Yerel Haberler
Diyarbakır
19 Nisan 2026 Pazar - 13:17 ’’Okullardaki şiddetin çözümü sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ Uzman klinik psikolog Eylül Ünaldı, Kahramanmaraş ve Siverek’teki okullarda yaşanan şiddet olaylarına dikkat çekerek, şiddetin tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç olmadığını, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimi olduğunu söyledi. Ünaldı, hemen her güne yeni bir şiddet ve ölüm haberiyle başlarken, şiddetin daha küçük yaşlara ve okullara kadar sıçramış olmasının herkesi derinden sarstığını kaydetti. Okulun çocukların yalnızca akademik bilgi değil, aynı zamanda güven, aidiyet ve kendini ifade etme becerisi kazandığı bir alan olması gerektiğine işaret eden Ünaldı, ’’Maalesef birçok ihmalin ve eksikliğin bir araya gelmesiyle oluşan bir tablo söz konusu. Bunun en büyük nedenlerinden biri, ailelerin kendi ihtiyaçları ve rahatları doğrultusunda buna göz yummasıdır. Sosyal medya, video platformları ve oyunlar, denetimsiz ve rehbersiz kaldığında çocuğun gerçeklik algısını şekillendiren güçlü araçlara dönüşür. Çocuğun ne izlediğini, neye maruz kaldığını bilmemek, aslında onun iç dünyasından da habersiz olmak anlamına gelir. Bu noktada özellikle bilgisayar oyunları tek başına ‘suçlu’ ilan edilemez, ancak içeriklerinin niteliği ve kullanım biçimi son derece belirleyicidir. Şiddetin ödüllendirildiği ve empati kurma alanı bırakmayan oyunlar, özellikle küçük yaştaki çocuklar için riskli bir zemin oluşturabilir. Uzun süreli ve denetimsiz oyun oynama, çocuğun gerçek dünyayla kurduğu bağı zayıflatabilir, duygularını tanıma ve ifade etme becerisini köreltebilir. Bu nedenle sınır koymak ve çocuğa içeriklerle ilgili rehberlik etmek oldukça önemlidir. Burada sorumluluk açıkça yetişkinlere düşer’’ dedi. Ünaldı, çocukların duygusal gelişiminin de çoğu zaman göz ardı edildiğine değinerek, ‘’Duygu düzenleme becerisi kazandırılmadan büyüyen, kendini ifade etmesine alan açılmayan ve çoğunlukla ceza yaklaşımıyla yetiştirilen çocuklar, yaşadıkları yoğun duygularla baş etmekte zorlanabiliyor. Ayrıca yalnızca fiziksel şiddete değil, şiddetin her türüne maruz kalmak da bu yükü ağırlaştırıyor’’ diye konuştu. Diğer taraftan okullardaki rehberlik ve psikolojik destek sistemleri oldukça yetersiz kaldığını bildiren Ünaldı, şunları kaydetti: ‘’’Bir rehber öğretmene düşen öğrenci sayısının fazlalığı, çocukların yeterince fark edilmemesine neden oluyor. Sistemimizde ağırlıklı olarak akademik düzenlemeler yapılmaya çalışılırken, çocukların gelişiminin en önemli boyutlarından biri olan psikolojik ve sosyal gelişim alanları geri planda kalıyor. Bir çocuğun bile fark edilmesi ve gereken desteği alabilmesi, bazen büyük bir krizin yaşanmasını önleyebilir. Duygularını ifade edemeyen ve anlaşılmadığını hisseden bir çocuk, zamanla bu birikimi sağlıksız yollarla dışa vurabilir. Dizi ve filmlerde şiddetin sıradanlaştırılması, bir güç göstergesi ve kahramanlık olarak sunulması, hem çocukların hem de yetişkinlerin zihninde zamanla normalleşmeye yol açtığı gibi, değer yargıları henüz gelişmemiş olan çocuklar üzerinde düşündüğümüzden daha derin izler bırakabilir. Bir başka kritik ama çoğunlukla gözden kaçan konu ise medyada çıkan haberlerin çocukların yanında izlenmesi ve konuşulmasıdır. Sürekli şiddet haberlerine maruz kalan çocuklar, dünyayı güvensiz ve tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir. Bu durum, çocukların kaygılarını artırabileceği gibi bazı durumlarda şiddeti bir çözüm olarak normalleştirmesine de neden olabilir. Bu noktada ailelere düşen bazı önemli sorumluluklar vardır: Şiddet içerikli haberleri mümkünse çocukların yanında izlememek, İzlemek zorunda kalındığında içeriği çocuğun yaşına uygun şekilde açıklayarak rehberlik etmek, ’Sen şu an güvendesin, biz yanındayız’ duygusunu pekiştirmek, Çocuğun merak ettiği sorularını geçiştirmek yerine açık ve sakin bir şekilde yanıtlamak, Haber sonrası çocuğun duygusunu sorarak onun iç dünyasına alan açmak gerek.’’ ’’Tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil’’ ’’Tüm bunlar göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor’’ diyen Ünaldı, konuşmasına şöyle devam etti: ‘’Şiddet, tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkan bir sonuç değil, çoğu zaman uzun süre görmezden gelinen ihtiyaçların, bastırılan duyguların ve ihmal edilen sorumlulukların birikimidir. Hepsi göz önüne alındığında çözüm, suçlu aramaktan çok sorumluluğu paylaşmaktan geçiyor. Okullarda daha güçlü psikolojik destek sistemleri kurmak, ailelerin çocuklarıyla daha nitelikli zaman geçirmesini ve onlara rehberlik etmesini teşvik etmek, dijital içeriklerin kullanımı ve izlenmesi konusunda daha sınır koyan, takip eden ve rehberlik eden bir yaklaşım benimsemek. En önemlisi de çocukları gerçekten dinlemek. Çünkü bazen bir çocuğun duyulması, anlatılamayan bir hikâyenin şiddete dönüşmesini engelleyebilir.’’
19 Nisan 2026 Pazar - 12:17 Çocukları için hobi olarak yapıyordu, evinin odasını atölyeye çevirip 81 ile satış yapmaya başladı Diyarbakır’da yaşayan çocuk gelişimi mezunu 2 çocuk annesi Asya Yavuz, çocuklarını ekrandan uzaklaştırmak için başladığı etkinlikleri üretime dönüştürdü. Evinin bir odasını atölyeye çeviren Yavuz, ürünlerini 81 ile göndermeye başladı. Diyarbakır’da yaşayan, çocuk gelişimi bölümü mezunu 2 çocuk annesi Asya Yavuz, kendi çocuklarını ekrandan uzaklaştırmak için taş boyama ve vantrolog gibi etkinlikler yapmaya başladı. Evine gelen misafir çocukları da bu etkinliklere dahil eden Yavuz, çevresinden olumlu geri dönüşler aldı. Aldığı bu dönüşlerin ardından evinin bir odasını atölyeye çeviren Yavuz, yurt dışından getirdiği kalıplarla taş tozundan şekilli ürünler üretmeye başladı. Ürettiği ürünleri sosyal medya üzerinden Türkiye’nin 81 iline ulaştıran Yavuz, hem ev ekonomisine katkı sağlıyor hem de çocukların gelişimine destek oluyor. ’’Her çocuğun kalbine dokunmak çok güzel’’ Kendi çocuğuyla evde etkinlik yaparken diğer çocuklara da nasıl faydalı olabilirim düşüncesinden yola çıkarak, çalışmaya başladığını belirten Yavuz, ’’Geçmişte herkesin çok sevdiği alçı boyama etkinliği oluyordu. Bütün çocukların sevdiği. Ben de bunu sosyal medyada görmüştüm. Oradan esinlenerek önce kendi çocuğuma ve daha sonra da diğer çocuklara çok etkili olacağını, seveceklerini düşündüğümden dolayı böyle bir hobiye giriştim. Anneyim, 2 tane çocuğum var. Evde eşimle, çocuğumla ilgilendikten sonra arta kalan zamanımda, genelde akşamları atölyeye dönüştürdüğüm odamda döküm yapıyorum, kurumasını yapıp paketlemesiyle beraber sosyal medyada satış yapıyorum. Ücretli öğretmenlik yapıyordum. Sonra hamilelik sürecinden dolayı ara vermek durumunda kaldım. Ara verdiğimde bu süreçte ne yapabilirim, nasıl faydalı olabilirim, aileye nasıl bir katkı sağlayabilirim maddi anlamda düşünürken, hem çocuklarımı ihmal etmeyecek hem evde eşim, gelenim, gidenim derken böyle bir uğraşla karşılaştım ve çok severek de yapıyorum. Her çocuğun kalbine dokunmak çok güzel’’ dedi. ’’Ailelerden güzel dönüşler aldım’’ Evlerine gelen misafir çocuklarıyla da aynı etkinlikleri yaptığını ve ailelerinden güzel dönüşler aldığını aktaran Yavuz, şunları söyledi: ’’Çocuklarımla beraber evde oynarken bir de gelen misafir çocuklarını ekrandan uzak tutmak için workshop havasında çocuklara evde etkinlik yaptım. Güzel dönüşler aldım ve bunu neden daha fazla çocuğa ulaştırmayayım diye bunu geliştirmek istedim. Diyarbakır’ın adını sanata duyurmak istedim. Şu an Diyarbakır’da kendi evimde kurmuş olduğum bir atölyede üretim yapıyorum ve tüm Türkiye’ye ulaştırmak istiyorum bunu. Siparişlerimi sosyal medya üzerinden aldıktan sonra doğum günü, aile katılımı, workshoplar olacak şekilde konuya bağlı olarak, tercihen kendilerinin seçimi veya benim seçeceğim şekilde paketlemelerimi yapıyorum. Kız ve erkek çocuklarına uyacak şekilde figürlerim var. Boyası, fırçası tamamen hazır. Çocuklar çok keyifle boyuyorlar. Bunlar benim bireysel paketlerim. Bir erkek çocuğu için hazırlanmış olan paketim, bu da kız çocuğu için hazırlanmış paketim. Renkleri kız çocuklarına uygun. Bu şekilde bireysel paketlerim. Bunlar da satış noktaları için yapmış olduğum paketlemelerim. Bütün kırtasiye, oyun evleri, az kılık, poşet şeklinde o şekilde satışlarım mevcut. Bunlar da sadece bir çocuğum var, kendi evimde yapmak istiyorum dediğinizde kız çocukları için hazırladığım, bu da erkek çocuklar için hazırladığım bireysel kutular. Bir de böyle dekoratif ürünlerim var. Boyalı ve ham haliyle bütün kadınların vazgeçilmez olan dekoratif ürünlerini hazırlıyorum.’’ Yapılan boyama etkinliğinin çocuklara çok faydalı olduğunu aktaran Yavuz, şu ifadeleri kullandı: ’’Objemi sadece obje olarak değerlendirmeyin. Çocuk gelişimi üzerinde çok büyük katkısı var. Çocuk öncelikle bunun ismini öğreniyor. Kaplumbağa demeyi ve yeşil renkle aynı zamanda yeşil rengi öğretiyorsunuz çocuğa. Boyadıktan sonra çocuk birebir bunu eline alıp somut bir örnekle bitirdikten sonra ’ben yaptım’ düşüncesiyle özgüvenini geliştirmiş oluyoruz. Fırça tutmasıyla motor gelişimini desteklemiş oluyoruz. Çocuğun sadece bir obje olarak buna bakmamamız lazım. Birçok çocuğun gelişim alanını destekliyoruz aslında. Türkiye’nin 81 iline satış yaptım. Bundan sonraki hedefim de çocuk adının geçtiği her etkinlikte bulunmak istiyorum."
Çekimleri Diyarbakır’da yapılan ‘Fırtına Kız’ sinema filminin galası gerçekleşti
01 Şubat 2026 Pazar - 12:16 Çekimleri Diyarbakır’da yapılan ‘Fırtına Kız’ sinema filminin galası gerçekleşti Spor ve kadın mücadelesi temasıyla çekimleri Diyarbakır’da yapılan "Fırtına Kız" sinema filminin galası yapıldı. Ceylan Karavil Park AVM’nin kültür ve sanatı destekleyen çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda çekimleri Diyarbakır’da yapılan "Fırtına Kız" sinema filminin galası gerçekleşti. Vali Murat Zorluoğlu yaptığı konuşmada, sanatın, kültürel etkinliklerin şehirlerin tanıtımına çok büyük katkı sağladığını söyledi. Diyarbakır’da sinema filmi ve diziler anlamında şehrin tanıtımına katkı yapacak çekimlerin yapılmasını hep arzu ettiklerini belirten Vali Zorluoğlu, "Bu manada yolumuz Bilal Bey’le kesişti. Hikayesi Diyarbakır’da geçen, kahramanları Diyarbakırlı olan bir film çekimi gerçekleşti. Bugün de galası. Fırtına Kız, Türkiye’de sanırım 170 sinemada vizyona girdi. Özel, halkımızın beğeneceği bir hikaye. İyi bir film olduğuna inanıyoruz, seyredeceğiz" dedi. Vali Zorluoğlu, filmin beğeni kazanacak bir temada olduğunu söyleyerek, ’’Özellikle genç kızların fırsat eşitliği mesajını verecek, çalışarak, gayret ederek engelleri aşmaya çalışan kızlarımızın neticede başarıya ulaşacağı bir anlamda bize anlatan bir film. Emeği geçen başta Bilal Bey olmak üzere yönetmenimize, senaristimize, oyuncularımıza teşekkür ediyoruz. Diyarbakır’da bundan sonrada daha soluklu hem filmler hem diziler çekilmesini arzu ediyoruz. Diyarbakır çok kadim bir şehir. 12 bin 500 sene öncesine giden bir tarihi var. Bugün özelikle Suriçi’nde başınızı nereye çevirirseniz gözünüz tarihi bir yapıya denk geliyor. Bu tarihi mekanların, doğa güzellikleriyle halkımız tarafından Türkiye’de ve uluslararası alanda daha iyi anlatılması için en iyi araçlardan bir tanesi sinema filmleri ve diziler" diye konuştu. Filmin başrol oyunculardan Cihangir Ceyhan ise senaryoyu ilk okuduğunda işin yüzde yüz Diyarbakır olduğunu anladığını dile getirerek, "İnsanıyla, şivesiyle, atmosferiyle Diyarbakır olacağı için beni heyecanlandırdı. Bu heyecanın içinde Diyarbakır halkıyla beraber olmak, aynı zamanda valimizin de dediği gibi kız çocuklarıyla fırsat eşitliğiyle alakalı bir temayı barındıran bu işte bir babayı oynamak. Hatalarıyla yüz yüze gelip bunu çocuklarının kendi istedikleri ideallerine yarenlik eden bir babayı oynadım. Diyarbakır’da çekim sürecinde şunu gördüm. Diyarbakır insanının da atmosferinin de sinema ve diziler için çok uygun. İnsanlarının da hevesli ve yetenekli olduğunu gördük. Film zamanında tanışıp hala bizimle olan arkadaşlarımız var. Bizimle oynadılar, halkım içinden insanlar. Filmimizin içinde yöresel mekanları da görecekler" şeklinde konuştu. Ceylan Karavil AVM yatırımcılarından Abdulhalim Karavil de "Diyarbakır’ın tanımını anlamında önemli bir katkı sunacağına inanıyoruz. Ana sponsor olduk. Bu gibi tanıtımlarda üstümüze düşen ne varsa katkılarımızı sunacağız. Bu bir ahde vefadır. Biz de üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. Galaya, Vali Murat Zorluoğlu, başrol oyunlarından Cihangir Ceyhan, yapımcı Bilal Kalyoncu, yönetmen Hasan Doğan, oyuncular ve çok sayıda davetli katıldı.
Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı
01 Şubat 2026 Pazar - 11:22 Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı Diyarbakır’da 1932 yılında Dağkapı ve Mardin Kapı çevresinde yıkılan surların bir kısmı, içerik üreticisi Adem Ulusoy tarafından yapay zeka destekli çalışma ile yeniden canlandırıldı. Diyarbakır surlarının bir bölümü 1932 yılında, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından başkent Ankara’dan gelen talimat doğrultusunda yıkıldı. Şehrin hava alması ve büyümesi gerekçesiyle gerçekleştirilen yıkım kapsamında özellikle Dağkapı ve Mardin Kapı çevresindeki surların bir kısmı ortadan kaldırıldı. Dönemin önde gelen isimleri yıkımı durdurmak için girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Fransız arkeolog Albert Gabriel, Ankara’ya gönderdiği telgrafla surların yıkılmasının bilimsel açıdan doğru olmadığını ve şehrin hava aldığını ifade etti. Telgrafın ardından yıkım süreci geç de olsa durduruldu. Yıllar sonra yıkılan sur bölümlerinin günümüzde nasıl görüneceği merak konusu oldu. İçerik üreticisi Adem Ulusoy, eski fotoğraflardan ilham alarak yapay zeka yardımıyla "Günümüzde yıkılmamış olsaydı Diyarbakır surları nasıl olurdu" adlı bir çalışma hazırladı. Çalışmada, 1932 yılında yıkılan bölümlerin bugüne ulaşmış hali canlandırıldı. Ulusoy, Diyarbakır surlarının 1932 yılında özellikle Dağkapı başta olmak üzere burçlar arasındaki bazı bölümlerin yıkıma uğradığını söyledi. Ulusoy, "Yıkımın sebebi ise o dönemin erken Cumhuriyet dönemine ait bir şehirleşme refleksiydi. Şehirlerle büyümek, genişlemek ve modernleşmek isteniyordu. Diyarbakır’la ilgili Ankara’da alınan kararlarda da şehri daha modern hale getirmek amacıyla mevcut surların kısmen yıkılarak şehrin büyütülmesi hedeflenmişti. Bu yıkımın gerekçelerinden biri de Diyarbakır merkezinin yeterince hava almadığı iddiasıydı. Bu durum bahane edilerek, şehrin daha rahat nefes alması ve bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesi amacıyla kısmi bir yıkım gerçekleştirildi. Bu karar, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından 1932 yılında uygulamaya konuldu ve özellikle görmüş olduğunuz Dağkapı surlarında dinamit yöntemiyle patlatmalar yapılarak yıkım başladı. Ancak şehirde bu görüşe katılmayan birçok bilim insanı ve kanaat önderi vardı. Bunlardan en dikkat çeken isim, o dönem Diyarbakır’da yaşayan Fransız arkeolog Albert Gabriel’di. Albert Gabriel, Diyarbakır surlarının yıkımına karşı çıkmış, surların şehrin hava almasına engel olmadığını bilimsel çalışmalarla ortaya koymuş ve Ankara’ya telgraflar çekerek durumu anlatmıştı. Daha sonra Ankara’da yapılan görüşmeler sonucunda surların yıkımı durduruldu. Ancak yıkım durdurulana kadar Dağkapı ve Mardin Kapı tarafları bu süreçten ister istemez etkilenmişti. Surlar yıkılırken ortaya çıkan molozların nereye taşınacağı da ayrı bir sorun olmuştu. Dağkapı’da yıkılan molozlar bir süre şehir içinde kaldı. Çünkü o dönemin teknik imkânlarıyla bu molozların nasıl şehir dışına taşınacağı tam olarak bilinmiyordu. Yıkım tamamen sonlandırıldıktan sonra Diyarbakır surları, en son görmüş olduğunuz bu görünüme kavuştu" dedi. Ulusoy, yapay zeka kullanarak, "Eğer Dağkapı ve Mardin Kapı’daki surlar yıkılmasaydı bugün nasıl görünürdü" sorusuna cevap veren bir çalışma yapmak istediğini aktardı. Ulusoy, "Bu çalışmayla birlikte tarihin önemini ve yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duran bu surların geçmişini anlatmaya çalıştım" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı
01 Şubat 2026 Pazar - 11:18 Diyarbakır surlarının 1932’de yıkılan bölümleri yapay zekayla yeniden canlandırıldı Diyarbakır’da 1932 yılında Dağkapı ve Mardin Kapı çevresinde yıkılan surların bir kısmı, içerik üreticisi Adem Ulusoy tarafından yapay zeka destekli çalışma ile yeniden canlandırıldı. Diyarbakır surlarının bir bölümü 1932 yılında, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından başkent Ankara’dan gelen talimat doğrultusunda yıkıldı. Şehrin hava alması ve büyümesi gerekçesiyle gerçekleştirilen yıkım kapsamında özellikle Dağkapı ve Mardin Kapı çevresindeki surların bir kısmı ortadan kaldırıldı. Dönemin önde gelen isimleri yıkımı durdurmak için girişimlerde bulunsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Fransız arkeolog Albert Gabriel, Ankara’ya gönderdiği telgrafla surların yıkılmasının bilimsel açıdan doğru olmadığını ve şehrin hava aldığını ifade etti. Telgrafın ardından yıkım süreci geç de olsa durduruldu. Yıllar sonra yıkılan sur bölümlerinin günümüzde nasıl görüneceği merak konusu oldu. İçerik üreticisi Adem Ulusoy, eski fotoğraflardan ilham alarak yapay zeka yardımıyla "Günümüzde yıkılmamış olsaydı Diyarbakır Surları nasıl olurdu" adlı bir çalışma hazırladı. Çalışmada, 1932 yılında yıkılan bölümlerin bugüne ulaşmış hali canlandırıldı. Ulusoy, Diyarbakır surlarının 1932 yılında özellikle Dağkapı başta olmak üzere burçlar arasındaki bazı bölümlerin yıkıma uğradığını söyledi. Ulusoy, "Yıkımın sebebi ise o dönemin erken Cumhuriyet dönemine ait bir şehirleşme refleksiydi. Şehirler büyümek, genişlemek ve modernleşmek isteniyordu. Diyarbakır’la ilgili Ankara’da alınan kararlarda da şehri daha modern hale getirmek amacıyla mevcut surların kısmen yıkılarak şehrin büyütülmesi hedeflenmişti. Bu yıkımın gerekçelerinden biri de Diyarbakır merkezinin yeterince hava almadığı iddiasıydı. Bu durum bahane edilerek, şehrin daha rahat nefes alması ve bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesi amacıyla kısmi bir yıkım gerçekleştirildi. Bu karar, dönemin valisi Hasan Faiz Ergun tarafından 1932 yılında uygulamaya konuldu ve özellikle görmüş olduğunuz Dağkapı surlarında dinamit yöntemiyle patlatmalar yapılarak yıkım başladı. Ancak şehirde bu görüşe katılmayan birçok bilim insanı ve kanaat önderi vardı. Bunlardan en dikkat çeken isim, o dönem Diyarbakır’da yaşayan Fransız arkeolog Albert Gabriel’di. Albert Gabriel, Diyarbakır surlarının yıkımına karşı çıkmış, surların şehrin hava almasına engel olmadığını bilimsel çalışmalarla ortaya koymuş ve Ankara’ya telgraflar çekerek durumu anlatmıştı. Daha sonra Ankara’da yapılan görüşmeler sonucunda surların yıkımı durduruldu. Ancak yıkım durdurulana kadar Dağkapı ve Mardin Kapı tarafları bu süreçten ister istemez etkilenmişti. Surlar yıkılırken ortaya çıkan molozların nereye taşınacağı da ayrı bir sorun olmuştu. Dağkapı’da yıkılan molozlar bir süre şehir içinde kaldı. Çünkü o dönemin teknik imkânlarıyla bu molozların nasıl şehir dışına taşınacağı tam olarak bilinmiyordu. Yıkım tamamen sonlandırıldıktan sonra Diyarbakır surları, en son görmüş olduğunuz bu görünüme kavuştu" dedi. Ulusoy, yapay zeka kullanarak, ’’Eğer Dağkapı ve Mardin Kapıdaki surlar yıkılmasaydı bugün nasıl görünürdü’’ sorusuna cevap veren bir çalışma yapmak istediğini aktardı. Ulusoy, "Bu çalışmayla birlikte tarihin önemini ve yaklaşık 2000 yıldır ayakta duran bu surların geçmişini anlatmaya çalıştım" ifadelerini kullandı.
Piknik yapan ailenin ihbarıyla aydınlığa kavuşan cinayete ilişkin iddianame hazırlandı: 2 sanığa ağırlaştırılmış müebbet istemi
31 Ocak 2026 Cumartesi - 16:29 Piknik yapan ailenin ihbarıyla aydınlığa kavuşan cinayete ilişkin iddianame hazırlandı: 2 sanığa ağırlaştırılmış müebbet istemi Diyarbakır’ın Çermik ilçesi kırsal Petekkaya Mahallesi’nde 9 Ağustos 2015’te bölgede piknik yapan ailenin aldığı koku ve yaptığı ihbar üzerine aydınlığa kavuşan cinayete ilişkin hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Mehmet Biroğlu ve kadının eşi tutuksuz sanık H.B. hakkında ağırlaştırılmış müebbet ile 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. Ergani Cumhuriyet Başsavcılığınca tutuklu sanık Mehmet Biroğlu (43) ve Gülizar Bingöl’ün eşi tutuksuz sanık H.B. (44) hakkında hazırlanan iddianame, Ergani Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. İddianamede, H.B’nin, 1 Ağustos 2015’te Kayapınar İlçe Emniyet Müdürlüğü Huzur Polis Merkezi Amirliğine resmi nikahlı eşi Gülizar Bingöl’ün (27) kayıp olduğu ve kendisinden haber alamadıklarına ilişkin müracaatta bulunduğu kaydedildi. H.B’nin işçi olarak çalışarak ailesinin geçimini sağladığı belirtilen iddianamede, Gülizar Bingöl’ün evli olduğu dönemde eşinin akrabası olan sanık Mehmet Biroğlu ile sürekli görüştüğü yer aldı. Gülizar Bingöl’ün kullandığı cep telefonundan Mehmet Biroğlu ile yoğun telefon görüşmesinin olduğunun tespit edildiği kaydedilen iddianamede, şu ifadeler yer aldı: "Alınan ifadeler ve HTS dokümanları birlikte değerlendirildiğinde, Gülizar Bingöl’ün, H.B. ile evli olduğu dönemde eşinin akrabası olan Mehmet Biroğlu ile gönül ilişkisi yaşadığı tespit edilmiştir. Gülizar Bingöl kalp hastası. Rutin tıbbi tedavi, kontrol ve tetkikler için Mehmet Biroğlu aracıyla, Gülizar Bingöl’ü kentteki hastanelere götürüyor, ardından ikamet ettikleri köye getiriyordu. Gülizar Bingöl kaybolmadan önce teyzesi ve çocuklarını hastane bahçesinde bırakarak hastaneye kayıt fişi almak için tek başına içeri girdiği, kayıt yapmadan hastane dışına çıkarak muhtemelen dolmuşla Ergani ilçesine geldiği belirlenmiştir. Gülizar Bingöl, kaybolmadan önce kendisine ait cep telefonunu kardeşine verdiği, başka birinin cep telefonuyla Mehmet Biroğlu’nu arayıp buluştuğu tespit edilmiştir. 29 Temmuz 2015’te Gülizar Bingöl, Mehmet Biroğlu ile buluştuktan sonra sırra kadem basarak kayboldu. Kalp hastası Gülizar Bingöl’ün kaybolmadan önce sürekli hastaneye giriş-çıkış kaydı olmasına rağmen günümüze kadar herhangi bir sağlık kuruluşunda, resmi kurumlarda kaydı tespit edilemedi. Gülizar Bingöl’ün kaybolduğu tarihten sonra yaşayıp yaşamadığının tespiti amacıyla tüm resmi kurumlara müzekkere yazıldı. Gelen cevabi yazılara göre, Gülizar Bingöl’ün öldürüldüğü değerlendirilerek şüpheliler hakkında atılı suçlar yönünden soruşturma yürütüldü." İddianamede, Mehmet Biroğlu’na aleyhine tanık beyanları, Gülizar Bingöl ile yoğun HTS trafiği, kaybolduğu tarihte buluştuklarına dair somut deliller, kendisine ısrarla hatırlatılarak, kadının akıbeti hakkında sorulara, soğukkanlı bir şekilde pişmanlık göstermeksizin somut delillere rağmen hayatın olağan akışına aykırı inkar mahiyetinde savunmalarda bulunduğuna yer verildi. İl Jandarma Komutanlığına müzekkere yazılarak, faili meçhul kadın cinayeti olan Gülizar Bingöl’ün akıbetinin araştırılmasının istenildiği bildirilen iddianamede, Çermik Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresinde bulunan Petekkaya Mahallesi’ndeki kırsal dağlık alanda 2 kaya kovuğu arasında faili meçhul kimliği belirsiz bir kadın cinayeti vakasının tespit edildiği belirtildi. İddianamede, "Çermik Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturma kapsamında kimliği belirsiz kadına ait kafatası kemiği ile Gülizar B’nin annesi ve çocuklarından biyolojik numuneleri alınarak kimlik tespiti için Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığına gönderildi ve hazırlanan raporda, cesedin Gülizar Bingöl’e ait olduğu kesin ve net bir şekilde tespit edildi. Cesedin bulunduğu olay yerinde 2 sigara izmariti ve kanlı balta ele geçirildi. Sigara izmaritleri üzerindeki numunelerden elde edilen DNA profili ile Mehmet Biroğlu’ndan alınan DNA profilleri uyumlu olduğu tespit edildi" ifadelerine yer verildi. İddianamede, yer alan otopsi raporunda şu tespitlere ve değerlendirmeler yer aldı: "Kesici ezici alet yaralanmalarına bağlı kemik kırıkları ve büyük damar yaralanması bulunan Gülizar Bingöl’ün ölümü boyuna bağ tatbikine bağlı mekanik asfiksi (Solunum hareketlerinin kısıtlanması) sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir. Cesedin yakılmış vaziyette, boyun kısmında çok sıkı bir şekilde iki tur atılarak boyun sol yanında düğümlenmiş, kenarları küçük beyaz boncuklu tülbent görülmüştür. Gülizar B’nin bölge kadınlarının günlük yaşamlarında başörtüsü olarak bu ve benzeri küçük boncuklu tülbent kullandıklarının anlaşıldığı, Mehmet Biroğlu’nun plan yaparak maktulü Petekkaya kırsalında bulunan iki kaya arasındaki ’kovuk’ diye tabir edilen yere götürdüğü, otopsi raporundan da anlaşılacağı üzere baş bölgesine günlük kullanım için taktığı küçük beyaz boncuklu tülbent ile boğarak öldürdüğü anlaşılmıştır. Cesedi yok etmek amacıyla olay mahallinde bulunan kanlı balta ile yok etmeye çalıştığı, daha sonra cesedi yakmak suretiyle yok etmeye yönelik eylemlerine devam ettiği, olayın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen herhangi bir pişmanlık, nedamet bulgusu göstermeksizin tasarlamak suretiyle canavarca hisle Gülizar Bingöl’ü öldürdüğü tespit edilmiştir." İddianamede, daraltılmış baz çalışmasına ilişkin 3 yeminli bilirkişi tarafından hazırlanan raporda, Ergani ilçe merkezi, Çermik ilçesi girişi ve çıkışı ile Gülizar Bingöl’ün cesedinin bulunduğu Petekkaya Mahallesi’ndeki mağara içinde ve çevresinde ana baz, yan baz ve ara bazların tespit edildiği kaydedildi. Raporda, şu tespitler yer aldı: "Cep telefonunun verdiği baz sinyaline göre şüpheli Mehmet Biroğlu’nun 13 Temmuz 2015’te İzmir’den Diyarbakır’a geldiği belirlendi. Ailesinin Gülizar Bingöl için kayıp ihbarında bulunduğu 29 Temmuz 2015’te 09.46 ve 10.07 sıralarında Biroğlu’nun Elazığ’ın Maden ilçesinden aşağıya doğru olan bölge civarında telefonunun baz verdiği, bu görüşmeden sonra telefonun kapandığı ya da kapatıldığı belirlendi. Telefon, 31 Temmuz 2015’te 09.43 sıralarında İzmir’de açıldı ve yaklaşık 3 gün boyunca kapalı kaldı. Bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Şüphelinin telefonu, 12 Ocak 2016’da saat 21.56, 14 Ocak 2016’da 22.40, 15 Ocak 2016’da 18.15, 16 Ocak 2016’da 17.15 ve 17.26, 17 Ocak 2016’da 21.21, 18 Ocak 2016’da 18.15, 20 Ocak 2016’da ise 20.30 sıralarında maktul Gülizar B’nin cesedinin bulunduğu bölge ve civarında baz verdiği değerlendirilmektedir." İddianamenin sonuç kısmında şu ifadelerde bulunuldu: "Şüpheli Mehmet Biroğlu’nun, gönül ilişkisi yaşadığı akrabası şüpheli H.B’nin eşi olan Gülizar Bingöl’ü tasarlamak suretiyle öldürdüğü, ölümün gerçekleşme zamanı şüpheli H.B’nin çalışmaya gitmesi arasında tesadüf bir durum olmadığı, eylem ile şüpheli H.B’nin il merkezinden ayrılmasında bir planlama eyleminin bulunduğunu değerlendirilmiştir. H.B’nin dinleme kararına ilişkin tape kayıtlarında durumun tehlikeli olduğunu ve ’ben doğrusunu söylemeyeyim’ söylemleriyle şüpheli konuşmalarda bulunduğu, H.B. ile Mehmet Biroğlu arasında olayın gerçekleşmesinden önce ve sonra ’hiç konuşmadık şeklinde’ inkara rağmen yoğun telefon görüşmelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Müştekiler, maktulün ölümünden önce kaybolmasına ilişkin H.B. ve Mehmet Biroğlu hakkında şikayette bulunmuşlardır. Gönül ilişkisini önceden biliyor oldukları ve buna karşı herhangi bir önlem almadıkları dikkate alınarak şüphelilerin iştirak halinde fikir ve eylem birliği ile tasarlamak, cesedi balta ile parçalamak ve yakmak suretiyle canavarca hisle hareket ederek üzerlerine atılı suçları işledikleri anlaşılmıştır. Ayrıca H.B’nin, ölümünden önce ısrarlı ve devam eden şekilde eşi Gülizar Bingöle’e kötü davrandığı için yapılan şikayetler üzerine ’kötü muamele’ suçunu işlediğini belirlenmiştir." İstenilen ceza İddianamede, tutuklu sanık Mehmet Biroğlu ve kadının eşi tutuksuz sanık H.B. hakkında, "tasarlayarak canavarca hisle kadına karşı kasten öldürme" ve "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ile 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Ayrıca H.B. hakkında "kötü muamele" suçundan da 2 aydan 1 yıla kadar hapis isteniyor. Dicle ilçesinde 29 Temmuz 2015’te ayrıldığı evine dönmeyen evli ve 3 çocuk annesi Gülizar B’nin yakınları kayıp başvurusunda bulunmuş, Çermik ilçesi kırsal Petekkaya Mahallesi’nde 9 Ağustos 2015’te bölgede piknik yapan bir aile, fark ettiği koku üzerine durumu jandarma ekiplerine bildirmişti. Olay yerine sevk edilen İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, mağarada yakılmış cesetle karşılaşmış, otopside cesedin kime ait olduğu tespit edilemediği için cenaze Diyarbakır’da Yeniköy Mezarlığı’ndaki kimsesizler bölümüne defnedilmişti. O süreçte faili tespit edilemeyen cinayetin aydınlatılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma derinleştirilmiş, Başsavcılığın talimatıyla İl Jandarma Komutanlığı Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT) ve Kriminal Şube Müdürlüğü ile Çermik İlçe Jandarma Komutanlığınca cinayetin aydınlatılması amacıyla özel ekip oluşturulmuştu. İl Jandarma Komutanlığı ve JASAT tarafından yürütülen çalışmalarda, cesedin 2015’te Diyarbakır Kayapınar Huzur Polis Merkezi Amirliğine kayıp başvurusu yapılan Gülizar B’ye ait olabileceği ihtimali değerlendirilerek Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla kayıp ve cesetle ilgili iki dosyanın birleştirilmesine karar verilmişti. Soruşturma kapsamında, Gülizar Bingöl ile daha önce HTS kayıtlarında sık sık telefon görüşmesi yaptığı belirlenen Mehmet Biroğlu gözaltına alınarak 20 Mayıs’ta tutuklanmış, cesedin kimliği 10 yıl sonra tekrar yapılan DNA incelemesi ve yeniden yüzlendirme çalışmasıyla belirlenmişti. DNA incelemesi, HTS ve daraltılmış baz çalışmaları sonucu elde edilen deliller doğrultusunda Diyarbakır T Tipi Kapalı Cezaevinden tekrar Diyarbakır Adliyesine sevk edilen Biroğlu’nun yeniden ifadesi alınarak, tutukluluğunun devamına karar verilmişti. Sanık Biroğlu’nun, yaklaşık 4,5 ay sonra olay yerine 7 kez gittiği daraltılmış baz çalışmasıyla tespit edilmişti. Jandarma ekiplerince, 10 yıl sonra aileye Gülizar B’nin mezarının Yeniköy Mezarlığı’nda olduğu bilgisi verilmiş, bunun üzerine öldürülen kadının eşi H.B. ve iki kayınbiraderi mezarı ziyaret etmiş, çalışmalarından dolayı jandarma ekiplerine teşekkürlerini iletmişti.
Elektrik şirketi ekipleri, kar yağışının 1 metreyi aştığı bölgede çalışmalarını sürdürüyor
31 Ocak 2026 Cumartesi - 09:29 Elektrik şirketi ekipleri, kar yağışının 1 metreyi aştığı bölgede çalışmalarını sürdürüyor Dicle Elektrik, son yılların en ağır kış şartlarının yaşandığı Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde olumsuz durumlara anında müdahale ediyor. Kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji arzı hedefiyle hizmet veren Dicle Elektrik, kış şartlarının ağırlaştığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sahadaki çalışmalarını ara vermeden sürdürüyor. Son olarak, Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve ardından gelen dondurucu soğukların dağıtım hatlarında yol açtığı olumsuzluklar giderildi. İlçede bulunan 5 bin abonenin neredeyse tamamına enerji verilirken, kar yağışının yoğun olduğu dağlık bölgelerde kalan az sayıdaki abonelere ise kesintisiz enerji verilmesi için ekipler, kar yağışının 1 metreyi aştığı bölgelerde zorlu hava ve saha şartlarına rağmen çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. "Ek personellerimizi ilçeye yönlendirdik" Dicle Elektrik Diyarbakır İl Müdürü Uğur Yaka, geçtiğimiz günlerde Çüngüş ilçesinde afet niteliğinde bir kar yağışı yaşandığını söyledi. Ayrıca hala bölgede kar yağışının aralıklı olarak devam ettiğini belirten Yaka, "Buna karşın hızlı bir şekilde mevcut sahadaki ekiplerimize ek olarak 50 personelimizi daha ilçeye yönlendirdik. Hava şartlarından kaynaklanan olumsuzluklara anında müdahale ederek insanüstü çabayla ilçe merkezi ve kırsaldaki yerleşim birimlerinin neredeyse tamamına yeniden enerji vermeyi başardık. Bunu yaparken mevsim şartlarından etkilenen direklerimizi hemen yenileriyle değiştirdik. Dağıtım trafolarını besleyen hatlara gerekli müdahaleleri yaptık. Bu başarılı operasyonun arkasında, zaman zaman bir metreyi aşan kar şartlarında dahi insanüstü bir özveriyle görev yapan saha personelimizin emeği bulunuyor" dedi. Öte yandan, Dicle Elektrik yetkilileri, afet niteliğinde yağan karın, özellikle Çüngüş kırsalında yer alan dağlık bölgelerde, 12 mahalle ve 17 mezranı elektrik altyapısını olumsuz bir şekilde etkilediğini belirtti. Söz konusu bölgelerde ekipler çetin kış şartlarıyla mücadele ederken, ilgili aboneleri elektriksiz bırakmamak için de jeneratör desteği çalışmaları yürütülüyor.