Yerel Haberler
Eskişehir
Koca Ragıp Paşa’nın çok yönlü düşünce dünyası çalıştayda değerlendirildi
10 Mayıs 2026 Pazar - 17:38 Koca Ragıp Paşa’nın çok yönlü düşünce dünyası çalıştayda değerlendirildi Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından Edebiyat Fakültesi Konferans Salonunda "Edebiyat-Siyaset-Felsefe İlişkisi Kapsamında Koca Ragıp Paşa Çalıştayı"nın ilk oturumu gerçekleştirildi. 7-8 Mayıs tarihlerinde düzenlenen çalıştayın yürütücülüğünü Dr. Öğr. Üyesi Emrah Gülüm üstlenirken açılış konuşmasını Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fuat Güllüpınar yaptı. Çalıştaya konuşmacı olarak Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum, Prof. Dr. Abdülkadir Erkal, Prof. Dr. Şevkiye Kazan Nas ve Prof. Dr. Kamil Sarıtaş katılırken, akademik personel, öğretim elemanları ve çok sayıda öğrenci takip etti. Osmanlı düşünce ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden Koca Ragıp Paşa’nın edebi kişiliği, siyasal kimliği ve düşünce dünyasının disiplinler arası bir yaklaşımla değerlendirildiği çalıştayda, farklı akademik alanlardan isimler sunum gerçekleştirdi. "Marifet iltifata tabidir" Açılış konuşmasını yapan Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fuat Güllüpınar, Koca Ragıp Paşa’nın devlet adamlığı ve edebi yönüne dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: "Bugün Koca Ragıp Paşa’yı konuşmak için bir araya geldik. Konuşmama Koca Ragıp Paşa’ya ait olduğunu düşündüğüm bir söz ile başlamak istiyorum: ‘Marifet iltifata tabidir.’ Emeğin, bilginin ve liyakatin değerini belki de bundan güzel anlatan bir söz yoktur. Bu sebeple bugün bu salonda olmamızı sağlayan, bu işte emeği geçen Emrah hocaya çok teşekkür ediyorum. Koca Ragıp Paşa bir sadrazam, bir diplomat, aynı zamanda hem devlet adamı hem sanatçı, şair ve önemli bir edebiyatçı olarak karşımızda duruyor." "Her işini usul ve suhuletle yapmıştır" Çalıştayın ilk konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum, Koca Ragıp Paşa’nın siyasi yönlerini ele aldı. Tulum, Paşa’nın siyasi hayatına çocukluk yıllarında başladığını belirterek, "Böyle bir alim üzerine konuşmak elbette çok zor. O, siyasi hayatına babasının yanında çocukluk yıllarında başlamış ve sadrazamlık mertebesine kadar yükselmiş önemli bir isimdir. Siyasi mizacını tanımlayacak olursak şunu görüyoruz; usul ve suhulet onun mizacında temayüz ediyor. Yani her işini usul ve suhuletle yapmıştır" dedi. "Devlet adamlığı ile şairliğini bir arada taşımıştır" Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden Prof. Dr. Şevkiye Kazan Nas ise, Koca Ragıp Paşa’nın edebi kişiliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kazan Nas, paşanın şiirlerinde toplum düzeni, ahlak ve devlet düşüncesinin önemli yer tuttuğunu belirterek, "Koca Ragıp Paşa’nın sanatını özgün kılan en önemli unsurlardan birisi onun devlet adamlığı ile şairliğini bir arada taşıyabilmesidir. Onun dizelerinde sadece bireysel duygular değil, toplum düzeni, ahlak ve devlet düşüncesi de yer bulur" diye konuştu. "Kapıkulundan felsefeci olmaz anlayışı doğru değildir" Çalıştayda konuşan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Sarıtaş, "Kapıkulundan felsefeci olmaz" anlayışını eleştirerek, Koca Ragıp Paşa’nın çok yönlü düşünce yapısına dikkat çekti. Sarıtaş, paşanın felsefe, tasavvuf ve kelamı birlikte ele alan bir yaklaşım benimsediğini ifade etti. "Hamilik sistemi edebiyatın gelişiminde önemli rol oynadı" Açılış oturumunun son konuşmasını gerçekleştiren Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkadir Erkal ise, Koca Ragıp Paşa’nın sanat hamiliği ve kültürel çevresine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erkal, 18. yüzyılda yetişen çok sayıdaki şairin arkasında hamilik sisteminin önemli bir etkisi olduğunu vurguladı. Çalıştayın öğleden sonraki oturumu edebiyat ve dil söyleşisiyle devam etti. Söyleşide gazeller, tematik şiir mecmuaları ve şiirlerdeki eleştiri unsurları üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Çalıştay, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Anadolu Üniversitesinden Engelliler Haftasında engelsiz vizyon
10 Mayıs 2026 Pazar - 15:14 Anadolu Üniversitesinden Engelliler Haftasında engelsiz vizyon Mayıs 10-16 tarihleri arasında dünya genelinde eş zamanlı olarak kutlanan Engelliler Haftası, engelli bireylerin toplumsal yaşama eşit ve etkin katılımını desteklemeyi ve bu alanda farkındalık oluşturmayı amaçlayan önemli bir dönem olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda, Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi de özel eğitim alanındaki akademik birikimi ve kapsayıcı eğitim vizyonuyla dikkat çekiyor. Fakülte Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken, Engelliler Haftası nedeniyle yaptığı değerlendirmelerde engelliliğin yalnızca bireysel bir durum değil aynı zamanda toplumsal erişilebilirlik ve farkındalıkla doğrudan ilişkili bir konu olduğuna dikkat çekerek eğitimden istihdama kadar uzanan süreçte kritik çözüm alanlarına vurgu yaptı. Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Diken engelli birey kavramını açıklayarak özel bireylerin de kendi içinde ikiye ayrıldığını şu sözlerle belirtti: "Engelli birey; doğum öncesi, doğum anı veya doğum sonrasında bireyin farklı nedenlerden kaynaklı olarak bilişsel, motor gelişimi veya dil ve konuşma dediğimiz iletişim, sosyal-duygusal gelişim alanında yaşadığı ve tipik gelişim, yani normalde toplumda yaşayan bireylerin deneyimlediği gelişimsel süreçlerde birtakım farklılıklar yaşayan bireylerdir. Bu farklılıkların da yaşam içerisinde eğitim gibi farklı ve diğer toplumsal ortamlarda düzenlemeleri zorunlu kılan bir durum olarak adlandırabiliriz. Bunun iki boyutu var. Birinci boyutu tipik gelişimden olumsuz anlamda etkilenme, özürlülük durumu. Yani zedelenme, zedelenmenin yetersizliğe dönmesi, yetersizliğin de engele dönmesi. Diğer boyutu da üstün zekâ, üstün yetenek boyutu." Toplumun neredeyse yarısı etkileniyor Türkiye’deki engelli bireylerin sayısına dikkat çeken Prof. Dr. Diken bu sayının dolaylı olarak daha da yüksek olduğunu şu ifadelerle anlattı: "Türkiye nüfusuna baktığınız zaman yaklaşık 10 milyon civarında bir engelli kitlesinden bahsediliyor. Bu bireylerin anne, baba ve en az bir kardeşini de ekleyince sayıyı dört ile çarpmamız gerekiyor. Böylece toplumda yaklaşık 40 milyonluk bir kitlenin bu durumdan doğrudan etkilendiğini görüyoruz. Bu da aslında nüfusumuzun yarısı demek." "Ciddi bir toplumsal farkındalık gerekiyor" Engelliliğin her an herkesin başına gelebileceğini ve bu durumun toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirten Prof. Dr. İbrahim Halil Diken konuşmasına şöyle devam etti: "Herhangi bir kaza veya travma, normal işlevini sürdüren bireyi işlevsiz hale getirebiliyor belli alanlarda. Bu da ciddi bir toplumsal farkındalığı gerektiriyor. Yıllardır da 10-16 Mayıs haftası Engelliler Haftası adı altında bu gruba yönelik farkındalık, empati oluşturma çalışmaları yapılıyor. Biz, sağlıklı bireylerin de bu ihtiyaçlara sahip olabilecek duruma gelebileceğinin farkındalığını oluşturarak toplumsal yaşam kalitesine odaklanmaya yönelik etkinlikler düzenleneniyor." Öğretmenler kapsayıcı bir programla yetişiyor Anadolu Üniversitesinin öğretmen yetiştirme konusundaki vizyonuna dikkat çeken Prof. Dr. Diken kapsayıcılığa şöyle vurgu yaptı: "Biz Eğitim Fakültesi olarak alana, Türkiye’ye öğretmen yetiştiriyoruz. Bu öğretmenleri topluma kapsayıcı bakmaları açısından gerek programlarımızdaki dersler gerek yaptığımız etkinlikler ve çalışmalarla daha bilinçli, daha empati sahibi, çocuklara ve öğrencilere kapsayıcı bakan bireyler boyutunda hazırlamaya çalışıyoruz." Türkiye’de iki temel sorun öne çıkıyor Prof. Dr. Diken açıklamalarında özel eğitim alanındaki sorunlara da parmak bastı. Türkiye’de özel eğitim alanında çözüm bekleyen iki ana sorunu belirten Prof. Dr. Diken şunları söyledi: "Özellikle iki temel konu çok önemli Türkiye’de. Birincisi erken müdahaleye ilişkin; yani 0-6 yaşa yönelik özellikle bir modelimizin olmaması, bir sistem sorununun olması. Diğer önemli nokta da istihdam sorunu. Yani okulu bitirdikten sonra bu engelli topluma katkı, kendi üretkenliklerini gerçekleştirme bağlamında işe yerleştirme, iş bulma ve işte devam etme gibi iki temel konu büyük sorun olarak karşımıza çıkıyor." Temel çaba daha bilinçli öğretmenler Anadolu Üniversitesinde yetişen geleceğin öğretmenlerine değinen Prof. Dr. Diken, üniversitedeki programların donanımlarını anlatırken "Programlarımızın içerisinde öğretmen adaylarımız için engelli bireyleri ve onların ailelerini daha iyi anlamak, eğitsel ihtiyaçlarını daha doğru karşılamak boyutunda derslerimiz, stajlarımız ve uygulama alanlarımız söz konusu. Dolayısıyla bunları yaparak aslında öğretmen adaylarımızı daha bilinçli, daha empati kuran, bireysel farklılıklara dikkat eden öğretmenler olarak yetiştirme çabası içerisindeyiz" dedi. "Teknoloji araç olursa işimiz kolaylaşır" Dijital araçlar ve yapay zekâ başta olmak üzere yaşanan teknolojik gelişmeler özel eğitim alanında da birçok yeniliğin kapısını aralıyor. Teknolojinin özel eğitimdeki yerini "araç" ve "amaç" dengesi üzerinden yorumlayan Prof. Dr. Diken şunları söyledi: "Teknoloji şu an hepimizin elinde olan bir araç. Bunu bir araç olarak kullandığınız zaman çocuğun veya bireyin bireysel ihtiyaçları temelinde o araçtan ne kadar üst düzeyde yararlanabilirsek o kadar sağlıklı olacak, işimiz kolaylaşacak. Bunu bir araç olarak, yaptığımız iş neyse o iş içerisinde yararlanabileceğimiz, bilimsel bilgiyi o araç üzerinden elde edip hayata geçirmemiz gereken bir durum olarak düşünüyorum." Aile ile iş birliği özel eğitimde kritik öneme sahip Özel eğitimde aile ile yapılan iş birliğinin çok kıymetli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Diken bu noktadaki ihtiyacın altını şöyle çizdi: "Aileyi merkeze almamız gerekiyor. Tüm dünyadaki en önemli paradigma değişimi de aile merkezli özel eğitim uygulamaları yani ailenin bizim odağımızda olduğu. Çocuğun aile içinde öğrendiğini düşünerek özellikle erken çocuklukta buna odaklanmak gerekiyor. Aileyle iş birliğinde sadece kâğıt üzerinde bir iş birliğine değil, onunla gerçekten var olan sorunlarına çözüm üretecek mekanizmaları oluşturacak süreçlere ihtiyaç var." Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Diken toplumdaki engelli kavramının aslında yine toplumun kendisi tarafından inşa edildiğini belirtti ve bu konuyu verdiği bir asansör örneği ile şöyle açıkladı: "Engelli terimini oluşturan şey aslında toplumun bireysel farklılıkları olan bireylere sunduğu imkânlarla ilişkili. Burada 3 kavramı açıklamak gerekiyor. Zedelenme yetersizliğe yol açıyor yetersizlik ise engele yol açabiliyor. Tekerlekli sandalyedesiniz, buraya geldiniz. Asansörümüz yoksa, binaya erişiminiz yoksa, sizin o tekerlekli sandalyede olmanız size bir engel teşkil etmiyor, bizim bu binayı size uygun hale getirmememizden kaynaklanıyor. Toplum tekerlekli sandalye ile sizin erişilebilirliğinize imkân vermiyorsa o zaman aslında sizin durumunuzu engelli hale getiren siz değilsiniz; toplum, devlet veya ilgili kurumlar ve yapılardır. Bu açıdan engellilik toplumsal bir durum." Anadolu Üniversitesi özel eğitimde öne çıkıyor Anadolu Üniversitesinin özel eğitim alanındaki başarılarına ve otoritesine vurguda bulunan Prof. Dr. Diken üniversitenin öne çıktığı noktaları şöyle belirtti: "Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesiyle, Eğitim Fakültesiyle, İÇEM’iyle, DİLKOM’uyla, ÜYEP’iyle, Engelliler Entegre Yüksekokulu, Engelliler Araştırma Enstitüsü ve diğer lisans programları ile kümülatif olarak toplumda bireysel farklılıkları ön planda tutan, bunu bir toplumsal hizmet olarak kendine şiar edinmiş bir üniversite. Bu bağlamda dezavantajlı bireylere sunulan hizmetler boyutunda YÖK’ün ilk Üstün Başarı Ödülü’nü Anadolu Üniversitesi, bu saydığım hizmetleri kümülatif olarak sunan bir yapı olarak kazandı." Engelliler Haftası ilham verici etkinliklerle geçecek Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, 10-16 Mayıs Engelliler Haftası kapsamında birçok ilham verici ve farkındalık odaklı etkinlik düzenleyecek. Prof. Dr. Diken ise düzenlenecek etkinlikleri şöyle müjdeledi: "5 gün süren bu haftada her güne bir etkinliğimiz var. Örneğin 11 Mayıs Pazartesi günü öğrenci yemekhanesinin önünde empati istasyonlarımız olacak, orada bir görme engellinin bakış açısıyla hayatı deneyimleyeceksiniz. Bir tekerlekli sandalye ile nasıl hareket edeceğinizi deneyimleyeceksiniz. Bu haftayı empati için tasarladık. Diğer günlerde de başarı hikâyeleri koymak istedik. Örneğin Cuma günü çok önemli bir etkinliğimiz var; kollarını küçüklükten kaybetmiş ve ağzıyla müthiş derecede resimler yapan Ressam Yusuf Akgün’ün hikâyesi ve resim sergisi. Amacımız bu toplumsal farkındalığı başarı hikâyeleriyle destekleyerek ortaya koymak."
Kamu yönetimine Yunus Emre’den dersler
10 Mayıs 2026 Pazar - 08:51 Kamu yönetimine Yunus Emre’den dersler Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, Yunus Emre’nin bilinen ‘Divan’ı dışındaki tek eseri olan ‘Risâletü’n Nushiyye’ kitabını kamu yönetimi bağlamında değerlendiren bir makale hazırladı. Bir ilk olan makale, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi’nde (ICAR) yayınlanırken, Felemenkçe yayınlanan ‘Yunus’un İzinde Adım Adım’ kitabında da yer aldı. Makale, yazarı tarafından Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" panelinde de anlatıldı. Eser ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı Anadolu’da yetişen tasavvuf ehli ve halk şâiri Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye, ‘Nasihatlar Kitabı’ isimli eseri, kamu yönetimi açısından ilk defa Meryem Ülkü Aygül tarafından ele alındı. Yaklaşık 562 beyitten oluşan ve orijinal nüshası Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Fatih Kitaplığı bölümünde bulunan eser başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanları dışında ilk defa kamu yönetimi açısından ele alındı. Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisi Yaptığı çalışmayla ilgili bilgi veren Meryem Ülkü Aygül, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunu olduğunu, hâlen Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ana bilim dalında yüksek lisans yaptığını anlattı. Çalışmalarını, ‘Afet yönetimi’ ve ‘Yaşadığı şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğü Eskişehir tarihi’ olarak iki kanatta ilerlettiğini anlatan Aygül "Çalışmamın konusu Yunus Emre’nin Risâletü’n Nushiyye adlı öğüt kitabıdır. Yunus Emre’nin 1307 yılında yazdığı Risâletü’n Nushiyye eseri ise bilindiği kadarıyla Kutadgu Bilig’den sonra Türk edebiyatının üçüncü, Batı Türkçesinin ise ilk mesnevisidir Moğol istilası, isyanlar, şehzadeler arasındaki mücadeleler ile devletin karışık durumu ve devlet idaresinde bulunanların keyfî tutumlarına şahitlik eden Yunus, nasihat dilinin konuştuğu bu eseriyle gördüğü eksiklikleri ve bozuklukları dile getiren bir tenkitçi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunus’un ve eserinin önemine rağmen yaptığımız literatür taramasında esere yeterli ilginin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Eserle ilgili şimdiye kadar yapılan çalışmalar ise başta dil bilim olmak üzere eğitim ve din alanlarındadır. Yunus’un genel olarak şiirlerine dair sosyal bilimler kapsamında tezler, kitap ve makaleler bulunmakla birlikte kamu yönetimi bağlamında bir çalışmaya ulaşılmamıştır." dedi. "Terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler veriyor" Meryem Ülkü Aygül, Risâletü’n Nushiyye gibi kamu yönetiminin temel unsuru olan "İnsan"a nasihatlerde bulunan kitapların, sadece edebî eser olarak değerlendirilemeyeceğini anlattı. Bu tür eserlerin, döneme dair bilgiler sunarken bir zihniyeti, bir anlayışı, bir kültürü ortaya koyduğunu belirten Aygül, şunları belirtti: "Araştırmada, ‘Risâletü’n Nushiyye, kamu yönetimi bağlamında okunduğunda Yunus Emre, bizlere neler sunacaktır?’ sorusuna cevaplar aranmıştır. Eseri incelediğimde tasavvufi öğütlerin sembollerle yüklü bir dil ile hikâyeleştirilerek anlatıldığı Risâletü’n Nushiyye’nin kamu yönetimi bağlamında da ele alındığında sosyal ve siyasi yapı, ideal yönetici ve yönetim anlayışı bakımından önemli bulgular sunduğunu gördüm. İyi bir yöneticinin özellikleri, kamu düzeninin nasıl sağlanacağı ve günümüzde kullanılan terimle ifade edecek olursak terörle mücadelenin nasıl yapılması gerektiği hususunda Yunus Emre bizlere önemli dersler vermektedir. Sembollerin ardındaki yönetim anlayışında ise kamu düzeninin esas alındığı görülmektedir. Devletin temel varlık nedenlerinden biri olan vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanmasında Yunus, somut tedbirler önermektedir. Suça, suçluya göz açtırmayan bir yaklaşım söz konusudur. Terörle mücadelede ise askerî operasyon ve sınır dışı etmekten bahsetmektedir. Devlete bağlılığın sağlanması ve devlete sadakatin pekiştirilmesi esastır. Göktürk Kitabelerindeki "başlıya baş eğdirmek, dizliye diz çöktürmek" deyimiyle ifadesini bulduğu üzere Yunus Emre’ye göre devletin ihtişamı ve gücü gösterilmelidir. Hatta silahlı mücadele dışında kalanların da, yani teröre destek verenler de statüsü ne olursa olsun seçkin bir kesime mensup olsalar bile onların kamu hizmetlerinden, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılması gerektiği işaret edilir. Ancak terörle mücadelede sapla samanın ayrılması gerektiği yönünde de bir uyarı mevcuttur. Meşru otoriteye başkaldıran, yasayı çiğneyen, hakkı olmayana el uzatanlar sıfır toleransla ağır bir şekilde cezalandırılırken "suçu olmayan kişinin eli bağlanmaz". "Eser, günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır" Risâletü’n Nushiyye’nin; devlet kurma geleneğine sahip Türklerin yönetim anlayışına dair mirasını devam ettirdiğini anlatan Meryem Ülkü Aygül "Bu köklü mirasa ve dönem itibarıyla Türkçeyle kaleme alınması bakımından yüksek öneme sahip olan eserden istifade edilmesi günümüz yönetim düşüncesine ve kamu yönetiminin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Türk devlet geleneğinin neşvünema bulması Yunus gibi değerlerimizin öğütlerine kulak vermek ve bunu titizlikle hayata geçirmekle mümkündür" diye anlattı. Çalışmayı tanıtmak için yapılan faaliyetler Aygül, "Bu çalışmam, "17. Uluslararası Akademik Araştırmalar Kongresi"ne (ICAR) kabul edildi, Kongre Kitabı’nda da tam metni yayınlandı. Çalışmamın bir versiyonu da Felemenkçeye çevrildi ve ortak yazarlı kitapta Avrupa’da okurlarla buluşuyor. Kitabın adı "In Yunus’ voetsporen stap voor stap" (Yunus’un İzinden Adım Adım). Ayrıca bu yıl Yunus Emre Haftası kapsamında Eskişehir Büyükşehir Kent Konseyi ve Emirdağ Federasyonu’nun hazırladığı "Yunusça Sevmek" paneline konuşmacı olarak davet edildim ve konu hakkında konuşma yaptım" diye anlattı. "Yaşadığım şehre vefa borcum olduğunu düşünüyorum" Eskişehirli genç araştırmacı yazar Meryem Ülkü Aygül, yaşadığım şehre bir vefa borcu olduğunu düşündüğünü de anlatarak, "Mesela mezuniyet tezim, bir kitap bölümü olarak yayınlandı. 1956 Eskişehir depreminde afet yönetimini ele aldım. Yine köklü bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocaklarına ilk kez Eskişehir’den baktık. Eskişehir Türk Ocaklarının Osmanlı döneminden itibaren tasfiye edildiği 1931 yılına kadar faaliyetleri, teşkilatlanması arşiv belgelerinden, dönemin basınından ve özel koleksiyonlardan elde ettiğimiz bulguları önce uluslararası kongreye sunduk, kabul edildi, hatta tam metni de yayınlandı. Akabinde bu çalışmayı genişleterek ortak yazarlı kitap olarak yayımladık. Aslında benim Eskişehir’e dair araştırmalarım lise yıllarıma dayanıyor. Osmanlı döneminde 1911-1912 yıllarında Eskişehir’de çıkan "Hakikat-Anadolu Sesleri" gazetesinden şehrin tiyatro, tıp, sanayi ve iş dünyasına dair ilanlarını analiz ettim. Hatta 2017 yılında TÜBİTAK Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’na sunmuştum, kabul edilmemişti ancak yaşadığım şehrin tarihine ait daha önce ortaya konmamış bilgileri kazandırmak, kabul edilmekten daha önemliydi benim için" dedi.
AK Parti Eskişehir Vefa Buluşması’ programı düzenlendi
09 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:43 AK Parti Eskişehir Vefa Buluşması’ programı düzenlendi AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ’Vefa Buluşması’ programı, Teşkilat Başkan Yardımcısı Uğur Aydemir ve çok sayıda partilinin katılımıyla gerçekleştirildi. Geçmiş dönem il başkanları, il yönetim ve yürütme kurulu üyeleri bir araya geldiği program, kahvaltı yapılması ile başladı. AK Parti Eskişehir teşkilatının dünü ve bugününü aynı masada buluşturan ’Vefa Buluşması’, Genel Merkez Teşkilat Başkan Yardımcısı Uğur Aydemir ve milletvekillerinin katılımıyla gerçekleşirken; kuruluşundan bu yana davaya emek veren isimlerin bir araya geldiği organizasyonda, "Türkiye Yüzyılı" hedefleri doğrultusunda birlik, beraberlik ve istişare mesajları verildi. "Bizim hareketimiz bir vefa hareketidir" Programın açılış konuşmasını yapan AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak, katılımcıları selamlayarak başladığı konuşmasında, AK Parti’nin sadece bir siyasi yapı olmadığını vurguladı. Albayrak, "AK Parti Eskişehir İl Başkanlığı Vefa Buluşması programına hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Bizim hareketimiz sadece siyasi bir yapı değil, her şeyden önce bir vefa hareketidir. Bugün bu masanın etrafındaki bu birliktelik; kardeşliğimizin ve sarsılmaz bağlarımızın en büyük nişanesidir. Bu vesileyle ilk günden bugüne davamıza omuz vermiş, emek vermiş ancak bugün aramızda bulunmayan, ebediyete irtihal eden tüm yol arkadaşlarımızı rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz. Rabbim mekânlarını cennet eylesin. Kıymetli dava arkadaşlarım; Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedefimize yürürken sizlerin birikimi, tecrübesi ve sönmeyen heyecanı bizlere her zaman güç veriyor. Bu davaya Eskişehir’de emek göstererek omuz veren siz değerli kardeşlerimin her birine şükranlarımı sunuyorum. İyi ki varsınız. Katılımlarınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun." dedi. "Sizleri dinlemeye ve istişare etmeye geldik" Teşkilat Başkan Yardımcısı Uğur Aydemir ve Genel Merkez Vefa Birim Başkanı Ahmet Tan ise yaptıkları ortak değerlendirmede, buluşmanın asıl amacının istişare olduğunu belirtti. Aydemir ve Tan, "Genel Başkanımızdan almış olduğumuz talimat doğrultusunda sizleri dinlemeye ve istişare etmeye geldik. İlimizle veya ülkemizle alakalı sosyal, siyasal ve ekonomik anlamdaki görüş ve düşüncelerinizi genel merkeze yansıtmak amacıyla bu toplantıları tertip ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Cumhurbaşkanımıza altı elle sarılmalıyız" AK Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu ise konuşmasında 23 yıllık sürece dikkat çekerek, teşkilat mensuplarına sorumluluk çağrısında bulundu. Hatipoğlu, "BBiz AK Parti olarak 23 yıldır bir hikaye yazdık, bir destan yazdık. Ancak bu destanın içinde olan, yıllardır teşkilatların içinde çalışan arkadaşlarımızın seçim dönemine girdiğimiz, seçim çalışmalarına yakın dönemde başlayacağımız bu dönemde partimize sahip çıkmasıdır. Dindar-muhafazakar tüm yurttaşlarımızın hep hayıflandığı, sıkıntı yaşadığı ve hem ailelerinde hem kendilerinde hem işlerinde sıkıntı yaşadığı tüm olayları Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan vasıtasıyla aştılar. Hepimiz aştık. Bugün Ayasofya’nın ibadete asıl açılması bile şartsız koşulsuz Recep Tayyip Erdoğan’a destek vermek için yeterli bir sebeptir. Bunun dışında dindar-muhafazakar kesimi temsil ettiğimiz milliyetçi vatandaşlarımızın ne istedi de bugüne kadar gerçekleşmedi? Hepsi gerçekleşti. TOKİ vasıtasıyla milyonlarca vatandaşımız ev sahibi oldu. Anadolu’da ’Anadolu Aslanları’ dediğimiz iş adamlarımız, esnaflarımız bir özgüven buldu ve İstanbul’daki ’Beyaz Türklerin’ hegemonyasını kırdı; bizim Anadolu Aslanları da büyüdüler, geliştiler, yatırımlarını yaptılar ve o ayrımcılık ortadan kalktı. İnsan hakları konusunda, kadın hakları konusunda, eğitim, başörtüsü; bütün problemler sona erdi. Ancak bizde de biraz şımarıklık var; hem teşkilatlarımızda geçmişte çalışan arkadaşlarda hem mevcut çalışan arkadaşlarda. Bir silkinip nereden nereye geldiğimizi ve neleri kazandığımızı, ülkemizin içinde yaşayan vatandaşların nelerden şikayet ettiğini, bu şikayetlerin ortadan kalktığını hafızalarını geriye dönerek yoklayarak bir kez daha dikkat etmesi gerekiyor. Bu doğrultuda partimize ve Cumhurbaşkanımıza iki elle değil, dört elle değil, altı elle sarılıp önümüzdeki dönemde tekrar iktidarda devam etmesini sağlayacak çalışmaları eksiksiz şekilde yapmamız gerekiyor. Bu doğrultuda Eskişehir teşkilatlarına da Eskişehir’de bugüne kadar teşkilatlarda yer almış tüm hemşehrilerimize de büyük görevler düşmektedir. Bu doğrultuda lütfen sorumluluğumuzu bilelim; sorumluluğumuzu ve kazanımlarımızı kaybetmemek için bu doğrultuda hızlı, etkin ve samimi çalışmalarımıza devam edelim. Bugün görüyorsunuz; yukarımızda Ukrayna’da, aşağımızda İran’da yaklaşık 25-30 ülke bu savaşlardan etkilendi. Tek etkilenmeyen bir güven adası olarak Türkiye kaldı. Bu da Cumhurbaşkanımızın ve ekibinin dengeli dış politikası ve tecrübesine dayanmaktadır. Biz bu değerimizin kıymetini bilelim ve bu doğrultuda başkanlarımızın ve idarecilerimizin yönlendirmeleri doğrultusunda çalışmalara devam edelim" şeklinde konuştu. Program, teşkilat üyelerinin görüş alışverişinde bulunmasının ardından sona erdi.