Yerel Haberler
Ankara
Panama bandıralı gemide 500 milyon liralık kokain ele geçirildi 19 Nisan 2026 Pazar - 02:03:46 Panama bandıralı gemiye yapılan operasyonda piyasa değeri yaklaşık 500 milyon Türk lirası olan 106 kilogram kokain ele geçirildi. Edinilen bilgiye göre, Panama çıkışlı bir gemide uyuşturucu madde bulunduğuna dair istihbari bilgiler üzerine İstanbul MİT Bölge Başkanlığı ve Jandarma birimleri harekete geçti. Söz konusu gemi, Türkiye karasularına giriş yaptıktan sonra Kocaeli açıklarında, İstanbul istikametine seyir halindeyken Sahil Güvenlik unsurları tarafından durduruldu. Sahil Güvenlik botları refakatinde Ambarlı Limanı’na çekilen gemide, narkotik dedektör köpeklerinin de katılımıyla kapsamlı bir adli arama yapıldı. Konteynerler içerisinde gizlenmiş halde bulunan 106 kilogram kokain, güvenlik güçlerince imha edilmek üzere muhafaza altına alındı. Bakan Gürlek: "Baronların kökünü kazıyacağız" Operasyona ilişkin açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, uyuşturucuyla mücadelede "Sıfır Tolerans" vurgusu yaptı. Bakan Gürlek, şu ifadeleri kullandı: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesiyle ortaya koyduğu ’Zehir Tacirlerine Karşı Sıfır Tolerans’ ilkemiz doğrultusunda; sokaklarımızı bu illetten temizlemeye, baronların kökünü kazımaya kararlıyız. Bu başarılı operasyonda emeği geçen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza, Sahil Güvenlik Komutanlığımıza, MİT Başkanlığımıza ve tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Zehir tacirlerine dünyayı dar edeceğiz!" dedi. Adli süreç devam ediyor Uluslararası uyuşturucu imal ve ticaretiyle mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonun ardından, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan adli tahkikatın çok yönlü ve titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve piyasa değeri, son dönemde deniz yoluyla yapılan kaçakçılığa vurulan en büyük darbelerden biri olarak kayıtlara geçti.
18 Nisan 2026 Cumartesi - 23:22 Volkan Demirel: "Çok basit goller yediğimizi düşünüyorum" Gençlerbirliği Teknik Direktörü Volkan Demirel, Galatasaray müsabakasının ardından, "Çok basit goller yediğimizi düşünüyorum. Galatasaray bu ligin lideri. Ama ilk 60 dakika skoru golsüz götürseydik gol atacağımızı biliyordum" dedi. Trendyol Süper Lig’in 30. haftasında Gençlerbirliği, sahasında ağırladığı Galatasaray’a 2-1 mağlup oldu. Maç sonu düzenlenen basın toplantısında değerlendirmelerde bulunan Gençlerbirliği Teknik Direktörü Volkan Demirel, "İlk yarı hemen maç maçında yediğimiz gol sonrasında ilk yarının bitimine 2-3 dakika kala yediğimiz gol var. Çok basit goller yediğimizi düşünüyorum. Galatasaray bu ligin lideri. İkinci yarıda yapmış olduğumuz değişiklikler aslında plan şuydu; bunu söylesem ne kadar önemseyeceksiniz bilmiyorum ama ilk 60 dakika skoru golsüz götürseydik gol atacağımızı biliyordum. Dediğim gibi bugün galip gelsek çok iyi olurdu ama geldiğimden beri söylüyorum önümüzdeki maçlar bizim kaderimizi belirleyecek. Ligde kalmak için uğraşacağız" ifadelerini kullandı. Demirel, maç bittikten sonra yorum yapmanın ve soru sormanın kolay olduğunu ifade etti. Maç içinde ve öncesinde bunları hesaplayıp hareket etmenin zorluğuna değinen Volkan Demirel, ayrıca, Gençlerbirliği’ni ligde tutmak için uğraşacağını kaydetti. Öte yandan Demirel, ligde hakemlerin Gençlerbirliği aleyhine 12 karar verdiğini ve ligde bu anlamda birinci olduğunu dile getirdi.
Suudi Arabistan Büyükelçisi Abualnasr: "Krallık, Türkiye ve diğer ülkelerle savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:38 Suudi Arabistan Büyükelçisi Abualnasr: "Krallık, Türkiye ve diğer ülkelerle savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir" Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi Fahad b. Assaad Abualnasr, "Krallık, Türkiye ve diğer ülkelerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmeye yönelik çabaları desteklemeye, savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir. Ortak açıklamalarda da vurgulandığı üzere gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınılması ve istikrarın korunmasına yönelik uluslararası çabaların güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir" dedi. Türkiye Basın Federasyonu öncülüğünde gazetecilerle bir araya gelen Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi Fahad b. Assaad Abualnasr, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilere dair değerlendirmelerde bulundu. Büyükelçi Abualnasr, "Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, mevcut dönemde her iki ülke liderliğinin bu ilişkileri daha geniş ve daha sağlam seviyelere taşımaya yönelik kararlılığını yansıtan nitelikli ve hızlı bir gelişim süreci yaşamaktadır. Karşılıklı gerçekleştirilen resmi ziyaretler, son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Şubat 2026’da Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret, ilişkilerin daha güçlü ve derin bir zemine oturmasına katkı sağlamıştır" ifadelerini kullandı. "Hedefimiz, her iki ülkeye fayda sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesini içeren ortaklıklar kurmaktır" Arabistan’ın Türkiye’yi güçlü ilişkilere ve gelişen siyasi ve ekonomik bağlara sahip bir ortak olarak gördüğünü dile getiren Abualnasr, "Bu doğrultuda iş birliği alanlarını genişletme, karşılıklı güveni güçlendirme ve ilişkileri önümüzdeki dönemde daha geniş ufuklara taşıma yönündeki ortak iradeyi yansıtacak şekilde bu olumlu süreci sürdürmeye önem vermektedir. Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ekonomik iş birliği, özellikle Suudi Arabistan Vizyon 2030’un nitelikli projeler ve katma değerli yatırımlar için sunduğu cazip ortam sayesinde geniş ve giderek büyüyen fırsatlar barındırmaktadır. Hedefimiz yalnızca ticaret hacmini artırmakla sınırlı değildir. Bunun ötesinde bilgi ve tecrübe aktarımına dayanan, karşılıklı yatırımları teşvik eden ve her iki ülkeye fayda sağlayacak ortak projelerin geliştirilmesini içeren sürdürülebilir ortaklıklar kurmaktır" değerlendirmesinde bulundu. "Kardeş Türkiye ile iş birliği, bölgesel gelişmeler karşısında koordinasyon ve istişarenin önemine dair ortak bir anlayışa dayanmaktadır" Suudi Arabistan’ın bölgesel istikrarın desteklenmesi ve bölgedeki gerilimlerin azaltılması konusundaki rolüne ilişkin Abualnasr, "Krallık, bölge meselelerine yaklaşımında istikrarın desteklenmesi, krizlerin yayılmasının önlenmesi ve siyasi ile diplomatik çözümlerin öncelenmesi esasına dayanan sabit bir vizyondan hareket etmektedir. Bu yaklaşım, bölgenin güvenliği ve refahının ancak diyalog yoluyla, devletlerin egemenliğine saygı gösterilerek ve krizlerin kökten çözümüyle ele alınarak sağlanabileceği inancına dayanmaktadır. Bu sayede halkların çıkarları korunmakta ve daha fazla tırmanmanın önüne geçilmektedir. Bu çerçevede kardeş Türkiye ile iş birliği, bölgesel gelişmeler karşısında koordinasyon ve istişarenin önemine dair ortak bir anlayışa dayanmaktadır. Siyasi temasların yoğunlaştırılması, bölgesel krizlere ilişkin görüş alışverişinde bulunulması ve gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çözüm yollarının desteklenmesi, bu iş birliğinin temel unsurlarını oluşturmaktadır. Krallık, iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek, bölgenin güvenliği ve refahını güçlendirecek şekilde bu ilişkiyi daha geniş ufuklara taşımaya kararlıdır" dedi. "Suudi Arabistan, İran saldırılarını güçlü biçimde kınamaktadır" ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın bölgedeki bazı ülkeleri de hedef aldığını aktaran Abualnasr, sözlerine şöyle devam etti: "Krallığın bu konudaki tutumu açık ve kararlıdır. Suudi Arabistan, kendisini, Körfez ülkelerini ve Ürdün’ü hedef alan bu haksız İran saldırılarını güçlü biçimde kınamakta; bunları devletlerin egemenliğine yönelik kabul edilemez bir ihlal ve bölgenin güvenliği ile istikrarına doğrudan bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Söz konusu saldırıları meşrulaştırmaya yönelik her türlü gerekçeyi reddetmektedir. Krallık, hava sahası veya topraklarının İran’a yönelik herhangi bir saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini resmi olarak açıkça ifade etmiş olup, dolayısıyla bu tür iddialar tamamen kabul edilemezdir. Bununla birlikte Krallık, en üst düzeyde hikmet ve sağduyu ile hareket etmeyi sürdürmektedir. Türkiye ve diğer ülkelerle koordinasyon içinde gerilimi düşürmeye yönelik çabaları desteklemeye, savaşın sona erdirilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden tesis edilmesine katkı sağlamaya devam etmektedir. Ortak açıklamalarda da vurgulandığı üzere gerginliği tırmandıracak adımlardan kaçınılması ve istikrarın korunmasına yönelik uluslararası çabaların güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Aynı şekilde Krallık, kardeş Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik son İran saldırıları karşısında da tutumunu net biçimde ortaya koymuş; İran’ın Türkiye’yi hedef alma girişimini şiddetle kınadığını resmen açıklamıştır. Bu, Türkiye’nin güvenliğine ve egemenliğine yönelik her türlü tehdidin reddedildiğinin açık bir göstergesidir." "Hürmüz Boğazı ve Babu’l-Mendeb Boğazı’nın güvenliği büyük önem taşımaktadır" Abualnasr, Arabistan’ın bölgede enerji istikrarının ve deniz yollarının korunmasına dair çalışmalar yürüttüğünü ifade ederek, "Hürmüz Boğazı ve Babu’l-Mendeb Boğazı gibi kritik geçiş noktalarının güvenliği büyük önem taşımaktadır. Bu bölgelere yönelik herhangi bir tehdit, yalnızca küresel ekonomi ve uluslararası enerji güvenliğini değil, aynı zamanda ticaret akışını ve temel ürün ve malların özellikle gıda tedariklerinin hareketini de etkilemektedir. Bu çerçevede, Krallık’taki Doğu-Batı Petrol Boru Hattı, küresel arz istikrarını destekleyen stratejik bir alternatif güzergah olarak öne çıkmaktadır. Özellikle bölgedeki askeri gerilimlerin artması ve bunun Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine doğrudan etkisi göz önünde bulundurulduğunda, bu hat büyük önem kazanmaktadır. Söz konusu boru hattı, petrol ve enerji arzının Kızıldeniz kıyılarına güvenli alternatif rotalar üzerinden taşınması için Suudi Arabistan’a büyük bir esneklik tanıyarak, arz sürekliliğini ve güvenilirliğini artırmakta; aynı zamanda bölgedeki gerilimlerden kaynaklanan etkileri azaltmaya katkı sağlamaktadır" diye konuştu. "Krallık, Filistin halkına yönelik insani desteğini de sürdürmektedir" Ülke olarak İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını reddettiklerini dile getiren Abualnasr, "Siyasi tutumunun yanı sıra Krallık, Filistin halkına yönelik insani desteğini de sürdürmektedir. Kral Salman İnsani Yardım ve Çalışma Merkezi aracılığıyla yürütülen çalışmalar kapsamında 78 uçak ve 8 gemiyle 7 bin 706 tondan fazla yardım ulaştırılmış, ayrıca 914 yardım tırı, 20 ambulans sevk edilmiş ve toplam değeri 90,35 milyon doları bulan yardım anlaşmaları gerçekleştirilmiştir. Bu da siyasi tutumun doğrudan insani ve düzenli bir çalışma ile birlikte yapıldığını yansımaktadır" dedi. Hac ve umre konusunda özellikle Türk hacılara yönelik hizmetlere ilişkin Abualnasr, "Krallık, Türk hacıların da dahil olduğu dünyanın farklı ülkelerinden gelen hacılar için daha kolay, güvenli ve konforlu bir deneyim sağlamak amacıyla hizmet, organizasyon ve teknoloji altyapısını sürekli geliştirmektedir. Bu kapsamda başlatılan ‘Mekke Yolu’ girişimi, hacıların ülkelerindeki havalimanlarında çıkış işlemlerini tamamlayarak, Suudi Arabistan’a vardıklarında doğrudan konaklama yerlerine geçmelerine imkan tanımaktadır. Bu girişim Türkiye’yi de kapsamakta olup, Ankara ve İstanbul havalimanlarında uygulanmaya başlanmıştır. Böylece Türk hacıların yolculuğu önemli ölçüde kolaylaştırılmış ve hizmet kalitesi artırılmıştır" ifadelerini kullandı. Abualnasr, ayrıca ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasını memnuniyetle karşıladıklarını söyleyerek, bu durumun kalıcı olmasını dilediklerini belirtti.
Kırgızistan’ın BMGK Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:26 Kırgızistan’ın BMGK Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi Kırgızistan’ın tanıtılması ve 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı bilgilendirme programı Ankara’da gerçekleştirildi. Kırgızistan’ın tanıtılması ve 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı hakkında bilgilendirme programı, Ankara’da bir otelde gerçekleştirildi. Programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu’nun yanı sıra Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbayev ve çok sayıda yetkili katıldı. Programda konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Zorlu, Kırgızistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kadim tarihi bağlar, ortak kültür ve sarsılmaz bir kardeşlik duygusuyla geçmişten geleceğe doğru ilerlediğini aktararak, bu vizyonun Türk dünyasının bir vizyonu olduğunun altını çizdi. Zorlu, Kırgızistan’ın 2027-2028 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Olmayan Üyeliği Adaylığı’nın sadece Kırgızistan’ın bir diplomatik girişimi olmadığını, aynı zamanda geniş Türk dünyası coğrafyası açısından da eşsiz bir girişim olarak tarihe not düştüğünü belirtti. "Kardeş Kırgızistan Cumhuriyeti’nin önemli başvurusu bizlere gurur vermektedir" Türk Devletler Teşkilatı’nın ortaya koyduğu duruş, birliktelik ve çizdiği vizyonun sadece bölgesel iş birliği için değil, aynı zamanda küresel barış, uyum ve istiklal temelinde de önemli bir sorumluluk yüklediğini söyleyen Zorlu, "İşte bu bakımdan bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana uzlaşının, açıklık ve şeffaflık ilkesinin ve bölgesinde her türlü barış ve güven esaslı girişimin içerisinde yer almış olan kardeş Kırgızistan Cumhuriyeti’nin bu önemli başvurusu bizlere gurur vermekte ve aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı adı altında da bizlere yeni bir heyecanın da aslında işareti olmaktadır. Biz bu bağlamda özellikle teşkilatın kurulduğu günden itibaren 40’tan fazla başlıkta iş birliğini artıran, tahkim eden çok önemli bir uluslararası kuruluşa evrildik" dedi. "Pasaportsuz, sadece kimlik belgesiyle dolaşımın sağlanabileceğinin bir arayışı içerisindeyiz" Yıl sonuna doğru Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek Türk Devletleri Teşkilatı zirvesine değinen Zorlu, "Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla aramızdaki müzakere konularından birisi pasaportsuz, sadece kimlik belgesiyle dolaşımın sağlanabileceğinin bir arayışı içerisindeyiz. Bu müzakere iklimine gelmiş olmamız bile gerçekten çok sevindirici. Bizim için büyük güç verici bir durumdur" diye konuştu. "Türkiye bugün aynı zamanda Kırgızistan’ın başlıca ticari ve ekonomik ortaklarından biridir" Kırgızistan’ın Ankara Büyükelçisi Ruslan Kazakbayev ise, Kırgızistan Cumhuriyeti’nin dış politikasında Türkiye Cumhuriyeti ile siyasi, ticari-ekonomik, kültürel-insani ve askeri-teknik alanlarda kapsamlı stratejik ilişkilerin güçlendirilmesinin öncelikli yer tuttuğunu kaydetti. Kazakbayev, "Türkiye bugün aynı zamanda Kırgızistan’ın başlıca ticari ve ekonomik ortaklarından biridir. İki ülke liderleri, yakın gelecekte ikili ticaret hacmini 5 milyar ABD dolarına ulaştırma hedefi belirlemiş ve ticari engellerin ortadan kaldırılması konusunda mutabakata varmıştır. Ayrıca ülkelerimiz Birleşmiş Milletler, Türk Devletleri Teşkilatı, Türk Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA), AGİT ve diğer uluslararası platformlarda da aktif iş birliği içerisindedir" ifadelerini kullandı. "Türk Devletleri Teşkilatı’nın dünyanın en dinamik bölgesel yapılarından biri haline gelmesi memnuniyet vericidir" Türk dünyası arasındaki iş birliğinin tarihi ve jeopolitik gerçeklerin gerektirdiği önemli bir zorunluluk olduğunu dile getiren Kazakbayev, "Son yıllarda Türk Devletleri Teşkilatı’nın dünyanın en dinamik bölgesel yapılarından biri haline gelmesi memnuniyet vericidir. Bugün teşkilat üyesi ve gözlemci ülkeler, dış politikadan ticarete, enerjiden dijital entegrasyona, yeşil ekonomiden uzay ve yapay zekaya kadar 40’tan fazla alanda iş birliği yürütmektedir. Kırgızistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hem kısa hem uzun vadede son derece olumlu bir perspektife/geleceğe sahip olduğuna yürekten inanıyorum" dedi.
Bakan Gürlek: "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var"
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10 Bakan Gürlek: "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var" Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var" dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu üyeleri ile Ankara Hakimevi’nde bir araya geldi. Bakan Gürlek, geçen pazar günü İstanbul Hakimevi’nde TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut ile birlikte mağdur ailelerle bir buluşma gerçekleştirdiklerini hatırlattı. Bunun toplumda önemli bir farkındalık oluşturduğunu kaydeden Bakan Gürlek, mağdur ailelerin sorunlarını dinlediklerini anlattı. Bakan Gürlek, "Ben daha önceden biliyordum ama uygulamadan geldiğim için özellikle mağdur aileleriyle birebir etkileşime girince gerçekten sorun, sıkıntı olduğunu gördük. ‘Suça sürüklenen çocuk’ diyoruz, aslında bu kavramı da en baştan değiştirmemiz gerekecek. Toplumun yüzde 81’inin çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda bir algısı var. Bu toplumun genel kanaati. Ben de aynı kanaatteyim" dedi. "Sonuç raporunuzun bize çok katkı sağlayacağını düşünüyorum" TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun da çok kıymetli çalışmalar ve sahada araştırmalar yaptığını dile getiren Bakan Gürlek, "Burada da biz üzerimize düşen ne varsa bunu yapmak istiyoruz. Eğer yasal anlamda düzenlemeler yapılması gerekiyorsa elbette bu yasal düzenlemeleri yapacağız birlikte. Sizin tutacağınız rapor bizim için çok önemli, yol belirleyici" değerlendirmesinde bulundu. 12. Yargı Paketi üzerinde çalıştıklarını belirten Bakan Gürlek, "Burada da sizden gelecek öneriler, teklifler, sizin çok değerli saha araştırmalarınız, bunlarla ilgili düşündüğümüz maddeler var. Bizler de Adalet Bakanlığı olarak teknik ekibimizle birlikte bu cezaların özellikle biraz yetersiz olduğunu, toplumda cezasızlık algısı olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda birlikte çalışmanın çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Sizin sahadaki çalışmalarınız, sonuç raporunuzun bize çok katkı sağlayacağını düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Önleme mekanizmalarının da devreye geçmesi gerekiyor" Suç işlenmeden önce çocuğun bu ortama nasıl sokulduğu konusuna da işaret eden Bakan Gürlek, "Önleme mekanizmalarının da devreye geçmesi gerekiyor. Tabii bu önleme mekanizmalarının devreye geçmesi sadece Adalet Bakanlığı’nın görevi değil. Burada aile faktörü elbette belirleyici, çocuğun eğitim hayatı belirleyici, yetişmiş olduğu sosyal çevre belirleyici" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak bir çalışmaları olduğunu dile getiren Bakan Gürlek, "Adalet Bakanlığı suç işlendikten sonra göreve başlıyor. Burada çocuğu bu suç ortamına iten faktörlerin masaya yatırılması gerekiyor. Çocuklarımız bizim için çok kıymetli ama bir taraftan da mağdur ailelerimiz var" diye konuştu. "Cezasızlık algısı toplumu rahatsız ediyor" Bakan Gürlek, konuşmasına şöyle devam etti: "Ben, pazar günü Sayın Başkanımla mağdur ailelerle birlikte toplantıda çok etkilendim. Çok duygusal anlar oluştu. Yani birebir onların üzüntülerini derinden hissettik. Yani ‘çocuk’ diyoruz. Elbette çocuklar hepimizin çoluk çocuğu var ama burada bir taraftan da mağdur aileler de var. Yani suç politikasını dengelememiz gerekiyor. Yani ‘cezasızlık algısı’ maalesef toplumu rahatsız ediyor. Bu konuda elbette yasal düzenlemeler yapacağız. Şu an çalışma aşamasındayız. Sizin çalışmalarınızla birlikte bu süreci birlikte yürüteceğiz. Bu çalışmayı, özellikle sizin komisyonunuzun raporlarını biz dört gözle bekliyoruz. Çünkü oradan çıkacak rapor çok önemli." Komisyonun 700 hakim ve savcıyla görüştüğünü, mağdur aileleri bizzat dinlediğini hatırlatan Bakan Gürlek, bu sürece ellerinden geldiğince katkı vermek istediklerini ifade etti. Bir an önce yasal düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizen Bakan Gürlek, toplumda yüzde 81 oranında çocuklara verilen cezaların yetersiz olduğu konusunda genel bir kanaat olduğunu belirtti. Hakim ve savcıların bazen takdir haklarını farklı kullanabildiğini kaydeden Bakan Gürlek, "Hakim, savcılara verilen takdir hakları biraz geniş. Gerekirse hakim, savcı arkadaşlarla sık sık bir araya gelerek, istişare toplantıları yapılarak bu konuda hassasiyeti dile getirmek gerekiyorsa bunu da söyleyelim. Kanun değişikliği yapılması gerekiyorsa, kanun değişikliği. Önleyici ve caydırıcı tedbirler konusu da çok önemli. Burada üç bakanlığımızın birlikte çalışmasını çok kıymetli buluyorum" ifadelerini kullandı.
DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama
08 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10 DMM’den Türkiye’deki arazi varlıklarının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarına yalanlama Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan Türkiye’nin farklı illerindeki arazi varlığının bir kısmının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı iddialarının gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Bazı sosyal medya mecralarında ve çeşitli yayın organlarında yer alan ülkemizin farklı illerindeki arazi varlığının büyük bir kısmının ’maden sahası olarak ruhsatlandırıldığı’ yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Türkiye genelinde fiili olarak maden üretimi yapılan toplam alan, ülke yüzölçümünün sadece binde 1,8’ine tekabül etmektedir. İllere göre fiili kazı oranları da iddia edilenin aksine hiçbir ilimizde yüzde 1’i dahi geçmemektedir. (Örneğin Artvin’de binde 1, Giresun’da on binde 4, Kütahya’da binde 4,1, Çanakkale’de binde 1,5, Balıkesir’de binde 6,4, İzmir’de binde 6, Trabzon’da on binde 3, Muğla’da binde 4,5, Ordu ve Gümüşhane’de ise on binde 8 seviyesindedir)" denildi. Asılsız paylaşımların gerçeği yansıtmadığı vurgulanan açıklamada, "Ayrıca maden faaliyetleri sona eren alanların da rehabilitasyon çalışmalarıyla doğaya yeniden kazandırılması kanuni bir zorunluluktur. Asılsız paylaşımlarla oluşturulan algı operasyonları, milli ekonomimize değer sağlayan madencilik sektörünü karalamaya yönelik açık bir dezenformasyon kampanyasıdır. Çalışmalar ’önce insan, sonra çevre, sonra katma değerli madencilik’ ilkesiyle sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda titizlikle yürütülmektedir" ifadelerine yer verildi.
‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:29 ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ başlıyor Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET, ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ni hayata geçiriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile OPET arasında ‘Sıfır Atık ile Doğaya Saygı Duy Projesi’ kapsamında Sıfır Atık İş Birliği Protokolü düzenlenen törenle imzalandı. Protokolü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı adına Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, OPET adına ise Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk imzaladı. Protokol kapsamında akaryakıt istasyonlarının yalnızca hizmet sunulan alanlar olmaktan çıkarılması, çevre bilincinin güçlendiği ve topluma yayıldığı merkezlere dönüştürülmesi hedefleniyor. Proje çerçevesinde sıfır atık ilkeleri doğrultusunda sürdürülebilir seyahat kültürüne dikkat çekmek amacıyla ‘Sıfır Atık Yolculuğu Kısa Film Yarışması’ düzenlenmesi planlanıyor. Akaryakıt tesislerinde sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılması, atıkların kaynağında ayrı toplanması ve geri kazanım süreçlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında ayrıca sosyal sorumluluk faaliyetleriyle toplumsal farkındalığın artırılması hedefleniyor. Türkiye’nin yedi bölgesinden seçilecek 7 ilde karayolu kenarlarındaki ceplerde çevre temizliği etkinlikleri düzenlenmesi, toplanan atıklarla ‘Sıfır Atık Yolu’ ve ‘Sıfır Atık Duvarı’ gibi konsept uygulamaların hayata geçirilmesi planlanıyor. "90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık" İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eş değer bir su tasarruf sağladıklarını belirten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Fatih Turan, "Akaryakıt tasarrufu olarak baktığımızda yine ülkemizdeki kayıtlı motorlu taşıtların dağıtım şirketi olarak OPET onu uzmanlık alanına giriyor. Bir yıldaki tükettiği akaryakıt eş değer bir akaryakıtla tasarruf etmiş olduk. Doğa ve çevreyle ilgili istatistik şöyle, 90 milyon atığı geri kazanmasaydık bunları bir yere depolama yapacaktık. Düzenli depolama alanına ihtiyacımız olacaktı. Bu alanın eş değerinde 55 bin futbol sahasına eş değer bir alan söz konusu. Alt alta baktığımızda aslında küçük bir hareket ki buna biz sıfır atık diyoruz" diye konuştu. "Petrol ve türevli ürünlerinde biz ülke olarak dışa bağımlıyız" Petrol ve türevi ürünlerde Türkiye’nin dışa bağımlı olduğuna değinen Turan, "Son bir ayda yaşanan bölgesel savaşta da gördük ki en ufak bir kriz anında ülke ekonomileri özellikle petrole bağımlı ülkelerin bir kere ekonomik dengeleri sarsılıyor. Dolayısıyla küçük bir hareket ama çok kıymetli ve önemli bir hareket. Bu çerçevede bizler insanoğlu olarak sanki doğanın, tabiatın sahibiymiş gibi onun efendisiymiş gibi bir davranış biçimine giriyoruz ama değiliz. Biz aslında bu doğanın bir parçasıyız" şeklinde konuştu. "Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz" OPET Yönetim Kurulu Kurucu Üyesi Nurten Öztürk ise gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakılması gerektiğini belirterek, "Her birimiz birey olarak üzerimize düşen görevleri tam yapıyor muyuz? Yaptığımızı zannediyoruz. Yeteri kadar duyarlı mıyız? Duyarlı olduğumuzu zannediyoruz. Evet duyarsız olanlar, bilimsiz olanlar var ama en bilinçli olanlarımız, en duyarlı olanlarımızın dahi hatalarıyla çevremizi kirletiyoruz. Hepimiz kirletiyoruz. Havayı kirletiyoruz, suyu kirletiyoruz, toprağı kirletiyoruz. Bize ait olmayan çocuklarımıza ait olan bir dünyayı çocuklarımıza sağlıklı bir şekilde bırakamıyoruz. Oysa bunu bırakamamak bizim için bir suç, bir utanç olmalı. Çocuklarımızın geleceğini düşünmek dünyamızın geleceğini düşünmek öncelikli görevlerimiz arasında olmalı" dedi.
Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:26 Ankara’da Hakan Çakır cinayeti davasında sanıklara ceza yağdı Ankara’nın Keçiören ilçesinde 23 yaşındaki Hakan Çakır’ın hayatını kaybettiği kavgaya ilişkin davada karar verildi. Duruşmada sanıklara ceza yağdı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Ahmet Emir Zeynal, Cemal Zeynal, suça sürüklenen çocuklar B.S.Z. ve T.Y.Z. ile tutuksuz sanıklar Eyyüp Demir, Şahin Çakır, Hakkı Can Çakır ve Umut Kılınç ile taraf avukatları katıldı. Duruşma, kapalılık kararı nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Mahkeme heyeti, sanık Cemal Zeynal ve Ahmet Emir Zeynal hakkında "kasten öldürme" suçundan müebbet, "öldürmeye teşebbüs" suçundan 28 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, suça sürüklenen çocuklardan B.S.Z.’nin "kasten öldürme" ve "kasten öldürmeye teşebbüs" suçlarından 32 yıl, T.Y.Z.’nin de aynı suçlardan 25 yıl hapisle cezalandırılmalarına ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Umut Kılınç ise hakaret suçundan para cezasına çarptırıldı. Hakan Çakır’ın babası Şahin Çakır ve Eyyüp Demir tüm suçlamalardan beraat ederken, ağabey Hakkı Can Çakır ise basit yaralama suçundan 10 bin lira adli para cezasına çarptırıldı. Verilen kararın ardından adliyede alkış sesleri yükselirken, bazı kişilerin ağladığı görüldü. Ölen gencin yakınları, duruşma sonrası adliye önünde açtıkları pankartlarla basın açıklaması yaptı. "4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı" Dosyada kararın verildiğini dile getiren Avukat Umur Yıldırım, "Zeynal ailesindeki tüm sanıklar, Hakan’ı öldürmeden dolayı müebbet, Şahin ağabey ve Hakkı’yı öldürmeye teşebbüsten dolayı ikişer defa müebbet yollamasıyla ceza aldı. Yine annesi ve Eyüp Bey’i yaralamadan dolayı ayrı ayrı 5 defa ceza aldılar. Burada yetişkin olan baba Cemal Zeynal ve Ahmet Zeynal müebbet artı 28 ve 30 yıl aldılar. Müebbet de var tabii ki. 14 yaşındaki sanık suçu tamamen kabul etmişti. Aslında tek başına bu eylemi gerçekleştirdiğini söylemişti, mahkeme buna itimat etmedi. Yine 14 yaşındaki çocuk için de müebbet hapis cezası verdi ama Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesinden dolayı cezasında indirim uyguladı. Küçük olan çocuk için toplamda 24 yıl ceza çıktı tüm bu suçlardan dolayı. 17 yaşındaki B.Z. isimli sanık için de yine öldürmeden dolayı müebbet verdi. Yaşı küçük olduğundan dolayı cezada indirim uyguladı. Totalde 30 yıla yakın bir ceza verdi B.Z. için. Tüm 4 sanıkta bütün suçlardan dolayı ceza aldı. Tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Adalet bir nebze olsun bizim için sağlandı. Umarım bu karar istinaf ve Yargıtay’dan da geçerek kesinleşir. Bundan sonra umarım bir emsali olmaz. İçimiz bir nebze olsun soğudu ama bu adalet bizim için sağlanmadı. Nihayetinde Hakan öldü ve geri gelmeyecek" dedi. "Adalet yerini buldu" Gözü dolan baba Şahin Çakır ise, "Ben sadece Umur Yıldırım diyorum. Sağ olsun bugüne kadar yanımızdan ayrılmadı. Bize kardeşlik yaptı, çocuklarıma ağabeylik yaptı. Tüm ailelere sesleniyorum. 2-3 avukat tutmayın, tek Umur Yıldırım yeter. Bu kadar diyorum. Başka bir şey yok. Adalet yerini buldu. Tüm gelen arkadaşlarımıza, dostlarımıza, herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. Hakkınızı helal edin" diye konuştu.
Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:12 Amharca dilinde kaleme alınmış tarihi eser Etiyopya’ya iade edildi Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, ahşap kapak ve deri yapraklardan oluşan, Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış Etiyopya kökenli el yazması tarihi eserin Etiyopya’ya iade edildiğini duyurdu. Eser, Ankara Cumhuriyet Meclisi’nde düzenlenen törenle Etiyopya’nın Ankara Büyükelçisi Adem Mohamed Mahmud’a teslim edildi. Törende konuşan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı, Türkiye ve Etiyopya’nın kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kaldığını dile getirdi. "Kültür varlığı kaçakçılığı küresel bir sorun haline gelmiştir" Tarihi eser kaçakçılığının sadece bir ülkeye özgü olmadığını, birçok ülkede gerçekleştiğini ve bu durumun herkesi tehdit eden bir hal olduğunu belirten Yazgı, "Ülkemiz ile Etiyopya köklü geçmişleri ve zengin kültürel mirasları nedeniyle kültür varlığı kaçakçılığı konusunda benzer tehditlere maruz kalan iki dost ülkedir. Günümüzde kültür varlığı kaçakçılığı yalnızca kaynak ülkeleri değil, tüm insanlığı tehdit eden küresel bir sorun haline gelmiştir. Yasa dışı kazılar ve organize suç ağları, tarihi eserleri ait oldukları bağlamdan koparmakta, bu durum yalnızca maddi değil aynı zamanda telafisi güç kültürel kayıplara da yol açmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti olarak kültürel mirası koruma, gelecek nesillere aktarma ve yasa dışı trafikle mücadele konusundaki kararlılığımızı her platformda sürdürüyoruz. Ülkemiz yalnızca kaynak ülke olarak değil, aynı zamanda kültür varlığı kaçakçılığına konu olabilecek eserler açısından da bir transit güzergah haline gelmeme konusundaki kararlılığını da güçlü bir şekilde sürdürmektedir. Bu doğrultuda ülkemiz yasa dışı ticaretin her aşamasına karşı etkin denetim mekanizmalarını işletmekte, bu alanda örnek bir duruş sergilemektedir. Bu kapsamda Türkiye son yıllarda yürüttüğü etkin diplomasi, hukuki girişimler ve uluslararası işbirlikleri sayesinde çok sayıda kültür varlığının ait olduğu ülkelere iadesini sağlamış, aynı zamanda kendi kültürel mirasını da koruma yönünde önemli adımlar atmıştır" diye konuştu. "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini gerçekleştiriyoruz" Amharca dilinde kaleme alınmış el yazması kitabın iadesini Etiyopya’nın Ankara Büyükelçiliği’ne gerçekleştirdiklerini ifade eden Yazgı, "Etiyopya kökenli yazma eserin ait olduğu topraklara iadesini bugün hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Bakanlığımız koordinasyonunda yürütülen titiz çalışmalar neticesinde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde güvenlik güçlerimizce ele geçirilen bu kıymetli eserin ahşap kapaklı 68 deri yapraktan oluşan ve Ge’ez alfabesiyle Amharca dilinde kaleme alınmış bir el yazması kitap olduğu tespit edilmiştir. Siyah ve kırmızı mürekkeple işlenen bu nadide parça, Etiyopya’nın 20. yüzyılın başına kadar devam eden köklü el yazması geleneğini yaşatan önemli bir örnektir. Bu eser yalnızca bir bütün olarak değil, tek bir yaprağı dahi uluslararası hukuk ve ulusal mevzuatımızın kapsamında koruması gereken bir kültür varlığıdır" şeklinde konuştu. "Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum" Bu tarihi eserin iade edilme sürecinden dolayı Türk hükümetine teşekkürlerini sunan Büyükelçi Mahmud, "Son derece önemli bir ana tanıklık ediyoruz. 2015 yılında Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bulunan bu tarihi el yazmasını resmen teslim almak için huzurunuzda bulunuyoruz. Etiyopya adına Türkiye Cumhuriyeti’ne ve özveriyle çalışan kolluk kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum. Bu paha biçilemez eser, kaçakçılığın faaliyetlerinin karanlığından sizin kararlılığınız, profesyonel duruşunuz ve uluslararası mirasın korunmasına yönelik derin saygınız sayesinde kurtarılmıştır" ifadelerini kullandı. Tören, Bakan Yardımcısı Gökhan Yazgı ve Büyükelçi Adem Mohamed Mahmud’un eserle hatıra fotoğrafı çekilmesiyle son buldu.