Yerel Haberler
Eskişehir
07 Ocak 2026 Çarşamba - 16:31 Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela’da yaşananları değerlendirdi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ESOGÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Saygın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırması ile ilgili, "Adeta soğuk savaş günlerine geri döner gibiyiz" değerlendirmesi yaptı. Venezuela gündemini ve ABD’nin Maduro’yu kaçırmasını değerlendiren Saygın, operasyonun kamuoyuna iyi kurgulanmış bir askeri hamle olarak sunulduğunu ifade etti. Doç. Dr. Saygın, söz konusu müdahalenin etkileri ve sonuçları bakımından çok yönlü ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Operasyonun 2026 yılının ilk günlerinde gerçekleşmesinin manidar olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Saygın, ABD iç siyasetinde Başkan Trump’ı zorlayan dava ve suçlamaların yoğunlaştığı bir dönemde böyle bir hamlenin küresel ekonomi politiği sarsabilecek etkiler doğurabileceğini ifade etti. Doç. Dr. Saygın, bugünlerde yaşananların 2011 yılından beri olgunlaştırılan bir süreç olduğunu da ekledi. Doç. Dr. Emre Saygın değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: "Olayın perde arkasındaki nedenler aslında küresel güç dengelerine işaret ediyor. Burada ABD’nin Monroe Doktrini Trump’la beraber ilk harfi değişerek Donroe Doktrini, yani Trump’ın bir takım eklemeler yaparak geliştirdiği Donroe Doktrini ön plana çıkıyor. Bu bağlamda yakın dönemde çıkmış, yenilenmiş, güncellenmiş bir Amerikan Ulusal Güvenlik strateji söz konusu. Bu strateji doğrultusunda adeta soğuk savaş günlerine biraz daha geri döner gibiyiz. Bu ne demek? ABD’nin bölgedeki ya da kıtadaki ya da batı bloğundaki diyelim eski tabirle abi ya da hami rolünü tekrar üstlenmesi. Dolayısıyla da buradaki hami rolünü güçlendirecek şekilde elindeki sert güç unsurlarını daha çok müdahaleci biçimde devreye sokması söz konusu. İkincisi olayın petrole bakan tarafı var. Şöyle ki 2010’lu yıllara kadar dünyada kanıtlanmış en büyük petrol rezervleri Suudi Arabistan’a aitti. Ancak yeni yapılan keşiflerle Venezuela dünyada kanıtlanmış petrol rezervleri bakımından en yüksek hacimli rezervlere sahip ülke oldu. Dolayısıyla Venezuela’ya müdahale aynı zamanda petrol kaynaklarına müdahale ve Amerikan şirketlerinin buradaki hegemonyasını tekrar tahkim edilmesini beraberinde getiriyor. Dolayısıyla burada Venezuela petrol gündeminden ve bunun bir devamı olarak Danimarka’nın, Grönland’ın ilhakı ve oradaki nadir toprak altı elementlerini elde etme gündemi üzerinden durumu ABD’nin aslında enerji ticaretinin dolar üzerinden yapılmasını sağlayacak imtiyazlı bir alan oluşturma gayreti olarak görebiliriz. Dolayısıyla biraz da küresel ekonomi politik çerçevede okunabilir." Doç. Dr. Emre Saygın, bu operasyonda aslında ABD-Çin rekabetinin yansımalarının da kısmen görüldüğünü belirterek, "Çin’in ticaret hacminde Latin Amerika büyük bir yer tutuyor. Dolayısıyla Amerikan ana karasını tehdit eden yakın hinterlantta Çin etkisinin kırılması, Rusya’nın verdiği askeri destekle beraber bölge ülkelerinin ABD’ye karşı pozisyon almalarının engellenmesi bakımından da bu operasyon aslında ABD’nin sert gücünü tekrar Latin Amerika’da kullanıp Çin’e ve Rusya’ya bir mesaj vermesi olarak da okunabilir. Bildiğimiz gibi Avrupa’da Rusya ile Ukrayna arasındaki savaştan kaynaklı bir güvenlik boşluğu ya da istikrarsızlık durumu söz konusu. Avrupa Birliği savunma harcamalarına bütçeler içinde çok fazla yer vermeyen ülkelerden oluşuyor. Trump’ın da zaten Avrupa’ya yönelttiği en büyük eleştiri buydu. Amerika’nın enerjisini, gücünü, ilgisini, odağını Latin Amerika’ya kaydırması ve dolayısıyla Pasifik üzerinden Asya’ya kaydırması aslında Avrupa ülkelerinin Rusya’yla baş başa kalmasını getiriyor. Dolayısıyla bu Avrupa açısından da ontolojik bir problem ortaya çıkarıyor. Yani varoluşsal bir problem yaşayacaklar ve tarih boyu aradıkları bütünleşme hamlesine 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlamışken bugün tekrar bunu belki de dağıtmak veya tahkim ederek, üzerine koyarak daha da kuvvetlendirmek yoluna gidecekler. Ancak ilk ihtimal biraz daha ön planda gibi görünüyor" dedi. Mevzunun Türkiye’yi nasıl ilgilendirdiği konusunda ise Doç. Dr. Emre Saygın, şunları kaydetti: "Türkiye geleneksel dış politikası itibariyle bölgesinde bir istikrarsızlık olsun istemiyor. Bölgesel istikrarsızlığın kaynağı olmayı da istemiyor. Dolayısıyla özellikle Cumhurbaşkanımız ile ABD Başkanı Trump arasındaki lider diplomasinin son dönemdeki güçlü trendi ve burada Türkiye’nin bölge dengeleri üzerindeki etkisinin kavranabilmiş olması Türkiye’yi güçlü bir konuma sürüklüyor. Öyle ki Türkiye burada ABD’nin ilgisini Pasifik’e kaydığı bir durumda, Orta Doğu’daki dengelerde belirli bir aktör olarak rol alabiliyor. Bölgesel statükonun sarsılması durumunda ise Türkiye kendi menfaatleri doğrultusunda hedefe yürüyebilme kapasitesi olan bir ülke. Burada da bir yönetim değişikliği potansiyelini olabileceğini varsayıyoruz. Dolayısıyla burada Türkiye’nin pozisyonu komşusu olan İran’ın bir istikrarsızlığa sürüklenmemesi yönünde. Ancak böyle bir durumda Türkiye’nin de yine bölgesel pozisyonunu takip edeceği yani bölgede 1979 devriminden sonra İran’ın bölgedeki yayılmacı doktrinini frenleyecek mekanizmaları daha kuvvetli bir şekilde devreye alabileceğini öngörebiliriz. Dolayısıyla kısaca toparlayacak olursak bu müdahale aslında göründüğünden daha büyük küresel etkileri olabilecek. Uluslararası sistemi soğuk savaş dönemindeki güç rekabetine geri döndürecek. Ancak büyük güçlerin rekabetinin komşu küçük ülkeler üzerindeki vekalet savaşları, hatta yeni tabirle vekalet operasyonları üzerinden yüklenebileceği bir döneme evrilmek üzere olduğumuzu söyleyebiliriz."
Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:51 Sürekli bildirim almak kaygı oluşturuyor Sürekli bildirim almanın, başkalarının hayatlarını izlemenin kaygıya yol açtığını belirten Uzman Psikolog Beste Çokaygil "Dijital detoks yaparak sınır koyabilirsiniz. Ekrandan uzak geçirilen kısa molalar farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" sözleriyle uyarıda bulundu. Günümüzde sosyal medyanın hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikolog Beste Çokaygil uyanır uyanmaz telefona sarılmak, boş anlarımızda ekran kaydırmak ve günün yorgunluğunu ekran karşısında sonlandırmanın birçoğumuz için tanıdık davranışlar haline geldiğini söyledi. Sosyal medya ile bir yandan haber alıp sosyalleşirken bir yandan ise fark etmeden zihnimizi yorduğumuzu vurgulayan Psikolog Çokaygil "Sürekli bildirim almak, başkalarının hayatlarını izlemek ve ‘kaçırmama’ isteği kişilerde kaygı oluşturabilir. ‘Sürekli bağlı olma’ hâli, beynin dinlenmesine izin vermiyor. Bildirim sesleriyle artan uyarılmışlık hâli, zihnimizde sürekli bir ‘hazır ol’ modu oluşturuyor. Ayrıca sosyal medya, başkalarının hayatlarını olduğundan daha ideal görmemize yol açarak, kıyaslama ve yetersizlik duygularını tetikleyebiliyor" diye konuştu. Yoğun sosyal medya kullanımının dikkat dağınıklığı, stres, uyku problemleri, kaygı ve benlik algısında bozulmalara yol açabildiğine işaret eden Psikolog Çokaygil "Bu noktada teknolojiyi bilinçli ve dengeli kullanabilmek adına ‘Dijital Detoks’ kavramı ön plana çıkıyor. Dijital detoks; belirli bir süre sosyal medyadan, ekranlardan veya internetten uzak kalarak zihinsel bir mola vermeyi ifade eder. Bu küçük molalar, farkındalığı artırır, stresi azaltır ve gerçek sosyal ilişkilerimizi daha çok aktif tutmamızı sağlar" dedi. "Dijital detoksun amacı sağlıklı sınırlar koymak" Dijital dünyadan kopmak değil, ona sağlıklı sınırlar koymak amacıyla yapılan dijital detoksun detaylarını anlatan Psikolog Çokaygil öncelikle günün belirli saatlerinde telefonu kullanmamak gerektiğini; örneğin sabah uyanınca ilk 30 dakika ve gece uyumadan önceki 1 saatin "ekransız zaman" olarak değerlendirilebileceğini; böylelikle uyku kalitesi ve odaklanma süresinin artış göstereceğini dile getirdi. Haftada bir gün veya birkaç saat boyunca sosyal medyaya hiç girmemenin de faydalı olacağını sözlerine ekledi. Yalnızca gerçekten önemli uygulamaların bildirimlerini açık bırakmanın faydalarına değinen Psikolog Çokaygil sürekli gelen bildirimlerin zihnimizi böldüğünü ve dikkatimizin kolayca dağılmasına yol açtığını ifade etti. Telefon ayarlarından günlük/haftalık kullanım süresini gözlemlemenin önemine işaret ederek "Ekrandan uzaklaşmanızı hatırlatması için zamanlayıcıdan yardım alabilirsiniz. Kendinize küçük hedefler belirleyerek ekran sürenizi yavaş yavaş azaltabilirsiniz. Yemek yerken, çalışırken veya arkadaşlarınızla vakit geçirirken telefonu elinize almamak yine sizi ekrandan uzak tutacaktır" dedi. Sosyal medya yerine kitap okumak, yürüyüş yapmak, günlük yazmak ya da hobilere zaman ayırmanın zihninize her zaman iyi geleceğini vurguladı.
Özgür Özel: "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var"
06 Kasım 2025 Perşembe - 13:28 Özgür Özel: "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var" Eskişehir’de konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Devlet bey ile benim aramda bir fark var. O da beka sorunu tarif ediyor, ben de beka sorunu tarif ediyorum. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayaller kurması beka sorunu değildir, Türkiye’nin gençlerinin o ülkelerde hayal kurması beka sorunudur" dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bir dizi programa katılım sağlamak üzere Eskişehir’e geldi. İlk olarak gençlerle buluşan Başkan Özel, saat 10.00’da Haller Gençlik Merkezi’nde gerçekleştirilen ’Her Gencin Hakkı: Nitelikli, Özerk, Demokratik ve Yaşanabilir Üniversite’ isimli panelde yer aldı. Özel, çeşitli konu başlıkları hakkında açıklamalarda bulundu. "Devlet bey ve ben de beka sorunu tarif ediyoruz ama aramızda fark var" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den söz eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Devlet bey ile benim aramda bir fark var. O da beka sorunu tarif ediyor, ben de beka sorunu tarif ediyorum. Devlet beyin tarif ettiği beka sorunu, ’Dünyanın güçlü ülkelerinin Türkiye’de gözü var, bu bir beka sorunudur’ diyor. Evet, bu varsa beka sorunudur. 100 yıl önce denilen o beka sorunu nasıl bertaraf edildi, bütün dünya bunu bilir. İhtiyaç olursa gözümüzü kırpmayacağımızı da bilir ama ben başka bir beka sorunu görüyorum. Anketlere bakıyorum; her 4 gençten 1 tanesi Türkiye’de kalmayı, 3 tanesi ise fırsatını bulursa dünyanın gelişmiş ülkelerine gitmeyi hayal ediyor. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayal kurması mekan sorunu değildir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hayaller kurması beka sorunu değildir, Türkiye’nin gençlerinin o ülkelerde hayal kurması beka sorunudur" şeklinde konuştu. "Gazeteci arkadaşlarımız yine gözaltına alınmış" Bu sabah saatlerinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı üzerine bazı gazetecilerin gözaltına alınması hakkında da konuşan Başkan Özel, konuşmasına şöyle devam etti: "Bu sabah kalktık; gazeteci arkadaşlarımız, dünya kadar insan yine gözaltına alınmış. Her sabah bir korkuya gark etmeye çalışıyorlar ama taktik bu. Umudu örgütleyemeyenler, sevgiyi büyütemeyenler, korkuyu örgütlemeyi ve tehdidi büyütmeyi kendilerine yol seçmişler. Böyle iktidarda kalabileceklerini düşünüyorlar." Özel’in saat 13.00’te Yeşiltepe Mahallesi’nde Tepebaşı Belediyesi Ferdi Zeyrek Yaşam Merkezi açılış törenine katılması bekleniyor.
ESO’nun yeni ihracat projesi Bakanlık desteğine hak kazandı
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:20 ESO’nun yeni ihracat projesi Bakanlık desteğine hak kazandı Eskişehir Sanayi Odası (ESO) tarafından Ticaret Bakanlığı’na sunulan "Eskişehir Makine ve Metal İşleme Sektöründe İhracatın Geliştirilmesi" başlıklı UR-GE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi) projesi Bakanlık tarafından onaylanarak desteklenmeye hak kazandı. ESO üyesi 20 firmanın katılımıyla hayata geçirilecek proje, 3 yıl boyunca sürdürülecek ve Eskişehir sanayisinin ihracat gücünü artırmaya yönelik önemli bir adım olacak. Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş, projenin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada "Makine ve metal işleme sektörü, Eskişehir sanayisinin omurgasını oluşturan, yüksek katma değerli üretim gücümüzün en önemli temsilcilerinden biridir. Bu alanda faaliyet gösteren firmalarımızın uluslararası rekabet güçlerini artırmak, yeni pazarlara açılmalarını sağlamak ve ihracat kapasitelerini güçlendirmek amacıyla hazırladığımız UR-GE projesinin Ticaret Bakanlığımız tarafından kabul edilmesi bizim için büyük bir motivasyon kaynağı olmuştur." diye belirtti Başkan Kesikbaş, "Uluslararası işbirlikleri için çalışıyoruz" Kesikbaş, projenin içeriğine ilişkin olarak da şu bilgileri paylaştı: "Proje kapsamında firmalarımıza yönelik pazar araştırmaları, ihracat odaklı eğitimler, danışmanlık programları, ticaret ve alım heyetleri gibi çok yönlü faaliyetler gerçekleştirilecek. Yapılan harcamaların yüzde 75’i ise Bakanlığımız tarafından hibe olarak desteklenecek. Bu süreçte firmalarımız hem küresel pazarlardaki eğilimleri yakından takip edecek hem de uluslararası alanda yeni iş birlikleri geliştirme fırsatı bulacaklar. Eskişehirli üreticilerimizin dış ticarette daha güçlü bir konuma ulaşması en büyük hedefimiz. Emeği geçen tüm firmalarımıza ve destekleri için Ticaret Bakanlığımıza teşekkür ediyorum"
Eskişehir’de açılan stres evine girenler eşyaları kırıp rahatlıyor
06 Kasım 2025 Perşembe - 12:16 Eskişehir’de açılan stres evine girenler eşyaları kırıp rahatlıyor Eskişehir’de açılan stres evine giren vatandaşlar, yarım saatlik seansta işletme içindeki eşyaları gönüllerince kırarak stres atıyor. İşletme sahibi Erhan Çalık, "Genellikle ilişkilerinde problem yaşayan hanımefendiler geliyor. Geçen gelen bir hanımefendi, nişanlısıyla tartışmış; ‘Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum’ dedi" diye konuştu.Eskişehir’de yaşayan esnaf Erhan Çalık, ilginç fakat son zamanlarda oldukça popüler olan bir işletme açtı. Tepebaşı ilçesinde açılan ’Stres Evi’ isimli işletmeye gelen vatandaşlar, bin TL ödeyip içerdeki ev eşyalarını gönüllerince kırıp döküyor. 30 dakika süresi olan müşteriler kırıp dökmeden önce ise koruyucu elbise ve ekipmanları giyip, belli şartları kapsayan sözleşmeye imza atıyor. Daha sonra içeri alınan vatandaşlar balta, beyzbol sopası ve süpürge gibi materyallerle eşyalara vurmaya başlıyor. Hurdadan alınan beyaz eşyalar, kırıldıktan sonra ise yine eskiciye satılıyor.Sevgiliyle kavga edenler ortalığı dağıtıp stres atıyorİşletme sahibi Çalık, daha çok eşi ya da sevgilisiyle kavga eden kadınların geldiği ve içeride her şeyi kırdıklarını, bazen içeri girdiklerinde ortamın tanınyamayacak kadar dağıtıldığını aktardı."Kırdıkları eşyalar genellikle rahat parçalanıp dağılabilecek türden"İlgiden memnun olduğunu söyleyen Çalık, "Daha çok ilişkisinde problem yaşayan arkadaşlarımız geliyor. Bizim amacımız şu: İnsanların anlık öfkeyle yanlış kararlar vermesini istemiyoruz. Ayrıca kendi eşyalarına zarar vermelerini de istemiyoruz; bunu doğru bulmuyoruz. Burada kırıp dökebilecekleri kullanılmayan birçok eşya var. Hem ilişkiler bozulmasın hem de insanlar stres atsın diye böyle bir girişimde bulunduk. Tabii ki öfke kontrolsüzlüğünü tasvip etmiyoruz; kontrollü öfke ve stres atmak için doğru bir alan oldu. Koruma konusunda hassasiyet gösteriyoruz: Tulumlar, kasklar ve siperlikler, eldivenler sağlıyoruz. Yapılması ve yapılmaması gerekenleri oyun öncesinde dikkatlice belirtiyoruz; katılımcılar da bu hassasiyeti gösteriyor. Güvenlik bizim için öncelikli konumuz; anbean her anı izliyoruz. İsterlerse görüntülerini de onlarla paylaşabiliyoruz. Süreyi yarım saatte sınırlandırıyoruz; yarım saat bile fazla geliyor aslında. 20-25 dakika içinde deşarj olabiliyorlar. 30 dakika ama istediklerinde ekstra süre tanıyabiliyoruz. Beyzbol sopalarımız, çekicimiz, baltamız ve mini balyozumuz var. Kırdıkları eşyalar genellikle rahat parçalanıp dağılabilecek türden, televizyonlar ve benzeri eşyalar var. Ayrıca klavyeler çok rağbet görüyor çünkü hızlı ve rahat dağılabiliyorlar. Eski tip radyolar, hoparlörler, kullanılmayan beyaz eşyalar, elektrik süpürgeleri gibi eşyalar da var. Hurdadan geri dönüşüme katkıda bulunuyoruz; aslında onları parçalama kısmından kurtarıyoruz" diye konuştu."Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum"Genellikle trafikte sorun yaşayan vatandaşların ve eşiyle tartışan kadınların dükkânda stres attığına değinen Çalık, "Katılımcılar genellikle trafik kavgası yaşayanlar değil; ilişkide problem yaşayanlar tercih ediyor ve özellikle hanımefendiler daha çok geliyor. Muhtemelen evdeki bardak, tabak kırmak yerine buradaki şeyleri kırmayı tercih ediyorlar. Bir hatıramız da şu: Geçenlerde bir hanımefendi geldi, nişanlısıyla tartışmış; "Onun kafasını kırmamak için buradaki eşyaları kırmak istiyorum" dedi. Güzel bir hatıraydı; iyi de parçaladı bu arada. Biz de şaşırdık. Çıktığında "tüy gibi oldum, çok teşekkür ederim" dedi. Memnun kalıyorlar" dedi.
Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çevik’e "TEB Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü"
06 Kasım 2025 Perşembe - 11:23 Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çevik’e "TEB Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü" Türk Eczacıları Birliği (TEB) Eczacılık Akademisi tarafından düzenlenen törenle "TEB Eczacılık Akademisi 2025 Yılı Bilim, Hizmet ve Teşvik Ödülleri" sahiplerini buldu. TEB tarafından her yıl eczacılık bilimine önemli katkılar sunan akademisyenleri onurlandırmak amacıyla verilen Eczacılık Akademisi Teşvik Ödülü’ne, jüri tarafından alınan karara göre bu yıl Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Kimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ulviye Acar Çevik layık görüldü. Törene Anadolu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yusuf Özkay, Eczacılık Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Sinem Ilgın da katıldı. Doç. Dr. Ulviye Acar Çevik, medisinal kimya alanında yürüttüğü ilaç tasarımı, moleküler doking ve yapı-aktivite ilişkileri üzerine yoğunlaşan çalışmalarıyla, özellikle antikanser, antimikrobiyal, antidiyabetik ve nöroprotektif potansiyele sahip yeni birşeliklerin geliştirilmesine öncülük etti. Bilimsel üretkenliği, disiplinler arası bakış açısı ve yenilikçi araştırma yaklaşımıyla tanınan Doç. Dr. Çevik, uluslararası düzeyde yayımlanmış makaleleri, bildirileri, projeleri, patentleri ve aldığı ödüllerle Türk eczacılık bilimlerinde kendine özgü ve saygın bir yer edindi. Ayrıca, genç araştırmacılara ilham veren akademik duruşu ve araştırma liderliğiyle alanında örnek gösterilen bir bilim insanı oldu.
Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil
06 Kasım 2025 Perşembe - 11:06 Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, löseminin eskiden olduğu gibi korkutucu bir hastalık olmadığını, gelişen teknoloji ve yeni yöntemlerle tedavide başarı oranlarının oldukça yükseldiğini belirterek, "Elbette yüzde 10’luk hasta grubunun tedaviye dirençli olması mümkün ancak bu hastalar için de yenilikçi tedavilere yöneliyoruz" dedi. Lösemili Çocuklar Haftası vesilesi ile lösemi hastalığını, tanı ve tedavi yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, kanserin dünyada yaygın görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen çocukluk çağı kanserlerini lösemilerin oluşturduğunu anlatan Özdemir" Lösemi kemik iliğinde kan hücrelerinin üretimini sağlayan kök hücrelerden gelişen malign bir hastalık. Bu malignitenin gelişme nedeni ise hala tam olarak bilinmiyor. Ancak kansere neden olan belirli mutasyonlar olduğunu biliyoruz. Virüs enfeksiyonları, radyasyon, kullanılan ilaçlar, gıdalarla aldığımız doğayı kirleten bir takım maddeler gibi etkenlerin neden olabileceği mutasyonlar bu hücrelerin ölümsüzleşmesine sebep oluyor ve kemik iliğini istila ediyorlar. Sonuç olarak bu hücreler normal fonksiyon gören hücreler olmadığı için kemik iliğinde işe yaramayan milyonlarca, milyarlarca hücre üretilmiş oluyor. Bu hücreler organ ve dokulara yerleşerek oradaki hücrelerin de fonksiyonlarını bozuyorlar ve löseminin klinik tablosu ortaya çıkıyor. Löseminin klinik tablosunda ateş, bacak ve kemik ağrıları, kilo kaybı, özellikle boyunda büyümüş lenf bezleri görebiliyoruz. Lösemilerin birçok tipi var ama temelde iki tip lösemi görüyoruz. Bunlar akut lenfoblastik ve akut miyeloblastik lösemiler. En çok lenfoblastik lösemileri, sıklıkla 2-5 yaş aralığında görüyoruz. Ayrıca çocuklarda ilaveten morluklar, diş eti kanamaları, burun kanaması, halsizlik ve solgunluk bulguları da eşlik ediyor olabilir. Bu gibi şikayetleri olan çocuklarımızı derhal doktora götürmemiz gerekiyor" diye konuştu. Lösemi artık korkutucu bir hastalık değil Lösemilerin eskiden korkutucu kanserler grubunda olduğunu, ancak günümüzde ilerleyen teknoloji ve yeni tedavi yöntemleri, destekleyici tedaviler ile bu hastaların yüzde 90’ınin tamamen iyileşme şansına sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Tabii ki bu iyileşmeyi medikal tedavi ile sağlıyoruz ancak, bu hastaların ve ailelerinin sosyal ve psikolojik anlamda desteklenmeye çok ihtiyacı var" dedi. Tanıda hastalığın öyküsünün, fizik muayenenin, kan tahlillerinin, kemik iliği tahlillerinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Özdemir, her hastaya aynı tedavinin uygulanmadığının altını çizdi ve düşük, orta ve yüksek risk durumlarına göre tedavi sürecinin şekillendiğini anlattı. Prof. Dr. Özdemir, tedavisi yaklaşık iki yıl süren Lösemi hastalığının eskiden olduğu gibi korkutucu bir hastalık olmadığını, başarı oranlarının oldukça yüksek olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftasında yapılan etkinliklerin toplumda hastalığa yönelik farkındalık oluşturmak bakımından taşıdığı öneme de değindi. Gerçekleştirdikleri farkındalık haftası etkinliklerinden de bahseden Özdemir, löseminin bulaşıcı bir hastalık olmadığına dikkat çekerek bu çocukların ve ailelerin toplumda dışlanmayarak desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Eskişehir’de ’Organ Bağışı Haftası’ farkındalık etkinlikleri
06 Kasım 2025 Perşembe - 09:57 Eskişehir’de ’Organ Bağışı Haftası’ farkındalık etkinlikleri Organ Bağışı Haftası dolayısıyla, toplumda organ bağışının önemine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı tarafından il genelinde çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Hafta kapsamında, hem okullarda bilgilendirme sunumları yapılırken hem de sağlık tesislerinde farkındalık stantları kurularak vatandaşlara doğrudan bilgilendirme ve yönlendirme yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü personelleri tarafından yürütülen okul etkinliklerinde, öğrencilere organ bağışının hayat kurtaran önemi, organ nakli süreçleri ve gönüllü bağışçı olma konuları anlatıldı. Öğrencilerin konuya yoğun ilgi gösterdiği programlarda, organ bağışının sadece tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda insani bir sorumluluk olduğu vurgulandı. Okul etkinliklerine ek olarak, Eskişehir Şehir Hastanesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyelerinde kurulan stantlarda vatandaşlara organ bağışıyla ilgili bilgilendirmeler yapıldı. Stantlarda görevli sağlık çalışanları, organ bağışının kimler tarafından ve nasıl yapılabileceği hakkında bilgilendirme yaparken, dileyen vatandaşlara organ bağışı formu doldurma imkânı da sağlandı. Etkinliklerle, Eskişehir genelinde organ bağışına yönelik farkındalığın artırılması, toplumsal duyarlılığın güçlendirilmesi ve daha fazla kişinin gönüllü bağışçı olmasının teşvik edilmesi amaçlandı