Yerel Haberler
Ankara
İletişim Başkanı Duran: "Suriye’de ve bölgemizde barış ve huzur ortamının sağlanmasına katkıda bulunmayı sürdüreceğiz" 26 Şubat 2026 Perşembe - 12:48:33 Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Suriye’de ve bölgemizde barış ve huzur ortamının sağlanmasına Türkiye olarak her daim katkıda bulunmayı sürdüreceğiz" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, İletişim Başkanlığı tarafından düzenlenen ’Medya Perspektifinden Çatışma Bölgelerinde Türkiye’nin Barış Rolü Paneli’nde konuştu. Duran, Türkiye’nin, bugün küresel vicdanın sesi olarak çatışma bölgelerinde hem diplomatik bir aktör hem de insani çözüm ortağı olduğunu belirterek, "Cumhurbaşkanımızın sıklıkla vurguladığı adalet merkezli dünya çağrısı, Türkiye’nin barış yaklaşımının temelini oluşturmaktadır. Bizler biliyoruz ki, barışın meşruiyeti askeri ve siyasi güç dengelerinden değil, toplumların adalet duygularından beslenir. Günümüzdeyse barış, yalnız müzakerelerle barış masalarında kazanılan bir şey değil. Barış çabaları uluslararası kamuoyunda karşılık bulamazsa, sesi kısılır veya perdelenirse, işte o zaman en önemli cepheyi kaybetmişiz demektir. Bu nedenle, bizler barışın sesinin duyulabilmesi için her tür medya mecralarında adil ve güvenilir bir temsilin mücadelesini veriyoruz ve vermek zorundayız" ifadelerini kullandı. "Barış artık güvenlik, insani yardım, ekonomi ve iletişim boyutlarını birlikte içeren bütüncül bir yaklaşımla inşa edilebiliyor" Çatışma bölgelerinde barış inşası konuşulurken aynı zamanda neoliberal bakış açılarının ötesine geçen çok katmanlı bir gerçeklikle karşı karşıya olunduğunu aktaran Duran, "Hibrit çatışmaların, vekil aktörlerin ve büyük güç rekabetinin belirleyici olduğu bir dönemden geçiyoruz. Barış artık yalnız siyasi anlaşmalarla değil; güvenlik, insani yardım, ekonomi ve iletişim boyutlarını birlikte içeren bütüncül bir yaklaşımla inşa edilebiliyor. Türkiye’nin son yıllarda çatışma bölgelerinde üstlendiği rolü de ancak bu çok boyutlu barış diplomasisiyle anlayabiliriz" açıklamasında bulundu. "Ülkemiz, müzakere zeminini mümkün kılabilen diplomatik erişim kapasitesine sahip nadir ülkelerden birisi durumundadır" Türkiye’nin kolaylaştırıcı ve arabulucu kapasitesinin bugün dünyada fark oluşturduğunu vurgulayan Duran, "Ülkemiz, zıt bloklarla aynı anda konuşabilen, temas kanallarını açık tutabilen ve müzakere zeminini mümkün kılabilen diplomatik erişim kapasitesine sahip nadir ülkelerden birisi durumundadır. Bu rol, yalnızca siyasi düzeyde değil; teknik müzakere süreçlerinin yürütülmesi, güven artırıcı önlemlerin geliştirilmesi ve kriz anlarında iletişimin kesintisiz sürdürülmesi açısından da önem taşımaktadır" diye konuştu. Duran, barış anlatısını güçlendirmek adına pek çok faaliyet yürüttüklerine dikkati çekerek, "İletişim Başkanlığı olarak bize düşen vazifelerden birisi de çatışma bölgelerinde kimin mağdur, kimin haklı ve neyin adil olduğunu vicdanlara sunmaktır. Bu doğrultuda İletişim Başkanlığımız, Türkiye’nin barış anlatısını güçlendirmek ve iletişim ekosisteminde doğru temsil etmek adına çok sayıda faaliyet yürüttü, yürütmeye de devam edecek" ifadelerine yer verdi. "Barışın iletişimini konuşmak bir panel başlığı değil, artık bir güvenlik meselesidir" Panelde, çatışma bölgelerinde yaşanan dezenformasyonların konuşulacağını anlatan Duran, sözlerine şöyle devam etti: "Zira artık bizler için barışın iletişimini konuşmak bir panel başlığı değil, artık bir güvenlik meselesidir. Dikkatinizi çekmek isterim, burada basit bir bilgi kirliliğinden bahsetmiyorum. Bugün dezenformasyon dediğimiz algı operasyonları toplumsal yaraları kaşıyan, istikrarı zehirleyen, barış masalarını deviren bir güce erişmiştir. Gazze’de bebekler ölürken, sosyal medyada ‘Filistinlilerin sattığı topraklardan bahsedenler’ maalesef bu zehirden tatmış olanlardır. Vatandaşlarımızın da özellikle duygusal hassasiyetlerin tırmandığı dönemlerde bu tarz içeriklere karşı çok dikkatli olmalarını istirham ediyorum. "Suriye’de ve bölgemizde barış ve huzur ortamının sağlanmasına katkıda bulunmayı sürdüreceğiz" Suriye’de eski rejim katliamları karşısında oradaki halkın yanında olduklarını ifade eden Duran, şunları kaydetti: "Elbette önümüzde çok önemli bir görev var. Suriye’nin istikrar içerisinde yeniden inşası ve yeniden mimarı. Bunun kolay bir görev olmadığını biliyoruz. Yeni dönemde Suriye’de oluşan istikrarı hala sabote etmek isteyen, barış ortamını zehirlemek isteyen çevreler var. Bu aktörler zaman zaman terör örgütü görünümünde zaman zaman diğer vekil aktörler zaman zaman da devlet görünümünde olabiliyor. Onlara ve bütün dünyaya şunu ifade etmek istiyorum; Türkiye olarak biz dün olduğu gibi bugün de gelecekte de Suriyeli kardeşlerimizin haklı mücadelesinin yanında olacağız. Suriye devletinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı göstereceğiz, bunun korunmasına yardımcı olacağız. Suriye’de ve bölgemizde barış ve huzur ortamının sağlanmasına Türkiye olarak her daim katkıda bulunmayı sürdüreceğiz." Suriye Arap Cumhuriyeti Enformasyon Bakanı Hamzah Almustafa’nın da katıldığı program, ‘Medya Perspektifinden Çatışma Bölgelerinde Türkiye’nin Barış Rolü’ panel oturumuyla devam etti.
26 Şubat 2026 Perşembe - 12:43 AK Parti Sözcüsü Çelik: "CHP Genel Başkanının ‘Siyasi navigasyon’ problemi vahim bir noktaya geldi" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Sayın Cumhurbaşkanımızı grup toplantımızda ’ilahi okuyor’ diye eleştirmiş. CHP Genel Başkanının ’siyasi navigasyon’ problemi vahim bir noktaya geldi" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Sayın Cumhurbaşkanımızı grup toplantımızda ‘ilahi okuyor’ diye eleştirmiş. CHP Genel Başkanının ‘siyasi navigasyon’ problemi vahim bir noktaya geldi. Tesbitlerinin yanlışlığı ve teşhislerinin dayanaksızlığı konusunda kendi rekorlarını kırmaya devam ediyor. AK Parti milletin partisidir. Evlerde, yollarda vatandaşlarımızın dilinden düşmeyen güzel sözlerin, okul bahçelerinde çocuklarımızın cıvıl cıvıl neşesine eşlik eden ifadelerin AK Parti grup toplantımızda Cumhurbaşkanımız tarafından dillendirilmesi bizim ruh kökümüzün neticesidir. Özgür Özel, özgürlük denilmesi gereken yerde baskı ile öne çıkan, millet denilmesi gereken yere vesayet tabelası asan bir siyasi geleneği sürdürdüğü için bir türlü bunları anlamıyor. Ak Parti grubunda sadece milletin dili konuşulduğu için anlamakta zorluk çekiyor. Milletin adamı Cumhurbaşkanımızın doğum günü kutlu olsun. Sadece millete adanmış ve sadece milletin dilini konuşan yürüyüşünün daha nice bereketli yılları olsun" ifadelerine yer verdi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 12:22 Tarihi hat 8 milyondan fazla yolcu taşıdı Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 26 Şubat 2024 tarihinde hizmete verilen Sirkeci-Kazlıçeşme hattında bugüne kadar 8 milyon 56 bin 569 kişinin taşındığını açıkladı. Abdulkadir Uraloğlu, İstanbul’un tarihi merkezlerinden geçen Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistemi’nin 26 Şubat 2024 yılında hizmete alındığını hatırlattı. Bakan Uraloğlu, Marmaray ile entegre olan söz konusu hattın açıldığı günden bu yana 8 milyon 56 bin 569 kişiye hizmet verdiğini bildirdi. Tarihi doku korundu Uraloğlu, 8,3 kilometrelik hattın inşasında tarihi surlar ve diğer kültürel miras alanlarının korunarak, modern ulaşım ile tarihi dokunun uyumunun sağlandığını belirterek, "Sirkeci, Cankurtaran, Kumkapı, Yenikapı, Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa, Yedikule ve Kazlıçeşme olmak üzere 8 istasyonu kapsayan hattımız İstanbul’un tarihi ve kültürel mirasını yansıtan bir güzergahta yer almasıyla turizme de önemli katkı sunuyor" diye konuştu. Günde toplam 83 sefer yapılıyor Sirkeci-Kazlıçeşme arasında günde toplam 83 seferle sabah 06.00’dan gece 23.00’e kadar 25 dakikalık aralıklarla hizmet verildiğine dikkati çeken Uraloğlu, "Seyahat süresi Sirkeci- Kazlıçeşme arasında 17 dakika, Kazlıçeşme-Sirkeci arasında ise 25 dakika. Hat, sefer başına bin 637 yolcu kapasitesine sahip" şeklinde konuştu. Proje alanı toplam 215 bin metrekare Proje alanının toplam 215 bin metrekare olduğunu söyleyen Uraloğlu, çalışma alanının 92 bin 450 metrekaresinin demiryolu ulaşımı için kullandıklarını ifade etti. Uraloğlu, geri kalan 122 bin 550 metrekarenin ise yaya yürüme alanı, bisiklet, scooter parkuru, dinlenme alanları olarak düzenlendiklerini ve bu kısmı vatandaşların yaya olarak kullanımına açarak İstanbul’a şehrin tam kalbinde büyük bir yeşil alan kazandırmış olduklarını belirtti. "Yaya ve karayolu alt geçitlerini de rehabilite ettik" Aynı zamanda Bakan Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi: "Projemiz kapsamında raylı sistem, yaya ve mikro mobilite araçları, sosyal aktivite alanları oluştururken, yaya ve karayolu alt geçitlerini de rehabilite ettik. Yani projemiz ile insanımızın yaşam konforunu artıracak diğer düzenlemeleri de gerçekleştirdik."
DEM Parti grup toplantısı
10 Şubat 2026 Salı - 16:55 DEM Parti grup toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç, "Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır" dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Oruç, partisinin grup toplantısında konuştu. Oruç, 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketine değinerek, "Depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’da memleketimdeydim, aylarca kaldım orada ve yaşanan her ana tanıklık ettim." Depremin üstünden üç yıl geçmesine rağmen konteynırlarda yaşayan insanlara dikkat çeken Oruç, "Adıyaman’da, Hatay’da yurttaşlarımız konteynırda yaşıyor. Yirmi bir metrekareye üç yıldır sığdırılmış hayatlar söz konusu. Ve biz buradan bir kez daha soruyoruz. Deprem vergileri nerede? Bu vergilerle depreme dayanıklı ortalama 100 metrekare büyüklüğünde tam bir milyon ev yapılabilirdi" şeklinde konuştu. SDG ile Suriye yönetimi arasında 30 Ocak’ta yapılan mutabakata değinen Oruç, "Uluslararası topluma düşen görev bu mutabakatın sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için destek ve katkı sunmaktır. Türkiye’ye bu konuda çok daha büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. 30 Ocak mutabakatı sabote edilmemeli. Komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde bir katkı sağlanmalı. Bu hem Suriye’nin hem Türkiye’nin geleceği için hayati önemdedir. Gelelim Türkiye’deki sürece. Bakın 30 Ocak mutabakatıyla şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam da zamanı. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koyulmalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz. Birincisi demokratikleşmedir. Barış demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasiyle eş zamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez şartı kayyum uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına kayyumlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımı sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır. İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitiriyor. Kent uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu TCK, TMK ve infaz kanununda kapsamlı değişiklikleri önermelidir. TMK demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı. İnfaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmeli" dedi. Umut hakkına yönelik olarak Oruç, "Umut hakkı sayın Abdullah Öcalan dahil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmalı, hukuki bir zemin tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Ayrıca şu bilinmeli ki bu sürecin en önemli aktörü sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir. Üçüncüsü ise özgürlükler. Barış toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalıdır" diye konuştu. DEM heyeti ile Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesine ilişkin soruya Oruç, "Heyetimizin programında Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşme var fakat bunun ne zaman gerçekleşeceğine dair henüz bir bilgimiz yok. Bununla ilgili bir gelişme oldukça heyetimiz ve parti sözcülerimiz sizinle paylaşacaklar. Resmi talepte henüz bulunulmadı ama bir görüşme talebinin olduğu zaten herkesçe biliniyor. Gerçekleştiği zaman tarihini paylaşacağız" şeklinde konuştu.
Özel: "Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış, anladım ki sen hırsızmışsın"
10 Şubat 2026 Salı - 16:55 Özel: "Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış, anladım ki sen hırsızmışsın" CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış. Anladım ki sen hırsızmışsın" dedi. Özel, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Özel, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın iddialarına cevap verdi. Özel, Özarslan’ın kendisine gelerek, "’Bana güvenin ben kul hakkı yemedim, ben rüşvet yemedim, ben hırsızlık yapmadım’ dedin. Ben de sana inandım. Şimdi sana inanmayanlara, güya sana iftira atanlara teslim oluyorsun. Ya da onlara giderek bana yalan attığını, aslında hırsız olduğunu itiraf ediyorsun. Ben buna inanmak istemiyorum. Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış. Anladım ki sen hırsızmışsın. Ve hırsızlığını bilenlerle, hırsızlığını görenlerle uzlaşarak kendini kurtarmaya çalışıyorsun. O zaman sen layığını bulmuşsun" dedi. Özel, Keçiören Belediye Başkanı hakkında iddialarla ilgili olarak Özarslan’ı Genel Merkeze çağırdığını hatırlatarak, "Ben dedim ki; ’eğer bir kabahatin varsa şimdi söyle, bizim yolsuzluk yapanla işimiz olmaz. Türkiye bize umudunu bağlamış, eğer korktuğun bir şey varsa bunu bize söyle ve gereğini yap. Dedi ki ’söylenenlerin tamamı iftira, asla yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşmadığını’ öyle yeminlerle burada başta Mansur Başkan ve 15 belediye başkanımız, 14 belediye başkanımız, herkes şahit; her birimize, her sorana öyle büyük büyük büyük yeminlerle, çocuklarını yeminlere katarak, ailesini o berbat yeminlere ispatlara katarak her şeyi söyleyerek inkar etti. Üç gün öncesine kadar, üç gün öncesine kadar" şeklinde konuştu. Özel, konuşmasına şöyle devam etti: "Öğreniyoruz ki çarşamba günü AK Parti’ye katılacak. Telefonlar açılıyor, il başkanının telefonlarını açmıyor, arkadaşlarının telefonlarını açmıyor, şehirden kaçıyor. En yakınları ’evet katılıyordu’ diyorlar. Ve bunun üzerine, bunun üzerine kendisine öncesinde bir gün önce telefon açıyorum. Binbir tane yemin! ’Ya deme böyle’ dediği övgüler bana... ’Sen Atatürk’ten sonra partinin başına gelmiş en büyük lidersin’ diye başlayan, kendisine sinkaflı yakıştırmalarla ’ben öyle haysiyetsiz miyim, öyle nokta nokta mıyım, böyle bilmem ne miyim’ falan... Ertesi gün telefonları kapıyor. Ve bunun üzerine de kendisine telefonla ulaşamadığım için kendisine mesaj atıyorum. O mesajları ki ’efendim anneme küfretti...’ Haşa! Ne anne, seni doğuran annen utanır her lafı annesini karıştırdığı için. Onun dışında ne söyleyeceğim kişilik tespitine yöneliktir. Aileye yönelik bir kastım varsa Allah cezamı versin. Ama benim birileri oradan bir de yalandan diyor; ’milli değerlerimize sövdü, şuna sövdü...’ İşte şey yapacak ya... ’Kutsal değerlerimize sövdü, aileme sövdü.’ Birini ispatla birini!" Özel, mesajları okuyarak, "CHP Genel Başkanı nerede? Birileri nerede? CHP nasıl bir parti? Birileri nasıl bir parti? Aleyhimizde sızdırılan ve güya mahkemeye verilecek belge; öyle bir yanlışın içindesin ki; dün hırsız dediklerinin, alçak dediklerinin, sana hırsız diyenlerin, sana saldıranların koynuna girmeye kalkıyorsun. Onlar seni aldatıyor oğlum, onlar seni aldatıyor. Bir kusurum varsa, bir hırsızlığım varsa... Bir kusurun varsa, bir hırsızlığın varsa... Ben bunu zaten hazmetmem. Ama seni hırsızlığınla hazmedenlere gidiyorsan zaten yanlış yoldasın. Şimdi bunlar benim utanacağım ve onun kanıtları... Aramızda geçen konuşmaların, ona söylediklerimin ve onun söylediklerinin onun sızdırdığı dökümleri. Sen bana geldin ve dedin ki; ’Genel Başkanım bende hata yok, kusur yok, yalan atıyorlar, iftira atıyorlar, sakın inanmayın. Bana güvenin ben kul hakkı yemedim, ben rüşvet yemedim, ben hırsızlık yapmadım’ dedin. Ben de sana inandım. Şimdi sana inanmayanlara, güya sana iftira atanlara teslim oluyorsun. Ya da onlara giderek bana yalan attığını, aslında hırsız olduğunu itiraf ediyorsun" ifadelerini kullandı.
Ankaragücü’nden Özgür Özel’e yanıt: "MKE Ankaragücü Spor Kulübü bağımsız bir camiadır"
10 Şubat 2026 Salı - 16:48 Ankaragücü’nden Özgür Özel’e yanıt: "MKE Ankaragücü Spor Kulübü bağımsız bir camiadır" MKE Ankaragücü Spor Kulübü tarafından Özgür Özel’in sözlerine ilişkin, "MKE Ankaragücü Spor Kulübü, kuruluşundan bu yana her zaman siyaset üstü bir duruşu ilke edinmiş; hiçbir siyasi parti, kurum, kişi veya oluşumla özdeşleştirilemeyecek kadar büyük ve bağımsız bir camiadır" açıklaması yapıldı. MKE Ankaragücü Spor Kulübü, bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in TBMM grup toplantısında Ankaragücü’ne yönelik sözlerinin ardından açıklama yaptı. Açıklamada, "Bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından yapılan bazı açıklamalarda; kulübümüzün, tribünlerimizin ve Ankaragücü camiasının isimlerinin siyasi tartışmaların içerisine dahil edilmeye çalışıldığını büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle takip etmiş bulunmaktayız. 116 yıllık köklü bir geçmişe sahip olan MKE Ankaragücü Spor Kulübü, kuruluşundan bu yana her zaman siyaset üstü bir duruşu ilke edinmiş; hiçbir siyasi parti, kurum, kişi veya oluşumla özdeşleştirilemeyecek kadar büyük ve bağımsız bir camiadır" ifadeleri kullanıldı. "Ankaragücü siyasetin değil, sporun; ayrışmanın değil, birliğin kulübüdür" Kulübün adının politik hesaplara malzeme yapılamayacağı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Ankaragücü; gücünü siyasetten değil, taraftarından, tarihinden ve Ankara’dan alır. Kulübümüzün adı, tribünlerimizin iradesi ve büyük Ankaragücü taraftarı; herhangi bir siyasi hedefe, parti değişikliğine ya da politik hesaplara asla malzeme yapılamaz. Bu camia; farklı görüşlere sahip binlerce insanı aynı arma altında birleştiren, tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla var olan bir spor kültürüdür. Ankaragücü camiasının hiçbir ferdinin, kulübümüz adına konuşma veya kulübümüzü siyasi tartışmaların parçası hâline getirme yetkisi yoktur. Bu yönde yapılacak her türlü açıklama ve ima, kulübümüzün temel değerleriyle bağdaşmamaktadır. MKE Ankaragücü Spor Kulübü olarak bir kez daha açıkça ifade ediyoruz; Ankaragücü siyasetin değil, sporun; ayrışmanın değil, birliğin kulübüdür."
Ankara’da adliye emanetinden zimmetine altın geçiren emanet memuru tutuklandı
10 Şubat 2026 Salı - 16:08 Ankara’da adliye emanetinden zimmetine altın geçiren emanet memuru tutuklandı Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosundan 9 tam ve 5 çeyrek altın zimmetine geçiren emanet memuru tutuklandı. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı, Başsavcılık Emanet Bürosunda yapılan rutin dışı denetimde 9 tam ve 5 çeyrek altının eksik olduğunun tespiti üzerine resen soruşturma başlatıldığını duyurdu. Başsavcılık, failin Ankara Batı Emanet Memuru olarak görev yapan E.Ö. olduğunun tespit edildiğini ve şüpheli emanet memurunun alınan ifadesinde atılı suçu kabul ettiğini bildirdi. Aynı zamanda Başsavcılık tarafından, şüphelinin alınan ifadesini müteakip 6 Şubat tarihinde sevk olunduğu Nöbetçi Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hakimliğince zimmet suçundan tutuklandığını belirtildi. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: "6 Şubat tarihinde Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Bürosunda yapılan rutin dışı denetimde 9 tam ve 5 çeyrek altının eksik olduğunun tespiti üzerine resen soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında, olayın failinin Ankara Batı Emanet Memuru olarak görev yapan E.Ö. olduğu tespit edilmiş olup, şüpheli emanet memuru alınan ifadesinde atılı suçu ikrar etmiştir. Şüpheli alınan ifadesine müteakip 6 Şubat tarihinde sevk olunduğu Nöbetçi Ankara Batı 1. Sulh Ceza Hakimliğince zimmet suçundan tutuklanmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma tüm yönleriyle ve titizlikle sürdürülmekte olup soruşturmanın safahatı ve sonucu hakkında ayrıca bilgi verileceği hususu, kamuoyuna saygıyla duyurulur."
Bakan Güler: "YPG-SDG’nin mutabakatlara şartsız ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur"
10 Şubat 2026 Salı - 16:05 Bakan Güler: "YPG-SDG’nin mutabakatlara şartsız ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur" Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Suriye’de terör örgütlerinin entegrasyona mecbur kaldığını belirterek YPG-SDG’nin mutabakatlara eksiksiz uyması gerektiğini söyledi. Bakan Güler, Kilis’te 6’ncı Kolordu Komutanlığına bağlı 11’inci Hudut Tugay Komutanlığını ziyaret etti. Burada görevli personele hitap eden Güler, küresel güvenlik ortamının giderek karmaşıklaştığı bir dönemden geçildiğini belirtti. Bakan Güler, özellikle Türkiye’nin güneyinde kritik gelişmeler yaşandığını dile getirerek, "İçinde bulunduğumuz hassas süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin huzuru ve sınırlarımızın güvenliğinin sağlanması hepimizin öncelikli görevidir. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz karada, denizde ve havada icra ettiği tüm faaliyetlerde hak ve menfaatlerimizi en güçlü şekilde korumak için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu bütüncül güvenlik anlayışımızın sınır hattındaki temsilcileri de sizlersiniz. Nitekim 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımız kritik önemdeki Kilis ve Gaziantep hudutlarımızın korunması, yasa dışı geçişlerin ve terörist sızmaların önlenmesi hususunda büyük bir özveriyle görev yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Unutmayınız ki sizler, üstlendiğiniz hudut görevi ile asil milletimizin huzur içinde olmasına büyük katkılar sağlamaktasınız" ifadelerini kullandı. Suriye’de devlet otoritesinin çöktüğü dönemde hudut hattının ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Güler, "Tehditleri bertaraf etmek için şanlı ordumuz sınır ötesi operasyonlarını emsalsiz bir kahramanlıkla icra ederek tesis ettiği güvenli bölgeler sayesinde hudutlarımızın emniyetini ileriden sağlamış, bu sayede Kilis dâhil sınır şehirlerimiz huzur ve istikrara kavuşmuştur. Geldiğimiz bu noktada terör örgütünün hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Devletimiz de terörle mücadelede kaydedilen bu önemli aşamayı dikkate alarak millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini başlatmıştır" şeklinde konuştu. Örgütün mutabakatlara uymadığını söyleyen Güler, "Suriye Ordusu icra ettiği başarılı operasyonlarla geniş bir alanı örgüt unsurlarından temizlemiş, böylelikle örgüt ateşkes istemeye ve entegrasyonu kabul etmeye mecbur kalmıştır" dedi. "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine şartsız ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur" Suriye yönetimiyle yakın koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Güler, şu ifadelere yer verdi: "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine şartsız ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur. Buna yönelik çalışmaların başlamasını memnuniyetle karşılıyor, entegrasyon sürecinin Suriye’nin siyasi birliği ile tek ordu esaslarını güçlendirecek şekilde uygulanmasını bekliyoruz. Suriye yönetimiyle bu konuda yakın bir koordinasyon içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte elbette sınır hattında görev yapan siz kıymetli silah arkadaşlarımın üstlendiği caydırıcılık rolü de son derece kritiktir. Her türlü senaryoya karşı sergilediğiniz teyakkuz ve sorumluluğunuza tevdi edilen görevleri hassasiyetle yerine getirmeniz hak ve menfaatlerimizin kararlılıkla korunmasının açık bir göstergesi olmuştur. Bundan sonra da ülkemizin güvenliğini tehdit edecek en küçük riske dahi fırsat tanımayacak sahadaki tüm gelişmeleri dikkatle izleyerek Suriye yönetimine destek olmaya devam edeceğiz. Zira Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile tek devlet, tek orduya dayalı idare ve güvenlik yapısının tesis edilmesi, sınırlarımızın kalıcı emniyeti açısından vazgeçilmezdir." Konuşmasında Gazze’ye de değinen Güler, Türkiye’nin kalıcı ateşkesin sağlanması ve yeniden imar sürecinin başlatılması için aktif rol üstlendiğini belirtti. Gazze Deklarasyonu’na imzacı taraflardan biri olduklarını hatırlatan Güler, Barış Kurulunda Türkiye’nin kurucu üye olarak yer almasının ülkenin katkısının somut göstergesi olduğunu söyledi. Bulunulan coğrafyada gevşemeye ve rahatlığa yer olmadığını vurgulayan Güler, hudutlarda görev yapan personelin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerini büyük bir özveriyle yerine getireceğine inandığını söyledi. Güler, sabır ve disiplinin vazgeçilmez iki temel ilke olduğunu belirterek elde edilen başarıların korunması ve ileriye taşınmasının önemine dikkati çekti.
Bakan Güler: "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur"
10 Şubat 2026 Salı - 15:54 Bakan Güler: "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur" Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kilis’te 11’inci Hudut Tugay Komutanlığında görevli personele hitap ederek hudut güvenliğinin Türkiye’nin bekası açısından öncelikli görev olduğunu vurguladı. Güler, Suriye’de terör örgütlerinin entegrasyona mecbur kaldığını belirterek YPG-SDG’nin mutabakatlara eksiksiz uyması gerektiğini söyledi. Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kilis’te 6’ncı Kolordu Komutanlığına bağlı 11’inci Hudut Tugay Komutanlığını ziyaret ederek görevli personele hitap etti. Küresel güvenlik ortamının giderek karmaşıklaştığı bir dönemden geçildiğini belirten Bakan Güler, özellikle Türkiye’nin güneyinde kritik gelişmeler yaşandığını dile getirerek "İçinde bulunduğumuz hassas süreçte ülkemizin bekası, asil milletimizin huzuru ve sınırlarımızın güvenliğinin sağlanması hepimizin öncelikli görevidir. Bu bilinçle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz karada, denizde ve havada icra ettiği tüm faaliyetlerde hak ve menfaatlerimizi en güçlü şekilde korumak için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu bütüncül güvenlik anlayışımızın sınır hattındaki temsilcileri de sizlersiniz. Nitekim 11’inci Hudut Tugay Komutanlığımız kritik önemdeki Kilis ve Gaziantep hudutlarımızın korunması, yasa dışı geçişlerin ve terörist sızmaların önlenmesi hususunda büyük bir özveriyle görev yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir. Unutmayınız ki sizler, üstlendiğiniz hudut görevi ile asil milletimizin huzur içinde olmasına büyük katkılar sağlamaktasınız" ifadelerini kullandı. Suriye’de devlet otoritesinin çöktüğü dönemde hudut hattının ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldığını anımsatan Güler, "Tehditleri bertaraf etmek için şanlı ordumuz sınır ötesi operasyonlarını emsalsiz bir kahramanlıkla icra ederek tesis ettiği güvenli bölgeler sayesinde hudutlarımızın emniyetini ileriden sağlamış, bu sayede Kilis dâhil sınır şehirlerimiz huzur ve istikrara kavuşmuştur. Geldiğimiz bu noktada terör örgütünün hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmıştır. Devletimiz de terörle mücadelede kaydedilen bu önemli aşamayı dikkate alarak millî birlik ve kardeşliğimizi güçlendirmek ve terörü tamamıyla sona erdirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini başlatmıştır" şeklinde konuştu. Örgütün mutabakatlara uymadığını söyleyen Güler, "Suriye Ordusu icra ettiği başarılı operasyonlarla geniş bir alanı örgüt unsurlarından temizlemiş, böylelikle örgüt ateşkes istemeye ve entegrasyonu kabul etmeye mecbur kalmıştır" dedi. "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur" Suriye yönetimiyle yakın koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Güler, şu ifadelere yer verdi: "YPG-SDG’nin 10 Mart ve 18 Ocak Mutabakatları’nın gereklerine koşulsuz ve eksiksiz olarak uyması bir zorunluluktur. Buna yönelik çalışmaların başlamasını memnuniyetle karşılıyor, entegrasyon sürecinin Suriye’nin siyasi birliği ile tek ordu esaslarını güçlendirecek şekilde uygulanmasını bekliyoruz. Suriye Yönetimi’yle bu konuda yakın bir koordinasyon içerisinde çalışmaya devam edeceğiz. Bu süreçte elbette sınır hattında görev yapan siz kıymetli silah arkadaşlarımın üstlendiği caydırıcılık rolü de son derece kritiktir. Her türlü senaryoya karşı sergilediğiniz teyakkuz ve sorumluluğunuza tevdi edilen görevleri hassasiyetle yerine getirmeniz hak ve menfaatlerimizin kararlılıkla korunmasının açık bir göstergesi olmuştur. Bundan sonra da ülkemizin güvenliğini tehdit edecek en küçük riske dahi fırsat tanımayacak sahadaki tüm gelişmeleri dikkatle izleyerek Suriye yönetimine destek olmaya devam edeceğiz. Zira Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğü ile tek devlet, tek orduya dayalı idare ve güvenlik yapısının tesis edilmesi, sınırlarımızın kalıcı emniyeti açısından vazgeçilmezdir." Konuşmasında Gazze’ye de değinen Güler, Türkiye’nin kalıcı ateşkesin sağlanması ve yeniden imar sürecinin başlatılması için aktif rol üstlendiğini belirtti. Gazze Deklarasyonu’na imzacı taraflardan biri olduklarını hatırlatan Güler, Barış Kurulunda Türkiye’nin kurucu üye olarak yer almasının ülkenin katkısının somut göstergesi olduğunu söyledi. Bulunulan coğrafyada gevşemeye ve rahatlığa yer olmadığını vurgulayan Güler, hudutlarda görev yapan personelin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da görevlerini büyük bir özveriyle yerine getireceğine inandığını söyledi. Güler, sabır ve disiplinin vazgeçilmez iki temel ilke olduğunu belirterek elde edilen başarıların korunması ve ileriye taşınmasının önemine dikkati çekti.
AK Parti Genel Başkanvekili Ala: "Toplumu yönetmek için toplumun verilerini alıyorlar"
10 Şubat 2026 Salı - 14:59 AK Parti Genel Başkanvekili Ala: "Toplumu yönetmek için toplumun verilerini alıyorlar" AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, "Toplumu yönetmek için toplumun verilerini alıyorlar. İnsanımızı yönetmek için insanımızın aklına, gönlüne ve duygularına yönelik faaliyette bulunuyorlar. Bunun şuurunda olmalıyız" dedi. AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ve Genel Başkan Yardımcısı, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanı Ömer İleri, AK Parti Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanlığı’nca düzenlenen ’Klasik Sömürgecilikten Veri Sömürgeciliğine: Dijital Çağda Hegemonya’ başlıklı programa katıldı. "Toplumu yönetmek için toplumun verilerini alıyorlar" AK Parti Genel Merkez binasında gerçekleştirilen programda konuşan Ala, günümüzde verilerin bir güç haline geldiğini, sömürgeciliğin artık verileri toplayarak toplumları yöneten yeni bir biçime dönüştüğünü kaydederek, "Toplumu yönetmek için toplumun verilerini alıyorlar. İnsanımızı yönetmek için insanımızın aklına, gönlüne ve duygularına yönelik faaliyette bulunuyorlar. Bunun şuurunda olmalıyız. Şuurunda olmazsak ne olur? İstanbul Belediyesi’nde olan olur. İstanbul Belediyesi, milletten onlara yardım için aldığı bilgileri ve onlara hizmet götürmek için aldığı bilgileri götürdü yabancılara aktardı. Hangi akılla bunu yaptılar? Bu cehaletten ileri gelmiyor ise ihanettir. Bu toprakların çocukları sömürge olmadı olmayacaktır" ifadelerine yer verdi. "İnsanın insanla ilişkisine dair yeryüzünün kurduğu en büyük uygarlık bu topraklara aittir" Batı’nın insanın tabiatla ilişkisine dair büyük uygarlıklar kurduğunu söyleyen Ala, "Sanayi devrimini onlar gerçekleştirdi. Ama insanın insanla ilişkisine dair yeryüzünün kurduğu en büyük uygarlık bu topraklara aittir ve bize aittir. Biz gittiğimiz yere adalet götürdük. Biz gittiğimiz yere insanlık götürdük. İnsanlığın bizim erdemli dış politikamıza, erdemli duruşumuza, haysiyetli duruşumuza ihtiyacı var. Onun için gece gündüz çalışalım. O kişisel verileri aktaranlar cehaletlerinden yaptılar. Cehaletten yapmadıysalar bu gerçekten bir faciadır ve ihanettir. Çünkü o verileri alanların hangi manipülasyonlara hazırlandıklarını biz tarihten biliyoruz, gelecekte tahmin ediyoruz. Bu kadarını bilemeyenlerin kamu görevi yapabilmeleri mümkün değil. Kamuya hezimetten başka bir hizmet sunmaları da mümkün değil. Bu kadar gaflet içerisinde olunabilir mi" diye konuştu. "Güç bugün hem bilgi ve hem veridir" Dünyada adaletin ve merhametin olmadığının Gazze’de görüldüğünü, insanlığın ve ahlakın olmadığının ise Amerika’da ortaya çıkan dosyalarda görüldüğünü belirten Genel Başkanvekili Ala, "Güç her neyse adaletli bir biçimde kullanılmalıdır. Güç bugün hem bilgi hem veridir. Bunların kontrol edilmesi, bunların insanlığın hizmetine sunulması kıymetli bir birikimi gerektirir. Her yenilik elbette risktir ama her risk, hem fırsattır hem de tehdit. Fırsatlara odaklanan ve onu adil bir biçimde insanlığın hizmetine sunacak olan uygarlığa ihtiyaç var" değerlendirmesinde bulundu. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanı Ömer İleri ise siber alanın ilk ortaya atıldığında adeta bir özgürlük ortamı, bireyin kurumlara ihtiyaç duymadan sesini duyurabildiği yeni bir dünya olarak tanıtıldığını ancak ilerleyen süreçlerde bu teknolojik iyimserlik havasının dağıldığını kaydetti. "Birçok dijital mecranın, faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki mahkeme kararlarını ’kendi kullanımı kararları’ gereği görmezden gelmeye çalıştığını biliyoruz" Yeni gelişen teknolojilerin sadece teknik birtakım çözümlerden ibaret kalmadığını söyleyen İleri, sözlerine şöyle devam etti: "Bu teknolojiler kendi kültürlerini oluşturuyorlar. Zaman içerisinde, bu teknolojiler yaygınlık kazandıkça ister istemez bu yeni kullanım kültürleri toplumları da etkilemeye başlıyor. Bu süreç doğru yönetilmezse, toplumların huzur temellerini dinamitleyebiliyor. Dolayısıyla, çizdiğimiz yol haritalarını bu boyutla da ele alıyoruz. Şunu görmemiz lazım; yeni teknolojiler ile ön plana çıkan mecralar, sadece yanlış uygulamaların alanı haline gelmekle kalmıyor, aynı zamanla kendi iş modellerini, kendi ticaret ağlarını, kendi kavramlarını, adeta kendi hakimiyet bölgelerini de oluşturuyorlar. Nitekim, monopolleşme eğilimi gösteren, bizim verilerimizle, devşirdikleri güçle dünyanın her yanında faaliyette bulundukları devletlerin ve toplumların egemenlik haklarını hiçe sayan kurguların ortaya çıktığını görüyoruz. Birçok dijital mecranın, faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki mahkeme kararlarını dahi ’kendi kullanım kuralları’ gereği görmezden gelmeye çalışmakta olduğunu biliyoruz." "Türkiye, Türkiye Yüzyılı’nda adil teknoloji anlayışının peşindedir" Türkiye’nin teknolojik alanda liderliğinden bahsederken konunun sadece teknik çalışmaları hayata geçirmekten ibaret olmadığının görülmesi gerektiğine dikkati çeken İleri, "Konu aynı zamanda, yeni dünyanın inşası sürecinde, milletimizin ve medeniyetimizin kodlarına uygun şekilde, algoritmik toplumların gelişmesinde hakkı ve hakkaniyeti merkeze koyan bir teknoloji kültürü ve bu kültür üzerinde yükselecek ekosistemleri oluşturma konusudur. Başka bir deyişle Türkiye, Türkiye Yüzyılı’nda adil teknoloji anlayışının peşindedir" dedi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "İlk raporlara baktığımız zaman partiler arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor"
10 Şubat 2026 Salı - 14:55 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "İlk raporlara baktığımız zaman partiler arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor" Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye Komisyonu’nun, Meclis’e sunacağı ortak raporuna ilişkin "İlk raporlara baktığımız zaman partiler arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor" dedi. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Kırgız Cumhuriyeti Jogorku Keneşi Başkanı Nurlanbek Turgunbek Uulu ile görüştü. İkilinin ve heyetlerin görüşmesinin ardından ortak basın açıklaması düzenlendi. Nurlanbek Turgunbek Uulu’nun Meclis Başkanı seçilmesinin ardından ilk ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirmesinin önemli olduğunu ifade eden Meclis Başkanı Kurtulmuş, "Az evvel gerçekleştirdiğimiz heyetler arası görüşmelerde oldukça verimli müzakerelerde bulunduk. Geçtiğimiz sene arkadaşlarımızla birlikte Kırgızistan’a resmi ziyarette bulunduk. Bu ziyaret vasıtasıyla da bir iade-i ziyaret gerçekleştiriliyor. Türkiye ile Kırgızistan arasında son yıllarda giderek gelişen ilişkileri Parlamentolar arasındaki ilişkilere de yansımasını ve büyük bir memnuniyetle takip ediyoruz. İnşallah daha fazla da geliştirmeye niyetliyiz, kararlıyız. Geçtiğimiz yıl Kırgızistan’da yaptığımız ziyarette iki ülke Parlamentoları arasında bir mutabakat zaptı imzalamıştır. İnşallah bu süreçte de Kırgızistan’da teşekkül etmiş olan Türkiye Dostluk Grubu’nu, Türkiye’de ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyacağız. Türkiye ve Kırgızistan Türk dünyasının iki önemli ülkesi olarak hem Türk Devletler Teşkilatı bünyesinde hem de Parlamentolarımızın ortak asamblesi olan TÜRKPA bünyesinde fevkalade yakın bir çalışma dönemine girmişlerdir. Uzunca bir süredir ilişkilerimizi bu iki önemli Türk dünyasının uluslararası kuruluşu nezdinde gayretle bu çalışmalarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu. Türk dünyasının ilerleyen dönemlerde dünya siyasetinin en önemli merkezlerinden birisi haline gelmeye aday olduğunu belirten Kurtulmuş, "Orta Asya’dan Avrupa’nın içlerine kadar en stratejik bölgelerde, en önemli enerji ve ulaşım haklarının üzerinde bulunan Türk dünyası, 4,5 milyon kilometre karelik yüz ölçümüyle çok zengin yer altı yer üstü kaynaklarıyla ve yaklaşık 300 milyona yakın nüfusuyla dünyanın dikkat çeken merkezlerinden birisidir. Bundan sonraki dönemde dengeler nasıl gelişirse gelişsin, esasında dünyada çok tarafı ve çok merkezli yeni bir siyasal oluşumun ortaya çıkacağı aşikardır. Onun için diyoruz ki; böylesine büyük bir potansiyele sahip olan Türk dünyası, elindeki bu imkanı en iyi şekilde değerlendirmek, aralarındaki iş birliklerini fevkalade güçlü bir şekilde geliştirmek ve bu içinde bulunduğumuz coğrafyanın bütün stratejik, jeostratejik imkanlarını kullanarak çok daha güçlü bir şekilde ileriye doğru ilerlemek mecburiyetindeyiz" dedi. Kurtulmuş’un ardından konuşmasını gerçekleştiren Kırgız Cumhuriyeti Jogorku Keneşi Başkanı Nurlanbek Turgunbek Uulu, "Bugünkü görüşmelerde belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesi için sadece başkanlar değil de parlamento üyeleri, dostluk gruplarının da çalışmalarını canlandırmak lazım. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Biz istersek, biz birlikte olursak tüm amaçlarımıza ulaşabiliriz" ifadelerini kullandı. "İlk raporlara baktığımız zaman partilerin arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor" İkilinin basın toplantısını ardından Meclis Başkanı Kurtulmuş, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporu hakkındaki soru üzerine Kurtulmuş, "İlk raporlara baktığımız zaman partilerin arasında çok kolay uzlaşılacak bir zemin görünmüyor. Bu toplantılarla uzlaşılacak konular tespit edildi ve aşağı yukarı ana çerçeve ortaya çıkarılmış oldu. Fevkalade disiplinli bir çalışmayla nihai bir noktaya doğru gelindi. Dün akşam itibariyle bu beş arkadaşımıza kişiye özel olmak üzere üzerinde çalıştığımız taslak metini olgunlaştırarak gönderdik. Herhalde önümüzdeki günlerde burada tekrar komisyon, bütün 50 milletvekili arkadaşımızı bir araya getirerek müzakere yapar, oylamayı gerçekleştirir ve komisyon olarak görevimizi tamamlarız, raporumuzu Türkiye Millet Meclisi Başkanlığı’na takdim ederiz" dedi. "Raporun içeriği ile ilgili benim ağzımda bir kelime bile alamazsınız" Bir basın mensubunun "Umut hakkı" tartışmaları ile ilgili soruya Kurtulmuş, "Komisyon raporunda tartışılan konuların ne olduğu herhalde rapor nihai şeklinde ortaya çıktıktan sonra kamuoyuyla paylaşmak en doğrusudur. Dolayısıyla benim ağzımda içerikle ilgili bir kelime bile alamazsınız. İkincisi komisyonun görevi bu raporu hazırlamak, çalışmalarını tamamlamak ve raporu hazırlayarak Türkiye Millet Meclisi’ne sunmaktır. Bu komisyon kendisi yasa yapıcı bir komisyon değildir. Bu komisyon ne yasa hazırlıyor ne Anayasa hazırlıyor. Başından beri bunu ortak bir eğilim olarak söyledim. Komisyonun bu kadar büyük dinlemeler ve uzun tartışmalarla geldiği noktada siyaset olarak biz konuya nasıl yaklaşıyoruz, bunun çerçevesini oluşturmak ve bu çerçevenin içerisinde tabii ki hazırlanmasını öngördüğümüz yasal düzenlemeler de dahil olmak üzere bu çerçeveyi Türkiye Millet Meclisi’nin Genel Kurulu ile paylaşmaktır. Komisyonun vazifesi bellidir. İlk toplantıda kabul ettiğimiz komisyonun çalışma usulü ve esasları ile ilişkin prensipler çerçevesinde de komisyon şimdiye kadar büyük bir olgunlukla, büyük bir fedakarlıkla vazifesini yerine getirmiştir. Çok az kaldı, raporu oyladıktan sonra da komisyonun görevi sona erecektir" diye konuştu.