ASAYİŞ - 02 Ekim 2025 Perşembe 22:21

Bu otomobilden sağ çıktı: Araç paramparça oldu, sürücü ölümden döndü

A
A
A
Bu otomobilden sağ çıktı: Araç paramparça oldu, sürücü ölümden döndü

Sakarya’nın Serdivan ilçesi D-100 kara yolunda kırmızı ışıkta bekleyen otomobile arkadan kamyon çarptı. Savrularak karşı şeride geçen ve tırın çekici kısmına çarpan otomobil adeta kağıt gibi ezilerek hurdaya döndü. Sadece şoför mahallinin sağlam kaldığı araçtan yaralı çıkan sürücü, yürüyerek ambulansa gitti.


Kaza, D-100 kara yolu Aşağıdereköy mevkiinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, M.T. idaresindeki 24 ABC 653 plakalı Peugeot marka otomobil kırmızı ışıkta durduğu sırada, arkasından gelen R.G. yönetimindeki kamyon çarptı. Çarpmanın şiddetiyle savrulan otomobil karşı şeride geçerek bu kez kırmızı ışıkta bekleyen 81 ACS 161 plakalı tırın çekicisine çarptı. Adeta kağıt gibi ezilerek hurdaya dönen otomobilde sadece şoför mahalli sağlam kaldı. Şans eseri hayatta kalan yaralı sürücü M.T., olay yerinde yapılan ilk müdahalesinin ardından yürüyerek ambulansa gitti. Hastaneye kaldırılan yaralı sürücünün hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenilirken, kaza ile ilgili inceleme başlatıldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin’de görme engelliler için empati parkuru kuruldu Mersin Büyükşehir Belediyesi, ‘7-14 Ocak Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’ kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla empati parkuru kurdu. Sayapark AVM’de düzenlenen etkinlikte vatandaşlar, göz bandı ve beyaz baston kullanarak görme engelli bireylerin kent yaşamında karşılaştığı zorlukları deneyimledi. Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ile bir sivil toplum örgütü iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, hissedilebilir yüzeyden oluşan parkurda yürüyen vatandaşlar, görme engelli bireylerin günlük hayatta yaşadığı güçlükleri birebir yaşama fırsatı buldu. Gözler kapandı, empati arttı Kurulan farkındalık parkurunda katılımcılar göz bandı takarak beyaz baston eşliğinde hissedilebilir zemin üzerinde yürüdü. Uygulamalı etkinlik sayesinde hissedilebilir yüzeylerin şehir yaşamındaki önemi anlatılırken, katılımcılar görme engelli bireylerin karşılaştığı engelleri daha yakından anlama imkanı buldu. "Vatandaşlar, görme engellilerin yaşadığı zorlukları deneyimledi" Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığında görevli sosyolog Onur Örbük, Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası dolayısıyla farkındalık etkinliği düzenlediklerini belirterek, "Görme engelli bireylerimizin şehir hayatında yaşadığı sıkıntılara dikkat çekmek amacıyla bir farkındalık parkuru kurduk. Parkuru deneyimleyen vatandaşlar, daha önce böyle bir deneyim yaşamadıklarını ve görme engellilerin yaşadığı zorlukları daha iyi anladıklarını ifade etti" dedi. Vatandaşlar parkurda zorlandı Etkinliğe katılan vatandaşlardan Ebru Bölük, parkurda yürürken zorlandığını belirterek, "Bu etkinlik gerçekten çok anlamlı. Gözlerim kapalıyken yürümek benim için çok zordu. Empati duygusunun artması için bu tür çalışmalar çok önemli" ifadelerini kullandı. Levent Özkurt ise hissedilebilir yüzeylerin önemini etkinlikte daha iyi anladığını söyleyerek, "Şehirde gördüğümüz sarı bantların ne kadar önemli olduğunu bugün yaşayarak öğrendim. Görme engelli bireyler için büyük bir kolaylık sağlıyor. Bu tür çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Diyarbakır Bu eve gelen her şeyi kırıp döküyor Diyarbakır’da öfke problemi olan girişimci, bunu iş kapısına çevirerek kendisi gibi olanların stres, sinir ve öfkelerini atacağı "öfke evi" açtı. Diyarbakır’da yaşayan Hamza Durmaz, öfke ve sinir problemi yaşayınca arayışa girdi. Durmaz, Avrupa, Amerika ve Türkiye’de farklı yerlerde olan "öfke evi"ni Diyarbakır’da da açma kararı aldı. Durmaz, evin içine televizyondan, buzdolabına, gitardan tabaklara kadar bir evde olması gereken ne varsa buraya koyup gelen müşterilerin kırıp dökeceği bir ortam sağladı. Müşteriler, randevu oluşturup geldiklerinde koruyucu elbise, maske ve eldiven takarak streslerini atıyor. Girişimci Hamza Durmaz, öfke evinin bir nevi terapi olduğunu, insanların içlerinde biriktirdikleri öfkeyi, stresi gelip burada bir anda kırıp, döküp bitirdiğini söyledi. Öfke evini yaklaşık 20 gündür açtığını belirten Durmaz, Avrupa ve Amerika’da yaygın olduğunu, Türkiye’de de bazı bölgelerde olduğunu ifade etti. "Bende burada neden olmasın dedim. Özelikle Diyarbakır için. Biraz öfke problemi had safhada olan bir şehir" diyen Durmaz, "Bir kerede karar verip açtım. Hazırlığı 25 gün sürdü. İçerisinde misafirlerimizin kırmak istediği her şey var. Onlar bizden özel olarak bir malzeme ister o malzemeyi de getiririz. Yeter ki o öfkelerini dışarıda başka birine, bir canlıya karşı değil de, burada eşyalara karşı kullanmalarını istiyoruz" dedi. Araba camı, damperli camlar, şişeler, porselen takımları, televizyon ve bilgisayarların olduğunu kaydeden Durmaz, "Elektrikli süpürge, davlumbaz, saç kurutma makinesi, buzdolabı, çamaşır makinası, gitar, aklınıza ne gelirse burada var. Evde kendi eşyalarınızı kıramıyorsunuz. Sinirli ve öfkelisiniz. Biz, burada evinizi dayayıp döşüyoruz. Ona göre kırıp döküyorsunuz. Örneğin adam gitarına kıyamıyor. Biz, onu uygun bir maliyete alıp uygun bir şekilde ona veriyoruz, o da kırıyor" diye konuştu. "Genelde çiftler geliyor" Sosyal medyada irtibatları olduğunu aktaran Durmaz, "Oradan arayıp randevu oluşturuyorlar. Randevu üzerine geliyorlar. İlkin geldiklerinde terapi yöntemi gibi olduğunu söylüyorum yadırgıyorlar. girip çıktıktan sonra terapi gibi olduğunu kendileri söylüyor. Yaş sınırımız var. Çocuklar yok, genelde çiftler geliyor. Arkadaş grubu gelen var. Evde olan öfkelerini eşyalardan almak yerine buraya geliyorlar. Kırıp döküyorlar, bağırıp çağırıyorlar. Kendi müziklerini açıp eşlik ederek kırıp döküyorlar" şeklinde konuştu. Etrafı toplayıp yeni eşyalar yerleştirdiklerini belirten Durmaz, "Nano teknoloji elbiseler. İçeride cam parçalanıyor. Göze veyahut vücudu parçalamasın diye bunlar var. Müşteriler bunları giyip öyle içeri giriyorlar. Aslında bende de biraz öfke problemi vardı. İlkin kendimde denedim. İşe yaradığını gördüm. Ondan sonra dedim ki bu iş tutar" ifadelerini kullandı.
Eskişehir Eskişehir Valisi Aksoy: "Kapım Eskişehirlilere her zaman açık" Son yayımlanan kararname ile Mülkiye Başmüfettişliği görevine atanan Vali Hüseyin Aksoy ve eşi Hülya Aksoy onuruna Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Ticaret Odası, Eskişehir Ticaret Borsası, Eskişehir Sanayi Odası ve Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanlığı tarafından veda yemeği düzenlendi. İl protokolü, Kamu Kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ve personeli, Sivil Toplum Kuruluşları temsilcileri, millî sporcular ve çok sayıda davetlinin katıldığı programda konuşan, Aksoy, Eskişehir’de yaklaşık 2,5 yıl boyunca büyük bir onur ve sorumlulukla görev yaptığını ifade ederek programa katılan tüm davetlilere teşekkür etti. 1985 yılında başlayan mülki idare amirliği meslek hayatı boyunca Muğla’dan başlayarak, Mersin, Samsun, Diyarbakır, Kocaeli, Aydın ve Eskişehir’de valilik görevlerinde bulunduğunu belirten Vali; özellikle Türkiye’nin hassas dönemlerinde kendisine duyulan güven dolayısıyla Cumhurbaşkanlarımıza, Başbakanlarımıza ve hükümet üyelerine şükranlarını sundu. Vali Aksoy’dan ortak akıl vurgusu Görev anlayışının; iş birliği, kapsayıcılık ve toplumun tüm kesimlerine açık bir yönetim anlayışı üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Hüseyin Aksoy, Eskişehir’in sosyal, kültürel ve ekonomik gelişimi için kamu kurumları, yerel yönetimler, odalar, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlarla yakın diyalog içerisinde çalıştıklarını ifade etti. Görev süresi boyunca hayata geçirilen Kadın Sağlığı Eğitimi Projesi, çocuk işçiliğiyle mücadele, yetişkin dilenciliğinin önlenmesi, okul çevrelerinin güvenliği ve kentin sosyal suç haritasının oluşturulması gibi çalışmalara değinen Vali, bu projelerin Eskişehir’in daha güvenli ve yaşanabilir bir şehir olmasına katkı sunduğunu belirtti. Eşine desteklerinden dolayı teşekkür etti Konuşmasında ailesine, özellikle de eşi Hülya Aksoy’a desteklerinden dolayı teşekkür eden Aksoy; milletvekilleri, belediye başkanları, garnizon komutanlığı, adli teşkilat, vali yardımcıları, kaymakamlar, kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri, oda başkanları, sivil toplum kuruluşları ve Eskişehir halkına şükranlarını sundu. Eskişehir’i her zaman bir memleketi gibi göreceğini ifade eden Vali Aksoy, yeni görevinde de her zaman Eskişehir’e katkı sunmaya hazır olduğunu, kapısının ve telefonunun açık olacağını belirterek konuşmasını tamamladı.
Gaziantep Yarım asırdır zamana ince ayar veriyor Gaziantep’te yarım asırdır 8 metrekarelik dükkanında saat tamirciliği yapan 68 yaşındaki usta, bir zamanların gözde mesleği olan saatçilik mesleğini gençlerin beğenmediği için çırak bulamadığını söyledi. Şahinbey ilçesinde yaşayan Nurettin Büyükkörükçü, 1976 yılında dayısının yanında saatçilik mesleğine çırak olarak başladı. Dayısından kısa süre içerisinde mesleğin tüm inceliklerini öğrenen ve mesleğinde kendini geliştiren Büyükkörükçü, askere gidene kadar dayısının yanında çırak ve kalfa olarak çalıştı. 8 metrekarelik dükkanında yarım asırdır zamana ince ayar veriyor Henüz ilkokul öğrencisiyken ilk adımını attığı mesleğinde ustalaşan Büyükkörükçü, çıraklık ve kalfalık döneminin ardından askere gidip geldikten sonra kendi iş yerini açtı. Daha çok antika saatleri tamir eden ve yarım asırdır saat tamiri yapan Büyükkörükçü, 8 metrekarelik dükkanında mesleğini severek sürdürüyor. Yarım asırdır akreple yelkovanın kovalamacasına tanıklık eden Büyükkörükçü, yıllardır severek yaptığı mesleğini ayakta tutmaya çalışıyor. Büyükkörükçü, son yıllarda gelişen teknolojiyle birlikte mesleğinin arka planda kalmasından ve mesleğini öğreteceği eleman bulamamaktan yakındı. "Saatçilik mesleğine ilkokulu bitirdiğimde dayımın yanında çırak olarak başladım" Mesleğe, çırak olarak dayısının yanında başladığını belirten Büyükkörükçü, çocukluk dönemlerinde saatlere çok merakı olduğu için tamir işine girdiğini belirtti. Saat tamircisi olan dayısından öğrendiği mesleğini severek yaptığını belirten Büyükkörükçü, "Saatçilik mesleğine ilkokulu bitirdiğimde dayımın yanında çırak olarak başladım. 1976’da bu mesleğe başladık. Ondan önce de tatillerde, ara tatillerde gider çalışırdım. İlkokulu bitirdikten sonra da bu işe girdik. 1976’dan beri yapıyoruz. 1984 yılına kadar kalfalık, çıraklık dönemi geçirdik. 1985 yılında askerden döndükten sonra kendi dükkanımızı açtık. Kendi işimizi yapmaya başladık" dedi. "Eski dönemlerde saatçilik çok güzel bir meslekti" Büyükkörükçü, "Tik tak" sesleri ve akreple yelkovanın yarışını izleyerek geçen yarım asırda mesleğine duyduğu saygıyı hiçbir zaman kaybetmediğini belirterek, "Eski dönemlerde saatçilik çok güzel bir meslekti. Telefonların çıkmasından dolayı gittikçe cazibesini kaybetti. Mesleğimiz önce çok iyi bir meslekti. Tamir işlerimiz bayağı vardı. Günbegün biraz düşüş yaptı. 1990’lı yıllarda işlerimiz iyiydi. 2000 yılından sonra işlerimizde tabi düşme olmaya başladı. Mesleğimiz çok iyiydi. Herkes bu işe giremezdi. Şimdiki gençler maalesef bu işlere fazla kafa yormuyor. Onun için meslek cazibesini yitiriyor" şeklinde konuştu. "Bu meslek son demlerini yaşıyor" Saat tamirciliğinin bir zamanların gözde mesleklerinden olduğunu ancak günümüzde çok az sayıdaki ustanın bu mesleği sürdürmenin gayreti içinde olduğunu ifade eden Büyükkörükçü, "Bu meslek sayesinde evlendik, çocuklarımız oldu ve evlendirdik. Ama şimdiki gençler mesleğe heves etmiyor. Onun için biz de mesleğimizi sürdürme peşindeyiz. Biz de herhalde son dönemlerini yaşıyoruz. Şu an yapabildiğimiz kadar saat tamiri yapıyoruz. Sevgisi olmayan bu işi yapamaz. Bu iş gayet sabır ve emek isteyen bir iş. Gayet sabırlı olmak lazım. Sabırlı olmazsan çok nazik ve ince bir iş olduğu için her insan bu mesleğe tahammül edemez" diye konuştu.