Son Dakika
|
Erdoğan'dan nüfus uyarısı: "Doğurganlık hızımız düşüyor, rakamlar tedirgin edici''
Kadın avukat cinayetinde zanlının ifadesi ortaya çıktı: ''İstemeden vurdum''
İnşaatta kafasına mutfak tüpü düşen işçi hayatını kaybetti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, işçi ve işveren temsilcilerini kabul etti
‘Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü’ duruşmasında 15 sanık tahliye edildi
Bursa’da avukat cinayeti: 7 şüpheli gözaltında
İzmir'de freni boşalan tır 10 araca çarptı
İstanbul'da sokak çetelerine yönelik operasyon
Trump: "İran işleri yoluna koyamıyor, akıllanmaları gerek"
Bartın’da halk otobüsü otomobilin üzerine devrildi: 44 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Bakan Gürlek: "Türkiye fikren ve fiziken güçlü bir konuma gelmiştir"
Bakan Bak’tan Amed Sportif Faaliyetler için tebrik mesajı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Süper Lig’e yükselen Amed Sportif Faaliyetler’e tebrik mesajı
Kenya'da sel felaketi: 10 ölü
Kahramanmaraş’ta okul saldırısında ölenler unutulmuyor
İstanbul’da 1 Mayıs’ta gözaltına alınan 580 kişi serbest bırakıldı
Maltepe’de ormanda erkek cesedi bulundu
SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58
Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00
Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş"
KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:43
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinden ziyaret saatleri açıklaması
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hasta ziyaretlerine ilişkin düzenlemeyi kamuoyuyla paylaştı. Yapılan açıklamada, hastaların daha sağlıklı, huzurlu ve güvenli bir ortamda tedavi görebilmesi amacıyla ziyaret saatlerinin yeniden belirlendiği bildirildi. Açıklamaya göre, hasta ziyaretleri her gün 13:30-14:30 saatleri arasında ve akşam 19:00-20:00 saatleri arasında gerçekleştirilebilecek. Bu saatlerin, hastaların bakım, tedavi ve dinlenme süreçleri dikkate alınarak düzenlendiği ifade edildi. Hastane yönetimi, hastanın sağlık durumuna bağlı olarak ziyaretlerin hekim kararıyla sınırlandırılabileceğini ya da tamamen yasaklanabileceğini vurguladı. Ayrıca, ziyaretçi sayısının sınırlı tutulması ve ziyaret süresinin mümkün olduğunca kısa olması gerektiği belirtildi. Yetkililer, özellikle enfeksiyon riskini azaltmak ve sağlık hizmetlerinin aksamadan sürdürülebilmesi için belirlenen saatler dışında hasta ziyaretine kesinlikle izin verilmeyeceğinin altını çizdi.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40
KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı
Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Nisan 2026 Perşembe- 09:15
Düşme sonrası gittiği hastanede nadir görülen ölümcül hastalığa yakalandığını öğrendi
2
02 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:58
Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm"
3
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
4
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:04
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner: "1 yılda 300 kere doktora giden hasta var"
5
01 Mayıs 2026 Cuma- 09:42
Dev sağlık tesisi hız kesmeden devam ediyor
13 Mart 2026 Cuma - 14:49
MEAH’ta iftar ve sahur programı düzenlendi
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (MEAH), Ramazan ayı dolayısıyla hastane çalışanlarına iftar ve sahur programı düzenledi. Düzenlenen iftar programına Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fatih Gönültaş, Malatya İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Cezmi Karaca ve hastane çalışanları katıldı. Program kapsamında tüm katılımcılar birlikte iftar yaparken, Ramazan ayında bir arada olmanın önemi vurgulandı. Hastanede gece mesaisinde görev yapan çalışanlar için de sahur programı gerçekleştirildi. Sahur programına katılan çalışanlar, mesai arkadaşlarıyla birlikte sahur yaparak Ramazan ayını paylaştı. Sahur programına Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Fatih Gönültaş ve hastane çalışanları katıldı. Programda, çalışanların bir araya gelerek birlikte vakit geçirmesi sağlanırken, hastane yönetimi de gece gündüz görev yapan personele teşekkür etti. Düzenlenen iftar ve sahur etkinlikleri, Ramazan ayında çalışanların bir araya gelmesine ve hastanede görev bilincinin pekişmesine katkı sağladı. Etkinlikler, yapılan duaların ve kısa konuşmaların ardından sona erdi.
13 Mart 2026 Cuma - 14:12
Çocukluk döneminde geçirilen suçiçeği, yıllar sonra zayıf bağışıklık ve stres dönemlerinde yeniden ortaya çıkıyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Dermatoloji Uzmanı Dr. Ecem Kaya, çocukluk döneminde geçirilen su çiçeği virüsünün yıllar sonra yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkan bir enfeksiyon olduğunu belirterek, "Özellikle 50 yaş üstü kişilerde, bağışıklık sistemi zayıf olanlarda, yoğun stres ve üzüntü dönemlerinde, kanser tedavisi alan bireylerde sık görülür" dedi. Çocukluk döneminde geçirilen suçiçeği yıllar sonra zayıf bağışıklık ve stres dönemlerinde yeniden ortaya çıkabiliyor. Son yıllarda geliştirilen zona aşısının özellikle 50 yaş üstü bireylerde hem hastalığı hem de komplikasyonları önlemede etkili bir yöntem olarak değerlendiriliyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Dermatoloji Uzmanı Dr. Ecem Kaya, çocukluk döneminde geçirilen suçiçeği virüsünün yılar sonra yeniden aktif hale gelmesiyle ortaya çıkan bir enfeksiyon olduğunu söyledi. Suçiçeğine neden olan Varicella Zoster Virüsünün (VZV), hastalık geçtikten sonra tamamen vücuttan kaybolmadığını belirten Uzm. Dr. Kaya, "Sinir köklerinde uyku halinde kalır ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda aktifleşebilir. Özellikle 50 yaş üstü kişilerde, bağışıklık sistemi zayıf olanlarda, yoğun stres ve üzüntü dönemlerinde, kanser tedavisi alan bireylerde sık görülür" dedi. Hastalığın bazen genç ve sağlıklı yetişkinlerde de görülebildiğini aktaran Uzm. Dr. Kaya, "Belirtileri deride yanma, batma ve kaşınma şikayetleriyle başlayabilir. Daha sonrasında birkaç gün içerisinde deride küçük kızarıklık alanları ve bunların üzerinde olan su toplamaları şeklinde, genellikle ağrı eşliğinde görülebilir. Antiviral tedaviler, ağrı kesiciler ve sinir ağrılarına iyi gelen bazı ilaçlar kullanabiliyoruz. Tedaviye ilk 72 saat içinde başlamak bizim için çok önemli. Son yıllarda geliştirilen zona aşısı özellikle 50 yaş üstü bireylerde hem hastalığı hem de komplikasyonları önlemede gerçekten etkili bir yöntem" diye konuştu.
13 Mart 2026 Cuma - 14:06
Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T’de yerli üretim dönemi başlıyor
Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T hücre tedavisinin yerli üretiminin yapılabileceği Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi, Akdeniz Üniversitesi’nde açıldı. Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde dirençli vakalar için umut olması beklenen merkezde ilk tedavinin 15 Nisan’da uygulanması planlanıyor. Akdeniz Üniversitesi, kanser tedavisinde dünya genelinde en ileri yöntemler arasında gösterilen CAR-T hücre tedavilerinin Türkiye’de üniversite temelli olarak üretilmesi ve klinik uygulamaya alınmasını mümkün kılacak altyapıyı tamamladı. Üniversite bünyesinde kurulan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, teknik validasyon ve kalite süreçlerinin tamamlanmasının ardından klinik araştırmaların yürütülmesine hazır hale getirildiği bildirildi. Merkezde, hematolojik kanserlerin tedavisinde geliştirilen ve yeni nesil CAR-T tedavi yaklaşımları içinde ileri teknolojik altyapısıyla öne çıkan CD19 hedefli Nespe-cel (AT101) programı kapsamında faaliyet yürütülmesi planlanıyor. Bu gelişmeyle birlikte CAR-T tedavisinin yerli üretimine geçilmesi hedeflenirken, ileri hücresel immünoterapiler alanında dışa bağımlılığın azaltılması yönünde adım atıldı. Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin sağlıkta ileri biyoteknoloji kapasitesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayacağını söyledi. "Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an" 14 Mart Tıp Bayramı arifesinde önemli bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, büyük heyecan duyduklarını söyledi. Özkan, "14 Mart Tıp Bayramı arifesinde birçok kanser hastasının ve kanser hastası yakınının dört gözle beklediği bir haberi müjdelemek üzere bir aradayız. Ben bu anlamda hakikaten çok heyecanlıyım. Çünkü şu anda Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an, tarihli bir gün olduğunu düşünüyorum" dedi. Göreve geldikleri ilk dönemde transplantasyon ve kanser alanında birçok araştırma planladıklarını anlatan Özkan, "5 yıl önce göreve başladık. Göreve başladığımız zaman Ömer Hoca’yla merak ve ilgi alanımız olan transplantasyon ve kanser ile ilgili birçok araştırmaya yönelik planımız vardı. Biz bu planı Cumhurbaşkanımıza açtığımız zaman kendileri destek verdi. Şu anda bulunduğumuz bina da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destek verdiği projenin binası. Akdeniz Üniversitesi olarak her zaman önemli işlere imza atmak için çok büyük bir gayret gösterdik" diye konuştu. "Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde yeni bir tedavi yöntemi var" Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde özellikle başarısız tedavilerin ardından yeni bir yöntemin devreye girdiğini belirten Özkan, "Lösemi, lenfoma, kemik iliği kanserlerinde artık özellikle başarısız olan tedavilerde yeni bir tedavi yöntemi var. Dünyada 7 merkez bu yöntemi kullanıyor. Çok yeni bir metot bu. Türkiye de Akdeniz Üniversitesi ile 8. ülke olma şerefine nail olacak. Bu tedavide hastaların kanları alınarak güçlendirilecek, tekrar kendilerine çeşitli metotlarla iade edilecek ve yüzde 95 oranında başarıdan bahsediliyor. Bu anlamda da çok heyecanlıyız. Bir başka heyecanımız da şu; bu metodun yalnızca kan kanserleri için değil, yürüttüğümüz araştırmalarla başka tedavilere de uygulanmasını planlıyoruz" dedi. "Yüz binlerce dolarlık tedaviyi Türkiye’de yerli ve milli olarak uygulayacağız" Merkezin en önemli yönlerinden birinin yerli üretim altyapısı olduğuna işaret eden Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada önemli olan şey 8. ülke olmamız ve yüz binlerce dolarlık bir tedavi olması. Bu tedaviyi Türkiye’de yerli, milli olarak uyguluyor olmamız son derece önemli. Türkiye için bunun tarihi bir an olduğunu düşünüyorum. Çünkü kan kanserleriyle başlayıp daha sonra başka kanserlere de evrilecek. Birçok umutsuz hastaya umut olacak. Yüzde 95 başarı oranı, çok büyük bir oran gerçekten." Tedavinin yalnızca hastadan alınan kan örneğinin yurt dışına gönderilmesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Özkan, Türkiye’de yapılacak işlemin kapsamına dikkat çekti. Özkan, "Bu kan tamamen burada işleme alınacak. Türkiye’de yaptık denilen yerlerde böyle bir şey gerçekleşmiyor. Onlar kanı alıp yurt dışına göndermişler. Ama tedavi bu değil; o zaman tedaviyi yapmış olmuyorsun. Kanı alacağız, tamamen burada işleme alınacak, çeşitli metotlarla değiştirilecek, güçlendirilecek ve yine burada o kan hastaya verilecek. Bence en kıymetli kısım bu, yerli ve milli olması burada önemli. Hem hastaların başarı oranları çok yükseliyor, aynı yerde yaptığımız için. Hem de çok daha uygun fiyatlara mal oluyor. Dünyada sadece 7 yerde yapılıyor. İnsanların kalkıp da Amerika’ya gitmesine gerek kalmayacak. Çok ciddi şeyler bunlar, bütçeler çok ciddi. Artık bunlara gerek kalmayacak" dedi. "Bugün itibariyle tüm altyapı, ekipman ve teknoloji transferi tamamlandı" Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ise basın toplantısında merkezin altyapı hazırlıklarının tamamlandığını duyurdu. Özkan, "Aslına bakarsanız 5 yıl önce başladığımız ve hepinizin belki de ismini basından duyduğunuz CAR-T tedavisinin merkezi bu binada artık hizmete başlamış olacak. Bugün itibariyle tüm altyapısı, ekipmanları tamamlanmış, teknoloji transferi tamamlanmış ve AR-GE için tüm altyapısını tamamlamış bulunuyoruz" diye konuştu. CAR-T’nin bir immünoterapi yöntemi olduğunu vurgulayan Özkan, "Kısa bir şekilde bahsedersek bu bir immünoterapi tedavisi. Şu ana kadar ülkemizde yapılmayıp daha çok hastaların dışarıya gönderildiği veya hastaların kanlarının gönderilip getirildiği bir tedavi yöntemiydi. Bu aşamada hastaların kanları alınacak, laboratuvarda savaşan akıllı hücreler dönüştürülecek, genetik olarak programlanacak, eklemeler yapılacak, çoğaltılacak ve hastaya verilmesi sağlanacak. Bu bir süreç. Yaklaşık 8-10 gün kadar süren bir süreç sonunda hastaya tedavisi planlanacak. Bu kısım mutfak kısmı olacak. Diğer tarafta klinik kısmında da arkadaşlarımız tedaviyi uygulayacak" ifadelerini kullandı. "1 Nisan itibariyle validasyon ve ruhsatlandırmanın tamamlanmasını, 15 Nisan’da ilk tedaviyi planlıyoruz" Merkezin en önemli yönünün son teknolojiye sahip laboratuvar altyapısı olduğunu belirten Özkan, başarı oranına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Özkan, "En önemli kısmı, son teknolojiyle olan proteinin bu laboratuvarda bulunması. Başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olmasını bekliyoruz. Bu ne demek? Tedavinin zaten başarısız olduğu insanlarda bile yüzde 95’in üzerinde bir oran bekleniyor. CAR-T diye bilinen son dönemlerin en güncel tedavisinin bu laboratuvarda uygulanacak olması çok önemli" dedi. Laboratuvarın mevcut binadaki kullanım oranına ilişkin bilgi veren Özkan, "Bu gördüğünüz binadaki laboratuvar, binanın yaklaşık yüzde 25’ini içerecek. Diğer kısımlarda neler olacak? İleriki dönemde inşallah çok iyi bilinen, maalesef prognozu yani seyri çok kötü olan beyin kanseri gibi tümörler için de kısa zaman içerisinde o proteinlerin transferini, Ar-Ge’sini yapmış olacağız. Bu laboratuvarları daha da geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu. İlk uygulama takvimini de açıklayan Özkan, "Aslına bakarsanız çok önemli ve anlamlı bir günde bu müjdeyi vermiş oluyoruz. 5 yıllık emeğin inşallah meyvesini alacağız. Bugün itibariyle tüm ekipmanlar yerleşti. 1 Nisan itibariyle validasyonu ve ruhsatlandırmasının inşallah tamamlanmasını bekliyoruz. 15 Nisan itibariyle de ilk tedavimizi almayı planlıyoruz" dedi. "Kaybettiğimiz hastalar için kurtuluş yolu olacak" Bazı hastalarda mevcut tedavilere rağmen istenen sonucun alınamadığını belirten Özkan, CAR-T tedavisinin özellikle bu hasta grubu açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Özkan, "Tedavide aslına bakarsanız maalesef bazı hastalarda ne yaparsanız yapın hem komplikasyonlar hem de tedavinin yetersizliğinden kaybettiğimiz hastalar var. Bu tabii ki acı bir olay. Hem tedavisi olan bir hastalık diyoruz ama maalesef bu yüzden de kaybettiğimiz hastalar var. Onlar için önemli bir tedavi yöntemi olacak, kurtuluş yolu olacak inşallah" diye konuştu. Yalnızca Türkiye’den değil, yurt dışından da hasta kabulünün mümkün hale gelebileceğini vurgulayan Özkan, "Hem ülkemizdeki hastalara hem de yurt dışından gelecek hastalara kapı açılmış olacak. Özellikle bugüne kadar hastalarımızı yurt dışına gönderirken, artık yurt dışından da hastaları kabul etme imkanımız olacak. Burada bize en yakın merkez İsrail’de. Ancak Orta Doğu’da ve çevre coğrafyada birçok ülkeden bu hastaların gelme imkanı olacak" ifadelerini kullandı. "Vücudun savaşan hücreleri laboratuvarda güçlendirilip yeniden hastaya verilecek" Tedavinin bilimsel mekanizmasını da anlatan Özkan, bağışıklık sisteminin kanserle savaşan hücrelerinin laboratuvar ortamında dönüştürülerek yeniden hastaya verileceğini ifade etti. Özkan, "Vücutta aslına bakarsanız kanserde savaşan hücreler var. Ama bu hücreler bazen yetişemiyor; ya miktar olarak yeterli olmuyor ya da güçlü olamıyor. Anlaşılacak şekilde anlatayım; savaşan hücreler alınacak. Bu hücreler laboratuvarda genetik olarak değiştirilip o kanser türüne karşı savaşabilecek eklerle donatılacak. Bunlara reseptörler, antijenler deniyor, yeterli miktara geldikten sonra çoğaltılması sağlanacak. Bunun için reaktörler var. Her makinenin ayrı bir reaktörü olacak. Bu makineden bize şu an için 4 tane olacak. Şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz, gerekirse artırılacak" dedi. Bu hücrelerin milyonlarca kez çoğaltılacağını dile getiren Özkan, "Daha sonra bu hücreler milyonlarca kez çoğaltılacak. Yeterli sayıya ulaştıktan sonra uygun şartlarda, mümkün olan en kısa sürede hastalara verilecek. Bunun özelliği ve güzelliği de burada. Taze olarak hastalara, hiçbir şekilde dondurma işlemi olmadan verilecek. Bu kişiselleştirilmiş bir tedavi olacak. Çok az bir kemoterapi gerekecek. Bunun dışında çoğunlukla bir immünoterapi türü, yani kişiye özel bir kanser tedavisi olacak" şeklinde konuştu. "Amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak" Akıllı ilaçlar ve immünoterapilerin son yıllarda kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla öne çıktığını belirten Özkan, yeni yöntemin temel hedefini şu sözlerle anlattı: "Aslında son yıllarda bildiğimiz akıllı ilaçlar, immünoterapi diye bilinen şeyler, kemoterapilerin yan etkilerini azaltmak için ön plana çıktı. Kemoterapi güzel bir şey ama maalesef sağlıklı hücreleri de etkiliyor. Bundaki amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak. Tabii bunun da az miktarda olsa etkileri var. Onlar için de önlemleri almamız gerekiyor. Çünkü çok kuvvetli askerler veriyorsunuz. O askerlerin sağlıklı yerlere, yani vücudun diğer organlarına saldırmaması için önlem almak gerekiyor." "İlk hedef yıllık 100 hasta, kapasite 150’ye çıkabilecek" Merkezin yıllık hasta kapasitesine ilişkin de bilgi veren Özkan, "Şu andaki hedefimiz yıllık minimum 100 hasta. Bu sayı mevcut teçhizatla 150’ye kadar çıkarılabilir. Hücrenin reaktörlerde çoğaltılması ve işlemin tamamlanması, aldığımız sistemde yaklaşık 7 gün gibi planlanıyor. Bazı hastalarda bu süre 9-10 güne kadar çıkabilir. Bizim aylık 10-12 hasta alma potansiyelimiz var. Ama bunu 4 katına kadar artırma potansiyelimiz de bulunuyor. Bu tamamen talebe göre şekillenecek" dedi. Tedavinin maliyet boyutuna da değinen Özkan, "Bu pahalı bir tedavi. Biz bunu yurt dışına göre çok daha düşük maliyetle yapmayı planlıyoruz. Hesaplarımız bunu gösteriyor. Çünkü yerli tüm imkanlarımızla, devlet imkanlarıyla kurulmuş bir laboratuvar ve üniversitenin imkanlarıyla oluşturulmuş bir tedavi yöntemi olacak. Bu teçhizat ve teknoloji transferi tamamen bilimsel araştırma projelerinin altyapısıyla oluşturuldu. Laboratuvar tamamen devlet imkanlarıyla yapıldı. Diğer kısım ise tamamen üniversite imkanlarıyla hayata geçirildi" diye konuştu. "Çocuk hastalara da ulaşacak, sıradaki hedef beyin kanseri" CAR-T uygulamasında yaş gruplarına göre farklılıklar bulunduğunu aktaran Özkan, "Yaş skalası var. Bazı tedavilerde 25 yaş altı, diğerlerinde daha çok erişkin hastalar olacak şu an için. Ama ileriki dönemde yaş aralığı değişecek. Bunlar tamamen araştırmayla ilgili. Mutlaka çocuk kısmına da gelmesi sağlanacak. Çocuklarda zaten daha çok lösemi görülüyor ve onların tedavisi başarılı şekilde yapılıyor. Ancak erişkin hastalarda büyük sorun var. Onlar inşallah bu yöntemle çözülecek" dedi. Merkezin gelecekte başka kanser türlerine yönelik çalışmalara da ev sahipliği yapacağını belirten Özkan, "Diğer kanser türleri için de bu merkez bir umut ve çalışma ortamı sağlayacak. En kısa hedefimiz beyin kanseri olan kısım. Teknoloji transferini Kore ve Amerikan firmalarından yaptık. Bilinen firmalar bunlar. Şu anda kullandığımız teknoloji transferi bu altyapı üzerinden ilerliyor" ifadelerini kullandı. Akdeniz Üniversitesi’nde hizmete açılan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, yalnızca CAR-T tedavisinin uygulanacağı bir alan değil; araştırma, eğitim ve klinik uygulamayı aynı çatı altında buluşturan ileri biyoteknoloji üssü olması hedefleniyor. Merkezde önümüzdeki süreçte solid tümörlere yönelik yeni nesil milli CAR-T platformlarının geliştirilmesi, kişiselleştirilmiş hücresel tedavi yaklaşımlarının tasarlanması ve gen düzenleme temelli terapilere yönelik araştırmaların yürütülmesi planlanıyor.
13 Mart 2026 Cuma - 13:53
"Glokomda görme kaybı son ana kadar fark edilmeyebilir"
Göz tansiyonu olarak belirtilen glokom, göz içi basıncının yüksekliği ve beraberinde göz sinirinde geri dönüşümsüz hasarla giden sinsi bir hastalık olarak nitelendiriliyor. Uzmanlar, herhangi bir şikayet oluşturmadan ya da bulgu vermeden görme alanı daralmasına ve sonunda görme kaybına yol açan glokomda, göz içinde salgılanan ve gözü içerden besleyen sıvının gözü terk etmesinde bir zorluk veya engel gelişmekte ve böylece göz içi basıncı yükselerek, görme sinirine zarar verdiğini ifade ediyor. Liv Hospital Samsun Dr. Öğr. Üyesi Konuralp Yakar, hastalığın tanı, tedavi ve sonrası hakkında bilgilendirmede bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Yakar, son ana kadar hiçbir belirti vermeyen ve görme kaybına neden olan glokomun (göz tansiyonu) önüne geçmek için düzenli aralıklarla göz muayenesi yaptırılması gerektiğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Yakar, "Gözümüzün bu sinsi düşmanı son ana kadar hiçbir belirti vermeksizin ilerleyebilir ve bir anda kişiler görme kaybının farkına varabilirler. Bu sebepten her göz muayenesine başvuran kimselerde muhakkak göz içi basınç değerini ölçmekteyiz. Glokom tüm yaşlarda görülebilmekle beraber 40 yaşın üstünde risk daha fazladır. Yaş ilerledikçe risk de artar. Toplumda yüzde 1-2 oranında görülmekle beraber tüm dünyada körlük sebeplerinin yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturmaktadır" dedi. "Sinsi hastalık, hasta tarafından son ana kadar fark edilmez" Glokomun son ana kadar hasta tarafından fark edilmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Konuralp Yakar, "En sık görülen ve en sinsi glokom türünde hiçbir bulgu vermeksizin görme alanı çevreden merkeze doğru yavaş yavaş daralır ve genellikle son ana kadar hasta tarafından fark edilmez. Görme sinirindeki hasarının ağırlaşması sonucu aniden geri dönüşümsüz görme kaybı fark edilir. Fakat artık çok geçtir" diye konuştu. Glokomun daha seyrek görülen tipinde ise ani olarak çok yüksek değerlere çıkan göz içi basıncının göz çevresinde ağrı, gözde kızarıklık, bulanık görme, ışıkların çevresinde halelerin görülmesi ve mide bulantısı ile kusmalara neden olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Konuralp Yakar, "40 yaş üstünde, ailesinde glokom tanılı birey olanlarda, şeker hastalarında, yüksek miyop ve hipermetroplarda, kortizonlu ilaç kullananlarda, göz travmasına maruz kalanlarda, göz içi iltihap-üveit geçirenlerde, migren hastalarında risk artmıştır. Öncelikle rutin göz muayenesinde göz içi basınç ölçülerek ve göz dibi muayenesinde görme siniri muayene edilerek glokomdan şüphelenilir. Kesin teşhis için kornea kalınlığı (pakimetre), görme alanı ve göz tomografisi (OCT) yapılır. Bu testler ışığında göz içi basıncı düşük olsa bile görme sinirinde hasar tespit edilirse glokom tanısı konulmuş olur" dedi. "Glokumun önüne geçmek için düzenli muayene şart" Hastalığın tedavisi ve sonrası hakkında da bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Yakar, "Glokomun öncelikli tedavisi (erişkinlerde) çeşitli göz damlaları yardımıyla göz tansiyonunu düşürmektir. Bunun için çeşitli lazer işlemleri de uygulanabilir. Tüm bu seçeneklere rağmen göz siniri hasarı devam eden hastalarda cerrahi olarak göz tansiyonun düşmesi sağlanır. Bebeklik ve çocukluk çağı glokomunda genellikle ilk tercih cerrahidir. Hastalıktan korunmak için düzenli aralıklarla göz muayenesi olmak en değerli yöntemdir. Ailenizde glokom tanısı almış birey varsa her göz muayenesinde bunu göz doktorunuzla paylaşınız. Kortizonlu herhangi bir ilacı doktorunuzun tavsiye ettiğinden fazla sürede kullanmayın, böyle bir ilaç kullanıyorsanız muhakkak göz doktorunuza haber verin" ifadelerini kullandı. "Tanı sonrası yapılması gerekenler" Önlenebilir körlük nedenleri arasında ilk sırada yer alan glokomda tanı sonrası yapılacaklardan bahseden Dr. Yakar, şunları söyledi: "40 yaş üzerindeyseniz, muhakkak açlık kan şekerinizi yılda bir ölçtürün. Şeker hastalığı tanınız varsa bunu göz doktorunuza muhakkak belirtini. Glokom tanısı alanlar öncelikle göz hekiminizin önerdiği tedaviyi muhakkak uygulamalısınız. Eğer tedavi olarak göz damlaları seçildiyse, ilaçlarınızı bir göz hekimi kesene kadar bırakmamalısınız, biter bitmez hemen temin etmelisiniz. İlaçlarınızı düzenli ve saatinde kullanmalısınız. İlaçlarınızı damlatırken, farklı iki ilaç arasında en az 10-15 dakika süre vermelisiniz, peş peşe damlatmamalısınız. Göz doktorunuza kontrole gelirken glokom damlalarınızı muhakkak vaktinde kullanıp gelmelisiniz, yanınızda bulundurmalısınız. Daha önce yapılmış testler ve kayıtlı ölçümler varsa bunları da beraberinizde getirmelisiniz. Özellikle birinci derece akrabalarınızı glokom tanısı aldığınıza dair bilgilendirmeli ve onların da muhakkak göz muayenesinden geçmelerini önemle tavsiye etmelisiniz. Unutmayın ki glokom önlenebilir körlük nedenlerinin en başında gelmektedir."
13 Mart 2026 Cuma - 13:22
Bayram öncesi tatlı denetimi
Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesinde zabıta ekipleri, yaklaşan Ramazan Bayramı öncesinde ilçe genelinde tatlı ve bayram şekeri satışı yapan işletmelere yönelik denetimlerini yoğunlaştırdı. Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat’ın talimatlarıyla Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan Bayramı öncesinde ilçe genelinde denetimlerini artırarak vatandaşların güvenli ve sağlıklı alışveriş yapabilmesi için denetimlerini artırdı. Denetimler kapsamında işletmelerin hijyen şartları, satışa sunulan ürünlerin son kullanma tarihleri, fiyat etiketleri, iş yeri ruhsatları ve genel düzen kuralları ekipler tarafından tek tek kontrol edildi. Özellikle bayram döneminde tüketimi artan tatlı ve şekerleme ürünlerinin sağlıklı ortamlarda hazırlanıp satışa sunulmasına dikkat edildi. Zabıta Müdürlüğü, bayram dönemlerinde gıda güvenliğinin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek denetimlerin aralıksız sürdürüleceğini belirtti. Vatandaşların sağlıklı, güvenilir ve hijyenik ürünlere ulaşabilmesi için çalışmaların bayram süresince de devam edeceği ifade edildi. Zabıta Müdürlüğü ayrıca, vatandaşların karşılaştıkları olumsuz durumları Haliliye Belediyesi İletişim Merkezi telefonlarından kendilerine iletmesini istedi.
13 Mart 2026 Cuma - 13:19
Horlamayı hafife almayın, kalbinizi koruyun
Uykunun vücudun en temel ilacı olduğunu hatırlatan 13 Mart Dünya Uyku Günü’nde, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu’dan hayati bir uyarı geldi. Prof. Akkoyunlu horlama, sabah yorgunluğu ve gün içi uyuklamanın uyku apnesi belirtisi olabileceğine dikkat çekti. Tedavi edilmeyen uyku apnesinin kalp krizi, obezite ve ciddi kaza risklerini artırdığı konusunda uyardı. 13 Mart Dünya Uyku Günü kapsamında, uzmanlar modern toplumda giderek artan uyku bozukluklarının akciğer ve genel vücut sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerini masaya yatırdı. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu uykunun sadece bir dinlenme süreci değil, hayati bir organ yenilenme evresi olduğunu belirtti. Toplumda yaygın görülen horlama ve gündüz uyuklama gibi belirtilerin, aslında ölümcül sonuçlar doğurabilecek hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Prof. Akkoyunlu, "Sağlıklı bir yaşam için uyku hijyeni hayati önem taşıyor" dedi. Uyku vücudun en temel ilacıdır Uykunun biyolojik önemine değinen Prof. Akkoyunlu, "Bu süreç vücut için doğal bir tedavi mekanizmasıdır. Uyku, beynin ve tüm organların kendini yenilediği, bağışıklık sisteminin güçlendiği hayati bir süreçtir. Ancak günümüzde birçok kişi, uykuda solunum durması olarak bilinen uyku apnesi ile yaşamını sürdürüyor ve bunun farkında değil. Özellikle sabahları yorgun uyanan ve gün içinde aniden uyuklama ihtiyacı hisseden bireyler vakit kaybetmeden profesyonel yardım alması gerekiyor. Bu belirtilerin görmezden gelinmesinin maliyeti ise ağır olabilir" ifadelerini kullandı. Akciğer ve kalp sağlığı büyük tehdit altında Tedavi edilmeyen uyku bozukluklarının sadece kişisel konforu bozmakla kalmadığını, aynı zamanda kronik hastalıklara davetiye çıkardığını belirten Prof. Akkoyunlu, "Uykuda nefesi kesilen hastalarda kalp krizi riski katlanarak artıyor. Bunun yanı sıra hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi hastalıkların temelinde çoğu zaman teşhis edilmemiş uyku apnesi yatıyor. Metebolizmanın bozulmasıyla birlikte obezite ve diyabet riski de artıyor. Yetersiz uyku vücudun dengesini altüst ediyor" şeklinde konuştu. Konsantrasyon kaybı trafik kazalarını tetikliyor Uyku bozukluklarının sosyal ve güvenlik boyutuna da değinen Prof. Akkoyunlu, "Tedavi edilmeyen uyku apnesi hastalarında odaklanma yeteneği ciddi oranda azalıyor. Bu durum sadece iş verimliliğini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda trafik ve iş kazası riskini de doğrudan arttırıyor. Kaliteli uyku toplum güvenliği için de bir gereklilik. Özellikle direksiyon başındaki kişilerin uyku kalitelerine ekstra özen göstermeleri gerekiyor" diye belirtti. Sağlıklı uyku için 5 altın kural Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, vatandaşların uyku kalitesini artırmak ve uyku apnesi riskinden korunmak için şu temel tavsiyelerde bulundu: "Vücudun biyolojik saati için kritik olan melatonin hormonunun salgılanması için yatak odasının tamamen karanlık ve serin olması şarttır. Mavi ışığın uyku üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak için yatmadan en az 1 saat önce telefon ve televizyon gibi ekranlardan uzaklaşılmalıdır. Gece geç saatlerde tüketilen ağır yemekler ve kafein içeren içecekler uyku düzenini bozar; akşam öğünleri hafif tutulmalıdır. Gün içindeki hareketlilik uykuyu derinleştirir ancak ağır sporlar uykudan hemen önce yapılmamalıdır. İdeal kiloyu korumak, hava yolundaki baskıyı azaltarak uyku apnesi riskini ciddi oranda düşürür."
13 Mart 2026 Cuma - 12:29
Niğde’de kalıcı kalp pili uygulaması başladı
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu yaşayan hastalara yönelik kalıcı kalp pili implantasyonu işlemleri uygulanmaya başlandı. Hastanede başlatılan uygulama ile daha sevk edilen bu tür girişimler artık Niğde’de de yapılabilecek. Böylece hastaların tedavi için şehir dışına gitmesine gerek kalmadan bulundukları ilde sağlık hizmeti alabilmeleri sağlanacak. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Eren Güçer, hastanede kalp pili işlemlerinin yapılmaya başlandığını belirterek kalp pili uygulamasının anjiyo salonunda gerçekleştirilen bir işlem olduğunu söyledi. Güçer, kalp pilinin anjiyo işlemi gibi lokal anestezi altında, hastayı uyutmadan gerçekleştirildiğini ifade etti. Kalp pili uygulamasının özellikle kalp yetmezliği yaşayan hastalar ile kalp ritim bozukluğu bulunan hastalarda kullanıldığını belirten Güçer, "Kalp yetmezliği hastalarında daha özellikli piller kullanılırken, ritim bozukluğu yaşayan hastalarda ritmi düzenleyen kalp pilleri uygulanmaktadır. Kalp pili işlemi de anjiyo gibi uzman kardiyologlar tarafından anjiyo salonunda gerçekleştirilen bir işlemdir ve hastanemizde bu uygulamaya başlamış bulunuyoruz" dedi. Konuya ilişkin açıklama yapan Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor ise hastanede önemli bir sağlık hizmetinin daha hayata geçirildiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Hastanemiz bünyesinde kalp pili implantasyonu işlemlerine başlamış bulunmaktayız. Hastanemizin vizyonu açısından önemli bir yere sahip olan kardiyoloji ünitemizde, hastalarımıza modern tıbbi altyapı ve uzman ekip eşliğinde güvenli ve nitelikli sağlık hizmeti sunulmaktadır. Daha önce büyük merkezlerde gerçekleştirilebilen bu tür girişimler için artık vatandaşlarımızın şehir dışına gitmesine gerek kalmamıştır. Böylece tedavi bekleyen hastalarımız yerinde sağlık hizmeti alabilecektir." Başhekim Zor, söz konusu hizmetin hastanede uygulanmaya başlanmasında emeği geçen hekimlere teşekkür ederek Niğde’de nitelikli sağlık hizmetlerini geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti.
13 Mart 2026 Cuma - 12:23
Sinop’ta ’evde sağlık hizmetleri’ değerlendirildi
Sinop’ta evde sağlık hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi amacıyla değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Mehmet Bağlıoğlu başkanlığında düzenlenen toplantıya Başkan Yardımcısı Dr. Aslı Kavizade, Sağlık Hizmetleri Birim Sorumlusu Dr. Hatice Demir Boz, Evde Sağlık Hizmetleri İl Koordinatörü Uzm. Dr. Hatice Petek Muğlu, birim personeli Çiğdem Aksu ve Hasta Hakları İl Koordinatörü İlknur Gerçi katıldı. Toplantıda evde sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ele alınarak sunulan hizmetler değerlendirildi. Vatandaşlara daha kaliteli ve etkin sağlık hizmeti sunulabilmesi amacıyla gelecek döneme yönelik hedefler belirlenirken, hizmetlerin geliştirilmesine yönelik planlamalar da yapıldı.
13 Mart 2026 Cuma - 12:15
Yetersiz uyku birçok hastalığın riskini artırıyor
Tüm Uyku Tıbbı ve Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Vural Fidan, uyku sağlığının fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlık açısından hayati önem taşıdığını ifade etti. Prof. Dr. Fidan, modern yaşamın getirdiği yoğun tempo, teknoloji kullanımı ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının uyku düzenini olumsuz etkilediğini söyledi. Her yıl mart ayının üçüncü haftasının cuma günü kutlanan Dünya Uyku Günü, bu yıl "İyi Uyuyun, Daha İyi Yaşayın" sloganıyla uyku sağlığının önemine dikkat çekiyor. Uzmanlar, dünya genelinde milyonlarca insanın uyku sorunları yaşadığını ve yetersiz uykunun birçok kronik hastalık için risk oluşturduğunu belirtiyor. Dünya nüfusunun büyük bölümü uyku sorunu yaşıyor Uluslararası araştırmalara göre dünya genelinde yetişkinlerin yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 45’inin çeşitli uyku sorunları yaşadığı tahmin ediliyor. Yapılan çalışmalar, her 3 kişiden 1’inin yeterli ve kaliteli uyku uyuyamadığını ortaya koyuyor. Uyku bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan uyku apnesinin dünya genelinde yaklaşık 1 milyar kişiyi etkilediği tahmin edilirken, Türkiye’de ise bu sayının 5 milyona yakın olduğu değerlendiriliyor. "Yetersiz ve kalitesiz uyku, birçok hastalığa sebep olabilir" Prof. Dr. Vural Fidan, uyku eksikliğinin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Yetersiz ve kalitesiz uyku; kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, obezite, diyabet ve depresyon gibi birçok sağlık sorunu ile doğrudan ilişkilidir. Araştırmalar, düzenli olarak günde 6 saatten az uyuyan bireylerde kalp hastalığı riskinin yüzde 20-30 oranında arttığını göstermektedir." Gençlerde uyku sorunu artıyor Prof. Dr. Fidan, özellikle gençler ve öğrenciler arasında uyku düzeninin bozulduğuna dikkat çekerek, ekran kullanımının uyku kalitesini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Araştırmalara göre, gençlerin yaklaşık yüzde 70’inin yatmadan önce telefon veya tablet kullandığı, bu durumun ise uykuya dalma süresini uzattığı ve uyku kalitesini düşürdüğü belirtiliyor. Sağlıklı uyku için 7-9 saat öneriliyor Uzmanlara göre yetişkin bireylerin günlük ortalama 7 ila 9 saat uyuması sağlıklı bir yaşam için büyük önem taşıyor. Düzenli uyku alışkanlığı, bağışıklık sisteminin güçlenmesine, zihinsel performansın artmasına ve genel yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlıyor. "Uyku sağlığı, toplum sağlığının bir parçasıdır" Prof. Dr. Fidan, Dünya Uyku Günü’nün amacının toplumda uyku sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak olduğunu belirterek şunları söyledi: "Uyku, sağlıklı bir yaşamın temel taşlarından biridir. Kaliteli uyku; daha güçlü bir bağışıklık sistemi, daha iyi zihinsel performans ve daha sağlıklı bir yaşam anlamına gelir. Dünya Uyku Günü, toplumda uyku sağlığı bilincinin artırılması için önemli bir fırsattır." Uzmanlar, uyku sorunlarının uzun süre devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguluyor.
13 Mart 2026 Cuma - 12:14
Büyükşehir’den okullarda vektörle mücadele eğitimi
KAHRAMANMARAŞ (İHA) – Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ekipleri öğrencilere vektörle mücadeleyle ilgili bilgiler verdi. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen program kapsamında Vektörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Fatmalı İlk ve Ortaokulu’nda öğrencilere zararlılarla mücadelede kullanılan bilimsel ve çevre dostu yöntemler hakkında bilgi verdi. Teknik personeller tarafından yapılan sunumda, insan sağlığını tehdit edebilen sivrisinek, karasinek ve kemirgen gibi vektörlerin biyolojik özellikleri, yaşam döngüsü, üreme şartları ve yayılım alanları detaylı şekilde anlatıldı. Öğrencilere ayrıca bu canlılarla mücadelede kullanılan yöntemler hakkında da bilgilendirme yapıldı. Programda Büyükşehir Belediyesinin şehir genelinde yürüttüğü vektörle mücadele çalışmaları da tanıtıldı. Ekiplerin yıl boyunca aralıksız sürdürdüğü ilaçlama faaliyetleri, çevre dostu mücadele yöntemleri ve uygulanan projeler hakkında öğrencilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Uzman ekipler, vektörle mücadelenin yalnızca ilaçlama çalışmalarından ibaret olmadığını, çevresel tedbirlerin ve toplumsal bilinçlenmenin de büyük önem taşıdığını vurguladı. Programın ardından değerlendirmede bulunan Fatmalı Ortaokulu Fen Bilimleri Öğretmeni Fatma Soysal, okulun bulunduğu bölgede hayvancılığın yaygın olması ve sulama havuzlarının bulunması nedeniyle bu tür eğitimlerin öğrenciler için oldukça faydalı olduğunu belirterek ekiplere teşekkür etti.
13 Mart 2026 Cuma - 12:07
Psikolog Giriş: "Yapay zeka psikoloğum olabilir diyorsanız yanılıyorsunuz"
Klinik Psikolog Dilara Boyraz Giriş, terapinin rastgele bir sohbetten çok daha kapsamlı bir süreç olduğunu belirterek, "Güven, empati, gizlilik ve klinik uzmanlık terapinin temelini oluşturur. Belirli bir çerçevesi olan profesyonel bir süreçtir" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Klinik Psikoloğu Dilara Boyraz Giriş, son yıllarda birçok kişinin stres, yalnızlık veya duygusal paylaşım ihtiyacıyla yapay zeka destekli sohbet robotlarına yöneldiğine dikkat çekerek, "Yapay zeka psikoloğum olabilir diyorsanız yanılıyorsunuz. Bu sistemler psikoterapinin yerini tutamaz. Yapay zeka ile yapılan sohbetler profesyonel psikolojik destekle karıştırılmamalıdır. Çünkü psikoterapi belirli bir amacı, yöntemi ve etik çerçevesi olan profesyonel bir süreçtir" dedi. Son yıllarda psikolojik destek, yalnızlıkla baş etme veya duygusal paylaşım ihtiyacı nedeniyle birçok kişinin yapay zeka destekli sohbet robotlarını kullanmaya başladığını belirten Boyraz Giriş, "Bu sistemler bazı kullanıcılar tarafından terapist, arkadaş hatta romantik partner gibi konumlandırılabiliyor. Tamamen olumsuz bir durum olarak adlandıramayız ancak bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Dijital araçlar bilgiye erişimi kolaylaştırıyor ve bazı başa çıkma yöntemlerini öğretebilse de tüm bunlar psikoterapiyle aynı şey değildir" diye konuştu. "Psikoterapi yalnızca konuşmak değildir" Psikoterapinin çoğu zaman yalnızca "dertleşmek" ya da zor bir durumda öneri almak olarak görülebildiğini belirten Boyraz Giriş, "Terapi rastgele bir sohbetten çok daha kapsamlı bir süreçtir. Güven, empati, gizlilik ve klinik uzmanlık terapinin temelini oluşturur. Belirli bir çerçevesi olan profesyonel bir süreçtir. Terapist yalnızca dinlemez; klinik değerlendirme yapar, danışanın ihtiyaçlarına odaklanır ve kanıta dayalı yöntemlerle ilerler" dedi. "Empatik görünebilir ama klinik sorumluluk taşımaz" Bugün yaygın olarak kullanılan yapay zeka sistemlerinin büyük dil modellerine dayandığını belirten Boyraz Giriş, "Bu sistemler geniş metin veri setleri üzerinden eğitilerek insan benzeri yanıtlar üretir ancak klinik sorumluluk taşımaz. Birçok sohbet robotu klinik olarak yapılandırılmış terapötik protokollere dayanmaz. Risk değerlendirmesi yapamaz, kriz anlarında inisiyatif alamaz ve etik sorumluluk üstlenemez. Bu durum yanlış veya çelişkili bilgi üretimi ve klinik risklerin gözden kaçması gibi sorunlara yol açar" diye konuştu. Aşırı onaylama ve sağlıksız bağlanma riski Yapay zeka sistemlerinin kullanıcıyla etkileşimi sürdürmek üzere tasarlandığını belirten Boyraz Giriş, "Bu durum psikoloji literatüründe ‘aşırı onaylama riski’ doğurur. Oysa psikoterapide terapist gerektiğinde empatik yüzleştirme yapar, işlevsiz düşünce kalıplarını sorgular ve terapötik sınırlar koyar. Yapay zeka robotlarının iletişimi sürdürmek adına kişiyi sürekli onaylaması kullanıcılarda sağlıksız duygusal bağlara yol açabilir. Kullanıcılar kendilerini duyulmuş ve onaylanmış hissettiklerinde saatlerce sohbet etmeye devam edebilir. Bu durum profesyonel yardım arayışını geciktirebilir ve kişinin duygusal ihtiyaçlarını gerçek sosyal ilişkiler yerine yapay zeka üzerinden karşılamasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. Veri güvenliği de önemli Ruh sağlığına ilişkin verilerin en hassas kişisel bilgiler arasında yer aldığını hatırlatan Boyraz Giriş, "Yapay zeka destekli birçok sistem geleneksel klinik uygulamaların tabi olduğu etik ve düzenleyici çerçevelere bağlı değildir. Veri saklama ve paylaşım politikaları her zaman şeffaf olmayabildiği için kullanıcılar açısından ek risk oluşturabilir" dedi. "Bilinçli ve sınırlı kullanın" Yapay zekanın tamamen reddedilmesi ya da sınırsız biçimde güvenilmesi yerine bilinçli ve sınırlı bir kullanım yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini belirten Giriş, "Yapay zeka sistemleri bazı durumlarda bilgiye ulaşmayı kolaylaştıran yardımcı araçlar olabilir. Ancak günlük yaşamı belirgin şekilde etkileyen duygusal sıkıntılar, ilişkisel sorunlar veya işlevsellikte düşüş gibi durumlarda yapay zeka ile konuşmaya devam etmek yerine bir ruh sağlığı uzmanına başvurulması önemlidir" diye konuştu.
13 Mart 2026 Cuma - 11:56
Çoğu kişi, hastalığının farkında bile değil
Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, 12 Mart Dünya Böbrek Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, toplumda her 10 kişiden birini etkileyen kronik böbrek hastalığına karşı uyarılarda bulundu. Böbreklerin günde yaklaşık 180 litre kanı süzerek vücudu temizlediğini belirten Dr. Gündüzer, bu organların "sessizce" çalışması nedeniyle hastalıkların sinsi ilerlediğine dikkat çekti. Böbrek hastalıklarının erken dönemde belirti vermediğini vurgulayan Dr. Filiz Gündüzer, "Böbreklerimiz yorulmadan ve şikayet etmeden görevini yapar. Ancak yorgunluk, iştahsızlık, vücutta ödem ve tansiyon yüksekliği gibi belirtiler ortaya çıktığında, hastalık genellikle ilerlemiş demektir. Toplumumuzdaki her 10 kişiden biri kronik böbrek hastası olmasına rağmen, birçoğu bu durumun farkında olmadan yaşamına devam ediyor" dedi. Dr. Gündüzer, diyabet (şeker) hastalarının, hipertansiyon (yüksek tansiyon) sorunu olanların, fazla kilosu (Obezite) olanların, ailesinde böbrek hastalığı öyküsü bulunanların ve 60 yaş ve üzerindekilerin böbrek kontrollerini yaptırması gerektiğini belirtti. Kronik böbrek hastalığının erken teşhisle durdurulabileceğini belirten Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, "Basit bir kan tahlili ve idrar testi ile erken teşhis koymak mümkündür. Erken teşhis sayesinde hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir, diyaliz süreci geciktirilebilir hatta tamamen önlenebilir" dedi. Burtom Özlüce Tıp Merkezi Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, sağlıklı böbrekler için yaşam tarzı önerilerini şöyle sıraladı; "Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçün ve takip edin. Kan şekerinizi kontrol altında tutun. Günlük tuz tüketimini mutlaka azaltın. Vücudunuz için yeterli su içmeyi ihmal etmeyin. Bilinçsiz ağrı kesici kullanımından kesinlikle kaçının. Sağlıklı beslenin ve ideal kilonuzu koruyun. Hareketsiz kalmayın, düzenli egzersiz yapın." Dünya Böbrek Günü’nün bir farkındalık fırsatı olduğunu hatırlatan Dr. Gündüzer, sözlerini şöyle tamamladı; "Böbrekleriniz dertlerini size söylemez. Ama siz onlar için bir adım atabilirsiniz. Kendiniz ve sevdikleriniz için bir test yaptırın. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder