. Dr. Öğr. Üyesi Çolak, çocukların bayramın keyfini dengeli şekilde yaşamalarını sağlamak ve sağlıklarını korumak için şu önerilerde bulunarak, "Bayram ziyaretleri arasında öğün düzeninin korunmasına özen gösterilmelidir. Çocukların yalnızca şekerli gıdalarla beslenmesi yerine süt, yoğurt, yumurta, sebze ve meyve gibi besinlerle dengeli ve yeterli öğünler oluşturulmalıdır. Gün içinde ana öğünlerin atlanmaması büyük önem taşır. Özellikle kahvaltının düzenli yapılması, gün boyunca kan şekerinin dengede kalmasına katkı sağlar ve aşırı tatlı tüketiminin önüne geçebilir. Ayrıca çocukların gün boyunca yeterli miktarda su içmeleri teşvik edilmelidir. Gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, süt ya da taze sıkılmış meyve suları tercih edilmelidir. Bu seçimler hem kalori alımını dengelemeye yardımcı olur hem de genel sağlık açısından daha faydalıdır. Bunun yanı sıra, çocukların gün içinde açık havada vakit geçirmeleri, oyun oynamaları ve fiziksel aktivitelerde bulunmaları sağlanmalıdır. Bu sayede hem enerji dengesi korunur hem de bayram süreci daha sağlıklı ve aktif bir şekilde geçirilir" dedi. Bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlar karşısında çocuklara sağlıklı seçimler yapma alışkanlığı kazandırmanın önemine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Çolak, aşırı şeker tüketiminin yalnızca kilo kontrolü açısından değil, aynı zamanda diş sağlığı açısından da risk oluşturduğunu hatırlatarak, bayram süresince diş fırçalama alışkanlığının aksatılmaması gerektiğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Çolak, "Bayramlar keyifli ve özel günlerdir. Bu süreci yasaklarla değil, doğru alışkanlıklarla yönetmek çocukların hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı açısından en doğru yaklaşım olacaktır" diyerek sözlerini tamamladı.
10 Adımda bayramı enerjik geçirin
18 Mart 2026 Çarşamba - 09:34 10 Adımda bayramı enerjik geçirin Ramazan ayı boyunca uzun süreli açlıklarla geçen günlerin ardından bayram, sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz, tatlıların ve yemeklerin keyfini çıkardığımız özel bir dönem. Ancak uzun süreli açlık ve ardından gelen büyük porsiyonlar sindirim sistemini zorlayabilir. Medicana Çamlıca Hastanesi’nden Uzm. Diyetisyen Deniz Pirçek, bayramı sağlıklı geçirmek için 10 altın öneri paylaşıyor. Bayram, sevdiklerimizle bir araya gelmenin, tatlı ve özel yemeklerin keyfini çıkarmanın en güzel zamanı. Ancak uzun süreli açlık ve ardından gelen büyük porsiyonlar, mideyi ve metabolizmayı zorlayabilir; hazımsızlık, halsizlik ve kan şekeri dalgalanmaları gibi sorunlara yol açabilir. Uzm. Diyetisyen Deniz Pirçek, bayramı hem keyifli hem sağlıklı geçirmek için küçük porsiyonlarla sık sık beslenmenin, proteinden zengin kahvaltılarla güne başlamanın, sıvı alımını artırmanın, tatlı ve atıştırmalıkları bilinçli tüketmenin ve günlük hareketi ihmal etmemenin önemine değinerek, 10 adımda sağlık bayram önerilerini sıraladı: Azar azar, sık sık beslenin Bayramda tek seferde çok yemek yerine, gün içinde küçük porsiyonlarla beslenin. Mideniz uzun süreli açlıktan sonra büyük öğünlere alışık değildir; aşırı yemek hazımsızlık, mide ağrısı ve halsizliğe sebep olabilir. Besinleri iyice çiğneyin Yemekleri yavaş ve dikkatlice çiğnemek hem midenizi yormaz hem de tokluk hissinizi artırır. Hızlı yemek gaz, şişkinlik ve sindirim problemlerine yol açabilir. Kahvaltıyı atlamayın, proteinle başlayın Güne proteinden zengin bir kahvaltıyla başlamak enerjinizi yükseltir ve tokluk süresini uzatır. Örneğin; yumurtalı, bol sebzeli omlet, menemen veya yoğurtlu meyve gibi seçenekler hem doyurur hem de tatlı isteğinizi azaltır. Öğünleri atlamayın Düzensiz öğünler, kan şekerinizin ani düşüp yükselmesine yol açar. Bayram boyunca öğünlerinizi mümkün olduğunca ev yemekleriyle ve zamanında yapmaya özen gösterin. Su ve sıvı tüketimini artırın Ramazan süresince sıvı alımı azalmış olabilir. Günde 2-2,5 litre su içmeyi hedefleyin. Ayrıca ayran, şekersiz komposto, ev yapımı limonata, ıhlamur ve yeşil çay gibi doğal içecekler de iyi birer seçenek. Gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durun. Tansiyon ve şeker hastaları ile yaşlı bireyler fazla çay ve kahveden kaçınmalıdır. Tatlıyı bilinçli tüketin Bayram tatlıları cazip olsa da ölçüyü kaçırmayın. Küçük porsiyonlar, gün boyunca yeterli su ve lifli gıdalarla birlikte tüketildiğinde hem tatlı ihtiyacınızı karşılar hem de kan şekerinizi dengeler. Sağlıksız atıştırmalıklardan uzak durun Abur cubur ve hazır atıştırmalıklar, metabolizmayı zorlayabilir ve sindirim sorunlarına yol açabilir. Ara öğünlerde meyve, kuruyemiş veya yoğurt gibi sağlıklı alternatifleri tercih edin. Hareket etmeyi ihmal etmeyin Fiziksel aktivite, bayramda aldığınız kaloriyi dengelemeye yardımcı olur. Ağır spor yapmak zor olabilir; ama tempolu yürüyüşler, merdiven kullanmak ve ziyaretlere yürüyerek gitmek bile fark meydana getirir. Yavaşlayın, yemeğin keyfini çıkarın Bayram sofralarında acele etmeyin. Yavaş yemek, hem daha çabuk doymanızı sağlar hem de sindirimi kolaylaştırır. Her lokmayı iyice çiğneyin ve sofrada sohbeti de ihmal etmeyin. Dinlenmeyi unutmayın Bayram yoğun bir dönemdir; uyku ve dinlenme sindirimi destekler, kan şekeri ve enerji dengenizi korur. Kendinize yeterli uyku ve kısa molalar verin, böylece hem keyifli hem sağlıklı bir bayram geçirebilirsiniz.
"Karaciğer kanseri erken tanıyla kontrol altına alınabilir"
18 Mart 2026 Çarşamba - 09:29 "Karaciğer kanseri erken tanıyla kontrol altına alınabilir" Karaciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu belirten Organ Nakli (Genel Cerrahi) Uzmanı Prof. Dr. Şinasi Sevmiş, "En önemli hedef siroz gelişimini engellemektir. Bunun için alkol tüketiminden kaçınılmalı, Hepatit B ve C enfeksiyonlarına karşı önlem alınmalıdır. Hepatit B aşısı bu noktada son derece etkilidir" dedi. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Organ Nakli (Genel Cerrahi) Uzmanı Prof. Dr. Şinasi Sevmiş, karaciğer kanserinin çoğu zaman siroz zemininde geliştiğini belirterek, düzenli takip ve korunma yöntemleriyle hastalığın önlenebileceğine dikkat çekti. Karaciğer kanserinin önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Şinasi Sevmiş, karaciğerde görülen tümörlerin büyük bölümünün başka organlardan yayılan kanserler olduğunu belirtti. Prof. Dr. Sevmiş, "Karaciğer tümörlerinin büyük kısmı mide, bağırsak, pankreas, meme ve akciğer gibi organlardan yayılım sonucu ortaya çıkar. Karaciğerin kendi kaynaklı tümörleri ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturur" Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1 milyon kişiye karaciğer kanseri tanısı konulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevmiş, "Ne yazık ki yine yaklaşık 1 milyon kişi her yıl bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bu veriler, karaciğer kanserinin ne kadar ciddi bir sorun olduğunu açıkça ortaya koyuyor" şeklinde konuştu. "Karaciğer kanserine yol açan etkenler" Karaciğer kanserinin en sık siroz zemininde geliştiğini dile getiren Prof. Dr. Sevmiş, "Vakaların yaklaşık yüzde 80’i siroz hastalarında görülmektedir. Özellikle Hepatit B ve hepatit C’ye bağlı siroz önemli risk faktörüdür. Bunun dışında bazı genetik geçişli hastalıklar, metabolik hastalıklar ve aflatoksin gibi toksik maddelere maruziyet de karaciğer kanserine yol açabilmektedir" diye konuştu. "Belirtiler sinsi ilerleyebiliyor" Karaciğer kanserinin erken dönemde belirti vermeyebileceğini söyleyen Prof. Dr. Sevmiş, "Hastalık genellikle yorgunluk, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi genel şikâyetlerle kendini gösterebilir. Karnın sağ üst kısmında ağrı ve siroz hastalarında ani genel durum bozulması da önemli uyarı işaretleridir" dedi. "Düzenli kontroller aksatılmamalı" Risk grubundaki kişilerin düzenli kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sevmiş, "Özellikle siroz hastaları ultrasonografi ile düzenli olarak takip edilmelidir. Bilgisayarlı tomografi, MR ve bazı kan testleri de tanıda kullanılmaktadır. AFP adlı tümör belirtecinin takibi, erken evrede tümör saptanmasına yardımcı olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmezse sonuçları ağır olabilir" Tedavi edilmeyen karaciğer kanserinin seyrinin oldukça kötü olduğunu belirten Prof. Dr. Sevmiş, "Belirti vermeye başlayan tümörlerin büyük kısmı cerrahi olarak çıkarılabilecek evreyi geçmiş oluyor. Cerrahi uygulanabilen hastalarda ortalama yaşam süresi uzarken, tedavi edilemeyen hastalarda bu süre ne yazık ki aylarla sınırlı kalabiliyor" diye konuştu. "Karaciğer nakli en etkili yöntem" Karaciğer kanserinde en etkili tedavi yöntemlerinden birinin karaciğer nakli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sevmiş, "Siroz zemininde gelişen tümörlerde karaciğer nakli, hem sirozu hem de kanseri aynı anda tedavi etme şansı sunar. Nakil şansı olmayan hastalarda ise tümörün cerrahi olarak çıkarılması veya girişimsel yöntemlerle kontrol altına alınması hedeflenir" dedi. Cerrahiye uygun olmayan hastalarda farklı yöntemlerin devreye girdiğini ifade eden Prof. Dr. Sevmiş, "Kemoembolizasyon, radyoembolizasyon, radyofrekans ablasyon ve alkol enjeksiyonu gibi girişimsel yöntemlerle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ve yaşam süresi uzatılabilir" açıklamasında bulundu. "Karaciğer kanseri önlenebilir" Karaciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sevmiş, "En önemli hedef siroz gelişimini engellemektir. Bunun için alkol tüketiminden kaçınılmalı, hepatit B ve C enfeksiyonlarına karşı önlem alınmalıdır. Hepatit B aşısı bu noktada son derece etkilidir" dedi. Genetik geçişli bazı hastalıkların erken tanınmasının da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Sevmiş, "Aile bireylerinde tarama yapılması ve gerekli tedavilerin başlanması, ileride gelişebilecek karaciğer kanserinin önüne geçebilir" şeklinde konuştu. "Erken tanı haya kurtarıyor" Son olarak siroz hastalarının yakın takibinin önemine değinen Prof. Dr. Sevmiş, "Bu hastalarda düzenli kontroller sayesinde karaciğer kanseri erken evrede yakalanabilir. Erken tanı konulan hastalarda cerrahi veya karaciğer nakli ile yaşam süresi belirgin şekilde uzatılabilmektedir. Erken tanı, karaciğer kanserinde en etkili yöntemimizdir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta
17 Mart 2026 Salı - 18:43 BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Fatih Altaylı’nın doktorundan açıklama: "Her iki tümöre yönelik aynı seansta sorunsuz tedavi gerçekleştirildi"
17 Mart 2026 Salı - 14:30 Fatih Altaylı’nın doktorundan açıklama: "Her iki tümöre yönelik aynı seansta sorunsuz tedavi gerçekleştirildi" Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç, Gazeteci Fatih Altaylı’nın tedavi sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "Hastamızın detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi" dedi. Dün tarihçi İlber Ortaylı’nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde ameliyata alındı. Altaylı’nın planlı bir operasyon geçirdiği ve işlemin 2,5 saat sürdüğü belirtildi. Fatih Altaylı’nın tedavi sürecine ilişkin Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, "Hastamız Fatih Altaylı’nın daha önce varlığı bilinen, yaklaşık 25 mm civarında meningioma adını verdiğimiz iyi huylu bir urunun varlığı biliniyordu. Tümörün son yıllarda bir miktar büyümesi sebebiyle kendisine bugün için bir tedavi planlaması yapılmıştı. Bu sabah Gamma Knife Işın Cerrahisi Tedavisi’nin yapılabilmesi açısından çekilen detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Herhangi bir problemle karşılaşılmadı. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi. Tedavi edilen her iki iyi tümör, önümüzdeki bir yıllık süre içerisinde küçülerek aktif olmayan hale gelecek" ifadelerini kullandı.
Manisa’da 600 aile takip bilekliğiyle rahat nefes aldı
17 Mart 2026 Salı - 14:27 Manisa’da 600 aile takip bilekliğiyle rahat nefes aldı Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin 2025 yılında hayata geçirdiği "Ben buradayım" projesi aile büyükleri ve özel bireylerin kaybolma riskini en aza indiriyor. Akıllı bileklik uygulamasıyla 600 aile, sevdiklerini anlık olarak takip ederek günlük yaşamlarını daha güvenli ve huzurla sürdürüyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi, kaybolma riski taşıyan bireyler ve aileleri için başlattığı "Ben buradayım" projesiyle önemli bir sosyal sorumluluk örneğine imza attı. 2025 yılında hayata geçirilen proje kapsamında otizm spektrum bozukluğu, demans ve çağımızın en yaygın türü olan alzheimer hastalığı ve zihinsel engelli down sendromu veya otizm spektrum bozukluğu vatandaşlara verilen akıllı takip bileklikleri sayesinde 600 aile güvenli bir nefes aldı. Ailelerin en büyük endişelerinden biri olan kaybolma riskini, geliştirilen teknoloji sayesinde en aza indiriyor. Proje ile aileler çarşıya, pazara ya da işlerine giderken sevdiklerinin konumunu akıllı cihazları üzerinden anlık olarak takip edebiliyor. Böylece hem muhtemel kaybolma durumlarına hızlı müdahale ediliyor hem de günlük yaşam daha güvenli hale geliyor. "Yakınlarının her an yaşadığı endişeyi en aza indirmek" Türkiye’de öncü bir uygulama olan "Ben buradayım" hizmetini 2025 yılında hizmete aldıklarını belirten Manisa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Koordinatörü Derya Hüner, "2025 yılından bu yana tam 600 vatandaşımıza umut olduk. Temel amacımız, kaybolma riski taşıyan büyüklerimizin ve özel bireylerimizin güvenliğini sağlamak ve onların yakınlarının her an yaşadığı haklı endişeyi en aza indirmektir. Jandarma Genel Komutanlığı ile yaptığımız iş birliği sayesinde sahada ihtiyaç sahibi insanlara da ulaşıyor, onlara yardımcı oluyoruz. Kullandığımız teknoloji gerçekten hayat kurtarıcı. "Ben buradayım" akıllı bileklikleri anlık konum takibi yapabilmekte ve geriye dönük üç günlük konum bilgisini verebilmektedir. Kaybolma söz konusu olduğunda, takip sürecini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır" ifadelerini kullandı. "Her an yanınızdayız ve biz buradayız" Bu cihazın şarj gerektirmediğini ve pillerinin yaklaşık bir yıllık kullanım ömrüne sahip olduğunu belirten Hüner, "Tasarım olarak cihazları bileklik şeklinde sunduk; ancak istenildiği takdirde kolye ucu olarak kullanılabilecek, kaban astarına gizlenebilecek hatta ayakkabının içine dikilebilecek incelikte tasarlanmıştır. Bu hizmetten yararlanmak isteyen hemşerilerimiz, Manisa Büyükşehir Belediyesi resmi internet sayfasındaki "Ben Buradayım" talep formunu doldurarak ya da ilçe koordinatörlüklerine müracaat ederek başvurularını yapabilirler. "Ben buradayım" hizmetimizin her zaman güzel haberlerle biten kavuşmalara vesile olmasını temenni ediyor; Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak her an yanınızda olduğumuzu ve biz buradayız dediğimizi bir kez daha vurguluyoruz" dedi. "Nereye giderlerse görebiliyorum içim rahat" Annesine ve kardeşine tek başına baktığını belirten Güler Kıyak, "Evden çıktıklarında birlikte çıkıyorlar, kaybolduklarında da birlikte kayboluyorlar. Daha önce, yaklaşık iki ay önce yine kaybolmuşlardı ve onları ancak iki saat sonra bulabilmiştik. Bu uygulamayı daha önceden duymuştum. Belediyeye başvurdum, sağ olsunlar hemen ilgilendiler. Şu anda Kur’an kursuna da gidiyorum, çarşıya da çıkıyorum. Gittiğim her yerde telefonuma bakarak onların evde olup olmadığını kontrol edebiliyorum, bu da bana büyük bir rahatlık sağlıyor. Daha önce komşularla birlikte kapı kapı dolaşıp aramadığımız, sormadığımız yer kalmamıştı ve ancak iki saat sonra bulabilmiştik. Şimdi ise bileklik sayesinde onları takip edebiliyorum. Annem 3 yıldır alzheimer hastası, bu yüzden çok çabuk kayboluyor ve gittiği yeri hatırlayamıyor. Bileklik olmadan önce bulmakta çok zorlanıyorduk. Şu anda ise telefonumdan konumunu görebiliyorum. Nereye giderse gitsin takip edebildiğim için içim rahat, gönül rahatlığıyla istediğim yere gidebiliyorum" diye konuştu. "Hayatımızı çok kolaylaştırdı" Alaşehir Bahadır Mahallesinde oturan Rıfat Özhan, "Oğlum Ayaz 2 yaşında nöbet geçirmeye başladı kendisi epilepsi hastası. İyileşme süreci biraz uzun sürüyor bu sebepten yaşadığımız yer yayla köyü olduğu için çocuğumuz ister istemez gözümüzün önünden bir anda kaybolabiliyor. Biz Büyükşehir Belediyesine başvurduk takip cihazı için başvurumuz onaylandı. Öncesinde işe gittiğimizde aklımızda kalıyordu bir şey oldu mu nereye gitti diye şimdi bu cihaza kavuştuktan sonra çocuk istediği yere gidebiliyor. Hayatımızı çok kolaylaştırdı. Büyükşehir Belediyesi ekiplerine ve başkanlarıma çok teşekkür ederim" dedi.