Yerel Haberler
Adana
Sözen: “ATÜ bilim ve teknolojide zirveye odaklandı”
25 Ekim 2024 Cuma - 09:45 Sözen: “ATÜ bilim ve teknolojide zirveye odaklandı” Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (ATÜ) Rektörü Prof. Dr. Adnan Sözen, bilim ve teknolojide zirveye odaklandıklarını belirterek, “Üstün gayretli çalışmalarımızla en iyilerin tercihi olacağız ve geleceğin en iyi profesyonellerini biz yetiştireceğiz” dedi. Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin 2024-2025 Akademik Yılı törenle açıldı. Törende Ankara’daki menfur saldırıyı kınayarak söze başlayan Rektör Prof. Dr. Adnan Sözen, şehitlere Allah’tan rahmet, yaralılara geçmiş olsun dileklerini iletti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere üniversitenin kalkınması adına destek verenlere teşekkür eden Rektör Prof. Dr. Sözen, verilen güvene layık olmaya ant içti. Rektör Prof. Dr. Sözen, “Üniversitemizin adını aldığı büyük dava ve devlet adamı Merhum Alparslan Türkeş, ‘Başarı için muntazam, planlı çalışma yapmak lazımdır. Son nefesimizi verinceye kadar çalışacağız’ derken başarıya giden yolun intizamlı ve planlı şekilde çalışmaktan geçtiğini ifade etmiştir. Huzurlarınızda merhum Alparslan Türkeş Bey’i rahmet ve hürmetle anıyorum” diye konuştu. ATÜ’lü olmak bir değerdir Cumhuriyetin 101. yıldönümünü kutlayarak, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm ehit ve gazileri rahmet, minnet ve saygıyla anan Rektör Prof. Dr. Sözen, öğrencilere de önemli mesajlar verdi. Sözen, “Bizler ATÜ’lü olmanın onurunu, gururunu, mutluluğunu öğrencilerimize yaşatacağız. ATÜ mutluluktur, umuttur, aydınlık yarınlardır. ATÜ’lü olmak bir değerdir, sizlerde bizim için çok değerlisiniz” ifadesini kullandı. Teknofest’te farkımızı gösterdik Üniversite olarak TEKNOFEST’te farklarını gösterdiklerini vurgulayan Prof. Dr. Sözen, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı projeleri içinde yer alan, ülkemizin Millî Teknoloji Hamlesi’nin gerçekleştirilmesindeki itici gücü olan, TEKNOFEST, Çukurova’mızın gözbebeği Adana’mızda Valimiz Yavuz Selim Köşger’in önderliğinde düzenlenmiş her yıl olduğu gibi bu yıl da çok büyük bir ilgi görmüştür. Üniversitemizin de ev sahipliği yaptığı bu muhteşem organizasyona yönetim kadromuzla, akademisyenlerimiz ve siz değerli öğrencilerimizle geniş katılım sağladık. Toplam 22 takımla katıldığımız TEKNOFEST 2024’te finale kalan 9 takımımız çeşitli kategorilerde 4 ödül kazanarak bizleri gururlandırmıştır. Bu vesileyle, bizleri TEKNOFEST 2024’te temsil eden akademisyenlerimize ve takımlarımıza huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum.” Vatan sevgisi vermemişseniz Törende konuşan Vali Yavuz Selim Köşger de Ankara’da yaşanan terör saldırısından duyduğu üzüntüyü dile getirerek, bu yönüyle öğrencilerin vatan, millet ve bayrak sevgisiyle yetiştirilmesini istedi. Vali Köşger, “Teknik olarak bilim olarak çağın gerektirdiği bütün ilim, fen ve teknolojiyi kuşanarak gelen pırıl pırıl bir gençlik var. Gençlerimizi bu anlamda iyi yetiştiriyoruz ancak kıymetli akademisyenler sizden şunu istirham ediyorum. Bu ülkenin bir vatandaşı olarak istirham ediyorum. Çocuğun kafasını beynini ilimle, teknolojiyle, fenle, çağdaş bilimle doldurduğunuzda çocukları en başarılı hale getirdiğinizde eğer vatan sevgisini vermemişseniz, ülke sevgisini vermemişseniz, bayrak sevgisini vermemişseniz, bizi biz yapan değerleri çocuklara özümsetmemişseniz, çocuk o yetiştiği bilgiyle başka bir ülkenin askeri oluyor. Hemen en kısa sürede yabancı ülkeler devşiriyorlar. O sebeple bu çocuklara milli şuur vermeniz lazım. Millet, bayrak, vatan sevgisi vermeniz lazım. Bizi biz yapan değerlerle ilgili çocukları bilinçli yetiştirmeniz lazım” şeklinde konuştu. Kesinlikle pes etmeyin Daha sonra söz alan Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Dr. Çetin Ali Dönmez, öğrencilere akademik yıl açılış dersini vererek, yurt dışında yaşadığı tecrübeleri öğrencilerle paylaştı. Yeni eğitim döneminin hayırlı uğurlu olmasını temenni eden Dr. Dönmez, hangi zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar öğrencilerden hayatta kesinlikle pes etmemelerini istedi. Akademisyenlere de seslenen Dr. Dönmez, öğrencilerin çağın gereklerine uygun yetiştirilmeleri konusunda ellerinden gelen gayreti göstermeleri temennisinde bulundu. Ardından üniversitenin dünyanın en etkili bilim insanları listesine giren öğretim üyelerine Vali Köşger tarafından teşekkür belgeleri verildi. Törende ayrıca Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde profesör, doçent ve doktor unvanı alanlara binişleri giydirildi.
Prof. Dr. Şen: "Tüp mide ameliyatı olanlarda düşük ayak sendromu tehlikesi var"
25 Ekim 2024 Cuma - 09:40 Prof. Dr. Şen: "Tüp mide ameliyatı olanlarda düşük ayak sendromu tehlikesi var" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Tüp mide ameliyatı olan hastalarda sıklıkla düşük ayak sendromu adını verdiğimiz rahatsızlıkla karşılaşıyoruz. Genellikle bel fıtığı hastalarında görülmektedir" dedi. Şen, yaptığı açıklamada tüp mide ameliyatı olan hastaların ‘düşük ayak sendromu’ tehlikesi taşıdığını belirtti. Şen, "Tüp mide ameliyatı olan hastalarda sıklıkla karşılaştığımız düşük ayak adını verdiğimiz rahatsızlıktır. Yani ayak bileğinizi hareket ettiremiyorsunuz. Parmaklarınızda kuvvet kaybı, ayak bileğinde hareket edememe ve yürürken at yürüyüşü adını verdiğimiz şekilde bilekten kaldıramıyorsunuz. Bu hastalık düşük ayak olarak adlandırılır" dedi. "Düşük ayak sendromu bel fıtığı hastalarında çok görülüyor" Genellikle bel fıtığı hastalarında sinirde ileri derecede bir sıkışma varsa düşük ayak sendrumunun onlarda görüldüğünü belirten Şen, şöyle devam etti: "Bel fıtığı hastalarında düşük ayak varsa acil ameliyat gereklidir. Ancak son dönemlerde, tüp mide ameliyatlarında vücutta genel anlamda hızlı bir zayıflama olduğu için diz seviyenin olduğu alandaki yağlarda anormal bir kayıp başlıyor. Bu kayıp olduğunda özellikle uzun süre oturanlarda ve diz çökerek iş yapanlarda düşük ayak sendromu gelişiyor. Oradaki yağ yastıkçıkları zayıflamaya bağlı olarak kaybolduğu için sinirin etrafındaki koruyucu bariyer kayboluyor. O kaybolmaya bağlı olarak, diz çökme pozisyonlarında oturanlar ya da dizleriyle bir sehpayı iteklerken peroneal sinir adını verdiğimiz bir hasar ortaya çıkar. İşte bu hasar sonucu düşük ayak ortaya çıkıyor. Bel fıtığı hastalarında da beraber görüldüğü için bel MR’ına bakıldığında ve fıtıkta varsa öyküsü iyi alınmadıysa cerrahiye giden hastalarda var. Orada bir bel fıtığı olsun ya da olmasın kalçasının oradan başlayıp aşağıya kadar inen bir sancısı yoksa dizden aşağıya ağrı ve uyuşma varsa tüp mide ameliyatı da olmuşsa buna bağlı düşük ayak olma olasılığı yüksek. Bir test yaptılarsa zaten bu ortaya çıkıyor ve fizik tedavi ile bunlar tekrar geri dönüyor ve cerrahiye gerek kalmıyor."
Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanan 2 sanık: "Arkadaşımızı biz öldürmedik"
25 Ekim 2024 Cuma - 09:29 Ömür boyu hapis cezasıyla yargılanan 2 sanık: "Arkadaşımızı biz öldürmedik" Adana’da apart otelde kalan Selahattin Ayan’ı (34) öldürdükleri iddia edilen Hıdır Üzel (27) ve Şükrü Çiçek’in (31) müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmasına başlandı. Her iki sanık da suçlamayı kabul etmeyerek, “Odaya girdiğimizde yerde yatıyordu. Arkadaşımızı biz öldürmedik” diyerek kendilerini savundu. Öldürülenin babası Atilla Ayan ise “Odaya giriyorlar 2 dakika sonra çıktıklarında öldüğünü söylüyorlar. Yani odaya girdikleri gibi öldürdükleri ortada” dedi. Sümer Mahallesi’ndeki apart otelin 22 numaralı odasında kalan Selahattin Ayan, 15 Mart 2024’te, iddiaya göre, arkadaşları Şükrü Çiçek ve Hıdır Üzel tarafından silahla öldürülmüş halde bulundu. 2 arkadaş polisi arayarak durumu bildirdi. Odaya gelen sağlık görevlileri, Ayan’ın boğazından silahla vurularak öldürüldüğünü belirledi. Polisler evde yaptıkları incelemede, oda içerisi kuzey duvarında bir kurşun izi tespit etti, 2 boş kovan ve deforme olmuş çekirdek bulundu. Ayan’ın öldürülmesinde kullanılan silah ve 2 cep telefonunun arkadaşı Şükrü Çiçek’te bulunması, güvenlik kamerası görüntülerinin incelenmesi sonucu Ayan’ın odasına en son giren kişilerin Çiçek ve Üzel olduğunun belirlenmesi üzerine 2 arkadaş cinayet şüphelisi olarak tutuklandı. "Biz öldürmedik" Soruşturma aşamasında suçlamayı kabul etmeyen ancak iddianamede, “Selahattin Ayan’ın odasına 19.45’te girdikleri saat 19.45 ile saat 19.47 arasında 2 dakikalık süreçte Selahattin Ayan’ı öldürdükleri değerlendirilmektedir” denilen sanıklar Şükrü Çiçek ve Hıdır Üzel hakkında ‘Kasten öldürme’ suçundan Adana 9.Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davaya başlandı. Duruşmaya tutuklu sanıklar Çiçek ve Uzel katıldı. Öldürülenin babası Atilla ve annesi Gülcan ile tarafların avukatlarının hazır bulunduğu duruşma ses kaydı ile yapıldı. Sanık Şükrü Çiçek, öldürülen Selahattin Ayan’ın arkadaşı olduğunu ve 10-11 yıldır tanıdığını söyledi. Olay günü saat 10.00’de Selahattin Ayan’ın yanına gittiğini çay içip kahvaltı yaptıklarını belirten Çiçek, “1 saat oturduktan sonra kalktım. Akşama geleceğim diye sözleştik. Saat 19.00 gibi telefonla konuştuk ne zaman geleceğimi sordu, gelirken Hıdır’ı da alıp gelmemi istedi. Hıdır’ı alıp, Selahattin’nin evine gittik” dedi. Cinayet suçlamasını kabul etmeyen Çiçek, kendisini şöyle savundu: “Selahattin pansiyonda kalıyordu. ‘Selahattin diye’ seslendim. Ses gelmeyince elimle tahta kapıyı açtım. Selahattin kapıyı kilitlemiyordu, her zaman öyle açıp giriyordum. İçeri girdim, Selahattin yerde yatıyordu. Ayak ayak üstüne de atmıştı. Ben de uyuşturucunun etkisi ile bayıldığını sandım. Ses seda yoktu. Yan yatırdım, acaba dili içine boğazına mı kaçtı diye baktım. Biraz uğraştım baktım olmuyor, ayılmıyor, Hıdır’a telefonumu verip ‘hemen ambulansı ara’ dedim. Hıdır ambulansı ararken boğazında kan gördüm. Hıdır, ambulansla konuşuyordu. ‘Hıdır galiba vurulmuş Selahattin’ dedim. Sonra yere silah var mı diye baktım. Yerde telefonları vardı kaybolmasın diye aldım. Sonra silah deliği olunca kendi silahı geldi aklıma. Yatağının hemen yanındaki kapağı açık kutuya baktım silah duruyordu. Silahı iki elimle tuttum acaba bununla mı yapılmış diye kokladım, barut filan kokmuyordu, sıcaklık da yoktu. Onu da kaybolmasın diye aldım cebime koydum.” Daha sonra odanın kapısının önüne çıktığını söyleyen Çiçek, “Komşu kapıyı açtı. Silah sesi duyup duymadığını sordum. 20 dakika önce silah sesi duyduğunu söyledi. Biz Hıdır ile ambulansı karşılamak için aşağıya indik. Ambulans gelince cebimdeki silah aklıma geldi. Silah ile gezmeyeyim diyerek silahı arabamın paspasının üstüne bıraktım. Sağlıkçılar söyleyince öldüğünü anladık. Biz daha yaralı sanıyorduk” dedi. "Ben ateş etmiş olsam orada durmam" Arkadaşı Selahattin Ayan’ın nasıl öldürüldüğünü bilmediğini ifade eden Çiçek, “Ben ateş etmiş olsam orada durmam, ambulansı aramam, komşuya sormam. Kaçar giderdim. Bir kere ateş etmiş olsam tek sol elimde barut çıkmazdı. Olay zamanında giydiğim kıyafetlerimde de kesinlikle yüzde yüz barut çıkardı. Benim sol elimde barut çıkma nedeni de silaha ve cesede dokundum. Ben yapmadım, Hıdır da yapmadı. Biz boşu boşuna yatıyoruz. Arkadaşımızı biz öldürmedik. Benim tek suçum, tekrar söylüyorum, oradan silahı almaktı” diyerek tahliyesini istedi. Diğer sanık Hıdır Üzel de suçlamayı kabul etmeyip sanık Çiçek’in savunmalarına katıldığını söyledi. Diğer sanık Çiçek’in olay yerinden silahı aldığını görmediğini belirten Üzel, Selahattin Ayan’ın bir gün önce Ekrem isimli biri ile tartıştığını gördüğünü de ifade ederek, “Ekrem, Selahattin Ayan ile, tartışmışlar. Selahattin ağabeyi itti” dedi. Öldürülen Selahattin Ayan’ın annesi Gülcan ve babası Atilla Ayan sanıklardan şikayetçi oldu. Atilla Ayan, oğlunun tasarlanarak öldürüldüğünü iddia ederek, “Zaten bütün deliller, görüntüler, HTS kayıtlarına baktığınız zaman çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşmiş. 15 dakika öncesine kadar görüşürken hayattaymış. Odaya giriyorlar 2 dakika sonra çıktıklarında öldüğünü söylüyorlar. Normalde oğlum yüksek sesle konuşan birisi, tartışma falan olsa duyulur. Yani girdikleri gibi öldürdükleri ortada zaten. Bunlar yapmadıysa kim yaptı? Kamera kaydı, odayı gösteren kamera var. En son giden bunlar” dedi. Sanık Çiçek’in avukatı Abdullah Çiçek, olay yerini bizzat gördüğüne dikkat çekerek, “Saat 19.13’de maktul yaşıyor. Bizim müvekkillerimizde içeri girdiğinde saat 19.45, yani aradan geçen bir 32 dakika var. Ne olduysa o 32 dakikada oldu. Bizim müvekkillerimizde öldürdüyse, intihar da ettiyse, balkondan biri geçip öldürdüyse de o 32 dakikada oldu. Ama Çağrı Koca’nın beyanı 15-20 dakika önce diyor. Bizim müvekkillerimizle konuşması 7 dakika sonra, baktığınız zaman yani 2 katından daha fazla uzun süre. Müvekkilimizin de çok ısrarlarla belirttiği gibi evet, bir cahillik yaptı. Amiyane deyimle salaklık yaptı, o silahı oradan almaması gerekiyordu, aldı. Ama onun sebebini de izah etti. Polislere gösterdi, silahı saklama niyeti olsaydı, paspasın üzerine herkesin görebileceği şekilde koymazdı bunu” diyerek müvekkilinin tahliyesini istedi. Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluğunun devamına karar verip duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
Gündüz: “Lifli gıdalar kanser riskini azaltıyor”
25 Ekim 2024 Cuma - 09:05 Gündüz: “Lifli gıdalar kanser riskini azaltıyor” Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, yeterli lif tüketmenin bağırsak sağlığına katkı sağlamasının yanı sıra kötü kolesterolü düşürdüğünü, kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanserlerle ilgili riski azalttığını söyledi. Acıbadem Adana Hastanesi Uzman Diyetisyen Çisem Gündüz, lif ve fermente gıdaların bağırsak mikrobiyomuna yardımcı olarak daha iyi sağlık ve ruh haline katkıda bulunduğu ve sağlıklı sindirimi korumaya yardımcı olduğu için öğünlere daha fazla eklenmesini tavsiye etti. Bağırsak mikrobiyomunun kolon yani kalın bağırsakta yaşayan bakteriler, virüsler, mantarlar ve diğer mikroorganizmalardan oluştuğunu belirten Diyetisyen Gündüz, “Ne yediğiniz, soluduğunuz hava, nerede yaşadığınız ve diğer birçok faktör bağırsak mikrobiyomunun yapısını etkiler. Bazı uzmanlar onu gizli bir organ olarak düşünür çünkü vücudun birçok önemli işlevinde rol oynar. Örneğin bağışıklık sisteminin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olmak, kronik iltihabı azaltmak, bağırsak hücrelerini sağlıklı tutmak ve düzenli bir diyete dahil olmayabilecek bazı temel mikro besinleri sağlamak bu işlevlerin başında gelir” dedi. Bağırsağın, bağırsak-beyin eksenindeki yollar aracılığıyla beyinle iletişim kurduğuna dikkat çeken Gündüz, bağırsak mikrobiyomundaki değişikliklerin, depresyon ve anksiyete gibi ruh hali ve ruh sağlığı bozukluklarıyla ilişkilendirildiğini ancak, bu değişikliklerin doğrudan bu tür sorunlara neden olup olmadığının açıklığa kavuşturulmadığını ifade etti. “Lifin ana görevi dışkıyı yumuşatmak” İşlenmiş gıdaların en az seviyeye indirildiği, sağlıklı bir diyetin sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomu için anahtar olduğunu belirten Gündüz, lif ve fermente gıdaların burada önemli roller oynayabileceğini dile getirdi. Lifin ana görevinin, dışkıyı yumuşatarak ve hacim ekleyerek sindirimi daha pürüzsüz hale getirmek ve bağırsaklardan hızla geçmesini sağlamak olduğunu anlatan Diyetisyen Gündüz, “Ancak lifin mikrobiyomunuz ve genel sağlığınız için başka faydaları da vardır. Yüksek lifli bir diyet, vücut ağırlığını kontrol altında tutmaya yardımcı olur ve LDL (kötü) kolesterol seviyelerini düşürür. Araştırmalar, yeterli lif tüketmenin kalp hastalığı, tip 2 diyabet ve bazı kanser riskini azalttığını bulmuştur” diye konuştu. “Lifin türünden ziyade miktarı önemli” İki tür lif olduğunu söyleyen Diyetisyen Gündüz, çözünmeyen lifin tok hissetmenize yardımcı olup düzenli bağırsak hareketlerini teşvik ettiğini ve çözünür lifin ise kolesterolü ve kan şekerini düşürmeye yardımcı olduğunu belirtti. Ancak son araştırmalara göre lif türünden ziyade diyetteki toplam lif miktarına odaklanmak gerektiğini sözlerine ekledi. Lif formülünün çok basit olduğunu, tüketilen her bin kalori için 14 gram lif almak gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Gündüz, yiyeceklerdeki lif miktarları hakkında şu bilgiyi verdi: “Her besinin farklı lif miktarı vardır. Örneğin bir orta boy muz yaklaşık 3 gr lif içerirken, bir kase yulaf 16.5 gr lif içerir. 1 tabak ıspanak yemeğinde 2.5 gr iken, bir orta boy domateste 15 gr vardır. Orta boy bir enginar 7, bir kase brokoli 2.5, bir kase havuçta 3.5 gr lif bulunur.” Diyetisyen Gündüz, günlük kalori alımının, yapılan fiziksel aktivite seviyelerine bağlı olarak değişebileceğini hatırlatarak diyetine lif içeren daha fazla yiyecek eklemeye çalışan kişilere ise şunları anlattı: “Lif açısından zengin yeni alışkanlıklara yavaş yavaş alıştığınızdan ve bol su içtiğinizden emin olun. Sindirim sisteminiz, çok fazla ve çok erken yemek yemenin neden olduğu gaz, şişkinlik, ishal ve mide kramplarını önlemek için yavaşça adapte olmalıdır. Vücudunuz bir hafta veya daha sonra kademeli olarak artan liflere uyum sağlayacaktır.”
Meme kanserine karşı bilinçli olmak hayat kurtarıyor
24 Ekim 2024 Perşembe - 12:12 Meme kanserine karşı bilinçli olmak hayat kurtarıyor Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ümit Turan, memede kitle, meme başında çökme, kanlı akıntı, kaşıntı ya da pullanma, meme derisinde ortaya çıkan kızarıklık veya portakal kabuğuna benzeyen görünümün meme kanserini gösteren önemli işaretler olduğunu söyledi. Meme kanserinin kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ümit Turan, hastalıkla mücadelede en etkin yöntemin kadınların bu hastalık hakkında bilinçli olması ve vücudunu tanıması olduğunu söyleyerek önemli bilgiler verdi. Hastalığın görülme sıklığı artıyor Doç. Dr. Turan, gelişmiş ülkelerde akciğer kanserinden sonra kadınlarda en sık rastlanan kanser türü olan meme kanseri her 8 kadından 1’inde görüldüğünü söyleyerek, “Bu durum ise tüm kadın kanserlerinin yüzde 24’üne, kanserden ölümlerin ise yaklaşık yüzde 15’ine karşılık geliyor. Erken teşhis hayat kurtaran en önemli faktör. Meme kanserinde hastalığın görülme sıklığının dünya genelinde artmaya devam ediyor” dedi. Tarama programları ihmal edilmemeli Meme kanseriyle ilişkili birçok risk faktörü tanımlandığını kaydeden Doç. Dr. Turan, “Bu risk faktörlerin bazıları değiştirebilir, bazıları ise değiştirilemez faktörlerdir. Ancak bir kadının bu risk faktörlerine sahip olması mutlaka meme kanserine yakalanacağı anlamına gelmez. Risk faktörlerine sahip pek çok kadın hiçbir zaman kansere yakalanmayabilir. Riskli grupta yer alan kadınlar meme kanseri için belirlenmiş olan tarama programlarından veya diğer önleyici tedbirlerden yararlanarak erken tanı ve tedavi alabilirler. Bunun yanı sıra belirlenebilir risk faktörleri olmayan kadınlarda da meme kanserinin ortaya çıkabileceği akıldan çıkartılmamalıdır” diye konuştu. Genetik geçiş riski artırıyor Ailesinde meme kanseri ilgili güçlü bir geçmişi olan ve kendisini bu kanser türüne yatkın hale getiren genlerden birini miras alan bir kadında hastalığa yakalanma riskinin yüzde 50’nin üzerinde olduğunu kaydeden Turan, “Bunun yanı sıra bir kadının kişisel risk faktörleri meme kanserine yakalanma ihtimalinin düşük olduğunu gösterse bile, meme kanseri taraması hakkında bilgi sahibi olması ve programlara katılması önemlidir” dedi. Belirtiler varsa zaman kaybedilmemeli Memede kitle, meme başında çökme, kanlı akıntı, kaşıntı ya da pullanma, meme derisinde ortaya çıkan kızarıklık veya portakal kabuğuna benzeyen görünümün meme kanserini gösteren önemli işaretler olduğunu ifade eden Doç. Dr. Turan, bu gibi belirtileri fark eden kadınların zaman kaybetmeden meme sağlığı konusunda uzman bir hekime başvurmalarını önerdi. Erken teşhis hayat kurtarıyor Ülkemizde uygulanan tarama programlarının hayat kurtarıcı bir role sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Turan, erken teşhis için neler yapılması gerektiğini ise şöyle anlattı: “Ailesinde meme kanseri öyküsü olmayan ve standart risk grubunda yer alan kadınlarda 20 yaşından itibaren her ay düzenli şekilde olmak üzere kendi kendine meme muayenesi başlanmalı. 35 yaşından itibaren ise yıllık klinik meme muayenelerinin uzman bir doktor tarafından gerçekleştirilmesi önemlidir. 40 yaşından sonra da 2 yılda bir, 50 yaşından itibaren ise her yıl mamografik tarama testlerine başlanması erken tanı için büyük önem taşır.”