Yerel Haberler
İzmir
Karaburun’da mis kokulu nergis festivali
16 Ocak 2026 Cuma - 13:00 Karaburun’da mis kokulu nergis festivali Mis kokulu nergis çiçeğinin anavatanı olarak bilinen Karaburun ilçesinde, bu yıl 8’incisi düzenlenen Nergis Festivali başladı. Açılışta konuşan Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan, nergisin anavatanı olan Karaburun’da, üreticilerin büyük emekleriyle bugünlere gelen bu değerli çiçeği festivalle taçlandırmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Erdoğan, "Nergis, Karaburun’un kimliği ve alın teridir. Bu festivali, üreticilerimizin emeğine bir saygı duruşu olarak görüyoruz" dedi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay ise nergisin soğanlı bitkiler arasında bölgenin nadide ürünlerinden biri olduğunu vurgulayarak, "Bu eşsiz değere verdiğimiz destek artarak devam edecek. Hayatta en değerli şey, insanların yüzündeki gülümsemeyi görebilmektir. İlkay Başkan’ın enerjisi bizleri de motive ediyor. Kendisine teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Üç gün sürecek 8’inci Karaburun Nergis Festivali kapsamında yarışmalar, atölye çalışmaları ve birbirinden değerli sanatçıların sahne alacağı konserlerle dolu dolu bir program ziyaretçileri bekliyor. Festival, Karaburun’un doğal ve kültürel değerlerini tanıtmanın yanı sıra, üreticiye destek olmayı ve bölge ekonomisine katkı sağlamayı amaçlıyor. Festival açılış programına İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa Günay, CHP İzmir Milletvekili Seda Kaya Ösen, Karaburun Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Latif Ok ile KKTC İzmir Konsolosu Mustafa Davulcu ile çok sayıda vatandaş katıldı.
İzmir’de 212 çete çökertildi, suç oranı yüzde 11 azaldı
16 Ocak 2026 Cuma - 12:57 İzmir’de 212 çete çökertildi, suç oranı yüzde 11 azaldı İzmir Valisi Süleyman Elban, kentteki güvenlik ve asayiş verilerini paylaşarak, 2025 yılında emniyet, jandarma ve sahil güvenlik birimlerinin koordineli çalışmaları sonucunda suç oranlarında ciddi düşüşler yaşandığını açıkladı. Açıklamasında, geçtiğimiz yıl 212 suç örgütünün çökertildiğini söyleyen Vali Elban, kentteki suç oranının yüzde 11 gerilediğini vurguladı. İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban, beraberindeki İl Emniyet Müdürü Celal Sel, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Metin Düz ve Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanı Tuğamiral Tayfun Paşaoğlu ile birlikte kentin asayiş tablosuna ilişkin basın toplantısı düzenledi. Vali Elban, 2025 yılında kişilere karşı işlenen 10 önemli suçta yüzde 11, mal varlığına karşı işlenen suçlarda ise yüzde 37 oranında azalma sağlandığını duyurdu. Kişilere karşı suçlarda yüzde 11 azalma Vali Elban, kişilere karşı işlenen suçlarda sahadaki görünürlüğün ve önleyici faaliyetlerin etkili olduğunu belirtti. 2024 yılında 42 bin 966 olan olay sayısının 2025 yılında 38 bin 236’ya gerilediğini ifade eden Elban, suç başlıklarına göre düşüş oranlarını şöyle sıraladı: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma: Yüzde 28 Cinsel saldırı: Yüzde 21 Konut dokunulmazlığının ihlali: Yüzde 17 Cinsel taciz: Yüzde 17 Çocuğun cinsel istismarı: Yüzde 14 Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma: Yüzde 13 Kasten yaralama: Yüzde 11 Tehdit: Yüzde 10 Kasten öldürme: Yüzde 9 Hakaret: Yüzde 7 Mal varlığına karşı suçlarda büyük düşüş Mal varlığına karşı işlenen suçlarda 2024 yılında 12 bin 773 olan vaka sayısının, 2025 yılında 8 bin 45’e düşerek yüzde 37 oranında azaldığını kaydeden Vali Elban, özellikle hırsızlık olaylarındaki gerilemeye dikkat çekti. Bu kapsamda; yankesicilikte yüzde 75, kapkaçta yüzde 64, otodan hırsızlıkta yüzde 59, motosiklet hırsızlığında yüzde 56, iş yeri ve kurumdan hırsızlıkta yüzde 51, oto hırsızlığında yüzde 46, evden hırsızlıkta yüzde 43, dolandırıcılıkta yüzde 31 ve yağma (gasp) suçlarında yüzde 25 oranında azalma meydana geldi. Organize suçlarla mücadele ve ele geçirilen silahlar Yıl boyunca organize suç örgütlerine yönelik darbe vurulduğunu ifade eden Elban, 2025 yılında düzenlenen 296 operasyonla 212 organize suç örgütünün çökertildiğini bildirdi. Ayrıca aranan şahıslara yönelik çalışmalarda; kesinleşmiş hapis cezası bulunan 26 bin 780 kişi yakalanarak cezaevine teslim edilirken, ifadesine yönelik aranan 42 bin 332 kişi hakkında işlem yapıldı. Ruhsatsız silahlarla mücadele kapsamında ise 3 bin 372’si tabanca, 954’ü kuru sıkı, 42’si uzun namlulu silah ve bin 984’ü av tüfeği olmak üzere toplam 6 bin 352 silah ele geçirildi; 6 bin 628 kişi hakkında adli işlem yapıldı. Uyuşturucu ile mücadele: 2 bin 637 tutuklama Uyuşturucu ticaretine yönelik bin 413 operasyon düzenlendiğini açıklayan Vali Elban, bu operasyonlarda gözaltına alınan 5 bin 257 kişiden 2 bin 524’ünün tutuklandığını, bin 573’ü hakkında adli kontrol kararı verildiğini söyledi. Kullanıcılık ve diğer uyuşturucu suçları kapsamında ise 20 bin 709 olayda 22 bin 31 kişi gözaltına alınırken; uyuşturucu suçları genel toplamında tutuklu sayısı 2 bin 637, adli kontrol uygulanan kişi sayısı ise 5 bin 794 olarak kayıtlara geçti. Trafik denetimlerinde rekor artış Trafik güvenliğine yönelik denetimlerin bir önceki yıla göre yüzde 82 oranında artarak 11 milyon 585 bin 71 araca ulaştığını belirten Elban, denetim artışına rağmen işlem yapılan araç sayısındaki artışın yüzde 18’de kaldığını vurguladı. Ticari taksi denetimleri yüzde 21 artarken kesilen cezalar yüzde 2 azaldı. Okul servislerinde ise denetimlerin yüzde 65, cezai işlemlerin ise yüzde 18 oranında arttığı bilgisi paylaşıldı. Suriyeli sayısında düşüş İzmir’deki göç verilerine de değinen Vali Süleyman Elban, kentte geçici koruma statüsüyle bulunan Suriyeli sayısının 98 bin 897’ye gerilediğini açıkladı. Elban, suçla mücadelenin caydırıcılık ve bütüncül yaklaşım prensibiyle kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
Bir fincan şifa derken sağlığınızdan olmayın
16 Ocak 2026 Cuma - 10:43 Bir fincan şifa derken sağlığınızdan olmayın Anadolu’nun kadim bakım ve şefkat geleneği olan bitki çayları, kış aylarında içimizi ısıtırken, bilinçsiz kullanımda ciddi sağlık risklerini de beraberinde getirebiliyor. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Altın, geleneksel şifayı bilimsel verilerle harmanlayarak hayati uyarılarda bulundu. Hastalık durumunda ıhlamur kaynatma, boğazımız ağrıdığında adaçayı demleme yaşadığımız kültürün kıymetli parçalarından biri olsa da modern tıp, bu geleneksel uygulamaların her birey ve her şartta aynı derecede güvenli olmayabileceğini hatırlatıyor. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Zeynep Altın, bitki çaylarını tamamen reddetmek yerine doğru bitkinin, doğru kişide ve doğru dozda kullanılması gerektiğini savundu. "Doğal olan zararsızdır" yanılgısı Toplumda bitki çaylarının tamamen zararsız olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunmakla birlikte, bu ürünler de ilaçlar gibi vücuda alındıktan sonra karaciğer ve böbrekler tarafından parçalanan edilen aktif maddeler içeriyor. Kontrolsüz ve uzun süreli tüketim, karaciğerde toksik etkiler oluşturabiliyor. Doç. Dr. Altın, klinik ortamda yeşil çay ekstresi, sinameki ve aloe vera gibi bitkilerin kontrolsüz kullanımına bağlı ciddi karaciğer ve böbrek hasarı olguları takip ettiklerini vurguladı. Şeker ve yüksek ısı şifayı "Yük" haline getiriyor Bitki çaylarının asıl faydası içeriğindeki polifenoller ve antioksidan maddelerden gelir. Ancak bu şifayı yanlış tüketim alışkanlıklarıyla yok edebiliyoruz: - Bal ve pekmez uyarısı: Bal veya pekmez 40-45C’nin üzerindeki sıcaklıklarda eklendiğinde içindeki hassas enzimler kaybolur ve ürün sadece bir şeker yükü haline gelir. - Bağışıklık yanılsaması: Rafine şeker eklenen çaylar kan şekerinde hızlı dalgalanmalara yol açarak bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve iyileşme sürecini uzatabilir. - Öneri: Çaylar mümkünse şekersiz, tatlandırılacaksa ılık hale geldikten sonra çok az miktarda bal veya pekmezle tüketilmelidir. Kronik hastalar ve ilaç etkileşimlerine dikkat Vücut denge mekanizmaları hassas olan kronik hastalar için bitki çayları bazen bir tehdit haline gelebilir. - Tansiyon ve kalp hastaları: Meyan kökü, vücutta kortizol benzeri etki yaparak tansiyonu yükseltebilir ve ritim bozukluklarına yol açabilir. - Kan sulandırıcı kullananlar: Adaçayı, zencefil, zerdeçal ve yeşil çay gibi bitkiler kan sulandırıcılarla birlikte tüketildiğinde diş eti veya burun kanaması gibi kanama risklerini artırabilir. - Diyabet hastaları: Tarçın veya aloe vera gibi bitkiler, şeker ilaçlarıyla etkileşime girerek gece saatlerinde tehlikeli olabilecek ani hipoglisemilere (şeker düşmesi) neden olabilir. Ameliyat öncesi 1-2 hafta Cerrahi bir operasyon planlanıyorsa, bitki çaylarının en az 1-2 hafta önceden bırakılması hayati önem taşır. Zencefil, sarımsak ve yeşil çay gibi bitkiler ameliyat sırasında kontrolü zor kanamalara yol açabilirken, bazı bitkiler de anestezi ilaçlarının etkisini öngörülemez hale getirerek kalp ritim problemlerine zemin hazırlayabilir.
İzmir açıklarında 28 düzensiz göçmen yakalandı, 39 göçmen kurtarıldı
16 Ocak 2026 Cuma - 10:37 İzmir açıklarında 28 düzensiz göçmen yakalandı, 39 göçmen kurtarıldı İzmir açıklarında Sahil Güvenlik ekiplerince gerçekleştirilen üç ayrı operasyonda toplam 28 düzensiz göçmen yakalandı. 39 düzensiz göçmen de kurtarıldı. Olaylarda 1 göçmen kaçakçısı şüphelisi de gözaltına alındı. 14 Ocak 2026 tarihinde saat 09.20’de, Karaburun ilçesi açıklarında görevli Sahil Güvenlik Botu (KB-4507) tarafından hareketli bir fiber karinalı lastik bot tespit edildi. Durdurulan bot içerisindeki 17 düzensiz göçmen ile beraberindeki 1 göçmen kaçakçısı şüphelisi yakalanarak karaya çıkarıldı. Aynı gün saat 12.35’te, Menderes ilçesi açıklarında devriye görevini yürüten Sahil Güvenlik Botu (KB-89), hareket halindeki bir fiber tekneyi durdurdu. Tekne içerisinde bulunan 11 düzensiz göçmen ekipler tarafından yakalandı. Günün son müdahalesi saat 23.45’te Karaburun açıklarında gerçekleşti. İçerisinde düzensiz göçmenlerin bulunduğu lastik botun motor arızası nedeniyle sürüklendiği ve yardım talebinde bulunulduğu bilgisi üzerine TCSG-4 ve KB-118 botları bölgeye sevk edildi. Ekipler, fiber karinalı lastik bot içerisinde sürüklenen ve aralarında 16’sı çocuk olan toplam 39 düzensiz göçmeni kurtardı. Yakalanan ve kurtarılan düzensiz göçmenler, işlemlerinin ardından İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne teslim edildi. Göçmen kaçakçısı şüphelisi ise gözaltına alındı ve hakkında adli işlem başlatıldı.
Çocuklar için güçlü bağışıklığın üç altın kuralı; beslenme, uyku, hareket
16 Ocak 2026 Cuma - 10:01 Çocuklar için güçlü bağışıklığın üç altın kuralı; beslenme, uyku, hareket Havaların soğumasıyla birlikte enfeksiyon hastalıklarındaki artışa dikkat çeken Uzm. Dr. Ceren Hande Seyyar çocukları hastalıklardan korumanın en etkili yolunun dengeli beslenme, düzenli uyku ve düzenli hareketten geçtiğini söyledi. Bu üç kuralı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayan Uzm. Dr. Seyyar, "Bol su içerek, hijyen kurallarına dikkat ederek ve gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınarak da bağışıklığın destekleneceği unutulmamalı." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Hande Seyyar, kış aylarında hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte solunum yolu enfeksiyonlarının arttığını, ama bu artışın soğuk havadan kaynaklanmadığını söyledi. Seyyar, "Soğuk hava doğrudan hasta etmez; asıl sorun, bu dönemde kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla vakit geçirmemizdir," diyerek yanlış bir algıya dikkat çekti. Seyyar, okulların, toplu taşıma araçları ve alışveriş merkezlerinin mikropların kolayca yayılabildiği alanlar olduğunu hatırlattı, soğuk havanın burun mukozasını kurutarak savunma sistemini zayıflattığını kaydetti. Soğuk hava burun savunmasını zayıflatıyor Burun mukozasının solunum yollarının ilk savunma hattı olduğunu, kuruduğunda virüslerin daha kolay yerleştiğini ifade eden Uzm. Dr. Seyyar, burun yıkaması yapmanın ve ortam havasını nemli tutmanın önemine dikkat çekti. Isınma için kullanılan doğalgaz, klima ve sobaların ortam havasını kurutarak bu riski artırdığını kaydeden Uzm. Dr. Seyyar, "Bu nedenle kış aylarında oda neminin dengede tutulması, burun yıkama gibi basit önlemlerin alınması ve mümkün olduğunca kalabalık ortamlardan uzak durulması önemli." diye konuştu. Bağışıklık üçgeni: Beslenme, uyku, hareket Hastalıklardan korunmada güçlü bağışıklık sisteminin önemine dikkat çeken Seyyar, önerilerde de bulundu. Seyyar, çocuklarda bağışıklığı güçlendiren üç temel alışkanlığı "bağışıklık üçgeni" olarak tanımlayarak şöyle konuştu: "Dengeli beslenme, bağışıklığın temel taşlarından biridir. Protein, sağlıklı yağlar, vitamin ve mineraller bağışıklık hücrelerinin gelişiminde kritik rol oynar. Sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenme bağırsak sağlığını destekleyerek bağışıklığı güçlendirir. Aşırı işlenmiş ve şekerli gıdaların ise bağışıklık sistemini zayıflattığı akıllardan çıkarılmamalıdır. Bu tür besinler uyku düzenini bozabilir, metabolik dengeyi ve bağışıklık yanıtını zayıflatabilir. Dolayısıyla sağlıklı beslenme sadece ne yediğimizle değil, ne yemediğimizle de ilgilidir. İkinci faktör uykudur. Uyku, vücudun onarım ve yenilenme zamanıdır. Özellikle derin uyku döneminde bağışıklık maddeleri artar ve vücut mikroplara karşı savunmasını güçlendirir. Yeterli ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin en doğal destekçisidir. Uykusuzluk ise vücut direncini azaltır, hastalıklara yakalanma riskini artırır ve iyileşme süresini uzatır. Ayrıca yapılan çalışmalar, uykusuz bireylerde aşı sonrası antikor oluşumunun zayıfladığını göstermektedir. Bu nedenle, çocukların yaşına uygun sürede ve karanlık, sakin bir ortamda uyuması bağışıklık için büyük önem taşır. Kısacası; kısa uyku zayıf savunma, kaliteli uyku ise vücudun koruyucu kalkanıdır." Hareket bağışıklığı destekliyor Bağışıklık üçgenini tamamlayan üçüncü faktörün hareket olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Seyyar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Egzersiz sadece kasları değil, bağışıklığı da güçlendirir. Açık havada yapılan hafif tempolu yürüyüşler, bisiklet veya oyun aktiviteleri; kan dolaşımını artırarak bağışıklık hücrelerinin vücutta daha etkin dolaşmasını sağlar. Düzenli fiziksel aktivite, bağışıklığın güçlenmesine ve enfeksiyon riskinin azalmasına yardımcı olur. Bol su içmenin, gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmanın ve hijyen kurallarına dikkat etmenin bağışıklığın en doğal destekleri olduğu unutulmamalı. Sonuç olarak, çocuklarımızı kış hastalıklarından korumanın en güçlü yolu ‘düzen’dir. Düzenli uyku, düzenli hareket, dengeli beslenme ve gerektiğinde doktor kontrolünde takviyeler ile kışı sağlıklı geçirmek mümkündür."
Her dört damla sudan biri musluğa ulaşamadan kayboluyor
16 Ocak 2026 Cuma - 09:54 Her dört damla sudan biri musluğa ulaşamadan kayboluyor İklim kriziyle birlikte derinleşen kuraklık, İzmir’de yalnızca azalan yağışlarla değil, altyapıdaki yüksek su kayıplarıyla da kenti susuz bırakıyor. Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Kutay Yılmaz, "Kuraklık artık yeni normal. Su kaynaklarını iyi yönetmek ve iklim uyumlu politikalar üretmek zorunlu" dedi. Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Dr.Öğr.Üyesi Kutay Yılmaz, Türkiye’nin iklim krizinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında gösterildiğini belirterek, "İklim değişikliğiyle birlikte yağış rejimleri bozuluyor, su kaynakları hızla tükeniyor. Geçici önlemler yeterli değil. Kentin su güvenliği için iklim uyumlu ve sürdürülebilir politikalar üretilmeli. Su kayıp ve kaçakları önlenmeli" diye konuştu. Kayıp-kaçak yüzde 25 Kuraklıkla mücadelede yalnızca iklim politikaları değil, kentin içme suyu altyapısının durumu da belirleyici rol oynuyor. İzmir’de suyun önemli bir bölümünün musluğa ulaşamadan kaybedildiğine dikkat çeken veriler, kayıp-kaçak oranlarını yeniden gündeme taşıdı. Konu ile ilgili Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), İzmir Ticaret Borsası ve Ege Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ESİAD) tarafından düzenlenen Su Konferansı kapsamında gerçekleştirilen "Kentlerde Su" başlıklı oturumda konuşan İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İZSU’nun kayıp-kaçakla mücadelede önemli bir ilerleme kaydettiğini söyledi. Erdoğan, kent genelinde kayıp-kaçak oranının yüzde 25,80, kent merkezinde ise yüzde 24,80 seviyesine düşürüldüğünü vurguladı. Son bir yılda yaklaşık yüzde 2,3’lük bir iyileşme sağlandığını belirten Erdoğan, gece saatlerinde yapılan kontrollü kesintilerin bu sonuçta etkili olduğunu ifade etti. Kuraklık yağışsızlık değil İzmir’de yaşanan hidrolojik kuraklığın yalnızca geçici yağış eksikliği değil; küresel ısınmanın tetiklediği yapısal bir risk olduğunu vurgulayan Yaşar Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Kutay Yılmaz da "Kuraklık, yağışın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmiyor; aksine yağışların mevsime yayılmadan, kısa sürede ve yüksek miktarlarda gerçekleşmesi bekleniyor. Yoğun ve kısa süreli yağışlar, ilk bakışta su kaynaklarını besliyor gibi görünse de uzun vadede etkili olmuyor. Toprağa yeterince sızamayan yağışlar, yüzey akışıyla hızla denize ulaşıyor. Bu nedenle baraj doluluk oranları ve yeraltı su rezervleri sürdürülebilir biçimde yenilenemiyor. Diğer yandan taşkın ve sel riskini artırıyor" dedi. Uzun vadeli su güvenliği Uzun vadeli su güvenliğini garanti altına alan çözümler gerektiğini de vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Kutay Yılmaz, "Susuzluğu önlemek amacıyla farklı havzalardan su transferi, yeni kuyular açılması ya da yeraltı sularının kullanımı gibi önlemler gündemde. Ancak bu tür uygulamalar, kısa vadeli rahatlama sağlasa da uzun vadede su güvenliğini garanti altına almıyor. Yağmur suyu hasadı, konutlarda ve sanayide su verimliliğinin artırılması, tarımda daha az su tüketen yöntemlerin yaygınlaştırılması bu politikaların temelini oluşturuyor. Yağmur suyu hasadı kapsamında, binaların çatılarına düşen yağmur suları depolanarak sifon ve benzeri alanlarda kullanılabiliyor. İzmir’de bazı yeni binalarda uygulanan bu sistem, tek başına yeterli olmasa da iklim uyumunu önemli bir parçası. Kısa ve orta vadede kalıcı bir çözüm de, birçok su sorunu yaşayan ülkede uygulaması bulunan deniz suyunun arıtılarak kullanılması. Bu kapsamda, izin ve onay süreçleri hızlandırılarak çok daha kalıcı bir çözüme İzmir’de ulaşılabilir. Türkiye’de toplam su tüketiminin yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Buna karşın birçok Avrupa ülkesinde bu oran yüzde 25 seviyelerinde. Damla sulama ve suyu verimli kullanan tekniklerin yaygınlaştırılması gerekli" diye konuştu.
Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Köfüncü mazbatasını aldı
15 Ocak 2026 Perşembe - 21:42 Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Köfüncü mazbatasını aldı Çeşme Esnaf ve Sanatkarlar Odası’nın 11 Ocak’ta gerçekleştirilen seçimli genel kurulunda dördüncü kez başkanlığa seçilen Osman Köfüncü, mazbatasını alarak resmen görevine başladı. Seçim sürecinin ardından yönetim ve denetim kurulu üyeleriyle birlikte Çeşme Adliyesi’ne giden Başkan Köfüncü, mazbatasını Çeşme Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Emre Erdemir’in elinden aldı. Mazbata töreninin ardından adliye önünde toplanan esnaf ve oda üyeleriyle bir araya gelen Köfüncü, yeni döneme ilişkin mesajlar verdi. Seçimlerin demokratik bir olgunluk içerisinde gerçekleştiğini vurgulayan Osman Köfüncü, yeni dönemin Çeşme esnafı için hayırlı olmasını dileyerek, birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. 2014 yılından bu yana esnafla iç içe bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirten Köfüncü, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir anlayışla görev yapmaya devam edeceklerini söyledi. "Sen ben yok, biz varız" Mazbata töreni sonrası konuşan Başkan Köfüncü, "Bugün mazbatamızı aldık. Çeşme Esnaf Teşkilatı’na ve Çeşmemize hayırlı olmasını diliyorum. 11 Ocak’ta yapılan demokratik bir seçimin galibi olarak çıktık. Sen, ben yok. Yine her zaman olduğu gibi 2014’ten beri bu esnafın lideri, abisi, arkadaşı, kardeşi olacağım. Bunu yapmaktan bugüne kadar hep mutluluk duydum, bundan sonra da duymaya devam edeceğim. Bugüne kadar Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın kapısı nasıl açıksa, yine açık olmaya devam edecek. Telefonlarım 24 saat herkesin emrindedir" dedi. Köfüncü, esnafın birlik ve bütünlüğünün en önemli unsur olduğunun altını çizerek, "Bizim için kardeşlik ve esnafın bütünleşmesi her zaman ön plandadır" dedi. Yeni dönemde de esnafın sorunlarını yakından takip etmeyi sürdüreceklerini ifade eden Köfüncü, desteklerinden dolayı başta oda çalışanları olmak üzere başkan vekiline ve yönetim kurulu üyelerine teşekkür etti.