Yerel Haberler
Ankara
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu 08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10:11 Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08 Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
08 Mayıs 2026 Cuma - 15:45 Gölbaşı’nda vatandaşlara 190 bin ata tohumu fidesi dağıtıldı Gölbaşı Belediyesi seralarında ata tohumlarından üretilen 190 bin fide vatandaşlara dağıtıldı. Gölbaşı Belediyesi, yerel tarımı desteklemek ve ata tohumlarını gelecek nesillere aktarmak amacıyla önemli bir çalışmaya daha imza attı. Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı öncülüğünde ‘Yeşil Bir Gölbaşı İçin’ mottosuyla sürdürülen çevre ve tarım odaklı projeler kapsamında Park ve Bahçeler Müdürlüğü seralarında üretilen ata tohumu fideler, vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtıldı. Gölbaşı Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü seralarında özenle yetiştirilen toplam 190 bin domates, biber, salatalık ve patlıcan fidesi vatandaşlarla buluşturuldu. Dağıtımı yapılan fide setlerinde 6 domates, 2 biber, 2 patlıcan ve 2 salatalık fidesi olmak üzere toplam 12 fide yer aldı. "Ata tohumlarını yaşatmak, geleceğe nefes olmaktır" Fide dağıtım programına katılan Başkan Odabaşı, ata tohumlarının korunmasının yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda kültürel bir sorumluluk olduğuna dikkati çekerek, "Toprakla bağı güçlü olan toplumlar, geleceğe daha güvenle bakar. Ata tohumları bizim geçmişimizden gelen en kıymetli miraslarımızdan biridir. Bu tohumlar sadece bir ürün değil; kültürümüzü, üretim alışkanlıklarımızı ve bereketimizi temsil ediyor. Bugün dağıttığımız fidelerle vatandaşlarımızın balkonlarında, bahçelerinde yeniden üretime katkı sunmasını hedefliyoruz. Çocuklarımızın toprağı tanımasını, üretmenin değerini öğrenmesini istiyoruz. ‘Yeşil Bir Gölbaşı İçin’ anlayışıyla çevreye duyarlı çalışmalarımızı artırarak sürdüreceğiz. Hem üreticimizi hem vatandaşımızı destekleyen projelerle Gölbaşı’nda tarımsal farkındalığı büyütmeye devam edeceğiz. Ata tohumlarını yaşatmak, geleceğe nefes olmaktır. Bu mirası hep birlikte koruyacağız" dedi. Gölbaşı Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen fide dağıtımına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.
Bakan Uraloğlu: "Ankara’da YHT Gar’dan Esenboğa’ya, üniversite alanına kadar gidecek olan bir hat olacak"
13 Mart 2026 Cuma - 10:07 Bakan Uraloğlu: "Ankara’da YHT Gar’dan Esenboğa’ya, üniversite alanına kadar gidecek olan bir hat olacak" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Ankara’da YHT Gar’dan Esenboğa’ya, üniversite alanına kadar gidecek olan bir hat. Hem modern hem de başkentimize yaraşan bir hat olmuş olacak" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın mensuplarıyla iftar programında bir araya geldi. Bakan Uraloğlu, Ankara ve İstanbul’daki raylı sistem çalışmalarına ilişkin açıklamada bulundu. Bakan Uraloğlu, kent içi raylı sistemlerde 15 ilde belediyeler ile işbirliği halinde 848 kilometrelik bir ağı hayata geçireceklerini kaydetti. "Ankara’da YHT Gar’dan Esenboğa’ya, üniversite alanına kadar gidecek olan bir hat olacak" Ankara’daki 36 kilometrelik Esenboğa Havalimanı Metro Hattı’na ilişkin bilgi veren Uraloğlu, "Ankara’da YHT Gar’dan Esenboğa’ya, üniversite alanına kadar gidecek olan bir hat. Hem modern hem de başkentimize yaraşan bir hat olmuş olacak. Bunu da bir 5 yıllık bir süreçte bitirebileceğimizi öngörebiliriz" açıklamasında bulundu. Bakan Uraloğlu, Ankara’da bugün ulaşım problemlerini yüzeyden çözmenin tıpkı İstanbul’da olduğu gibi zorlayıcı olduğunu kaydederek artık yeraltından sorunların çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bakan Uraloğlu, Türkiye genelinde 2002’den bu tarafa araç sahipliğinin ve hareketliliğin 4 kat arttığını dile getirerek "Dolayısıyla yeni yollar, alternatif çözümler bize lazım" diye konuştu.
Bakan Uraloğlu: "95 milyon civarında cep telefonu var, bunların 32 milyonu 5G’ye uyumlu"
13 Mart 2026 Cuma - 10:04 Bakan Uraloğlu: "95 milyon civarında cep telefonu var, bunların 32 milyonu 5G’ye uyumlu" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 5G ile ilgili yaptığı açıklamada, "95 milyon civarında cep telefonu var, bunların 32 milyonu 5G’ye uyumlu. Yaklaşık 1 sene önce bu rakamlar 15 milyon civarındaydı. 5G’ye geçtikten sonra bunun daha da artacağını özellikle söylemek isterim" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın mensuplarıyla iftarda bir araya geldi. Burada açıklamalarda bulunan Bakan Uraloğlu, 5G sinyallerini 1 Nisan’da alacaklarını, Türkiye’de yaklaşık 95 milyon cep telefonunun var olduğunu ve bu telefonların 32 milyonunun 5G’ye uyumlu olduğunu belirtti. Uraloğlu, 5G’ye geçtikten sonra bu rakamın giderek artacağını da sözlerine ekledi. "95 milyon civarında cep telefonu var, bunların 32 milyonu 5G’ye uyumlu" 1 Nisan’dan sonra 5G sinyalini çoğu telefonda almaya başlayacaklarını belirten Bakan Uraloğlu, "95 milyon civarında cep telefonu var, bunların 32 milyonu 5G’ye uyumlu. Yaklaşık 1 sene önce bu rakamlar 15 milyon civarındaydı. 5G’ye geçtikten sonra bunun daha da artacağını özellikle söylemek isterim. 2 yıl içerisinde bütün Türkiye’yi kapsayacağız, hedefimiz bu. Ama ilk etapta 1 Nisan’da sinyal vermeye başlayacağız. İlk etapta yüzde 60 yerli ürün, yüzde 30 da milli haberleşme ürünü şeklinde ihale şartlarımız var. Yaklaşık 3.5 milyar dolar da hazineye bir katkı sağlamış olacağız belli ödeme periyotları içerisinde. Kendi alanımızı ilgilendiren akıllı ulaşım sistemlerini, tren sinyalizasyonlarını yönetmekten tutun akıllı yolları, akıllı şehirleri hayata geçirme noktasında artık daha çok yönetme imkanına sahip olacağız. Türkiye’deki bir cerrah dünyanın bir tarafında ameliyat yapma imkanına sahip olacak. İş makinelerinin uzaktan yönetilmesi imkanına sahip olacak" diye konuştu.
İçişleri Bakanı Çiftçi’den araç içi multimedya sistemleriyle ilgili açıklama: "Orijinalinde olmayan ilaveler yapılması durumunda 21 bin lira ceza öngörülüyor"
13 Mart 2026 Cuma - 10:04 İçişleri Bakanı Çiftçi’den araç içi multimedya sistemleriyle ilgili açıklama: "Orijinalinde olmayan ilaveler yapılması durumunda 21 bin lira ceza öngörülüyor" İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, trafik kanununda bu yıl yürürlüğe giren yeni düzenlemeler çerçevesinde, araçlarında orijinal olmayan ve belirlenmiş standartların dışında ses ve görüntü sistemi bulunduran sürücülere 21 bin lira idari para cezası kesileceğini söyledi. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, bakanlık makamında, Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan ve 27 Şubat’ta yürürlüğe giren yeni düzenlemelerle ilgili açıklamalarda bulundu. Orijinal ses ve görüntü sistemine sahip araçlarda sürücülere herhangi bir yasaklama getirilmediğini söyleyen Bakan Çiftçi, şunları dedi: "Araçların içerisinde orijinal, fabrikadan monte edilmiş haliyle kullanılmasında herhangi bir sakınca olmadığı, Kanun’un buna herhangi bir şekilde yasaklama getirmediği şeklinde. Araçlardaki ses sistemlerinin başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde, araçta müzik dinlenirken dışarıdaki diğer vatandaşların rahatsız olmaması, kamuya herhangi bir şekilde rahatsızlık verilmemesi. Bu şekilde dinlemelerde de herhangi bir sakınca yok, bu da serbest. Araçlarda ekran sistemleri var. Bununla müzik dinleyebiliyorsunuz, navigasyon olarak kullanabiliyorsunuz. Değişik maksatlarla kullanılıyor. Bunların da araçlarda orijinal haliyle takılı olması durumunda herhangi bir problem yok. Örneğin bu ses sistemlerinin, müzik sistemlerinin başkalarını rahatsız edecek şekilde dinlenmesi durumunda 3 bin lira idari para cezası öngörüyor. Aracın orijinalliğini bozup, fabrikadan gelen sistemi değiştirip buna birtakım ilaveler yapılması yine Kanun’un müeyyideye bağladığı hususlardan bir tanesi." "Aracın orijinalinde olmayan ilaveler yapılması durumunnda 21 bin lira ceza öngörülüyor" Bakan Çiftçi, araçlarda orijinal olmayan veya belirlenmiş standartlara aykırı multimedya sistemi bulunduran sürücülere idari para cezası uygulanacağını belirterek, "Aracın orijinalliğinde olmadığı halde tablet takmak ve bunun üzerinden video oynatmak veya görüntü sistemlerini izlemek, bu şekilde sürücünün veya yanında bulunan kişinin dikkatinin dağılması, bu Kanun’la yine yasaklanan durumlardan birisi. Bu şekilde 21 bin lira ceza öngörülüyor. Diyelim ki aracın içerisine hoparlörler taktırdı, amfi taktırdı, bununla beraber sesleri yükseltti, yani aracın orijinalinde olmayan ilaveler yapılması durumunda da 21 bin lira gibi bir ceza öngörülüyor" dedi. "Maksadımız, sürücünün bütün dikkatini yola vermesi ve dikkatinin dağılmaması" Düzenlemelerde amacın trafik güvenliğini sağlamak olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Bütün bunların maksadı vatandaşlarımızı cezalandırmak, onları sevimsiz durumlarla yüz yüze bırakmak değil. Bunun bir maksadı var, bir mantığı var. O da sürücünün dikkatini dağıtmamak. Sürücünün bütün dikkatini yola vermesini sağlamak ve bu şekilde hem can güvenliğini hem de karşıdaki sürücülerin can ve mal güvenliğini sağlamak. Kanun’un mantığı, amacı bu. Kanun bunlara aykırı davranışları cezalandırıyor" ifadelerini kullandı. "Vatandaşlara tavsiyem varsa bu sistemleri araçlarından sökmeleri" Bakan Çiftçi, söz konusu aykırı sistemlere sahip sürücülere uyarıda bulunarak, "Benim vatandaşlarımıza tavsiyem, eğer araçlarında bu şekilde daha sonradan taktırılmış ekran varsa veya ses sistemleri varsa bunları bir an önce söktürmeleri ve Kanun’a uygun hale getirmeleri. Böylece hem kendileri üzülmemiş olacak hem de biz onları idari yaptırımlarla karşı karşıya bırakmamış olacağız" dedi.
Bakan Uraloğlu: "Kalkınma Yolu’nun ülkemiz ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolarlık bir katkısı olacağını öngörüyoruz"
13 Mart 2026 Cuma - 10:02 Bakan Uraloğlu: "Kalkınma Yolu’nun ülkemiz ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolarlık bir katkısı olacağını öngörüyoruz" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Kalkınma Yolu’nun ülkemiz ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolarlık bir katkısı olacağını öngörüyoruz. Üretim ve lojistik merkezlerinin ülkemizde kurulmasına sebep olacak; yine her yıl 69-70 bin insanımıza iş imkanı sağlamış olacak" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın mensuplarıyla iftar programında bir araya geldi. Uluslararası koridorlar hakkında açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin stratejik konumunun önemini vurguladı. Bakan Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesi’nin Türkiye ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolar katkı sağlayacağını ve bu projenin her yıl 70 bine yakın vatandaşa iş imkanı sağlayacağını belirtti. "4 saatlik uçuşla 67 ülkeye gidilebilen bir merkezdeyiz" Türkiye’nin orta koridorda önemli bir konumu olduğunu dile getiren Bakan Uraloğlu, "4 saatlik uçuşla 67 ülkeye gidilebilen bir merkezdeyiz. 55 trilyon dolarlık bir gayrisafi milli hasıla ve yaklaşık 25 trilyon dolarlık ticaret hacmine sahip bir bölgede bulunuyoruz. Önemli dünya lojistik merkezlerinden bir tanesiyiz. Özellikle Doğu-Batı aksında, son zamanlarda gelişen Doğu-Batı’yı destekleyen Kuzey-Güney ya da diyagonal hatlar anlamında ülkemiz gerçekten kıymetli bir noktada. Eğer Ümit Burnu’ndan dolaşırsanız 45 günde, Süveyş Kanalı’ndan geçerseniz 35 günde, Orta Koridordan geçtiğinizde demiryoluyla Çin’den Londra’ya 18 günde, Kalkınma Yolu’nu bitirdiğimizde 25 gün gibi bir sürede bu güzergahlar tamamlanmış olacak. Tabii sadece koridor ülkemizden geçsin istemiyoruz, onu Üç Deniz’e de bağlayalım; yani Samsun’dan Mersin’e, İzmir’e ve bütün İstanbul’daki Marmara bölgesindeki limanlara da bağlayalım istiyoruz. Bir kısım bağladık, yapmamız gereken işler var" şeklinde konuştu. "Türk Dünyası’na ve Uzak Doğu’ya erişmiş olacağız" Zengezur Koridoru hakkında da açıklamalarda bulunan Bakan Uraloğlu, Kars’tan Nahçıvan’a kadar yapılması planlanan 224 kilometrelik yol ile Türk dünyasına ve Uzak Doğu’ya erişeceklerini belirterek, "Kars’tan Iğdır, Dilucu, Nahçıvan’a kadar giden bir hat. Ülkemizdeki 224 kilometrelik bölümünün yapım çalışmalarına başladık. Mevcut Zengezur Koridoru’nda, henüz bir inşa faaliyeti yok ama Azerbaycan tarafında da önemli bir bölümü bitti. İnşallah bittiği zaman daha kestirme bir güzergahtan biz Türk Dünyası’na ve Uzak Doğu’ya erişmiş olacağız. Eskisi tamir edilecek. Zengezur Koridoru’nun kendisi 43 kilometre civarında. Zengezur’a bu sene başlanırsa 5 yıl içinde Türkiye dahil hepsi bitmiş olur" diye konuştu. "Kalkınma Yolu’nun ülkemiz ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolarlık bir katkısı olacağını öngörüyoruz" Bakan Uraloğlu, Kalkınma Yolu Koridoru’nun Projesi’nin, Türkiye’nin ekonomisine katkı sağlayacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Burası da esasında Kuzey-Güney anlamında destekleyen, dünyanın en büyük limanlarından birisi olma yolunda aşamaları biten ve bir kısmı da devam eden Fav Limanı’ndan çıkıp bin 200 kilometreyle ülkemize, oradan da ülkemizin her tarafına ve Avrupa’ya gidecek bir güzergah. Tabii burada Irak tarafında henüz bir vaziyet almadık; 4 ülke yürütüyoruz: Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, biz ve Irak. Tabii yaşanan olağanüstü durumlar bu tür projeleri de yakından ilgilendiriyor. Projenin bittiği, finans yöntemine kabaca karar verdiğimiz ve bundan sonraki aşamada inşallah inşaatına başlamayı umduğumuz projelerden bir tanesi. Kalkınma Yolu’nun ülkemiz ekonomisine 10 yıllık periyotta 55 milyar dolarlık bir katkısı olacağını öngörüyoruz. Üretim ve lojistik merkezlerinin ülkemizde kurulmasına sebep olacak; yine her yıl 69-70 bin insanımıza iş imkanı sağlamış olacak. Adriyatik Denizi’nden, Karadeniz’den Baltık Denizi’ne kadar giden bir koridor. Önümüzdeki dönem içerisinde -daha çok karayolu bağlantısını içeriyor- ciddi bir katkı sunacağına inanıyoruz. Neredeyse tamamı tahrip olmuş durumda. Ama belli bir bölümünü inşallah hayata geçireceğiz; Suriye tarafıyla da görüşüyoruz."
Bakan Uraloğlu: "Projeleri yaptığımız zamanki fiyatlar yaklaşık 52 milyar dolar, bugün yaparsak yaklaşık 92 milyar dolar"
13 Mart 2026 Cuma - 10:00 Bakan Uraloğlu: "Projeleri yaptığımız zamanki fiyatlar yaklaşık 52 milyar dolar, bugün yaparsak yaklaşık 92 milyar dolar" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Projeleri yaptığımız zamanki fiyatlar yaklaşık 52 milyar dolar, bugün yaparsak yaklaşık 92 milyar dolar. Yaklaşık 40 milyar dolarlık bir kazancımız var" dedi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, basın mensuplarıyla iftar programında bir araya geldi. Kamu-Özel İşbirliği projelerine ilişkin açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, otoyol hizmet tesisleri de dikkate alındığında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının 70 civarında KÖİ projesi olduğunu dile getirdi. "Projeleri yaptığımız zamanki fiyatlar yaklaşık 52 milyar dolar, bugün yaparsak yaklaşık 92 milyar dolar" Bakan Uraloğlu, "Projeleri yaptığımız zamanki fiyatlar yaklaşık 52 milyar dolar, bugün yaparsak yaklaşık 92 milyar dolar. Yaklaşık 40 milyar dolarlık bir kazancımız var" açıklamasında bulundu "2 sene sonra biz bu projelerin ilkinden başlamak üzere devralmış olacağız" Bakan Uraloğlu ayrıca, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Bağlantı Yollarını 2028, Kuzey Marmara Otoyolu’nun tamamını 2030, Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu’nu 2030, Çanakkale-Malkara Otoyolu ile 1915 Çanakkale Köprüsü’nü 2034, Ankara-Niğde Otoyolu ile İstanbul-İzmir Otoyolu’nu 2035 yıllarında devralacaklarını belirterek, "Bunlar oradaki işletici, yapıcı firmalara verilmiş değil, yaptırılmış, işlettirilmiş, ondan sonra devralınacak. Dolayısıyla 2 sene sonra biz bu projelerin ilkinden başlamak üzere devralmış olacağız" diye konuştu.
Palandöken: "Ara tatil ve bayram trafiğine dikkat"
13 Mart 2026 Cuma - 09:24 Palandöken: "Ara tatil ve bayram trafiğine dikkat" Geçtiğimiz yıl Ramazan Bayramı tatilinde 79 vatandaşın trafik kazası sebebiyle hayatını kaybettiğini hatırlatan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Tatillerde, bayramlarda, hem ölümlü kazalar, hem de yaralanmalar çok oluyor" dedi. Okulların ara tatili ve Ramazan Bayramı tatilinin birleşmesi ile yola çıkacaklara uyarılarda bulunan Palandöken, "Yaklaşık 15 milyona yakın öğrencimiz var ülkemizde. Bunların hepsi tatil. Kendi memleketlerine gidecekler var. Aynı şekilde köylerine, aynı şekilde annelerinin, babalarının olduğu bölgelere gidecekler. Dolayısıyla trafikte bir hareketlik olacak. Bu hareketlerde de tabii en önemlisi bu kör noktalara dikkat etmek. Kullandıkları araçların istiap haddini aşacak, görüşü engelleyecek şekilde doluluk oranlarını tespit etmeleri lazım. Her ne kadar insanlar tabii bir bayramda esnaf olarak dükkanlarına almış oldukları mallar, çikolata, şekerleme veya giysilerde, seyahatlerde, uzun tatillerde, büyük şehirlerde de bir boşalma söz konusu oluyor. Ama önemli olan geçen yıl 79’a yakın yurttaşımız hayatını kaybetti. Onlarca, binlerce insan yaralandı. Tabii maddi hasarı bir tarafa koyun ama insanların o bayram sevinci kaza neticesinde yapamamış oldular. Bunun için hem araçta hem kendilerinin trafiğe çıkarken yorgun olmamaları lazım. Biliyorsunuz bir taraftan da Ramazan ayımız. İnsanlar biraz daha huşu içerisindeler. Dolayısıyla yorgunlukları var. Gitme sevinçleri var. Kavuşma heyecanları var. Bunları üst üste koyduğunuz zaman esnaf açısından da tabii yollardaki, bu dükkanlardaki alışveriş kadar seyri sefer yaptıkları güzergahlar da harcıyorlar" diye konuştu. "Güzergah üzerindeki dinlenme molalarına dikkat edilmeli" Dinlenme molalarına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Palandöken, "Dolayısıyla inşallah kazasız belasız hem ara tatil, hem bu ara tatille birlikte birleştirilen Ramazan bayramının birlikte mutlu bir şekilde yuvarlarına dönmeyi Allah nasip eder diyoruz. Ama aman çok dikkat edin. Bu tabii çok önemli. Bu trafik meselesi her yıl can alıyor. Onun için hem dikkatinizi hem aracınızın bakımını hem de söylediğim gibi tabii güzergahlardaki o dinlenme molalarınızı dikkat edin diyoruz. Hayırlı şimdiden bayramlar diliyoruz. İnşallah ki kazasız belasız bir seyahat olur düşüncesiyle. Herkese iyi bayramlar diliyoruz" ifadelerini kullandı.
TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik:
13 Mart 2026 Cuma - 09:21 TÜRKYED Genel Başkanı Nihat Çelik: Tarımsal Üretim ve Küçükbaş Yetiştiricileri Genel Merkezi (TÜRKYED) Genel Başkanı Nihat Çelik, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO), meraların ve çobanların sürdürülebilir gıda üretimi, ekosistemlerin korunması ile iklim değişikliğinin azaltımı ve uyumundaki hayati rolüne dikkat çekmek amacıyla; 2026 yılını " Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı" olarak ilan ettiğini belirtTİ. Çelik; "Uluslararası alanda ilan edilmiş bir karar olsa da ülkemiz coğrafyası için son derece uygun olan küçükbaş hayvancılık açısından meraların ve çobanların önemini dünya gündemine alan FAO’nun bu kararını TÜRKYED olarak takdire şayan buluyoruz. Mera alanlarını korumak ve bu alanları yöneten insanları yani çobanları desteklemek adına almış oldukları karardan dolayı FAO’ya tüm çobanlarımız adına teşekkürlerimizi bildiriyoruz" dedi. Genel Başkan Çelik, çobanlığın insanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi olduğunu, küçükbaş hayvancılık sektörünün olmazsa olmazlarından olduğunu kaydederek çobanları, sadece sürüsünü güden sıradan insanlar olarak görülmemesi gerektiğini, çobanları gıda güvenliğine olan katkıları ve ekosistemleri ve biyoçeşitliliği koruyarak çeşitli kültürel mirasa ve yerel ve yerli bilgiye sahip olmaları açısından değerlendirilmeleri gerektiğini söyledi. FAO’nun kararının 2026 yılı için mera alanları ve çobanlar için dönüm noktası niteliğinde bir yıl olduğuna dikkat çeken Çelik "Ülkemizde yıllar boyunca hor görülen ve adeta insan yerine konulmayan çobanlar için Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2026 yılını mera ve çobanlar yılı olarak ilan etmesi ülkemiz için mera ve çoban konusunda yapılacak çalışmalar için önemli bir fırsat ve dönüm noktası olabilir. TÜRKYED olarak bizim en temel beklenti ve Devletimizden, Bakanlığımızdan talebimiz, yerli çobanlarımızın sorunlarının çözülerek genç nüfusumuza bu mesleği sevdirecek çalışmaların yapılmasıdır. Kırsalda sosyal hayatı cazip kılacak, sosyal güvencesi sağlanarak, yaptığı işten para kazanarak üretimi sürdürecek bir yapının hayata geçirilmesini sağlamak ve bu çerçevede çobanlarımızı önceleyen yeni proje ve çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki; sürdürülebilir hayvancılığın yegâne şartı çobanların sosyal ve ekonomik açıdan yaşaması ve hayatta kalmasıdır" ifadelerinde bulundu. Çelik, çoban sorununun yanı sıra meraların da hızla azaldığını, amaç dışı kullanılan ve mera ıslahı çalışmalarının yoğunlaştırılarak verimli meraların tekrar kazanılması gerektiğine vurgu yaparak 1970 yılında 21 milyon 698 bin hektar olan mera alanının 2001 yılında 14 milyon 616 bin hektara düştüğünü ayrıca 1998-2024 Mera Kanunu kapsamında mera alanlarının 13 milyon 269 bin hektara gerilediğini kaydetti. Çelik, FAO tarafından 2026 yılı için ilan edilen "Uluslararası Mera ve Çobanlar Yılı’nın ülkemiz için sadece kâğıt üzerinde kalmaması ve bu konularda çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiğine işaret ederek, "FAO tarafından mera ve çobanlar konusunda yapılması gereken çalışmaları ve önerileri göz ardı etmeden ülkemizin potansiyeli ve dinamiklerini de birlikte değerlendirerek yeni politikalar ve mevzuat düzenlemeleri yapılması büyük önem kazanmaktadır. Özellikle meralarımızla ilgili sorunların giderilmesi yanında çobanlarımızın da sosyal açıdan güvence altına alınmaları mutlak surette sağlanmalıdır. Çobanlık yapan özellikle gençlere arazi kullanımına, teknolojiye, bilgiye, finansmana ve uygun hizmetlere erişim konusunda destek sağlayacak çalışmalar üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Sürdürülebilir bir hayvancılık ve gelecek için, küresel ve ulusal gündemlerde mera alanlarına öncelik verilmelidir" değerlendirmesini yaptı. Öte yandan TÜRKYED olarak üreticinin emeğini koruyan, gençleri üretime teşvik eden, kırsalı yeniden canlandıran bir anlayışı hayata geçirmeyi temel amaç olarak belirlediklerini kaydeden Çelik, gerek mera sorunlarının çözümü noktasında gerekse çobanların özlük hakları ve emeğini karşılayacak çalışmaların destekçisi olacaklarını ve bu konularda sahada uygulanabilir yeni projeler geliştirerek ilgili Bakanlıklar ve kuruluşlarla paylaşacaklarını sözlerine ekledi.