Yerel Haberler
Erzurum
Göz yaşartan kardeş yardımı
02 Mart 2025 Pazar - 13:14 Göz yaşartan kardeş yardımı Erzurum Kalkınma Vakfı (ER-VAK) tarafından düzenlenen ‘Kardaş Kömeği’ (yardımı) isimli konferansta Prof. Dr. Betül Aslan’ın sunumu duygu dolu anların yaşanmasına neden oldu. EİT 2025 Erzurum Turizm Başkenti etkinlikleri kapsamında, Atatürk Üniversitesi Kemal Bıyıkoğlu salonundaki konferans, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başladı. ER-VAK Başkanı Erdal Güzel, açılış konuşmasında Mustafa Özkan’ın şu şiirini okudu: "Cemiyet kuruldu hayra koşuldu/ Nice zorlu engel aşkla aşıldı/ Bakü’den Tiflis’ten yola düşüldü/ Gönülden gönüle gardaş kömeği. Dadaşlar çok naçar Rus telaş etmez/ Türklüğün çilesi düşmanı bitmez/ Bize bizden gayrı dost eli yetmez/ Gönülden gönüle gardaş kömeği." Konferansta Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Betül Aslan, Erzurum’un 16 Şubat 1916’da Rus işgaline uğradığını hatırlattı. Şehirden kaçamayanlar için iki yıl kadar sürecek acılı, karanlık günlerin böylece başladığına işaret eden Prof. Dr. Aslan, özetle şunları söyledi: "Rus işgali sırasında özellikle Rus ordusunda bulunan Ermeni askerler, girdikleri yerlerde Müslümanları katletmiş, evlerini yakmış, eşya ve yiyeceklerine el koymuşlardır. Azerbaycan Türkleri, Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi aracılığı ile Erzurum halkının imdadına koşmuşlardır. Ancak bölgeye yardım götürmek isteyen cemiyete izin verilmek istenmemiştir. Ermenilere ise hiçbir sorun çıkarılmadığı gibi destek de olunmuştur. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi’nin Tiflis’deki Baştemsilcisi Dr. Hüsrev Paşabey Sultanov ile ‘Şehirler İttifakı Başkanı’nın girişimleri sonucu istila edilmiş yerlerdeki Müslümanlara yardım konusunda izin alınmıştır. Bundan sonra Cemiyet-i Hayriye, 1916 yılının Haziren ayında, General Mayor Han Talişinski ve İlyasov’u Erzurum’a göndererek 16 bin harp mağduru Müslüman’ın listesini çıkarmıştır. Cemiyet, ilk etapta Temsilcileri İlyasov, Abdullah Sultanov ve İsmail Nazaraliyev aracılığı ile Kars’tan un ve arpa temin ederek halka dağıtmıştır. Cemiyetin çabaları ile bir ay içinde 250 sahipsiz çocuk ve 150 bakıma muhtaç kadın, Rus askerlerin elinden alınarak Bakü ve Tiflis’teki sığınacaklara yerleştirilmiştir. " İşgal döneminde çekilen açıları dinleyen konferansa katılan bazı kadın- erkek davetlilerin gözyaşlarını tutamadıkları dikkatlerden kaçmadı. Prof. Dr. Betül Aslan, şöyle devam etti: "1915 yılı başlarından savaş sonuna kadar Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi yardım heyetleri işgal edilen bölgelere giderek halka yiyecek, giyecek yardımları yaptıkları gibi onların hak ve hukuklarını da korumuştur, Kars, Ardahan, Kağızman, Oltu, Batum, Erzurum, Hınıs, Trabzon, Iğdır, Van’da şubeler açmış, iaşe ve sağlık merkezleri oluşturmuş, Rus memurların Müslüman halka yaptığı haksızlıkların, Ermeni ve Rumların yaptığı tecavüz ve saldırılarının önünü almaya çalışmıştır. Ayrıca 1917 Şubat İhtilaliyle oluşan ortamda Ermeni saldırılarına karşı Türk halkını teşkilatlandırmaya çaba göstermiştir. Rus ordusunun Erzincan Mütarekesi’yle işgal ettiği bölgelerden çekilmesi esnasında, bölge halkı ile birlikte Ermenilere karşı verilen mücadelelerde birçok Cemiyet temsilcisi de Ermeniler tarafından şehit edilmiştir." Konuşmasında Prof. Dr. Aslan, Azerbaycan Türklerinin yaptığı Türk Dünyasındaki en büyük yardım ve dayanışma örneğini oluşturan "Kardaş Kömeği" hareketinin yarınlar açısından da önemli ufuklar açacağını sözlerine ekledi. Konferansı Vali Yardımcısı Mustafa Berk Çelik, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yüksel Göktaş, EİT 2025 Erzurum Turizm Başkenti Koordinatörü Muharrem Çığlık, Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Yer ile birlikte çok sayıda davetli izledi. Vali Yardımcısı Berk, sunumundan dolayı Prof. Dr. Betül Aslan’a teşekkür etti ve plaket verdi.
Başkan Sekmen; "Halkımızım güveni ve desteği önceliğimiz"
02 Mart 2025 Pazar - 11:22 Başkan Sekmen; "Halkımızım güveni ve desteği önceliğimiz" Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Yunusemre Mahallesi su deposu mevkiinde ikamet eden vatandaşlarla bir araya gelerek, mahallenin ihtiyaçları ve halkın beklentileri hakkında sohbet etti. Başkan Sekmen, mahalle sakinlerinin taleplerini dinlemenin, onlarla doğrudan iletişim kurmanın kendileri için çok kıymetli olduğunu ifade ederek, "Her zaman olduğu gibi, halkımızın yanında olmak ve sorunlarını en iyi şekilde çözmek için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz. Bu buluşmada, mahallemizin yaşam kalitesini artıracak projeler üzerinde durduk ve gelecekteki planlarımız hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Erzurum’u daha yaşanabilir bir şehir haline getirmek, her bir vatandaşımızın huzur içinde yaşaması için gerekli adımları atmak için her fırsatta halkımızla bir arada olmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Halkımızla buluşma motivasyon kaynağımız" Vatandaşların taleplerini direk kendilerinden dinlemenin ve çözüm yolları aramanın AK Parti belediyeciliğinin olmazsa olması olduğunu vurgulayan Başkan Sekmen, sözlerine şöyle devam etti, "Yunusemre Mahallesi’nde yaşayan değerli vatandaşlarımızla bu buluşma, bizim için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Onların fikirlerini almak, sorunlarını dinlemek ve çözüm üretmek, bizlere yön verecek önemli bir rehberdir. Erzurum’u hep birlikte daha güzel bir hale getirmek için birlikte çalışmayı sürdüreceğiz. Bugün burada aldığımız notlarla, mahallemizin ihtiyaçlarına yönelik planlarımıza hız verecek ve her mahallemizde daha iyi bir yaşam alanı oluşturmak için adımlar atacağız. Hemşehrilerimizin güvenini ve desteğini her zaman en yüksek önceliğimiz olarak kabul ediyoruz"
Türk kültürü üzerine önemli araştırma
02 Mart 2025 Pazar - 11:18 Türk kültürü üzerine önemli araştırma Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Türk kültürünün en önemli özelliklerinden birisinin canlı kültür dedikleri yapı ve özelliğini korumuş olması olduğunu söyledi. Eğilmez, "Türk kültürü, binlerce yıl içerisinde çok farklı coğrafyalarda, farklı kültürel yapı ve inançlarla karşılaşmış ve etkileşime girmiş olsa da kendi temel unsurlarını korumuş ve kendisini günümüze kadar getirebilmiştir" dedi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra Yıldız ile birlikte Erzurum ve çevresinde İslam öncesi Türk kültürünün yaşayan unsurları araştırmasında ilginç verileri ortaya çıkardı. "Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan farklı kılan, kendine özgü, inançları, örf ve adetleri, anlayış ve davranışları ile onun kimliğini oluşturan yaşayış ve düşünüş tarzıdır" diyen Doç. Dr. Savaş Eğilmez, "Kültür, dayanışma ve birlik duygusu verdiği toplumda, düzeni de sağlayan maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Türk kültürü de Türk milletinin hayat tarzını ifade eder. Tarihi süreç içerisinde farklı medeniyetlerle buluşan Türk kültürü, insanlık tarihinin en zengin kültürlerinden biri haline gelmiştir. Türk kültürünün en önemli özelliklerinden birisi de, canlı kültür dediğimiz yapı ve özelliğini korumuş olmasıdır. Yani Türk kültürü, binlerce yıl içerisinde çok farklı coğrafyalarda, farklı kültürel yapı ve inançlarla karşılaşmış ve etkileşime girmiş olsa da kendi temel unsurlarını korumuş ve kendisini günümüze kadar getirebilmiştir" diye konuştu. Yaptıkları çalışmanın Erzurum ve çevresindeki halk inançlarının kökenlerini inceleyerek, Türk kültürünün geçmişten günümüze nasıl taşındığını anlamak açısından büyük bir öneme sahip olduğunu anlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, "Çalışma sonucunda elde edilen veriler, Türklerin kültürel kimliğinin zenginliğini ve Türk kültürünün sürekliliğini göstermektedir. Bundan yola çıkarak binlerce yıldır varlığını korumuş olan Türk kültürünün, gelecek nesillere de sağlam bir şekilde aktarılacağı sonucu çıkmaktadır. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda hakimiyet tesis etmiş, farklı milletlerle temasta bunlunmuş olan Türkler, kültürlerinin asli unsurlarını koruyarak, kültürel açıdan büyük ve eşsiz bir zenginliğe ulaşmışlardır" şeklinde konuştu. Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra Yıldız ise çalışma ile Erzurum ve çevresinde Türklerin İslamiyet öncesi inançlarından biri olan Şamanizme ait ritüel, inanç ve pratiklerin günümüzdeki izlerini incelemeyi, bu izlerin İslamiyet ile etkileşimi sonucu nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve bu kültürel mirasın yerel halkın yaşamındaki önemini ortaya koymayı amaçladıklarını anlatarak, "Yaptığımız anket çalışmasına 26 ve 74 yaş aralıklarında 583 kişi katılmıştır. Katılımcıların yüzde 53’ü kadın, yüzde 47’si erkektir. Nitel Araştırma Yöntemi ve bu yöntem ışığında veri analizleri yapılan Şamanizm ve Erzurum kültürüne ait kaynak kişilerle görüşmelerin veri analizi yöntemi ile ulaşılan raporlara göre Şamanizmin Erzurum’da yaşayan izlerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Erzurum halkında su kaynaklarına büyük saygı duyulmakta, yağmur suyu kutsal kabul edilerek toplanmaktadır. Söğütlü Göleti gibi suyla ilgili efsaneler, eski Türk inançlarından su kültünün Erzurum’da yaşayan izlerinin en önemli göstergesidir" dedi. Büşra Yıldız, Erzurum’da yaşayan inançların birebir eski Türk inancıyla benzerlik gösterdiğini ifade ederek yapılan tespitleri şöyle sıraladı: "Erzurum ve çevresinde özellikle gece vakitlerinde sıcak su yere dökülmez. Bahar yağmurları kutsal sayılır. Yağmur yağdığı zaman bir kap konur ve bu su şifadır. Söğütlü Göleti’ndeki yaralı balıklar birer gazidir. Askerler oradan su içerken şehit edilmiş ve göle düşerek birer balık olmuşlardır. Türklerin eski inançlarında ateşe bakış açıları aradan binlerce yıl geçse de günümüzde de devam etmektedir. Ocağın boş yere yanmaması gerektiği, ateşin su ile söndürülmesinin uğursuzluk getireceği inancı gibi ritüeller, Şamanizmin ateşe yüklediği kutsiyetle ilişkilidir. Erzurum ve çevresinde ateşe çok yakın durulmaz, ateş her vakitte yakılmaz. Yanan ateş su dökülerek söndürülmez. Külleri ile oynanmaz. Ateşin gölgesi ile oynanmaz. Özellikle çocukların yakın mesafeden ateşe veya küllerine bakması hoş karşılanmaz. Ocakta su boş kaynamaz, kaynarsa o evden ölü çıkar. Eski Türklerde yer alan dağ, ağaç, orman ve atalar kültünün izleri günümüzde de güçlü bir şekilde devam ediyor. Abdurrahman Gazi Türbesi Dağ tepesindedir. Gazi, gayrimüslimlerle yaptığı savaşta başını kolunun altına alıp dağa tırmanmaya başlamış ve epey tırmandıktan sonra ’alkarısı’ bu duruma şaşırıp sen ölmedin mi demesi üzerine Abdurrahman Gazi o anda orada can vermiştir. Bölge halkı gelen misafirlerini türbeye ziyarete götürür ve inanışa göre Erzurum’a herhangi bir iş için gelen kimse Gazi’yi ziyaret etmezse Erzurum’dan ayrılamaz. Issız dağlarda kayalıklarda iki dere arasında cinlerin evleri vardır. Buraya ait bir taş bir çiçek bile alınmaz, onları rahatsız etmemek için sessiz olunur ve hayvan yuvalarına, kaya üzerlerine tuvalet yapılmaz. Aksi takdirde sağlık problemleri yaşanır. Aynı şartlar kadınların lohusalık durumları için de geçerlidir. Eski Türk inancındaki ritüeller bugün de çok benzer bir şekilde devam etmektedir. Lohusa kadını alkarısından korumak için başucuna bıçak, Kur’an ya da eşine ait giysiler konması gibi uygulamalar, Şamanizm ve İslamiyet’in harmanlandığını göstermektedir. Lohusa kadına alkarısı uğramaması için kocasının gömleği başucuna konur. Lohusa kadın 40 gün yalnız bırakılmaz. Bebeğin beşiği boş sallanılmaz. Lohusa kadının yastığının altına alkarısından korunmak için iğne konur veya kıyafetine iliştirilir. Adet döneminde lohusa kadının odasına girilmez. Gelinlerin kırmızı kuşağı 3 kez beline dolandıktan sonra bağlanır. Bir kızın kısmeti 7 yılda bir açılır, bir ağaç 7 yıl bol meyve verir 7 yıl vermez, memlekette 7 yıl bolluk ve 7 yıl kıtlık olur. Ocakçılık Geleneği: Nazardan korunma, sarılık ve lohusalık gibi durumlarda halk şifacılarına başvurulması, Şamanizmin şifa ritüellerinin devam ettiğini göstermektedir. Burada Ocakçılık Geleneği diye bahsettiğimiz konu bir nevi geleneksel tıptır. Bunlar zamanla yalnızca bedensel sağlık durumlarında değil, nazara inanan toplumlarda nazar ve inanmayan diğer toplumlarda da ruhsal hastalıkların da bir tedavi geleneğini oluşturmuştur. Ocaklar Türk halk hekimliğinin temel kurumlarıdır. Gelenekten geleceğe taşınmasının aracı el verme olarak bilinir."
Türk kültürü üzerine önemli araştırma
02 Mart 2025 Pazar - 10:57 Türk kültürü üzerine önemli araştırma Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Türk kültürünün en önemli özelliklerinden birisinin canlı kültür dedikleri yapı ve özelliğini korumuş olması olduğunu söyledi. Eğilmez, "Türk kültürü, binlerce yıl içerisinde çok farklı coğrafyalarda, farklı kültürel yapı ve inançlarla karşılaşmış ve etkileşime girmiş olsa da kendi temel unsurlarını korumuş ve kendisini günümüze kadar getirebilmiştir" dedi. Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra Yıldız ile birlikte, Erzurum ve çevresinde İslam Öncesi Türk kültürünün yaşayan unsurları araştırmasında ilginç verileri ortaya çıkardı. "Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan farklı kılan, kendine özgü, inançları, örf ve adetleri, anlayış ve davranışları ile onun kimliğini oluşturan yaşayış ve düşünüş tarzıdır" diyen Doç. Dr. Savaş Eğilmez, "Kültür, dayanışma ve birlik duygusu verdiği toplumda, düzeni de sağlayan maddi ve manevi değerlerin bütünüdür. Türk kültürü de Türk milletinin hayat tarzını ifade eder. Tarihi süreç içerisinde farklı medeniyetlerle buluşan Türk kültürü, insanlık tarihinin en zengin kültürlerinden biri haline gelmiştir. Türk kültürünün en önemli özelliklerinden birisi de, canlı kültür dediğimiz yapı ve özelliğini korumuş olmasıdır. Yani Türk kültürü, binlerce yıl içerisinde çok farklı coğrafyalarda, farklı kültürel yapı ve inançlarla karşılaşmış ve etkileşime girmiş olsa da kendi temel unsurlarını korumuş ve kendisini günümüze kadar getirebilmiştir" diye konuştu. Yaptıkları çalışmanın Erzurum ve çevresindeki halk inançlarının kökenlerini inceleyerek, Türk kültürünün geçmişten günümüze nasıl taşındığını anlamak açısından büyük bir öneme sahip olduğunu anlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, "Çalışma sonucunda elde edilen veriler, Türklerin kültürel kimliğinin zenginliğini ve Türk kültürünün sürekliliğini göstermektedir. Bundan yola çıkarak binlerce yıldır varlığını korumuş olan Türk kültürünün, gelecek nesillere de sağlam bir şekilde aktarılacağı sonucu çıkmaktadır. Tarih boyunca farklı coğrafyalarda hakimiyet tesis etmiş, farklı milletlerle temasta bunlunmuş olan Türkler, kültürlerinin asli unsurlarını koruyarak, kültürel açıdan büyük ve eşsiz bir zenginliğe ulaşmışlardır" şeklinde konuştu. Yüksek Lisans Öğrencisi Büşra Yıldız ise çalışma ile Erzurum ve çevresinde Türklerin İslamiyet öncesi inançlarından biri olan Şamanizme ait ritüel, inanç ve pratiklerin günümüzdeki izlerini incelemeyi, bu izlerin İslamiyet ile etkileşimi sonucu nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve bu kültürel mirasın yerel halkın yaşamındaki önemini ortaya koymayı amaçladıklarını anlatarak, "Yaptığımız anket çalışmasına 26 ve 74 yaş aralıklarında 583 kişi katılmıştır. Katılımcıların %53 kadın, % 47’si erkektir. Nitel Araştırma Yöntemi ve bu yöntem ışığında veri analizleri yapılan Şamanizm ve Erzurum kültürüne ait kaynak kişilerle görüşmelerin veri analizi yöntemi ile ulaşılan raporlara göre Şamanizm’in Erzurum’da yaşayan izlerinden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz: Erzurum halkında su kaynaklarına büyük saygı duyulmakta, yağmur suyu kutsal kabul edilerek toplanmaktadır. Söğütlü Göleti gibi suyla ilgili efsaneler, eski Türk inançlarından su kültünün Erzurum’da yaşayan izlerinin en önemli göstergesidir" dedi. Büşra Yıldız, Erzurum’da yaşayan inançların birebir eski Türk inancıyla benzerlik gösterdiğini ifade ederek yapılan tespitleri şöyle sıraladı; "Erzurum ve çevresinde özellikle gece vakitlerinde sıcak su yere dökülmez. Bahar yağmurları kutsal sayılır. Yağmur yağdığı zaman bir kap konur ve bu su şifadır. Söğütlü Göleti’ndeki yaralı balıklar birer gazidir. Askerler oradan su içerken şehit edilmiş ve göle düşerek birer balık olmuşlardır. Türklerin eski inançlarında ateşe bakış açıları aradan binlerce yıl geçse de günümüzde de devam etmektedir. Ocağın boş yere yanmaması gerektiği, ateşin su ile söndürülmesinin uğursuzluk getireceği inancı gibi ritüeller, Şamanizm’in ateşe yüklediği kutsiyetle ilişkilidir. Erzurum ve çevresinde ateşe çok yakın durulmaz, ateş her vakitte yakılmaz. Yanan ateş su dökülerek söndürülmez. Külleri ile oynanmaz. Ateşin gölgesi ile oynanmaz. Özellikle çocukların yakın mesafeden ateşe veya küllerine bakması hoş karşılanmaz. Ocakta su boş kaynamaz, kaynarsa o evden ölü çıkar. Eski Türklerde yer alan dağ, ağaç, orman ve atalar kültünün izleri günümüzde de güçlü bir şekilde devam ediyor. Abdurrahman Gazi Türbesi Dağ tepesindedir. Gazi, gayrimüslimlerle yaptığı savaşta başını kolunun altına alıp dağa tırmanmaya başlamış ve epey tırmandıktan sonra al karısı bu duruma şaşırıp sen ölmedin mi demesi üzerine Abdurrahman Gazi o anda orada can vermiştir. Bölge halkı gelen misafirlerini türbeye ziyarete götürür ve inanışa göre Erzurum’a herhangi bir iş için gelen kimse Gazi’yi ziyaret etmezse Erzurum’dan ayrılamaz. Issız dağlarda kayalıklarda iki dere arasında cinlerin evleri vardır. Buraya ait bir taş bir çiçek bile alınmaz, onları rahatsız etmemek için sessiz olunur ve hayvan yuvalarına, kaya üzerlerine tuvalet yapılmaz. Aksi takdirde sağlık problemleri yaşanır. Aynı şartlar kadınların lohusalık durumları içinde geçerlidir. Eski Türk inancındaki ritüeller bugün de çok benzer bir şekilde devam etmektedir. Lohusa kadını al karısından korumak için başucuna bıçak, Kuran ya da eşine ait giysiler konması gibi uygulamalar, Şamanizm ve İslamiyet’in harmanlandığını göstermektedir. Lohusa kadına Al Karısı uğramaması için Kocasının gömleği başucuna konur. Lohusa kadın 40 gün yalnız bırakılmaz. Bebeğin beşiği boş sallanılmaz. Lohusa kadının yastığının altına Al Karısından korunmak için iğne konur. Veya kıyafetine iliştirilir. Adet döneminde lohusa kadının odasına girilmez. Gelinlerin kırmızı kuşağı 3 kez beline dolandıktan sonra bağlanır. Bir kızın kısmeti 7 yılda bir açılır, bir ağaç 7 yıl bol meyve verir 7 yıl vermez, memlekette 7 yıl bolluk ve 7 yıl kıtlık olur. Ocakçılık Geleneği; Nazardan korunma, sarılık ve lohusalık gibi durumlarda halk şifacılarına başvurulması, Şamanizm’in şifa ritüellerinin devam ettiğini göstermektedir. Burada Ocakçılık Geleneği diye bahsettiğimiz konu bir nevi geleneksel tıptır. Bunlar zamanla yalnızca bedensel sağlık durumlarında değil, nazara inanan toplumlarda nazar ve inanmayan diğer toplumlarda da ruhsal hastalıkların da bir tedavi geleneğini oluşturmuştur. Ocaklar Türk halk Hekimliğinin temel kurumlarıdır. Gelenekten geleceğe taşınmasının aracı el verme olarak bilinir."
Erzurum’da "Azerbaycan Kültür Buluşması"
02 Mart 2025 Pazar - 10:53 Erzurum’da "Azerbaycan Kültür Buluşması" Atatürk Üniversitesi 15 Temmuz Milli İrade Salonu’nda "Azerbaycan Kültür Buluşması" programı düzenlendi. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı Genç Ofisler, Türk Dünyası Öğrenci Kulübü ve Azerbaycanlı Öğrenciler Birliği ortaklığıyla gerçekleşen gecede bir konuşma yapan Erzurum Vali Yardımcısı Lokam Düzgün,"Türkiye ve Azerbaycan’ın yüreklerde kök salmış kardeşliği, ortak tarihimize ve kültürümüze dayanmaktadır. Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Azerbaycan halkının sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.’ deyişi aramızdaki kopmaz bağların en veciz ifadesidir. Bunun en güzel örneklerinden biri, Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılması sürecidir. Türkiye, siyasi ve manevi desteğiyle Azerbaycan’ın haklı davasında en büyük destekçisi olmuştur. Yine, asrın felaketi olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında, Türkiye’nin yardımına ilk koşan ülkelerden biri kardeş Azerbaycan olmuş, arama kurtarma ekipleri deprem bölgesinde kendi vatanlarında görev yapar gibi çalışmış, Azerbaycan halkı Türkiye’nin acısını yüreğinde hissetmiştir" ifadelerini kullandı. Programa; Vali Yardımcısı Lokman Düzgün, Azerbaycan Kars Başkonsolosu Zamin Aliyev, Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak ile Gençlik ve Spor İl Müdürü Levent Çakmur katıldı. Salonun tamamen dolduğu etkinlikte Azerbaycan tatlısı, içecekleri, ezgileri, çalgıları, şiiri ve Türk Dünyası’na ait bayrak gösterisi izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Bu kültür dolu buluşma, kültürlerarası dostluğun en güzel örneklerinden biri olarak hafızalarda yer etti.
Erzurum Kent Konseyi Başkanı Tanfer: "Ramazan, paylaşmanın ve dayanışmanın ayıdır"
02 Mart 2025 Pazar - 10:04 Erzurum Kent Konseyi Başkanı Tanfer: "Ramazan, paylaşmanın ve dayanışmanın ayıdır" Erzurum Kent Konseyi Başkanı Hüseyin Tanfer, ramazan ayının başlaması dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Mesajında birlik ve beraberlik vurgusu yapan Başkan Tanfer, ramazan ayının önemine dikkat çekti. Başkan Tanfer, mesajında Ramazan ayının getirdiği manevi atmosfere değinerek, şu ifadelere yer verdi: ‘Bolluğun, bereketin ve paylaşmanın yoğun şekilde yaşandığı 11 ayın sultanı ramazan ayına erişmenin bu yıl da mutluluğunu yaşıyoruz. Yardımlaşmanın ve dayanışmanın güzelliğini bu mübarek ayda en güzel şekilde yaşayıp yaşatmak biz Müslümanlara düşen en büyük görevdir. Rahmet ve mağfiret ayı olan ramazan ayında soframızdan bereketi, evlerimizden saadet ve huzuru, kalplerimizden sevgiyi, tuttuğumuz oruçların ve yaptığımız ibadetlerin kabul olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Ramazan ayının insanların yalnız kendi dünyalarında, kendi hanelerinde, kendi sofralarında yaşadıkları bir neşe olarak kalmaması, güzelliklerin, yoksullarla, yetimlerle, kimsesizlerle ve yüreği yaralı insanlarla paylaşıldığı bir ay olması için bu maneviyatı bütün benliğimizle yaşamalıyız. Her zaman olduğu gibi bu mübarek ayda da dayanışmamızı ve kardeşliğimizi en güçlü şekilde göstereceğimize inanıyorum. Gönüllerimizden huzur ve hoşgörünün eksik olmaması umuduyla Erzurumlu hemşerilerimiz başta olmak üzere milletimizin ve tüm İslam Alemi’nin Ramazan ayı mübarek olsun.’
11 bin 300 kişiye her gün  iftar sofrası açılacak
02 Mart 2025 Pazar - 09:52 11 bin 300 kişiye her gün iftar sofrası açılacak Vakıflar Erzurum Bölge Müdürlüğü tarafından; Erzincan-Bayburt-Ağrı-Ardahan-Iğdır-Kars ve Erzurum olmak üzere toplam 11 bin 300 kişiye her gün iftar yemeği verilecek. Ramazan Ayı’nın paylaşma ruhunu yaşatmak için 25 farklı Vakıflar Bölge Müdürlüğünce Türkiye genelinde iftar sofraları kuruyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü, Ramazan boyunca herkese açık sıcak ve samimi iftar sofraları sunarak yardımlaşma kültürünü yaşatmaya devam edecek. Yetim ve kimsesizlerin buluşacağı Ramazan sofrası 29 gün boyunca devam edecek. Her yıl geleneksel haline getirilen ve her gün yüzlerce yetim ve ihtiyaç sahibin iftarını açtığı vakıf sofrası Ramazan ayı boyunca devam edecek. Vakıflar Erzurum Bölge Müdürlüğü tarafından da Ramazan Ayı boyunca iftar sofrası kurulacak. Konu ile ilgili bilgi veren Vakıflar Erzurum Bölge Müdürü Murat Uslu; "Erzurum Bölge Müdürlüğü olarak bizlerde bölgemize bağlı sorumluluk alanımızdaki illerde Ramazan Ayı boyunca günlük 11 bin kişilik iftar vereceğiz. Dayanışma ve paylaşma kültürünü yaşatmak, pekiştirmek ve daha güçlü şekilde geleceğe aktarmak için her alanda çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Geçtiğimiz yıl kurduğumuz gönül sofralarını bu yıl Mübarek Ramazan-ı Şerif’in gelişiyle tüm şehirlerimize yayacağız. Bölge Müdürlüğümüz vasıtasıyla kuracağımız iftar noktalarımızda paylaşmanın, paylaştıkça çoğalmanın zenginliğini yaşayacağız. Biliyoruz ki; kadim medeniyetimizin gönül zenginliğini paylaşmak, yardımlaşma ve dayanışma ile yaşatmak asli vazifemizdir. Vazifemizi layıkıyla ifa ederek vakıf kültürünün bize bıraktığı paha biçilemez mirası gelecek nesillere aktarmak için gayret etmeyi sürdüreceğiz" şeklinde konuştu. Erzurum’da Nene Hatun Sofrası Uslu; "Erzurum’da da Sanayi sitesi içinde ki Nene Hatun Sofrasında Ramazan ayı boyunca 600 kişilik iftar soframız olacak. Ayrıca yine Ramazan ayı boyunca belirlenmiş olan ihtiyaçlı ailelerimize evlerine başka bir ekibimiz tarafından yemek dağıtımı yapılacak. Ayrıca, ilimizde ki Araştırma ve Şehir hastaneleri yoğun bakımlarında ki hasta yakınları için iftar tabağı hazırlanıp, her gün dağıtımı yapılacak. Bu faaliyetlerimiz ve ikramlarımız Ramazan Ayı boyunca devam edecek" dedi.
Kasaplardan vatandaşa kıyma uyarısı
01 Mart 2025 Cumartesi - 18:32 Kasaplardan vatandaşa kıyma uyarısı Erzurum’da kasaplık yapan Erdi Çelik, vatandaşları Ramazan ayı vesilesiyle özellikle kıyma alımı noktasında uyardı. Erzurum’da Kasaplar Odası Başkanlığı’nın Ramazan ayında ete zam yapılmaması yönünde bir karar aldığını ifade eden kasap Erdi Çelik, "Biz de ete zam gelmemesi taraftarındayız. Biz satıcıyız, tabii ki eti daha uygun fiyatta satmak istiyoruz, vatandaşı rahatlatmak istiyoruz. Hatta etin fiyatının düşmesini istiyoruz. İnsanların bu anlamda rahatlamasını, Ramazan’da herkesin et yemesini istiyoruz. Ancak ete rağbet çok fazla olduğu için fiyatında sürekli bir artış oluyor. Ramazan ile birlikte yoğunluk daha da arttı. Kasaplar odasının bize gönderdiği fiyatlar doğrultusunda et satışlarımız devam edecek" şeklinde konuştu. "Yerli kesim hayvanları tercih ediyoruz" Hayvan yetiştiricileri ile yaşadıkları problemlerden dolayı et fiyatlarında bir artış olduğuna dikkat çeken Çelik, "Mezbahada, veteriner kontrolünde damgalı olarak kesim yapılıyor. Daha sonrasında sağlık kontrolünden geçtikten sonra, bir gün dinlendikten sonra kasabımıza geliyor. Biz hazırlayıp satışa sunuyoruz. Biz kasaplar olarak ithal et satışı yapmıyoruz. Yerli kesim yapıyoruz. Et Balık Kurumu kasaplara et dağıtıyor. Ama biz zaten yerli kesim tercih ediyoruz" dedi. "Kesinlikle ucuz fiyata kanmayın" Vatandaşları ucuz ve özellikle kıyma konusunda uyaran Kasap Erdi Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "İnsanlarımızın kesinlikle hazır kıyma almamasını tavsiye ediyoruz. Vatandaş kendisi eti görsün. Yani vatandaş görüp alsın. Kesim raporlarımız, veteriner kontrollerimiz, gıda tarımından gelen kontroller, bizde hepsi mevcut raporlu bir şekilde. Damgalı ve Türkiye standartlarına uygun şekilde helal kesim yapılmakta. Et alım yaptığı yerlerden bunları sorsun ve belgelerine baksınlar. Sağlıklı et yemesi için kesinlikle ucuz ete kaçmamalarını tekrardan dile getiriyoruz".