SAĞLIK
Hitit Üniversitesi’nin kan bağışı duyarlılığına Kızılay’dan gümüş madalya 01 Mayıs 2026 Cuma - 18:39:32 Türk Kızılay tarafından yürütülen kan bağışı kampanyalarına sağladığı katkı dolayısıyla Hitit Üniversitesine gümüş madalya verildi. Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bölge Kan Merkezleri ve Kan Bağışı Merkezleri tarafından yürütülen kan bağışı projeleri ve kampanyalarına destek veren kurumlara kurumsal madalya veriyor. Bu kapsamda 2025 yılında gerçekleştirilen toplam bin 54 ünite kan bağışıyla Çorum’da kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurum Hitit Üniversitesi oldu. Hitit Üniversitesinde kan bağışı kampanyalarına en fazla katkı Osmancık Ömer Derindere Meslek Yüksekokulu, Meslek Yüksekokulları Kampüsü ve Spor Bilimleri Fakültesinden geldi. Hitit Üniversitesi Rektörlüğü Senato Salonu’nda düzenlenen takdim töreninde konuşan Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, "Türk Kızılay tarafından üniversitemizde gerçekleştirilen kan bağışı kampanyalarına duyarlılık göstererek hayatlara dokunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Çorum Kızılay Şube Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Bilgin de Çorum’da ilk kurumsal madalyanın 2024 yılında 654 ünite kan bağışı ile Osmancık 75. Yıl Cumhuriyet İlkokuluna verildiğini ifade ederek kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurumun ise Hitit Üniversitesi olduğunu kaydetti. Kan bağışlarının ülke genelindeki kan ihtiyacının karşılanmasınaönemli katkı sunduğuna dikkati çeken Bilgin, desteklerinden dolayı başta Rektör Prof. Dr. Ali Osman Öztürk olmak üzere üniversite yönetimine teşekkür etti. Törene, Hitit Üniversitesi Senato Üyeleri, Çorum Kan Bağışı Merkezi Müdürü Dr. Senem Biçer, Kan Bağışçısı Kazanım Uzmanı Yasemin Güloğlu ve Şube Müdürü Tuğrul Yıldırım katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Duru acil servis uyarısı
17 Mart 2026 Salı - 11:35 Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Duru acil servis uyarısı Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, Mart ayıyla birlikte acil servislerde yaşanan yoğunluğa dikkat çekerek, en sık görülen vakalar hakkında açıklamalarda bulundu. Mevsim geçişlerinin etkisiyle birlikte acil servislere başvurularda artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının ilk sırada yer aldığını ifade etti. Ani hava değişimlerinin bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini söyleyen Duru, grip, nezle ve farenjit gibi hastalıkların bu dönemde hızla yayıldığını vurguladı. Mart ayında öne çıkan bir diğer sağlık sorununun ise alerjik reaksiyonlar olduğunu belirten Duru, "Baharın yaklaşmasıyla birlikte polenler artıyor. Bu durum özellikle alerjik rinit ve astım hastalarında ciddi şikayetlere yol açabiliyor" dedi. Acil servislere başvuran hastalar arasında travma vakalarının da dikkat çektiğini ifade eden Duru, havaların ısınmasıyla birlikte dış mekan aktivitelerinin artmasının düşme, çarpma ve spor yaralanmalarını beraberinde getirdiğini söyledi. Öte yandan mide-bağırsak enfeksiyonlarında da artış gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Duru, hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bulantı, kusma ve ishal şikayetleriyle gelen hasta sayısında belirgin bir yükseliş var" diye konuştu. Vatandaşlara uyarılarda bulunan Duru, dengeli beslenme, yeterli uyku ve mevsime uygun giyinmenin önemine dikkat çekti. Kronik hastalığı olan bireylerin tedavilerini aksatmaması gerektiğini de hatırlatan Duru, acil servislerin gereksiz yere kullanılmaması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Mehmet Duru, acil olmayan sağlık sorunlarında aile hekimlerine başvurulmasının hem hasta hem de sağlık sistemi açısından daha doğru bir yaklaşım olacağını sözlerine ekledi.
VR gözlüğü takıp damar yolunu 3 boyutlu buluyorlar
17 Mart 2026 Salı - 11:32 VR gözlüğü takıp damar yolunu 3 boyutlu buluyorlar Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesinde sağlık bilimleri öğrencileri; damar yolu açma, sonda takma ve hasta bakımı gibi klinik müdahaleleri gerçek hastalarla temas etmeden önce sanal gerçeklik (VR) teknolojisiyle deneyimleyerek mesleki becerilerini sıfır hata riskiyle geliştiriyor. Üniversitenin Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde uygulamalı derslerde kullanılan sanal gerçeklik teknolojisi sayesinde öğrenciler, hastane ortamına çıkmadan önce klinik becerileri laboratuvar ortamında deneyimleyebiliyor. Üç boyutlu görüntü ve etkileşimli uygulamalarla gerçekleştirilen eğitimlerde öğrenciler, hasta bakımından damar yolu uygulamalarına kadar birçok işlemi sanal ortamda öğrenebiliyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yurdanur Dikmen, sanal gerçeklik teknolojisinin özellikle uygulamalı sağlık eğitimlerinde önemli bir katkı sunduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Bilindiği gibi sağlık eğitimi uygulamalı bir disiplin. Öğrencilerimize öğrettiğimiz birçok uygulama doğrudan pratik alanları kapsıyor. Bu nedenle teknoloji artık eğitim süreçlerinin vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Biz de üniversite olarak simülasyon uygulamalarını bir adım daha ileriye taşıyarak sanal gerçeklik gözlüklerini uygulamalı derslerimizde kullanmaya başladık. Öğrencilerimiz bu sayede hastanelere ya da sağlık kurumlarına staja gitmeden önce, üç boyutlu teknolojilerle hasta bakım uygulamalarını görerek ve uygulayarak öğrenebiliyor." "Güvenli bir ortamda becerilerini geliştirmesini sağlıyor" VR teknolojisinin çoklu duyu organlarının kullanılmasını sağladığını ifade eden Dikmen, "Öğrenciler sanal ortamda hem görsel hem işitsel olarak süreci deneyimliyor. Ellerindeki joystick cihazlarıyla uygulamaları birebir gerçekleştirebiliyorlar. Bu durum öğrencilerin hastaya zarar vermeden uygulamaları öğrenmesini ve güvenli bir ortamda becerilerini geliştirmesini sağlıyor. Hasta bakım uygulamaları, hastanın kaldırılması ve hareket ettirilmesi, ilaç uygulamaları, damar yolu açılması, sonda takılması ve hasta beslenmesi gibi temel klinik becerilerin eğitiminde bu teknolojiden yararlanıyoruz" diye konuştu. "Öğrencilerin ders kazanımlarını takip edebiliyoruz" Üniversitenin sağlık ve teknolojiyi entegre etmeye çalışan bir yapıya sahip olduğunu ve aynı zamanda yapay zeka destekli öğrenci başarı analiz sistemi üzerinde de çalıştıklarını belirten Dikmen, "Üniversitemizde geliştirdiğimiz yapay zeka destekli öğrenci başarı analiz sistemi ile öğrencilerin ders kazanımlarını takip edebiliyoruz. Sınav sonuçlarıyla birlikte ders içerikleri güncellenebiliyor ve öğrencilere bireysel geri bildirim verilebiliyor. Böylece hem öğrenci hem de eğitmen açısından eğitim süreci daha verimli hale geliyor" dedi. "Eğitimde alternatif yöntemlere ihtiyaç duyulabiliyor" Sanal gerçeklik teknolojisinin gelecekte üniversitelerde daha yaygın kullanılacağını düşündüğünü ifade eden Dikmen, "Bu teknolojiler maliyetli olsa da özellikle pandemi döneminde gördük ki eğitimde alternatif yöntemlere ihtiyaç duyulabiliyor. Özellikle uygulamalı bilimlerde sanal gerçeklik teknolojisinin gelecekte daha yoğun kullanılacağına inanıyorum" şeklinde konuştu. "Öğrenciler insan vücudunu üç boyutlu olarak daha detaylı ve farklı açılardan inceleyebiliyor" Fizyoterapi Programı Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Buket Kılıç ise VR teknolojisini özellikle anatomi derslerinde kullandıklarını belirterek, "VR teknolojisini anatomi derslerinde destekleyici bir araç olarak kullanıyoruz. Maketlerin yanı sıra VR yazılımları sayesinde öğrenciler insan vücudunu üç boyutlu olarak daha detaylı ve farklı açılardan inceleyebiliyor. Bu durum özellikle anatominin fonksiyonel bölümlerini anlamada öğrenciler için büyük kolaylık sağlıyor" diye konuştu. "Derslere daha istekli katılıyorlar" VR teknolojisinin öğrencilerin derse ilgisini de artırdığını ifade eden Kılıç, "Öğrenciler VR gözlüklerini kullandıklarında derslere daha istekli katılıyorlar. Eğitim daha interaktif hale geliyor ve bu da akılda kalıcılığı artırıyor. Bu gelişimi sınav sonuçlarında da görebiliyoruz. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte VR uygulamalarını eğitim süreçlerimize daha fazla entegre etmeyi planlıyoruz" dedi. "Sanal gerçeklik sayesinde üç boyutlu öğrenim yapabiliyoruz" Derslerde sanal gerçeklik teknolojisini kullanan öğrenciler de uygulamanın öğrenme sürecine katkı sağladığını belirtti. Avrupa Meslek Yüksekokulu Fizyoterapi Programı öğrencisi Fatma Ecren Bulut, sanal gerçeklik sayesinde derslerin daha anlaşılır hale geldiğini ifade ederek, "Sanal gerçeklik sayesinde üç boyutlu öğrenim yapabiliyoruz ve bu da konuları daha detaylı anlamamızı sağlıyor. Dersler daha eğlenceli ve akılda kalıcı oluyor. Özellikle hastane uygulamalarında konuları daha iyi kavradığımız için bize büyük kolaylık sağlıyor. VR’da insan vücudunu farklı açılardan inceleyebiliyoruz. Kasları, dokuları ve bölgeleri daha ayrıntılı görebiliyoruz. Bu nedenle gerçek hasta üzerinde uygulama yaparken de öğrendiklerimizi daha rahat uygulayabiliyoruz. Maketlerle kıyasladığımızda VR çok daha fazla avantaj sağlıyor" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin"
17 Mart 2026 Salı - 11:31 Uzmanından uyarı: "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin" Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran, bayramda tüketilecek gıdalara ilişkin, "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin. Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastalarının tatlı tüketiminde daha dikkatli olmalıdır" dedi. Ramazan Bayramı dolayısıyla tüketilecek gıdalar ilişkin açıklamalarda bulunan Liv Hospital Ankara İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran; bayramda sadece tatlı değil, tuzlu gıdalara da dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Bayram ziyaretlerinde artan tatlı ve tuzlu ikramların sağlık açısından risk oluşturabileceğini belirten Başaran, özellikle diyabet ve kolesterolü olan hastaların bu gıdaları dikkatli bir şekilde kullanması gerektiğini sözlerine ekledi. "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin" Bayram ziyaretlerinde tatlı tercihinin küçük porsiyonlarla sınırlı olması gerektiğini belirten Başaran, "Bayramda sadece tatlı değil, tuzlu ikramlara da dikkat edin. Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastalarının tatlı tüketiminde daha dikkatli olmalıdır. Tatlı tercihi küçük porsiyon ve süt bazlı hafif tatlılardan seçilmeli ve günde bir kez tüketilecek şekilde olmalıdır. Ayrıca tatlıların yürüyüş sonrasında tüketilmesi kan şekeri dengesi açısından daha sağlıklıdır. Zeytin, salamura ürünler, börekler ve işlenmiş gıdalar günlük tuz alımını hızla artırabilir. Hipertansiyon hastalarının tuzlu atıştırmalıkları sınırlaması, bol su tüketmesi ve gün içinde kısa yürüyüşler yapması önemlidir. Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeninin ardından bayram sonrası eski alışkanlıklara hızlı dönüş, metabolizma üzerinde beklenmedik bir yük oluşturabiliyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve kolesterol yüksekliği gibi kronik rahatsızlıkları olan bireyler için bayram sofraları farkında olunmadan sağlık açısından riskli hale gelebiliyor" ifadelerini kullandı. "Özellikle diyabet hastaları, tatlı tüketiminde daha dikkatli olmadır" Bayram ziyaretlerinde sıkça duyulan ‘bir dilimden bir şey olmaz’ ifadesinin gün içinde fark edilmeden yüksek kalori ve şeker tüketimine yol açabileceğini vurgulayan Başaran, "Özellikle diyabet hastaları, yüksek trigliserid veya kolesterolü olan bireyler ile kalp ve damar hastaları tatlı tüketiminde daha dikkatli olmadır. Tatlı tercihi küçük porsiyon ve süt bazlı hafif tatlılardan seçilmeli ve günde bir kez tüketilecek şekilde olmalıdır. Ayrıca tatlıların yürüyüş sonrasında tüketilmesi, kan şekeri dengesi açısından daha sağlıklıdır. Zeytin, salamura ürünler, börekler ve işlenmiş gıdalar günlük tuz alımını hızla artırabilir. Hipertansiyon hastalarının tuzlu atıştırmalıkları sınırlaması, bol su tüketmesi ve gün içinde kısa yürüyüşler yapması önemlidir. Aşırı yemek kan basıncında artış, kalp hızında yükselme, hazımsızlık ve reflü gibi sorunlara yol açabiliyor. Bazı kişilerde ise göğüs ağrısı gibi şikayetler görülebiliyor. Bu yüzden özellikle diyabet, hipertansiyon ve kardiyovasküler hastalığı bulunan bireylerin ve ileri yaştaki kişilerin küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek yemeleri, yemek sonrası kısa yürüyüşler tercih edebilir" cümlelerine yer verdi. "Yüksek kolesterolü bulunan kişiler için günde 20-30 dakikalık yürüyüşler oldukça faydalıdır" Bayram ziyaretlerinin yalnızca yemekle sınırlı olmaması gerektiğinin altını çizen Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bayram aynı zamanda hareket etmek için iyi bir fırsattır. Özellikle diyabet hastaları, insülin direnci olan bireyler ve yüksek kolesterolü bulunan kişiler için günde 20-30 dakikalık yürüyüşler kan şekeri ve metabolik denge açısından oldukça faydalıdır. Önemli olan dengeyi korumaktır. Bayram sofralarında ölçülü davranmak kan şekeri dengesini korur, tansiyon yükselmelerini önler, kalp damar sistemini destekler ve sindirim sistemini rahatlatır. Bayramın keyfi sofranın büyüklüğünde değil, paylaşılan anların değerindedir. Sağlığınızı koruyarak geçirilen bir bayram, gerçek bir bayramdır."
Yatınca kaybolan o şişliğe dikkat
17 Mart 2026 Salı - 11:09 Yatınca kaybolan o şişliğe dikkat Kasık fıtığının günümüzde modern cerrahi tekniklerle daha konforlu şekilde tedavi edilebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, "Kasık fıtığı tedavisinde modern cerrahi tekniklerin sunduğu imkanlar sayesinde hastalar daha konforlu bir ameliyat süreci ve hızlı bir iyileşme dönemi yaşayabiliyor. Bu yüzden kasık bölgesinde ortaya çıkan şişlik, ağrı veya rahatsızlık hissi gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi ve gerekli tıbbi değerlendirmenin zamanında yapılması büyük önem taşıyor" dedi. Kasık fıtığı, toplumda en sık görülen cerrahi hastalıklardan biri olup özellikle erkeklerde daha yaygın görülüyor. Karın duvarındaki zayıf bir noktadan bağırsak ya da karın içi dokuların dışarı doğru çıkmasıyla oluşan kasık fıtıkları, zamanla büyüyebilen ve tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bir rahatsızlık olarak biliniyor. Günlük yaşamı olumsuz etkileyebilen kasık fıtıkları, özellikle ayakta uzun süre kalma, ağır kaldırma veya fiziksel efor sırasında belirgin hale gelebiliyor. Uzmanlar erken dönemde fark edilen fıtıkların tedavisinin hem daha kolay olduğunu hem de muhtemel komplikasyonların önlenmesi açısından önemli olduğunu vurguluyor. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Faruk Özkul, kasık fıtıklarının günümüzde modern cerrahi teknikler sayesinde daha konforlu ve hızlı tedavi edilebildiğini belirterek özellikle kapalı (laparoskopik) yöntemin sağladığı faydalara dikkat çekti. "Kasık bölgesindeki şişlik önemli bir belirti" Kasık fıtığının en sık görülen belirtilerine değinen Op. Dr. Faruk Özkul, "Kasık bölgesinde şişlik, ağrı ve özellikle ayakta dururken veya ağır kaldırırken artan rahatsızlık hissi kasık fıtığının en önemli belirtilerindendir. Hastalar genellikle bu şişliğin yatınca kaybolduğunu ifade eder. Ancak fıtık zamanla büyüyebilir ve bazı durumlarda bağırsak sıkışmasına yol açarak acil cerrahi gerektirebilir. Bu nedenle erken dönemde değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması büyük önem taşır" dedi. Laparoskopik (kapalı) yöntem nedir Kasık fıtığının tedavisinde temel yöntemin cerrahi olduğunu belirten Özkul, gelişen teknolojiler sayesinde açık ameliyatların yanı sıra laparoskopik yani kapalı yöntemin de yaygın olarak uygulandığını söyledi. Op. Dr. Özkul, "Laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı, karın duvarına açılan küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel cerrahi aletler yardımıyla yapılan bir ameliyattır. Bu yöntem sayesinde fıtık bölgesi içeriden görüntülenir ve zayıf olan karın duvarı özel bir yama ile güçlendirilir. Kapalı cerrahi yöntemler, son yıllarda birçok cerrahi alanda olduğu gibi kasık fıtığı tedavisinde de daha sık tercih edilen yöntemler arasında yer alıyor. Daha küçük kesilerle gerçekleştirilen bu ameliyatlar, hastaların ameliyat sonrası süreçte daha konforlu bir iyileşme dönemi geçirmesine katkı sağlayabiliyor" diye konuştu. "Kapalı ameliyatın faydaları" Kapalı yöntemle yapılan kasık fıtığı ameliyatlarının hastalar açısından birçok fayda sağladığını ifade eden Op. Dr. Özkul, şu bilgileri paylaştı: Daha küçük kesiler nedeniyle daha az ameliyat izi. Ameliyat sonrası daha az ağrı. Günlük yaşama daha hızlı dönüş. Hastanede kalış süresinin kısa olması. Özellikle iki taraflı fıtıklarda aynı seansta müdahale imkanı." Uygun hastalarda kapalı yöntemin oldukça başarılı sonuçlar verdiğini vurgulayan Özkul, "Laparoskopik kasık fıtığı ameliyatı sonrasında hastalar genellikle kısa sürede ayağa kalkabilir ve çoğu hasta birkaç gün içinde günlük yaşamına dönebilir. Ancak her hastanın durumu farklıdır. Bu nedenle hangi cerrahi yöntemin uygulanacağı, hastanın genel sağlık durumu ve fıtığın özellikleri değerlendirilerek belirlenmelidir" diye konuştu. "Erken tanı komplikasyon riskini azaltır" Özkul, kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmeyen bir hastalık olduğunu hatırlatarak, kasık bölgesinde şişlik veya ağrı fark eden kişilerin vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurması gerektiğini belirtti. Op. Dr. Faruk Özkul, "Erken dönemde yapılan değerlendirme ve planlanan cerrahi tedavi, hem komplikasyon riskini azaltır hem de hastaların yaşam kalitesini artırır". Kasık fıtığı tedavisinde modern cerrahi tekniklerin sunduğu imkanlar sayesinde hastalar daha konforlu bir ameliyat süreci ve hızlı bir iyileşme dönemi yaşayabiliyor. Bu nedenle kasık bölgesinde ortaya çıkan şişlik, ağrı veya rahatsızlık hissi gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi ve gerekli tıbbi değerlendirmenin zamanında yapılması büyük önem taşıyor" ifadesini kullandı.
Prof. Dr. Çelik: "Onkofertilite kanser tedavisi alan hastaya gelecekteki ebeveynlik şansını koruma imkanı sunar"
17 Mart 2026 Salı - 11:07 Prof. Dr. Çelik: "Onkofertilite kanser tedavisi alan hastaya gelecekteki ebeveynlik şansını koruma imkanı sunar" Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hüsnü Çelik, onkofertilitenin kanser tedavisi alan hastaya gelecekteki ebeveynlik şansını koruma imkanı sunduğunu söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı sorumlu öğretim üyesi Prof. Dr. Hüsnü Çelik, kanser tanısı alan hastalarda tedavi öncesi doğurganlığın korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Günümüzde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi gibi yöntemlerin fertilite potansiyelini önemli ölçüde azaltabildiğini belirten Prof. Dr. Çelik, "Onkofertilite, kanser tedavisi alan hastaya aynı zamanda gelecekteki ebeveynlik şansını koruma imkanı sunar. Kanser tanısı almış kişilerde üreme potansiyelinin korunması, geliştirilmesi ve kullanılması artık bir lüks değil modern onkolojik tedavilerin vazgeçilmez bir parçasıdır" dedi. Tanı alındığı andan itibaren umutsuz bir karanlığa gömülen kişilerin yanında, onlara arkadaşlık eden Onkofertiliteyi ‘karanlık bir tünelde fener tutmak’ olarak nitelendiren Prof. Dr. Hüsnü Çelik, özellikle kadınlarda meme, rahim, yumurtalık ve diğer kanser türlerinde üreme organlarının alınması ya da var olan organların uygulanacak tedavilere bağlı olarak işlevsiz hale gelme riskine dikkat çekti. Tedavi öncesinde yumurtaların toplanıp dondurulabildiğini ifade eden Çelik, "Tedavi tamamlandıktan sonra bu hücreler kullanılarak dış ortamda gebelik elde edilebilir. Kullanılan kemoterapilerin yumurtalıklar üzerindeki toksik etkisine karşı, yumurtalık dokusunun ya da yumurtaların dondurulması yöntemleriyle de doğurganlık korunabilir" şeklinde konuştu. Her hastaya bilgilendirme yapılmalı Kanser tanısı konulduğu anda, tedavi başlamış olsa dahi fertilite konusunun mutlaka gündeme getirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Çelik, güncel kılavuzların bu konuda çok net olduğunu vurguladı. Bilgilendirme sürecinde hastanın yaşına veya mevcut çocuk sayısına, dil, din, ırk, kültür, sosyal statü, ekonomik durum, sosyal güvence gibi hiçbir şeye bakılmaksızın hareket edilmesi gerektiğini ifade eden Çelik, şu açıklamalarda bulundu: "Zaten çocukları var, bir daha istemez ya da bu hastanın böyle bir isteği olacağını sanmıyorum" gibi varsayımlar tamamen yanlıştır. Zira bu bilgilendirme hastanın zihninde yeni bir pencere açar. Hasta, kanserin dünyanın sonu olmadığını, gelecekte çocuk sahibi olma ihtimalinin devam ettiğini fark eder. Bu yaklaşımın hastanın psikolojik ve fiziksel iyilik halini artırdığı, moralini yükselttiği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu aynı zamanda son dönemlerde bir hayli popüler hale gelmiş olan bütüncül yaklaşımlara da bir örnek teşkil eder." Çocuk hastalarda bile mümkün: Doku dondurma yöntemiyle doğurganlık korunabilir Onkofertilitenin sadece mevcut kanser hastaları için değil, BRCA mutasyonu gibi genetik risk taşıyan bireyler için de bir güvence olduğunu kaydeden Prof. Dr. Çelik, henüz ergenliğe girmemiş çocuklarda uygulanan yöntemlere de değindi. Çelik, "Ergenlik öncesi çocuklarda henüz hücre üretimi başlamadığı için doku dondurma yöntemi uygulanır. Kız çocuklarında yumurtalık, erkek çocuklarında ise henüz deneysel aşamada olsa da testis dokusu dondurularak tedavi sonrası tekrar vücuda nakledilebilir. Bu yöntemle gebelik sağlanan başarılı vakalar mevcuttur" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "3 günde 1 haftalık kalori almak mümkün"
17 Mart 2026 Salı - 10:58 Uzmanından uyarı: "3 günde 1 haftalık kalori almak mümkün" Ramazan ayı sürecinde midenin farklı bir metabolik süreç yaşarken bayram sofraları ile zorlanabildiğini söyleyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, "3 günde 1 haftalık kalori almanın mümkün olabileceği gibi ciddi sağlık sorunları da beraberinde gelir; her yıl bayram dönemlerinde hastanelerin acil servislerine ani tansiyon ve kan şekeri yükselmeleri, mide ağrısı ve hazımsızlık, safra kesesi atakları ile şiddetli reflü ve mide yanması şikayetleriyle başvurular artmaktadır’ dedi. Ramazan ayı boyunca değişen öğün düzeni ve uzun açlık saatleri, vücudun metabolik dengesini farklı bir ritme alıştırırken, bayramın gelmesiyle birlikte sofraların bir anda çeşitlenip, porsiyonların büyümesi ve gün boyu süren ikramların devreye girmesi hastalıkları da beraberinde getirebiliyor. Medicana International Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, bu geçiş süreci doğru yönetilmezse sağlık açısından bazı risklerin ortaya çıkabileceğini belirterek "Özellikle tatlılar, hamur işleri, kırmızı et ağırlıklı yemekler ve sık yapılan ikramlar hareketsizlikle birlikte günlük enerji alımını ciddi şekilde artırabilir. 3 günde 1 haftalık kalori almanın mümkün olabileceği gibi ciddi sağlık sorunları da beraberinde gelebilir. Her yıl bayram dönemlerinde hastanelerin acil servislerine ani tansiyon yükselmeleri, kan şekeri yükselmesi, mide ağrısı ve hazımsızlık, safra kesesi atakları, şiddetli reflü ve mide yanması şikayetleriyle başvurular artmaktadır. Uzun süren açlık döneminden sonra bir anda ağır, yağlı ve porsiyonu büyük öğünler tüketmek özellikle mide ve safra sistemi üzerinde ciddi bir yük oluşturur. Ayrıca fazla tuzlu ve yağlı besinler tansiyon hastaları için risk oluşturabilirken, şerbetli tatlılar diyabet hastalarında kan şekeri kontrolünü zorlaştırabilir" ifadelerini kullandı. Bayramı daha rahat geçirmek için 5 öneri Ramazan boyunca sindirim sistemi daha küçük porsiyonlara ve belirli saatlere alışmışken bayram sabahı yapılan ağır kahvaltılar ve gün içinde arka arkaya tüketilen tatlıların mideyi zorlayabileceğini hatırlatan Doğan bayram dönemini daha rahat geçirmenizi sağlayacak 5 öneriyi şöyle sıraladı: "Güne hafif bir kahvaltıyla başlayın. Bayram sabahında kızartmalar, sucuk, kavurma gibi ağır besinler yerine peynir, zeytin, sade yumurta, tam tahıllı ekmek ve sebzelerden oluşan dengeli bir kahvaltı tercih etmeye çalışın. Tatlı tüketiminde ölçülü olun. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edebilir veya porsiyonlarınızı küçültebilirsiniz. Aynı gün içinde kendinize bir porsiyon tatlı tüketimi esnekliği sağlayarak dengede kalmaya özen gösteriniz. Porsiyonları küçültün. Bayram ziyaretlerinde her ikramdan küçük miktarlarda tatmak, toplam kalori alımını kontrol etmeye yardımcı olur. İkramlar arasında mutlaka 2 saat olmasına özen göstermeye, doyduğunuz noktada bedeninizi zorlamamaya dikkat ediniz. Su tüketimini artırın. Ramazan sonrası sıvı alımının yeniden düzenlenmesi gerekir. Gün boyunca yeterli su içmek hem sindirimi kolaylaştırır hem de aşırı yeme isteğini azaltır. Ziyaretlerde ikram edilen çay ve kahve vücudunuzun su gereksinmesini daha da arttırabilmektedir, gün içinde 5 kupadan daha fazla çay ve kahve içmemeye özen gösteriniz. Hareket etmeyi ihmal etmeyin. Bayram ziyaretleri arasında yapılacak kısa yürüyüşler kan şekeri ve sindirim sistemi için oldukça faydalıdır." Bayramın keyfi dengeyle çıkarılabilir Porsiyon kontrolü ve öğün düzeni korunduğu sürece bayramın sağlık sorunu yaşanmadan geçirilebileceğinin altını çizen Doğan, "Bayram sofraları kültürümüzün en keyifli ve paylaşım dolu anlarından biridir. Önemli olan bu sofraların tadını çıkarırken dengeyi koruyabilmektir. Küçük porsiyonlar, dengeli seçimler ve biraz hareket sayesinde hem bayramın keyfi çıkarılabilir hem de sağlık korunabilir. Unutulmamalıdır ki bayram yalnızca sofraların değil; paylaşmanın, ziyaretlerin ve birlikte geçirilen güzel anların bayramıdır" açıklamasında bulundu.
Menisküs yaralanmalarında tedaviyi ihmal etmeyin
17 Mart 2026 Salı - 10:44 Menisküs yaralanmalarında tedaviyi ihmal etmeyin Medicana Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, menisküs yaralanmalarının, diz ekleminin biyomekaniğini doğrudan etkileyebileceğini ve tedavi edilmediğinde kronik sorunlara yol açabileceğini belirtti. Menisküslerin, diz ekleminde uyluk kemiği ile kaval kemiği arasında yer alan, hilal şeklinde iki adet esnek fibrokartilaj yapı olduğunu ve her dizde iç ve dış olmak üzere iki menisküs bulunduğunu ifade eden Op. Dr. Harun Kütahya, menisküslerin temel görevleri arasında, eklem üzerine binen yükü emmesi, kıkırdağı koruyarak şok emici özelliği sağlamasının yanında vücut ağırlığının eklem yüzeyine yükü eşit dağıtmasının da yer aldığını söyledi. Medicana Konya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, menisküsün en önemli özelliklerinden bir diğerinin de stabilite sağlaması yani diz ekleminde uyum ve dengeyi sağlaması olduğuna dikkat çekti. Menisküs yırtıklarının oluşum mekanizmasına göre iki ana kategoriye ayrıldığını belirten Op. Dr. Kütahya, "Akut (travmatik) yırtıklar, genellikle sporcularda veya genç bireylerde, dizin ani dönmesi, bükülmesi veya sert darbeler sonucunda oluştuğunu görürüz. Dejeneratif yırtıklar ise ileri yaşlarda, dokunun zamanla zayıflaması ve özelliğini kaybetmesi sonucu çömelme, merdiven çıkma gibi basit günlük hareketlerle dahi ortaya çıkabilir. Yırtığın şekline göre ise boyuna, kova sapı, radyal, flep tarzında (papağan gagası) ve yatay yırtık tipleri vardır. Bunların tanı süreçlerinde birkaç farklı yöntem izlenir. İlk olarak fiziki muayenede yani dizde hassasiyet, şişlik ve hareket kısıtlılığının kontrol edilmesidir. McMurray testi gibi özel manevralar da uygulanır. Akabinde MR tetkiki ile yırtığın yeri, tipi ve derecesi belirlenir. İnvaziv olmayan bu yönteme ek olarak tanı konulamayan durumlarda ise artroskopi, kapalı kamera sistemi ile eklem içine girilerek doğrudan görüntüleme sağlanabilir" dedi. "Tedavilerin hastanın yaşına, aktivite seviyesine ve yırtığın tipine göre planlanır" Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Harun Kütahya, tedavilerin hastanın yaşına, aktivite seviyesine ve yırtığın tipine göre planlandığını ifade ederek, "Cerrahi dışı tedavide küçük ve stabil yırtıkları mevcut hastaya istirahat, buz uygulaması, bandaj, ağrı kesici ilaçlar ve fizik tedavi uygulanır. Cerrahi tedavide ise menisküs tamiri yapılacaksa yırtığın dikilerek korunması hedeflenir. Özellikle de kanlanmanın olduğu kırmızı bölge yırtıklarında tercih edilmelidir. İyileşme şansı olmayan yırtıklarda ise o parçanın tıraşlanarak çıkarılması yani menisektomi işleminin yapılması gereklidir’’ ifadelerini kullandı. Tedavinin ihmal edilmesi çeşitli riskler doğurur Menisküs yırtığının tedavi edilmemesi veya önemsenmemesi durumunda kıkırdak hasarı ve kireçlenmenin meydana gelebileceğini vurgulayan Op. Dr. Harun Kütahya, "Menisküsün koruyucu görevi azaldığı için eklem kıkırdağı hızla aşınır ve genç yaşta kireçlenme başlar. Yırtık parça eklem arasına girerek dizde ani kilitlenme ve takılmaya yani mekanik blokaja sebep olur. Başlangıçta tamir edilebilecek bir yırtık, üzerine yük binmeye devam ettikçe büyüyerek dikilemez hale gelebilir. Sürekli ağrı nedeniyle bacak kaslarının zayıflaması, dizin daha da güvensiz hale gelmesi de kronik ağrı ve kas kaybı ile sonuçlanır’’ diye konuştu.
Diyetisyen Başkülekçi’den bayramda aşırı tatlı tüketimi uyarısı
17 Mart 2026 Salı - 10:13 Diyetisyen Başkülekçi’den bayramda aşırı tatlı tüketimi uyarısı Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Diyetisyeni Özge Başkülekçi, Ramazan ayı boyunca değişen öğün düzeninin bayramla birlikte aniden farklılaşmasının sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini belirterek, bayram süresince dengeli ve kontrollü beslenmenin önemine dikkat çekti. Ramazan boyunca uzun süreli açlığa uyum sağlayan metabolizmanın, bayramda artan öğün sayısı ve yüksek kalorili besin tüketimi nedeniyle zorlanabileceğini ifade eden Başkülekçi, bayram sabahına hafif ve dengeli bir kahvaltı ile başlanmasını önerdi. Başkülekçi, peynir, zeytin, yumurta, tam tahıllı ekmek ve yeşillik içeren bir kahvaltının gün boyu enerji sağlarken sindirim sistemini de yormayacağını vurguladı. Ağır hamur işleri ve kızartmaların ise mide şikayetlerini artırabileceği için sınırlı tüketilmesi gerektiğini söyledi. Bayram ziyaretlerinin vazgeçilmezi olan tatlı ikramlarına da değinen Başkülekçi, porsiyon kontrolünün büyük önem taşıdığını ifade etti. Uzun süreli açlık sonrasında özellikle şerbetli ve yoğun şeker içeren tatlıların kan şekerinde ani yükselmelere ve sindirim problemlerine neden olabileceğini belirten Başkülekçi, mümkün olduğunca sütlü ve daha hafif tatlıların tercih edilmesini tavsiye etti. Ramazan sonrası dönemde öğün düzeninin yeniden sağlıklı bir şekilde oluşturulmasının da önemli olduğunun altını çizen Başkülekçi, gün içerisinde üç ana öğün ve gerekirse bir-iki ara öğünle beslenmenin kan şekerinin dengelenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Ayrıca yeterli su tüketimi ve hafif fiziksel aktivitenin, bayram süresince oluşabilecek hazımsızlık ve şişkinlik şikayetlerinin azaltılmasında destekleyici rol oynadığını sözlerine ekledi.