POLİTİKA - 28 Nisan 2012 Cumartesi 10:47

BAKAN ÇAОLAYAN, İNGİLTERE YATIRIM VE TİCARET BAKANI İLE GÖRÜŞTÜ

A
A
A
BAKAN ÇAОLAYAN, İNGİLTERE YATIRIM VE TİCARET BAKANI İLE GÖRÜŞTÜ

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, İngiltere Yatırım ve Ticaret Bakanı Lord Stephen Gren ile görüştü.
Bakan Çağlayan, Condrad Otel`de İngiltere Yatırım ve Ticaret Bakanı Lord Stephen Gren ile bir araya geldi. Görüşme basının kısa bir görüntü almasının ardından basına kapalı olarak gerçekleşirken, görüşme hakkında bir bilgi verilmedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir İzmir’de deprem ve afetlere karşı kapsamlı çalışma İzmir Büyükşehir Belediyesi, deprem ve afetlere karşı Türkiye’nin en kapsamlı bilimsel hazırlıklarından birini yürütüyor. Bu kapsamda yapı stoku tarandı, faylar kazıldı, tsunami senaryoları çıkarıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yalnızca depremlerde oluşabilecek hasarları azaltmayı değil; kentin yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefliyor. Yapı stoku çalışmaları kapsamında Bayraklı ve Bornova’da 96 bin binanın ön incelemesi yapıldı. Karşıyaka’da 22 bin 500 binanın incelendiği çalışmada ise saha aşaması tamamlandı. Bornova’da mikrobölgeleme çalışmalarını tamamlayan Büyükşehir, zemin çalışmalarına Karşıyaka’da devam ediyor. "İzmir Depremsellik ve Tsunami Araştırması" kapsamında kentin kıyı kesimleri için tsunami risk haritaları da oluşturuldu. Yapı envanteri, depremsellik-tsunami araştırması ve zemin çalışmalarını birlikte yürüten Büyükşehir Belediyesi, tüm çalışmaların verileriyle Deprem Master Planı’nı tamamlayacak. Karşıyaka’nın yapılarına mercek İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı, Bornova ve Bayraklı’nın ardından Karşıyaka’da başlattığı yapı stoku çalışmalarının saha aşamasını tamamladı. İnşaat mühendislerinden oluşan uzman ekip 27 mahalledeki 22 bin 500 yapının, muhtemel bir deprem anında vereceği tepkiyi belirlemek için ön inceleme çalışmalarını bitirdi. İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ile yürütülen çalışmalar kapsamında detaylı analiz gerektiren binaları belirlemek için iki aşamalı yöntem uygulandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İnceleme ve İyileştirme Şube Müdürlüğü’nde görevli yüksek inşaat mühendisi Rana Şenkaya, "Bu çalışmalardaki amacımız, yapıların deprem etkisi altındaki davranışlarını belirlemek. Böylece gelecekteki kentsel dönüşüm, şehir planlaması ile Deprem Master Planı çalışmaları için önemli veriler sunmuş olacağız" diye konuştu. Yapı stoku çalışmasının riskli yapı tespiti olmadığını, bölgesel bazlı binalar arasında bir önceliklendirme çalışması olduğunu aktaran Şenkaya, "Biz bu çalışma sayesinde yapılarımızın deprem etkisi altındaki güvenliğini ortaya koymayı hedefliyoruz" dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi, yapı stoku çalışmaları kapsamında Bayraklı ve Bornova’da 96 bin binanın ön incelemesini tamamladı. Sağlıklı kentler için yerin altına inildi Bornova’da mikrobölgeleme çalışmalarını tamamlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, Karşıyaka’da zemin çalışmalarını sürdürüyor. 2 bin hektarlık alanda devam eden sondaj çalışmalarıyla sağlıklı zeminleri bilimsel verilerle ortaya koymayı hedefliyor. Projede 120 sondaj kuyusu açılması planlanırken, bugüne kadar 60 kuyu tamamlandı. Çalışmalar kapsamında toplam 7 bin metrelik sondaj gerçekleştirilerek. Zeminden alınan numuneler, detaylı analiz için Ege Şehir Laboratuvarı’na gönderiliyor. Proje kontrol şefi olarak görev yapan jeoloji mühendisi Kıvanç Sözen, sondaj çalışmalarının zemin türüne göre farklı derinliklerde yapıldığını belirterek, "Alüvyon zeminlerde 200 metrelik, kayalık zeminlerde ise 300 metrelik karelajlar oluşturduk. Sondaj derinlikleri 30 metre ile 300 metre arasında değişiyor" dedi. Sözen, kayalık alanlarda ise ortalama 20 metre derinliğe kadar sondaj yapıldığını aktardı. Sözen, ayrıca Karşıyaka’da dört farklı noktada eş zamanlı yürütülen çalışmalar kapsamında elde edilen verilerin yalnızca afet risklerinin belirlenmesinde değil, yapılaşma kararlarından kentsel dönüşüm süreçlerine kadar pek çok alanda sağlıklı kent planlamasının temelini oluşturacağını vurguladı. Büyükşehir, Bornova’daki mikrobölgeleme çalışmaları kapsamında 7 bin 12 hektarlık alanda yaklaşık 1500 adet sondaj kuyusu açmıştı. Diğer 11 merkez ilçede çalışmaların etaplar halinde tamamlanması hedefleniyor. Deprem ve tsunami tehlikesine karşı uluslararası iş birliği İzmir Büyükşehir Belediyesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğiyle yürütülen "İzmir Depremsellik ve Tsunami Araştırması" kapsamında kentin kıyı kesimleri için tsunami risk haritaları oluşturdu. Yaklaşık 30 bin farklı senaryonun değerlendirildiği çalışmalar sonucunda, 600 kilometrelik kıyı şeridi boyunca "Olasılıksal Tsunami Baskın Haritaları" hazırlandı. Bu çalışmalar doğrultusunda Seferihisar ilçesinin, UNESCO destekli CosastWAVE Projesi kapsamında dünya çapında sertifikalandırılması için başvuru yapıldı. Proje kapsamında tsunami tahliye haritalarının oluşturulması, tabelaların yerleştirilmesi, eğitim ve tatbikatların gerçekleştirilmesi planlanıyor. Amaç, İzmir’in tüm kıyı ilçelerini tsunamiye hazır hale getirmek. Heyelan ve zemin riskleri haritalandı İzmir’in 30 ilçesini kapsayan heyelan envanteri çalışmasıyla mevcut ve potansiyel risk alanları Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamında haritalandı. Elde edilen veriler, kentsel planlama ve afet risk azaltma çalışmalarına altlık oluştururken, kritik bölgelerde alınması gereken mühendislik önlemleri için teknik çalışmaların başlatılması planlanıyor. İzmir ve çevresindeki faylar ele alınıyor Öte yandan İzmir ve yakın çevresindeki aktif fay hatları, paleosismoloji çalışmalarıyla bütüncül biçimde ele alınıyor. Açılan hendekler sayesinde fayların geçmişte kaç deprem ürettiği, tekrar aralıkları ve muhtemel deprem büyüklükleri belirleniyor. Çalışmalar yüzde 80 oranında bitirildi. 25 aktif fay hattı üzerinde 2 metre genişliğinde, 4 metre derinliğinde yer yer 40 metre uzunluğunda yaklaşık 111 lokasyonunda planlanan hendeklerden 90’ı (il sınırları içerisinde 64 adet, il dışında 26 adet) tamamlandı. İzmir Deprem Master Planı çalışmaları sürüyor İzmir Deprem Master Planı hazırlık çalışmaları da devam ediyor. Çalışmalar; Dokuz Eylül Üniversitesi ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğinde yürütülürken, deprem tehlikesinin bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi, planlama ve imar kararlarının gözden geçirilmesi, hukuki ve mali çerçevenin güçlendirilmesi ile toplum temelli afet bilincinin artırılması hedefleniyor. Deprem Master Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2025-2029 Stratejik Planı’nda yer alan "Çoklu Krizlere Dirençli Kent Belediyeciliği" hedefiyle uyumlu olarak hazırlanıyor. Planın bilimsel altyapısı için yapı stoku envanteri, depremsellik ve tsunami araştırmaları, mikrobölgeleme etüt çalışmaları tamamlandığında, güvenli kent planlaması için gerekli tüm veriler tek çatı altında toplanmış olacak. Plan kapsamında 8 ana başlıkta çalışma yürütülecek. Toplanma ve barınma alanları güçlendiriliyor AFAD koordinasyonunda yürütülen çalışmalar kapsamında İzmir genelinde 71 barınma alanı ve 2 bin 425 toplanma alanı da belirlendi. Bu alanlara ilişkin altyapı ve üstyapı iyileştirmeleri sürerken, tüm veriler Coğrafi Bilgi Sistemi üzerinden dijital ortama aktarılıyor. Toplanma alanları, barınma alanların kapasite yeterliliği, erişilebilirliği, altyapı donanımı (tuvalet, elektrik ve lojistik) konularında uygulamaya dönük çalışmalar yürütülecek.
Nevşehir Nevşehir’de kayalıklardan düşerek yaşamını yitiren genç kız son yolculuğuna uğurlandı Nevşehir’de kendisinden haber alınamayan ve yapılan aramalarda cansız bedeni bulunan genç kız son yolculuğuna uğurlandı. Edinilen bilgilere göre, 19 yaşındaki Sümeyye Satılmış geçtiğimiz salı günü 17.00 sıralarında Kayaşehir ve Kahveci Dağı çevresindeyken yakınları ile görüntülü görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ardından genç kızdan bir daha haber alamayan yakınları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirerek yardım talebinde bulundu. İhbar üzerine harekete geçen polis ekipleri, Sümeyye Satılmış’ı bulmak için gece saatlerinde başlatılan geniş çaplı arama sabah saatlerinde de devam etti. Ekipler bölgede hem yaya hem de dron destekli arama yaptı. Ayrıca çevrede bulunan güvenlik ve KGYS kameralarını inceleyen ekipler, kızın dün akşam saatlerinde Kahveci Dağı eteklerinde gezdiği görüntüye ulaştı. Bölgede çalışmalarını sıklaştıran ekipler, genç kızın cansız bedenine ulaştı. Satılmış’ın yüksekten kayalıklardan düşerek yaşamını yitirdiği öğrenilirken, kesin ölüm nedeni yapılacak otopsinin ardından tespit edilecek. Son yolculuğuna uğurlandı Sümeyye Satılmış’ın cenazesi, yapılan otopsi işlemlerinin ardından merkeze bağlı Güvercinlik Köyü’ne getirildi. Merhume Satılmış’ın cenazesi, mahalle camiinde kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Namaza, Satılmış’ın ailesi, yakınları ve vatandaşlar katıldı.
Şırnak Şırnak’ta su altı grup amirliği kuruluyor Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile görüşerek Şırnak’a ilişkin güvenlik ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek önemli konuları istişare etti. Görüşmede, Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde Su Altı Grup Amirliği kurulmasına yönelik talebin hayata geçiriliyor olması, kent adına önemli ve sevindirici bir gelişme olarak değerlendirildi. Söz konusu birimin kurulmasıyla birlikte, özellikle su altı arama-kurtarma, delil tespiti ve güvenlik operasyonlarında Şırnak’ın kurumsal kapasitesinin önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. Ziyaret sonrası değerlendirmede bulunan Tatar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Şırnak’a gösterdiği yakın ilgi ve güçlü desteklerden dolayı teşekkür ederek, Su Altı Grup Amirliği’nin kurulmasının ilin güvenliği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Tatar, bu adımın emniyet teşkilatının teknik ve operasyonel gücünü artıracağını ifade etti. Su Altı Grup Amirliği’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, Şırnak’ta meydana gelebilecek olası olaylara daha hızlı ve etkin müdahale edilmesi, güvenlik hizmetlerinin daha profesyonel ve donanımlı bir yapıya kavuşması bekleniyor. Yeni birimin, bölgesel güvenliğe de katkı sunacağı belirtildi. Tatar, Şırnak’ın huzur ve güvenliği adına atılan bu önemli adımın hayırlı olmasını dileyerek, başta İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya olmak üzere sürece katkı sunan tüm kişi ve kurumlara teşekkür etti.
İstanbul Cumhurbaşkanı Erdoğan: "ABD-İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "İran meselesine sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız" dedi. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır dönüşü uçkta gazetecilerin sorularını cevplandırdı. Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderleri ve heyetleriyle fevkalade yararlı görüşmeler yaptıklarını belirterek, "İkili ilişkilerimizi tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde ele aldık. Bölgemizin önde gelen ülkeleri olarak ‘bölgesel sahiplenme’ yaklaşımıyla Filistin ve Suriye başta olmak üzere güncel gelişmelere dair istişarelerde bulunduk. Ziyaretimizin ilk durağı olan Suudi Arabistan’da Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman ile verimli bir görüşmemiz oldu. Akabinde heyetler arası toplantımızı yaptık. Dört belgeye imza attık, ortak açıklamayı kabul ettik. Malumunuz Suudi Arabistan bizim için savunma sanayii, ulaştırma, sağlık, yatırımlar ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda özel konuma sahip bir kardeş ülke. Ticaret hacmimiz istikrarlı bir şekilde artarak 2025 yılında 8 milyar dolar seviyesine ulaştı. Müteahhitlerimiz Suudi Arabistan’da toplam değeri 30 milyar doları bulan, 400’den fazla proje üstlenmiş durumda. EXPO-2030 ve FİFA 2034 Dünya Kupası gibi dev organizasyonlara hazırlanan ülkede, değerlendireceğimiz çok sayıda fırsatlar bulunuyor. Ayrıca Suudi Arabistan vatandaşlarının ülkemize yoğun bir teveccüh gösterdiklerine şahit oluyoruz" dedi. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin davetine icabetle Türkiye-Mısır Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi İkinci Toplantısı’nı yaptıklarını belirten Erdoğan, "Konseyimizin ilk toplantısını Eylül 2024’te Ankara’da yapmıştık. Görüşmelerimizde ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimiz önemli yer tuttu. Ortak bildiri dahil toplam 8 metin imzaladık. Hem Riyad’da hem de Kahire’de iki ülke iş çevrelerinin katılımlarıyla iş forumları düzenlendi. Sisi ile ayrıca Gazze barış süreci başta olmak üzere bölgemizi ilgilendiren konuları istişare ettik. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının durdurulmasında Mısır ve Suudi Arabistan ile beraber çalıştık. Ateşkes mutabakatına giden süreçte iş birliği içinde olduk. Bugün de Gazze’nin yeniden imarının önünün açılması için yakın diyalog halindeyiz. Türkiye’den Gazze’ye ulaştırılmakta olan insani yardımların eşgüdümünde Mısır’ın desteği çok önemli. İsrail hükümeti maalesef sivilleri hedef almayı sürdürüyor. 11 Ekim’den bu yana 500’ü aşkın Gazzeli İsrail tarafından şehit edildi. İnsani yardım tırlarının Gazze’ye girişlerinde halen ciddi kısıtlamalar, sorunlar yaşanıyor. Ancak İsrail’in tüm kışkırtmalarına ve ihlallerine rağmen, Gazze barış planının birinci aşaması tamamlanmıştır. Kimin barış, kimin savaş yanlısı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır olarak tüm süreçlerin içinde olmayı, böylece Filistinli kardeşlerimizin hukukunu korumayı hedefliyoruz. Ziyaretlerimiz sırasında şahsıma ve heyetime gösterilen misafirperverlik için, iki ülke makamlarına teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Ziyaretimizin ülkelerimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum" dedi. Erdoğan, bir gazetecinin, ’Suudi Arabistan’la son dönemde olumlu yönde ivmelenen ikili ilişkilerimiz var. Bu ikili ilişki alanlarından biri de savunma sanayii. Şu ana kadar takip ettiğimiz, bildiğimiz, başta insansız hava araçları olmak üzere savunma sanayii alanında birçok iş birliği projeleri, anlaşmalar imzalandı. Şimdi de milli muharip uçağımız KAAN’a yönelik Suudi Arabistan’ın bir ilgisi olduğu iddiaları, haberleri gündeme geliyor. Böyle bir niyet var mı? Bu çerçevede milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili olarak Suudi Arabistan’la bir iş birliği projesi söz konusu olabilir mi?’ sorusuna, "Suudi Arabistan ile kültürel ve tarihi boyutları bulunan köklü ilişkilere sahibiz. Bunu geliştirmek için bu ziyaretimizde de önemli anlaşmalara imzayı attık. Ülkemizin savunma sanayii alanında aldığı mesafe bütün dünya gibi Suudi Arabistan tarafından da ilgiyle takip ediliyor. Biz, savunma sanayiinde, öncelikle kendi ihtiyaçlarımızı karşılamaya odaklanmış bulunuyoruz. Bunun yanında dost ve kardeşlerimizin ihtiyaçlarının temini için de gayret gösteriyoruz. Suudi Arabistan ile savunma sanayii konusunda önemli iş birliklerine imza atıyoruz ve bunu geliştirmekte de kararlıyız. KAAN sadece bir savaş uçağı değil, KAAN Türkiye’nin mühendislik kabiliyetinin, bağımsız savunma iradesinin sembolüdür. KAAN ile ilgili övgü dolu birçok geri dönüş aldık. Dünyada bu alanda daha fazla söz sahibi oldukça, bu tür iş birliklerimiz de kesinlikle artacaktır. Kaldı ki Suudi Arabistan ile bu konuda ortak yatırım söz konusu. Her an bu ortak yatırımı da gerçekleştirebiliriz" cevabını verdi. Erdoğan, ’Suudi Arabistan ile enerji alanında çok da önemli anlaşmalara imza attığınız yansıdı bizlere. Rakamlar da yansıdı ama tam kapsamını merak ederiz efendim ve ne anlama gelir? Onu da sizden dinlemek isteriz’ sorusuna, "Ziyaretimiz esnasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız ile Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı arasında yenilenebilir enerji alanında önemli bir anlaşma imzalandı. Suudi Arabistan şirketleri Türkiye’de toplam 5 bin megavat gücünde güneş ve rüzgar santralleri inşa edecek. İlk aşamada Sivas ve Karaman’da 1000’er megavatlık güneş enerjisi santralleri yapılacak. Yatırımlar, dış finansman ve uluslararası krediler yoluyla hayata geçirilecek. Bu santrallerden Türkiye’de bugüne kadar görülen en düşük fiyatlardan elektrik alımı yapacağız. İki güneş enerjisi santrali projesiyle 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacı karşılanacak. 2027 yılında temelleri atılacak santraller yüzde 50 yerlilik oranına sahip olacak. Projeler elektrik ekipman ve hizmet sektörlerimize önemli katkı sağlayacak" dedi. ’İran-ABD gerginliğinin başlamasından sonra İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmeleriniz oldu ve bir süreç başladı. Bu sürecin evrildiği nokta an itibariyle nedir?’ sorusu üzerine Erdoğan, "Öncelikle Amerika ve İran arasındaki gerilimin bölgeyi yeni bir çatışmaya, kaosa sürüklemeden düşürülmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Onun için de biliyorsunuz ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmem oldu ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile hemen ertesi gün görüştüm. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile de İstanbul’da Dışişleri Bakanımla beraber üçlü bir görüşme yaptık. İşi sıcak tutuyoruz. İran’a askeri müdahaleye karşı olduğumuzu net şekilde ortaya koyduk ve bunu muhataplarımıza ilettik. Şu ana kadar tarafların diplomasiye alan açmak istediğini görüyorum. Bu olumlu bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Sorunların çözüm yolu çatışmalar değil, uzlaşma zemininde buluşmak ve müzakere etmektir. Süreç canlıdır ve kopmuş değildir. Zemin diyaloga ve diplomasiye hala açıktır. Alt düzeyde yapılacak görüşmelerde mesafe alınmasının ardından liderler seviyesinde müzakerenin de faydalı olacağını düşünüyorum. Askeri gerilim bu kadar artmışken müzakere masasının bir şekilde kurulacak olması da önemlidir. Umarız sorunlar diyalog yoluyla çözülür ve bölgemizde yeni bir çatışma baş göstermez. Biz gerek lider diplomasisi gerek diğer düzeylerde yapılan görüşmeler yoluyla, müzakere zeminini kuvvetlendirmek için çalışacağız. Bu zemin ne kadar genişler, başka ülkeler de devreye girer mi göreceğiz" dedi. ’Suudi Arabistan başta olmak üzere ki bugün ziyaretinizden dolayı önde geliyor, Körfez ülkelerinin toplamda İran’a karşı yaklaşımları biraz daha Amerikan yanlısı gibiydi daha önceki yıllarda. Şimdi biraz daha sizin, Türkiye’nin politikalarına yakın gibi duruyorlar. Bugünkü politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İran-Amerikan krizinde biraz İran’a karşı değillermiş gibi görünüyor’ sorusuna Erdoğan, "Her şeyden önce biz bölgemizde yeni bir savaş istemiyoruz. Bunu en net şekilde her zaman dile getirdim, dile getiriyorum. Suudi Arabistan da tabii ki bu bölgedeki çatışmalardan etkileniyor. Onlar da bölgemizde huzurun, barışın ve sağduyunun hakim olmasını istiyor. Hassasiyetlerimiz genel manada örtüşüyor. Herkes biliyor ki; bölgemizde tam anlamıyla tesis edilecek huzur, barış ve istikrar hepimize kazandırır. Çatışmaların, kanın, gözyaşının hakim olduğu bir coğrafyada ise kesinlikle herkes kaybeder. Bu nedenle hepimizin barışın tarafında yer alması, en akılcı seçenektir. Bölge ülkelerinin son yıllarda yaşanan çatışmalı süreçlerden, bunu net bir şekilde gördüğünü ve bizim duruşumuzu desteklediklerini de düşünüyorum. Artık, etrafımızı saran ateş çemberinden sıyrılmanın, yanan ateşleri söndürmenin, vakti çoktan gelmiştir. Sağduyu burada ortak paydadır. Bu meseleye sadece askeri pencereden bakmak, bölgeyi felakete götürür. Ateşi daha fazla harlamanın kimseye faydası olmaz. Bölgemiz kana, gözyaşına, savaşlara doymuştur. Artık, barışı ve huzuru konuşmayı, iş birliklerini artırmayı istiyoruz. Sorunlar her zaman olur; anlaşmazlıklar uluslararası ilişkilerin bir parçasıdır. Ancak diplomasi de bunun için vardır. Biz de barışçıl diplomasiyi güçlendirmek zorundayız. Bu, hem ülkemizin hem bölgemizin çıkarları için hayati önemdedir" cevabını verdi. Erdoğan, ’Türkiye, Gazze barış planının uygulanmasında nasıl bir rol üstlenecek? Başlangıca nispetle nerede? Türkiye’nin muradı nedir bu mevzuda? Siz de ifade ettiniz Şarm el-Şeyh’teki 20 maddeli barış planından bu yana, Ekim ayından bu yana İsrail, saldırılarını sürdürüyor, gidecek yardımlara mani oluyor, sabote ediyor. Bu süreçte İsrail konusunda hem Türkiye’nin hem de müdahil olan barış planındaki diğer ülkelerin değerlendirmesi nedir?’ sorusunu "Türkiye, Gazze barış planının olması gerektiği gibi işletilmesi ve Gazze’de huzurun, istikrarın yeniden tesis edilmesi için etkin bir rol oynayacaktır. Biz, Gazze’de Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri onurlu bir geleceğe ve kalıcı bir barışa ulaşmasını istiyoruz. Barışı, kağıt üzerinde değil, sahada tesis etmekten yanayız. Gazze’de yaşanan zulümlere, soykırıma varan uygulamalara, açlığın silah olarak kullanılmasına karşı olmak için, Müslüman olmak gerekmez. Bizim duruşumuz, öncelikle insanlığın temel değerlerini muhafazadır. Tabii ki bu tutumumuzda Filistinli kardeşlerimizle tarihi ve kültürel bağlarımız da etkilidir. Ancak bunu körü körüne bir karşıtlık olarak göstermeye çalışmak, meselenin özünü saptırmak olur. Gazze’deki zulmün bir benzerini bir başka coğrafyada Müslümanlar yapsaydı, biz onların da karşısında bugünkü gibi dimdik dururduk. Biz yıllardır ‘Mazlumun diline, dinine, inancına, derisinin rengine bakmayız’ demiyor muyuz? İşte bu, bizim klas duruşumuzdur. Ateşkes, insani yardım ve sivillerin korunması için atılacak adımların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye bunları sağlamak için büyük bir çaba gösteriyor" diye cevapladı. ’Gazze meselesinde çözüm için arayışlarda Mısır’ın yaklaşımları Türkiye’nin görüşleriyle örtüşüyor mu? Çünkü İsrail’in baskılanabilmesi için garantör ülkelerin arasındaki fikir birliği önemli. Mesela Gazze’de yönetimin devredilmesi noktasında Mısır ne öngörüyor?’ sorusuna Erdoğan şu cevabı verdi: "Mısır, Gazze’deki zulmün etkilerini en yakından hisseden ülkelerden biri. Mısır’ın da Gazze ve Filistin meselesinin daha fazla derinleşmesini istemediğini gördük ve bunu biliyoruz. Bölgenin yeni bir yangını kaldıracak hali yok. Bunu Mısır yönetimi de çok iyi görüyor. İsrail’in bölgede yıllardır oluşturduğu sistematik istikrarsızlık, Mısır’ı da süreç içerisinde yıprattı. Bu çatışmaların sona ermesini, Filistin’in huzura kavuşmasını bizim kadar Mısır da istiyor. Özellikle açlığın silah olarak kullanılmasına ve Filistinlilerin topraklarından sürülmesine yüksek sesle karşı çıktılar ve bunu sürdürüyorlar. Mısır’ın bulunduğu yer kritik. Hem coğrafi konumu, hem tarihi sorumluluğu itibarıyla Gazze’nin geleceğinde önemli bir aktör. Bu nedenlerle Gazze’de ve bütün Filistin’de istikrarın sağlanması, Mısır’ın da çıkarınadır. Gazze’ye Refah’tan insani yardımların girişi ve yardımların organizasyonu için ortaya koydukları gayret takdire şayandır. Hep birlikte Gazze’de huzurun yeniden hakim olmasını ve Gazze’nin yeniden inşa edilmesini sağlayacağımıza inanıyorum. İsrail’in bitmek bilmeyen saldırıları ve ateşkes ihlalleri kesinlikle kabul edilemez. Uluslararası toplumu İsrail’e ateşkese tam uyum için baskı yapmaya çağırıyoruz. Filistinli kardeşlerimizin hak ettikleri mutlu günlere kavuşması için gece gündüz çalışmaya, mazlumların sesi olmaya devam ediyoruz". ’Suriye’de gelinen son noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu son gelişmeler, Türkiye’deki ’Terörsüz Türkiye’ projesinde yeni bir ivmelenmeyi beraberinde getirebilir mi? Bu anlamda Meclis’e bir çağrınız olur mu?’ sorusu üzerine Erdoğan, "Ben teşekkür ediyorum. Suriye’nin kuzeyinde istikrarın ve huzurun tesisi, bizi doğrudan ilgilendiriyor. Komşumuzun tek devlet, tek ordu, tek Suriye anlayışı ile bütünleşmesi bizim en büyük arzumuzdur. "SDG" denilen yapının imzaladığı anlaşmalara uyması, Suriye’deki barış iklimini güçlendirecek ve kalıcı istikrarı kolaylaştıracaktır. Kimse, çatışmaları körüklemeyi, gerilimi tırmandırmayı, zamana oynamayı aklının ucundan bile geçirmemeli. Yanlış hesap bugüne kadar hem Şam’dan hem de Ankara’dan dönmüştür. Kuşkusuz yine dönecektir. Biz, tüm renkleriyle bir, bütün, güçlü, huzurlu bir Suriye’den yanayız. Suriye’nin yanındayız. Kürt, Arap, Türkmen, Nusayri demeden herkesi muhabbetle kucaklıyoruz. Suriye halkı bizim dostumuz ve kardeşimizdir. Bizim sorunumuz terörledir. Ayrılıkçı emellerine ulaşmak için terörü bir yol ve yöntem olarak kullananlarladır. Suriye’nin kuzeyindeki sorunun çözülmesiyle "Terörsüz Türkiye" sürecinin yükü de hafiflemiş oldu. Meclis’teki komisyon, ortak raporunu tekemmül ettirmek üzere. Temennimiz rapora, uzlaşının ve sürece dinamizm kazandıracak bir bakış açısının damga vurmasıdır. "Terörsüz Türkiye" hedefimiz, attığımız adımlarla terörsüz bölgeye doğru gidiyor ve inşallah her iki hedefe de suhuletle ulaşacağız" dedi. ’İki gün sonra malum asrın felaketinin üçüncü yıl dönümü. Felaketin olduğu günden bu yana muhalefet olumsuz bir tablo sergiliyor. Son birkaç gündür deprem bölgesinde olan Özgür Özel yine aynı tutumu ortaya koydu. Üç yıl dolmadan 455 bin konut teslim ettiniz. Cuma günü de sanıyorum Osmaniye’de olacaksınız. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?’ sorusuna Erdoğan, "Anlaşılan asrın felaketinin yıl dönümü yaklaşıyor diye, deprem turistleri yine hareketlenmiş vaziyette. Gittikleri, gezdikleri yerlerde yapılanları görmezden gelmekse, en büyük maharetleri. Alemi kör, milleti sersem sanan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Onlara kalsa, milletimiz hala açıktaydı. Onlara kalsa, deprem bölgesindeki insanlarımız yuvalarına kavuşmamıştı. Onlara kalsa, deprem bölgesinde derin bir insanlık dramı yaşanıyor olacaktı. Neyse ki milletimiz, yaklaşan siyasi tehlikeyi gördü ve onları kenarda tuttu. Muhalefet ilk günden itibaren "yapamazlar, bitiremezler, enkazın altında kalırlar" diyerek yaşanan felaketten rant devşirmeye kalkıştı. Yönettikleri bazı büyükşehirlerde deprem gibi büyük bir felaket yaşanmamışken, milleti bir yudum suya, temel belediyecilik hizmetlerine muhtaç edenler, yolsuzluklara, türlü çeşit hırsızlıklara kol kanat gerenler 11 ili dört başı mamur bir şekilde yeniden inşa eden bir iktidara laf söyleyebiliyor. 455 bin konut demek, sıradan bir şey değil, küçük bir ülke kurmak demektir. Bunu dünyada bizim dışımızda bu kadar kısa sürede başarabilecek ikinci bir devlet yok. Bizim yaptıklarımız gün gibi ortadadır. Bunca yıl, eser ve hizmet ürettik ve onlarla konuştuk. Muhalefetten farkımız budur. Yıllardır milletimize, ülkemizdeki muhalefet sorununu anlatamıyoruz. Alışkınız bunlara. Çünkü gerçeği göremez, hakikati söyleyemez, doğruyu duyamazlar. İnşallah Osmaniye’de bir kez daha milletimizle kucaklaşacak, onlara verdiğimiz sözleri tutmuş olmanın rahatlığıyla hasbihal edeceğiz" cevabını verdi. ’Bir Ankaralı olarak su konusundaki endişelerimizi dile getirmek isterim. Sadece ben dile getirmiyorum, Türkiye’nin de su stresi altında bir ülke olduğu vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler’in son raporunda da dünyada su konusunda iflasa sürüklendiği, artık yağmur ve kar sularının dünya tüketimine yeterli bulunmadığı yönünde tespitler yer aldı. Sizin de bu konuda sık sık yaptığınız uyarı ve verdiğiniz mesajlar var. Acaba su yönetimiyle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var mıdır? Bu yönde adımlar atılacak mıdır? En önemlisi şehirlerde evlere yönelik suyun yönetimi yerel yönetimlerden alınabilir mi?’ sorusna Erdoğan şu cevabı verdi: "Öncelikle su medeniyetin, üretimin, enerjinin, kısaca yaşamın kaynağıdır. Su yönetimi konusu da tecrübe ve vizyon ister. Biz, su kaynaklarının korunması, insanımıza temiz, sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Yıllar yılı "Su akar Türk bakar" dediler. E ne oldu? Biz tam aksini yaptık. Ben, belediye başkanlığından geliyorum. Istranca Dağları’ndan biz suyu İstanbul’a getirdik. Belediyeyi kimden devralmıştık? O zaman malum CHP zihniyetinden devralmıştık. Istranca dağlarından 180 kilometre öteden suyu, biz İstanbul’a getirdiğimiz zaman, hepsi şok olmuştu. Biz, onunla da kalmadık. Aynı şekilde yine hattı Boğaz’dan, Boğaz’ın altından Anadolu yakasına geçirmek suretiyle Sakarya nehrinin suyunu da bir taraftan İstanbul’a getirdik. Devamlı takviyeler yaptık. Hep su kaynaklarının korunması ve insanımıza temiz sağlıklı su ulaştırmanın gayreti içinde olduk. Şimdi CHP’li belediyeler, ellerindeki suyu millete ulaştıramıyor. Geceleri bakıyorsun benim vatandaşım elinde bidonlarla gidiyor, tankerlerin kuyruğunda su bekliyor. Aramızdaki fark bu. Biz su zengini bir ülke değiliz. Bu nedenle sizin de söylediğiniz gibi su stresi, hatta sıkıntısı yaşayan bir ülkeyiz. Öncelikle tasarrufu önemsiyoruz ve milletimizi su tasarrufuna teşvik için sürekli projeler geliştiriyoruz. Peki ne yapmamız lazım? Belediyelerimizin su temini ile ilgili yaptığı çalışma dışında bizim bir diğer kaynağımız Devlet Su İşleri’dir. Devlet Su İşleri de bu noktada harıl harıl çalışıyor. Çünkü biz, belediyelerin su temininin dışında ayrıca Devlet Su İşleri’nin de su teminiyle inşallah bu işi yoluna koyacağız". ’2026 için kapsamlı bir reform yılı tanımlaması yaptınız. Belediyelerin mali yapılarından, harcama ve borçlanmadaki denetime, merkezi idare belediye ilişkilerini yeniden çerçevelemeye varıncaya kadar da başlıklardan söz ettiniz. Sorum şu: İçeriği itibarıyla bu reformlardan bize biraz örnek, biraz başlık verebilir misiniz? Özellikle son dönemde CHP’li belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları bu yaraya neşter vurmak konusunda daha teşvik edici oldu mu?’ sorusu üzerine Erdoğan, "CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet çarkına yargımız özellikle çomak sokmuştu. Yargı şu anda bunların üzerine kararlı bir şekilde gidiyor. O süreci, bizler de milletimizle birlikte yakından takip ediyoruz. Ortaya çıkanlara baktığımızda, belediyelerin millet adına kullandıkları kaynakların denetiminde problemler yaşandığını görüyoruz. Merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki o hantal, yetki çatışmalarına neden olan yapıyı bir defa modernize etmeliyiz. Düzgün işleyen, şeffaf bir sisteme kavuşmak çok önemli. Mali disiplinin artırılması, daha etkin ve verimli hizmet üretilmesi konusu, bir gereklilik halini almıştır. Şehirlerimiz bakıyorsunuz bir partinin ya da belediye başkanının yönetiminde 50 yıl ileri giderken bir başka yönetim geldiğinde aynı kaynaklarla yönetilen belediye, çağın gerisinde kalıyor. Milletin vergileriyle oluşan bütçeler, yine milletin yoluna, suyuna, parkına harcanmalı. Milletin desteğiyle gelen belediye yönetiminin, millete hizmet etmesi şarttır. Yani, sistem öyle olmalı ki; belediye başkanı ve yönetimi mutlaka çalışmak zorunda kalsın. Hizmet odaklı verimli belediyeciliği, sistem zorunlu kılsın. Bunu yapmayanlar için de müeyyideler uygulansın, tanımlansın. Bunu sağlayacak sistemi planlamalı ve hayata geçirmeliyiz" dedi.