Son Dakika
|
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Beşiktaş, Kasımpaşa’ya karşı galibiyet hasretini bitirdi
Suudi Arabistan'dan İran'a: "Sabrımız sınırsız değil"
Okan Buruk: "Böyle bir mağlubiyet aldığımız için üzgünüm"
Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan atama kararları Resmi Gazete’de
UEFA Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalistler belli oldu
Galatasaray'dan Avrupa'ya buruk veda
Cinayete kurban giden taksicinin acılı kardeşi konuştu!
İran’da dünyanın en büyük doğal gaz sahasındaki rafinerilere saldırı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Telefondan annesiyle bayramlaşan Mehmetçik’in duygu dolu anları
Mardin’de dilencinin para saydığı anlar kamerada
Ramazan hasılatını Gazze’ye gönderdi
Çankırı’da 2 katlı ahşap evde yangın: 2 ölü
İspanya, Irak’taki askerlerini Türkiye’ye tahliye etti
Kastamonu’da 8 asırlık "tekke çorbası" geleneği bu yıl da yaşatıldı
Sergen Yalçın, Emre Belözoğlu’na karşı ilk galibiyetini aldı
TEKNOLOJİ
OMÜ Planetaryum’da personele uzay yolculuğu yaşatan sunum
18 Mart 2026 Çarşamba - 14:38:04
Samsun’da, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) bünyesinde faaliyet gösteren Gözlemevi-Planetaryum’da Genel Sekreterlik personeline yönelik işitsel ve görsel sunum gerçekleştirildi. Planetaryum sorumlusu Dr. Selami Kalkan tarafından yapılan sunumda, katılımcılara uzayın derinliklerine uzanan kapsamlı bir anlatım sunuldu. Gezegenlerden yıldızlara, ışık hızından karadeliklere kadar birçok başlıkta yapılan bilgilendirmeler sinevizyon gösterimiyle desteklendi. Programda planetaryumun teknik altyapısına da değinildi. 7 metre çapında kubbeli yapıya sahip sistemin, balık gözü (fisheye) mercekli özel projeksiyon cihazı sayesinde katılımcılara gerçeğe yakın üç boyutlu bir izleme deneyimi sunduğu aktarıldı. Sunum kapsamında Stellarium programı ve özel efektler kullanılarak yön bulma teknikleri, takımyıldızları, göktaşı yağmurları ve galaksiler etkileşimli şekilde anlatıldı. Güneş’in batışıyla birlikte gökyüzünde beliren gezegenler ve yıldızların hareketleri sanal ortamda gösterilerek katılımcıların uzay gözlemlerine ilişkin farkındalığı artırıldı. Kutup yıldızının bulunması, Zodyak kuşağı ve takımyıldızlarının mitolojik karşılıklarının da ele alındığı programın ardından planetaryum ortamında evrene ilişkin yaklaşık 20-25 dakikalık film gösterimi yapıldı. Etkinlik, katılımcıların planetaryum deneyimini yerinde gözlemlemesinin ardından sona erdi. Her yıl farklı yaş gruplarından binlerce ziyaretçiyi ağırlayan planetaryumda gösterimlerin hafta içi 09.30, 11.00, 13.30 ve 15.00 saatlerinde gerçekleştirildiği, salonun 30 kişilik kapasiteye sahip olduğu ve rezervasyon için en az 20, en fazla 30 kişilik grupların kabul edildiği belirtildi. Gözlemevinde ise Karadeniz Bölgesi’nde uygun gözlem gecelerinin sınırlı olması nedeniyle yalnızca belirli günlerde ve uygun hava koşullarında bilimsel gözlem yapılabildiği ifade edildi.
18 Mart 2026 Çarşamba - 10:32
Dicle Elektrik’ten ekonomiye 642 milyon liralık katkı
Dicle Elektrik, son beş yılda 3 bin 441 trafonun geri dönüşümünü gerçekleştirerek 642 milyon liraya denk gelen ekonomik kaynağın korunmasını sağladı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan 6 ilde kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji dağıtımı hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Dicle Elektrik, çevre ve ekonomi odaklı projelerine hız kesmeden devam ediyor. Diyarbakır ve Şanlıurfa’da bulunan trafo geri dönüşüm atölyelerini modernize ederek kapasitesini artıran şirket, kullanım ömrünü tamamlamış ya da çeşitli nedenlerle devre dışı kalan trafoları yenileyerek enerji altyapısına kazandırıyor. Çeşitli nedenlerle kullanım dışı kalan trafoların yenilenerek tekrar hizmete sunulduğunu ve bu sayede sürdürülebilir ekonomiye katkı sağlandıklarının altının çizen Dicle Elektrik Şebeke Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nedim Tüzün, "Diyarbakır ve Şanlıurfa’daki geri dönüşüm merkezlerimiz bölgemiz için önemli bir değer oluşturuyor. Son beş yıl içinde çeşitli nedenlerle kullanım dışı kalmış Diyarbakır’daki merkezde 2 bin 2, Şanlıurfa’daki merkezde ise bin 439 trafonun geri dönüşümünü başarıyla gerçekleştirdik. Böylece hizmet verdiğimiz 6 ilin tamamına hitap eden iki merkezimizde toplamda 3 bin 441 trafo yenileyerek tekrar kullanıma hazır hale getirdik. Döngüsel ekonominin en güzel örneklerinden olan bu çalışmalarımızla ekonomimize yaklaşık 642 milyon liralık bir katma değer sağladık. Ciddi yatırımlarla modernize ettiğimiz geri dönüşüm atölyelerimiz aynı zamanda sahada görev yapan teknik ekiplerimiz için de önemli birer uygulama ve eğitim alanı işlevi görüyor. Burada yapılan çalışmalar hem operasyonel verimliliği artırıyor hem de teknik personelimizin deneyimini geliştiren birer eğitim merkezi niteliği taşıyor" dedi. Dicle Elektrik tarafından modernize edilen geri dönüşüm atölyelerinde trafoların yenilenmesinin yanı sıra çevresel etkileri azaltan çalışmalar da yürütülüyor. Atölyelerde yüzlerce ton trafo yağı rafine edilerek yeniden kullanılabilir hale getiriliyor. Bu sayede hem maliyet avantajı sağlanıyor hem de çevreye verilmesi muhtemel zararların önüne geçiliyor. Aşırı yüklenme, kaçak tüketim veya dış müdahaleler gibi nedenlerle kullanılamaz hale gelen trafoların yeniden değerlendirilmesi, enerji altyapısının daha sürdürülebilir şekilde yönetilmesine de katkı sunuyor.
18 Mart 2026 Çarşamba - 10:00
Çay atığından antibakteriyel ürün geliştirdiler
Rize TOBB Fen Lisesi öğrencileri çay atığından yüzde 100’e yakın antibakteriyel özellik taşıyan yenilikçi bir kaplama ürünü geliştirdiler. Türkiye’nin çay başkenti Rize’de, çay atığından yola çıkan lise öğrencileri dikkat çekici bir bilimsel çalışmaya imza attı. Rize TOBB Fen Lisesi 10. sınıf öğrencileri Derin Şengül, Çağan Gültekin ve Leyla Omar, bölgede büyük miktarlarda oluşan çay atığını değerlendirerek antibakteriyel özellik taşıyan yenilikçi bir kaplama geliştirdi. Yılda 83 bin ton çay atığı Çay bahçelerinden toplanan yeşil çay filizlerinin fabrikalarda işlenirken ayrılan lifli kalın kısımları; çay atığı veya çay çöpü olarak adlandırılıyor. Araştırmalara göre Türkiye’de çay üretimi sonucunda yılda yaklaşık 83 bin ton çay atığı oluşuyor. Öğrenciler, bu büyük atık kaynağını bilimsel bir fırsata dönüştürerek çay posasındaki doğal bileşenleri kullanıp gümüş nanoparçacıklarla güçlendirilmiş hijyenik bir yüzey kaplama teknolojisi geliştirdi. Gümüşün yeşil yolculuğu "Gümüşün Yeşil Yolculuğu: Atık Çay Polifenolleri ile Güçlendirilmiş Hijyenik Kaplama Teknolojisi" adı verilen proje, yapılan laboratuvar testlerinde yüzde 99,5’e varan antibakteriyel etki göstererek dikkat çekti. Proje aynı zamanda TÜBİTAK 2204A Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nda binlerce proje arasından ilk 6’ya girerek önemli bir başarı elde etti. Sağlık ve hijyen alanında oldukça önem taşıyan projenin farklı testler yapılarak daha da geliştirilmesi hedefleniyor. Antibakteriyal kalkan Geliştirilen antibakteriyel kaplama, su bazlı vernik ve benzeri kaplama malzemelerine entegre edilerek farklı yüzeylerde kullanılabilecek şekilde tasarlandı. Boya, vernik ve çeşitli kaplama ürünlerinin içine katılarak duvarlar, masa yüzeyleri, kapı kolları gibi temasın yoğun olduğu alanlarda uygulanabileceği belirtildi. Özellikle hastaneler, laboratuvarlar, gıda üretim tesisleri ve kuaförler gibi hijyenin kritik olduğu ortamlarda yüzeyleri bakterilere karşı daha güvenli yapacağı ifade edildi. "Sıfır atık kapsamında, çay atığını değerlendirdik" Projenin fikir aşamasını anlatan öğrencilerden Derin Şengül, bakterilerin yüzeylerde oluşturduğu risklerin bu çalışmanın çıkış noktası olduğunu belirtti. Şengül, "Yaptığımız araştırmalarda bakterilerin birçok yüzeyde ciddi sorunlara yol açtığını gördük. Antibakteriyel kaplamaların bu soruna karşı etkili bir çözüm olduğunu fark ettik ancak bu kaplamaların çok yaygın kullanılmadığını gördük. Bu nedenle kendi kaplamamızı geliştirmeye karar verdik. Gümüş nanoparçacıklar geniş yüzey alanı sayesinde güçlü antibakteriyel özellik gösteriyor. Bu yüzden ana ham madde olarak gümüş nanoparçacık kullanmaya karar verdik. Bunun yanında sıfır atık yaklaşımı kapsamında çay atığını değerlendirmeyi hedefledik" şeklinde konuştu. Hastanelerden okullara kadar geniş kullanım alanı Projede yer alan öğrencilerden Leyla Omar ise bakterilerin yalnızca hastanelerde değil günlük yaşamın birçok alanında bulunduğunu söyledi. Omar, "Kaplamayı üretirken çevre dostu yeşil sentez yöntemini kullandık. Ayrıca su bazlı vernik ile gümüş iyonlarını entegre ettik. Bu sayede kokusuz ve renksiz bir kaplama elde ettik. Duvarlar, masa yüzeyleri ve birçok farklı yüzeyde kullanılabilir. Hastaneler ve sağlık kuruluşları, laboratuvarlar, kuaförler, gıda üretim tesisleri, okullar ve toplu yaşam alanları olabilir. Yaptığımız testlerde bakterilerin üremesi için en uygun ortamda bile kaplamanın yüzde 99,5’e varan antibakteriyel etki gösterdiğini gördük. Farklı ortamlarda yaptığımız deneylerde yüzde 100’e varan antibakteriyel etkinlik de gözlemledik" dedi. Zorlu ama başarılı bir süreç Projede yer alan öğrencilerden Çağan Gültekin ise projenin uzun ve zorlu bir çalışma süreci sonunda ortaya çıktığını söyledi. Gültekin, "Proje boyunca ekip olarak sürekli birlikte çalıştık. Bazen derslerle birlikte yürütmek zor oldu, çok yorulduk ve bazı denemelerde başarısız olduk. Ancak pes etmedik. Her başarısızlıktan sonra tekrar denedik ve hatalarımızdan öğrenmeye çalıştık. Sonunda böyle bir proje ortaya çıktı ve projemizin daha da gelişeceğine inanıyoruz" diye konuştu. "Farklı çalışmalar öğrencilerime ilham verdi" Projeye rehberlik eden Rize TOBB Fen Lisesi Kimya Öğretmeni Kadriye Dinç, öğrencilerin yerel bir atıktan yola çıkarak böyle bir teknoloji geliştirmesinin oldukça değerli olduğunu söyledi. Dinç, "Uzun yıllardır öğrencilerle birlikte projeler yaparak onları bilimle tanıştırmaya çalışıyorum. Okulumuzda artık bilimle ilgili bir kültür oluştu diyebilirim. Gerçekten öğrencilerimiz çok meraklı ve bu meraklarının her geçen gün arttığını görüyorum. Onların bu ilgisi bize yansıyınca biz de kayıtsız kalamıyoruz. Sene başında öğrencilerim ’Hocam çok güzel bir proje fikrimiz var’ dediklerinde ben de gerçekten çok heyecanlanmıştım. Projeyi dinlediğimde değerli bir çalışma olabileceğini düşündüm ve öğrenciler araştırmalarına başladılar. Ülkemizde yürütülen sıfır atık politikası ve yeşil sentez yaklaşımı, yani çevreye zarar vermeden faydalı ürünler üretme çabası her geçen gün daha da önem kazanıyor. Öğrencilerimiz de bu yaklaşımın içinde olmak istediler. Çalışmalarında bir atık ürün kullanmayı düşündüler ve bunun yerel bir atık olmasını istediler. Rize’de çok sayıda çay fabrikası var ve bu nedenle oldukça fazla çay atığı oluşuyor. Çay üzerine yapılan farklı çalışmalar da öğrencilerimize ilham verdi. Üniversitemizde ve çeşitli kurumlarda çay atığıyla ilgili çok güzel projeler yapıldığını gördüler. Bunun üzerine ’Öğretmenim biz de çay atığını kullanabiliriz’ diyerek çalışmaya başladık" dedi. "Test sonuçları başarılı çıktı" Projede sağlık alanına yönelik bir çözüm geliştirmeyi hedeflediklerini belirten Dinç, çalışmanın nanoteknoloji ve çevre dostu üretim anlayışını buluşturduğunu ifade etti. Dinç, "Ne yapabiliriz diye düşünürken sağlık alanına yöneldik. COVID-19 pandemisi ve hastane enfeksiyonları gibi sorunlar öğrencileri bu alanda bir çözüm geliştirmeye yönlendirdi. Gümüş, altın ve çinko gibi parçacıkları değerlendirmeye başladılar. Gümüşün antibakteriyel özelliği biliniyor ancak maliyeti yüksek. Biz de gümüşü çay atıklarıyla birleştirerek nanoteknoloji yardımıyla nano düzeyde üretip kaplama malzemesine entegre ederek antibakteriyel bir ürün elde etmeyi hedefledik. Yaptığımız analizler sonucunda çayın bu çalışma için oldukça uygun bir materyal olduğunu gördük. Öğrenciler su bazlı ve çevre dostu bir vernik kullanarak elde ettikleri nanoparçacıkları kaplamaya entegre ettiler. Böylece yüzeylere uygulanabilecek bir kaplama ürünü ortaya çıktı. Küçük bir prototip oluşturduk ve bunu ilimizdeki ilgili kurumların laboratuvarlarında test ettik. Sonuçlar bizi gerçekten heyecanlandırdı çünkü kaplamanın antibakteriyel özellik gösterdiği görüldü. Proje şu anda geliştirme aşamasında. Ar-Ge çalışmalarıyla ilerletmeyi planlıyoruz. Hastaneler, laboratuvarlar, gıda sektörü ve bakterinin üreyebildiği birçok ortamda kullanılabileceğini düşünüyoruz. TÜBİTAK 2204A yarışmasında binlerce proje arasından önce ilk 6’ya girdik. Bu bizim için çok önemli bir motivasyon oldu. Henüz ticari bir teklif yok ancak proje geliştikçe çok daha güzel sonuçlar ortaya çıkacağına inanıyoruz" diye konuştu. Pandemiler ve bulaşıcı hastalıklar açısından önemi COVID-19 pandemisi, virüs ve bakterilerin yüzeyler üzerinden de hızla yayılabildiğini tüm dünyaya gösterdi. Hastaneler, okullar, toplu taşıma araçları ve kamuya açık alanlarda yüzey hijyeninin ne kadar kritik olduğu bu süreçte daha net ortaya çıktı. Rize TOBB Fen Lisesi öğrencilerinin geliştirdiği antibakteriyel kaplama, bu açıdan önemli bir potansiyel taşıyor. Yüzeylerde bakteri oluşumunu büyük ölçüde engelleyebilen bu teknoloji; özellikle hastaneler, laboratuvarlar, gıda üretim tesisleri ve toplu kullanım alanlarında hijyen seviyesini artırabilecek bir çözüm olarak değerlendiriliyor. Yerel bir tarım atığı olan çay atığından geliştirilen bu kaplama, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede çevre dostu ve yenilikçi bir yaklaşım sunması bakımından dikkat çekiyor.
17 Mart 2026 Salı - 14:03
Sivaslı öğrenciler, robot yarışmasında gövde gösterisi yaptı
Sivas Selçuk Anadolu Lisesi öğrencileri, İstanbul’da gerçekleştirilen Uluslararası Fibonacci Robot Olimpiyatları Marmara Bölgesi Turnuvası’nda katıldıkları 5 robotun tamamıyla dereceye girdi. İstanbul’da düzenlenen ve teknolojiye gönül veren gençleri bir araya getiren Uluslararası Fibonacci Robot Olimpiyatları Marmara Bölgesi Turnuvası, büyük bir rekabete sahne oldu. Toplam 300 takımın kıyasıya mücadele ettiği dev organizasyona, Sivas Selçuk Anadolu Lisesi öğrencileri de katıldı. Turnuvaya 5 robotla katılan öğrenciler, tüm robotlarıyla derece elde etti. Rakiplerini geride bırakan öğrenciler, "Labirent Çözen" ve "Mini Sumo" kategorilerinde şampiyonlukların yanı sıra 3 farklı madalya almaya hak kazandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
23 Temmuz 2025 Çarşamba- 22:12
TUSAŞ ile Ge-Aerospace arasında HÜRJET Jet eğitim uçağının motoru için mutabakat zaptı imzalandı
2
18 Mart 2026 Çarşamba- 10:00
Çay atığından antibakteriyel ürün geliştirdiler
3
18 Mayıs 2017 Perşembe- 15:16
İşitme engelliler için konuşan eldiven yaptı
4
23 Temmuz 2025 Çarşamba- 21:29
"SEYİT"te hedef büyük
5
28 Ocak 2026 Çarşamba- 11:15
Kollektif Zeka 2026 Vizyon Buluşması: Yapay zekada global standartlar masaya yatırıldı
04 Aralık 2024 Çarşamba - 10:28
“Dijitalleşme yatırımları ekonomik büyümeyi artıracaktır”
Biruni Teknopark Genel Müdürü Sezgin Erzan, Türkiye’nin Endüstri 4.0 sürecine yönelik önemli değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin dijitalleşme potansiyelinin yüksek olmasına rağmen ilerlemenin yavaş olduğu söyleyen Erzan, “Dijital dönüşüm sürecindeki yavaş ilerlemenin aşılması için cesur kararlar alınmalı ve uzun vadeli stratejiler oluşturulmalıdır” dedi. Erzan, “Endüstri 4.0, sadece büyük işletmeler için değil, tüm sanayi sektörü için bir fırsat. Türkiye, otomotiv, tekstil ve kimya gibi sektörlerde dijitalleşme adına önemli adımlar atmış olsa da, bu dönüşümün daha geniş bir kitleye yayılması gerekiyor” dedi. KOBİ’lerin dijitalleşme sürecine daha entegre olabilmesi için devletin ve özel sektörün ortaklaşa yatırım yapması gerektiğini belirten Erzan, “Küçük ve orta ölçekli işletmeler, teknolojik altyapıyı oluşturabilmek için büyük işletmelerle aynı kaynaklara sahip değil. Bu noktada teşviklerin artırılması, eğitim ve altyapı yatırımlarının desteklenmesi önem taşıyor” şeklinde konuştu. Türkiye’nin dijitalleşme potansiyeli yüksek Erzan, Türkiye’nin dijitalleşme potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu, ancak teknolojik entegrasyon sürecinin henüz istenilen düzeye gelmediğini vurguladı. Özellikle robot teknolojileri, yapay zeka ve nesnelerin interneti gibi yeni teknolojilere yapılan yatırımların artırılmasının gerektiğini belirten Erzan, “Yüksek teknolojiye dayalı üretim süreçlerinin yaygınlaşması, Türkiye’nin küresel pazarlarda rekabet gücünü artıracaktır” dedi. Dijital dönüşüm süreci ve çözüm önerileri Endüstri 4.0 dönüşüm sürecinde karşılaşılan en büyük zorluklardan birinin dijital dönüşümdeki yavaş ilerleme olduğunu ifade eden Erzan, “Türkiye’nin bu dönüşümü hızlandırabilmesi için cesur kararlar alması ve uzun vadeli dijitalleşme stratejileri geliştirmesi büyük önem taşıyor. Bu alanda yapılacak yatırımlar, hem ekonomik büyümeyi hem de rekabet gücünü artıracaktır” diye ekledi. Biruni Teknopark Genel Müdürü Erzan, dijital dönüşümdeki en büyük engellerin başında yüksek yatırım maliyetlerinin geldiğini ancak bu maliyetlerin zaman içinde verimlilik artışı ve maliyet tasarruflarıyla telafi edilebileceğini söyledi. Türkiye’nin teknolojiye yatırım yaparak sadece üretim süreçlerini iyileştirmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni iş modelleri ve iş gücü potansiyeli de oluşturabileceğini belirtti. Sezgin Erzan, Türkiye’nin Endüstri 4.0 dönüşümünde daha hızlı ve etkili bir yol alabilmesi için, tüm paydaşların bir arada çalışması gerektiğinin altını çizdi. Teknoloji yatırımları, Ar-Ge destekleri ve stratejik planlamalarla Türkiye’nin dijitalleşme yolunda daha sağlam adımlar atacağına inandığını söyledi.
04 Aralık 2024 Çarşamba - 10:13
Van’da “kapsüllenmiş maya” üretildi
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde (Van YYÜ) hayata geçirilen projeyle nanoteknoloji ile probiyotik mikroorganizmaların ekmek gibi temel gıdalarda canlı kalması sağlandı. Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Raciye Meral, bu yenilik sayesinde probiyotiklerin bağırsaklara kadar sağlıklı bir şekilde ulaştığını ifade ederek, “Kolon kanserini önleme, bağırsak faaliyetlerini düzenleme gibi önemli etkiler sağlayabilir. Ekmek, halkımızın beslenmesinde temel bir yer tuttuğundan bu projeyle hem besleyiciliğini artırmayı hem de fonksiyonel bir gıda olarak kullanılmasını hedefledik” dedi. Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Raciye Meral ve doktora öğrencisi Aslıhan Alav’ın geliştirdiği “kapsüllenmiş maya” teknolojisi probiyotiklerin gıdalarda dayanıklılığını artırırken, besin değerlerini koruma potansiyeliyle dikkat çekiyor. Çalışma, probiyotiklerin ısıl işlemden sonra bile etkisini kaybetmeden insan sağlığına fayda sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Van YYÜ İnovan Girişimcilik Merkezi’nin desteklediği ve patent başvurusu yapılan projede laboratuvar ortamında yapılan testlerde de probiyotiklerin sindirim sisteminde canlılığını koruduğu tespit edildi. “Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor” İHA muhabirine konuşan Doç. Dr. Raciye Meral, probiyotiklerin ısıl işleme dayanıklılığını artırmak için geliştirilen bu projenin Aslıhan Alav’ın doktora tezinin bir parçası olarak yürütüldüğünü belirtti. Probiyotiklerin oksijen ve sıcaklıktan olumsuz etkilendiğini, bu sebeple insan sağlığına olan olumlu etkilerini kaybedebildiğini ifade eden Doç. Dr. Meral, “Probiyotik mikroorganizmaları nanoteknolojinin sağladığı avantajlarla nanoliflere entegre ederek, ekmek gibi gıdalarda korumayı hedefledik. Yaptığımız analizler, pişirme süreci sonrasında da bu mikroorganizmaların canlı kaldığını gösterdi ancak bu yeterli değildi; sindirim süreçlerine de dayanıklı olmaları gerekiyordu. Laboratuvar ortamında yaptığımız testlerde probiyotiklerin sindirim sisteminde de canlılığını koruduğunu tespit ettik. Bu çalışma dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor” dedi. “Bağırsaklara kadar sağlıklı ulaşıyor” Bu yenilik sayesinde probiyotiklerin bağırsaklara kadar sağlıklı bir şekilde ulaştığının altını çizen Meral, “Kolon kanserini önleme, bağırsak faaliyetlerini düzenleme gibi önemli etkiler sağlayabilir. Pandemi sonrası probiyotiklere olan ilgi artış gösterdi. Ekmek, halkımızın beslenmesinde temel bir yer tuttuğundan bu projeyle hem besleyiciliğini artırmayı hem de fonksiyonel bir gıda olarak kullanılmasını hedefledik” diye konuştu. “Pişme sonrası canlılıklarını tespit ettik” Doktora öğrencisi Aslıhan Alav ise projeyle ekşi maya fermantasyon sürecini 10 günden 1 güne indirdiklerini belirterek, “Geleneksel yönteme göre pişme sonrası canlılıklarını tespit ettik. Daha sonra bu pişme sonrasında da bağırsağa inip inmediklerini tespit ettik ve bu canlı organizmaların pişme sonrasında da bağırsağımıza inebildiğini ve yaklaşık 9 bin koloni olduğunu tespit ettik. Elde ettiğimiz bu sonuçlar, çalışmamızın değerini daha da artırıyor” dedi. “Patent başvurusu yapıldı” Projeyi destekleyen İnovan Girişimcilik Merkezi Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Erol Kına, merkezin Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) ve Van YYÜ ortaklığıyla kurulduğunu belirtti. Üniversitede geliştirilen projelerin genellikle fikir aşamasında kaldığına dikkat çeken Kına, “Biz projelerin ticarileşmesi ve şirketleşmesi için mentörlük ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Şu an kuluçka programında devam eden nanobiyotikler projemiz de bu kapsamda yer alıyor. Patent başvurusu yapıldı ve çalışmalar devam ediyor. Bu proje hem bölgemiz hem de ülkemiz için önemli bir inovasyon” şeklinde konuştu.
04 Aralık 2024 Çarşamba - 09:56
Van’da “kapsüllenmiş maya” üretildi
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde (Van YYÜ) hayata geçirilen yenilikçi bir projeyle nanoteknoloji kullanılarak probiyotik mikroorganizmaların ekmek gibi temel gıdalarda canlı kalması sağlanıyor. Van YYÜ Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Raciye Meral ve doktora öğrencisi Aslıhan Alav’ın geliştirdiği “kapsüllenmiş maya” teknolojisi, probiyotiklerin gıdalarda dayanıklılığını artırırken besin değerlerini koruma potansiyeliyle dikkat çekiyor. Çalışma probiyotiklerin ısıl işlemden sonra bile etkisini kaybetmeden insan sağlığına fayda sağlayabileceğini ortaya koyuyor. Van YYÜ İnovan Girişimcilik Merkezi’nin desteklediği ve patent başvurusu yapılan proje, laboratuvar ortamında yapılan testlerde de probiyotiklerin sindirim sisteminde canlılığını koruduğu tespit edildi. “Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor” İHA muhabirine konuşan Doç. Dr. Raciye Meral, probiyotiklerin ısıl işleme dayanıklılığını artırmak için geliştirilen bu projenin, Aslıhan Alav’ın doktora tezinin bir parçası olarak yürütüldüğünü belirtti. Probiyotiklerin oksijen ve sıcaklıktan olumsuz etkilendiğini, bu sebeple insan sağlığına olan olumlu etkilerini kaybedebildiğini ifade eden Doç. Dr. Meral, “Probiyotik mikroorganizmaları, nanoteknolojinin sağladığı avantajlarla nanoliflere entegre ederek ekmek gibi gıdalarda korumayı hedefledik. Yaptığımız analizler, pişirme süreci sonrasında da bu mikroorganizmaların canlı kaldığını gösterdi. Ancak bu yeterli değildi; sindirim süreçlerine de dayanıklı olmaları gerekiyordu. Laboratuvar ortamında yaptığımız testlerde, probiyotiklerin sindirim sisteminde de canlılığını koruduğunu tespit ettik. Bu çalışma dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor” dedi. “Bağırsaklara kadar sağlıklı ulaşıyor” Bu yenilik sayesinde probiyotiklerin bağırsaklara kadar sağlıklı bir şekilde ulaştığının altını çizen Meral, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kolon kanserini önleme, bağırsak faaliyetlerini düzenleme gibi önemli etkiler sağlayabilir. Pandemi sonrası probiyotiklere olan ilgi artış gösterdi. Ekmek, halkımızın beslenmesinde temel bir yer tuttuğundan, bu projeyle hem besleyiciliğini artırmayı hem de fonksiyonel bir gıda olarak kullanılmasını hedefledik.” “Pişme sonrası canlılıklarını tespit ettik” Doktora öğrencisi Aslıhan Alav ise projeyle ekşi maya fermantasyon sürecini 10 günden 1 güne indirdiklerini belirterek, “Geleneksel yönteme göre pişme sonrası canlılıklarını tespit ettik. Daha sonra bu pişme sonrasında da bağırsağa inip inmediklerini tespit ettik ve bu canlı organizmaların pişme sonrasında da bağırsağımıza inebildiği ve yaklaşık 9 bin koloni olduğunu tespit ettik. Elde ettiğimiz bu sonuçlar, çalışmamızın değerini daha da artırıyor” diye konuştu. “Patent başvurusu yapıldı” Projeyi destekleyen İnovan Girişimcilik Merkezi’nin Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Erol Kına, merkezin Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) ve Van YYÜ ortaklığıyla kurulduğunu belirtti. Üniversitede geliştirilen projelerin genellikle fikir aşamasında kaldığına dikkat çeken Kına, “Biz projelerin ticarileşmesi ve şirketleşmesi için mentörlük ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Şu an kuluçka programında devam eden nanobiyotikler projemiz de bu kapsamda yer alıyor. Patent başvurusu yapıldı ve çalışmalar devam ediyor. Bu proje, hem bölgemiz hem de ülkemiz için önemli bir inovasyon” şeklinde konuştu.
03 Aralık 2024 Salı - 13:36
Mustafa Kemal Parlak’a TOBB Malatya Genç Girişimciler’den destek ziyareti
TOBB Malatya Genç Girişimciler Kurulu, kendi imkanlarıyla çevresinden topladığı malzemelerle akülü araçlar ve çeşitli tarım makineleri tasarlayan ortaokul öğrencisi Mustafa Kemal’i ziyaret ederek her zaman yanlarında olacaklarını söyledi. TOBB Malatya GGK Başkanı Abdurrahman Baydemir, ortaokul 8’inci sınıf öğrencisi Mustafa Kemal Parlak’ın elde ettiği başarısının Türk gençlerinin potansiyelini ve üretkenliğini gözler önüne serdiğini söyledi. Mustafa Kemal Parlak gibi vatana ve millete faydalı olan gençlerin sayısının artması istediği temennisinde bulunan Baydemir, “Bugün, sosyal medya ve oyun platformlarında vakit geçiren yaşıtlarına örnek olan Mustafa Kemal’i en kalbi duygularımla tebrik ediyorum. Gerçekten, toplum olarak böyle gençlere ihtiyacımız var. Mustafa Kemal gibi girişimci ruhlu ve üretken bir genci yetiştiren ailesine de şükranlarımı sunuyorum” dedi. Baydemir, Mustafa Kemal’in projelerini hayata geçirebilmesi için TOBB Malatya GGK olarak maddi ve manevi desteklerini sürdüreceklerini belirtti. Mustafa Kemal’in en büyük ihtiyacının bir üç boyutlu yazıcı olduğunu öğrendiklerini ve en kısa zamanda bu ihtiyacını karşılayacaklarını ifade eden Başkan Baydemir, “Genç girişimcilerimize destek olmak, onların fikirlerini hayata geçirmelerinde yardımcı olmak, bizim için onur kaynağıdır” şeklinde konuştu. Ortaokul öğrencisi Mustafa Kemal Parlak ise, yaptığı projeleri anlatırken küçük bir tasarımla bu işe başladığını belirtti. 7. sınıfta Teknoloji ve Tasarım dersi ödevi için yaptığı ilk çalışmasından çok etkilendiğini ve bu projeyi geliştirerek daha büyük bir çalışmaya dönüştürdüğünü söyleyen Parlak, “Caddelerde bulduğum plastik, karton ve kontrplak gibi parçaları toplayarak, eve gelip bunlarla elektrik enerjisiyle çalışan bir tarım makinesi tasarladım. Şu anda elimdeki malzemelerle sınırlı kalıyorum. Eğer üç boyutlu bir yazıcım olursa, daha büyük projeler yapabilirim ve bu alanda kendimi geliştirebilirim” dedi. Parlak, projelerini daha ileri seviyelere taşımak için gerekli desteğin sağlanması halinde önemli başarılar elde edebileceğine inandığını belirtti. Ziyaret sırasında Mustafa Kemal’i telefonla arayan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er de Parlak’ı tebrik ederek, “Seninle gurur duyuyoruz. Senin projelerini görmek beni çok mutlu etti. Biz seni TEKNOFEST’e göndermek istedik, fakat Selçuk Bayraktar seni keşfetti ve biz seni göndermeden önce seni çağırdı. Biz de bunu duyunca çok sevindik. Seni burada ağırlamak bizim için büyük bir onur olur” diye konuştu.
03 Aralık 2024 Salı - 12:09
Dünya’da pozitif değişim için oyunlar kullanılacak
Eğitim, sağlık, sosyal fayda ve sürdürülebilirlik gibi alanlarda pozitif değişim oluşturmak için oyunların gücünü kullanmayı hedefleyen Games for Change Türkiye Festivali, 7-8 Aralık tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirilecek. Türkiye ayağını BUG Lab TEKMER’in organize ettiği etkinlik, oyun tutkunları, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve kamu temsilcilerini bir araya getirecek. Oyunların sadece eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda güçlü bir ifade ve farkındalık oluşturma platformu olduğunu savunan, oyunlarla eğitim, sosyal, sanat ve kültürel alanlarda pozitif etkiler oluşturmayı amaçlayan Games for Change (G4C) Türkiye Festivali 7-8 Aralık tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapılacak. Mayadem ana sponsorluğunda “Press Start for Change” temasıyla gerçekleştirilecek festivalin ilk gününde, Beşiktaş’taki BAU Güney Kampüs’te seminerler düzenlenecek. Uzman konuşmacılar, oyunların sağlık hizmetlerinde iyileştirme ve bireysel refahı artırma potansiyeli, toplumsal farkındalık oluşturma ve sosyal değişimi desteklemedeki rolleri, eğitimde inovasyon ve etkileşimli öğrenme modelleri, çevresel farkındalık ve iklim krizi gibi konulara çözümler, oyunların kültürel, sosyal ve ekonomik yapılar üzerindeki dönüştürücü gücü gibi konularda bilgi verecek. Ayrıca oyunların tarih, anı ve değişim oluşturma etkilerinin ile çevresel farkındalık ve sosyal değişim oluşturmada nasıl ilham verici bir rol oynayabileceği örneklerle anlatılacak. BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Games for Change Global Başkanı Susanna Pollack, BAU Dijital Oyun Tasarımı Bölüm Başkanı ve Games for Change Türkiye Başkanı Doç. Dr. Güven Çatak’ın da konuşma yapacağı seminerde, ünlü oyun tasarımcısı Eric Zimmerman “What Good is Game Design?” başlığıyla oyun tasarımının anlam oluşturma gücü hakkında konuşacak. İkinci günde atölye çalışması Üniversitenin Galata Kampüsü’nde gerçekleşecek olan festivalin ikinci gününde ise oyun tutkunlarının atölye çalışmaları yapılacak. Oyunların sosyal fayda, eğitim, sürdürülebilirlik ve tasarım konularındaki potansiyelini keşfetme fırsatı sunacak atölye çalışmalarının sabah oturumlarında, oyunların derin anlamlar ve güçlü duygusal bağlar oluşturmadaki rolü, sürdürülebilirlik odaklı oyun tasarımının incelikleri ve edebiyat temalarının oyunlara nasıl uyarlanabileceği konuları ele alınacak. Öğleden sonra ise, eğitim sistemlerinin oyunlaştırma ile öğrenme için daha faydalı hale getirilmesi, oyun mekaniklerinin toplumsal sorunlara çözüm üretmek için kullanılması ve hikâye anlatıcılığının oyunlarla birleştirilerek empati ve farkındalık gibi başlıklar işlenecek.
03 Aralık 2024 Salı - 11:06
Gemlik’te telefon çekmeyen yer kalmayacak
Gemlik Belediyesi, deprem hazırlıkları kapsamında kritik bir adım atarak GSM operatörleri ile kapsama alanlarının genişletilmesi ve iletişim kalitesinin artırılması için gerekli altyapı çalışmalarına başladı. Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, GSM operatörleri ile yapılan protokol çerçevesinde ilçedeki iletişim altyapısının güçlendirilmesinin hedeflendiğini belirtti. Başkan Deviren, “GSM operatörleri ile yaptığımız protokol kapsamında kapsama alanlarının genişletilmesi ve mevcut altyapının iyileştirilmesi için ortak çalışmalar yürütüyoruz. Bu süreçte desteklerini esirgemeyen tüm GSM operatörleri temsilcilerine teşekkür ediyoruz.” dedi. Proje kapsamında, olabilecek afet durumlarında iletişim kopukluklarının önüne geçilmesi ve vatandaşların her noktada kesintisiz iletişim sağlayabilmesi hedefleniyor. Çalışmalar, özellikle kırsal mahalleler ve iletişimde zorluk yaşanan bölgeler öncelikli olmak üzere Gemlik genelinde hayata geçirilecek. Gemlik Belediyesi, bu adımla hem afet hazırlıklarına hem de günlük yaşamda iletişim konforunun artırılmasına önemli bir katkı sağlamayı amaçlıyor. Proje ile birlikte Gemlik’te, vatandaşların GSM şebekelerine erişimi daha güçlü ve kesintisiz hale getirilecek.
03 Aralık 2024 Salı - 10:38
Türkiye’de bir ilk: 10 bin iskelet ve fosil dijital arşive taşınıyor
Türkiye’de bir ilk olarak 10 bin insan iskeleti ve fosili dijital ortamda arşivlenecek. Üç boyutlu taramalarla oluşturulacak bu dijital arşiv, arkeoloji ve antropoloji dünyasına önemli bir katkı sağlayarak Anadolu’nun tarihi zenginliklerini uluslararası bilim camiasına sunacak. Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, bilim dünyasında dijitalleşme önemli bir rol oynamaya başladı. Özellikle antropoloji ve arkeoloji gibi geçmişi anlamaya yönelik disiplinlerde, dijital teknolojiler bilimsel araştırmaların seyrini değiştiriyor. Bu alandaki en dikkat çekici gelişmelerden biri, iskelet ve fosil koleksiyonlarının dijitalleştirilmesiyle oluşturulan geniş arşivlerin hazırlanması. Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek olan bu dijital arşivleme projesi, arkeolojik verilerin ve insanlık tarihine dair keşiflerin dijital ortamda saklanmasını ve dünya çapında paylaşılmasını sağlayacak. "Dijitalleşme ile arkeolojik zenginlikler gün yüzüne çıkıyor" Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Antropoloji Bölümü Fiziki Antropoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet İhsan Aytek, bu dijital dönüşümün önemli örneklerinden birine öncülük ediyor. Aytek konuşmasında, “Antropoloji Laboratuvarlarında çok zengin bir iskelet ve fosil koleksiyonumuz var. Yaklaşık 7 bin insan kemiğinin yanında Türkiye’deki yaklaşık 30 farklı alandan gelen hayvan kemikleri ve yine bizim kendi kazımızı yaptığımız Denizli’den birçok fosilimiz bulunuyor. Bunların üzerinde birçok bilimsel araştırma gerçekleştiriyoruz” dedi. Aytek, bu bilimsel çalışmaların yanı sıra, dijitalleştirmenin nasıl bir fayda sağladığını şu şekilde vurguladı: “Ancak artık teknolojinin de gelişmesiyle beraber dünyanın birçok yerinde üç boyutlu teknolojileri de kullanmaya başladılar. Böylelikle geleneksel metotlarla bizim metrik ölçülerimiz, morfolojik değerlendirmelerimizin yanında üç boyutlu görüntü elde ederek kemiğin ya da fosilin bütün noktalarından çok daha fazla bilgi elde edip bunları dijital anlamda çok daha üst düzey yayınlara dönüştürebiliyoruz. Hem kemiklerin tanımlanması, hastalıkların tanımlanması tür tahlillerinin yapılmasında elimize daha fazla veri geçiyor, hem de bu verilerin daha sonra üst düzey yayınlara dönüştürülmesi noktasında da çok büyük avantaj sağlıyoruz.” Türkiye’de bir ilk: Dijital arşiv oluşturuluyor Proje kapsamında, laboratuvardaki iskeletlerin ve fosillerin dijitalleştirilmesiyle oluşturulacak dijital arşiv, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirecek. Bu arşiv ile hem kemiklerin hem de fosillerin dijital ortamda saklanması sağlanacak, ayrıca dünya çapında bilim insanlarının kullanımına sunulacak. Aytek, projedeki hedeflerini, “Bizim bu taramalardaki bir diğer amacımız dijital oluşturmak. Bu da Türkiye’de ilk olacak. Bizim burada çok zengin bir koleksiyonumuz var. Bu koleksiyon sadece iskeletlerden oluşmuyor. Çok önemli patoloji ve hastalıklardan da oluşuyor. Bazıları dünyada ilk ki biz bir tane örneğimizi dünyada ilk kayıt olarak yayınladık. Onun dışında yine dünyada ilk kayıt olarak yayınlayacağımız birkaç örneğimiz daha var. Bunları da üç boyutlu taramalarla yapıp tanımlayacağız" sözleriyle açıkladı. Bu dijital arşiv projesinin sadece arkeologlar ve antropologlar için değil, aynı zamanda bilimsel araştırmalar için önemli bir kaynak oluşturacağını da belirten Doç. Dr. Aytek, “Dijital arşivde de amacımız, tabii bu kısa bir sürede olmayacak ama uzun bir vadede elimizdeki bütün tanımlanabilir iskeletleri ve fosilleri dijital ortama aktarıp üç boyutlu taramalarını yapıp bir web sitesi vasıtasıyla dünyaya açmak. Bunu da bir yüksek lisans öğrencimiz bir çalışma başlatacak. Tabii ki bu bir yüksek lisansa sıkışıp kalmayacak. Uzun vadede her şeyi tarayarak bilimsel çalışmasını gerçekleştirdiğimiz, yayınını yaptığımız bütün malzemeleri uluslararası bilim camiasına açacağız. İsteyen herkes bu malzemelere online olarak ulaşıp üç boyutlu görüntüleri indirip kendi çalışmalarında karşılaştırma materyali olarak kullanacaklar. Böylelikle hem bilime önemli bir katkımız olacak. Bizim malzemelerimizin, Anadolu’nun malzemelerinin önemli yayınlarda kullanılarak daha fazla bilinir olmasını sağlamak amacındayız” ifadesini kullandı. "10 bin iskelet ve fosil dijital arşivde" Dijitalleştirme projesi tamamlandığında, 10 bin insan iskeleti ve 10 binden fazla hayvan iskeleti ve fosilinin dijital arşivde yer alması hedefleniyor. Bu verilerin çok büyük bir kısmı, 30 farklı arkeolojik alandan toplanan materyallerden oluşuyor. Doç. Dr. Ahmet İhsan Aytek de bu koleksiyonun büyüklüğüne dikkat çekerek, "Biz yaklaşık olarak 30 farklı arkeolojik alanda çalışıyoruz ve buralardan gelen 7 bin civarı insan iskeletimiz var. Tabii hayvan iskelet ve fosillerini birey anlamında saymamız mümkün değil. Onlara binlerce diyebiliriz hatta 10 binin üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu 7 bin insan iskeletinin yanında bizim alanlarda çalıştığımız, buraya getirmediğimiz insanlarımız da var. İleriye dönük onları da tarayacağız arkeolojik alanların içerisinde yer alan. Biz bunları da dahil ettiğimizde belki 10 bine yakın insan iskeleti üzerinde çalışma yapacağımızı söyleyebilirim" dedi. Gelecekteki etkileri: Uluslararası paylaşım ve iş birlikleri Proje, sadece dijitalleştirme süreciyle sınırlı kalmayacak; elde edilen veriler dünya çapında bilim insanlarının erişimine sunulacak. Bu dijital arşiv sayesinde, arkeologlar ve antropologlar geçmişe dair bilgileri daha kolay ve hızlı bir şekilde karşılaştırabilecek ve çalışmalarını daha geniş bir veri havuzuyla zenginleştirebilecekler. Bu arşiv ile Anadolu’nun tarihinin herkes tarafından bilinmesinin büyük anlamda sağlanacağını da belirten Doç. Dr. Aytek, “Dijitalleştirdiğimiz verileri, bilim dünyasına sunarak Anadolu’nun tarihi ve arkeolojik zenginliklerini daha geniş bir kitleyle paylaşmayı amaçlıyoruz” ifadelerine yer verdi. Bu projeye katkı sağlayanlardan biri olan yüksek lisans öğrencisi Aybüke Yeşilada, dijital modelleme ile tanışmasının lisans dönemine dayandığını, bu teknolojiyi kullanarak arkeolojik alanlarda yaptığı taramaları açıkladığı konuşmasında, "Benim üç boyutlu modelleme ile tanışmam lisans bitirme tezimde gerçekleşti. Juliopolis’te mezar odaları taradım ve bunları kullandık yayınlarımızda. Şimdi ise bunu ilerletip arşivlemeye geçmek istiyorum. O yüzden yüksek lisans tezimi dijital model arşivlemesi üzerine yapıyorum” dedi. Yeşilada, projede kullanılan dijital arşivleme yöntemlerini ve amaçlarını da açıklayarak, “Bu arşivi oluşturmak için çeşitli yöntemlerden faydalanıyoruz. Bu yöntemler fotogrametri ve lidar. Bu yöntemleri uygulama ve arşiv oluşturmamızın nedenlerini saymamız gerekirse erişilebilirliği kolaylaştırmak, çalışmalara yardımcı olabilmek, herkesin eşit imkanlarda erişim sağlamasına imkan tanımak ve materyalleri doğru bir şekilde aktarabilmek” sözlerini sarf etti. Dijital arşiv oluşturma projesi yalnızca Türkiye’nin değil, dünya çapında bilimsel araştırmaların önünü açacak, antropoloji ve arkeoloji alanlarında yeni bir dönemin kapılarını aralayacak. Bu dijital arşivle, Anadolu’nun zengin arkeolojik mirası daha geniş bir kitleye tanıtılacak ve küresel ölçekteki bilimsel iş birliklerine katkı sağlanacak.
03 Aralık 2024 Salı - 10:28
"Yapay zekâ ile hekimlerin iş yükü azaltılabilir"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, günümüzde yapay zekâ yazılımlarının sağlık alanında dünyada binden fazla merkezde kullanıldığını belirterek, “Hedef, hekimlerin iş yükünü azaltmak ve kararlarını desteklemektir. Yapay zekâ, tıbbi görüntülemede teşhis oranını artırır, raporlama zamanını kısaltır” dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, yapay zekânın tıpta kullanımı hakkında açıklamalarda bulundu. Yapay zekânın veriyi anlamlandırarak bilgiye ve klinik karar desteğine katkı sağladığını dile getiren Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan 500’den fazla yapay zeka algoritmasının yüzde 85’inin görüntüleme, yüzde 75’inin ise radyoloji odaklı olduğunu ifade etti. “Dünyada binden fazla merkezde kullanılıyor” Günümüzde yapay zekâ yazılımlarının sağlık alanında dünyada binden fazla merkezde kullanıldığını işaret eden Alkan, şu bilgileri paylaştı: “Binlerce görüntü, bu sistemler kullanılarak radyolog ve klinisyenlerin görüşüne sunulmaktadır. Hedef, hekimlerin iş yükünü azaltmak ve kararlarını desteklemektir. Yapay zekanın performansı kullanılan verilerin kalitesine bağlıdır. Yapay zekâya ’öğretme’ aşamasında veri toplama, işaretleme ile uzman değerlendirmesi en önemli basamaklardır. Verileri doğru ve etik kullanmak, uzman değerlendirmesi basamağında hekim kontrolündedir.” “İşaretleme süreci yavaş, değerlendirme süreci uzun olabilir” Tıp alanında yapay zekâ çalışmalarının diğer alanlara göre daha karmaşık olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Alkan, “Çünkü tıpta, yeterli veri mevcut değildir, olan verilere de erişim kısıtlıdır. Tetkiklerin çekim standartları birçok kurumda değişken ve yetersizdir. YZ model eğitimleri için işaretleme yapacak radyolog veya klinisyene ulaşıma genellikle zordur. Bu yüzden işaretleme süreci yavaş, değerlendirme süreci de uzun olabilmektedir. YZ sistemlerinde güvenlik ve güvenilirlik düzenlenmesi ile denetim mekanizmalarının bulunmaması eksiklik olarak kabul edilir” ifadelerine yer verdi. “Yapay zekâ ile teşhis gecikme süresi 7 saatten 43 dakikaya düştü” Yapay zekânın tıpta kullanıldığı alanların tıbbi görüntülemeden robotik cerrahiye kadar uzandığını belirten Uzm. Dr. Alkan, şunları söyledi: “Yapay zeka ile tıbbi görüntülemede tanı oranını artırır, raporlama zamanını kısaltır. Yapay zeka tabanlı acil triyaj ile hem zamandan tasarruf hem de acil durumlarda vakaların daha kısa zamanda tanı alması ve müdahale yapılması sağlanır. YZ çalışmalarında, kritik hastalardaki tanıda gecikme süresinin 7,2 saatten 43 dakikaya düştüğü gösterilmiştir.” “Tümörlerin görüntüleme verilerini ve genetik mutasyonlarını analiz eder” Yapay zekanın başta kanser araştırmaları olmak üzere birçok farklı alanda katkı sunmaya başladığını söyleyen Uzm. Dr. Alkan, “Yapay zeka ile kanser araştırmalarında yaygın kullanılan radiogenomics, tümörlerin görüntüleme verilerini, bu tümörlerin genetik mutasyonlarını veya gen expresyon profillerini analiz eder. Bu sayede hastalığın genetik yapısı ve görüntüleme bağlantısı ile prognoz ve tedavi yanıtı değerlendirilir. Böylece, kişiye özel tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde büyük potansiyele erişilir. Yapay zeka destekli tıbbi eğitim ve öğretim de sağlanabilir. Yapay zeka tabanlı 3 boyutlu görüntüler ile anatomik yapılar cerraha gösterilebilir, girişimsel işlemlerin başarısı arttırılıp komplikasyon oranı azaltılabilir. Ayrıca cerrahi sonrası da hastaların risk skorları belirlenebilir. Torasik onkolojide yapay zeka kullanımı ile akciğer kanseri taraması ile erken tanı ve tedavi sağlanabilir. Pet-bt korelasyonu ile tümörlerin karakteristiği ile gereksiz biyopsi yapma işlemleri azaltılabilir. Yapay zekâ, böylece kişiselleştirilmiş tıp uygulamalarına katkıda bulunur” dedi. Akciğer hastalıklarında yapay zekâ kullanımına da değinen Uzm. Dr. Alkan, “Akciğer hastalıklarında yapay zeka kullanım alanları olarak nodül tespit ve takibi, akciğer kanseri tespit ve takibi, interstisyel AC hastalığı tespit ve takibi, pulmoner emboli, KOAH tespit ve takibi olarak sayılabilir. Diğer tıbbi branşlarda ise meme, prostat kanseri tespiti ile felç (inme) tanısında kullanımı sayılabilir” şeklinde konuştu. “Yanlış negatiflik ve yanlış pozitiflik, endişelere yol açabilir” Yapay zekâ kullanımlarında yanlış negatif ve yanlış pozitif sonuçların varlığı ve oluşturacağı sorunlara dikkat çeken Uzm. Dr. Alkan, “Yapay zeka ile yanlış negatiflik, teşhis ve müdahaleyi geciktirebilir. Ayrıca tek bir konuya odaklanırken farklı ciddi bir durum için gecikmeye vesile olabilir. Bunun dışında, yanlış pozitiflik oranı yüksek olduğunda da hasta ve klinisyende endişeye yol açabilir ve gereksiz tetkik istemine sevk edebilir” dedi. “Yapay zekâ karar verici değil, dijital yardımcı konumunda olmalı” Yapay zekânın insana göre hızlı, tutarlı, ölçeklenebilir ve her yerden ulaşılabilir olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Alkan, “İnsan ve yapay zekâ işbirliği, gelecekte tıbbi görüntüleme alanında daha yaygın bir model olacaktır ancak unutulmamalıdır ki, empati, yorum ve karmaşık karar alabilme, insana özgü beceriler olup yapay zeka bunu sadece destekleyebilir. Klinik karar destek sistemlerinde yapay zeka, doktorların yanındaki dijital yardımcılar konumundadır” ifadelerini kullandı.
03 Aralık 2024 Salı - 09:47
Görme engelli bireylerin hayatı ’Rehber Göz’ ile kolaylaşacak
Karabük Üniversitesi’nde görevli öğretim üyesi görme engelli bireylerin kabiliyetlerini artırmayı ve sosyal hayata katılımlarını güçlendirmeyi hedefleyen proje geliştirdi. Karabük Üniversitesi Tıp Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Yılmaz, “Rehber Göz” projesiyle görme engelli vatandaşların hayatını kolaylaştıracak. Görme engelli bireylerin hareket kabiliyetini artırmayı ve sosyal hayata katılımını güçlendirmeyi hedefleyen proje, bireylerin bağımsız bir şekilde günlük yaşamlarını sürdürebilmelerine destek olmayı amaçlıyor. 2019 yılında Doç. Dr. Hakan Yılmaz ile öğrencileri Nadi Doğan, Bahadır Bektaş Doğmuş ve Recep Tayyip Çitil tarafından temelleri atılan proje için 2021 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından “Faydalı Model Belgesi” alındı. Proje bünyesinde geliştirilen cihaz, kullanıcıların çevresindeki engelleri algılayarak sesli uyarılar ve geri bildirimler ile yönlendirme sağlıyor. Hafif ve ergonomik yapısıyla günlük kullanıma uygun olarak tasarlanan cihaz, yapay zeka ve sensör teknolojilerini bir araya getirerek kullanıcıların çevrelerini güvenli ve etkili bir şekilde keşfetmelerine imkan tanıyor. Karabük Üniversitesi Tıp Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Yılmaz, bu yenilikçi ürünün özel bir çözüm olduğunu vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine dikkat çeken Doç. Dr. Yılmaz, dünya genelinde yaklaşık 45 milyon, Türkiye’de ise 1,1 milyon görme engelli bireyin bulunduğunu belirterek şunları ifade etti: “Görme engelli bireylerimizin hayatlarını kolaylaştırabilmek adına hem teknolojiden faydalanalım hem yapay zekayı kullanalım hem de yerli bir üretim ve yerli bir çözüm olsun diye ‘Rehber Göz’ isimli projemizi geliştirdik. Proje yürütücülüğünü yapıyorum. Projeyi tıp mühendisliğinde üç öğrencimizle birlikte başlattık. Şuan patenti de almış durumdayız bu ürünün. Umarım ilerleyen süreçte hızlıca seri üretimi geçirerek çalışmalara devam edeceğiz.” dedi. "Ürünümüz giyilebilir" ’Rehber Göz’ cihazının özelliklerini anlatan Doç. Dr. Yılmaz, ürünün kullanıcı dostu ve taşınabilir bir teknoloji sunduğunu ifade ederek, "Ürünümüz giyilebilir bir ürün. Birey doğrudan üzerine giyebiliyor. Göğüs bölgesinde bulunan mini bir bilgisayarımız var. Yine değiştirilebilir bataryalarımızla birlikte kesintisiz olarak cihazı kullanabiliyor. Cihazın ön tarafında bulunan kamerayla birlikte nesnelerin tanınması ve kızıl ötesi sensörlerle ve ultrasonik sensörlerle birlikte çeşitli nesnelerinde algılanabilmesi sağlanıyor. Özellikle yalnız yaşayan ya da yalnız yaşamak zorunda kalan bireylerin çevresinin tanıtılmasında, çevresindeki eşyaların bulunmasında ya da önündeki engellerin bulunması gibi durumlarda oldukça işe yarayacağını düşünüyoruz" diye konuştu. Cihazın günlük yaşamda birçok farklı senaryoda kullanılabileceğini ve cihazın pilot uygulamasının Karabük Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildiğini anlatan Doç. Dr. Yılmaz, şunları söyledi: “Görme engelli bir birey evinde yalnız kalmak zorunda kalıyor. Klimanın kumandasını bulacak. Böyle bir durumda etrafında yavaş bir tur atması sonucunda bizim uygulamamız ve geliştirdiğimiz sistem klimanın kumandasını tanıyor ve yerini tespit ediyor. Yerini de bluetooth kulaklık aracılığıyla sesli olarak kişiye tarif ediyor. Kişi de kumandayı alıp daha konforlu bir yaşam sürmeye devam edebiliyor. Bunun gibi özellikler var. Aynı zamanda yapay zekayı kullanarak nesneleri tanıma da oldukça hızlı sonuçlar alabiliyoruz. Cep telefonuyla bağlantılı olarak internete bağlı entegre olarak çalışabiliyor. İnternet olmadan da çalışabiliyor. Biz üniversitemizin kampüsünü pilot uygulama olarak belirlemiştik. Şuan üniversitemizdeki görme engelliler için oluşturulan kabartmalı şeritleri tanıyabiliyor. Belli bir mesafe tahmini yapabiliyor. ‘Beş metre sonra sola döneceksin’ ya da ‘ileride engel var, dikkatli bir şekilde yürü’ şeklinde bluetooth kulaklıkta sürekli olarak yönlendirebiliyor. Taşınabilir ve güç kaynağı değiştirilebilir bir sistem. Bataryasını değiştirerek de kişi gün içerisinde kesintisiz bir şekilde kullanabiliyor. Diyelim ki sokağımızda bir bakkal var. Görme engelli bireyde o bakkala gitmek istiyor. O kadar kısa mesafede navigasyon istediğimiz gibi etkili çalışmayabiliyor. Biz rehber moduna aldığımız zaman önce sokağı tanıtıyoruz sistemimize. Görüntü işleme yöntemleri veya yapay zeka teknikleriyle sokağı tanıyor ve kişi tekrardan o sokağa çıktığı zaman o sokaktaki tanıdığı yerlerle birlikte kamera yönlendirme yaparak kişinin doğru bir şekilde gitmesini sağlıyor. Yine benzer şekilde de engelleri otomatik olarak tanıyarak hem mesafe sensörleriyle hem de görüntü işleme teknikleriyle kişiye bilgi vererek daha güvenli bir şekilde ulaşımın yapılmasına izin veriyor.”
02 Aralık 2024 Pazartesi - 15:41
Gaming Parkour sezon finali yaptı
Oyun bilgisayarlarının güçlü soğutma performansına atıfla Teknosa, Intel ve Lenovo iş birliğiyle yıl boyu farklı şehirlerde gerçekleşen yarışma serisi Gaming Parkour, İstanbul ESA Arena’da heyecan ve coşku dolu bir yarışma serisiyle şampiyonunu bulup, sezon finali yaptı. Türkiye’nin dört bir yanında oyun tutkunlarını bir araya getiren Gaming Parkour, İstanbul ESA Arena’da coşku dolu bir etkinlikle sezon finali yaptı. Farklı şehirlerde gerçekleşen etkinliklerde finalist olmaya hak kazanan 11 yarışmacı, şampiyonluk için kıyasıya mücadele etti. Heyecanın son ana kadar sürdüğü büyük finalde 11 finalistten sadece 3’ü parkuru tamamlayabildi ve şampiyon son yarışmada yer değiştirdi. Bu sezonun şampiyonu olan Bedirhan Sak, 300 bin TL değerinde Teknosa hediye çekiyle ödüllendirildi. Sak ödülünü, Teknosa CEO’su Sitare Sezgin, Lenovo Genel Müdürü Emre Hantaloğlu ve Intel Türkiye Satış Direktörü Serkan Civlik’in elinden aldı. Cosplay yarışmasında renkli görüntüler Pqueen’in katılımıyla gerçekleşen Gaming Parkour’da final yarışmalarının yanı sıra Aldrean, Risucos ve HMD’nin jüri koltuğunda oturduğu cosplay yarışması da büyük ilgi gördü. Ön elemeler sonrası finale kalmaya hak kazanan 11 yarışmacı, dereceye girmek için kostümlerini ve sahne şovlarını sergiledi. Cosplay yarışmasının birincisi 30 bin, ikincisi 20 bin, üçüncüsü ise 10 bin TL değerinde Teknosa hediye çeki kazandı. Etkinlik kapsamında Chos7n dans topluluğu iki ayrı koreografi ile sahne şovu yaparken, Umutcan Tütüncü ile Just Dance gösterisi katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Sürpriz hediyeler kazandılar Katılımcılar, etkinlik fuaye alanında da farklı markalarla keyifli deneyimler yaşadı. Teknosa Sanal Evren’i VR ile deneyimleyen katılımcılar, Deneyim alanında eğlenceli mini oyunlar oynayarak sürpriz hediyeler kazandı, scooter deneyimi yaşadı ve sağlıklı atıştırmalıklarından tattı. DJ performansı ve pizza partisiyle coşan katılımcıların yüzü ödüllü yarışmalarla da güldü. Bir katılımcı Segway-Ninebot Kickscooter F2, beş kişi Teknosanet’ten 12 aylık ücretsiz ev interneti kazandı.
02 Aralık 2024 Pazartesi - 12:40
‘Yapay Zekâ ile Yarının Şehirleri Hackathonu’ sonuçlandı
Global Vodafone Vakfı, dijital uçurumun kapatılmasına ve daha kapsayıcı bir dijital toplum oluşturulmasına destek olmak için, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 9 Avrupa ülkesinde 6-19 yaş arası çocuk ve gençlere yönelik uluslararası bir hackathon düzenledi. Türkiye’de ‘Yapay Zekâ İle Yarının Şehirleri Hackathonu’ adıyla gerçekleştirilen ve farklı illerden finale kalan toplam 12 takımın yarıştığı hackathon’u Kocaeli’den katılan EcoLeaks takımı kazandı. Global Vodafone Vakfı, Avrupa genelinde 6-19 yaş arası çocuk ve gençlere yönelik özel bir hackathon düzenledi. Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Arnavutluk, İspanya, Yunanistan, Hollanda, İtalya, Portekiz ve Romanya’da ‘Dijital Uçurumu Kapatmak’ temasıyla gerçekleştirilen hackathon’da, katılımcılardan teknoloji aracılığıyla daha kapsayıcı bir toplum oluşturulmasına yönelik yenilikçi fikirler geliştirmeleri istendi. Türkiye’de Habitat Derneği işbirliğiyle ve ‘Yapay Zekâ İle Yarının Şehirleri Hackathonu’ adıyla gerçekleştirilen hackathon’da, farklı illerden toplam 12 takım yarıştı. Yarışmayı Kocaeli’den katılan EcoLeaks takımı birinci ve EGAL STEAM-UP takımı ikinci olarak tamamlarken, Adıyaman’dan katılan AI-ZERO Çevre Bekçileri takımı üçüncü oldu. Adana’dan katılan RHM01 takımı ise Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Dereceye girenlere ödülleri Mart 2025’te Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenecek törenle verilecek. Konu hakkında değerlendirmede bulunan Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, “Ülkemizin toplumsal gereksinimleri doğrultusunda şekillendirdiğimiz Vakıf projelerimize hız kesmeden devam ediyoruz. Habitat Derneği ile birlikte başlattığımız ‘Yapay Zekâ Yıldızları’ projesinde amacımız, genç nesillerin teknolojik bakımdan donanımlı olmalarını sağlamak, günümüzde her alanda gördüğümüz yapay zekâ teknolojisini öğrenip kullanarak üretici fikirlerini yeni teknolojilerle birleştirmelerini mümkün kılmak. Son olarak, global Vakfımızın Türkiye dahil 9 Avrupa ülkesinde birden başlattığı hackathon ile gençlere ulaştık. Bu yarışmayla, potansiyelini ve üreticiliğini desteklediğimiz tüm katılımcıların yalnızca teknik bilgilerini değil, aynı zamanda tutkularını, yenilikçi bakış açılarını ve fikirleri etkili çözümlere dönüştürme becerilerini de teşvik etmiş olduk. Yarışmada emeği geçen tüm paydaşlarımıza ve değerli jüri üyelerimize teşekkür ediyoruz. Ödül alsın veya almasın, yaşadığı şehir için fikir üreten, proje geliştiren tüm öğrencileri en içten dileklerimle kutluyorum” şeklinde konuştu. Habitat Derneği Genel Başkanı Bora Caldu ise şöyle konuştu: “Yapay Zeka Yıldızları Projesi: Yapay Zeka ile Yarının Şehirleri Hackathonu’nda bir kez daha gördük ki gençlerin teknolojiyle buluşması ve yapay zeka alanında kendilerini geliştirmesi, geleceğin dijital dünyasında söz sahibi bireyler yetiştirilmesi açısından büyük bir önem taşıyor. Habitat Derneği olarak, 81 ilde gençlere eşit teknoloji erişimi sağlama misyonuyla hareket ediyor ve gençlerin üretici zekalarını hayata geçirebildikleri böyle platformlar oluşturmanın gururunu yaşıyoruz. Özellikle ‘Yarının Şehirleri’ temasıyla geliştirilen sürdürülebilir ve akıllı şehir çözümleri, toplumsal fayda sağlayan projelerin gücünü bir kez daha ortaya koydu. Hayal gücünüz, üretici düşünceleriniz ve azminiz, dünyanın geleceğini şekillendirecek en değerli araçtır. Bizler, bu süreçte yanınızda olmaktan ve sizleri desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” Şehirdeki sorunlara çözüm arandı ‘Yapay Zekâ İle Yarının Şehirleri Hackathonu’ katılımcıları, Kaliteli Eğitim (Hedef 4), Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (Hedef 5) ve Sürdürülebilir Şehirler ve Toplumlar (Hedef 11) olmak üzere Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 3’üyle ilgili çözümler üretti. Katılımcılar, ilk etapta şehirdeki sorunları analiz etti ve çözülmesi gereken zorlukları tanımladı. Bu zorluğa yapay zekâ teknolojisiyle sürdürülebilir bir çözüm bulup bir prototip oluşturan katılımcılar, belirlenen zorluk ve önerilen çözüm hakkında kısa bir sunum hazırladı. Takımların yaptığı çalışmalar; Vodafone Türkiye İcra Kurulu Üyesi Özlem Kestioğlu, Habitat Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı Araştırma Direktörü Itır Akdoğan, Vodafone Türkiye Big Data Direktörü Şeniz Gayde Ayata, Kuika Yazılım Mimarı Armağan Döker ve Habitat Derneği Danışma Kurulu Üyesi, Akademisyen ve Yazar Fatoş Karahasan’dan oluşan jüri tarafından değerlendirildi. Farklı sorunlara çözüm geliştirildi Yarışmada birinci gelen EcoLeaks takımının geliştirdiği yapay zekâ tabanlı su patlaması tespiti projeleri, IoT cihazlarından alınan verileri analiz ederek su sistemlerindeki anormallikleri tespit etmeyi amaçlıyor. Yapay zekâ, su akışı, basınç, sıcaklık ve ses gibi verileri işleyerek erken uyarı sağlıyor, su kaybını azaltıyor ve bakım süreçlerini optimize ediyor. ‘Skills Upload Jr. Challenge’ girişimi 8,2 milyon kişiye ulaştı Vodafone Vakfı dijital uçurum sorununu doğrudan ele alma taahhüdünün bir parçası olarak, ‘Skills Upload Jr. Challenge’ girişimini başlattı. ‘Skills Upload Jr’ adlı programın desteğiyle yürütülen bu girişim, 2021’deki lansmanından bu yana Avrupa çapında 7,5 milyon öğrenci, 600 bin öğretmen ve 8,2 milyon kişiye ulaştı. ‘Skills Upload Jr. Challenge’ metodolojisi, öğrencilerin kendi bölgelerindeki koşullara göre onları en çok etkileyen sorunun üstesinden gelmek için teknolojiye dayalı çözümler önerdiği tasarım odaklı düşünme modeline dayanıyor. Vakıf, bu girişimle, gençlerin mevcut eşitsizlikler hakkında bilinçlenmesini ve bu eksiklikleri giderme ve çözme konusunda teknolojinin potansiyelinin farkına varmasını hedefliyor.
02 Aralık 2024 Pazartesi - 11:07
Hitit Üniversitesi’nde geliştirilen kalp masajı aparatı tescillendi
Hitit Üniversitesi’nde geliştirilen ve kuvvet etkisini koruyarak kalp masajı yapılmasına imkan sağlayan aparat Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillendi. Hitit Üniversitesinde geliştirilen kalp masajı aparatı, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) tarafından tasarım tescili aldı. Kalp masajının daha etkin ve kuvvet etkinliğini koruyarak uygulanmasını sağlayan kalp masajı aparatının tasarım süreci başarıyla tamamlandı. Hitit Üniversitesi öğretim elemanları Öğr. Gör. Dr. Ayşe Çalmaz, Doç. Dr. Gülay Yılmazel ve Prof. Dr. Ali Kemal Erenler tarafından tasarlanan buluş ile kalp masajındaki sürenin uzaması durumunda bile kuvvet etkisi korunarak masaj yapılabilecek. Hasta ile parmak temasını keserek kuvvetin sadece elin topuğunda kalmasına imkan tanıyan aparat, kalp masajını yeni öğrenen ya da ilk kez yapan uygulayıcılar için de elin yerleşimine yönelik ihtimal şüphe ve endişelerin önüne geçecek. Geliştirilen aparat hakkında açıklamalarda bulunan Hitit Üniversitesi İskilip Meslek Yüksekokulu öğretim görevlisi Dr. Ayşe Çalmaz, aparatın kalp masajı etkinliğini en baştan sona kadar korumak amacıyla planladıklarını kaydetti. Masaj etkinliğini koruyabilmek adına buluş üzerinde bir etkinlik şeridinin oluşturulduğunu açıklayan Çalmaz, etkinlik şeridinin hastanın iman tahtasının altında bulunan minik bir çıkıntı üzerine yerleştirileceğini ifade ederek uygulayıcının 90 derecelik bir süreçle birlikte omuzdan bası yapmasını sağlayacağını belirtti. Aparat üzerindeki bombeli kısmın da masaj etkinliğinin uygulayıcının tüm eline yayılmadan sadece elin topuğunda kalmasını sağlamak amacıyla planlandığını söyleyen Çalmaz, “Bu şekilde birinci dakikadan itibaren hastadan yanıt alana kadar aynı etkinliği sürdürmek amaçlandı ve bu buluşun en önemli amacı da buydu. Elin pozisyonunu koruyup kolun dik bir şekilde durmasıyla omuzdan bası uygulamasını kolaylaştıran aparat, pozisyonun korunmasıyla birlikte hastanın etkinlik kuvvetini, kalp masajını bitirme kararı alana kadar devam edeceği bir buluş olarak karşımıza çıkıyor" dedi. Projede yer alan Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gülay Yılmazel ise Türkiye İstatistik Kurumunun 2021 yılı verilerine göre Türkiye’de her üç ölümden birinin dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olarak gerçekleştiğini ve dolaşım sistemi hastalıklarının başında da kalp damar hastalıklarının geldiğini ifade ederek ölümlerin önemli bir oranının kalp durması nedeniyle olduğunu belirtti. Konuşmasında kalp masajının büyük önem arz ettiğine dikkat çeken Yılmazel, “Yapılan çalışmalarda hızlı ve etkili bir şekilde başlatılan kalp masajının her bir dakikasının hayatta kalma oranını yüzde 10 ila 13 oranında arttırdığı belirtilmektedir" diye konuştu. Aparatın geliştirilmesinde görev alan Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Kemal Erenler, “Temel yaşam desteği herhangi bir sebeple durmuş olan kalbin, mevcut imkanlarla tekrar çalıştırılma çabalarına verilen isimdir. Bu uygulamanın üç temel halkası bulunmaktadır. Bunlar 112 sisteminin erken aktivasyonu, otomatik external defibrilbilatör dediğimiz elektro şok cihazının erken kullanımı ve etkin kesintisiz bir kalp masajıdır. Gerek temel, gerek ileri yaşam desteğinde kalp masajının etkin olabilmesi için doğru yere, doğru frekansta, doğru derinlikte ve doğru el pozisyonunda yapılması önem arz etmektedir” şeklinde konuştu. Kalp masajı yapılırken elin topuk kısmının kullanılması gerektiğini, el ayasının ve parmak uçlarının hastanın göğsüne mümkün mertebe temas etmemesi gerektiğinin altını çizen Erenler, “Ne var ki uygulamada bu pozisyonun anlaşılmasında bazı problemler ve hatalarla karşılaşıyoruz. İşte bu hataları minimalize etmek için Ayşe ve Gülay hocalarımızın önderliğinde hem halka hem de sağlık çalışanlarına yönelik bir aparat geliştirmeyi düşündük” ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder