Yerel Haberler
İstanbul
20 Mart 2026 Cuma - 00:15 Hakan Daltaban’dan Fenerbahçe derbisi açıklaması Beşiktaş Kulübü İkinci Başkanı Hakan Daltaban, siyah-beyazlı takımın her derbide sahaya kazanmak için çıktığını ve milli takım arasından sonra oynanacak Fenerbahçe mücadelesinde de galip gelmekten başka düşüncelerinin olmadığını söyledi. Beşiktaş, Trendyol Süper Lig’in 27. haftasında sahasında Kasımpaşa’yı 2-1 mağlup etti. Müsabakanın ardından siyah-beyazlı kulübün ikinci başkanı Hakan Daltaban, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. "Bizler ve camiamız için çok değerli bir galibiyet" İki takımın da sahada güzel bir mücadele verdiğini dile getiren Daltaban, "Her ne kadar mart ayının sonu da olsa soğuk bir akşamda tribünleri dolduran taraftarlarımızla beraber güzel bir futbol akşamı geçirdik. Sahada güzel bir mücadele vardı. İki takımı da mücadelesinden dolayı kutluyorum. Her maç kazanmamız gereken bir mücadele. Bizler ve camiamız için çok değerli bir galibiyet. Şair demiş ki ’Formanda ter olmaya geldim’. Bizim için önemli olan sahada mücadele eden oyuncularımızın 90 dakika kazanma hırsıyla terinin son damlasına kadar mücadele ediyor olması. Bizim için anlamlı olan buydu. İyi oynayanları, kötü oynayanları futbol kamuoyu takdir eder ama bizim için mücadele önemlidir. Beşiktaş camiası ve tribünleri de tarih boyunca formasının son ter damlasına kadar ıslatan oyuncuları sever. Bugün ben onu gördüğüm için mutluyum. Hepsine çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Orkun’u güzel golünden dolayı tebrik ederim" Hakan Daltaban, Orkun Kökçü’yü de güzel golünden dolayı tebrik ederek, "Milli takımda da ülkemiz adına aynı başarıları göstermesini temenni ediyorum. Beşiktaş’ın çok büyük bir sevda olduğunu biliyorsunuz. Çok mübarek bir ayı geride bıraktık. Bu bayramlar bizler için çok önemlidir. Bayramlarda da önce bayramlaşma önce ailelerle yapılır. Bu akşam tribünlere gelip mücadele eden, bizimle beraber takımını destekleyen, ekranlarında bu maçı seyreden veya bu maç sonucuyla birlikte sevinen öncelikle Beşiktaş ailemin sonra futbol kamuoyunu ve İslam aleminin bayramını en içten dileklerimizle kutlarız" şeklinde konuştu. "Biz çok iyi bir takımız" Hem yönetim kadrosu hem teknik ekip hem de oyuncu kadrosu ve tribünlerle birlikte takım çalışması içinde olduklarına dikkat çeken siyah-beyazlı yönetici, "Bizler için önemli olan ne yaptığını bilen bir anlayışla devam etmek. Arkadaşlar şunu hiçbir zaman unutmayın. İş hayatında da sosyal hayatta da takım olmadığınız hiçbir oyunu kazanamazsınız. Camiamızın şunu çok iyi bilmesini istiyorum; biz çok iyi bir takımız. Başkanıyla, yönetimiyle, teknik kadrosuyla, futbolcularıyla ve tribünleriyle.. Biz bu birlik beraberliği sağlamak adına elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Bu camianın da her zaman ağabeyleri, babaları, liderleri vardır. Bu camianın da çok saygın, çok iyi Beşiktaşlı ve çok iyi bir lideri var. Başkanımız bu konuda çok özenli davranıyor. Camiada birlik beraberliği sağlamak adına gerek tribünlerle, gerek takımla, gerek teknik kadroyla biz ayrı bireyler, ayrı birimler değiliz. Çok değerli bir yönetim kurulumuz var. Hepsi çok fedakarca çalışan çok saygın insanlar. Biz çok ekranları sevmiyoruz. Sakın ola ki camiamız ortada olmadığımızı farklı değerlendirmesin. Bu tamamen bizim arkadaşlarımızın mütevazılığından kaynaklanıyor. Gerçekten herkes cansiparane mücadele ediyor. Ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı biliyoruz. Orta ve uzun vadede planlarımız belli. Başkanımız bunlardan zaten taviz vermiyor. Hem mali disiplin anlamında hem Beşiktaş’ın geleceği anlamında ve futbol yapılanması adına teknik kadromuzla çok iyi bir takımız. Onlara çok inanıyoruz. Sonuna kadar onlarla beraberiz. Tek vücut halinde umarım yarınlarda çok güzel bayramları hep birlikte yaşarız. Bütün camiaya selamlıyorum" cümlelerine yer verdi. "Derbiler kazanmaktan başka bir şey düşünmediğimiz olgulardır" İkinci Başkan Daltaban, milli takım arasından sonra deplasmanda oynanacak Fenerbahçe derbisi hakkında gelen soruyu da, "Fenerbahçe ve derbiler bizim her zaman kazanmaktan başka bir şey düşünmediğimiz olgulardır. Senelerce bu derbileri yaşadık. Beşiktaş sahaya kazanmak için çıkar. Bizim tek arzumuz bütün maçlarımızı kazanmak. Futbolla ilgili teknik taraflarla hocamız, teknik kadromuz gerekli detayları verecek ama Beşiktaş bütün derbileri kazanmak için çıkar. Takımımız da buna hazır. Futbol şansı ve diğer faktörler de herhangi bir engel sağlamazsa o günleri yaşarız inşallah" diye cevaplandırdı.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:22 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Kağıthane Belediyesinden mezarlık ziyaretlerine düzenli servis
09 Şubat 2026 Pazartesi - 15:49 Kağıthane Belediyesinden mezarlık ziyaretlerine düzenli servis Kağıthane Belediyesi, vatandaşların vefat eden yakınlarını ziyaret edebilmeleri amacıyla her ay düzenli olarak gerçekleştirdiği ücretsiz mezarlık servisi uygulamasını sürdürüyor. Hizmet sayesinde ilçe sakinleri mezarlıklara güvenli ve konforlu bir şekilde ulaşım sağlıyor. Uygulama kapsamında her ayın ilk cumartesi günü, Kâğıthane’nin tüm mahallelerinden belirlenen noktalardan hareket eden servis araçları Ayazağa, Hasdal ve Kilyos mezarlıklarına ulaşım imkânı sunuyor. Ziyaretlerin ardından vatandaşlar aynı güzergâh üzerinden ilçeye geri dönüyor. Özellikle özel aracı bulunmayan vatandaşlar için büyük kolaylık sağlayan hizmet, yoğun ilgi görüyor. Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, ücretsiz mezarlık servisinin sosyal belediyecilik anlayışının önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak, "Hemşehrilerimizin sevdiklerinin kabirlerini ziyaret edebilmeleri için bu hizmeti düzenli olarak gerçekleştiriyoruz. Vatandaşlarımızın huzur ve memnuniyeti bizim için her zaman önceliklidir. Ebediyete irtihal eden tüm geçmişlerimize Allah’tan rahmet diliyorum" ifadelerini kullandı. Ücretsiz mezarlık servisiyle ilgili güzergâh ve sefer saatlerine dair detaylı bilgiye, Kağıthane Belediyesi Destek Hizmetleri Müdürlüğü’nün 0212 294 20 46 numaralı telefonu üzerinden ulaşılabiliyor.
Dünya Yakın Savunma Federasyonu’ndan Avrupa açılımı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 15:15 Dünya Yakın Savunma Federasyonu’ndan Avrupa açılımı Dünya Yakın Savunma Federasyonu Avrupa Temsilcisi ve Çin Boksu Akademisi Başkanı Sifu Nihat Atamtürk, 2026 yılında Avrupa’da yürütülecek faaliyetlerin planlanması kapsamında Türkiye’ye gelerek federasyon yönetimiyle önemli temaslarda bulundu. Dünya Yakın Savunma Federasyonu Avrupa Temsilcisi Sifu Nihat Atamtürk, Federasyon Başkanı İbrahim Aktürk, Başkan Vekili Oğuzhan Aktürk, Polis Eğitmeni Erkan İbrahimoğlu ve Trabzon İl Temsilcisi Halit Onur Aksoy ile bir araya gelerek Avrupa’daki tanıtım, eğitim ve kurumsallaşma süreçlerine ilişkin kapsamlı istişarelerde bulundu. Görüşmelerde, federasyonun Almanya başta olmak üzere Avrupa genelinde tanıtılması, resmî yapılanmanın güçlendirilmesi ve uluslararası eğitim faaliyetlerinin genişletilmesi üzerine stratejik planlamalar gerçekleştirildi. Atamtürk, federasyonun Avrupa’daki görünürlüğünü artırmak için yoğun bir çalışma yürüttüklerini belirterek, "Birçok ülkeye polis ve güvenlik birimlerine yönelik üst düzey eğitim dosyaları hazırlıyoruz. Yeni yönetim kurulumuzda Türk ve Alman sporcular yer alacak. Yapılanmanın tamamlanmasının ardından dosyalarımızı Avrupa’daki ilgili kurumlara göndermeye başlayacağız. Dünya Yakın Savunma Federasyonu’nu Avrupa’da en güçlü şekilde temsil edeceğiz" ifadelerini kullandı. Türkiye’de geliştirilen yerli ve milli yakın savunma sisteminin önemine dikkat çeken Başkan Vekili Aktürk ise şunları söyledi: "Tamamen yerli ve milli bir yakın savunma eğitim sistemi oluşturduk. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile protokol yaparak şiddet gören kadınlara ve kimsesiz çocuklara eğitimler verdik. Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Türkiye genelinde eğitimler gerçekleştirdik. Polis, güvenlik görevlileri, askerler, gardiyanlar ve gümrük muhafaza memurlarına eğitimler verdik. Avrupa’da da faaliyetlerimizi sürdürüyoruz ve resmiyet kazanma sürecimiz devam ediyor." Federasyon yetkilileri, 2026 yılı itibarıyla Avrupa’da daha geniş kapsamlı projelerin hayata geçirileceğini, uluslararası iş birliklerinin artırılacağını ve Türkiye’nin yakın savunma alanındaki bilgi birikiminin dünyaya taşınacağını vurguladı. Görüşme sonunda Federasyon Başkanı İbrahim Aktürk, WDATF Avrupa temsilcisine plaket takdim etti. Aynı zamanda Dünya Çin Boksu Federasyon Başkanı Atamtürk, WDATF Başkan Vekili Oğuzhan Aktürk’e ’Türkiye Çin Boksu Federasyon Temsilciliği’ni verdi.
Osmanlı’da Ramazan gelenekleri
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:45 Osmanlı’da Ramazan gelenekleri Uzun yıllardır Osmanlı Arşivleri’nde araştırmalar yapan Tarihçi-Yazar Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, Osmanlı Devleti’nde özellikle Ramazan ayının, yılın diğer dönemlerinden keskin biçimde ayrılan, gündelik hayatın hem maddi hem de manevi boyutlarını dönüştüren özel bir zaman dilimi olduğunu belirtti. Osmanlı Devleti’nde zamanın, modern anlamda takvimsel bir düzenlemeden ziyade dini ve kültürel referanslarla anlam kazandığına dikkat çeken Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Ramazan, yalnızca oruç ibadetinin yerine getirildiği bir ay değil; bireyin toplumla, toplumun devletle ve tüm yapının kutsalla ilişkisini yeniden tanımlayan bir sosyal organizasyon alanıdır. Osmanlı şehirlerinde Ramazan ayı boyunca hayatın ritmi değişmiş; gündüz saatleri sükûnet kazanırken geceler canlı, kalabalık ve sosyal açıdan yoğun hâle gelmiştir. Bu dönüşüm, en belirgin biçimde yemek kültürü üzerinden izlenebilmektedir. İftar ve sahur sofraları, yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayan alanlar değil; statü, cömertlik, temsil ve dayanışmanın sergilendiği sosyal mekânlar olmuştur. Saray mutfağı ise bu kültürün hem düzenleyici hem de örnek teşkil eden merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir" dedi. Ramazan ayının başlangıcı ve toplumsal hazırlık süreci Osmanlı’da Ramazan ayının başlangıcının hilalin görülmesiyle resmiyet kazandığını hatırlatarak, hilalin tespitinin, yalnızca dini bir gözlem değil, aynı zamanda idari ve hukuki bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap, "Kadılar, müneccimbaşı ve güvenilir şahitler aracılığıyla yapılan bu tespit, padişaha bildirilir ve Ramazan’ın başladığı top atışlarıyla halka duyurulurdu. Bu an, şehir için sembolik bir eşik anlamı taşır; Ramazan, bir gecede kamusal hayatın merkezine yerleşirdi. Sultan III. Selim zamanında yaşanan bir hadise, bugün de halen tartışılan bu kutsal ayın ne zaman başladığı, hilalin görülüp görülmediği üzerine gülümseten bir anekdot olarak arşiv belgelerine yansımıştır. Ramazan ayının başlangıcını gösteren hilalin ne zaman görüldüğüne bir türlü karar veremeyen ulema ve Anadolu halkı konuyu Sultan III. Selim’e taşımış, Sultan III. Selim de "Bu husus şer-i şerifin bileceği ve hükmedeceği şeydir benim müdahale edeceğim şey değil ne zaman İstanbul kadısı hüküm ve ilam ederse o zaman ben dahi şöyledir derim" diyerek işi alimlere bırakmıştı" diye konuştu. Bunun dışında, Ramazan öncesinde camilerin temizlendiğini, kandillerin hazırlandığını ve özellikle büyük şehirlerde mahya geleneğinin devreye girdiğini anlatan Eralp; "Mahyalar, Osmanlı’nın Ramazan’a kazandırdığı en özgün görsel unsurlardan biridir. Minareler arasına asılan bu ışıklı yazılar, dini mesajları estetik bir dille halka ulaştırırken, Ramazan’ın şehir mekânında görünür olmasını sağlardı. Ev içi hazırlıklar ise büyük ölçüde mutfak merkezliydi. Uzun sürecek oruç günleri göz önünde bulundurularak bakliyat, pirinç, un, yağ ve şeker gibi temel gıda maddeleri temin edilir; özellikle tatlı ve şerbet yapımında kullanılacak malzemeler önceden hazırlanırdı. Bu durum, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda planlama ve düzen gerektiren bir dönem olarak algılandığını göstermektedir" dedi. Gündelik hayat ve toplumsal disiplin ‘’Ramazan ayı boyunca Osmanlı şehirlerinde gündelik hayat belirgin biçimde farklılaşırdı’’ diyen Doç. Dr. Eralp, ‘’Esnafın çalışma saatleri iftar ve sahur vakitlerine göre yeniden düzenlenir, bazı iş kollarında gündüz faaliyetleri asgari düzeye indirilirdi. Oruç tutmak, bireysel bir ibadetin ötesinde, kamusal bir sorumluluk olarak algılanırdı. Oruç tutmayanların, özellikle Müslüman mahallelerinde, aleni biçimde yemek yemesi hoş karşılanmazdı. Bu durum, Ramazan’ın kamusal alanı düzenleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Ancak gayrimüslim tebaanın kendi mahallelerinde bu tür bir baskıya maruz kalmadığı bilinmektedir. Bu da Osmanlı’daki Ramazan hassasiyetinin mutlak değil, bağlamsal bir nitelik taşıdığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. İftar sofraları ve Osmanlı yemek kültürü Ramazan ayının, Osmanlı mutfak kültürünün en zengin biçimde sergilendiği dönemlerden bir olduğunun altını çizerek, iftar sofralarının, hem besleyici hem de sembolik anlamlar taşıyan yemeklerden oluştuğunu kaydeden Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, bu konudaki açıklamalarına devamla, ‘’İftarın hurma veya zeytinle açılması, Hz. Peygamber’e atfedilen sünnet anlayışıyla ilişkilendirilirken, ardından gelen çorbalar mideyi yormadan ana yemeğe geçişi sağlardı. Çorba çeşitleri arasında tarhana, mercimek ve işkembe öne çıkarken; ana yemeklerde etli yahni, kuzu kebabı, pilav ve dolmalar yaygındı. Tatlılar ise Ramazan sofralarının adeta vitrini niteliğindeydi. Güllaç, bu dönemin en karakteristik tatlısı olarak öne çıkar. Nişastadan yapılan güllaç yapraklarının sütle ıslatılması ve gül suyuyla tatlandırılması, hem hafiflik hem de sembolik bir saflık anlamı taşımaktadır. Popüler anlatılarda sıkça aktarılan bir anekdota göre, Ramazan ayında güllaç talebinin artması üzerine İstanbul’da bazı fırınlar yalnızca güllaç yaprağı üretmeye başlamıştır. Bu durum, Ramazan’ın gastronomik piyasayı dahi şekillendiren bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir" şeklinde konuştu. Sarayda ramazan ve mutfağın işleyişi Osmanlı sarayında Ramazan ayının yüksek bir disiplin ve sembolik hassasiyet içinde yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr.Eralp Yaşar Azap, şunları söyledi; ‘’Topkapı Sarayı mutfakları, bu dönemde olağanüstü bir yoğunlukla çalışır; iftar ve sahur için ayrı hazırlıklar yapılırdı. Saray mutfağına ait masraf ve erzak defterleri, Ramazan aylarında tüketilen yiyeceklerin çeşitliliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Padişahın iftar sofrası, sanılanın aksine aşırı ihtişamdan ziyade ölçü ve denge esasına dayanırdı. Sofrada az ama nitelikli yemekler bulunur; israf kesin biçimde hoş karşılanmazdı. Bununla birlikte Kadir Gecesi gibi özel zamanlarda daha zengin sofralar kurulduğu bilinmektedir. III. Murad dönemine ait bir kayıtta, Ramazan ayında saray mutfağında tüketilen güllaç miktarının olağan dönemlere kıyasla birkaç kat arttığı belirtilmektedir. Ayrıca sarayda artan yemeklerin çöpe atılmadığı, Enderun mensuplarına ve fakirlere dağıtıldığı bilinmektedir. Bu uygulama, sarayın Ramazan’daki temsil rolünü güçlendiren önemli bir unsurdur.’’ İbadet, eğlence ve sosyal hayat İftar sonrasında Osmanlı şehirlerinin adeta yeniden uyandığını, Camilerin teravih namazları için dolup taştığını, özellikle büyük camilerde uzun teravihler kılındığını açıklayan Doç. Dr. Eralp Yaşar Azap "Teravih, yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal bir buluşma alanıydı. Namaz sonrasında ise Ramazan eğlenceleri başlardı. Meddahlar hikâyeler anlatır, Karagöz ve Hacivat oyunları sahnelenirdi. Bu eğlenceler, hem güldürü hem de ahlaki öğütler içeren bir işleve sahipti. Ramazan geceleri, Osmanlı toplumunda dini hassasiyet ile sosyal neşenin bir arada var olabildiği nadir zamanlardan birini temsil etmektedir. Ramazan ayı, Osmanlı toplumunda yardımlaşma ve hayır faaliyetlerinin en yoğun yaşandığı dönemdi. Zekât ve fitrelerin bu ayda verilmesi teşvik edilir, fakirler gözetilirdi. Zimem defteri geleneği, bu kültürün en zarif örneklerinden biri olarak öne çıkar. Varlıklı kimseler, bakkallardaki veresiye defterlerinden borçlar seçerek öder, borçluların kimliğini öğrenmeden bu hayrı gerçekleştirirdi. Bu uygulama, Ramazan’ın Osmanlı toplumunda gösterişten uzak bir hayır anlayışını teşvik ettiğini göstermektedir. Ramazan’ın son on günü, özellikle Kadir Gecesi nedeniyle yoğun bir manevi atmosfer içinde geçirilirdi. Bu gece camiler dolup taşar, sarayda ve halk arasında özel programlar düzenlenirdi. Ramazan Bayramı ise bu sürecin toplumsal bir kapanışı niteliğindeydi. Bayram namazı, ziyaretler, ikramlar ve çocuklara verilen hediyelerle Ramazan’ın ruhu toplumsal hafızaya kazınırdı" diye konuştu.