Yerel Haberler
Adana
AK Parti Sözcüsü Çelik: "Barış masasını kuracak lider Erdoğan’dır" 19 Mart 2026 Perşembe - 16:43:45 AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Herkesin arzu ettiği şey barış masasının bir an evvel kurulması. Barış masasının kurulacağı yer bütün krizler için Türkiye’dir. Barış masasını kuracak lider de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Adana İl Başkanlığı’nda bayramlaşma programına katıldı. Çelik, "Dünyanın en karışık zamanlarından, en zor zamanlarından bir tanesindeyiz. Gerçekten belki de on yıllar boyunca, yüzyıllar boyunca hatırlanacak büyük bir kaosun içerisinden geçiyoruz. Etrafımızda büyük türbülanslar, büyük sarsılmalar yaşanıyor. Bunun içerisinde Türkiye önünü görebilen, tüm bu belirsizliğin içerisinde yoluna devam edebilen bir iradeyle yönetiliyor" ifadelerini kullandı. "Krizlerin içinden milletimizi, memleketimizi çıkartacağız" Dünyanın önümüzdeki dönemde daha büyük türbülanslar beklediğini gösteren Çelik, "Cumhurbaşkanımızın liderliği, dünyanın demokratik yollarla seçilmiş liderleri içerisinde en tecrübeli lider olması, pek çok krizi yönetmiş olmanın getirdiği birikimi ve tabii ki özellikle bölge barışı ve dünya barışı konusunda atılması gereken adımlar konusundaki güçlü duruşu Türkiye için her zamanki avantajlarını bugün daha önemli, daha kıymetli, daha stratejik hale getirmiştir. Gazze’deki soykırım, İsrail’in başlattığı soykırım bugün bu İsrail saldırganlığının Lübnan’a, Suriye’ye ve en son olarak da maalesef İran’a dönük olarak gerçekleşmesi, Amerika ile birlikte İran’a saldırmış olmaları önümüzdeki dönemde daha büyük türbülansların herkesi beklediğini gösteriyor. Bunun içerisinde bu program vesilesiyle birbirimizi bir kere daha pekiştirerek inşallah tüm bu krizlerin içinden Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyasetiyle ülkemizi, memleketimizi, milletimizi çıkaracağız" diye konuştu. "Barış masasını kuracak lider Erdoğan’dır" Barış masasının bir an evvel kurulması gerektiğini de vurgulayan Çelik, "Herkesin arzu ettiği şey barış masasının bir an evvel kurulması. Barış masasının kurulacağı yer bütün krizler için Türkiye’dir. Barış masasını kuracak lider de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Hepimizin arzusu kan dökülmesinin bir an evvel durması ve bu adımların atılmasıdır. Bütün bu acılar tabii bize eşlik ederken bu acıların bitmesi temennisiyle herkesin bayramını tebrik ediyorum" dedi. Konuşmanın ardından Çelik, partililer ile bayramlaştı.
19 Mart 2026 Perşembe - 15:42 AK Parti Sözcüsü Çelik: "Hiç kimsenin de bizim ülkemize füze atmasına göz yumamayız" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin her zaman barıştan yana olduğunu vurgulayarak, "Önümüzdeki dönemde dünya daha büyük türbülansların içinden geçecek. Kimsenin toprağında gözümüz olmadığı gibi, toprağımıza göz dikene de hiçbir şekilde müsamaha göstermeyiz. Türkiye’nin milli güvenliği hiç kimsenin pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin milli güvenliğinde bir erteleme, bir tenzilat söz konusu olamaz" dedi. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MHP Adana İl Başkanlığı’nda düzenlenen bayramlaşma programına katıldı. Burada konuşan Çelik, geçmişte Türkiye’nin bağımsız karar alma iradesine yönelik çeşitli provokasyonlar ve manipülasyonlar yapıldığını ifade ederek, "Türkiye’yi yönetenlerin bağımsız karar alma iradesine saldırıldı ya da birtakım provokasyonlarla ve manipülasyonlarla Türkiye’nin bağımsız hareket etme kabiliyeti sakatlanmaya ya da engellenmeye çalışıldı. Şimdi ise net bir şekilde görülüyor ki, hem Cumhurbaşkanımızın liderliği hem Devlet Bahçeli’nin dirayetli siyaseti bütün bu tabloyu en net duruşla ortaya koyarken; bütün kardeşlerimizin bu salonlardan meydanlarda kol kola birlik içerisindeki duruşu, içimizden herhangi bir kişiyi bile sökememeleri, bütün bu gücün ne kadar kuvvetli olduğunu hem iç siyasette hem dış siyasette gösteriyor" diye konuştu. "İsrail saldırganlığı devam ediyor" Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere de değinen Çelik, İsrail’in saldırgan politikalarının bölgede istikrarsızlığı artırdığını belirterek, "Bugün yaşanan tartışmalara bakıldığında esasında bu kadar ağır silahlarla İran halkı bombalanırken, yöneticilere de karşı suikastlar düzenlenirken ortaya çıkan tablo İsrail’in saldırganlığının bir devamı olmaktan başka bir şey değil. Söylenenlerin hepsi, yani oraya atfedilenlerin hepsinin aslında asılsız olduğu ortaya çıktı. Ne deniyordu bunun sebebi olarak? ‘Nükleer müzakereler konusunda İran herhangi bir anlaşmaya yanaşmıyor’ diyorlardı. Ama ne çıktı şimdi. Birtakım istihbarat direktörleri Amerika Birleşik Devletleri’nde istifa etti, açıklama yaptı. İngiltere’de açıklama yaptı. Ne dediler aslında İran çok güzel bir teklif sunmuştu anlaşma için ama birileri bunu yönetime aktarmadı ve böylece aslında savaş çıkarmak için bahane arayanlar bir kere daha bu saldırganlığa imza attı. Aynısını Suriye’de yaptılar. Şimdi Gazze’den sonra Batı Şeria’da yapıyorlar ve maalesef kara harekatıyla Lübnan’a dönük olarak da İsrail saldırganlığı devam ediyor. Bütün bunların içerisinde kafamız net, gücümüzün de kontrolde olması en önemli artıdır" ifadelerini kullandı. "İç bünyemizi sağlam tutmalıyız" Türkiye’nin iç birlikteliğinin güçlü tutulması gerektiğini anlatan Çelik, "Önümüzdeki dönemde dünya daha büyük türbülansların içinden geçecek. Bildiğimiz anlamda bir dünya düzeni ortada kalmamıştır. Bildiğimiz anlamda bir uluslararası hukuk ortada kalmamıştır. Onun için en önemli mesele Cumhurbaşkanımızın ve Devlet Bahçeli’nin dediği gibi iç cephemizi sağlam tutmaktır, iç bünyemizi sağlam tutmaktır, bağışıklığımızı yüksek tutmaktır. Bu bizim için son derece kıymetlidir" dedi. "Azerbaycan’la olan kardeşliğimiz konjonktürel değil, ebedidir" Son dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokulmaya çalışıldığını ifade eden Ömer Çelik, şunları söyledi: "Biz can Azerbaycan’la iki devlet tek milletiz ve inşallah bu sonsuza kadar da böyle olacak. Fakat son zamanlarda birilerinin özellikle bu ortam içerisinde Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokmaya çalıştığını görüyoruz. Tabii ki iki devlet tek milletiz, her devletin diğer bir devletle bütün politikalarda aynı davranacağı şeklinde bir husus yok. Herkesin şartlarının birbirinden farklılaştığı konular var ama günün sonunda Azerbaycan’la olan kardeşliğimiz konjonktürel bir kardeşlik değil, ebedi bir kardeşliktir. Onun için can Azerbaycan’la aramıza fitne sokmaya çalışanları elimizin tersiyle bir kenara itiyoruz. İki devlet tek millet olarak sonsuza kadar bu kardeşliğimizi koruyacağız. Son zamanlarda Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokmaya çalışan odakların hangi yurtdışı bağlantıları olduğunu, neyi amaçladığını çok iyi görüyoruz ve buna hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz." "Türk ve Kürt arasına, Alevi’yle Sünni arasına kimse giremez" Türk-Kürt, Alevi-Sünnilerin kardeş olduğunu belirten Çelik, "Maalesef bizi kendi içerimizde Kürt diyerekten, Alevi veya Sünni diyerekten birbirimize düşürmeye çalıştılar. Geçmişte çok uğraştılar. O zamanlarda hep beraber hatırlıyorsunuz, yaşı müsait olanlar hatırlarlar; Türkiye’nin her tarafında kan dökülürken bir darbeyle ertesi gün hiçbir şey olmuyor, sonra yıllar sonra belgeler açıklanıyordu. Darbeyi yapanlar hakkında Amerika Birleşik Devletleri’nde ya da başka ülkelerde ’Bunlar bizim çocuklar’ diye ifadeler kullanılıyor, dolayısıyla Türkiye üzerinde oynanan oyunlar yıllar sonrasında anlaşılıyordu, ortaya çıkıyordu. Şimdi ise terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreciyle hem Türkiye’nin içinde hem bölgemizde terör örgütlerinin ülkemize ve başkalarına karşı birer vekalet savaşının aparatı olarak kullanılmasını sona erdirecek çok önemli adımlar atıyoruz. Türkiye’de hiçbir zaman, hiçbir şekilde Türk ve Kürt arasına, Alevi’yle Sünni arasına kimse giremez. Bizim kardeşliğimiz ebedidir ve Türkiye’nin içerisinde bu kardeşlik en zor zamanlarda sınavını en güçlü şekilde vermiştir. Onun için bu bayram vesilesiyle Türk’le Kürt birbirine daha çok sarılacak, Alevi’yle Sünni birbirine daha çok sarılacak. Dünyanın sarsıldığı bir dönemde gücümüzü, birliğimizi, beraberliğimizi ve dirliğimizi öncelikle iç cephemizin gücü olarak göstereceğiz" ifadelerini kullandı. "Yanlış olan şey siyasi mezhepçiliktir" Türkiye’de mezhep tartışmalarının gündeme getirilmeye çalışıldığını, siyasi mezhepçiliğin yanlış olduğunu ifade eden Çelik, "Son 1 haftadır, 10 gündür bir mezhepçilik fitnesi Türkiye’nin içine sokulmaya çalışılıyor. Birdenbire Sünnilik nedir, Şiilik nedir diye bir tartışma başlatılmaya çalışılıyor. Niye bugün? Tabii ki ayrı politikalarımız olabilir; İran’la çeşitli konularda ayrı düştüğümüz zamanlar oldu, oranın birtakım sistem problemleri olduğunu ifade ettik. Ama bugün saldırıya uğradığında, haksız bir saldırıya uğradığında tabii ki İran halkının yanındayız. İran halkının meşru haklarını tabii ki savunuyoruz. Bu saldırı, hiçbir şekilde Amerika ve İsrail tarafından başlatılan saldırı makul ve meşru bir zemine dayanmıyor. Tamamen gayrimeşrudur, çok vahşi bir saldırıdır. O sebeple bugün kimin mezhebi Sünni’dir, kimin mezhebi Şii’dir tartışmasını yapmanın zamanı değil. Biz, bizim mezhebimizden bile olsa eğer o kişi zalimlik yapıyorsa ona karşı çıkarız. Bir kişi mazlumsa ama bizim mezhebimizden değilse, öbürüne karşı çıktığımız gibi buna da sahip çıkarız. Dolayısıyla burada mesele nedir? Öncelikle insan olmak, Müslüman olmak. Orada Sünni ve Şii’nin hakkını bu hak temelinde, adalet temelinde, ilkeler temelinde korumak zorundayız. Aramıza bu fitneyi sokmaya çalışanların yapmaya çalıştıklarının hiçbir şekilde memleketin hayrına, bölgenin hayrına olmadığını biliyoruz. Onun için bu bayram vesilesiyle bütün bunları tekrar hatırlayacağız. Her birimizin bir mezhebi vardır, bu da saygıdeğerdir. Yanlış olan şey siyasi mezhepçiliktir, hakkı hakikati adaleti siyasi mezhepçilik üzerinden okumaya çalışmaktır. Bugün hangi ülkenin hangi mezhebe sahip olduğu meselesi değildir. Bugün önemli olan haklı olan kimdir, haksız olan kimdir meselesidir" dedi. "Saldırganlara karşı çıkmanın, bu saldırıları durdurmanın yolu bulunmalıdır" Türkiye’nin her zaman barıştan yana olduğunu vurgulayan Çelik, ülkenin milli güvenliğinin pazarlık konusu olmayacağını belirterek şunları söyledi: "Bugün Lübnan’a yapılan bütün saldırılar haksızdır. Gazze’ye yapılanlar vahşi bir saldırganlıktır, birer soykırımdır, insanlık dışı saldırılardır. Bugün İran halkının, oradaki kız çocuklarının bombalanması vahşi saldırılardır, insanlık dışı saldırılardır. Bunların hukukla, hakla, adaletle ilgisi yok. Ama bizim topraklarımız, bizim devletimiz her zaman haktan yana, adaletten yana oldu. Bugün de bunu en güçlü şekilde temsil ediyor. Şimdi bazen şöyle şeyler söylüyorlar, işte ‘Sıra Türkiye’ye gelmiş’, ‘Bundan sonrası Türkiye’ymiş’. Onlara söylediğimiz şudur: Bununla ilgili çok fazla şey söylemeye gerek yok; Türkiye her zaman barıştan yana oldu. Kimsenin toprağında gözümüz olmadığı gibi, toprağımıza göz dikene de hiçbir şekilde müsamaha göstermeyiz. Türkiye’nin milli güvenliği hiç kimsenin pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin milli güvenliğinde bir erteleme, bir tenzilat söz konusu olamaz. Türkler, bizler milli güvenliğimiz konusunda en yüksek hassasiyete sahibiz. Onun için hep birlikteliğimizi korurken aynı zamanda dış politika açısından, tarihin doğru yerinde duruyoruz. Güvenliğimizi korumak açısından tarihin doğru yerinde duruyoruz. Biz tabii ki bugün İran halkının uğradığı saldırı karşısında, onların uğradığı bu haksızlık karşısında yanındayız ama hiç kimsenin de bizim ülkemize füze atmasına, bizim ülkemizi hedef almasına göz yumamayız. Onun için herkes sağduyulu davranmalıdır. Esas bu saldırganlara karşı çıkmanın, bu saldırıları durdurmanın yolu bulunmalıdır." Konuşmaların ardından Çelik, partililerle bayramlaştı.
19 Mart 2026 Perşembe - 15:39 AK Parti Sözcüsü Çelik: "Hiç kimsenin de bizim ülkemize füze atmasına göz yumamayız" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye’nin her zaman barıştan yana olduğunu vurgulayarak, "Önümüzdeki dönemde dünya daha büyük türbülansların içinden geçecek. Kimsenin toprağında gözümüz olmadığı gibi, toprağımıza göz dikene de hiçbir şekilde müsamaha göstermeyiz. Türkiye’nin milli güvenliği hiç kimsenin pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin milli güvenliğinde bir erteleme, bir tenzilat söz konusu olamaz" dedi. Çelik, MHP Adana İl Başkanlığı’nda bayramlaşma programına katıldı. "Gücü, hem iç siyasette hem dış siyasette gösteriyor" Burada konuşan Çelik, geçmişte Türkiye’nin bağımsız karar alma iradesine yönelik çeşitli provokasyonlar ve manipülasyonlar yapıldığını ifade ederek, "Türkiye’yi yönetenlerin bağımsız karar alma iradesine saldırılır ya da birtakım provokasyonlarla ve manipülasyonlarla Türkiye’nin bağımsız hareket etme kabiliyeti sakatlanmaya ya da engellenmeye çalışıldı. Şimdi ise net bir şekilde görülüyor ki, hem Cumhurbaşkanımızın liderliği hem Devlet Bahçeli’nin dirayetli siyaseti bütün bu tabloyu en net duruşla ortaya koyarken; bütün kardeşlerimizin bu salonlardan meydanlarda kol kola birlik içerisindeki duruşu, içimizden herhangi bir kişiyi bile sökememeleri, bütün bu gücün ne kadar kuvvetli olduğunu hem iç siyasette hem dış siyasette gösteriyor" diye konuştu. "İsrail saldırganlığı devam ediyor" Orta Doğu’da yaşanan gelişmelere de değinen Çelik, İsrail’in saldırgan politikalarının bölgede istikrarsızlığı artırdığını belirterek, "Bugün yaşanan tartışmalara bakıldığında esasında bu kadar ağır silahlarla İran halkı bombalanırken, yöneticilere de karşı suikastler düzenlenirken ortaya çıkan tablo İsrail’in saldırganlığının bir devamı olmaktan başka bir şey değil. Söylenenlerin hepsi, yani oraya atfedilenlerin hepsinin aslında asılsız olduğu ortaya çıktı. Ne deniyordu bunun sebebi olarak? ‘Nükleer müzakereler konusunda İran herhangi bir anlaşmaya yanaşmıyor’ diyorlardı. Ama ne çıktı şimdi. Birtakım istihbarat direktörleri Amerika Birleşik Devletleri’nde istifa etti, açıklama yaptı. İngiltere’de açıklama yaptı. Ne dediler aslında İran çok güzel bir teklif sunmuştu anlaşma için ama birileri bunu yönetime aktarmadı ve böylece aslında savaş çıkarmak için bahane arayanlar bir kere daha bu saldırganlığa imza attı. Aynısını Suriye’de yaptılar. Şimdi Gazze’den sonra Batı Şeria’da yapıyorlar ve maalesef kara harekatıyla Lübnan’a dönük olarak da İsrail saldırganlığı devam ediyor. Bütün bunların içerisinde kafamız net, gücümüzün de kontrolde olması en önemli artıdır" ifadelerini kullandı. "İç bünyemizi sağlam tutmalıyız" Türkiye’nin iç birlikteliğinin güçlü tutulması gerektiğini anlatan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Önümüzdeki dönemde dünya daha büyük türbülansların içinden geçecek. Bildiğimiz anlamda bir dünya düzeni ortada kalmamıştır. Bildiğimiz anlamda bir uluslararası hukuk ortada kalmamıştır. Onun için en önemli mesele Cumhurbaşkanımızın ve Devlet Bahçeli’nin dediği gibi iç cephemizi sağlam tutmaktır, iç bünyemizi sağlam tutmaktır, bağışıklığımızı yüksek tutmaktır. Bu bizim için son derece kıymetlidir" dedi. "Azerbaycan’la olan kardeşliğimiz konjonktürel değil, ebedidir" Son dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokulmaya çalışıldığını anlatan Ömer Çelik, daha sonra şunları söyledi: "Biz Can Azerbaycan’la iki devlet tek milletiz ve inşallah bu sonsuza kadar da böyle olacak. Fakat son zamanlarda birilerinin özellikle bu ortam içerisinde Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokmaya çalıştığını görüyoruz. Tabii ki iki devlet tek milletiz, her devletin diğer bir devletle bütün politikalarda aynı davranacağı şeklinde bir husus yok. Herkesin şartlarının birbirinden farklılaştığı konular var ama günün sonunda Azerbaycan’la olan kardeşliğimiz konjonktürel bir kardeşlik değil, ebedi bir kardeşliktir. Onun için Can Azerbaycan’la aramıza fitne sokmaya çalışanları elimizin tersiyle bir kenara itiyoruz. İki devlet tek millet olarak sonsuza kadar bu kardeşliğimizi koruyacağız. Son zamanlarda Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne sokmaya çalışan odakların hangi yurtdışı bağlantıları olduğunu, neyi amaçladığını çok iyi görüyoruz ve buna hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz." "Türk ve Kürt arasına, Alevi’yle Sünni arasına kimse giremez" Türk, Kürt, Alevi ve Sünnilerin kardeş olduğunu belirten Çelik, "Maalesef bizi kendi içerimizde Kürt diyerekten, Alevi veya Sünni diyerekten birbirimize düşürmeye çalıştılar. Geçmişte çok uğraştılar. O zamanlarda hep beraber hatırlıyorsunuz, yaşı müsait olanlar hatırlarlar; Türkiye’nin her tarafında kan dökülürken bir darbeyle ertesi gün hiçbir şey olmuyor, sonra yıllar sonra belgeler açıklanıyordu. Darbeyi yapanlar hakkında Amerika Birleşik Devletleri’nde ya da başka ülkelerde "Bunlar bizim çocuklar" diye ifadeler kullanılıyor. Dolayısıyla Türkiye üzerinde oynanan oyunlar yıllar sonrasında anlaşılıyordu, ortaya çıkıyordu. Şimdi ise terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreciyle, hem Türkiye’nin içinde hem bölgemizde terör örgütlerinin ülkemize ve başkalarına karşı birer vekalet savaşının aparatı olarak kullanılmasını sona erdirecek çok önemli adımlar atıyoruz. Türkiye’de hiçbir zaman, hiçbir şekilde Türk ve Kürt arasına, Alevi’yle Sünni arasına kimse giremez. Bizim kardeşliğimiz ebedidir ve Türkiye’nin içerisinde bu kardeşlik en zor zamanlarda sınavını en güçlü şekilde vermiştir. Onun için bu bayram vesilesiyle Türk’le Kürt birbirine daha çok sarılacak, Alevi’yle Sünni birbirine daha çok sarılacak. Dünyanın sarsıldığı bir dönemde gücümüzü, birliğimizi, beraberliğimizi ve dirliğimizi öncelikle iç cephemizin gücü olarak göstereceğiz" ifadelerini kullandı. "Yanlış olan şey siyasi mezhepçiliktir" Türkiye’de mezhep tartışmalarının gündeme getirilmeye çalışıldığını, siyasi mezhepçiliğin yanlış olduğunu ifade eden Çelik, "Son 1 haftadır, 10 gündür bir mezhepçilik fitnesi Türkiye’nin içine sokulmaya çalışılıyor. Birdenbire Sünnilik nedir, Şiilik nedir diye bir tartışma başlatılmaya çalışılıyor. Niye bugün? Tabii ki ayrı politikalarımız olabilir; İran’la çeşitli konularda ayrı düştüğümüz zamanlar oldu, oranın birtakım sistem problemleri olduğunu ifade ettik. Ama bugün saldırıya uğradığında, haksız bir saldırıya uğradığında tabii ki İran halkının yanındayız. İran halkının meşru haklarını tabii ki savunuyoruz. Bu saldırı, hiçbir şekilde Amerika ve İsrail tarafından başlatılan saldırı makul ve meşru bir zemine dayanmıyor. Tamamen gayrimeşrudur, çok vahşi bir saldırıdır. O sebeple bugün kimin mezhebi Sünni’dir, kimin mezhebi Şii’dir tartışmasını yapmanın zamanı değil. Biz, bizim mezhebimizden bile olsa eğer o kişi zalimlik yapıyorsa ona karşı çıkarız. Bir kişi mazlumsa ama bizim mezhebimizden değilse, öbürüne karşı çıktığımız gibi buna da sahip çıkarız. Dolayısıyla burada mesele nedir? Öncelikle insan olmak, Müslüman olmak; orada Sünni ve Şii’nin hakkını bu hak temelinde, adalet temelinde, ilkeler temelinde korumak zorundayız. Aramıza bu fitneyi sokmaya çalışanların, yapmaya çalıştıklarının hiçbir şekilde memleketin hayrına, bölgenin hayrına olmadığını biliyoruz. Onun için bu bayram vesilesiyle bütün bunları tekrar hatırlayacağız. Her birimizin bir mezhebi vardır, bu da saygıdeğerdir. Yanlış olan şey siyasi mezhepçiliktir, hakkı hakikati adaleti siyasi mezhepçilik üzerinden okumaya çalışmaktır. Bugün hangi ülkenin hangi mezhebe sahip olduğu meselesi değildir. Bugün önemli olan haklı olan kimdir, haksız olan kimdir meselesidir" dedi. "Saldırganlara karşı çıkmanın, bu saldırıları durdurmanın yolu bulunmalıdır" Türkiye’nin her zaman barıştan yana olduğunu vurgulayan Çelik, ülkenin milli güvenliğinin pazarlık konusu olmayacağını belirterek şunları söyledi: "Bugün Lübnan’a yapılan bütün saldırılar haksızdır. Gazze’ye yapılanlar vahşi bir saldırganlıktır, birer soykırımdır, insanlık dışı saldırılardır. Bugün İran halkının, oradaki kız çocuklarının bombalanması vahşi saldırılardır, insanlık dışı saldırılardır. Bunların hukukla, hakla, adaletle ilgisi yok. Ama bizim topraklarımız, bizim devletimiz her zaman haktan yana, adaletten yana oldu. Bugün de bunu en güçlü şekilde temsil ediyor. Şimdi bazen şöyle şeyler söylüyorlar, işte ‘Sıra Türkiye’ye gelmiş’, ‘Bundan sonrası Türkiye’ymiş’. Onlara söylediğimiz şudur: Bununla ilgili çok fazla şey söylemeye gerek yok; Türkiye her zaman barıştan yana oldu. Kimsenin toprağında gözümüz olmadığı gibi, toprağımıza göz dikene de hiçbir şekilde müsamaha göstermeyiz. Türkiye’nin milli güvenliği hiç kimsenin pazarlık konusu değildir. Türkiye’nin milli güvenliğinde bir erteleme, bir tenzilat söz konusu olamaz. Türkler, bizler milli güvenliğimiz konusunda en yüksek hassasiyete sahibiz. Onun için hep birlikteliğimizi korurken aynı zamanda dış politika açısından, tarihin doğru yerinde duruyoruz. Güvenliğimizi korumak açısından tarihin doğru yerinde duruyoruz. Biz tabii ki bugün İran halkının uğradığı saldırı karşısında, onların uğradığı bu haksızlık karşısında yanındayız ama hiç kimsenin de bizim ülkemize füze atmasına, bizim ülkemizi hedef almasına göz yumamayız. Onun için herkes sağduyulu davranmalıdır. Esas bu saldırganlara karşı çıkmanın, bu saldırıları durdurmanın yolu bulunmalıdır." Konuşmaların ardından Çelik, partililerle bayramlaştı. (UMT-
Özel harekatın el bombaları ve mermilerini satan 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis istendi
12 Ağustos 2025 Salı - 10:50 Özel harekatın el bombaları ve mermilerini satan 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis istendi Adana Emniyet’inde Özel Harekat Şube Müdürlüğü’ deposundaki el bombaları ile çeşitli çaptaki mermileri sattıkları iddia edilen 4’ü polis memuru 3’ü emekli polis memuru, 1’i meslekten ihraç polis, 1’i de avukat toplam 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı. Emniyetin silah deposundaki el bombaları ile mermileri satan ve etkin pişmanlık yasasından faydalanmak için başvuran polis memuru Oğuzhan K. "Yurt dışı görevi sırasında iddia ve şans oyunları oynamaya başladım. Kaybedince bankalardan 1 milyon 500 bin lira kredi çektim. Bankalar tekrar kredi vermeyince 2022 yılından itibaren borçlarımı ödemek için peyderpey depodaki fişekleri satmaya başladım" dediği öğrenildi. "Depoda sayım yapıldı" Adana İl Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü Depo Büro Amirliği’ndeki görevli bazı polis memurları, deponun sayım, dağıtım ve bakımı ile temizliğinden sorumlu görevli polis memuru Oğuzhan K.’nin mesai saatleri içinde depoya girildiği sırada görevlilerin denetimini engelleyecek tarzda "Burada sıkıntı yok yazışma işlerine bakın ben hallediyorum" dediği, mesai saatleri dışında da şube müdürlüğü yerleşkesine gelerek depoya girdiği, bazı temizlik işleri sonrasında düzenli bırakılan malzemelerin daha sonra dağınık olarak bırakıldığını görünce durumu emniyet müdürlüğüne ilettiler. "Boş kasaları dolu gibi göstermiş" Bu şüpheler üzerine 28 Kasım 2024’te Oğuzhan K.’nin bulunmadığı sırada depoda sayım yapıldı. Kabaca yapılan sayım sonucunda, savunma tipi el bombalarının toplam 3 sıra dikey şekilde bulunan kasaların en alt kısımlarına 8 adet boş sandık konulmak üzere dolu ve tam görünümü verildiği görüldü. 7.62x51 mm çapındaki fişekler kontrol edildiğinde çok sayıda boş kasanın dolu olanların aralarına konularak dolu ve tam gösterilmek istendiği, ayrıca bu kasaların önlerine başka malzemelere ait daha büyük kasalar konularak açıkça engel oluşturulmak istendiği belirlendi. 9x19 mm çapındaki fişeklerde de ETMYS kaydında bulunan çok sayıda eksik fişek olduğu tespit edildi. "239 el bombası, 262 bin mermi satmış" Bu durumun sıralı amirlere bildirilmesi üzerine depoda detaylı sayım yapıldı. Sayım neticesinde 239 adet savunma tipi el bombası, 59 bin adet 7.62x51 mm çapında fişek, 203 bin adet 9x19 mm çapında fişeğin eksik olduğu belirlendi. Sayımın artından tutanak tutulmasının ardından görüşülen depo görevlisi polis memuru Oğuzhan K., suçunu itiraf ederek, sayısını bilmediği 9 mm fişeklerin bir kısmını şube müdürlüğünde geçmiş tarihlerde görevli olan ve kamu görevinden ihraç edilen eski polis memuru Yaşar Y.’ya, el bombaları, 9 mm ve 7.62x51 mm çaplı fişekleri de yine Özel Harekat Şube Müdürlüğü kadrosunda geçmiş tarihlerde görevli olan ve şu anda Mersin Mezitli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde devriye ekiplerinde görevli polis memuru Ali M.’ye para karşılığında sattığını itiraf etti. "Polislere satmış" Bu itiraflar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında yapılan aramalarda, Oğuzhan K.’nın evinde 345 adet mermi ele geçirildi. Oğuzhan K’nın el bombası ve mermileri sattığını iddia ettiği eski polis memuru Yaşar Y. yakalandı, evinde 1 tabanca ve şarjör ile 15 mermi bulundu. Oğuzhan K.’nın el bombaları ile mermileri sattığını öne sürdüğü polis memuru Ali M. ise avukatı Murat Y.’nin Adana’daki ofisinden çıkıp otomobiline binerken yakalandı. Av. Murat Y.’nin ofisinde yapılan aramada 6 tabanca, 11 şarjör, 1632 adet mermi, 12 balistik yelek, 138 savunma tipi el bombası ve dijital materyaller ele geçirildi. Polis memuru Ali M.’nin otomobilinde ise 49 tabanca, 5 bin 579 mermi, 146 şarjör, 3 çelik yelek, 3 çelik plaka, 2 balistik kask parçası, 22 kabza kapağı bulundu. Ayrıca, araçta bulunan el çantasında da çok sayıda silah devrine ilişkin noterlerce düzenlenmiş sözleşmeler ve vekaletnameler, silah devri hususunda düzenlenmiş dilekçeler, başka şahıslara ait silah taşıma ruhsatları ele geçirildi. Polis memuru Ali M.’nin eşinin Mersin Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nde başkomiser olarak görev yapan Z.T.M. olduğu ortaya çıktı. Polis memuru Ali M.’nin avukatı olduğu iddia edilen ve ofisinde çok sayıda silah bulunan Av. Murat Y., Mersin’in Tarsus İlçesi Yenice Mahallesi’nde yakalandı. Av. Murat’ın aracında 2 adet şarjör ve 26 mermi bulundu. Emniyet Müdürlüğü’ne ait silahların ve mermilerin satılması için Döşeme Mahallesi’nde polis memurları Kudret B., Ali K. Ve Ali M.’nin ortak olduğu Ali K.’nın kayınbabası Nazmi K. adına açılan avcılık ve balıkçılık malzemeleri satılan iş yerine operasyon yapıldı. İş yerinde yapılan aramada 2 ruhsatsız tabanca, 50 mermi, 42 şarjör, 40 biber gazı, 5 elektro şok, 2 çelik yelek çok sayıda farklı şahıslara ait silah taşıma ruhsatları bulundu. Ali K.’ın evinde 2 bin 604 mermi, 2 silah, 1 şarjör, 50 mermi, Kudret B.’nın aracında ise 1 kuru sıkı tabanca, 2 şarjör 10 kuru sıkı mermisi ele geçirildi. Soruşturma devam ederken Adana Özel Harekat Bölge Müdürlüğü yerleşkesi içinde acil durumlarda kullanılmak üzere oluşturulmuş zırhlı trayler içinde 1 çanta içinde 3’ü ruhsatsız 21 tabanca daha ele geçirildi. Silah ticaretine karıştıkları öne sürülen Sabri K., emekli polis memurları Eyyüp T., Harun Y. ve Refik G’ de gözaltına alındı. 7 şüpheli tutuklandı. Soruşturma sonunda polis memurları Oğuzhan K., Ali K., Ali M., Kudret B., polislikten ihraç edilen Yaşar Y., emekli polis memuru Eyyüp T., ile Av. Murat Y. tutuklandı, diğer 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Cumhuriyet Savcısı, Adana Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nün silah deposundaki el bombaları ile mermilerin görevli polis memurları tarafından satılması ile ilgili soruşturmasını tamamladı. Savcı, 4’ü polis memuru 1’i avukat 3’ü emekli polis memuru, 1’i de polislikten ihraç edilen toplam 10 kişi hakkında ’Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma ve El Değiştirme, 1. fıkrada yazılı fiilleri iki ya da daha çok kişinin toplu olarak işlemesi, zimmet, izinsiz olarak bıçak veya diğer aletleri ülkeye sokma imal etme veya nakletme" suçlarından iddianame hazırladı. Savcı sanıklardan polis memuru Oğuzhan K’nin 41 yıl 6 ay, sanık Refik Ö.’nün 22 yıl 6 ay, diğer sanıkların ise 35 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarını istedi. Adana 7.Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianame yapılan incelemenin ardından kabul edildi. 28 sayfadan oluşan iddianamede soruşturmanın nasıl başladığı, yapılan aramalar, ele geçirilen suç eşyalarına ilişkin kriminal uzmanlık raporuna, el konulan silahlara ilişkin açıklamalar ve değerlendirmelere, şüphelilerin cep telefonlarında yapılan ön inceleme ve ifadeleri ile HTS kayıtlarına, zimmet raporuna yer verildi. İddianamede, sanıklardan polis memuru Ali M.’nin Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nün deposundaki silahları sattığı iddia edilen polis memuru Oğuzhan K.’ye farklı tarihlerde olmak üzere toplamda 1 milyon 90 bin lira para gönderdiği belirtildi. Etkin pişmanlıktan faydalanmak için başvurdu Polis memuru Oğuzhan K.’nin zimmetine geçirerek sattığı emniyetin deposundaki el bombaları ile farklı çaplarda mermilerin bedelinin toplam 1 milyon 540 bin lira olduğuna dikkat çekildi. Sanık polis memuru Oğuzhan K.’nin bu bedeli ödeyerek etkin pişmanlıktan faydalanmak için Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğu belirtildi. Oğuzhan K. ifadesinde suçunu itiraf ederek el bombalarını ve mermileri kimlere sattığını ayrıntılı olarak anlattı. 2018 yılında Adana Özel Harekat Şube Müdürlüğü Depo Büro Amirliği’nde depo memuru olarak görev yaptığını belirten Oğuzhan K., 2021 yılı Mart veya Nisan ayında yurt dışı görevi olarak Bağdat’a gittiğini burada iddia işine bulaştığını, bunun için bankalardan kredi çektiğini, borçlarını kapatamayınca aklına çalıştığı depodaki mermileri satarak borçlarını ödemek geldiğini söyledi. Mermileri önce polis memuru Yaşar Y.’a sattığını, Yaşar A.’nın meslekten ihraç edilmesi sonrası 9 bin mermiyi Ali M.’ye sattığını itiraf eden Oğuzhan K., 84 el bombasını da yine Ali M.’ye sattığını söyledi. Sanıklar önümüzdeki günlerde yargılanmaya başlayacak.
Özel harekatın el bombaları ve mermilerini satan 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis istendi
12 Ağustos 2025 Salı - 10:40 Özel harekatın el bombaları ve mermilerini satan 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis istendi Adana Emniyet’inde Özel Harekat Şube Müdürlüğü’ deposundaki el bombaları ile çeşitli çaptaki mermileri sattıkları iddia edilen 4’ü polis memuru 3’ü emekli polis memuru, 1’i meslekten ihraç polis, 1’i de avukat toplam 10 kişi hakkında 41 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı. Emniyetin silah deposundaki el bombaları ile mermileri satan ve etkin pişmanlık yasasından faydalanmak için başvuran polis memuru Oğuzhan K. "Yurt dışı görevi sırasında iddia ve şans oyunları oynamaya başladım. Kaybedince bankalardan 1 milyon 500 bin lira kredi çektim. Bankalar tekrar kredi vermeyince 2022 yılından itibaren borçlarımı ödemek için peyderpey depodaki fişekleri satmaya başladım" dediği öğrenildi. "Depoda sayım yapıldı" Adana İl Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü Depo Büro Amirliği’ndeki görevli bazı polis memurları, deponun sayım, dağıtım ve bakımı ile temizliğinden sorumlu görevli polis memuru Oğuzhan K.’nin mesai saatleri içinde depoya girildiği sırada görevlilerin denetimini engelleyecek tarzda "Burada sıkıntı yok yazışma işlerine bakın ben hallediyorum" dediği, mesai saatleri dışında da şube müdürlüğü yerleşkesine gelerek depoya girdiği, bazı temizlik işleri sonrasında düzenli bırakılan malzemelerin daha sonra dağınık olarak bırakıldığını görünce durumu emniyet müdürlüğüne ilettiler. "Boş kasaları dolu gibi göstermiş" Bu şüpheler üzerine 28 Kasım 2024’te Oğuzhan K.’nin bulunmadığı sırada depoda sayım yapıldı. Kabaca yapılan sayım sonucunda, savunma tipi el bombalarının toplam 3 sıra dikey şekilde bulunan kasaların en alt kısımlarına 8 adet boş sandık konulmak üzere dolu ve tam görünümü verildiği görüldü. 7.62x51 mm çapındaki fişekler kontrol edildiğinde çok sayıda boş kasanın dolu olanların aralarına konularak dolu ve tam gösterilmek istendiği, ayrıca bu kasaların önlerine başka malzemelere ait daha büyük kasalar konularak açıkça engel oluşturulmak istendiği belirlendi. 9x19 mm çapındaki fişeklerde de ETMYS kaydında bulunan çok sayıda eksik fişek olduğu tespit edildi. "239 el bombası, 262 bin mermi satmış" Bu durumun sıralı amirlere bildirilmesi üzerine depoda detaylı sayım yapıldı. Sayım neticesinde 239 adet savunma tipi el bombası, 59 bin adet 7.62x51 mm çapında fişek, 203 bin adet 9x19 mm çapında fişeğin eksik olduğu belirlendi. Sayımın artından tutanak tutulmasının ardından görüşülen depo görevlisi polis memuru Oğuzhan K., suçunu itiraf ederek, sayısını bilmediği 9 mm fişeklerin bir kısmını şube müdürlüğünde geçmiş tarihlerde görevli olan ve kamu görevinden ihraç edilen eski polis memuru Yaşar Y.’ya, el bombaları, 9 mm ve 7.62x51 mm çaplı fişekleri de yine Özel Harekat Şube Müdürlüğü kadrosunda geçmiş tarihlerde görevli olan ve şu anda Mersin Mezitli İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde devriye ekiplerinde görevli polis memuru Ali M.’ye para karşılığında sattığını itiraf etti. "Polislere satmış" Bu itiraflar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında yapılan aramalarda, Oğuzhan K.’nın evinde 345 adet mermi ele geçirildi. Oğuzhan K’nın el bombası ve mermileri sattığını iddia ettiği eski polis memuru Yaşar Y. yakalandı, evinde 1 tabanca ve şarjör ile 15 mermi bulundu. Oğuzhan K.’nın el bombaları ile mermileri sattığını öne sürdüğü polis memuru Ali M. ise avukatı Murat Y.’nin Adana’daki ofisinden çıkıp otomobiline binerken yakalandı. Av. Murat Y.’nin ofisinde yapılan aramada 6 tabanca, 11 şarjör, 1632 adet mermi, 12 balistik yelek, 138 savunma tipi el bombası ve dijital materyaller ele geçirildi. Polis memuru Ali M.’nin otomobilinde ise 49 tabanca, 5 bin 579 mermi, 146 şarjör, 3 çelik yelek, 3 çelik plaka, 2 balistik kask parçası, 22 kabza kapağı bulundu. Ayrıca, araçta bulunan el çantasında da çok sayıda silah devrine ilişkin noterlerce düzenlenmiş sözleşmeler ve vekaletnameler, silah devri hususunda düzenlenmiş dilekçeler, başka şahıslara ait silah taşıma ruhsatları ele geçirildi. Polis memuru Ali M.’nin eşinin Mersin Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nde başkomiser olarak görev yapan Z.T.M. olduğu ortaya çıktı. Polis memuru Ali M.’nin avukatı olduğu iddia edilen ve ofisinde çok sayıda silah bulunan Av. Murat Y., Mersin’in Tarsus İlçesi Yenice Mahallesi’nde yakalandı. Av. Murat’ın aracında 2 adet şarjör ve 26 mermi bulundu. Emniyet Müdürlüğü’ne ait silahların ve mermilerin satılması için Döşeme Mahallesi’nde polis memurları Kudret B., Ali K. Ve Ali M.’nin ortak olduğu Ali K.’nın kayınbabası Nazmi K. adına açılan avcılık ve balıkçılık malzemeleri satılan iş yerine operasyon yapıldı. İş yerinde yapılan aramada 2 ruhsatsız tabanca, 50 mermi, 42 şarjör, 40 biber gazı, 5 elektro şok, 2 çelik yelek çok sayıda farklı şahıslara ait silah taşıma ruhsatları bulundu. Ali K.’ın evinde 2 bin 604 mermi, 2 silah, 1 şarjör, 50 mermi, Kudret B.’nın aracında ise 1 kuru sıkı tabanca, 2 şarjör 10 kuru sıkı mermisi ele geçirildi. Soruşturma devam ederken Adana Özel Harekat Bölge Müdürlüğü yerleşkesi içinde acil durumlarda kullanılmak üzere oluşturulmuş zırhlı trayler içinde 1 çanta içinde 3’ü ruhsatsız 21 tabanca daha ele geçirildi. Silah ticaretine karıştıkları öne sürülen Sabri K., emekli polis memurları Eyyüp T., Harun Y. ve Refik G’ de gözaltına alındı. 7 şüpheli tutuklandı. Soruşturma sonunda polis memurları Oğuzhan K., Ali K., Ali M., Kudret B., polislikten ihraç edilen Yaşar Y., emekli polis memuru Eyyüp T., ile Av. Murat Y. tutuklandı, diğer 3 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Cumhuriyet Savcısı, Adana Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nün silah deposundaki el bombaları ile mermilerin görevli polis memurları tarafından satılması ile ilgili soruşturmasını tamamladı. Savcı, 4’ü polis memuru 1’i avukat 3’ü emekli polis memuru, 1’i de polislikten ihraç edilen toplam 10 kişi hakkında ’Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma ve El Değiştirme, 1. fıkrada yazılı fiilleri iki ya da daha çok kişinin toplu olarak işlemesi, zimmet, izinsiz olarak bıçak veya diğer aletleri ülkeye sokma imal etme veya nakletme" suçlarından iddianame hazırladı. Savcı sanıklardan polis memuru Oğuzhan K’nin 41 yıl 6 ay, sanık Refik Ö.’nün 22 yıl 6 ay, diğer sanıkların ise 35 yıl 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarını istedi. Adana 7.Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianame yapılan incelemenin ardından kabul edildi. 28 sayfadan oluşan iddianamede soruşturmanın nasıl başladığı, yapılan aramalar, ele geçirilen suç eşyalarına ilişkin kriminal uzmanlık raporuna, el konulan silahlara ilişkin açıklamalar ve değerlendirmelere, şüphelilerin cep telefonlarında yapılan ön inceleme ve ifadeleri ile HTS kayıtlarına, zimmet raporuna yer verildi. İddianamede, sanıklardan polis memuru Ali M.’nin Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nün deposundaki silahları sattığı iddia edilen polis memuru Oğuzhan K.’ye farklı tarihlerde olmak üzere toplamda 1 milyon 90 bin lira para gönderdiği belirtildi. Etkin pişmanlıktan faydalanmak için başvurdu Polis memuru Oğuzhan K.’nin zimmetine geçirerek sattığı emniyetin deposundaki el bombaları ile farklı çaplarda mermilerin bedelinin toplam 1 milyon 540 bin lira olduğuna dikkat çekildi. Sanık polis memuru Oğuzhan K.’nin bu bedeli ödeyerek etkin pişmanlıktan faydalanmak için Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğu belirtildi. Oğuzhan K. ifadesinde suçunu itiraf ederek el bombalarını ve mermileri kimlere sattığını ayrıntılı olarak anlattı. 2018 yılında Adana Özel Harekat Şube Müdürlüğü Depo Büro Amirliği’nde depo memuru olarak görev yaptığını belirten Oğuzhan K., 2021 yılı Mart veya Nisan ayında yurt dışı görevi olarak Bağdat’a gittiğini burada iddia işine bulaştığını, bunun için bankalardan kredi çektiğini, borçlarını kapatamayınca aklına çalıştığı depodaki mermileri satarak borçlarını ödemek geldiğini söyledi. Mermileri önce polis memuru Yaşar Y.’a sattığını, Yaşar A.’nın meslekten ihraç edilmesi sonrası 9 bin mermiyi Ali M.’ye sattığını itiraf eden Oğuzhan K., 84 el bombasını da yine Ali M.’ye sattığını söyledi. Sanıklar önümüzdeki günlerde yargılanmaya başlayacak.
Yıllardır aranan 3 FETÖ’cü Adana’da yakalandı
12 Ağustos 2025 Salı - 09:46 Yıllardır aranan 3 FETÖ’cü Adana’da yakalandı Adana’da polisin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü’ne yönelik yaptığı çalışmada aralarında örgütün mahrem sorumlusu olduğu belirlenen, 9 yıldır firari yaşayan ve 3 farklı ilde eğitim yapılanmasından sorumlu olduğu iddia edilen şahsın da olduğu 3 hükümlüyü yakaladı. Alınan bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, FETÖ’ye yönelik, ’Silahlı Terör Örgütü Kurmak veya Yönetmek’ suçundan 9 yıldır aranan ve Adana, Antalya ile Balıkesir’deki eğitim yapılanmasında mahrem sorumlu olduğu belirlenen M.A.’nın (49) peşine düştü. Şüphelinin yerini tespit eden ekipler, 2 günde 40 iş yerinin güvenlik kamerası görüntüsünü tek tek inceledi. M.A., Seyhan ilçesi çarşı merkezindeki bir iş hanında yakalandı. Adreste ve kaldığı yerlerde yapılan aramalarda bilgisayar, cep telefonu ve dijital materyaller ele geçirildi. M.A. çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Ekipler ayrıca, "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan 7 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan ve 3 yıldır aranan, örgütün Adana yapılanmasında "mütevelli" olarak faaliyet yürüttüğü tespit edilen M.K’yı (56) Seyhan ilçesi Saydam Caddesi’nde yakaladı. Yine aynı suçtan 6 yıl 3 ay kesinleşmiş hapis cezasıyla aranan, örgütün öğrenci yapılanmasında görev aldığı belirlenen E.A. da (41) Seyhan’daki iş yerine düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından 3 firari hükümlü cezaevine gönderildi.
Toza halı da çare olmayınca vatandaş bu kez de sulamaya başladı
12 Ağustos 2025 Salı - 09:41 Toza halı da çare olmayınca vatandaş bu kez de sulamaya başladı Adana’da bir mahallede alt yapı çalışması nedeniyle bozulan yol belediye tarafından bir türlü asfaltlanmayınca esnaf oluşan tozun önüne geçmek için yola eski halıları sermişti. Ancak bu da çare olmayınca esnaf bu kez de halıları sulamaya başladı. Merkez Seyhan ilçesine bağlı Dağlıoğlu Mahallesi Bahçelievler Caddesinde alt yapı çalışmasından sonra bozulan yol bir türlü yapılmamış esnaf da bozuk yoldan dolayı oluşan toza önlem almak için evinden eski halıları getirip yola sermişti. Ancak bu da toza çare olmayınca bu kez de esnaf eline hortumu alıp halıyı suladı. Esnaf Ramazan Kaya, yapılan kazılardan sonra hiçbir asfalt çalışması yapılmadığını belirterek, "Biz bu durumdan rahatsızız. 6-7 aydır bu yol böyle, en son halı serdik. Halıda toz olmasın diye böyle sulama yapıyoruz" dedi. "Sanki Hindistan sokaklarında yaşıyoruz" Esnaflardan Ferhat Bayram ise, "Sanki Hindistan mahallesinde, Hindistan sokaklarında yaşıyoruz. Sulamayı mecbur yapıyoruz, eğer sulama yapmazsak burada durulmuyor. Bu mahalle başı boş bırakılmış. Turgut Özal veya Çukurova ilçesinde neredeyse evlerin içerisine kadar asfalt yapmışlar ama burası başı boş bırakılmış" diye konuştu. Esnaflardan Can Yıldız’da, "Motosikletime 5 bin lira masraf ettim, ikinci vitesten yukarı çıkamıyoruz. Toz oluyor diye halı serilmiş, birde halıyı artık suluyorlar, toz kalkmasın diye. Melodili yol yapılıyormuş, önce bu yolları yapsınlar, sonra melodili yol yapsınlar" dedi.
Dora Eğitim Merkezi annelere umut, çocuklara çare oldu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:34 Dora Eğitim Merkezi annelere umut, çocuklara çare oldu Adana’da Otizm Asperger tanısı konulan ve sosyalleşme problemi olan iki çocuğun Özel Dora Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim almaya başladıktan sonra, arkadaş edinmeye sosyal çevre yapmaya başlaması, annelerine umut oldu. Çocuk Gelişimi mezunu anne Fadime Coşalev ile Ziraat Mühendisi anne Ümmühan Topal’ın kızlarına Otizm Asperger tanısı konuldu. Çocuklarda rahatsızlıklarından dolayı arkadaş edinememe sosyalleşememe problemi oldu. İki anne de hangi özel eğitime gitse çocuklarına bir çare bulamadığı için umutsuzluğa kapılmaya başladı. Coşalev ve Topal bir süre sonra Özel Dora Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile tanışınca hem çocuklarının hem de kendilerinin hayatı değişti. Anne Topal, yaşadığı bu zorlu ve en sonundaki umut verici süreci anlattı. Topal,"Otizm Asperger Sendromu tanısı kızımıza bir buçuk yaşındayken konuldu. O günden bu yana özel eğitim alıyoruz. Altı yaşına geldiğinde, normal gelişim gösterdiğine dair bir rapor aldık. Bu raporun ardından kızımız ilkokula özel bir okulda başladı. Asperger, otizm spektrum bozuklukları içerisinde yer alır ancak farklılıkları olan, daha hafif belirtilerle seyreden bir durumdur. Asperger tanısı aldıktan sonra özel eğitim konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaya başladık. Altı yaşına kadar özel eğitim aldı ancak yedi yaşından sonra bu destek kesintiye uğradı. Adana’daki özel eğitim kurumlarını araştırdığımızda; down sendromlu çocuklar, ağır otizmli bireyler ve diğer tanılara sahip çocukların hepsinin aynı sınıfta eğitim aldığını gördük. Bu da bizim için uygun bir ortam değildi. Kızımız 11 yaşına kadar özel eğitim desteği olmadan, kendi sosyal gelişimini doğal yollarla sürdürmeye çalıştı. On bir yaşına geldiğinde yeniden özel eğitim aldırmayı denedik. Ancak yine aynı durumla karşılaştık: Ağır durumda olan çocuklarla aynı ortamdaydı. Birkaç hafta devam ettikten sonra bu eğitimi de bıraktık" dedi. Bir yıl sonra araştırmalarıma devam ederken Dora Özel Eğitim Merkezi ile tanıştıktan sonra hem kendin hayatının hem de kızının hayatının değiştiğine değinen Topal, "Burası bizim için bir dönüm noktası oldu. Tanı almış tüm çocuklar burada çok kıymetli. Ancak en önemlisi, burada çocuklar ihtiyaçlarına göre ayrılmış şekilde eğitim alıyorlar. Ağır ve hafif durumdaki bireyler aynı ortamda değil; bu sayede çocuklar birbirlerinden olumsuz etkilenmeden, daha verimli bir şekilde eğitim görebiliyor. Kızım burada eğitime başladıktan sonra çok ciddi ilerlemeler kaydettik. Hatta burada, kendisi gibi Asperger sendromlu bir çocukla da tanıştı. Kurumdan çok memnunuz" ifadelerini kullandı. "Ben ve babası dışında hiç kimseyle konuşmazdı, şimdi ise iletişim kurmaya başladı" Sözlerini sürdüren Topal, "Eskiden hiç temas kurmazdı insanlarla. En büyük sıkıntımız buydu. Kalabalıklara girmiyor, sosyal ortamlardan uzak duruyordu. Ben ve babası dışında hiç kimseyle konuşmazdı, hatta sık sık gördüğü insanlarla bile. Şimdi ise iletişim kurmaya başladı. Ufak ufak temas etmeye başladı, kalabalık ortamlara girmeye cesaret ediyor. En önemlisi ise artık çok yakın bir arkadaşı var. Burada onunla birlikte sürekli ders yapıyorlar. Kızım şu anda bir Anadolu Lisesi’nde, kaynaştırma raporuyla eğitim alıyor. Sınıf mevcudu 38. Ancak orada bir tane bile arkadaşı yoktu. Burada ise arkadaşlık kurmayı başardı. Bu, bizim için çok büyük bir gelişme. Ayrıca inanılmaz güzel resimler yapıyor. Resim konusunda gerçekten çok yetenekli. Coğrafyaya da çok meraklı. Dört beş dakikada, hiçbir şeye bakmadan dünya haritasını çizebiliyor. Biz bir aile olarak çok emek veriyoruz, özellikle anne ve baba olarak elimizden geleni yapıyoruz. Ama bu süreçte mutlaka doğru bir özel eğitim kurumundan destek almak gerekiyordu onu da aldık çok şükür" şeklinde konuştu. "Daha önce birçok yerden ret almıştık" Anne Coşalev ise, "Benim kızım yüksek işlevli otizm sendromu tanısı aldı. Tanıyı çok geç yaşta aldık. İlkokul birinci sınıfta, doktorlar sadece dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemi olduğunu söylüyordu. Ancak biz ortaokul altıncı sınıfa geldiğimizde Asperger ve otizm olduğunu öğrendik. Bu süreç bizim için oldukça zordu çünkü çocuğum bu dönemde çok ilerlemişti. Hiçbir özel eğitim merkezi bizi kabul etmiyordu, çünkü tanımız geç konmuştu ve yaşımız ilerlemişti. Elimizde hiçbir resmi belge ya da rapor yoktu. Sonrasında, doktorumuzun kontrolüyle Asperger tanısı konuldu. Ancak bu kez de yaşımız 16 olduğu için yine hiçbir özel eğitim kurumu bizi kabul etmedi. Hiçbir gruba dahil olamıyor, sosyal çevre kuramıyorduk. Kızım asosyaldi. En son çare olarak burayı buldum. Araştırdım ve artık son noktadaydık. Bizi burada çok güzel karşıladılar. Aynı yaş grubunda bir arkadaşı olduğunu ve yaşın önemli olmadığını söylediler. Oysa daha önce birçok yerden ret almıştık" diye konuştu. Coşalev, "Kızım buraya geldikten sonra bu arkadaşıyla çok iyi anlaştı. Çok güzel resimler çiziyor, grafik tasarım yapıyor. Ayrıca animasyonlar ve çizgi filmler hazırlıyor. Buradaki arkadaşıyla birlikte önemli işler yapıyorlar" diyerek sözlerini tamamladı.
Dora Eğitim Merkezi annelere umut, çocuklara çare oldu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:32 Dora Eğitim Merkezi annelere umut, çocuklara çare oldu Adana’da Otizm Asperger tanısı konulan ve sosyalleşme problemi olan iki çocuğun Özel Dora Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim almaya başladıktan sonra, arkadaş edinmeye sosyal çevre yapmaya başlaması, annelerine umut oldu. Çocuk Gelişimi mezunu anne Fadime Coşalev ile Ziraat Mühendisi anne Ümmühan Topal’ın kızlarına Otizm Asperger tanısı konuldu. Çocuklarda rahatsızlıklarından dolayı arkadaş edinememe sosyalleşememe problemi oldu. İki anne de hangi özel eğitime gitse çocuklarına bir çare bulamadığı için umutsuzluğa kapılmaya başladı. Coşalev ve Topal bir süre sonra Özel Dora Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ile tanışınca hem çocuklarının hem de kendilerinin hayatı değişti. Anne Topal, yaşadığı bu zorlu ve en sonundaki umut verici süreci anlattı. Topal,"Otizm Asperger Sendromu tanısı kızımıza bir buçuk yaşındayken konuldu. O günden bu yana özel eğitim alıyoruz. Altı yaşına geldiğinde, normal gelişim gösterdiğine dair bir rapor aldık. Bu raporun ardından kızımız ilkokula özel bir okulda başladı. Asperger, otizm spektrum bozuklukları içerisinde yer alır ancak farklılıkları olan, daha hafif belirtilerle seyreden bir durumdur. Asperger tanısı aldıktan sonra özel eğitim konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaya başladık. Altı yaşına kadar özel eğitim aldı ancak yedi yaşından sonra bu destek kesintiye uğradı. Adana’daki özel eğitim kurumlarını araştırdığımızda; down sendromlu çocuklar, ağır otizmli bireyler ve diğer tanılara sahip çocukların hepsinin aynı sınıfta eğitim aldığını gördük. Bu da bizim için uygun bir ortam değildi. Kızımız 11 yaşına kadar özel eğitim desteği olmadan, kendi sosyal gelişimini doğal yollarla sürdürmeye çalıştı. On bir yaşına geldiğinde yeniden özel eğitim aldırmayı denedik. Ancak yine aynı durumla karşılaştık: Ağır durumda olan çocuklarla aynı ortamdaydı. Birkaç hafta devam ettikten sonra bu eğitimi de bıraktık"dedi. Bir yıl sonra araştırmalarıma devam ederken Dora Özel Eğitim Merkezi ile tanıştıktan sonra hem kendin hayatının hem de kızının hayatının değiştiğine değinen Topal, "Burası bizim için bir dönüm noktası oldu. Tanı almış tüm çocuklar burada çok kıymetli. Ancak en önemlisi, burada çocuklar ihtiyaçlarına göre ayrılmış şekilde eğitim alıyorlar. Ağır ve hafif durumdaki bireyler aynı ortamda değil; bu sayede çocuklar birbirlerinden olumsuz etkilenmeden, daha verimli bir şekilde eğitim görebiliyor. Kızım burada eğitime başladıktan sonra çok ciddi ilerlemeler kaydettik. Hatta burada, kendisi gibi Asperger sendromlu bir çocukla da tanıştı. Kurumdan çok memnunuz"ifadelerini kullandı. "Ben ve babası dışında hiç kimseyle konuşmazdı, şimdi ise iletişim kurmaya başladı" Sözlerini sürdüren Topal, "Eskiden hiç temas kurmazdı insanlarla. En büyük sıkıntımız buydu. Kalabalıklara girmiyor, sosyal ortamlardan uzak duruyordu. Ben ve babası dışında hiç kimseyle konuşmazdı, hatta sık sık gördüğü insanlarla bile. Şimdi ise iletişim kurmaya başladı. Ufak ufak temas etmeye başladı, kalabalık ortamlara girmeye cesaret ediyor. En önemlisi ise artık çok yakın bir arkadaşı var. Burada onunla birlikte sürekli ders yapıyorlar. Kızım şu anda bir Anadolu Lisesi’nde, kaynaştırma raporuyla eğitim alıyor. Sınıf mevcudu 38. Ancak orada bir tane bile arkadaşı yoktu. Burada ise arkadaşlık kurmayı başardı. Bu, bizim için çok büyük bir gelişme. Ayrıca inanılmaz güzel resimler yapıyor. Resim konusunda gerçekten çok yetenekli. Coğrafyaya da çok meraklı. Dört beş dakikada, hiçbir şeye bakmadan dünya haritasını çizebiliyor. Biz bir aile olarak çok emek veriyoruz, özellikle anne ve baba olarak elimizden geleni yapıyoruz. Ama bu süreçte mutlaka doğru bir özel eğitim kurumundan destek almak gerekiyordu onu da aldık çok şükür "şeklinde konuştu. "Daha önce birçok yerden ret almıştık"" Anne Coşalev ise, "Benim kızım yüksek işlevli otizm sendromu tanısı aldı. Tanıyı çok geç yaşta aldık. İlkokul birinci sınıfta, doktorlar sadece dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemi olduğunu söylüyordu. Ancak biz ortaokul altıncı sınıfa geldiğimizde Asperger ve otizm olduğunu öğrendik. Bu süreç bizim için oldukça zordu çünkü çocuğum bu dönemde çok ilerlemişti. Hiçbir özel eğitim merkezi bizi kabul etmiyordu, çünkü tanımız geç konmuştu ve yaşımız ilerlemişti. Elimizde hiçbir resmi belge ya da rapor yoktu. Sonrasında, doktorumuzun kontrolüyle Asperger tanısı konuldu. Ancak bu kez de yaşımız 16 olduğu için yine hiçbir özel eğitim kurumu bizi kabul etmedi. Hiçbir gruba dahil olamıyor, sosyal çevre kuramıyorduk. Kızım asosyaldi. En son çare olarak burayı buldum. Araştırdım ve artık son noktadaydık. Bizi burada çok güzel karşıladılar. Aynı yaş grubunda bir arkadaşı olduğunu ve yaşın önemli olmadığını söylediler. Oysa daha önce birçok yerden ret almıştık" diye konuştu. Coşalev, "Kızım buraya geldikten sonra bu arkadaşıyla çok iyi anlaştı. Çok güzel resimler çiziyor, grafik tasarım yapıyor. Ayrıca animasyonlar ve çizgi filmler hazırlıyor. Buradaki arkadaşıyla birlikte önemli işler yapıyorlar"diyerek sözlerini tamamladı. (FKE-HİV-
Rekor sıcaklar narenciye ürünlerinde yanıklar oluşturdu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:20 Rekor sıcaklar narenciye ürünlerinde yanıklar oluşturdu Adana’da 47,5 derece ile son 95 yılın sıcaklık rekoru kırılırken limon, portakal ve mandalina gibi narenciye ürünlerinde güneş yanıkları oluştu. Türkiye’nin en sıcak illerinden Adana’da Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 9 Ağustos’ta hava sıcaklığı 47,5 derece olarak ölçüldü. Son 95 yılın en sıcak günü olarak kayda geçen 9 Ağustos’ta aşırı sıcaklar nedeniyle limon, portakal, mandalina gibi narenciye ürünlerinde güneş yanıkları oluştu. Şubat ve Nisan ayında don vurduğu için narenciyeler büyük zarar görürken şimdi de sıcaktan yanması nedeniyle hasat sırasında rekoltenin bazı ürünlerde düşmesi bekleniyor. İhlas Haber Ajansı muhabirlerine bilgi veren Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Rekor sıcakları gördük ve narenciyelerimiz dalında yandı. Genelde ağaçların güneyinde hep meyve vardı ve güneyindeki, batısındaki ve tepesindeki meyvelerin çoğu yandı. Mayer cinsi limonlar, portakal ve erkenci mandalina grupları ile W. Murcott cinsi mandalinalar yandı" dedi. "İklim değişikliği etkileri, tarımsal faaliyetleri tehdit ediyor" İklim değişikliği etkilerinin bu sene daha fazla görüldüğünü, ülke genelinde çiftçilerin zor duruma düştüğünü anlatan Doğan, "Şubat ve Nisan ayında don nedeniyle zaten rekoltemiz düşük olacaktı. Ancak bu rekolte düşüklüğünde bir de ürünler yandı. İklim değişikliği etkileri, tarımsal faaliyetleri tehdit ediyor" diye konuştu. "Meyveler çürür hale geldi" Bahçedeki mandalinaları yanan çiftçilerden İbrahim Dardoğan, "Aşırı sıcaklar bizleri etkiledi. Meyveler çürür hale geldi. Allah bütün çiftçilerimize yardım etsin. Allah’tan geldi, bir afet oldu hakkımızda hayırlısı olsun. Bu sıcaklardan yanan ürünler rekolteyi düşürecek. Daha önce bu kadar büyük bir afet olmamıştı" şeklinde konuştu.
AOSB’den sanayicilere yeni hizmet: Vinç desteği başladı
12 Ağustos 2025 Salı - 09:16 AOSB’den sanayicilere yeni hizmet: Vinç desteği başladı Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi (AOSB), sanayicilerin üretim süreçlerinde ihtiyaç duyduğu hizmetleri tek çatı altında toplama vizyonuyla çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi. AOSB, ağır kaldırma ve taşıma operasyonları için vinç desteğini hayata geçirdi. AOSB Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Sütcü, üretimin sürekliliğini ve verimliliğini desteklemek amacıyla hizmet alanlarını çeşitlendirdiklerini belirterek, yalnızca altyapı projelerine değil, sanayicinin doğrudan üretimini destekleyen tamamlayıcı hizmetlere de odaklandıklarını vurguladı. Sütcü, bugüne kadar iki ayrı beton santraliyle uygun fiyatlı beton temin ettiklerini, AOSB Enerji A.Ş. üzerinden rekabetçi şartlarda enerji sağladıklarını ve su arıtma tesisleri aracılığıyla da kaliteli içme ve kullanım suyu sunduklarını hatırlattı. Vinç hizmetinin bu zincirin önemli bir tamamlayıcısı olduğunu ifade eden Sütcü, "Sanayicimizin iş süreçlerinde karşılaştığı kaldırma ve taşıma ihtiyaçlarını analiz ederek, bu alanda da güvenli ve ekonomik bir çözüm üretmeyi görev bildik. Üretimin kesintisiz ve verimli ilerlemesi için gerekli olan bu hizmeti AOSB güvencesiyle sanayicimizin hizmetine sunduk" dedi. AOSB tarafından sanayicilere sunulan yeni hizmet kapsamında, 3 adet 35 tonluk ve 1 adet 75 tonluk çift kırma mobil vinç, 27 metrelik sepetli platform ile 18 metrelik teleskopik yükleyiciden oluşan güçlü bir makine parkuru hazırlandı. Bu donanım sayesinde makine ve ekipman kurulumu, fabrika içi taşıma işlemleri, çelik konstrüksiyon montajı ile bakım-onarım ve yüksek sistemlere erişim gibi operasyonel ihtiyaçlara sahada etkin çözümler sunulması hedefleniyor. Sütcü, bu yatırımla birlikte sanayicilerin AOSB güvencesiyle vinç hizmetinden faydalanabileceğini ve bunun da hem iş süreçlerini hızlandıracağını hem de maliyet avantajı sağlayacağını kaydetti. Sütcü, sunulan hizmetin yalnızca üretim tesisleriyle sınırlı kalmayacağını enerji sistemlerinden depolama operasyonlarına, fabrika kurulumlarından peyzaj uygulamalarına kadar pek çok sektörel alana hitap edecek biçimde planlandığını da sözlerine ekledi. Vinç hizmeti, AOSB Bölge Müdürlüğü tarafından yönetilip, sanayicilere planlama doğrultusunda tahsis edildiği kaydedildi.