Son Dakika
|
Trump: "İran bugün çok ağır darbe alacak"
Dubai Uluslararası Havalimanına İHA saldırısı
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atamalar Resmi Gazete’de
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Norveç’teki ABD Büyükelçiliği yakınlarında patlama
Laricani: "ABD Venezuela modelini İran’da uygulayabileceğini sandı"
İspanya Başbakanı Sanchez: "Türk sosyal medya topluluğuna selamlar olsun"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani ile telefonda görüştü
Büyükelçi Yılmaz, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile bir araya geldi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı heyetini kabul etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan Birleşik Krallık Başbakanı Starmer ile telefonla görüştü
SAĞLIK
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Eren: "Memede ele gelen her kitle mutlaka muayene edilmelidir"
08 Mart 2026 Pazar - 12:47:20
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri ile ilgili uyarılarda bulunarak erken teşhisin önemine değindi. Eren, "Toplumda genelde 40 yaş altı meme kanseri olmaz gibi bir algı var. Memede ele gelen her kitle mutlaka genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir" dedi. 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri hakkında bilgiler veren Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, hastalıkla mücadelede erken teşhisin önemine değindi. Meme kanserinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Eren, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle kadınlara şöyle seslenmek istiyorum. Siz iyi olursanız, siz yaşarsanız ancak çevrenize, ailenize bakabilirsiniz. Bilindiği üzere meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser. Biz; erken tanı konulduğunda meme kanserinin artık tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu biliyoruz. 3 şey öneriyoruz; meme kanser taramalarını ihmal etmemek gerekiyor. Kendi kendine meme muayenesi klinik meme muayenesi ve mamografik tarama öneriyoruz. Kendi kendine meme muayenesini 20 yaşı üzeri tüm kadınlara adet öncesi ve sonrasında öneriyoruz. Klinik meme muayenesi ise 20-40 yaş arasında hastanın meme kanseri riskine göre 2 ya da 3 yılda bir genel cerrahi uzmanı tarafından yapılmasını istiyoruz. 40 yaşından sonra ise her yıl mutlaka klinik meme muayenesi yapılması gerekiyor. 40 yaşın üzerindeki tüm kadınlara ise mamografik tarama öneriyoruz. Toplumda genelde mamografinin zararlı olduğu ya da radyasyon saçtığıyla ilgili bir bilgi var. Mamografi zararlı değildir, bir uçak seyahatinde aldığınız radyasyon dozundan daha düşüktür. Yapılan bütün çalışmalar; yıllık düzenli olarak kadınlara mamografi çekmenin radyasyonla ilgili bir zarar olduğunu göstermemektedir" dedi. Bazı hastalarda kanser riskinin daha yüksek olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Eren, "Neden bu kadar meme kanseri taraması üzerinde duruyoruz? Çünkü meme kanseri erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir kanser. Bu nedenle bizim belki daha ele gelmeyen bir kitle aşamasında mamografi ile tespit edilmesini sağlamış oluyoruz. Bunun dışında bazı hastalar için meme kanseri riski daha yüksek olabiliyor. O hastanın kendisiyle ilgili birtakım faktörler, özellikle ailesinde hikayesi olan hastalarda daha sık kontroller ya da mamografiye ekstra olarak ultrason gibi tetkikler yapılması gerekebiliyor" ifadelerini kullandı. "Ülkemizde genç yaş meme kanseri sık görülmekte" Kontrollerde ele gelen her memenin uzman hekim tarafından mutlaka muayene edilmesi gerektiğinin de altını çizen Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Saliha Karagöz Eren, "Özellikle 40 yaş altı grup ve 65 yaş üstü grup için uyarıda bulunmak istiyorum. Toplumda genelde 40 yaş altı meme kanseri olmaz gibi bir algı var. Memede ele gelen her kitle mutlaka genel cerrahi uzmanı tarafından muayene edilmelidir. Ülkemizde maalesef Avrupa ve Amerika ülkelerine göre genç yaş meme kanserleri daha sık görülmekte. Bu nedenle ele gelen kitlenin iyi olduğunu düşünerek ihmal etmek, bizim erken teşhis şansımızı maalesef kaybettirebiliyor. Bir diğer grup ise yaşa bağlı çeşitli hastalıkları nedeniyle ya da fiziksel engeli nedeniyle farkında olmayan yaşlı kadınlarımız için geçerli. Anneannelerimizin, babaannelerimizin de kendi yakınları tarafından bu konuda farkındalık oluşturulmasını ve de düzenli olarak muayeneye getirilmesi konusunda hatırlatma yapmak istiyorum. Çünkü bu hastalarda da tanılar maalesef geç dönemde konulabiliyor" diye konuştu.
08 Mart 2026 Pazar - 11:33
Erken teşhis kolon kanserinde hayat kurtarıyor
Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, kolon kanserinde erken evrede teşhis konulduğunda 5 yıllık yaşama süresinin yüzde 90 oranında olduğunu söyledi. Tüm dünyada kadınlarda meme ve akciğer, erkeklerde akciğer ve prostat kanserinden sonra en sık rastlanan üçüncü kanser türü kalın bağırsak (kolon) kanserleridir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon insan kolon kanseri teşhisi almaktadır. Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen kolon kanserinde erken evrede teşhis konulduğunda 5 yıllık yaşama süresinin yüzde 90 oranında olduğunu söyledi. Ancak hastaların sadece yüzde 37’sinde erken evre kanser teşhisi konulduğunu belirten Keskin, "Bu sebeple hastalığın belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve kolon kanseri taraması yaptırmak oldukça önemlidir. Hastalığın gelişimi için bazı risk faktörleri vardır. En önemli risk faktörü yaştır. Genç yaş gurubunda da görülebilmesine rağmen en büyük risk faktörü 50 yaşın üzerinde olmaktır. Hastaların yüzde 90’dan fazlasına 50 yaş üzerinde teşhis konulmaktadır. Kalın bağırsakta polip hikayesi olması, ailede kolon kanseri olması, sigara, alkol, hayvansal yağlardan zengin lifli gıdalardan fakir beslenme, sedanter (hareketsiz) yaşam, şişmanlık, iltihaplı bağırsak hastalığı (ülseratif kolit, crohn hastalığı gibi), kişinin daha önce kalın bağırsak, meme, yumurtalık ve rahim kanseri geçirmiş olması, kalın bağırsak kanseri gelişimi için diğer risk faktörleridir. Kalın bağırsak kanserlerinin yüzde 90’ı polipler üzerinden gelişmektedir" dedi. Belirlenen her polibin patolojik incelenmesi ve çıkartılması gerekmekte olduğunu belirten Keskin, "Hastalığın belirtileri makattan kan gelmesi veya dışkıda kan görülmesi, karın ağrısı, kansızlık, açıklanamayan kilo kaybı, dışkılama alışkanlığında değişiklikler yani kabızlık, ishal veya kabızlık-ishal atakları, dışkı kalınlığında incelme olarak sayılabilir. Hastalığa erken teşhis koymak için en önemli yöntem dışkıda gizli kan aranması ve rektosigmoidoskop veya kolonoskop denilen ucunda ışıklı kamera sistemi bulunan özel cihazlarla ile tarama yapılmasıdır. Bu yöntemlerin uygulanması ile kalın bağırsak kanserlerine bağlı ölüm oranları yüzde 33 oranında azaltılabilir. Risk grubunda olmayan kişiler için 50 yaş üzerinde bir kez ve daha sonra her 5 yılda bir kez kolonoskopi yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserine yakalanmamak için hayvansal yağdan fakir beslenmek ve yüksek lif içeren gıdaları tüketmek, egzersiz yapmak, sigara ve alkol kullanmamak, aşırı kiloları vermek oldukça önemlidir" şeklinde konuştu.
08 Mart 2026 Pazar - 11:29
Psikiyatri Uzmanı Kiras: "Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor"
Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, "Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor. Çünkü uyku, sinir sistemini onaran başak mekanizmalardan birisidir. Hassas ve etkilenebilir grup arasında olan çocuklar içinde onların yanında filtrelenmemiş haber akışını açık bırakmamalıyız" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran’ın aralarında yaşadığı savaştan vatandaşların yaşayabilecekleri sorunlar hakkında değerlendirmelerde bulunarak uzak durmaları gereken konuları açıkladı. Yaşanan savaş hakkında bilgilendirmelerde bulunan Psikiyatri Uzmanı Dr. Fatma Kiras, "Burada temel nörobiyolojik bir mekanizma var. İnsan beyni tehdide karşı programlıdır. İzlediğiniz travmatik görüntülerden fiziksel olarak uzak olsak da beyin bunu bir tehdit sinyali olarak algılar. Sürekli ve yoğun bir şekilde travmatik görüntülere maruz kaldığımızda amigdala dediğimiz alarm sistemi aktif olur. Aslında biz evde koltukta oturuyoruz ama sinir sistemimiz sınırda çalışıyor. Bu durumda en sık, kaygıda artış görürüz. Kişi farkında olmadan sürekli tetiktedir ve tehdidi tarar. Buna uyku bozukluğu eşlik eder. Tahammül azalır öfke artar. Yaşanan savaş sınırımızda dolayısıyla bu savaş bize de sıçrar mı belirsizliği var. Belirsizlik insan ruhunun en zor tolore edebildiği şeylerden birisidir. Belirsizlik kişide kontrol kaybına neden olabilir. Kontrol kaybı hissi de yine kaygının artışına neden olabilir" diye konuştu. Kiras, "Yoğun ve uzun süre travmatik görüntülere maruz kalan kimselerde, dünya eskiye göre daha güvensiz ve adaletsiz algısı oluşabilir. Bu algıda karamsarlık, isteksizlik ve umutsuzluk gibi depresif belirtilere yol açabilir. Bununla birlikte toplumsal düzeyde de benzer bir tablo görünür. Toplumda da tahammül azalır, öfke eşiği düşer. Sosyal medya da ya da sosyal ortamlarda daha kutuplaşmış sert tepkiler görebiliriz. Sonuç itibariyle tehdit algısı arttığı zaman empati azalır ve savunma refleksi artar. Haberlerle ilişkimizi düzenlemek gerekiyor. Bilgi almak tabi ki önemlidir ancak sürekli ve kontrolsüz mazuriyet stres sistemini sürekli aktif eder. Bu nedenle haberi belirli zaman dilimlerinde ve güvenilir kaynaklardan takip etmek daha sağlıklıdır. Özellikle gece saatlerinde yoğun şiddet görüntülerinden uzak durmak gerekiyor. Çünkü uyku, sinir sistemini onaran başak mekanizmalardan birisidir. Hassas ve etkilenebilir grup arasında olan çocuklar içinde onların yanında filtrelenmemiş haber akışını açık bırakmamalıyız. Çocukları bundan uzak tutmalıyız. Aslında en önemlisi de günlük rutin hayat korunmalıdır. Rutin hayat devam ediyor. Beyne güven mesajı verir. Sonuç olarak biz tehdidi kontrol edemeyiz ama maruziyeti kontrol ederek ortaya çıkabilecek belirtileri azaltabiliriz" ifadelerini kullandı.
08 Mart 2026 Pazar - 10:59
Çocuğunuzun kalp hastası olmasını istemiyorsanız bu 5 öneriye dikkat edin
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nuri Cömert, dünya genelinde her 100 doğumdan birinde, Türkiye’de ise her bin doğumun 8-10’unda görülen doğumsal kalp hastalıklarına karşı erken tanı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Dünya Sağlık Örgütü verileri ve ülkedeki istatistikler, çocukluk çağı kalp hastalıklarının sanılanın aksine yaygın bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Dünya genelinde her 100 canlı doğumdan birinde kalp anomalisi tespit edilirken Türkiye’de ise her bin doğumun 8 ila 10’unda doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Bu oranlar, Türkiye’de her yıl yaklaşık 10-15 bin çocuğun kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini gösterirken gecikmiş tanı ve tedavi eksikliği, bu hastalıkları çocukluk döneminin ciddi sağlık problemlerinden biri haline getirdiği kaydedildi. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Nuri Cömert çocukluk çağında görülen kalp hastalıkları hakkında bilgi verdi. "Doğumsal ya da sonradan gelişen bir kalp hastalığı olabilir" Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının temel olarak iki ana grupta incelendiğini belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Doğumsal (Konjenital) kalp hastalıkları, yapısal bozukluklar: Kalbin odacıkları veya büyük damarlar arasında deliklerin ya da anormal bağlantıların bulunmasıdır. Bu hastalıklar riskli gebeliklerde anne karnında ekokardiyografi (Fetal EKO) ile teşhis edilebilir. Doğum sonrası ise fiziksel muayene, kalp ultrasonu ve kalp kateterizasyonu ile tanı kesinleştirilip tedavi süreci başlanabilir. Edinilmiş (sonradan kazanılmış) kalp hastalıkları: İnfeksiyon kaynaklı 5-15 yaş arasında görülen akut romatizmal ateş veya enfeksiyonlara bağlı gelişen kalp tutulumlarıdır. Pandemi sonrası artan obezite ve hareketsiz yaşam, edinilmiş kalp hastalıklarını tetiklemektedir" dedi. Ebeveynlerin özellikle bebeğin ilk aylarında dikkat etmesi gereken "alarm" niteliğindeki semptomları sıralayan Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Siyanoz: Ağız çevresi ve tırnak diplerinde görülen morarmalar. Solunum güçlüğü: Sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma. Gelişim geriliği: Beslenme bozukluğu, yeterli kilo alamama ve aşırı terleme" şeklinde konuştu. "Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir" Ergenlik sürecinin ise artan stres faktörleri nedeniyle kalp sağlığı açısından hassas bir dönem olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Bu dönemde görülen çarpıntıların birçoğu zararsız olsa da, nadiren ilaç tedavisi gerekebilir. Bu dönemde spor öncesi tarama önerilmektedir. Spor sırasında harcanan efor, altta yatan gizli bir hastalığı tetikleyebilir. Bu nedenle spora başlayacak çocuklarda elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi ile detaylı kontrol yapılması hayati önem taşır" diye konuştu. "Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır" Çocuklarda kalp sağlığını korumak için 5 temel stratejinin olduğunu belirten Uzm. Dr. Nuri Cömert, "Düzenli sağlık kontrolleri: Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü varsa erken tarama kritiktir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Obeziteyi önlemek için tam tahıl ve taze besin odaklı diyet uygulanmalıdır. Çocuklar haftada en az 150 dakika fiziksel aktiviteye yönlendirilmelidir. Sigara ve pasif içicilikten kaçınma: Evde sigara içilmemelidir; pasif içicilik çocukların damar yapısını doğrudan olumsuz etkiler. Enfeksiyon yönetimi ve tedavisi: Aşı takvimine uyulmalı ve el hijyenine dikkat edilmelidir. Çünkü romatizmal ateş gibi enfeksiyonlar kalp kapakçıklarını etkileyebilir. Stres yönetimi ve uyku: Okul çağındaki çocuklar günde 9-11 saat uyumalıdır. Aile içi stresin azaltılması kalp ritmini olumlu yönde etkiler" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mart 2026 Cuma- 13:47
400 yataklı hastane yapımı için zemin etüt çalışmaları başladı
2
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
3
07 Mart 2026 Cumartesi- 15:34
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu
4
07 Mart 2026 Cumartesi- 11:14
Onkoloji’nin genç doktorları Antalya’ da buluşuyor
5
06 Mart 2026 Cuma- 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:31
Dr. Aytekin: "Rahim ağzı kanserinden erken tanı ile hayat kurtarmak mümkün"
Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Elif Kuşçu Aytekin, rahim ağzı kanseri ile ilgili bilgi verdi. Dr. Aytekin, "Rahim ağzı kanseri, rahmin alt kısmında yer alan ve "serviks" olarak adlandırılan bölgede gelişen ciddi bir kanser türüdür. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni, HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonudur. HPV virüsü çoğu zaman belirti göstermeden vücuda yerleşebilir ve uzun yıllar fark edilmeden ilerleyebilir. Bu durum, düzenli taramaların hayati önemini daha da artırmaktadır" dedi. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Elif Kuşçu Aytekin, rahim ağzı kanserine karşı farkındalığın artırılması gerektiğini belirterek, "Smear testi ve HPV taramaları, rahim ağzı kanserinin henüz belirti vermeden önce oluşmasını sağlar. Erken dönemde teşhis edilen vakalarda tedavi başarısı son derece yüksektir. Bu nedenle kadınların herhangi bir şikayeti olmasa bile düzenli aralıklarla jinekolojik kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşımaktadır" ifadelerine yer verdi. "Rahim ağzı kanserinde belirtiler önemli" Op. Dr. Elif Kuşçu Aytekin, "Rahim ağzı kanseri ilerleyen evrelerde bazı belirtilerle kendini gösterebilir. Anormal vajinal kanamalar, ilişki sonrası kanama, adet dönemleri dışında lekelenmeler, pelvik ağrı, kasık bölgesinde rahatsızlık hissi ve adet düzeninde değişiklikler en sık karşılaşılan uyarıcılar arasında yer almaktadır. Ancak hastalık erken evrede çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiği için, yalnızca şikayetlere bağlı kalmadan tarama testlerinin yapılması hayati önem taşır" dedi. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Elif Kuşçu Aytekin rahim ağzı kanserinin belirterek, çok eşli olmak, cinsel ilişkiye 20 yaşından önce başlanmak, sigara içmek, bağışıklık sisteminin zayıf olması, böbrek veya karaciğer nakilli olmak, genital organlarda viral ve bakteriyal enfeksiyonların sıkça görülmesi, çok sayıda doğum yapmak, tarama testlerini düzenli yaptırmamak olduğunu ifade etti. Rahim ağzı kanserinin teşhisinde Smear testi Op. Dr. Elif Kuşçu Aytekin, "Smear testi, rahim ağzı hücrelerinde oluşabilecek anormal değişiklikleri tespit etmek amacıyla yapılan, kolay ve güvenilir bir tarama yöntemidir. Jinekolojik muayene sırasında rahim ağzından özel bir fırça yardımıyla hücre örneği alınır. İşlem genellikle ağrısızdır ve birkaç dakika içerisinde tamamlanır. Sağlıklı bir sonuç alınabilmesi için testin adet döneminde yapılmaması önerilmektedir. Türkiye’de 21-29 yaş arası evli kadınlara üç yılda bir Smear testi önerilmektedir. Ancak doktorun gerekli görmesi halinde bu aralık daha sık olabilir. 30 yaş ve üzerindeki kadınlarda ise Smear testine ek olarak HPV testi de mutlaka yapılmalıdır. Çünkü HPV taraması, kanser gelişme riski yüksek olan kadınların erken dönemde tespit edilmesini sağlar" diye konuştu.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:12
Nazilli’de kadınlar güne sporla başlıyor
Aydın’ın Nazilli ilçesinde düzenlenen grup çalışmalarıyla sağlıklı yaşam bilinci güçlendirilirken, fiziksel aktivitenin günlük hayattaki önemi uygulamalı eğitimlerle anlatılıyor, kadınlar ise güne sporla başlıyor. Sağlıklı ve aktif bir yaşamın teşvik edilmesi amacıyla Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezi’nde yürütülen grup çalışmaları devam ediyor. Düzenlenen etkinliklerde, hareketli yaşam alışkanlığının bireylerin hem bedensel hem de ruhsal sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekiliyor. Fizyoterapistler eşliğinde gerçekleştirilen çalışmalarda, günlük yaşamda kolaylıkla uygulanabilecek fiziksel aktiviteler hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Katılımcılara, düzenli hareket etmenin kas-iskelet sistemini korumadaki rolü, duruş bozukluklarının önlenmesi ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkıları aktarıldı. Bilgilendirmenin ardından gerçekleştirilen uygulamalı bölümde, temel egzersiz hareketleri katılımcılarla birlikte yapıldı. Uzmanlar tarafından doğru hareket teknikleri gösterilirken, sağlıklı yaşamın sürdürülebilir hale gelmesi için fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası olması gerektiği vurgulandı. Gerçekleştirilen çalışmalarla, toplumda sağlıklı yaşam farkındalığının artırılması ve bireylerin daha aktif bir yaşam tarzına yönlendirilmesi hedeflenirken, Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada "Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezinde fizyoterapistlerimiz tarafından grup eğitimlerimiz devam ediyor. Bu kapsamda Fizyoterapistlerimiz tarafından gruplarımıza ’Fiziksel Aktivite Danışmanlığı’ verildi. Danışmanlık sonrası uygulamalı olarak hareketler gösterilip, hareketler hep birlikte yapıldı" ifadeleri yer aldı.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:10
Elazığ’da 14 yaşındaki çocuk, ‘Kunduracı göğsü’ hastalığından kurtuldu
Elazığ’da göğüs kafesinde ileri derecede kunduracı göğsü deformitesi bulunan hasta Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesinde yapılan operasyonla sağlığına kavuştu. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi Göğüs Cerrahisi polikliniğine müracaat eden 14 yaşındaki Ali Eymen Bulut’a doktorlar tarafından Kunduracı Göğsü (Pectus Excavatum) teşhisi koyuldu. Tedavi süreci başlayan Bulut Göğüs Cerrahi Kliniği Opr. Dr. Çağlayan Atakan Bilgin tarafından ameliyat edilmeye karar verildi. Yapılan ameliyat neticesinde hastanın göğüs duvarına çelik bir bar yerleştirildi. Göğüs kafesi deformitesinde bariz düzelme görünen hasta, bir süre hastanede tedavi edildikten sonra taburcu edildi. Hasta hakkında bilgiler veren Göğüs Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Çağlayan Atakan Bilgin, "Hastamız 14 yaşında. Bize göğüs bölgesinde ağrı, nefes darlığı şikayetiyle başvurdu. Yaptığımız testlerde hastalığının Pectus Excavatum olduğunu tespit ettik. Pectus Excavatum göğüs ön duvarı deformiteleri içerisinde en sık görülenidir. Kliniğimizde de bu hastalık için modifiye Nuss prosedürü ameliyatı uygulamaktayız. Ameliyatımız göğüs ön duvarının en çökük olduğu yerden bir titanyum bar yerleştirilmesi ve her iki tarafa sabitlenmesiyle sonuçlanmaktadır. Hastanın nefes alışverişi, kalp ritimleri ve genel eforu düzelmektedir. Kliniğimizde bu ameliyat ücretsiz bir şekilde özel hastane konforunda yapılmaktadır. Hastalığımız aynı zamanda halk arasında kunduracı göğsü olarak bilinmektedir. Hastalarımızın ameliyatı sonucunda hem fiziksel semptomlar hem de estetik kaygılar giderilmektedir. Hastanemize hastamıza, tüm ekibimize çok teşekkür ediyorum" dedi. Hastanın Babası Ahmet Bulut ise "Oğlumun göğüs ağrısı ve nefes darlığı vardı. Göğsünün biraz içe çökük olduğunu biz geç fark ettik. Biraz araştırdıktan sonra kunduracı göğsü olarak tabir eden hastalık olduğunu öğrendik. Randevu alarak Çağlayan hocamıza muayene olduk. Hocamız ilk muayenede teşhisi koydu. Bize hastalık hakkında açıklayıcı ve net bilgiler verdi. Biz de daha sonra ameliyata karar verdik. Ameliyatımız yapıldı. Çok başarılı bir ameliyat geçirdik. Şu anda hastamızın sağlık durumu iyi. Hastane zaten bildiğimiz bir hastane. Teknik imkanları da çok güzel. Şu anda bir sıkıntımız yok" ifadelerini kullandı.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 11:04
Manisa’da rahim ağzı kanseri tarama aracı hizmete girdi
Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından temin edilen Mobil Rahim Ağzı Kanseri Tarama Aracı, düzenlenen törenle hizmete alındı. Araçla özellikle kırsal ve ulaşımı zor bölgelerde yaşayan kadınlara ücretsiz tarama hizmeti sunulacak. Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında, toplumda serviks (rahim ağzı) kanseri sıklığını azaltmak ve tarama hizmetlerini daha geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla Manisa İl Sağlık Müdürlüğü’ne ait Mobil Kanser Tarama Aracı hizmete girdi. İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen hizmete alım törenine, Manisa Valisi Vahdettin Özkan’ın eşi Dr. Ruhan Özkan da katıldı. Özel olarak dizayn edilen mobil tarama aracıyla, Manisa genelinde özellikle ulaşımı zor olan köy ve kırsal alanlarda erken teşhis amacıyla tarama yapılacak. "Erken tanı ile ölüm oranları ciddi şekilde azaltılabiliyor" Mobil tarama aracına ilişkin bilgi veren Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, serviks kanserinin kadınlarda dünya genelinde en sık görülen dördüncü kanser türü olduğunu belirtti. Türkiye’de de en sık görülen ilk 10 kanser arasında yer aldığını ifade eden Zeren, tarama yöntemleri sayesinde erken tanı konulduğunda hastalığa bağlı ölüm oranlarının büyük ölçüde azaltılabildiğinin bilimsel olarak kanıtlandığını vurguladı. "30-65 yaş arası kadınlara ücretsiz tarama" Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında serviks kanseri taramasının, 30-65 yaş arasındaki kadınlara 5 yılda bir HPV-DNA testi ile yapıldığını hatırlatan Zeren, bu hizmetin Aile Sağlığı Merkezleri, KETEM’ler, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve mobil tarama araçlarında ücretsiz olarak sunulduğunu söyledi. "Manisa taramada Türkiye’nin en başarılı illerinden" Manisa’nın rahim ağzı kanseri taramalarında Türkiye genelinde başarılı bir konumda olduğunu ifade eden Zeren, "2025 yılında hedef nüfusumuzun yüzde 98’ine ulaşarak 76 bin 577 kadının taramasını gerçekleştirdik. Bu rakamla büyükşehirler arasında en fazla, Türkiye genelinde ise üçüncü en fazla tarama yapan il olduk" dedi. "Kırsal ve dezavantajlı gruplara ulaşılacak" Mobil HPV tarama aracının, kanser taramalarında hizmet ağını genişletmek ve özellikle kırsal bölgelerde yaşayan, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayan vatandaşlara ulaşmak amacıyla Manisa’ya kazandırıldığını belirten Zeren, araçta vatandaşların diğer kanser taramaları hakkında da bilgilendirileceğini ve gerekli yönlendirmelerin yapılacağını söyledi. Serviks kanseri farkındalık ayında hizmete başladı Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hizmet vermeye başlayan mobil tarama aracının Manisa’ya hayırlı olmasını dileyen Zeren, erken teşhisin hayat kurtardığını bir kez daha hatırlattı.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 10:45
İzmirli gazeteci Hasan Yıldırım, organ nakli için donör bekliyor
Bir süredir yakalandığı siroz hastalığı ile mücadele eden gazeteci Hasan Yıldırım, karaciğer nakli için donör bekliyor. Ulusal bir televizyon kanalının İzmir temsilciliği görevini yapan 58 yaşındaki Hasan Yıldırım, yaklaşık bir sene önce rahatsızlanınca hastaneye başvurdu. Yapılan tetkiklerde siroza yakalandığı ortaya çıktı. Yüksek moralle mesleğini sürdürmeye devam eden, diğer yandan tedavisini de aksatmayan Yıldırım, geçtiğimiz ay Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde cerrahi operasyon geçirdi. Taburcu olan olan Yıldırım, sahadaki görevine geri döndü. Bir süre önce fenalaşan Yıldırım, yeniden hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı. Doktorları, Yıldırım’ın organ nakli olması yönünde karar aldı. Karaciğer nakli gerekiyor Yoğun bakımda üç gün geçiren Hasan Yıldırım, ikamet ettiği Buca’daki evinde artık nakil için gelecek sevindirici haberi beklemeye başladı. Ne alkol ne sigara hiçbir kötü alışkanlığı olmadığını belirten Yıldırım, siroz olduğunu duyduğunda çok şaşırdığını ancak moralini yüksek tutarak, doktorlarının da tavsiyelerini dinleyerek mesleğini sürdürmeye devam ettiğini aktardı. Hastalığının ilerlemesi üzerine doktorlarının organ nakline karar verdiğini belirten Yıldırım, tekrar sağlığına kavuşabilmek için karaciğer bağışlayacak donör beklediğini söyledi. Meslek hayatı boyunca organ bağışının önemi ile ilgili çokça haberler yaptığını, farkındalık için yapılan etkinliklere destek verdiğini anlatan Yıldırım, maalesef ailesinden kimsenin nakil için gerekli şartları taşımadığını belirtti. Hem İstanbul’dan hem bir süre bulunduğu Manisa’dan, İzmirli dostlarından yoğun telefon aldığını ifade eden Yıldırım, geçmiş olsun dileğinde bulunan, dualarıyla kendisine destek olan ve moral veren herkese teşekkür etti. Gazetecilikte 36 yılı geride bıraktı Meslek hayatına İstanbul’da bir haber ajansında başlayan Hasan Yıldırım, uzun yıllar polis muhabirliği yaptı. Ailevi sebeplerden ötürü daha sonra Manisa’nın Akhisar ilçesine taşındı. Manisa’da mesleğine devam eden Yıldırım, yaklaşık 10 yıl önce de İzmir’e yerleşti. Yıldırım, halen bir televizyon kanalının İzmir temsilciliği görevine devam ediyor.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 10:13
Prof. Dr. Pekdemir: "Gençlerde ani ölümlerin yüzde 90’ı genetik nedenlerden kaynaklanıyor"
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Pekdemir, genç yaşta meydana gelen ani ölümlerin ve kalp krizlerinin büyük çoğunluğunun genetik nedenlere bağlı olduğunu söyledi. Son dönemlerde genç yaştaki bireylerde kalp krizi sonucu hayatını kaybetme vakalarındaki artışı değerlendiren İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Pekdemir, "Özellikle 15-20 yaş altı grupta meydana gelen ani ölümler çoğu zaman yanlış şekilde kalp krizi olarak değerlendiriliyor. Bu yaş grubunda ani ölümlerin yüzde 90’ı genetik nedenlere bağlıdır" dedi. Koroner arter hastalığının dünya genelinde ölümlerin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Hasan Pekdemir, "Koroner arter hastalığı kalp damarlarının yaşlanmasına ve kireçlenmesine bağlı gelişiyor. Ancak gençlerdeki ani ölümlerin büyük kısmı genetik faktörlerden kaynaklanıyor. Gençlerde görülen ani ölümlerin nedenleri arasında koroner arter anomalileri, doğuştan kalp kası hastalıkları, hipertrofik kardiyomiyopati, uzun QT sendromu, Brugada sendromu, geçirilmiş viral enfeksiyonlar ve bazı ilaç ya da uyuşturucu kullanımları bulunuyor" ifadelerini kullandı. Yirmili yaş altındaki ani ölümlerin, erişkin yaşta görülen kalp damar tıkanıklığıyla ilişkili olmadığını ve genetik nedenlerle ortaya çıkan bu rahatsızlıkların önceden tespit edilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Pekdemir, "Ailelerinde 40-45 yaş altında ani ölüm öyküsü olan gençler, ağır spor ve atletik faaliyetlere başlamadan önce mutlaka kardiyolojik taramadan geçmeli. Basit EKG, fizik muayene ve ekokardiyografi ile risk önceden tespit edilebilir. Böylece genetik bir hastalık varsa önlemler alınabilir ve gerekli tedavi erkenden başlanabilir" diye konuştu.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 10:02
Dyt. Hilal Şahin Güneşsu, bağışıklık sistemini güçlendirmenin yollarını açıkladı
Diyetsen Hilal Şahin Güneşsu, bağışıklık sistemini güçlendirmenin yollarını açıkladı. Güneşsu, vücuda besin alımının, doğumla başlayıp ölümle son bulan ve insan vücudunun gelişimi ile hastalıkların tedavisinde rol oynayan fizyolojik bir süreç olduğunu söyledi. Diyetsen Hilal Şahin Güneşsu, "Uygulanan çeşitli diyetler arasında; Akdeniz tipi diyet, Batı tipi diyet, vejetaryen diyet, Japon diyet, çok düşük kalorili diyet sayılabilir. Bu tarz diyetler, bağırsak florası üzerindeki etkileri ile bağışıklık sistemini de etkileyebilmektedir. Akdeniz tipi diyet olumlu yönde etki ederken, Batı tipi diyet ise olumsuz yönde etki ekmektedir" dedi. Güneşsu, "Vitaminlerden; A vitamini, C vitamini, B grubu vitaminler, E vitamini, D vitamini yine bağışıklık güçlendirici özellikte olup, minerallerden olan çinko, selenyum, demir ve bakır da yine bağışıklığı güçlendirmeye yardımcıdır. Omega 3 ve omega 6, probiyotikler flavonoidler, beta glukarn, ginseng, zerdeçal gibi takviyelerden yararlanmak da yine olumlu etkiler sağlayacaktır. Anlaşılacağı gibi, beslenme ile bağışıklık sistemi etkileşim içerisinde olup, besin öğelerinin uygun dozlarda ve doğru zamanlarda alınması bağışıklığı doğrudan olumlu yönde etkileyecektir" diye konuştu.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:49
"Soğuk hava, kas ve eklem ağrılarını tetikliyor"
Soğuk havaların kas ve eklem ağrılarını artırabildiğine dikkat çeken Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Tuğba Baysak Tunçay, "Soğuk havalarda vücut ısısını korumak için yüzeye yakın kan damarları daralır. Bu durum kaslara giden kan akışını azaltır ve kaslarda sertlik ile ağrıya yol açabilir. Soğuk havalarda kas ağrılarını önlemek için ortam ısısına uygun giyinmek ve soğuk hava akımlarından korunmak önemlidir. Hafif günlük hareketler, esneme ve yürüyüşler kan dolaşımını artırarak kas gerginliğini azaltır" dedi. Soğuk havalarda artan kas ve eklem ağrıları yaşam kalitesini düşürebiliyor. VM Medical Park Pendik Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Tuğba Baysak Tunçay, kış aylarında kas ağrılarının neden arttığını ve alınması gereken önlemleri anlattı. Sıcaklıkların düşmesiyle birlikte kasların daha gergin ve sert hale geldiğini belirten Uzm. Dr. Tunçay, "Soğuk havalarda vücut ısısını korumak için yüzeye yakın kan damarları daralır. Bu durum kaslara giden kan akışını azaltır ve kaslarda sertlik ile ağrıya yol açabilir. Soğuk kasların daha fazla kasılmasına neden olur. Esnekliği ve hareket kabiliyetini kısıtlayarak, özellikle boyun, omuz, bel ve bacak bölgelerinde ağrılar daha sık görülebilir. Artrit ve fibromiyalji gibi kronik rahatsızlığı olan bireylerde ise soğuk hava ağrıları daha da şiddetlendirebilir" şeklinde konuştu. "Risk altında olan bireyler" Soğuk havaların herkesi etkileyebileceğini ancak bazı gruplarda riskin daha yüksek olduğunu belirten Uzm. Dr. Tunçay, yaşlı bireylerde dolaşım ve kas kütlesinin azalmasının soğuğa karşı hassasiyeti artırdığını ifade ederek şu bilgileri paylaştı: "Uzun süre hareketsiz kalan ofis çalışanları sırt ve kalça bölgelerinde gerginlik yaşayabilir. Spor yapan bireylerde ise yeterli ısınma yapılmadan gerçekleştirilen egzersizler sakatlanmalara yol açabilir. Raynaud sendromu ve otoimmün hastalığı olan kişilerde de soğuk havayla birlikte şikâyetler artabilir." "Isınmadan egzersiz yapmayın" Soğuk havada gergin kasların zorlanmaya daha yatkın olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tunçay, "Kaslar yeterince ısınmadan yapılan ani hareketler burkulma ve kas yırtılmalarına neden olabilir. Günlük hayatta hızlı yürüyüş veya ağır yük kaldırmak bile risk oluşturabilir" dedi. "Esneme ve kas güçlendirme egzersizleri önemli" Kas ağrılarından korunmada esneme ve güçlendirme egzersizlerinin büyük rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Tunçay, "Dinamik esneme hareketleri kasları aktiviteye hazırlar. Hızlı yürüyüş gibi akıcı ve tekrarlayan hareketler kaslara kan, ısı ve oksijen taşıyarak sakatlanma riskini azaltır. Kış aylarında bu egzersizlerin kapalı alanlarda yapılması daha faydalıdır" ifadelerini kullandı. "Günlük önlemlerle kas ağrıları azaltılabilir" Kas ağrılarını önleyebilecek günlük rutinlerden bahseden Uzm. Dr. Tunçay, "Soğuk havalarda kas ağrılarını önlemek için ortam ısısına uygun giyinmek ve soğuk hava akımlarından korunmak önemlidir. Hafif günlük hareketler, esneme ve yürüyüşler kan dolaşımını artırarak kas gerginliğini azaltır. Sıcak banyo ve ısıtma pedleri de rahatlama sağlayabilir" açıklamasında bulundu. Ne zaman uzman hekime danışılmalı? Kas ağrılarının birkaç günden uzun sürmesi, hareket kabiliyetini kısıtlaması veya giderek artması durumunda doktora başvurulması gerektiğine değinen Uzm. Dr. Tunçay, "Altta yatan bir sorun olup olmadığı değerlendirilmelidir. Özellikle tekrarlayan yaralanmaları veya kronik rahatsızlıkları olan bireyler kış aylarında düzenli kontrollerini ihmal etmemelidir" dedi. "Beslenme ve yaşam tarzı önemli rol oynuyor" Kas sağlığının korunmasında beslenme ve yaşam tarzının da etkili olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tunçay, "Yeterli su tüketiminin kas kramplarını önlemeye yardımcı olur. D vitamini eksikliği ise kas ağrılarına yol açabilir. Takviye kullanımı için mutlaka doktora danışılması gerekir. Ayrıca fast food gibi işlenmiş gıdalar vücutta iltihaplanmayı artırarak kas rahatsızlıklarını tetikleyebilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:46
İki hafta Gölyaka’da sağlık taraması yapacak
DÜZCE(İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğü tarafından kanser taramalarını yaygınlaştırmak ve daha fazla kişiye ulaşmak için ilçe ilçe, köy köy gezen ekipler ücretsiz sağlık taraması yapılıyor. Düzce Sağlık Müdürlüğü tarafından kanser taramalarını yaygınlaştırmak ve daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla; Merkez Toplum Sağlığı Merkezi ekiplerimizce Gölyaka İlçe Devlet Hastanesi önünde konuşlandırılan sağlık tırında tarama gerçekleştiriliyor. İlçede yaşayan 40-69 yaş arası kadınlara meme kanseri, 30-65 yaş arası kadınlara rahim ağzı kanseri, 50-70 yaş arası kadın ve erkekler de bağırsak kanseri taramalarını ücretsiz olarak yaptırabilecek. Kanserin, erken teşhis edildiğinde önlenebilir bir hastalık olduğunu hatırlatarak ekipler Mobil Kanser Tarama tırının 2 hafta boyunca Gölyaka İlçe Devlet Hastanesi bahçesinde bulanacak olan Mobil Kanser Tarama tırına tüm vatandaşlar bekliyor.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:40
Uzmanından uyarı: "Üveit tedavi edilmezse körlüğe yol açar"
Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, üveitin uzun süreli takip ve tedavi gerektirdiğine dikkat çekerek, "Uygun şartlarda tedavi edilmemesi durumunda körlük ile sonuçlanabilir" uyarısında bulundu. Üveit, göz içi iltihaplanması olarak tanımlanır ve ciddi bir göz hastalığıdır. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, açıklamalarda bulundu. "Vakaların yarısında altta yatan sebep bilinmiyor" Üveitin gözün damarsal tabakasında ortaya çıkan iltihap olduğunu belirten Sızmaz, "Damarsal tabaka gözün katmanları içinde en ortada olan tabakadır ve çok yoğun damarlanmaya sahiptir. Üveitin bu kadar önemli olmasının nedeni vakaların yarısında altta yatan sebebin bilinmemesinden kaynaklanır. Üveit tanısı zor konulan, tekrarlayıcı ve uzun süreli takip ve tedavi gerektiren bir hastalıktır" ifadelerini kullandı. "Üveit atağı ardından Behçet hastalığı tanınmış hastaların sayısı hiç de az değildir" Üveitin gözün ön, orta ya da arka kısmını tutabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sızmaz, "Üveit enfeksiyon nedeniyle olabilir ya da enfeksiyondan bağımsız olarak da ortaya çıkabilir. Altta yatan sebep ya da hastalık etkeni tespit edildiğinde öncelik bu etken hastalığa verilerek üveit tedavi edilebilir. En sık üveit etkenleri enfeksiyonlara bağlı olarak tüberküloz, frengi, uçuk virüsü ve çiğ et tüketimi ile bulaşabilen bir parazit olan toksoplazma enfeksiyona bağlı olmaksızın ortaya çıkabilen Behçet hastalığı, omurga iltihabi, romatizmal hastalıklar, sarkoidoz, sistemik damar iltihapları sayılabilir. Örneğin o güne kadar bilinmeyen ancak üveit atağı ardından Behçet hastalığı tanınmış hastaların sayısı hiç de az değildir" dedi. "Tedavinin yetersiz olması durumunda gözde kalıcı hasar bırakabilir" Üveitin bazen tek bazen ise iki gözü de etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, "Hastalar, üveitin tutulum bölgesi ve klinik şiddetine göre değişmekle beraber gözlerde kızarıklık, görme azlığı, bulanık görme, uçuşmalar, ışık hassasiyeti ve ağrıdan şikayetçi olurlar. Hastalık genellikle ataklarla seyreder. Tedavinin yetersiz olması durumunda gözde kalıcı hasar bırakabilir" ifadelerini kullandı. "Üveit dikkatle izlenmelidir" Üveit tedavisinde öncelikle etkene yönelik tedavinin başlanması gerektiğine dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Sızmaz, "Medikal ilaç tedavileri, damla, enjeksiyon veya sistemik tedavi uygulanabilir. Üveit tedavisinde amaç atağı hızla baskılamak ve hastalığın tekrarlama ihtimalini ortadan kaldırmak, tekrar durumunda da atağın şiddetini hafifletmektir. Üveit dikkatle izlenmelidir ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir" dedi.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:37
Giresun’dan sağlıkta dünya çapında bilimsel başarı
Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Anabilim Dalı (ABD), çölyak ve inflamatuar bağırsak hastalıklarına yönelik bilim dünyasında ses getiren bir çalışmaya imza attı. Dünyada ilk kez çölyak hastalığına bağlı Arnold-Chiari malformasyonu vakası Giresun’da tanımlandı. Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çölyak hastalığına bağlı Arnold-Chiari malformasyonu vakası tanımlandı. İlk kez tanımlanan vaka dünya literatürüne girerken, Gastroenteroloji Anabilim Dalı tarafından yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan "İnflamatuar Bağırsak Hastalıklarında Beslenme" kitapçığının Giresun İl Sağlık Müdürlüğü’nün katkıları ile Türkiye genelinde hastaneler ve ilgili kurumlar aracılığıyla hastalara ulaştırılması planlanıyor. Hastane personeline tanıtımı yapılan kitapçığın başta çölyak, ülseratif kolit ve Crohn hastaları olmak üzere beslenme konusunda doğru ve sade bilgiye ulaşmayı hedefleyen bir hasta kılavuzu olduğu belirtildi. Görsellerle desteklenen kitapçıkta, hastaların anlayabileceği bir dil tercih edildi. Çölyak Karadeniz’de Türkiye ortalamasının üzerinde Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji ABD Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde inflamatuar bağırsak hastalıklarının Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde görüldüğüne dikkat çekti. Prof. Dr. Dülger, "Ülseratif kolit ve Crohn hastalığı bölgemizde Anadolu’nun diğer kesimlerine kıyasla katbekat fazla. Çölyak hastalığının Karadeniz Bölgesi’nde sık görülmesi tarihsel beslenme alışkanlıklarıyla ilişkili bir tespittir. Yüz yıl öncesine kadar bölgemizde mısır ağırlıklı beslenme hakimdi. Daha sonra buğday ekmeğine geçişle birlikte çölyak hastalığında belirgin bir artış yaşandı. Bu durum, bölgemiz için adeta bir ‘mısırdan buğdaya geçiş fenomeni’dir. Hastalarımızın en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında beslenme geliyor. Bu ihtiyacı bilimsel ve pratik bir rehberle karşılamak istedik" dedi. Giresun’da tanımlanan ilk vaka literatüre geçti Prof. Dr. Dülger, çölyak hastalığına ilişkin yürüttükleri bilimsel çalışmaların uluslararası alanda yankı uyandırdığını belirterek, dünyada ilk kez çölyak hastalığına bağlı Arnold-Chiari malformasyonu vakasını tanımladıklarını açıkladı. Dülger, "Çölyak hastalığına bağlı olarak beyin sapındaki kemik dokunun erimesi ve beynin omurilik kanalına doğru yer değiştirmesiyle ortaya çıkan Arnold-Chiari malformasyonunu dünyada ilk kez Giresun’da saptadık. Bu vaka, Uluslararası Beyin Cerrahisi Dergisi’nde bu ay yayımlandı ve dünya literatürüne ‘ilk’ olarak girdi" diye konuştu. Erken tanı ile ciddi sağlık sorunları önlenebilir Çölyak hastalığının yalnızca sindirim sistemiyle sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Dülger, erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, "Tedavisi tamamen diyetle mümkündür. Ancak erken tanı şarttır. Çölyak, boy kısalığı, nedeni bilinmeyen kansızlık, D vitamini eksikliği ve erken yaşta kemik erimesine yol açabilir. Çocukluk çağında yapılacak taramalarla, çocukların boyu 10-12 santimetreye kadar daha fazla uzayabilir" şeklinde konuştu. Anadolu’nun buğdayın anavatanı olduğuna da işaret eden Dülger, "Çölyak hastalığı bir anlamda Anadolu’nun hastalığıdır. Bu alanda ne kadar çok bilimsel çalışma yapılırsa o kadar faydalıdır. Türkiye’de, hatta dünya çapında ses getirecek bir Çölyak Enstitüsü’nün kurulması en büyük temennimizdir" ifadelerini kullandı.
21 Ocak 2026 Çarşamba - 09:32
Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyveler ciddi risk barındırıyor
Sağlık deposu olarak bilinen ıspanak, biber ve çilek gibi sebze ve meyvelerin, maruz kaldıkları pestisitler nedeniyle ciddi sağlık riskleri barındırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Sena Nur Doğan, pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, bu riskleri azaltmak için alınabilecek önlemleri paylaştı. Sağlıklı beslenme denince akla ilk olarak antioksidan, lif, vitaminler ve fitokimyasallar açısından zengin meyve ve sebzeler gelirken, bu besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğine vurgu yapan Medicana International Ankara Hastanesi Feel Well Beslenme ve Yaşam Tasarımı Bölümü’nden Diyetisyen Sena Nur Doğan, bu risklerin başında gelen pestisit tehlikesine dikkat çekti. Doğan, uluslararası hazırlanan raporlarda Türkiye’de tespit edilen kirli besinlerin başında ıspanak, lahana, elma, patates, biber, üzüm, şeftali, armut, çilek, kiraz ve yaban mersini olduğunu belirtti. "Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir" Ispanak, biber ve çilek gibi besinlerin üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle beklenmedik sağlık riskleri taşıyabileceğini belirten Doğan, "Kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok kronik hastalığa karşı koruyucu kabul edilen bu besinlerin, son yıllarda yapılan analizlerde üretim sürecinde maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle sağlığımızı tehdit eden riskler haline geldiği kanıtlanmış durumda. Bunun önemli bir sebebi bu sebze ve meyvelerin özellikle yapraklı, pürüzlü, gözenekli ya da kabuğu ince olması gibi yapısal özellikleri. Bazı örneklerde tek bir gıdada 20’den fazla farklı pestisit türü tespit edilmiştir. Tüm bu veriler, meyve ve sebzelerden uzak durulması gerektiği anlamına gelmez. Pestisit maruziyetini azaltmak için ürünleri akan su altında iyice yıkamak, kabuğu soyulabilen gıdalarda kabukları ayırmak, dış yaprakları temizlemek ve mümkünse bu listedeki ürünlerin organik alternatiflerini tercih etmek önemlidir. Organik besinler üretim sürecinde sentetik pestisitler, kimyasal gübreler ve hormonlar kullanılmadan, belirli kurallar ve denetimler altında yetiştirilen gıdaları ifade eder. Doğal ya da köy ürünü olarak tanımlanan her besin organik değildir, ürün ambalajlarında organik sertifikası yer alan ürünleri tercih edilebilir" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder