Yerel Haberler
Düzce
3 bin 500 vatandaşı doğru meslekle buluşturdular
26 Nisan 2026 Pazar - 09:52 3 bin 500 vatandaşı doğru meslekle buluşturdular Düzce’de 6 yıl önce kurulan ve "doğru işe doğru insan" parolasıyla hareket eden İş Kulübü, faaliyet gösterdiği günden bu yana 3 bin 500 vatandaşı iş hayatına kazandırdı. Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü’nün girişimleriyle 27 Aralık 2019’da kurulan Düzce Belediyesi İş Kulübü, iş arayanlar ile işverenler arasında köprü vazifesi görmeye devam ediyor. Düzce Belediyesi İştirak Şirketi BelKA İnsan Kaynakları A.Ş, Düzce Valiliği, İŞKUR ve Düzce Ticaret ve Sanayi Odası ortaklığında faaliyetlerini sürdüren kulüp, kısa sürede binlerce kişinin istihdam edilmesine aracılık etti. İş Kulübü Sorumlusu Dilale Seyyar, "İşin Özü İnsan" sloganıyla yola çıktıklarını belirterek, özellikle kadınlar, gençler, engelliler ve uzun süredir işsiz olan vatandaşlara rehberlik ederek onların aktif iş gücüne katılmalarına imkan sağladıklarını kaydetti. "13 bin vatandaşımızla yüz yüze görüştük" Sosyal sorumluluk bilinciyle ve "doğru işe doğru insan" mottosuyla hareket eden bu girişimin, iş arayanların yanı sıra nitelikli iş gücü arayan işverenlere de büyük avantajlar sunduğunu vurgulayan Seyyar, yürütülen çalışmalara ilişkin şu bilgileri paylaştı: "İş ve meslek danışmanlarımız bugüne kadar yaklaşık 13 bin vatandaşımızla yüz yüze görüşme gerçekleştirdi. 9 bin 500’e yakın vatandaşımız işe yönlendirildi, 3 bin 500 vatandaşımız da işe yerleştirildi. Düzce Belediyesi İş Kulübü olarak iş arayan her bir vatandaşımız bizim için çok değerli. Onları önemsiyoruz ve Belediye Başkanımız Faruk Özlü’nün liderliğinde şehrimizin istihdam gücünü artırmak için faaliyetlerimize hız kesmeden devam ediyoruz." Seyyar, iş arama sürecindeki vatandaşların kurumsal e-posta, iletişim numaraları veya doğrudan ofis ziyareti yoluyla kendilerine ulaşabileceğini, iş ve meslek uzmanlarından randevu talep ederek kayıtlarını kolayca oluşturabileceklerini sözlerine ekledi.
Çocuklarda süreklilik gösteren davranışlar dikkate alınmalı
25 Nisan 2026 Cumartesi - 17:33 Çocuklarda süreklilik gösteren davranışlar dikkate alınmalı Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet eğilimine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Çocuklarda şiddet eğilimini, başkalarına fiziksel, sözel ya da psikolojik zarar verme davranışlarına yatkınlık olarak tanımlayan Meltem Küçükdağ, "Bu durum tekil bir öfke patlamasından ziyade süreklilik gösteren ve çocuğun problem çözme aracı olarak agresyonu kullanmasıyla karakterizedir. Burada önemli olan sadece davranışın varlığı değil; sıklığı, yoğunluğu ve çocuğun bunu bir çözüm yolu olarak benimseyip benimsemediğidir" dedi. Çocuğu şiddete yönelten en temel nedenler Şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Küçükdağ, "Biyolojik yatkınlıklar, psikolojik süreçler ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Aile içi şiddet veya ihmal, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, genetik yatkınlık, düşük dürtü kontrolü, sosyal öğrenme yoluyla model alma ve akran etkisi en sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Çocuklar özellikle davranışı gözlemleyerek öğrenir. Eğer bir çocuk sorunların bağırarak, vurarak ya da baskı kurarak çözüldüğü bir ortamda büyüyorsa, bunu doğal bir iletişim biçimi olarak içselleştirebilir" ifadelerini kullandı. Çocuklarda erken dönemde bazı önemli sinyallerin gözlemlenebildiğini dile getiren Küçükdağ, sık öfke patlamaları, kurallara karşı yoğun direnç, empati eksikliği, hayvanlara ya da akranlara zarar verme davranışları ve sürekli tartışma eğiliminin başlıca belirtiler arasında yer aldığını vurguladı. Bu davranışların süreklilik göstermesi ve farklı ortamlarda da ortaya çıkmasının kritik olduğuna dikkat çeken Dr. Küçükdağ, erken fark edilen durumların uygun müdahale ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti. "Dijital içerikler tek başına belirleyici değil" Dijital oyunlar ve sosyal medyanın çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı olmadığını ifade eden Küçükdağ, "Aynı zamanda öğrenme, model alma ve kimlik geliştirme ortamlarıdır. Dijital içerikler tek başına bir çocuğu şiddet eğilimli hale getirmez; ancak uygun zemin varsa bu eğilimi artırabilir, pekiştirebilir ve zamanla normalleştirebilir. Özellikle aksiyon ve rekabet temelli oyunlarda şiddetin bir ‘başarma aracı’ olarak sunulması, çocukta bu yönde bir algı oluşturabilir. Sosyal medyada kavga videoları, linç kültürü ve aşağılayıcı içeriklerin görünürlüğü de şiddetin sıradanlaşmasına yol açabilir" dedi. "Sorun, içeriğin denetimsiz tüketilmesi" Tekrarlayan maruziyetin duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Dr. Meltem Küçükdağ, "Çocuk zamanla başkasının acısına daha az tepki verir ve empati becerileri zayıflayabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödül sistemi, sabır becerisini azaltır ve dürtü kontrolünü zorlaştırır. Bu da gerçek hayatta öfke ve agresyonun daha hızlı ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya, aynı zamanda bir statü alanıdır. Bazı çocuklar dikkat çekmek veya güçlü görünmek için daha agresif davranışlar sergileyebilir. Burada en kritik nokta, sorunun içerikten çok içeriğin denetimsiz ve yalnız tüketilmesi olmasıdır" diye konuştu. Ailelere öneriler Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Küçükdağ, içeriklerin tamamen yasaklanması yerine birlikte izlenmesini ve değerlendirilmesini önerdi. Küçükdağ, "Çocuğa alternatif davranışları düşündüren sorular yöneltmek, ekran süresini net ve tutarlı sınırlarla belirlemek ve ekran dışı sosyal, sportif ve sanatsal alanları desteklemek önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek hayatta deneme eğilimindedir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değil, içeriğin nasıl işlendiğidir" dedi. Akran zorbalığıyla çift yönlü ilişki Akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğunu belirten Küçükdağ, "Zorbalığa maruz kalan çocuklar yoğun öfke ve çaresizlik yaşayabilir. Bu duygular sağlıklı şekilde ifade edilemediğinde çocuk ya içe kapanır ya da agresifleşir. Öte yandan empati becerileri gelişmemiş ve dürtü kontrolü zayıf çocuklar zorba rolünü benimseyebilir. En kritik grup ise hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklardır. Bu durumda ‘zorba-mağdur döngüsü’ oluşur" ifadelerini kullandı. Okul ortamının bu döngüyü kırmada önemli rol oynadığını vurgulayan öğretim üyesi, öğretmenlerin erken belirtileri fark etmesi, güvenli bir sınıf ortamı oluşturması ve aile ile iş birliği içinde hareket etmesinin belirleyici olduğunu belirtti. "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalı" Aile yaklaşımının kritik rolüne dikkat çeken Küçükdağ, "Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine net, tutarlı ve sakin sınırlar konulmalıdır. Çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalıdır. Çocuğa duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalı ve ebeveynler model olmalıdır" dedi. Davranışların artması, başkalarına zarar verme riskinin ortaya çıkması ya da çocuğun sosyal işlevselliğinin bozulması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Küçükdağ, erken yaşta kazandırılan duygu düzenleme becerilerinin koruyucu etkisine dikkat çekti. "Erken müdahale süreci değiştirebilir" Şiddet eğilimi olan her çocuğun ileride ciddi sorunlar yaşayacağı anlamına gelmediğini de ifade eden Meltem Küçükdağ, "Ancak erken yaşta başlayan ve süreklilik gösteren agresif davranışlar müdahale edilmediğinde daha ciddi risklerle ilişkilidir. En önemli nokta, erken müdahalenin bu sürecin yönünü değiştirebileceğidir" dedi. Şiddet davranışının yalnızca bir disiplin sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Küçükdağ, "Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade edemez ve davranışlarıyla kendilerini anlatır. Bu nedenle şiddet bir sonuçtur; asıl mesele onun arkasındaki ihtiyacı görebilmektir. Yargılayıcı olmayan, anlayan ve sınır koyabilen bir yaklaşım çocukların gelişimini destekler" diyerek sözlerini tamamladı.
Üniversite adayı öğrenciler Düzce Üniversitesi’ni inceledi
25 Nisan 2026 Cumartesi - 16:55 Üniversite adayı öğrenciler Düzce Üniversitesi’ni inceledi DÜZCE(İHA) – Düzce’nin Yığılca ilçesinde ki Yığılca Çok Programlı Anadolu Lisesi öğrencileri, üniversite yaşamını yakından tanımak amacıyla Düzce Üniversitesi’ne kapsamlı bir inceleme gerçekleştirdi. Program kapsamında öğrenciler, farklı fakülte ve yüksekokulları inceleyerek akademik birimler hakkında detaylı bilgi edinme fırsatı buldu. Okulda ilk durak Fen Edebiyat Fakültesi’ni gezen öğrenciler; Psikoloji, Arkeoloji, Biyoloji ve Kimya bölümleri ile bu bölümlere ait laboratuvarları yerinde inceleyerek akademisyenlerden eğitim süreçleri, araştırma imkanları ve bölüm içeriklerine ilişkin kapsamlı bilgiler aldı. Gezi programının devamında, İşletme Fakültesi ve Eğitim Fakültesi’ni ziyaret eden öğrenciler yürütülen akademik faaliyetler, ders içerikleri ve kariyer imkanları hakkında bilgi edindi. Akademisyenler tarafından gerçekleştirilen sunumlarda, öğrencilerin ilgi alanlarına yönelik bölüm tercihleri konusunda yol gösterici paylaşımlarda bulunuldu. Programın son bölümünde ise, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’nu gezen öğrencilere; Çocuk Gelişimi, Yaşlı Bakım, İlk ve Acil Yardım ile Tıbbi Veri İşleme Teknikerliği programları tanıtıldı. Programlara ait sınıf ve laboratuvarları inceleyen öğrenciler, mezuniyet sonrası çalışma alanları, mesleki uygulama imkânları ve istihdam imkanları hakkında detaylı bilgi aldı.
Karanfil "Veteriner hekim çiftlikten sofraya sağlığın adıdır"
25 Nisan 2026 Cumartesi - 16:25 Karanfil "Veteriner hekim çiftlikten sofraya sağlığın adıdır" DÜZCE(İHA) – Düzce Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Veteriner Şerif Ali Karanfil, Dünya Veteriner Hekimleri günü nedeniyle yaptığı açıklamada "Veteriner hekim çiftlikten sofraya sağlığın adıdır" dedi. Düzce Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Şeref Ali Karanfil, veteriner hekimlerin gıdanın ve sağlığın koruyucuları olduğunu söyledi. Karanfil, Dünya Veteriner Hekimleri günü nedeniyle yaptığı açıklamada şunları aktardı; "Veteriner hekimler genellikle evcil hayvanların sağlık sunucuları gibi görülse de, bundan daha fazlası olduğumuzu yüksek tondan ifade ediyoruz. Çiftlikten sofraya özellikle hayvansal gıdanın güvenliğinin teminatı olduğumuzu, zoonoz dediğimiz sayıları 200’ü aşan hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar ile mücadeledeki bilgi ve etkinliğimizi, yaşam ortağımız dünyadaki diğer hayvanların refahı ve sağlığına katkılarımızı, artan protein açığı ve ihtiyacına çözüm olan üretimin dinamik ayağında olduğumuzu, her yıl yeni bir hayvan adıyla ortaya çıkan insanlardaki salgın hastalıkların aşısı ve mücadelesinde tek sağlık konseptini diğer unsurları ile beraber olduğumuzu, çevre sağlığına ve ekolojik dengeye katkılarımızı hatırlatmak istiyoruz. Mesleğimizin bu misyonlarının etkinliği, takımın diğer unsurlarının dinamizmi ve bilinci ile birleşerek hayvan sağlığı, çevre sağlığı ve halk sağlığını daha iyi noktalara taşıyacaktır. Kamuoyu bilmelidir ki, bu ekipte yaşanacak olumsuzluklar ve uyum bozukluğu esasen, halk sağlığı, hayvan sağlığı, çevre sağlığı, ulaşılabilir, yeterli sağlıklı et, süt ve diğer hayvansal ürünlerde yaşanacak sorunlar anlamına gelmektedir. Biz veteriner hekimler diyoruz ki; veteriner hekim çiftlikten sofraya sağlığın adıdır, çocuğumuzun sağlıklı kahvaltısının emanetçisidir, gıda zincirinin gerçek kahramanıdır, sağlıklı hayvan-sağlıklı gıda-sağlıklı insan zincirinin merkezidir."