Yerel Haberler
Adana
05 Mart 2026 Perşembe - 11:50 Savaş haberleri çocukları olumsuz etkiliyor Psikolog Fulda Karaçiçek, savaş görüntülerinin izlenmesinin çocuklarda yoğun kaygıya neden olabileceğini belirterek, "Patlama sesleri, yaralı insanlar veya ağlayan çocuk görüntüleri oldukça sarsıcıdır. Bu durum bazı çocuklarda uyku problemleri, kabus görme, huzursuzluk, içe kapanma ya da sürekli soru sorma gibi davranış değişikliklerine yol açabilir" dedi. Çocukların kendilerini güvende hissetmeleri ve günlük yaşamlarını normal şekilde sürdürebilmeleri psikolojileri açısından büyük önem taşıyor. Ancak son günlerde tüm gündemi kaplayan savaş haberleri çocukları olumsuz etkiliyor. Televizyon, gazete ve özellikle sosyal medyada karşılaştıkları görüntü ve haberlerin çocukların zihninde korkutucu ve karmaşık bir tablo oluşturabileceğini söyleyen Medline Adana Hastanesi’nden Psikolog Fulda Karaçiçek, onların bu süreçten mümkün olduğunca az etkilenmesi için ebeveynlerin bilinçli davranmaları gerektiğini belirterek önerilerde bulundu. Çocuklar olayları yetişkinler gibi değerlendiremez Psikolog Fulda Karaçiçek, çocukların gördükleri ve duydukları bilgileri yetişkinler gibi analiz edemediğini kaydederek, "Bir haberi izlediklerinde bunun nerede olduğu, kendileri için gerçek bir tehlike oluşturup oluşturmadığı gibi ayrımları yapmakta zorlanabilirler. Özellikle küçük yaş gruplarında ‘savaş her yerde olabilir’ gibi bir algı gelişebilir. Bu da korku, güvensizlik ve kaygı duygularını artırabilir. Bu nedenle çocukların sürekli olarak savaş görüntülerine maruz kalması onların psikolojik dünyasında kalıcı izler bırakabilir. Savaş görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesi çocuklarda yoğun kaygıya neden olabilir. Patlama sesleri, yaralı insanlar veya ağlayan çocuk görüntüleri oldukça sarsıcıdır. Bu durum bazı çocuklarda uyku problemleri, kabus görme, huzursuzluk, içe kapanma ya da sürekli soru sorma gibi davranış değişikliklerine yol açabilir. Bu nedenle ebeveynlerin, çocukların haber içeriklerine erişimini sınırlaması ve özellikle görüntü ağırlıklı içeriklerden uzak tutması önemlidir" diye konuştu. Çocukların soruları geçiştirilmemelidir Çocukların duydukları veya gördükleri bir olay hakkında merak ettikleri soruları öncelikle ebeveynlerine yönelttiklerinin altını çizen Karaçiçek, "Bu noktada çocukların sorularını görmezden gelmek ya da ‘sen anlamazsın’ gibi ifadeler kullanmak doğru değildir. Bunun yerine çocuğun yaşına uygun, sade ve sakin bir dille açıklama yapmak gerekir. Gereğinden fazla ayrıntıya girmeden, güven verici bir yaklaşım sergilemek çocuğun kaygısını azaltır. Çocuğun duygularını ifade etmesine izin vermek ve onu dikkatle dinlemek de bu süreçte oldukça önemlidir. Çocuklar çoğu zaman anne-babalarının duygusal tepkilerini gözlemleyerek kendi duygularını şekillendirirler. Eğer ebeveynler sürekli kaygılı, panik halinde veya umutsuz bir dil kullanıyorsa çocuklar da benzer şekilde kaygı yaşayabilir. Aile içindeki sohbetlerin tamamen savaş ve olumsuz haberler etrafında dönmemesi önemlidir. Çocukların en büyük güvencesi aileleridir. Bu nedenle ebeveynlerin mümkün olduğunca sakin, dengeli ve güven verici bir tutum sergilemesi önemlidir. Belirsizlik dönemlerinde çocuklar için en güven verici unsurlardan biri günlük rutinlerin devam etmesidir. Okula gitmek, oyun oynamak, aileyle birlikte vakit geçirmek gibi alışılmış düzenin korunması çocukların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olur. Çocukların yaşlarına uygun etkinliklerle meşgul olmaları, oyun oynamaları ve sosyal ilişkilerini sürdürmeleri psikolojik açıdan koruyucu bir etki oluşturur" dedi.
Zarife nine ’Masada kalırsın’ denildi, fıtık ameliyatıyla yeniden yürümeye başladı
26 Kasım 2025 Çarşamba - 09:21 Zarife nine ’Masada kalırsın’ denildi, fıtık ameliyatıyla yeniden yürümeye başladı Adana’da bel fıtığı nedeniyle yürüme kabiliyetini yitiren ve doktorların ‘Masada kalırsın’ dediği 75 yaşındaki Zarife Satıcı, geçirdiği başırılı ameliyatla yeniden sağlığına kavuştu. Yaşlı kadın, "Bizlere ameliyat olamazsınız demesinler, yaşam çok güzel. Mutlu olmak bizim de hakkımız" dedi. Adana’da yaşayan 75 yaşındaki Zarife Satıcı, geçtiğimiz yıl bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle günden güne kötüleşerek yürüme kabiliyetini yitirdi. Birçok doktora giden yaşlı kadın, ameliyat olması durumunda ‘Masada kalırsın’ denilerek evine gönderildi. 21 sene önce aynı hastalığı yaşayan Satıcı, o dönem ameliyat olduğu Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e ulaştı. Yapılan tetkikler sonucu yaşlı kadının ameliyatının riskli olduğu ancak oranların düşük olduğu belirtildi. 3 ay önce ameliyat olan ve mikroskop ile fıtığı çıkartılıp, belindeki sinirler rahatlatılan Satıcı, yeniden yürümeye ve gündelik işlerini halletmeye başladı. "Mutlu olmak bizim de hakkımız" İhlas Haber Ajansı’na konuşan Zarife Satıcı, "8-9 ay boyunca yürüyemedim. En sonunda karar verdim ve ameliyat oldum. Artık yürüyorum, bizlere ‘Siz 75 yaşındasınız, ameliyat olmazsınız’ demesinler. Herkes şansını denesin, yaşam çok güzel. Mutlu olmak bizim de hakkımız" dedi. "Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise özellikle yaşlı hastalarda kardiyoloji ve anestezi uzmanı görmeden karar verilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Şen, "Ben 21 sene önce Zarife teyzemizin bel fıtığından ameliyatını yapmışım. Son 8-9 aydır sağ bacak ağrısı olmaya başlamış ve ayakta duramaz hale gelmiş. İlaç tedavisinden fayda görmemiş. Birçok doktora, hastaneye gitmiş ancak ‘Masada kalırsın’ denilerek korkup ameliyattan vazgeçmiş. Bir hastayı anestezi uzmanı, kardiyoloji uzmanı görmeden bu riskleri söyleyemeyiz. Biz ilgili branşlara teyzemizi gösterdik ve ameliyata hazırladık. Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü ve artık bütün işlerini kendisi halledebiliyor. Genç meslektaşlarıma önerim, yaşlı hastaları anestezi ve kardiyoloji uzmanına göstermeden olumsuz konuşmayalım. Bu insanların da kaliteli yaşamak hakları" diye konuştu.
Başkan Demirçalı’dan yapay zeka tepkisi: "Burası Türkiye’nin en tehlikeli değil, en güvenli mahallesidir"
25 Kasım 2025 Salı - 14:30 Başkan Demirçalı’dan yapay zeka tepkisi: "Burası Türkiye’nin en tehlikeli değil, en güvenli mahallesidir" Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı 19 Mayıs Mahallesi’nin bazı yapay zekâ değerlendirmelerinde "tehlikeli mahalleler" listesinde gösterilmesine Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı tepki gösterdi. Başkan Demirçalı, "Yapay zekânın duygusu yoktur, bizim ve 19 Mayıs Mahallesi sakinlerinin duyguları vardır. Burası Türkiye’nin en tehlikeli değil, en güvenli mahallesidir" dedi. Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı, bazı yapay zeka değerlendirilmelerinde 19 Mayıs Mahallesi’nin "tehlikeli mahalleler" listesinde gösterilmesi üzerine mahalleye giderek, esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Bölgedeki yerel işletmeleri ziyaret eden Demirçalı, vatandaşlarla birlikte ciğer yedi. Mahallede günlük yaşamı yakından gözlemleyen Demirçalı, yapılan olumsuz nitelemelerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. "Mahallemizi burada yaşayanların sağduyusu ve gerçekleri belirler" Başkan Demirçalı yaptığı açıklamada, "Mahallemizi yapay zekâ değil, burada yaşayanların sağduyusu ve gerçekleri belirler. Yapay zekânın duygusu yoktur, bizim ve 19 Mayıs Mahallesi sakinlerinin duyguları vardır. Burası Türkiye’nin en tehlikeli değil, en güvenli mahallesidir. Bugün burada koruma olmadan rahatça dolaşıyorum, herkes de dolaşabilir. Endişesi olan gelsin birlikte gezelim. 19 Mayıs Mahallesi, Türkiye’nin en güvenli mahallesidir. 19 Mayıs Mahallesi köklü bir mahalledir. Yıllardır biz buradayız. Buradaki insanlar misafirperverdir, sevgi doludur. Buradaki herkesin kapısı misafire açıktır. Burada dayanışma, yardımlaşma vardır. Burada kardeşlik, huzur vardır. Bu yapay zekâ değil sivri zekâ. Yapay zekâya ne verirsen onu alırsın. Gelsinler buradaki kardeşliği, dostluğu görsünler" diyerek tepkisini dile getirdi.
Adana’da seralarda gül hasadı başladı
25 Kasım 2025 Salı - 10:06 Adana’da seralarda gül hasadı başladı Adana’da seralarda yetişen güller hasat edilmeye başlandı. Türkiye’nin en önemli tarım üretim merkezlerinden Adana’da gül yetiştiriciliği devlet desteği sayesinde her geçen yıl artıyor. Bu sene il genelindeki 416 dönüm serada yetişen güller, hasat edilmeye başlandı. Özenle yetiştirilen ve emekle toplanan güller, tazelikleri korunarak pazara ve çiçekçilere ulaştırılıyor. 1 dönüme ortalama 15 bin adet gül verimi alınırken, seradan çıkış fiyatı tanesi yaklaşık 10 TL olan güllerin çiçekçilerde 100 TL’ye kadar yükselmesi ise dikkat çekti. "Burada aracılar kazanıyor" Gül üreticisi Ogün Sever Okur, İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, asıl parayı kazanan kişilerin aracılar olduğunu belirterek, "10 dönümlük bir serada üretim yapıyoruz. Dönümde 15 bin adet gül alıyoruz. Dalında 10 liradan gülü satıyoruz ama çiçekçide fiyat 100 TL. Burada aracılar kazanıyor. Gül yetiştirmek çok zahmetli bir iş ama fiyatlar bizi keyiflendirirse çok güzel olur" dedi. "1 dönüme maliyet 100 bin lira" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan ise, "Adana’da gül seramız bu sene 416 dönüme yükseldi ancak fiyatlar çok düşük. Burada 10 liraya satılan gül, dışarıda 50-70 ve 100 TL’den alıcı buluyor. Aslında burada üretici kazanmıyor. Çiftçimizin 1 dönüme maliyeti 100 bin lira. 1 dönümde eğer çiftçi 15 bin adet gül alırsa para kazanacak" ifadelerini kullandı. "Gümrük vergisi şart" Karpuz ve muzda olduğu gibi gülde de gümrük vergisi olmasını talep eden Doğan, "Yurt dışından gelen güllere gümrük vergisi konulmalı. Bizim gül ekim alanlarımızın artması için gümrük vergisi konulmalı. Aksi takdirde gülden para kazanma şansımız yok" diye konuştu.
Uzmanından diyabet tedavisi için 3 altın kural
25 Kasım 2025 Salı - 09:34 Uzmanından diyabet tedavisi için 3 altın kural Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, diyabet tedavisinde "düzenli ilaç, kişiye özel diyet ve düzenli egzersiz" olmak üzere 3 altın kural bulunduğunu belirterek, diyet programının, diyetisyen tarafından kişinin fiziksel durumu ve sağlık sorunlarını göz önünde tutarak hazırlanması gerektiğini söyledi. Diyabet hastalığında beslenmenin önemi büyük rol oynuyor. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz’de bu konuda açıklamalarda bulundu. Gündüz, "Sağlıklı kişilerde yenilen gıdaların bir kısmı sindirildikten sonra şeker yani glikoz olarak kana geçer ve çeşitli dokular tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır. Diyabetli kişilerde ise kandaki glikoz (kan şekeri) düzeyini dengeleyen insülin hormonunun eksik veya az salgılanmasına rağmen, vücutta kullanılamaması sonucu bu kronik metabolizma bozukluğu ortaya çıkar" dedi. Diyetisyen Gündüz diyabetin tedavisinde kan şekeri kontrolünü sağlayarak diyabet ve beraberinde gelen çeşitli komplikasyonları önlemek ve geciktirmenin temel olduğunu, bu sayede kişinin yaşam kalitesinin yükseldiğini de ifade etti. "Kişiye özel diyet programı şart" Diyabet tedavisinin temelinde 3 altın kuralın yattığına dikkat çeken Diyetisyen Gündüz, daha sonra şunları söyledi: "Düzenli ilaç kullanımı, kişiye özel beslenme programı ile yeterli ve dengeli beslenme ve düzenli egzersiz çok önemli. Kişiye özel bir beslenme planının diyabetli kişiler için olmazsa olmaz. Yaş, cinsiyet, kullanılan ilaç ve kronik hastalıkları gibi kişinin bireysel özellikleri uygulanacak diyette farklılık oluşturabilir. Bu nedenle diyabetli kişilerin yeterli ve dengeli beslenme programı mutlaka bir diyetisyen tarafından oluşturulmalıdır." "Ara öğünler kan şekerini dengeler" Ara öğünlerin beslenme düzeninde oynadığı role işaret eden Diyetisyen Çisem Gündüz, "Gün içerisinde ana öğünlerinize ek yapacağınız ara öğünler kan şekeri seviyenizi dengede tutmanızı sağlar. Öğünler arası sürenin artması ve uzun süren açlıklar kişide hipoglisemi oluşturabilir. Bu nedenle diyabetli kişiler insülin düzeylerine göre muhakkak ara öğün yapmalıdır. Ara öğüne örnek olarak da "2 adet grisini yanında 1 dilim peynir ve şekersiz çay, 1 avuç leblebi, yanında 1 bardak ayran, 1 porsiyon meyve ve 10 adet kavrulmamış badem" tüketilebilir" diye konuştu. "Her öğün düzenli salata tüketin" Posa tüketiminin diyabetik bireyler için hem kan şekerini dengelemesi hem de kan kolesterol seviyelerini aşağıya çekmesi bakımından faydalı olduğuna değinen Gündüz, vücudumuza daha fazla posa almak için beyaz un yerine tam buğday unuyla yapılmış yiyecekleri tercih etmek gerektiğini belirtti. Ayrıca Gündüz, kuru baklagilleri haftada 2 kez tüketmek, her öğün düzenli salata tüketmek ve meyveleri kabuğuyla birlikte yemenin önemli olduğunu kaydetti. Pişirme yöntemlerinin diyabet ile ilişkisinden bahseden Diyetisyen Gündüz, yemek pişirirken kızartma veya kavurma yerine haşlama, buğulama veya fırınlama yönteminin tercih edilmesi gerektiğini ve evde pişen tüm sağlıklı yemeklerin diyabetli bireyler için uygun olduğunu dile getirdi. Ayrıca Gündüz, turşu, şalgam gibi salamura, konserve yiyecekler ile salam, sosis, sucuk, pastırma gibi şarküteri ürünlerinin tuz içeriği yüksek olduğu için diyabetli bireylerin bu ürünlerden kaçınması gerektiğini söyledi. "Meyve şekeriyle hazırlanan içecekleri tercih edin" Diyabetli kişilerin şeker ve şeker içeren tüm yiyecek ve içeceklerden uzak durması gerektiğinin altını da çizen Gündüz" Şerbetli veya sütlü tatlıların yerini meyvenin kendi şekerinden yararlanılarak yapılan doğal tatlılar almalıdır. Basit şekerler tüketilmemelidir; bunun yerine kompleks karbonhidratlar tüketilmelidir. Örneğin beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek yemek kan şekeri seviyesini dengede tutmak için oldukça doğru bir alternatiftir" diyerek sözlerini tamamladı.
Büyük Usta & Serfressh’in cam şişe şalgamlarına yoğun talep
25 Kasım 2025 Salı - 09:21 Büyük Usta & Serfressh’in cam şişe şalgamlarına yoğun talep Ülkemizde son yıllarda çevre bilincinin artmasıyla birlikte Büyük Usta & Serfressh Şalgam’ın cam şişelerde sunduğu şalgama yoğun bir talep yaşandığı bildirildi. Adana’nın coğrafi işaretle tescilli lezzeti şalgam, tüm Türkiye’de severek tüketilen bir içecek haline geldi. Büyük Usta & Serfressh, tüm Türkiye’deki marketlerde genelde plastik şişelerde satılan Adana Şalgamı’nı uzun yıllardır cam şişelerde de yaptığı belirtildi. Yurt genelinde son yıllarda çevre bilincinin artmasıyla birlikte cam şişeli şalgama da yoğun bir talep yaşandığı ifade edildi. Cam şişelerin, plastik ambalaja göre geri dönüşüm açısından çevreye katkı sağladığına dikkat çeken firma temsilcileri, cam şişelere olan talebin son zamanlarda gittikçe arttığını söyledi. Tüketicilerin bu değişimden memnun olduğunu dile getiren firma temsilcileri, "Cam şişe ürünlerimiz özellikle restoran ve işletmelerde daha çok tercih ediliyor ancak artık perakende de cam şişe kullanımı yaygınlaştı. Tüketicilerimiz artık cam şişelerde ürünleri tercih ediyor. Biz de bunları dikkate alarak cam şişelerdeki ürünlerimize daha fazla odaklanıyoruz" dedi. Cam şişeli ürünlere yatırımlar artıyor Artan talebi karşılamak üzere cam şişe ürünlere yatırım yaptıklarını belirten firma temsilcileri, "Hem üretim hızımızı ve kapasitemizi artırmak, hem de kullanımı daha kolay olan ve şık bir görüntü sağlayan metal kapaklar kullanabilmek için cam şişe üretim hattımızı tamamen revize ettik ve yeni makineler ekledik. Bu sayede plastik kapak ve kapşona kıyasla çevreye daha faydalı bir ambalajda Adana’mızın gerçek şalgam lezzetini tüketicilerimizle buluşturuyoruz" ifadelerini kullandı.