Yerel Haberler
Konya
09 Nisan 2026 Perşembe - 09:27 Fibromiyaljide tedavi süreci çok yönlü Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ini etkileyen kronik bir ağrı sendromu olan fibromiyaljinin kesin nedeninin tam olarak anlaşılamadığını ancak merkezi sinir sistemindeki ağrı işleme süreçlerindeki anormalliklerin temel sebep olarak görüldüğünü belirten Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, tedavinin çok yönlü olduğunu ve hastanın ihtiyaçlarına göre şekillendiğini söyledi. Yaygın vücut ağrısı, uyku bozuklukları ve kronik yorgunluk ile karakterize karmaşık bir hastalık olan fibromiyaljiye baş ağrısı, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal bozukluklar da eşlik edebiliyor. Çoğunlukla orta yaşlarda görülmekle birlikte çocukluk döneminde ve ileri yaşlarda da görülebilen fibromiyaljinin en sık görülme yaşının 40-50 yaş arasında olduğunu ifade eden Medicana Konya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, fibromiyaljinin sadece bir ağrı hastalığı olmadığını, belirtilerin de kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini belirtti. Fibromiyalji semptomları çeşitlilik gösterebilir Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, vücudun hem sağ hem sol tarafında hem de bel üstü ve altında en az 3 aydır devam eden ağrıların, yaygın kas eklem ağrısı olarak bilindiğini belirterek, "Kronik yorgunluk belirtilerinden birisi olan kişinin sabahları hiç uyumamış gibi yorgun uyanmasıdır. Beyin sisi, dikkati toplamada, işe konsantre olmakta zorlanma belirtileri de bilişsel fonksiyon bozukluğu olarak görülür. Psikolojik yakınmalar yani depresyon ve anksiyete sıklığı bu hasta grubunda yaklaşık yüzde 30-50 oranında artmıştır. Kollarda bacaklarda karıncalanma, uyuşukluk, yanma hissi görülebilir. Migren ve baş ağrıları da bu bulgulara eşlik edebilir. Bunların yanı sıra bağırsak fonksiyonlarında değişim, çarpıntı, idrar yaparken yanma ve huzursuz bacak sendromu gibi birçok farklı yakınmalar da hastalar tarafından tanımlanmaktadır" dedi. Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, fibromiyalji sendromu tanısının uzman bir hekim tarafından konulduğunu, tanının klinik muayene ve hastanın şikayetlerinin değerlendirilmesi ile belirlendiğini söyledi. Tekkurt, fibromiyalji için en önemli risk faktörlerini şöyle sıraladı: "Kadın olmak, yaşın ilerlemesi, omurgaya yönelik fiziksel travmalar, geçirilmiş viral enfeksiyonlar, çocukluk döneminde, psikolojik veya fiziksel şiddet, cinsel istismar, boşanma, terk edilme, işle ilgili sorunlar, aşırı aktif ve mükemmeliyetçi yaşam tarzı, kişilik yapısı etkilidir. Ayrıca yapılan çalışmalar hastalıkta genetik geçişin de önemli rol oynadığını göstermektedir. Tanı koymak için genellikle American College of Rheumatology (ACR) tarafından belirlenen güncel kriterler kullanılır. Belirli hassas noktaların varlığı ve semptomların süresi doktorun değerlendirmesinde kilit rol oynar." Fibromiyaljide tedavi süreci çok yönlü Fibromiyaljinin tek bir ilacı olmadığını, tedavinin çok yönlü ve hastanın ihtiyaçlarına göre şekillendiğini ifade eden Uzm. Dr. Hacı Ali Tekkurt, "Tedavi yöntemleri ilaç tedavisi ve ilaç dışı tedaviler olmak üzere iki başlık altında toplanır. İlaç dışı tedaviler hasta eğitimi, fizik tedavi, egzersiz tedavileri, beslenme önerileri, yaşam tarzı önerileri olarak sayılabilir. Stres yönetimi ve düzenli uyku rutini oluşturmak hayati önem taşır. Psikolojik destek olarak Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) hastalıkla başa çıkma becerilerini geliştirir. Meditasyon gibi gevşeme tekniklerini uygulamak sinir sistemini yatıştırabilir. İlaç tedavisi olarak ağrı eşiğini yükseltmek ve uyku kalitesini arttırmak için antidepresanlar veya nöropatik ağrı kesiciler kullanılır. Unutulmamalıdır ki fibromiyalji tehlikeli veya sakat bırakıcı bir hastalık değildir ancak doğru yönetimle kontrol altına alınması gereken kronik bir durumdur’’ diye konuştu.
09 Nisan 2026 Perşembe - 09:16 Uzmanlardan sınav kaygısı uyarısı: "Dengeli kaygı, başarıyı artırır" Milyonlarca öğrencinin hazırlandığı YKS ve LGS öncesi artan sınav kaygısına dikkat çeken uzmanlar, kaygının tamamen yok edilemeyeceğini, sınav anını yakından etkileyen bu duygunun doğru yöntemlerle kontrol altına alınabileceği uyarısında bulundu. YKS ve LGS sınavlarının yaklaşmasıyla birlikte öğrencilerde sınav kaygısının arttığına dikkat çeken uzmanlar, kaygının sınav anında öğrencilerin öğrendikleri bilgileri kullanmasını zorlaştıran bir stres ve endişe durumu olduğunu söyledi. Sınav kaygısının nedenleri arasında aile ve öğrencilerdeki yüksek başarı beklentisi, mükemmeliyetçilik duygusu olduğuna değinen Rehberlik Uzmanı Özcan Aladağ, kaygının doğal duygularından biri olduğunu belirtti. Aladağ, "YKS ve LGS sınavlarının yaklaştığı bu dönemlerde, öğrencilerde sınav kaygısının üst seviyelere ulaştığını görebiliyoruz. Kaygı, öğrencilerin öğrendiği bilgilerin sınav anında kullanmasını engelleyen endişe ve stres durumudur. Kaygının nedenlerine baktığımız zaman öğrencilerdeki ve ailelerdeki yüksek başarı beklentisi, öğrenciler arasındaki rekabet, mükemmel olma duygusu, sınavlara olan yetersiz hazırlandım duygusu ve bunun yanında sınavı hayatın merkezine koyma ve sınavla kişiliği özdeş olma durumlarını söyleyebiliriz. Ama sınav kaygısı, kaygı durumu insanlardaki normal olan duygulardan biridir. Sevinç, öfke, nefret, aşk duygulardan biridir. Bu nedenle kaygının sıfıra indirilmesi söz konusu değildir. Dengeli bir kaygı öğrencilerdeki sınav başarısını, akademik başarıyı artırabilecektir" dedi. "Öğrenciler ve veliler olumlu düşünce şeklinde bu kaygıyı yenebilirler" Öğrencilerdeki kaygı belirtilerini sıralayan Özcan Aladağ, "Karın ağrısı, terleme, titreme, mide bulantısı gibi etkenlerin kaygı belirtisi olduğunu görebiliriz. Bunun yanında başaramama duygusu öğrencilerdeki kaygının en büyük belirtilerinden biridir. Kaygının ortadan kaldırılması mümkün olmadığına göre öğrencilerin bu kaygıyı dengede tutması gerekmektedir. Bu nedenle öğrenciler ve veliler olumlu düşünce şeklinde bu kaygıyı yenebilir. Bütün öğrencilerin sınavda kaygısı olacaktır. Her öğrenci nasıl kaygı durumu varsa ‘bende de bu duygu normaldir, çalışarak bu duyguyu normal hale getirebilirim’ düşüncesi, kaygı yenmedeki en büyük etkendir. Uyku ve beslenme alışkanlıkları öğrencilerdeki kaygıyı normale düşürecektir. Bunun yanında baharın gelmesiyle beraber öğrenciler sportif faaliyetler, hafif egzersizler buradaki kaygıyı normal düzeye getirecektir. Bununla beraber nefes egzersizleri, kaygı ile baş etmedeki en büyük yardımcı elemanlarımızdan biridir" şeklinde konuştu. "Başarı beklentisi kaygıyı son derece yükseltmektedir" Sınava giren öğrenci ile beraber anne ve babaların da bu soruna ortak olduğuna aktaran Aladağ, "Anne ve babalardaki çocuklarındaki başarı beklentisi bu kaygıyı son derece yükseltmektedir. Bu nedenle anne ve babalar öğrencilerin potansiyellerine göre bir başarı beklentisi, çocuklarını etrafındaki çocuklarla kıyaslamayarak bu kaygıyı normal hale getirebilirler. Sınava girerken nasıl bir duygu varsa sınav anında aynı duygu devam edecek ve sınav sonunda da anne ve babalar çocuklarında şu duyguyu oluşturmak durumundalar; Türkiye birincisi olsalar da, sonuncusu olsalar da anne ve babalık ve çocukluk duyguları, bağlar değişmeyecektir. Bu nedenle velilerin o aradaki bağı zedelememek adına normal bir beklenti seviyesinde olmaları öğrencilerin akademik başarısını artıracaktır" diye konuştu. Bazı öğrenciler ise sınav kaygısının olduğunu ve bunu çözebileceklerini söylerken, bazıları aile destekleriyle bu sorunun kendilerinde olmadığını ifade etti.
Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün süreçleri etkin politikalarımızla yöneteceğiz"
04 Nisan 2026 Cumartesi - 13:31 Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı: "Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün süreçleri etkin politikalarımızla yöneteceğiz" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün süreçleri etkin politikalarla yöneteceklerini belirterek, suyu verimli kullanarak ve gıdayı israf etmeyerek bunu taçlandıracaklarını söyledi. Çeşitli programlara katılmak üzere Konya’ya gelen Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, bir otelde düzenlenen Ulusal Hububat Konseyi 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi’ne katıldı. Burada konuşan Bakan Yumaklı, "2023 yılında bütün bu destekler, teşvikler, birlikte çalışmalar, AR-GE programları Cumhuriyet tarihinin üretim rekorunun kırılmasıyla sonuçlandı. Hepimiz gurur duyduk. Üreticilerimize o alın terini ve akıl terini dökenlere şükranlarımızı sunduk, gururlandık. Ama geçen sene çok önemli bir kuraklık ve aynı zamanda zirai don hadisesi yaşadık. Buradaki azalış pek çoğumuzu belki tedirgin etti ama ben şunu altını çizerek ve bütün samimiyetimle tekrar ifade etmek istiyorum; altyapımız sağlam. Bu yıl yağışları hepimiz çok yakından takip ediyoruz. Herhalde Türkiye’de yağışların bu kadar yakından takip edildiği başka bir yıl olmamıştı. Hepimiz mutluyuz. Herhangi bir problem olmazsa geçen yıl kaybettiğimizi misliyle geri alacağız. Emek, gayret netice itibariyle katma değerli bir hale dönüşmüş olacak. Bir rekor kıracağımıza da inanıyorum. Toprak Mahsulleri Ofisimiz hazır. Hiçbir şekilde üreticilerimizin problem yaşayacağı herhangi bir olaya müsaade etmeyeceğiz ve alım fiyatlarında üreticilerimizi koruyacağız, tüketicimizi kollayacak bir çalışmayı bütüncül halde gerçekleştireceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. İçinde bulunduğumuz sürecin özellikle maliyetlere olan etkisi herkesin acaba ne olacak diye kafasında soru işaretleri oluşturdu. Ben süreçten kaynaklanan maliyet artışlarının da mutlaka göz önüne alınacağını buradan tekrar ifade etmek istiyorum. Bunun başka türlü olması da mümkün değil. Sağlıklı ve güvenilir gıdaya giden yolda bütün bu süreçleri biz etkin politikalarımızla yöneteceğiz, geliştireceğiz ve suyu verimli kullanarak gıdayı da israf etmeyerek bunu taçlandıracağız" dedi. "2 yıl üst üste eğer işlemiyorsanız bu milli bir servettir, devlet eliyle bunu biz yapalım" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde "Gıdanı Koru, Sofrana Sahip Çık" ve "Su Verimliliği, Seferberliği" başlıklı iki proje yürüttüklerini belirten Bakan Yumaklı, "Bu sadece iki projeden ibaret değil ama 2024 yılının Eylül ayında hayata geçirdiğimiz bitkisel üretim için söylüyorum, üretim planlamasında verdiği destek için öncelikle güzel ülkemin güzel insanlarına, çiftçilerimize, üreticilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum. Eğer onlar olmasaydı bu ilk yılı hakikaten çok önemli bir başarıyla geçemezdik. Şimdi yeni faza geçme zamanı. Ne demek istiyorum? Bu fazla üretimi biraz daha disiplinli bir şekilde kontrol edeceğiz. Çünkü bu ihtiyacı gördük. Hep birlikte karar verdik. Uygulamaya başladık. İlk yılını geçtik. Taraflı tarafsız herkesin bu kadar önemli ve devasa bir konuda böyle bir sonuç alınabileceğine dair beklemediklerinin yorumlarını da aldık. Buradaki aslan payı yine söylüyorum üreticilerimizdir. Türk üreticisinin, Türk çiftçisinin bilincini, tecrübesini hafife alanlara bence en büyük derstir bu. Ama bunu daha da geliştirmek artık bizim elimizde. Dolayısıyla bu fazlar özellikle planlama kurallarından taviz vermeyeceğimizi bunun hayatiyeti bağlamında buradan ifade etmek istiyorum. Bu üretim planlamasının en önemli ayaklarından birisi kayıtlılıktı. Bunun için Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kaydedilen ürün ve parsel bilgilerini coğrafi bilgi sistemleriyle ve uydu görüntüleriyle netleştirdik. Böylece hem verimliliği hem de kayıtlılığı artırmış olduk. Şunu söylemek istiyorum; artık hangi parselde hangi ürünü üretildiğini görmek için bizim o tarlaya, o parsele gitmemize gerek yok. Uydu görüntüleriyle ayrıştırabiliyoruz. Dolayısıyla destek ödemelerini de buna göre yapıyoruz. Yine başka bir konu vardı, işlenmeyen araziler konusu. Bunun bu sürecinde ilk dönemini geçirdik. Hatırlarsanız çok akıllara ziyan yorumlar yapılmıştı bununla ilgili. Devlet arazilerinize el koyacak, işte bir başkasına şöyle yapacak, böyle yapacak. Bunların hiçbirisinin gerçek olmadığı uygulamayla ortaya çıktı. Bu uygulamadaki amacımız devletin bir şeyleri alıp kiralaması değildi. O arazilerin boş kalmasını engelledik veya engellemeye çalıştık. Şöyle dedik, 2 yıl üst üste eğer işlemiyorsanız bu milli bir servettir, devlet eliyle bunu biz yapalım. Bir kazanımı, bir sonucu buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz bu uygulamayı duyurduktan sonra yani 2 yıl üst üste ekilmeyen arazilerin bakanlığımız tarafından belirlenen koşullarda üretime kazandırılacağını duyurduktan sonra tespit ettiğimiz arazilerin yüzde 65’i sahipleri tarafından ya işlendi ya da işletildi" ifadelerini kullandı. "Ülkemizin tarımsal üretim altyapısı güçlü olsun, dayanıklı olsun, dünyada tahmin edilebilir ya da edilemez bütün krizlere hazırlıklı olsun" Destekleme sistemini değiştirdiklerini de ifade eden Bakan Yumaklı, "Tabii bu önümüzdeki dönemlerde çok daha farklı hissedilecek. Çünkü destek dediğimiz husus yönlendirme etkisi olması gerekir ve üretimin sürdürülebilirliğini sağlaması gerekir. Yani şu ürünü destekledik, bunu desteklemedik, şurayı destekledik, burayı desteklemedik değil. Üretim planlamasıyla bağlantılı bir şekilde verdiğimiz destekleri, verdiğiniz kredileri, verdiğiniz fonları entegre şekilde uygulamanız gerekiyordu. Biz de bunu yaptık. Burada tek bir amacımız var. Ülkemizin tarımsal üretim altyapısı güçlü olsun, dayanıklı olsun, dünyada tahmin edilebilir ya da edilemez bütün krizlere hazırlıklı olsun" dedi. Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay ise, Konya’nın tarımsal gayrisafi yurt içi hasılada 145 milyar lirayı aşan üretim değeriyle Türkiye’de birinci sırada yer aldığını belirterek, "Toplam tarımsal üretim değeri bakımından da Türkiye’de ilk sırada yer alan şehrimiz; geniş üretim havzaları, güçlü tarımsal sanayi altyapısı ve üretim kapasitesiyle ülkemizin gıda güvenliğinde hayati bir rol üstlenmektedir. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü verilerine göre Konya, Türkiye’nin en geniş arazi varlığına sahip ili olmasının yanında, tarım alet ve makine sektörünün yaklaşık yüzde 65’ine ev sahipliği yapan bir üretim merkezidir. Yani Konya sadece tarımsal üretim yapan bir şehir değil; aynı zamanda tarımın sanayisini, teknolojisini ve ekipmanını da üreten bir şehirdir" şeklinde konuştu. Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan da, "Ticaret Bakanlığı olarak üreten, istihdam sağlayan, ihracat yapan, ülkemiz ticaretinin gelişimi ve dönüşümü için çalışan ve hep daha iyisine ulaşmak için gayret gösteren iş insanlarımızın azmini, heyecanını, enerjisini takdir ediyoruz. Bu anlamda var gücümüzle çalışıyor, ’sürdürülebilir ihracat artışı ve dış ticaret dengesi’, ’adil, rekabetçi ve istikrarlı bir iç ticaret ortamı’ ve ’etkin, hızlı ve güvenli bir gümrük anlayışı’ ilkelerimiz ışığında Türkiye’nin gelişmesi ve büyümesi, bu yolla toplumsal refahın artması için gecemizi gündüzümüze katıyoruz" diye konuştu. Programa Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakan Yardımcısı Mahmut Gürcan, Konya Valisi İbrahim Akın, AK Parti Konya milletvekilleri, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen, belediye başkanları, protokol mensupları ve sektör temsilcileri katıldı.
Araç sahiplerine kaza sonrası değer kaybı uyarısı: "Telefonla arayanlara itimat etmeyin"
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:01 Araç sahiplerine kaza sonrası değer kaybı uyarısı: "Telefonla arayanlara itimat etmeyin" Trafik kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulunan uzmanlar, sürücülerin süreci bilinçli yönetmesi gerektiğini belirterek, özellikle kazadan sonra telefonla ulaşan kişilere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Her gün binlerce aracın karıştığı kazalardan sonra meydana gelen değer kayıplarının önüne geçmek adına yeni düzenlemelerle birlikte değer kaybı birçok kritere göre belirlenecek. Oto Ekspertiz Uzmanı Şenol Uysal, kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulundu. Uysal, "Araçların karışmış olduğu kazalarda önce trafik raporu tutulur. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu trafik bilirkişi raporları hazırlanır. Daha sonra araçların değer kaybını öğrenmek için daha önce araçlarda boya var mı, yok mu, önceden bir hasarı var mıydı, yok muydu gibi noktalara göre değerlendirilir. Mesela boyasız, hatasız, boyasız bir arabada kaza yaptığında iki parçası değiştiğinde, şaselerinde herhangi bir işlem olduğunda, hava yastığının açmış olmasıyla değer kaybının niteliği fiyatı değişir. İki değişenin arabada mesela 1 milyonluk bir araçta, 100 bin ile 150 bin lira değer kaybı olursa hava yastığının açmasında bu değer kaybı 200-250 bine çıkar. Şaselerin de işlem olmasıyla birlikte 300 bini bile bulur. Bu şekilde mesela 300 bin lira zarar ediyorsa, aracını 700 bin liraya satmak zorunda kalır. Ama bu aracı yaptıracak kişi, hava yastığını, şaselerini değişen parçalarını yaptırmak için bir 200 bin liraya kadar harcayabilir. Toplam değer kaybı ise 500 bin lira olacak. Yani 1 milyonluk bir aracı yaklaşık 500 bin liraya düşecek. Küçük bir kazada bile hava yastığını açmasında, şaselerin, airbaglerin işlemli olmasında zarar büyür. Bu zararı sürücülerden sigorta şirketlerinden veya belli yerlerden tahsil edilecek" dedi. "Araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini kontrol edebiliriz" Kazaya karışan aracın daha önceki işlemlerinin ekspertiz tarafından tespit edilebileceğine değinen Şenol Uysal, "Kazaya karışan araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini önce boya olup olmadığını biz o kazalı parçaların üzerinde kontrol edebiliriz. Mesela çamurluk ezildi ama daha önce boyanmış mı, boyanmamış mı, değişmiş mi, değişmemiş mi kontrol edebiliriz. Şasenin kazadan etkilendiğini yeni mi veya daha önce olduğunu da söyleyebiliriz. Bu şekilde durum değer tespiti yapılır. Böylelikle en uygun şekilde işlemler yapılır" şeklinde konuştu. "Tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım" Kaza sonrası dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Uysal, "Kazadan sonra bir sürü bilinmeyen kişi, telefonla arıyor kazaya karıştığında ‘biz yardımcı olalım, biz size işte değer kaybınızı alırız’ gibi, kesinlikle onlara itimat etmesinler. Kendi avukatlarıyla görüşsünler. Herhangi bir özel avukatla görüşsünler. Avukat onlara ne yapacağını, ne yapması gerektiğini söyleyecek. Vatandaşın düzgün ekspertizlere gitmesi lazım. O ekspertizlerde aracın önceki durumu ve şu andaki durumunu tespit ettirmeleri lazım. Bunlar tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım bunlara da bu şekilde zararını tazmin edebilir. Yani aracın hasar kaydı oluşuyor, hasar kaydı girilecek, bunlar büyük değer kayıpları. Parça değişimi, şase işlemi, hava yastığındaki patlamalar ve değişimi, arabanın boyasız bir arabanın değişen parçalarının olması bunlar hepsi değer kaybına ekleniyor. Bunlar tek tek takip edilmeli" diye konuştu.
Kaza sonrası değer kaybı uyarısı: "Telefonla arayanlara itimat etmeyin"
04 Nisan 2026 Cumartesi - 09:56 Kaza sonrası değer kaybı uyarısı: "Telefonla arayanlara itimat etmeyin" Trafik kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulunan uzmanlar, sürücülerin süreci bilinçli yönetmesi gerektiğini belirterek, özellikle kazadan sonra telefonla ulaşan kişilere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Her gün binlerce aracın karıştığı kazalardan sonra meydana gelen değer kayıplarının önüne geçmek adına yeni düzenlemelerle birlikte değer kaybı birçok kritere göre belirlenecek. Oto Ekspertiz Uzmanı Şenol Uysal, kazalarının ardından araçlarda oluşan değer kaybına ilişkin uyarılarda bulundu. Uysal, "Araçların karışmış olduğu kazalarda önce trafik raporu tutulur. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğu trafik bilirkişi raporları hazırlanır. Daha sonra araçların değer kaybını öğrenmek için daha önce araçlarda boya var mı, yok mu, önceden bir hasarı var mıydı, yok muydu gibi noktalara göre değerlendirilir. Mesela boyasız, hatasız, boyasız bir arabada kaza yaptığında iki parçası değiştiğinde, şaselerinde herhangi bir işlem olduğunda, hava yastığının açmış olmasıyla değer kaybının niteliği fiyatı değişir. İki değişenin arabada mesela 1 milyonluk bir araçta, 100 bin ile 150 bin lira değer kaybı olursa hava yastığının açmasında bu değer kaybı 200-250 bine çıkar. Şaselerin de işlem olmasıyla birlikte 300 bini bile bulur. Bu şekilde mesela 300 bin lira zarar ediyorsa, aracını 700 bin liraya satmak zorunda kalır. Ama bu aracı yaptıracak kişi, hava yastığını, şaselerini değişen parçalarını yaptırmak için bir 200 bin liraya kadar harcayabilir. Toplam değer kaybı ise 500 bin lira olacak. Yani 1 milyonluk bir aracı yaklaşık 500 bin liraya düşecek. Küçük bir kazada bile hava yastığını açmasında, şaselerin, airbaglerin işlemli olmasında zarar büyür. Bu zararı sürücülerden sigorta şirketlerinden veya belli yerlerden tahsil edilecek" dedi. "Araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini kontrol edebiliriz" Kazaya karışan aracın daha önceki işlemlerinin ekspertiz tarafından tespit edilebileceğine değinen Şenol Uysal, "Kazaya karışan araç üzerindeki parçalardan parçalar önce mi sonra mı etkilendiğini önce boya olup olmadığını biz o kazalı parçaların üzerinde kontrol edebiliriz. Mesela çamurluk ezildi ama daha önce boyanmış mı, boyanmamış mı, değişmiş mi, değişmemiş mi kontrol edebiliriz. Şasenin kazadan etkilendiğini yeni mi veya daha önce olduğunu da söyleyebiliriz. Bu şekilde durum değer tespiti yapılır. Böylelikle en uygun şekilde işlemler yapılır" şeklinde konuştu. "Tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım" Kaza sonrası dikkat edilmesi gereken noktalara değinen Uysal, "Kazadan sonra bir sürü bilinmeyen kişi, telefonla arıyor kazaya karıştığında ‘biz yardımcı olalım, biz size işte değer kaybınızı alırız’ gibi, kesinlikle onlara itimat etmesinler. Kendi avukatlarıyla görüşsünler. Herhangi bir özel avukatla görüşsünler. Avukat onlara ne yapacağını, ne yapması gerektiğini söyleyecek. Vatandaşın düzgün ekspertizlere gitmesi lazım. O ekspertizlerde aracın önceki durumu ve şu andaki durumunu tespit ettirmeleri lazım. Bunlar tespit edildikten sonra da avukat yoluyla dava açılması lazım bunlara da bu şekilde zararını tazmin edebilir. Yani aracın hasar kaydı oluşuyor, hasar kaydı girilecek, bunlar büyük değer kayıpları. Parça değişimi, şase işlemi, hava yastığındaki patlamalar ve değişimi, arabanın boyasız bir arabanın değişen parçalarının olması bunlar hepsi değer kaybına ekleniyor. Bunlar tek tek takip edilmeli" diye konuştu.
Meram’ın mahalle sayısı 70’e yükseldi
03 Nisan 2026 Cuma - 15:03 Meram’ın mahalle sayısı 70’e yükseldi Konya’da Bozkır Barajı sularının altında kalacak olması nedeniyle Hadim ilçesinden Meram’a taşınan Dedemli Mahallesi, Konya Valiliği’nin kararıyla artık resmen Meram’a bağlandı. Daha önce 69 olan Meram’ın mahalle sayısı 70’e çıkmış oldu. Meram ilçesi, büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Daha önce 69 mahalleden oluşan ilçe, Dedemli Mahallesi’nin resmen bağlanmasıyla birlikte artık 70 mahalleye ulaştı. Konya Valiliği’nin 30 Mart 2026 tarihli kararıyla Dedemli Mahallesi’nin Meram’a bağlanması resmiyet kazandı. Daha önce Hadim ilçesine bağlı olan Dedemli Mahallesi, Bozkır Barajı sularının altında kalacak olması nedeniyle taşınma sürecine alınmıştı. Bu kapsamda yeni yerleşim alanı Meram’da oluşturulan mahalle, Kaşınhanı, Çarıklar ve Çumra ile komşu konumda yer alıyor. Tüm hazırlıklar önceden tamamlandı Dedemli Mahallesi’nin Meram’a taşınma süreci yıllar öncesinden planlanarak adım adım hayata geçirildi. Özellikle 2022 yılında başlatılan çalışmalar kapsamında Meram Belediyesi, yeni yerleşim alanını adeta sıfırdan kurarak mahalle sakinlerinin hiçbir eksiklik yaşamaması için tüm detayları önceden tamamladı. Altyapıdan ulaşıma, eğitimden sağlığa, sosyal tesisten yol ve yeşil alanlara kadar her alanda hazırlıklar taşınma başlamadan önce bitirildi. Mahallede sosyal tesis, okul, sağlık ocağı, yol, altyapı ve diğer tüm belediyecilik hizmetleri hazır hale getirildi. Çevre düzenlemeleri kapsamında modern kapaklı çöp konteynerleri yerleştirilip çevre dostu bir yaşam alanı oluşturuldu. Meram ailesi büyüyor Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından inşa edilen yeni yerleşkede, yaklaşık 428 yapıyı kapsayan planlama ile Dedemli sakinlerinin modern ve düzenli bir yaşam alanına kavuşması sağlandı. Meram Belediyesi ise bu süreçte tüm hazırlıkları taşınma başlamadan önce eksiksiz şekilde tamamladı. Dedemli Mahallesi’nin katılımıyla birlikte Meram’ın mahalle sayısı 70’e yükselirken, ilçe hem nüfus hem de hizmet alanı açısından büyümeye devam ediyor. Yeni mahalle, Meram’ın planlı kentleşme vizyonunun önemli bir parçası olarak dikkat çekiyor. Başkan Kavuş; "Hoş geldiniz" Meram Belediye Başkanı Mustafa Kavuş, karar ile ilgili yaptığı açıklamada, "Meram ailemiz her geçen gün büyüyor. Dedemli Mahallemizin ilçemize katılmasıyla birlikte mahalle sayımız 70’e ulaştı. Dedemlili hemşehrilerimizin yeni yaşam alanlarında sorunsuz şekilde yaşayabilmeleri adına tüm hazırlıklarımızı önceden planlayarak tamamlamıştık. Sağlık ocağından okuluna, yolundan altyapısına kadar her detayı planladık ve hayata geçirdik. Kıymetli hemşehrilerimize gönülden sesleniyorum; Meram’ımıza hoş geldiniz, sefa getirdiniz. Artık sizler de resmen Meramlısınız. Yeni yuvanızda sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum" dedi.
Konya’nın ’denizinde’ balıkları kurtarmak için zamanla yarış
03 Nisan 2026 Cuma - 13:37 Konya’nın ’denizinde’ balıkları kurtarmak için zamanla yarış Konya’nın Beyşehir ilçesindeki Beyşehir Gölü’nden kanala sürüklenerek mahsur kalan binlerce balık, yürütülen çalışma ile kurtarılarak yeniden doğal yaşam alanlarına bırakıldı. Türkiye’nin önemli tatlı su balığı üretim merkezlerinden biri olan ve halen avlanma yasağının devam ettiği Beyşehir Gölü’nden, regülatör kapaklarının kapalı olması nedeniyle halk arasında Çarşamba Kanalı olarak bilinen Beyşehir Soğla Apa Kanalı’na akan balıklar, su akışının olmaması nedeniyle yağmur sularıyla dolu olan dar bir alanda mahsur kaldı. Yavrulama dönemindeki balıklardan bazılarının telef olması, büyük bölümünün de telef olma riskiyle karşı karşıya kalması üzerine Beyşehir İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne bağlı su ürünleri koruma ekipleri harekete geçti. Beyşehir Belediyesi ekiplerinin de destek verdiği çalışmalarda, saatler süren yoğun bir kurtarma operasyonu gerçekleştirildi. Boy çizmesi giyerek kanala giren ekipler, kepçeler yardımıyla topladıkları balıkları önce güvenli şekilde koruma altına aldı. Ardından balıklar, göl kıyısında ait oldukları tatlı sulara yeniden bırakıldı. Kanal kenarında toplanan vatandaşlar da çalışmaları ilgiyle takip ederken, balıkların kurtarılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Su yüzeyinde yoğun şekilde hareket eden farklı türdeki balıklar ile yavrularının oluşturduğu görüntüler ise bölgeye gelen doğa ve balık tutkunlarının ilgisini çekti.
Konya Ovası’nda yağışlar rekolte beklentisini arttırdı
03 Nisan 2026 Cuma - 12:01 Konya Ovası’nda yağışlar rekolte beklentisini arttırdı Konya’da son aylarda etkili olan yağışlar ve artan hububat ekim alanları, rekoltede artış beklentisini beraberinde getirdi. Uzmanlar, sezonun sorunsuz tamamlanması halinde verim artışında geçen yılın üzerine çıkılabileceğini belirtiyor. Konya Ovası’nda hububat üretiminde yağışların istenilen seviyede devam etmesinin ürün gelişimine olumlu katkı sağladığını belirten Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Burak Kırkgöz, Tarım ve Orman Bakanlığı’nca uygulamaya konulan üretim planlamasının faydasının da üretime yansıdığına ifade etti. Özellikle yeşil mahsulün ardından tekrar yeşil mahsul ekiminin sınırlandırılmasıyla hububatta ekim alanının artmasının rekolteyi doğrudan etkilediğine dikkat çeken Kırkgöz, "Konya Ovası’nda nisan ayına girmiş oluyoruz. Özellikle ocak ayından sonraki yağışlar kıraç alanlar dediğimiz susuz tarım yapılan alanlarda oldukça olumlu oldu. Bu bölgelerimizde mahsullerimiz yeteri miktarda çıkışı sağladı ve gelişimleri de güzel bir şekilde devam ediyor. Çiftçilerimizin bu süreçten sonra üre uygulamaları başlayacak. Üre gübresi, bitkiler için oldukça önemli. Bitkilerin yeşil aksamlarının geliştirilmesinde ve bitkilerin verimlerinde en büyük rolü oynayan üre gübresini çiftçilerimizin bu dönemden sonra mutlaka kullanmalarını tavsiye ediyoruz" dedi. "Arazileri kontrol ederek, gerekli görülen yerlerde ilaç uygulamaları tavsiye ediyoruz" Yağışlarla beraber mantar hastalıkların da yoğun bir şekilde ortaya çıktığını anlatan Burak Kırkgöz, "Özellikle yağışların yoğun olduğu böylesi dönemlerde, mantar hastalıklarının da yoğun bir şekilde karşımıza çıktığını biliyoruz. Mutlaka çiftçilerimizin ziraat mühendisleri tarafından arazilerini kontrol ederek, gerekli görülen yerlerde ilaç uygulamalarını çok fazla geç kalmadan yapmalarını da tavsiye ediyoruz. Çünkü ilaç uygulamalarındaki geç kalma bitkilerdeki hastalığın yayılması ve ciddi verim kayıpları da söz konusu olabiliyor. Çiftçilerimizin buna çok dikkat etmelerini öneriyoruz. Yağışlarımız 12’nci aya kadar maalesef zayıftı ama 12’nci aydan sonra bitkiler için oldukça faydalı yağışlar aldık. Konya yöresinde hem yer üstü kaynaklarımızın hem yer altı kaynaklarımızın da ciddi anlamda azaldığı yıllardan geçtik. Bu yağışlar bizler için çok önemliydi. Şükürler olsun bu yağışları aldık. İnşallah nisan ayında da yağışlarımız bu şekilde devam eder. Özellikle bitkilerin kardeşlenme dönemi ve sapa kalkma döneminde suya çok ihtiyaç duyuyor. Tabii kıraç alanlarda yağışların yağması çiftçimizi oldukça sevindirdi. Bunun yanında sulu alanlarda da oldukça verimli oldu. Lakin çiftçilerimiz yağmur ve kar yağışlarını almasaydık sulama yapmak zorunda kalacaklardı. Bu da tabii ekstra bir elektrik maliyetini bindirecekti üzerine. Bu yağışlarla beraber elektrik maliyetinden de bir nebze olsa olsun çiftçilerimizi kurtardı diyebiliriz. İnşallah yağışlar bu şekilde gider. Rekoltemizde herhangi bir kayıp olmadan güzel bir 2026 yılı temenni ederiz" şeklinde konuştu. "Problem yaşanmazsa rekoltemizde bir takım artışlar olabilir" Yağışlar devam ederse önümüzdeki yıl rekoltenin üst seviyelerde olacağına değinen Kırkgöz, "Yağışların bu şekilde devam etmesi durumunda geçtiğimiz yıl elde edilen rekoltenin üzerine çıkabiliriz. Rekoltenin üzerine çıkmamızdaki nedenlerden bir tanesi de hububat alanlarının da genişlemesi. Artan maliyetler çiftçilerimizi biraz yeşil mahsulden uzaklaştırdı. Tabii burada bakanlığımızın da yeni uygulamaya koyduğu üretim planlaması da oldukça etkili oldu. Bakanlığımız yeşil mahsul arkasına yeşil mahsulün ekilişini yasaklaması çiftçilerimizi de hububat ekimine yöneltti diyebiliriz. Hem hububat ekimlerinin artması hem de yağışların güzel olması bu yıl hububat rekoltesinde bir kısım artış Konya yöresi için söyleyebiliriz. Tabii yıl daha bitmedi, mahsulümüz canlı, yeşil bir mahsul her an her şey olabiliyor. İnşallah herhangi bir afet ve felaketle karşılaşmadan sezonumuzu tamamlarız. Konya yöresi için don riskinin yoğun olduğu dönemler. Tabii başak çıkartmasından sonra da dolu riski söz konusu oluyor. Eğer bu riskler ortadan kalkarsa ve herhangi bir problem yaşanmazsa rekoltemizde bir takım artışlar olabilir" diye konuştu.
Konya’da esnaf odalarının genel kurulları tamamlandı
03 Nisan 2026 Cuma - 09:53 Konya’da esnaf odalarının genel kurulları tamamlandı Konya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’ne (KONESOB) bağlı 83 odanın seçimleri tamamlandı. KONESOB Başkanı Muharrem Karabacak, genel kurulların esnaf ve sanatkarlara hayırlı olmasını temenni etti. 2 Ocak 2026’da Ereğli Hızarcılar ve Marangozlar Odası’nın genel kuruluyla başlayan seçim süreci, 31 Mart 2026 Salı günü gerçekleştirilen Yunak Bakkallar Odası’nın seçimiyle tamamlandı. Genel kurul sürecini değerlendiren Konya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (KONESOB) Başkanı Muharrem Karabacak, "Birliğimize bağlı 83 odamızın genel kurullarını başarıyla tamamladık. Adeta bir şölen havasında geçen genel kurullarımız, esnaf ve sanatkarlarımızın hür iradesi ve güçlü teveccühüyle sonuçlandı. Süreç boyunca, 83 odamızın genel kurullarına yönetim kurulu üyelerimizle birlikte katıldık ve seçim heyecanına ortak olduk. Yoğun katılım ve teveccühle güven tazeleyen ve yeni görev alan başkanlarımız ile yönetim kurulu üyelerimizi bir kez daha tebrik ediyorum. Başkanlarımız ve yönetim kurulu üyelerimiz, 4 yılı en iyi şekilde değerlendirecek; başta esnaf ve sanatkarlarımız olmak üzere şehrimiz ve ülkemiz için canla başla çalışacaktır. Genel kurullarımızın esnaf ve sanatkarlarımıza, ülkemize, Konya’mıza, teşkilatımıza, odalarımıza, başkanlarımıza, kurullarımıza ve personelimize hayırlı olmasını temenni ediyorum" dedi.