Yerel Haberler
Diyarbakır
18 Mart 2026 Çarşamba - 13:43 Diyarbakır’da 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi programı düzenlendi Diyarbakır’da 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi programı düzenlendi. İlk program Bağlar ilçesi Şehitlik semtindeki Hava Şehitliği ve Kara Şehitliğinde meydana geldi. Şehitlik anıtına çelenk bırakıldı. Diyarbakır Valiliği çelengini Vali Murat Zorluoğlu, Garnizon Komutanlığı çelengini 7. Kolordu Garnizon Komutanı Erhan İnaltekin, Büyükşehir Belediye Başkanlığı çelengini Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Gülay Kılıç ve Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı çelengini ise Reşit Can taktim etti. Çelenk sunumlarının ardından Kur’an-ı Kerim okundu, dualar edildi. Ayrıca törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı okundu. Şehit kabirlerine tek tek karanfil bırakan Vali Murat Zorluoğlu, şehit yakınlarıyla da tek tek ilgilendi bir süre sohbet etti. İkinci program ise Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Sanat Merkezi Orhan Asena sahnesinde düzenlendi. Burada da lise öğrencileri tarafından şiirler okundu ve günün anlam önemine binaen türküler seslendirildi. Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Reşit Can, "Bugün burada, aziz milletimizin istiklali ve istikbali uğruna yazdığı en büyük destanlardan biri olan 18 Mart Çanakkale Zaferinin 111. sene-i devriyesini idrak etmek, bu mukaddes vatan uğruna bir daha geri dönmemek için giden, tarihe destanlar yazdıran kahramanları yâd etmek, hatırlamak ve vatan uğruna toprağa düşen aziz şehitlerimize dualar göndermek için toplanmış bulunmaktayız" ifadelerini kullandı. Program çeşitli slayt gösterilerin ardından son buldu.
Diyarbakır OSB Başkanı Fidan: ’’5’inci etap OSB için 320 başvuru var’’
19 Haziran 2025 Perşembe - 13:14 Diyarbakır OSB Başkanı Fidan: ’’5’inci etap OSB için 320 başvuru var’’ Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Başkanı Mustafa Fidan, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte basın buluşması gerçekleştirdi. Başkan Fidan, 5’inci etap OSB için 320 başvuru olduğunu, en kısa zamanda inşaat çalışmalarını başlatacaklarını söyledi. Diyarbakır OSB Başkanı Mustafa Fidan, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte Güneydoğu Gazeteciler Cemiyetinde basın mensupları ile bir araya geldi. Burada değerlendirmelerde bulunan Başkan Fidan, 5’inci etap için 320 başvuru olduğuna değinerek yakın zamanda inşaat çalışmalarını başlatacaklarını ifade etti. Fidan, "Bu süreçte bölge sanayisinin gelişimi, istihdamın artması, üretim kapasitesinin güçlenmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi adına kapsamlı adımlar attık. 4’üncü etaptaki alt yapı çalışmalarımızı tamamladık. 5’inci etapta ise tahsis sürecini 4 aşamada bitirdik ve toplamda 188 parsel için altyapı proje çalışmaları devam etmektedir. Başvuru sistemi, Bakanlığın yeni sistemine entegre edilmiş olup, 22 Haziran’a kadar başvuru alınacaktır. Birinci ve ikinci etap elektrik altyapı ihalesi tamamlandı ve saha çalışmaları için hazırlıklar sürmektedir. Ayrıca OSB içerisinde toplam 5 kilometrelik yol iyileştirme çalışması gerçekleştirilmiştir" dedi. ’’900 kişilik yeni istihdam alanı oluşturuldu’’ Üretimi doğrudan destekleyen yatırımlar kapsamında 18 adet atölye inşa edilerek yaklaşık 900 kişilik yeni istihdam alanı oluşturulduğunu aktaran Fidan şu ifadeleri kullandı: ’’2022 yılında OSB’de faaliyet gösteren aktif firma sayısı 243 iken bugün bu sayı 370’e ulaşmıştır. Aynı dönemde istihdam 13 bin 500’den 23 bine yükselmiş, bu artış bölge ekonomisine önemli katkı sağlamıştır. Enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla OSB trafo merkezinin gücü 100 megavattan 150 megavata çıkarıldı. Elektrik arıza ve bakım hizmetleri doğrudan OSB bünyesine alınarak, daha hızlı ve kaliteli hizmet sunulması sağlandı. Ayrıca 5 megavat kapasiteli güneş enerji santrali projesinin fizibilite çalışmaları tamamlandı, bağlantı anlaşması alındı ve 2025 yılı sonuna kadar faaliyete geçmesi planlanmaktadır. Ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla OSB’ye yönelik toplu taşıma hatlarının sayısı artırıldı, OSB içerisinde ring hattı uygulaması başlatıldı. Bu adımlar, çalışanlarımızın işe ulaşımını daha konforlu ve ekonomik hale getirdi. Diyarbakır OSB olarak sanayicilerimizin sesi olmaya, yatırımcının önünü açmaya ve üretimi büyütmeye devam edeceğiz."
Sanatçı Üngür, Alpaslan bebek yararına konser verdi
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:29 Sanatçı Üngür, Alpaslan bebek yararına konser verdi Diyarbakır’da yaşayan 13 aylık kas hastası Alpaslan Arslan bebek için sanatçı Ferhat Üngür, tarafından dayanışma konseri verildi. Gelirinin tamamının Alpaslan bebek için kullanılacak konserde sevenlerinin karşısına çıkan sanatçı Ferhat Üngür, söylediği bir birinden güzel parçalarla salonu dolduranlardan ayakta alkış aldı. Sezai Karakoç Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşen ve gelirinin tamamı kas hastası Alpaslan bebek için kullanılacak konsere hayırseverler yoğun ilgi gösterdi. Ailesiyle birlikte yaşam mücadelesi veren Alpaslan bebeğin tedavisi için gereken yüksek maliyetli ilaç kampanyalarla karşılanmaya çalışılırken, birçok sanatçı ve gönüllü de destek olmayı sürdürüyor. Ferhat Üngür’ün bu anlamlı konseri, hem farkındalık oluştururken hem de kampanyaya önemli bir katkı sağladı. Alpaslan bebeğin ailesi, gönüllü olarak konser veren Ferhat Üngür ve ekibi ile bilet alarak destek sunan tüm hayırseverlere teşekkür etti. Konserde hayranlarına unutulmaz bir gece yaşatan sanatçı Ferhat Üngür, Alpaslan bebeğe bir nebze de olsa katkı sunmak için gönüllü olarak sahnede bulunduğunu ve tüm hayırseverlerin de bu zincire dahil olması gerektiğini söyledi. Üngür, sahnede Alpaslan bebeğin hayata tutunması için herkesin elini taşın altına koyması gerektiği çağrısında bulundu.
Evde pirinçten taş ayıklayan kadınlar, arkeolojik kazılarda buluntu ve veri ayıklıyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 09:25 Evde pirinçten taş ayıklayan kadınlar, arkeolojik kazılarda buluntu ve veri ayıklıyor İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü Tepesi’nde devam eden arkeolojik kazı çalışmalarında bulgular, 32 kadın işçinin elinden çıkıyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani Ovası kuzeyinde yer alan Çayönü Tepesi, insanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil ediyor. İlk Neolitik dönemden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edilen bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında; Çayönü Tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. Kazılarda, son iki yıldır kadınlar yer alıyor. 37 işçiden 32’si tarım işçisi kadın olurken, 39 kişilik bilim heyeti üyesinden (arkeolog, coğrafyacı, jeolog, mimar, antropolog, restoratör, harita mühendisi) 21’i yine kadınlardan oluşuyor. Doç. Dr. Sarıaltun, İHA muhabirine Çayönü Tepesi’nin dünyaca ünlü neotik yerleşme olduğunu, bu yerleşmenin ilk kazılarının 1964’te başladığını hatırlattı. Bu kazıların aralıklarla 61 yıldır devam ettiğine değinen Sarıaltun, son iki yıldır da kendi başkanlığında devam eden bir proje olduğunu söyledi. Sarıaltun, buradaki asıl önemli noktanın MÖ 10 binlerden MÖ 6 binlere kadar kesintisiz bir şekilde yerleşim gösteren yer olduğuna dikkat çekerek, "O dönemli ilgili bildiğimiz bütün verileri bizlere detaylarıyla sunan bir yerleşme. Geleceğe Miras Projesiyle bu yoğunluğumuzu artırdık. Çünkü Çayönü Tepesi’nin bir ören yeri olmasını istiyoruz. Arkeolojik verileri açığa çıkartırken son iki yıldır ağırlıklı olarak bölgede tarım işçisi olan kadınlarla çalışmayı tercih ediyoruz. Kadınlarla çalışmayı tercih etmemizin birkaç nedeni var. Bundaki en önemli nokta, yerelde istihdamı sağlamak. Aile ekonomisine katkı sunmak. Kültürel mirasın korunması ve geleceğe aktarılması açısından kadınların eğitici olduklarına inanıyoruz. Hane içinde, çevredekilere dolaylı bir eğitim verdiklerini düşünüyoruz" dedi. "Seviye kazarken ilk başta kadınlar ona dokunuyor, fark ediyor" Geçen sene yüzde 90, bu sene ise yüzde 87 oranında kadın işçi sayıları olduğunu kaydeden Sarıaltun, konuşmasına şöyle devam etti: "Kadınlarla geçen seneden beri çalıştığımızda deneyimlerimiz şu; özelikle daha temiz ve daha düzenli çalışma. Daha detaylı verilere sahip olmamız açısında çok önemliydi. Şöyle tanımlıyorum; evinde, hanesinde pirinçten taşı ayıklayan kadınlar, şu anda topraktan buluntu ve verileri ayıklıyorlar. Çok daha rahatız, müthiş küçük küçük buluntularımız gelmeye başladı. Sadece nicelik olarak bakmıyoruz. Aynı zamanda eğitim açısından da önemli olduğunu gördüğümüzden dolayı her gün olmasa da, sıklıkla ne yaptığımız, neden yaptığımız, niçin yaptığımızı anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü seviye kazarken ilk başta kadınlar ona dokunuyor, fark ediyor. Hocam, ‘duvar geliyor, burada biraz daha buluntular arttı, ya da burada biraz daha çanak artıyor gibi verileri söylemeye başladılar. Bayağı arkeolog olmaya başladılar. Umarım bu vizyonumuz ileri daha önemli aşamalara getirir." "O kadına bir vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum" Sarıaltun, bu işi tanımlayan noktaya değinerek, "25 yıldır bu işi yapıyorum, bu sene ilk defa işçilerim bana şunu söyledi, ‘Bizi niye müzeye götürmüyorsun? Burada bulduğumuz şeyler müzede nasıl sergileniyor, bunu görmek istiyoruz.’ Bunu daha önce hiçbir işçim söylememişti. Bir de arkeolojik açıdan bizim bir bağlamımız var. Onunda altını çizmekte fayda görüyorum. Çayönü’nde şu ana kadar ki antropolojik verilerde, en yaşlı birey 64 yaşında bir kadın. Ortalama yaş ömrü 35-38 arasında. O kadına bir vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum. Belki de toplumun önemli bir kadını. Bugüne kadar bulunmuş en yaşlı birey. Bununla beraber bu kazıları başlatan Halet hoca, bir kadın (Halet Çambel). Buraya ilk dokunan bir kadın. Benim hocam, 24 yıl aradan sonra tekrardan Çayönü Tepesi’ndeki kazıları başlatan yine bir kadın. Dolayısıyla Çayönü’nde bir kadın argümanı var. Sadece işçi de değil, bilim heyeti üyelerinde de şu anda yüzde 65-70 bandından kadınlarda. Birlikte daha güçlü olduğumuzu düşünüyorum" diye konuştu. İşçilerden 51 yaşındaki Suna Pala, eskiden tarlaya gittiğini, çapa, pamuk ve fındığa gittiğini şimdi ise tarihi eser kazılarında çalıştığını, işinden de çok memnun olduğunu aktararak, "Tarihi eserleri buluyoruz. Hocamıza gösteriyoruz. O da poşetlere katıp müzeye götürüyor. Çok merak ediyoruz. Ne çıkabilir, nasıldır diyoruz. Bazen kemikler çıkıyor, dişler, küp parçaları, boncuk çıkıyor. Taştan yapılmış balta çıkıyor. 20 kişiden fazla kadın çalışıyor. 4-5 erkek çalışıyor. Tarih, adeta bizim elimizden çıkıyor. İşimizi severek yapıyoruz. Hem para kazanıyoruz" şeklinde konuştu. Keriman Türk ise, Çayönü’ne gelip tarihi kazı yaptıklarını belirterek, "Tarihi bulmaya çalışıyoruz. Boncuk, çömlek parçaları çıkıyor. Bir boncuk buluyoruz, dünyanın en mutlu insanı biz oluyoruz. Gerçekten çok mutlu oluyorum. Ama çocukluğum burada geçti. Buralıyım. 30-40 sene önce ağabeylerim burada çalışıyordu. Yemeklerini getiriyordum" ifadelerinde bulundu.
Evde pirinçten taş ayıklayan kadınlar, arkeolojik kazılarda buluntu ve veri ayıklıyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 09:06 Evde pirinçten taş ayıklayan kadınlar, arkeolojik kazılarda buluntu ve veri ayıklıyor İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü Tepesi’nde devam eden arkeolojik kazı çalışmalarında bulgular, 32 kadın işçinin elinden çıkıyor. Çayönü Tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani Ovası kuzeyinde yer alan bir yerleşim yeri. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik Dönem’in ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik Dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesi’nden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında; Çayönü Tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. Kazılarda, son iki yıldır kadınlar yer alıyor. 37 işçiden 32’si kadın olurken, 39 kişilik bilim heyeti üyesinden (arkeolog, coğrafyacı, jeolog, mimar, antropolog, restoratör, harita mühendisi) 21’i yine kadınlardan oluşuyor. Doç. Dr. Sarıaltun, İHA muhabirine Çayönü Tepesi’nin dünyaca ünlü neotik yerleşme olduğunu, bu yerleşmenin ilk kazılarının 1964’te başladığını hatırlattı. Bu kazıların aralıklarla 61 yıldır devam ettiğine değinen Sarıaltun, son iki yıldır da kendi başkanlığımda devam eden bir proje olduğunu söyledi. Sarıaltun, buradaki asıl önemli noktanın MÖ. önce 10 binlerden MÖ. önce 6 binlere kadar kesintisiz bir şekilde yerleşim gösteren yer olduğuna dikkat çekerek, "O dönemli ilgili bildiğimiz bütün verileri bizlere detaylarıyla sunan bir yerleşme. Geleceğe Miras Projesiyle bu yoğunluğumuzu artırdık. Çünkü Çayönü Tepesi’nin bir ören yeri olmasını istiyoruz. Arkeolojik verileri açığa çıkartırken son iki yıldır ağırlıklı olarak bölgede tarım işçisi olan kadınlarla çalışmayı tercih ediyoruz. Kadınlarla çalışmayı tercih etmemizin birkaç nedeni var. Bundaki en önemli nokta, yerelde istihdamı sağlamak. Aile ekonomisine katkı sunmak. Kültürel mirasın korunması ve geleceğe aktarılması açısından kadınların eğitici olduklarına inanıyoruz. Hane içinde, çevredekilere dolaylı bir eğitim verdiklerini düşünüyoruz" dedi. "Seviye kazarken ilk başta kadınlar ona dokunuyor, fark ediyor" Geçen sene yüzde 90 oranında olduklarını, bu sene yüzde 87 oranında kadın işçi sayıları olduğunu kaydeden Sarıaltun, konuşmasına şöyle devam etti: "Kadınlarla geçen seneden beri çalıştığımızda deneyimlerimiz şu; özelikle daha temiz ve daha düzenli çalışma. Daha detaylı verilere sahip olmamız açısında çok önemliydi. Şöyle tanımlıyorum; evinde, hanesinde pirinçten taşı ayıklayan kadınlar, şu anda topraktan buluntu ve verileri ayıklıyorlar. Çok daha rahatız, müthiş küçük küçük buluntularımız gelmeye başladı. Sadece nicelik olarak bakmıyoruz. Aynı zamanda eğitim açısından da önemli olduğunu gördüğümüzden dolayı her gün olmasa da, sıklıkla ne yaptığımız, neden yaptığımız, niçin yaptığımızı anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü seviye kazarken ilk başta kadınlar ona dokunuyor, fark ediyor. Hocam, ‘duvar geliyor, burada biraz daha buluntular arttı, ya da burada biraz daha çanak artıyor gibi verileri söylemeye başladılar. Bayağı arkeolog olmaya başladılar. Umarım bu vizyonumuz ileri daha önemli aşamalara getirir." "O kadına bir vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum" Sarıaltun, bu işi tanımlayan noktaya değinerek, "25 yıldır bu işi yapıyorum, bu sene ilk defa işçilerim bana şunu söyledi, ‘Bizi niye müzeye götürmüyorsun? Burada bulduğumuz şeyler müzede nasıl sergileniyor, bunu görmek istiyoruz.’ Bunu daha önce hiçbir işçim söylememişti. Bir de arkeolojik açıdan bizim bir bağlamımız var. Onunda altını çizmekte fayda görüyorum. Çayönü’nde şuana kadar ki antropolojik verilerde, en yaşlı birey 64 yaşında bir kadın. Ortalama yaş ömrü 35-38 arasında. O kadına bir vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum. Belki de toplumun önemli bir kadını. Bugüne kadar bulunmuş en yaşlı birey. Bununla beraber bu kazıları başlatan Halet hoca, bir kadın (Halet Çambel). Buraya ilk dokunan bir kadın. Benim hocam, 24 yıl aradan sonra tekrardan Çayönü Tepesi’ndeki kazıları başlatan yine bir kadın. Dolayısıyla Çayönü’nde bir kadın argümanı var. Sadece işçi de değil, bilim heyeti üyelerinde de şu anda yüzde 65-70 bandından kadınlarda. Birlikte daha güçlü olduğumuzu düşünüyorum" diye konuştu. İşçilerden 51 yaşındaki Suna Pala, eskiden tarlaya gittiğini, çapa, pamuk ve fındığa gittiğini söyledi. Şimdi ise tarihi eser kazılarında çalıştığını, işinden de çok memnun olduğunu aktaran Pala, "Tarihi eserleri buluyoruz. Hocamıza gösteriyoruz. O da poşetlere katıp müzeye götürüyor. Çok merak ediyoruz. Ne çıkabilir, nasıldır diyoruz. Bazen kemikler çıkıyor, dişler, küp parçaları, boncuk çıkıyor. Taştan yapılmış balta çıkıyor. 20 kişiden fazla kadın çalışıyor. 4-5 erkek çalışıyor. Tarih, adeta bizim elimizden çıkıyor. İşimizi severek yapıyoruz. Hem para kazanıyoruz" şeklinde konuştu. Keriman Türk ise, Çayönü’ne gelip tarihi kazı yaptıklarını belirterek, "Tarihi bulmaya çalışıyoruz. Boncuk, çömlek parçaları çıkıyor. Bir boncuk buluyoruz, dünyanın en mutlu insanı biz oluyoruz. Gerçekten çok mutlu oluyorum. Ama çocukluğum burada geçti. Buralıyım. 30-40 sene önce ağabeylerim burada çalışıyordu. Yemeklerini getiriyordum" ifadelerinde bulundu. (ZG-RK-Y)
Diyarbakır’da 4 kişinin öldüğü yangınla alakalı bilirkişi ve itfaiye raporunda kusurlar tek tek sıralandı
18 Haziran 2025 Çarşamba - 16:49 Diyarbakır’da 4 kişinin öldüğü yangınla alakalı bilirkişi ve itfaiye raporunda kusurlar tek tek sıralandı Diyarbakır’da, 13 katlı apartmanda çıkan ve aynı aileden 4 kişinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin bilirkişi ve itfaiye raporu hazırlandı. Raporda, binada yangın dedektörü ve alarm sistemi, binanın onaylı projeye uygun şekilde tatbik edilmediği, yangın merdiveninde havalandırma ve basınçlandırma olmadığı görüldüğü gibi kusurlar tek tek tespit edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca merkez Kayapınar ilçesi Fırat Mahallesi 566. Sokak’taki apartmanda 5 Haziran’da çıkan, anne Bircan Çavdar (36) ile çocukları Yunus Emre (12), Elif (10) ve Zeynep’in (4) hayatını kaybettiği yangına ilişkin başlatılan soruşturma sürüyor. Müteahhit, yapı denetim sorumlusu ve yapı denetim elemanının tutuklandığı soruşturma kapsamında aralarında iki elektrik elektronik mühendisi, inşaat mühendisi, makine mühendisi ve elektrik teknisyeninin bulunduğu 5 kişilik bilirkişi heyeti tarafından binada yapılan incelemelerin ardından 28 sayfalık rapor hazırlandı. Soruşturma dosyasına eklenen bilirkişi raporunda, "Binaların Yangından Korunması Yönetmeliği"ne ilişkin bilgiler verilerek, binadaki aykırı uygulamaların altı çizildi. Raporda, binada içme suyu ve yangın için aynı deponun kullanıldığının tespit edildiğine dikkat çekilerek, "Mevcut kullanılan depo E blok altında planlanmıştır. Depo betonarme olarak planlandığı ve içerisi su dolu olduğu için kapasitesi ölçülememiştir. Yangın ve içme suyu için bir pompa ve hidrofor görülmüştür. Söz konusu binada yangın dedektörü ve yangın alarm sistemi görülmemiştir" denildi. Raporun sonuç ve kanaat kısmında, şu ifadeler yer aldı: "Elektrik tesisatındaki muhtemel kısa devre nedeniyle kablolarda oluşan sıcaklığın şaft kanalında (binanın elektrik tesisatlarının geçtiği dikey boşluk) bulunan kolon kablolarının üst üste ve istiflenmiş şekilde birbirine yakın olması nedeniyle diğer kablolara yayılması, bina elektrik tesisatı koruma ve topraklama elemanlarının yetersiz kalması veya olmaması nedeniyle oluşan sıcaklığın şaft kanalı içerisinde bulunan kabloların yanmasına neden olmuştur. Şaft kanalı genel yapısının ve şaft kapaklarının mevzuata aykırı şekilde imal edilmiş olması, şaft kanalı içerisinde normalde olmaması gereken malzemeler nedeniyle yangının yayılarak ve alevli bir şekilde ilerleyip çatıya kadar ulaştığı değerlendirilmiştir. Binanın genel olarak onaylı projeye uygun şekilde tatbik edilmemiş olması, projeye aykırı imalatların yapılmış olması, bu imalatların yangın yönetmeliğine aykırı olması nedeniyle yangının mevzuatta belirtilen hususlara aykırı şekilde imalatlardan kaynaklandığı görüş ve kanaatine varılmıştır." İtfaiyenin "olay raporu" Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığınca hazırlanan olay raporunda ise yangına ilişkin ihbarın 18.11’de yapıldığı, itfaiyenin çıkış saatinin 18.12 olduğu, varış ve müdahalenin ise 18.17 olduğu, yangına 11 araç ve 44 personel ile müdahale edildiği, 50 ton su kullanıldığı kaydedildi. Yangında hem alev hem de duman oluştuğu ifade edilen raporda, "Zemin katından çatı bölümüne kadar bina içerisinde bulunan elektrik şaftı, çatının tamamı ve asansör dairesi yanmıştır. Binanın şaft boşluğunda bulunan elektrik tesisatının yanması sonucu yangının meydana geldiği kanaatine varıldı" denildi. İtfaiyenin "ön raporu" Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığınca hazırlanan ön raporda ise şu tespitler yer aldı: "Binada herhangi bir yangın kompartımanı (Bina içerisinde, üstü ve altı da dahil olmak üzere her yanı en az 60 dakika yangına karşı dayanıklı yapı elemanlarıyla duman ve ısı geçirmez alanlara ayrılmış (hacim) bölüm) bulunmamaktadır. Şaft kapaklarının yangına dayanıklı olmayan PVC malzemeden yapıldığı, kapakların ısı ve duman sızdırdığı, çatının taşıyıcı sisteminin yanmaz malzeme olmadığı ve ahşap olduğu görülmüştür. Çatının kaplama malzemesinin mimari projede kiremit, mevcutta ise trapez sac olduğu görülmüştür. Yangın güvenlik holünün taban alanının 2,5, kaçış yönündeki boyutunun ise 1,34 metrekare olduğu görülmüştür. Yangın güvenlik hollerinin eşyalarla dolu olduğu görülmüştür. Yangın merdiven kapısının ilgili standartlara uygun olmadığı, duman sızdırdığı ve kendinden kapanır olmadığı görülmüştür. Bütün yapılarda aksi belirtilmedikçe en az 2 çıkış tesis edilmesi ve çıkışların korunmuş olması gerekirken bu binada 1 çıkış mevcuttur. Binada 2 merdivenin sokağa müstakil çıkışının olmadığı görülmektedir. Yangın merdiveni kapısının merdivenin 3’te 1’inden fazlasını daralttığı görülmüştür. Servis merdiveninin baş kurtarma mesafesinin 206 santimetre olduğu belirlenmiştir. Yangın merdiveninde basamak yüksekliklerinin düzensiz olduğu ve basamak genişliğinin 250 milimetreden az olduğu görülmüştür. Kaçış merdiveni güvenlik holünde elektrik tesisatı ve şaft kapakları görülmektedir. Yangın merdiveninde havalandırma ve basınçlandırma olmadığı görülmüştür." Yangın merdiveninin bodrum kata inmediğinin belirlendiği vurgulanan raporda, servis merdiveni önünde ise güvenlik holü bulunmadığı, bodrum kattaki kapıların hiçbirinin yangın kapısı olmadığının tespit edildiği ifade edildi. "Binada herhangi bir acil durum uyarı sistemi bulunmamaktadır" Binadaki kaçış yolu kapısının genişliğinin en az 69,7 santimetre, yüksekliğinin ise 195 santimetre olduğunun görüldüğü aktarılan raporda, şu ifadelere yer verildi: "Yapı yüksekliği 30,50 metreden fazla ve 51,50 metreden az olan konutlarda, birbirlerine alternatif, her ikisi de korunumlu ve en az birinde yangın güvenlik holü düzenlenmiş ve basınçlandırma uygulanmış 2 kaçış merdiveni yapılması mecburidir. Binada 2 merdivenin korunumlu olmadığı ve merdivenlerin sokağa müstakil çıkışının bulunmadığı görülmektedir. Binadaki kabloların yangına dayanıklı olmadığı ve aynı zamanda çelik boru içerisinden geçirilmediği belirlendi. Asansörlerin yangın uyarısı aldığında kat ve koridor çağrılarını kabul etmemesi gerektiği ve binadaki asansör sistemlerinin olmadığı görülmektedir. Elektrik şaftında tüm katlarda açıklıkların yangın durdurucu harç, yastık, panel gibi bir malzeme ile kapatılmadığı görülmektedir. Binada herhangi bir acil durum aydınlatılması, yönlendirilmesi, algılama ve uyarı sistemi bulunmamaktadır. Binada yangın dolaplarının faal olmadığı ve yönetmelikte belirtilen standartlara uygun olmadığı, aynı zamanda ’itfaiye su alma’ ve ’su verme ağzı’nın bulunmadığı görülmektedir. Kazan dairesinin kapısının genel kullanılan merdivenlere doğrudan açıldığı görülmektedir." Fırat Mahallesi 566. Sokak’taki 13 katlı apartmanda 5 Haziran’da çıkan yangının ardından hastaneye kaldırılan 17 kişiden anne ve 3 çocuğu hayatını kaybetmiş, 9 kişi gözaltına alınmıştı. Şüphelilerden yapı denetim sorumlusu, müteahhit ve denetim elemanı, çıkarıldıkları sulh ceza hakimliğince "taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak" suçundan tutuklanmış, 5’i adli kontrol hükümleri olmak üzere 6 şüpheli serbest bırakılmıştı. Soruşturma kapsamında 2 kişi hakkında gözaltı, 1 kişi hakkında da yakalama kararı çıkarılmıştı.