Yerel Haberler
Ankara
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi: "‘Türkiye’nin İsrail’e yönelik işgal tehdidinde bulunduğu’ yönündeki iddialar tamamen asılsızdır" 13 Nisan 2026 Pazartesi - 00:59:28 Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) tarafından, "Bazı medya organları ve sosyal medya paylaşımlarında Cumhurbaşkanımıza atfen yer alan, ‘Türkiye’nin İsrail’e yönelik işgal tehdidinde bulunduğu’ yönündeki iddialar tamamen asılsızdır" denildi. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Türkiye’nin dün olduğu gibi bugün de bölgesinde adaletin, barışın ve sağduyunun sesi olmaya devam edeceği bildirilerek şu ifadelere yer verildi: "Bazı medya organları ve sosyal medya paylaşımlarında Cumhurbaşkanımıza atfen yer alan, ‘Türkiye’nin İsrail’e yönelik işgal tehdidinde bulunduğu’ yönündeki iddialar tamamen asılsızdır. Söz konusu paylaşımlardaki iddialar gerçeklerle örtüşmeyen ve bölgesel istikrara zarar vermeyi amaçlayan söylemlerdir. Türkiye Cumhuriyeti, asırlara sari devlet geleneği ve vizyonu gereği her zaman bölgemiz başta olmak üzere tüm coğrafyalarda kanın durması, sivillerin korunması ve kalıcı barışın tesisi için öncü bir rol üstlenmektedir. Bölgesel krizlerin ve anlaşmazlıkların çözümünde de her zaman uluslararası hukuku ve diplomasi kanallarını önceleyen ülkemiz, gerilimi tırmandıran değil, düşüren bir tutum sergilemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, herhangi bir ayrım gözetmeksizin bölge halklarının huzur, güven ve refah içinde yaşamasını öncelemektedir. Türkiye’nin mücadelesini ve insani duruşunu çarpıtarak sunmaya çalışan manipülatif içeriklere itibar edilmemelidir."
13 Nisan 2026 Pazartesi - 00:13 Somali’de CURAD-1 Sondajı için geri sayım Türkiye’nin yurt dışındaki ilk derin deniz arama sondajını Somali’de gerçekleştirecek olan Çağrı Bey Ultra Derin Deniz Sondaj Gemisi’nin 13 Nisan öğle saatlerinde kuyunun bulunduğu lokasyona ulaşması planlanıyor. Türkiye’nin yurt dışındaki ilk derin deniz arama sondajını Somali’de gerçekleştirecek olan Çağrı Bey Ultra Derin Deniz Sondaj Gemisi, Mogadişu Limanı’ndan ayrılarak sondaj yapacağı CURAD-1 kuyusuna doğru hareket etti. 13 Nisan öğle saatlerinde kuyunun bulunduğu lokasyona ulaşması planlanan Çağrı Bey, konumlanma işleminin ardından kuyuya ilişkin test faaliyetlerine başlayacak. Testlerin ardından da sondaj çalışmasına geçilecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Somali’de büyük bir coşkuyla karşıladığımız Çağrı Bey sondaj gemimiz Mogadişu Limanı’ndan demir alarak görev yeri Curad-1 kuyusuna doğru yola çıktı. İnşallah tarihimizin ilk yurt dışı derin deniz sondajına Bismillah diyerek başlayacağız. Çağrı Bey’i umutla bekleyen yüreklerin duasından aldığımız güçle sömürünün değil, kardeşliğin destanını yazmak; iki kardeş ülkenin ortak refahını inşa etmek ve enerjideki gücümüze güç katmak için çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Enerji filosunun yeni derin deniz sondaj gemilerinden Çağrı Bey, Türkiye’nin yurt dışındaki ilk derin deniz arama sondajını gerçekleştirmek amacıyla çalışmalarına başlıyor. 53 günün ardından Somali’ye vardı Çağrı Bey, Somali’deki sondaj çalışmaları için 15 Şubat 2026’da Mersin Taşucu Limanı’ndan Somali’ye doğru seyrine başladı. 53 günlük seyir süresi sonunda Somali’ye ulaşan gemi, geçtiğimiz 10 Nisan’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da iştirak ettiği törenle Mogadişu Limanı’nda karşılandı. Limandan ayrıldı Limanda malzeme ve yakıt ikmali gibi son hazırlıkları gerçekleştirilen Çağrı Bey, Mogadişu Limanı’ndan ayrılarak sondaj yapacağı CURAD-1 kuyusuna doğru hareket etti. Çağrı Bey’in bu yolculuğunda, enerji filosundan Altan, Korkut, Sancar destek gemileri de yanında bulunuyor. Güvenli bir şekilde çalışabilmesi için TCG Sancaktar, TCG Gökova ve TCG Bafra’dan oluşan donanma unsurları da Çağrı Bey’e eşlik ediyor. Konumlanma ve test aşaması Çağrı Bey’in, yarın (13 Nisan) öğle saatlerinde 372 kilometre açıkta bulunan kuyu lokasyonuna varması planlanıyor. Geminin, CURAD-1 kuyusuna varmasının ardından öncelikle konumlanma işlemi gerçekleştirilecek. Daha sonra da kuyuya ilişkin çeşitli test faaliyetlerine başlanacak. 7 bin 500 metre derinlikte sondaj Test faaliyetlerinin tamamlanmasının ardından ise sondaj aşamasına geçilecek. Çağrı Bey Sondaj Gemisi, 3 bin 495 metre su derinliğine sahip noktada, deniz tabanından itibaren de 4 bin 5 metre kazılmasının ardından toplam 7 bin 500 metreye inerek sondaj yapacak. CURAD-1 kuyusunun, söz konusu 7 bin 500 derinlik ile dünyanın en derin ikinci deniz kuyusu olması hedefleniyor. Ayrıca, Çağrı Bey’in yürüteceği sondaj operasyonunda 4 bin metreye dalabilen bir su altı robotu da kullanılacak. İklim ve hava şartlarının uygun seyretmesi durumunda sondaj operasyonunun 6 ila 9 ay arasında tamamlanması planlanıyor. İki kardeş ülkenin ortak refahı Konuya ilişkin sosyal medya hesaplarından bir video paylaşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Somali’de büyük bir coşkuyla karşıladığımız Çağrı Bey sondaj gemimiz Mogadişu Limanı’ndan demir alarak görev yeri Curad-1 kuyusuna doğru yola çıktı. İnşallah tarihimizin ilk yurt dışı derin deniz sondajına Bismillah diyerek başlayacağız. Çağrı Bey’i umutla bekleyen yüreklerin duasından aldığımız güçle sömürünün değil, kardeşliğin destanını yazmak; iki kardeş ülkenin ortak refahını inşa etmek ve enerjideki gücümüze güç katmak için çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Kırgızistan’ın BMGK Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26 Kırgızistan’ın BMGK Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi Kırgızistan’ın tanıtılması ve 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme programı Ankara’da gerçekleştirildi. Kırgızistan’ın tanıtılması ve 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı hakkında bilgilendirme programı, Ankara’da bir otelde gerçekleştirildi. Programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu’nun yanı sıra Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbayev ve çok sayıda yetkili katıldı. Programda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zorlu, Kırgızistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kadim tarihi bağlar, ortak kültür ve sarsılmaz bir kardeşlik duygusuyla geçmişten geleceğe doğru ilerlediğini aktararak, bu vizyonun Türk dünyasının bir vizyonu olduğunun altını çizdi. Zorlu, Kırgızistan’ın 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı’nın sadece Kırgızistan’ın bir diplomatik girişimi olmadığını, aynı zamanda geniş Türk dünyası coğrafyası açısından da eşsiz bir girişim olarak tarihe not düştüğünü belirtti. "Kardeş Kırgızistan Cumhuriyeti’nin önemli başvurusu bizlere gurur vermektedir" Türk Devletler Teşkilatı’nın ortaya koyduğu duruş, birliktelik ve çizdiği vizyonun sadece bölgesel iş birliği için değil, aynı zamanda küresel barış, uyum ve istiklal temelinde de önemli bir sorumluluk yüklediğini söyleyen Zorlu, "İşte bu bakımdan bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana uzlaşının, açıklık ve şeffaflık ilkesinin ve bölgesinde her türlü barış ve güven esaslı girişimin içerisinde yer almış olan kardeş Kırgızistan Cumhuriyeti’nin bu önemli başvurusu bizlere gurur vermekte ve aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı adı altında da bizlere yeni bir heyecanın da aslında işareti olmaktadır. Biz bu bağlamda özellikle teşkilatın kurulduğu günden itibaren 40’tan fazla başlıkta iş birliğini artıran, tahkim eden çok önemli bir uluslararası kuruluşa evrildik" dedi. "Pasaportsuz, sadece kimlik belgesiyle dolaşımın sağlanabileceğinin bir arayışı içerisindeyiz" Yıl sonuna doğru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine değinen Zorlu, "Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla aramızdaki müzakere konularından birisi pasaportsuz, sadece kimlik belgesiyle dolaşımın sağlanabileceğinin bir arayışı içerisindeyiz. Bu müzakere iklimine gelmiş olmamız bile gerçekten çok sevindirici. Bizim için büyük güç verici bir durumdur" diye konuştu. "Türkiye bugün aynı zamanda Kırgızistan’ın başlıca ticari ve ekonomik ortaklarından biridir" Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbayev ise, Kırgızistan Cumhuriyeti’nin dış politikasında Türkiye Cumhuriyeti ile siyasi, ticari-ekonomik, kültürel-insani ve askeri-teknik alanlarda kapsamlı stratejik ilişkilerin güçlendirilmesinin öncelikli yer tuttuğunu kaydetti. Kazakbayev, "Türkiye bugün aynı zamanda Kırgızistan’ın başlıca ticari ve ekonomik ortaklarından biridir. İki ülke liderleri, yakın gelecekte ikili ticaret hacmini 5 milyar ABD dolarına ulaştırma hedefi belirlemiş ve ticari engellerin ortadan kaldırılması konusunda mutabakata varmıştır. Ayrıca ülkelerimiz Birleşmiş Milletler, Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), AGİT ve diğer uluslararası platformlarda da aktif iş birliği içerisindedir" ifadelerini kullandı. "Türk Devletleri Teşkilatı’nın dünyanın en dinamik bölgesel yapılarından biri haline gelmesi memnuniyet vericidir" Türk dünyası arasındaki iş birliğinin tarihi ve jeopolitik gerçeklerin gerektirdiği önemli bir zorunluluk olduğunu dile getiren Kazakbayev, "Son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı’nın dünyanın en dinamik bölgesel yapılarından biri haline gelmesi memnuniyet vericidir. Bugün teşkilat üyesi ve gözlemci ülkeler, dış politikadan ticarete, enerjiden dijital entegrasyona, yeşil ekonomiden uzay ve yapay zekaya kadar 40’tan fazla alanda iş birliği yürütmektedir. Kırgızistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hem kısa hem uzun vadede son derece olumlu bir perspektife/geleceğe sahip olduğuna yürekten inanıyorum" dedi.
Bakan Gürlek: "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10 Bakan Gürlek: "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var" Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var" dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyeleri ile Ankara Hakimevi’nde bir araya geldi. Bakan Gürlek, geçen pazar günü İstanbul Hakimevi’nde TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut ile birlikte mağdur ailelerle bir buluşma gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Bunun toplumda önemli bir farkındalık oluşturduğunu kaydeden Bakan Gürlek, mağdur ailelerin sorunlarını dinlediklerini anlattı. Bakan Gürlek, "Ben daha önceden biliyordum ama uygulamadan geldiğim için özellikle mağdur aileleriyle birebir etkileşime girince gerçekten sorun, sıkıntı olduğunu gördük. ‘Suça sürüklenen çocuk’ diyoruz, aslında bu kavramı da en baştan değiştirmemiz gerekecek. Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var. Bu toplumun genel kanaati. Ben de aynı kanaatteyim" dedi. "Sonuç raporunuzun bize çok katkı sağlayacağını düşünüyorum" TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun da çok kıymetli çalışmalar ve sahada araştırmalar yaptığını dile getiren Bakan Gürlek, "Burada da biz üzerimize düşen ne varsa bunu yapmak istiyoruz. Eğer yasal anlamda düzenlemeler yapılması gerekiyorsa elbette bu yasal düzenlemeleri yapacağız birlikte. Sizin tutacağınız rapor bizim için çok önemli, yol belirleyici" değerlendirmesinde bulundu. 12. Yargı Paketi üzerinde çalıştıklarını belirten Bakan Gürlek, "Burada da sizden gelecek öneriler, teklifler, sizin çok değerli saha araştırmalarınız, bunlarla ilgili düşündüğümüz maddeler var. Bizler de Adalet Bakanlığı olarak teknik ekibimizle birlikte bu cezaların özellikle biraz yetersiz olduğunu, toplumda cezasızlık algısı olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda birlikte çalışmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Sizin sahadaki çalışmalarınız, sonuç raporunuzun bize çok katkı sağlayacağını düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Önleme mekanizmalarının da devreye geçmesi gerekiyor" Suç işlenmeden önce çocuğun bu ortama nasıl sokulduğu konusuna da işaret eden Bakan Gürlek, "Önleme mekanizmalarının da devreye geçmesi gerekiyor. Tabii bu önleme mekanizmalarının devreye geçmesi sadece Adalet Bakanlığı’nın görevi değil. Burada aile faktörü elbette belirleyici, çocuğun eğitim hayatı belirleyici, yetişmiş olduğu sosyal çevre belirleyici" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak bir çalışmaları olduğunu dile getiren Bakan Gürlek, "Adalet Bakanlığı suç işlendikten sonra göreve başlıyor. Burada çocuğu bu suç ortamına iten faktörlerin masaya yatırılması gerekiyor. Çocuklarımız bizim için çok kıymetli ama bir taraftan da mağdur ailelerimiz var" diye konuştu. "Cezasızlık algısı toplumu rahatsız ediyor" Bakan Gürlek, konuşmasına şöyle devam etti: "Ben, pazar günü Sayın Başkanımla mağdur ailelerle birlikte toplantıda çok etkilendim. Çok duygusal anlar oluştu. Yani birebir onların üzüntülerini derinden hissettik. Yani ‘çocuk’ diyoruz. Elbette çocuklar hepimizin çoluk çocuğu var ama burada bir taraftan da mağdur aileler de var. Yani suç politikasını dengelememiz gerekiyor. Yani ‘cezasızlık algısı’ maalesef toplumu rahatsız ediyor. Bu konuda elbette yasal düzenlemeler yapacağız. Şu an çalışma aşamasındayız. Sizin çalışmalarınızla birlikte bu süreci birlikte yürüteceğiz. Bu çalışmayı, özellikle sizin komisyonunuzun raporlarını biz dört gözle bekliyoruz. Çünkü oradan çıkacak rapor çok önemli." Komisyonun 700 hakim ve savcıyla görüştüğünü, mağdur aileleri bizzat dinlediğini hatırlatan Bakan Gürlek, bu sürece ellerinden geldiğince katkı vermek istediklerini ifade etti. Bir an önce yasal düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizen Bakan Gürlek, toplumda yüzde 81 oranında çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda genel bir kanaat olduğunu belirtti. Hakim ve savcıların bazen takdir haklarını farklı kullanabildiğini kaydeden Bakan Gürlek, "Hakim, savcılara verilen takdir hakları biraz geniş. Gerekirse hakim, savcı arkadaşlarla sık sık bir araya gelerek, istişare toplantıları yapılarak bu konuda hassasiyeti dile getirmek gerekiyorsa bunu da söyleyelim. Kanun değişikliği yapılması gerekiyorsa, kanun değişikliği. Önleyici ve caydırıcı tedbirler konusu da çok önemli. Burada üç bakanlığımızın birlikte çalışmasını çok kıymetli buluyorum" ifadelerini kullandı.
DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10 DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan Türkiye’nin farklı illerindeki arazi varlığının bir kısmının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan ülkemizin farklı illerindeki arazi varlığının büyük bir kısmının ’maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı’ yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alan, ülke yüzölçümünün sadece binde 1,8’ine tekabül etmektedir. İllere göre fiili kazı oranları da iddia edilenin aksine hiçbir ilimizde yüzde 1’i dahi geçmemektedir. (Örneğin Artvin’de binde 1, Giresun’da on binde 4, Kütahya’da binde 4,1, Çanakkale’de binde 1,5, Balıkesir’de binde 6,4, İzmir’de binde 6, Trabzon’da on binde 3, Muğla’da binde 4,5, Ordu ve Gümüşhane’de ise on binde 8 seviyesindedir)" denildi. Asılsız paylaşımların gerçeği yansıtmadığı vurgulanan açıklamada, "Ayrıca maden faaliyetleri sona eren alanların da rehabilitasyon çalışmalarıyla doğaya yeniden kazandırılması kanuni bir zorunluluktur. Asılsız paylaşımlarla oluşturulan algı operasyonları, milli ekonomimize değer sağlayan madencilik sektörünü karalamaya yönelik açık bir dezenformasyon kampanyasıdır. Çalışmalar ’önce insan, sonra çevre, sonra katma değerli madencilik’ ilkesiyle sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda titizlikle yürütülmektedir" ifadelerine yer verildi.
‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:29 ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET, ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ni hayata geçiriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET arasında ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ kapsamında Sıfır Atık İş Birliği Protokolü düzenlenen törenle imzalandı. Protokolü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı adına Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, OPET adına ise Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk imzaladı. Protokol kapsamında akaryakıt istasyonlarının yalnızca hizmet sunulan alanlar olmaktan çıkarılması, çevre bilincinin güçlendiği ve topluma yayıldığı merkezlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Proje çerçevesinde sıfır atık ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilir seyahat kültürüne dikkat çekmek amacıyla ‘Sıfır Atık Yolculuğu Kısa Film Yarışması’ düzenlenmesi planlanıyor. Akaryakıt tesislerinde sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılması, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanım süreçlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında ayrıca sosyal sorumluluk faaliyetleriyle toplumsal farkındalığın artırılması hedefleniyor. Türkiye’nin yedi bölgesinden seçilecek 7 ilde karayolu kenarlarındaki ceplerde çevre temizliği etkinlikleri düzenlenmesi, toplanan atıklarla ‘Sıfır Atık Yolu’ ve ‘Sıfır Atık Duvarı’ gibi konsept uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. "90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık" İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eş değer bir su tasarruf sağladıklarını belirten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, "Akaryakıt tasarrufu olarak baktığımızda yine ülkemizdeki kayıtlı motorlu taşıtların dağıtım şirketi olarak OPET onu uzmanlık alanına giriyor. Bir yıldaki tükettiği akaryakıt eş değer bir akaryakıtla tasarruf etmiş olduk. Doğa ve çevreyle ilgili istatistik şöyle, 90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık. Düzenli depolama alanına ihtiyacımız olacaktı. Bu alanın eş değerinde 55 bin futbol sahasına eş değer bir alan söz konusu. Alt alta baktığımızda aslında küçük bir hareket ki buna biz sıfır atık diyoruz" diye konuştu. "Petrol ve türevli ürünlerinde biz ülke olarak dışa bağımlıyız" Petrol ve türevi ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlı olduğuna değinen Turan, "Son bir ayda yaşanan bölgesel savaşta da gördük ki en ufak bir kriz anında ülke ekonomileri özellikle petrole bağımlı ülkelerin bir kere ekonomik dengeleri sarsılıyor. Dolayısıyla küçük bir hareket ama çok kıymetli ve önemli bir hareket. Bu çerçevede bizler insanoğlu olarak sanki doğanın, tabiatın sahibiymiş gibi onun efendisiymiş gibi bir davranış biçimine giriyoruz ama değiliz. Biz aslında bu doğanın bir parçasıyız" şeklinde konuştu. "Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz" OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk ise gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakılması gerektiğini belirterek, "Her birimiz birey olarak üzerimize düşen görevleri tam yapıyor muyuz? Yaptığımızı zannediyoruz. Yeteri kadar duyarlı mıyız? Duyarlı olduğumuzu zannediyoruz. Evet duyarsız olanlar, bilimsiz olanlar var ama en bilinçli olanlarımız, en duyarlı olanlarımızın dahi hatalarıyla çevremizi kirletiyoruz. Hepimiz kirletiyoruz. Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz. Bize ait olmayan çocuklarımıza ait olan bir dünyayı çocuklarımıza sağlıklı bir şekilde bırakamıyoruz. Oysa bunu bırakamamak bizim için bir suç, bir utanç olmalı. Çocuklarımızın geleceğini düşünmek dünyamızın geleceğini düşünmek öncelikli görevlerimiz arasında olmalı" dedi.
Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:26 Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı Ankara’nın Keçiören ilçesinde 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada karar verildi. Duruşmada sanıklara ceza yağdı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Ahmet Emir Zeynal, Cemal Zeynal, suça sürüklenen çocuklar B.S.Z. ve T.Y.Z. ile tutuksuz sanıklar Eyyüp Demir, Şahin Çakır, Hakkı Can Çakır ve Umut Kılınç ile taraf avukatları katıldı. Duruşma, kapalılık kararı nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Mahkeme heyeti, sanık Cemal Zeynal ve Ahmet Emir Zeynal hakkında "kasten öldürme" suçundan müebbet, "öldürmeye teşebbüs" suçundan 28 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, suça sürüklenen çocuklardan B.S.Z.’nin "kasten öldürme" ve "kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından 32 yıl, T.Y.Z.’nin de aynı suçlardan 25 yıl hapisle cezalandırılmalarına ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Umut Kılınç ise hakaret suçundan para cezasına çarptırıldı. Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır ve Eyyüp Demir tüm suçlamalardan beraat ederken, ağabey Hakkı Can Çakır ise basit yaralama suçundan 10 bin lira adli para cezasına çarptırıldı. Verilen kararın ardından adliyede alkış sesleri yükselirken, bazı kişilerin ağladığı görüldü. Ölen gencin yakınları, duruşma sonrası adliye önünde açtıkları pankartlarla basın açıklaması yaptı. "4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı" Dosyada kararın verildiğini dile getiren Avukat Umur Yıldırım, "Zeynal ailesindeki tüm sanıklar, Hakan’ı öldürmeden dolayı müebbet, Şahin ağabey ve Hakkı’yı öldürmeye teşebbüsten dolayı ikişer defa müebbet yollamasıyla ceza aldı. Yine annesi ve Eyüp Bey’i yaralamadan dolayı ayrı ayrı 5 defa ceza aldılar. Burada yetişkin olan baba Cemal Zeynal ve Ahmet Zeynal müebbet artı 28 ve 30 yıl aldılar. Müebbet de var tabii ki. 14 yaşındaki sanık suçu tamamen kabul etmişti. Aslında tek başına bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemişti, mahkeme buna itimat etmedi. Yine 14 yaşındaki çocuk için de müebbet hapis cezası verdi ama Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinden dolayı cezasında indirim uyguladı. Küçük olan çocuk için toplamda 24 yıl ceza çıktı tüm bu suçlardan dolayı. 17 yaşındaki B.Z. isimli sanık için de yine öldürmeden dolayı müebbet verdi. Yaşı küçük olduğundan dolayı cezada indirim uyguladı. Totalde 30 yıla yakın bir ceza verdi B.Z. için. Tüm 4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı. Tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Adalet bir nebze olsun bizim için sağlandı. Umarım bu karar istinaf ve Yargıtay’dan da geçerek kesinleşir. Bundan sonra umarım bir emsali olmaz. İçimiz bir nebze olsun soğudu ama bu adalet bizim için sağlanmadı. Nihayetinde Hakan öldü ve geri gelmeyecek" dedi. "Adalet yerini buldu" Gözü dolan baba Şahin Çakır ise, "Ben sadece Umur Yıldırım diyorum. Sağ olsun bugüne kadar yanımızdan ayrılmadı. Bize kardeşlik yaptı, çocuklarıma ağabeylik yaptı. Tüm ailelere sesleniyorum. 2-3 avukat tutmayın, tek Umur Yıldırım yeter. Bu kadar diyorum. Başka bir şey yok. Adalet yerini buldu. Tüm gelen arkadaşlarımıza, dostlarımıza, herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal edin" diye konuştu.
Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:12 Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ahşap kapak ve deri yapraklardan oluşan, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış Etiyopya kökenli el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini duyurdu. Eser, Ankara Cumhuriyet Meclisi’nde düzenlenen törenle Etiyopya’nın Ankara Büyükelçisi Adem Mohamed Mahmud’a teslim edildi. Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye ve Etiyopya’nın kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kaldığını dile getirdi. "Kültür varlığı kaçakçılığı küresel bir sorun haline gelmiştir" Tarihi eser kaçakçılığının sadece bir ülkeye özgü olmadığını, birçok ülkede gerçekleştiğini ve bu durumun herkesi tehdit eden bir hal olduğunu belirten Yazgı, "Ülkemiz ile Etiyopya köklü geçmişleri ve zengin kültürel mirasları nedeniyle kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kalan iki dost ülkedir. Günümüzde kültür varlığı kaçakçılığı yalnızca kaynak ülkeleri değil, tüm insanlığı tehdit eden küresel bir sorun haline gelmiştir. Yasa dışı kazılar ve organize suç ağları, tarihi eserleri ait oldukları bağlamdan koparmakta, bu durum yalnızca maddi değil aynı zamanda telafisi güç kültürel kayıplara da yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti olarak kültürel mirası koruma, gelecek nesillere aktarma ve yasa dışı trafikle mücadele konusundaki kararlılığımızı her platformda sürdürüyoruz. Ülkemiz yalnızca kaynak ülke olarak değil, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığına konu olabilecek eserler açısından da bir transit güzergah haline gelmeme konusundaki kararlılığını da güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Bu doğrultuda ülkemiz yasa dışı ticaretin her aşamasına karşı etkin denetim mekanizmalarını işletmekte, bu alanda örnek bir duruş sergilemektedir. Bu kapsamda Türkiye son yıllarda yürüttüğü etkin diplomasi, hukuki girişimler ve uluslararası işbirlikleri sayesinde çok sayıda kültür varlığının ait olduğu ülkelere iadesini sağlamış, aynı zamanda kendi kültürel mirasını da koruma yönünde önemli adımlar atmıştır" diye konuştu. "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini gerçekleştiriyoruz" Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması kitabın iadesini Etiyopya’nın Ankara Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiklerini ifade eden Yazgı, "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini bugün hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen titiz çalışmalar neticesinde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde güvenlik güçlerimizce ele geçirilen bu kıymetli eserin ahşap kapaklı 68 deri yapraktan oluşan ve Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış bir el yazması kitap olduğu tespit edilmiştir. Siyah ve kırmızı mürekkeple işlenen bu nadide parça, Etiyopya’nın 20. yüzyılın başına kadar devam eden köklü el yazması geleneğini yaşatan önemli bir örnektir. Bu eser yalnızca bir bütün olarak değil, tek bir yaprağı dahi uluslararası hukuk ve ulusal mevzuatımızın kapsamında koruması gereken bir kültür varlığıdır" şeklinde konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum" Bu tarihi eserin iade edilme sürecinden dolayı Türk hükümetine teşekkürlerini sunan Büyükelçi Mahmud, "Son derece önemli bir ana tanıklık ediyoruz. 2015 yılında Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bulunan bu tarihi el yazmasını resmen teslim almak için huzurunuzda bulunuyoruz. Etiyopya adına Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum. Bu paha biçilemez eser, kaçakçılığın faaliyetlerinin karanlığından sizin kararlılığınız, profesyonel duruşunuz ve uluslararası mirasın korunmasına yönelik derin saygınız sayesinde kurtarılmıştır" ifadelerini kullandı. Tören, Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve Büyükelçi Adem Mohamed Mahmud’un eserle hatıra fotoğrafı çekilmesiyle son buldu.
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:01 Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan: "Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim-Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, "Yargının görevi, sendikal hakları güvence altına almaktır. Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" dedi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, Ankara 4. İş Mahkemesi’nin öğrenci gelişim raporlarının doldurulmasına yönelik Türk Eğitim-Sen ile birlikte dört sendikanın aldığı eylem kararını iptal ettiğini belirtti. Geylan, bu kararın hukuksuz olmasının yanı sıra sendika kanununa, anayasal haklara ve başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) kararları olmak üzere evrensel kaidelere aykırı olduğunu ifade etti. "Mahkemeler kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir" Mahkemenin eylem kararını iptal etmesini hukuka aykırı bulduğunu ifade eden Geylan, "Ankara 4. İş Mahkemesi’nin öğrenci gelişim raporlarının doldurulmasına yönelik alınan eylem kararını garabet bir hükümle iptal etmesi hukuksuz olmasının yanı sıra sendika kanununa, anayasal haklara ve ILO kararları başta olmak üzere evrensel kaidelere açıkça aykırıdır. Yargının görevi, sendikal hakları güvence altına almaktır. Mahkemeler, kamu işvereninin kolaylaştırıcısı değildir. Türk Eğitim-Sen Merkez Yönetim Kurulu tarafından öğrenci gelişim raporlarının doldurulmaması konusunda 8 Ocak tarihinde eylem kararı alınmıştır. Alınan eylem kararının iptali talebi ile Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ankara 4. İş Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır. Yapılan yargılamada mahkeme makamınca ilk duruşmada sendikamız ile beraber 4 sendikanın aldığı eylem kararlarının iptaline karar verilmiştir. Kamu görevlilerinin sendika kurmasının yasalaştığı günden bugüne kadar herhangi bir eylem kararının mahkeme tarafından iptalinin istenildiğine hiç rastlanılmamıştır" ifadelerini kullandı. "Kamu çalışanlarının sendika kurma özgürlüğü anayasa maddesi 51 ile güvence altındadır" Türk Ceza Kanunun 118. maddesinde sendikal hakların kullanılmasının engellenmesinin suç sayıldığını vurgulayan Geylan, "Milli Eğitim Bakanlığı, sendikal faaliyetlerin korunması ve engellenmemesi adına yapılan tüm düzenlemelerin aksine mahkemeden bu faaliyetlerin engellenmesi için karar verilmesini talep etmiş ve maalesef mahkeme tarafından bu yönde karar verilmiştir. Kamu çalışanlarının sendika kurma, örgütlenme ve hak arama özgürlüğü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 51 ile güvence altındadır. Bu güvence yalnızca kağıt üzerinde bir hak değildir; bizzat korunması gereken dokunulmaz bir özgürlük alanıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesi de sendikal hakların kullanılmasının engellenmesini suç olarak tanımlar. Üstelik bu suç, sadece fiziki müdahalelerle değil; hukuka aykırı her türlü yöntemle ortaya çıkabilir. Yargıtay içtihatları da bu konuda son derece nettir. Sendikal faaliyetin engellenmesi bir ‘tehlike suçu’dur. Yani zararın gerçekleşmesi dahi beklenmez, hak kullanımının engellenmesi ihtimali dahi suçun oluşması için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi kararları defalarca şunu vurgulamıştır; sendikal haklar demokratik toplumun temelidir. Bu haklara yönelik müdahaleler karşısında devletin koruma yükümlülüğü vardır" dedi. "Bugün ise görünen tablo, bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini göstermektedir" Türk Eğitim-Sen olarak bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını dile getiren Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün ise görünen tablo, bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini göstermektedir. Anayasal bir hakkın kullanımının iptal kararıyla fiilen imkansız hale getirilmesi, TCK 118 kapsamında düzenlenen ‘sendikal hakların engellenmesi’ suçunun yargı eliyle işlenmesi anlamına gelmektedir. Ankara 4. İş Mahkemesi’nin bu kararı açıkça sendikal eylemlerin kısıtlanması ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın bundan sonraki süreçte sendikaların karar alma ve eylem yapma özgürlüğüne açıkça müdahale etme yolunu açmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Danıştay kararları doğrultusunda sendika üyelerini cezalandıramadığı için sendikamızı hedef alarak eylem kararını iptal ettirmiştir. Türk Eğitim-Sen bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacaktır. Tüm hukuki yollara başvuruda bulunacak ve yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir. Üyelerimizin gönlü ferah olsun, Türk Eğitim-Sen yıllardır verilen mücadeleler ile alınan birçok sendikal hakkın bir mahkeme kararı ile elimizden alınmasına asla müsaade etmeyecektir."