KÜLTÜR SANAT
Tarihi kent Mardin bayram tatilinde ziyaretçi akınına uğradı 22 Mart 2026 Pazar - 13:18:10 Bayram tatilinde Mardin, yerli turistlerin ilgisiyle karşılaştı. Kentteki tarihi ve kültürel mekanlar, ziyaretçilerin akınına uğradı. Yağışlı havaya rağmen kente gelen turistler, müzeleri, kiliseleri, camileri ve tarihi meydanları gezerek tatillerini dolu dolu geçirdi. Turist Sibel Kocabıyık, Mardin’in kendisini etkilediğini belirterek, "Mardin çok güzel. Burası için derler ki gecesi gerdanlık, gündüzü seyranlık. Gerçekten de öyle. Birbirinden güzel tarihi yapıları ziyaret ettik. Birbirinden nefis yemeklerin tadına baktık. Büyük bir hüzünle ayrılacağız buradan ve tekrar tekrar buraya gelmek için sabırsızlıkla ve dört gözle bekleyeceğiz. Bence burası bir kültür mozaiği. Farklı dillerin, dinlerin buluştuğu, bir arada barış içinde yüzyıllardır yaşadığı çok kutsal ve kadim topraklardır. Mardin bu yüzden benim için çok özel bir bölge. İnşallah daha çok huzurla, mutlulukla gezelim ve gezdirelim’’ dedi. "Turizmde yoğunluk erken başladı" Tur rehberi Ali Karcı ise bölgedeki hareketliliği değerlendirerek, "Güneydoğu’da Mezopotamya’nın parlayan yıldızı Mardin. Buraya genelde eylül, ekim ve kasım aylarında turist yoğunluğu çok olsa da bu yıl sezonu erken açtık çünkü geçen yıl bölge halkından, işletmelerinden ve hem tarihi hem dini anlamda buranın değerlerinden herkes çok memnun ayrıldı. Bu yüzden de bölgeye bu yıl bir yoğunluk var. Geçen yıl 35 kişi ile sınırladığımız turlar bu yıl o kadar yoğun ki 50-55 kişi arasında değişmekte. Ve bu yıl sezonunu neredeyse 5-6 ay öncesinde açtık. Şu anda bayram sebebiyle burası yoğun ama bu yoğunluğun sebebi aslında geçen seneki memnuniyetin dönüşü. Bölge halkı doğallığını hiç bozmadan turizmi gayet önemseyerek çaba gösteriyor. Gelen misafirler de son derece memnun ayrılıyor’’ diye konuştu. Kente ilk kez geldiğini anlatan Yasemin Yıldırım ise "Aslen Yozgatlıyım, Kayseri’den geliyorum. Tur acentesi ile geldim. Doğu bölgesine hiç gelmemiştim. Bu ilk gelişim. Genelde batıyı geziyordum. 1-2 defa yurt dışına da çıktım ama doğu muhteşemmiş. Ben böyle olduğunu bilmiyordum. Bundan sonra daha sık geleceğim, bu kesin. Muhteşem bir yer, her yer tarih. Ben zaten tarihi çok severim. Tarihi müzeleri, kiliseleri, camileri, meydanları çok iyi. Rehberimiz de bizi bol bol gezdiriyor, görülebilecek her yeri gösteriyor. Ekstralar da yapıyor" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 13:12 Tarihi kent Mardin bayram tatilinde ziyaretçi akınına uğradı Bayram tatilinde Mardin, yerli turistlerin ilgisiyle karşılaştı. Kentteki tarihi ve kültürel mekanlar, ziyaretçilerin akınına uğradı. Yağışlı havaya rağmen kente gelen turistler, müzeleri, kiliseleri, camileri ve tarihi meydanları gezerek tatillerini dolu dolu geçirdi. Turist Sibel Kocabıyık, Mardin’in kendisini etkilediğini belirterek, "Mardin çok güzel. Burası için derler ki gecesi gerdanlık, gündüzü seyranlık. Gerçekten de öyle. Birbirinden güzel tarihi yapıları ziyaret ettik. Birbirinden nefis yemeklerin tadına baktık. Büyük bir hüzünle ayrılacağız buradan ve tekrar tekrar buraya gelmek için sabırsızlıkla ve dört gözle bekleyeceğiz. Burası bir kültür mozaiği bence. Farklı dillerin, dinlerin buluştuğu, bir arada barış içinde yüzyıllardır yaşadığı çok kutsal ve kadim topraklardır. Mardin bu yüzden benim için çok özel bir bölge. İnşallah daha çok huzurla, mutlulukla gezelim ve gezdirelim’’ dedi. "Turizmde yoğunluk erken başladı" Tur rehberi Ali Karcı ise bölgedeki hareketliliği değerlendirerek, "Güneydoğu’da Mezopotamya’nın parlayan yıldızı Mardin. Buraya genelde eylül, ekim ve kasım aylarında turist yoğunluğu çok olsa da bu yıl sezonu erken açtık çünkü geçen yıl bölge halkından, işletmelerinden ve hem tarihi hem dini anlamda buranın değerlerinden herkes çok memnun ayrıldı. Bu yüzden de bölgeye bu yıl bir yoğunluk var. Geçen yıl 35 kişi ile sınırladığımız turlar bu yıl o kadar yoğun ki 50-55 kişi arasında değişmekte. Ve bu yıl sezonunu neredeyse 5-6 ay öncesinde açtık. Şu anda bayram sebebiyle burası yoğun ama bu yoğunluğun sebebi aslında geçen seneki memnuniyetin dönüşü. Bölge halkı doğallığını hiç bozmadan turizmi gayet önemseyerek çaba gösteriyor. Gelen misafirler de son derece memnun ayrılıyor’’ diye konuştu. Kente ilk kez geldiğini anlatan Yasemin Yıldırım ise, "Aslen Yozgatlıyım, Kayseri’den geliyorum. Tur acentesi ile geldim. Doğu bölgesine hiç gelmemiştim. Bu ilk gelişim. Genelde batıyı geziyordum. 1-2 defa yurt dışına da çıktım ama doğu muhteşemmiş. Ben böyle olduğunu bilmiyordum. Bundan sonra daha sık geleceğim, bu kesin. Muhteşem bir yer, her yer tarih. Ben zaten tarihi çok severim. Tarihi müzeleri, kiliseleri, camileri, meydanları çok iyi. Rehberimiz de bizi bol bol gezdiriyor, görülebilecek her yeri gösteriyor. Ekstralar da yapıyor’’ şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 12:38 Osmanlı kadınının işlediği 126 yıllık altın sırma hat levhası görenleri hayran bıraktı Müzayededen çıkan 126 yıllık altın sırma hat levhası, Kâbe örtüsünde de kullanılan "dival işi" tekniğiyle işlenmiş olmasıyla dikkat çekiyor. Doç. Dr. İlyas Kayakay, eserin aynı zamanda literatürde adı daha önce geçmeyen kadın sanatçı Vasfiye Hanım’ın imzasını taşıdığını açıkladı. Bir müzayededen Doç. Dr. İlyas Kayaokay tarafından alınan Osmanlı dönemi hat levhası, taşıdığı teknik özellikler nedeniyle sanat tarihi açısından dikkat çekici bir eser olarak öne çıktı. Kadife zemin üzerine altın sırma iplikle işlenen eserde kullanılan "dival işi" tekniğinin, Kâbe örtüsündeki kutsal yazıların işlenmesinde de kullanılan yöntemle örtüştüğü belirlendi. Şahsi koleksiyonunda yer alan levhayı inceleyerek tekniğin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Kayaokay, Hicri 1318, yani miladi 1900-1901 tarihli eserde yüzeye yerleştirilen altın sırma ipliğin ince dikişlerle sabitlendiğini, bu sayede yazının hafif kabartmalı bir görünüm kazandığını açıklayarak, dival işinin tarihsel arka planına da değindi. Selçuklulardan Osmanlıya miras kalan bu tekniğin, yüzyıllar boyunca tekke levhalarında, türbe örtülerinde ve sancaklarda kullanıldığını ifade eden Doç. Dr. Kayaokay, aynı yöntemin İslam dünyasının en kutsal örtüsü olan Kâbe kisvesindeki hat yazılarında da uygulandığına dikkat çekti. Eseri sanat tarihi açısından değerli kılan unsurun ise imzanın oluşuna bağlayan Kayaokay, " Şahsi koleksiyonumda bulunan bir müzayededen aldığım bu eser Hicri 1318 tarihli, yani Miladi olarak 1900-1901 yıllarına tekabül eden yaklaşık 126 yıllık bir levhadır. 40 31 cm ölçülerinde olup kadife zemin üzerine altın sırma ip ile nakşedilmiştir. Levhada kullanılan bu büyük emek ve sabır gerektiren ince teknik, Osmanlı nakış sanatında "dival işi" olarak bilinmektedir. Bu teknikte yüzeye yerleştirilen ipliğin ince dikişlerle sabitlenmesiyle oluşturulur. Böylece yazı yüzeyde hafif kabartmalı bir görünüm kazanır. Maraş’tan gelen iki gelin tarafından Osmanlı sarayına yayıldığı için "Maraş işi" olarak da bilinen ve kökeni Selçuklulara kadar uzanan bu teknik Osmanlı sanatında özellikle sancaklarda, türbe örtülerinde, tekke levhalarında, Kur’an bohçalarında ve duvar levhalarında yaygın olarak kullanılmıştır. Aynı yöntem, Kâbe örtüsündeki yazıların işlenmesinde de görülmektedir. Bu şekilde bir beytin ketebeli şekilde yazılmasını ise ilk defa görüyorum. Bakın bu elimdeki tekke işi diğer örnek de Ahmed Ferhad adlı meçhul bir hattata ait 121 yıllık bir hat ve mürekkep ile yazılmış. Çerçevesi hayli yıpranmış levhanın zemininde mor kadife kumaş kullanılmıştır. Levhadaki yazı celî sülüs karakterli bir hat formuna sahiptir. Yazı mürekkep ile değil altın sırma ip işçiliğiyle işlendiği için hat formu nakış tekniğine uyarlanmış bir görünüm arz etmektedir" dedi. Eserde yer alan beytin önemine vurgu yapan Kayaokay, " Levhanın alt kısmında yer alan ketebeye göre eser Vasfiye Hanım tarafından yazılmıştır. Osmanlı döneminde kadın hattat ve nakkaşların faaliyet gösterdikleri bilinmekle birlikte imzalı eser sayısı yok denilecek kadar azdır. Bu nedenle levhanın kadın sanatçı adı taşıyan tarihli bir örnek olması ayrıca kıymetlidir. Hatta yer alan beyit ise şöyledir, "Zâlimin rişte-i ikbâlini bir âh keser Mâni-i rızk olanın rızkını Allah keser". Burada mazlumun içten gelen bir ahının zalimin talihini kesebileceği ifade edilir. Başkasının rızkına engel olan kimsenin rızkının da Cenab-ı Allah tarafından ilâhî adalet gereği kesileceği ifade edilmektedir. Tabi mezkûr beyit Lâ-edrî dediğimiz şairi belli olmayan bir beyittir. Divan edebiyatında çokça karşımıza çıkar ve hikmetli manasından mütevellit hatlara da çokça işlenmiştir. Osmanlı döneminde Esmâ İbret Hanım, Şerife Fatma Mevhibe Hanım, Zahide Selma Hanım gibi isimler kadın sanatçılar arasında zikredilmektedir. Vasfiye Hanım ismi ise literatürde daha önce kaydedilmiş hattat ve nakkaşlar arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla bu levha sayesinde daha önce kaynaklarda adı geçmeyen bir kadın nakkaş yahut hattat gün yüzüne çıkmıştır. İleride başka eserlerinin de keşfedilmesiyle Vasfiye Hanım’ın kim olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Bu husus sanat tarihi açısından önemini artırmakta ve levhayı çok nadir örnekler arasında değerlendirmemizi mümkün kılmaktadır" şeklinde konuştu.
İş Sanat Anadolu Sergileri İznik’te
16 Aralık 2025 Salı - 17:10 İş Sanat Anadolu Sergileri İznik’te İş Sanat Anadolu Sergileri’nin 2025 yılındaki son durağı, Osmanlı çini sanatının merkezlerinden biri olan İznik olacak. Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan yapılan özel seçkileri sanatseverlerle buluşturan İş Sanat Anadolu Sergileri’nin 2025 yılındaki son durağı, yüzyıllar boyunca Osmanlı çini sanatının merkezlerinden biri olan İznik olacak. 20-21 Aralık tarihlerinde İş Bankası İznik Şubesi’nde sergilenecek "Mavinin Sırları" seçkisi, renk, desen ve zarafetin buluştuğu özel bir estetik mirasın Türk resim sanatındaki yansımalarını bir araya getirecek. Şerif Renkgörür’ün İznik çinisi motiflerini taşıyan leylaklı vazo kompozisyonu, Şevket Dağ’ın çininin mimariyle kurduğu ritmi öne çıkaran Rüstem Paşa Camii tablosu, Feyhaman Duran ve Selahattin Teoman’ın izlenimleriyle Topkapı Sarayı’nın çinili mekânları, İznik doğumlu Zeki Fındıkoğlu’nun kırsal yaşamı aktaran baskıları, Nazlı Ecevit ve İbrahim Çallı’nın mavi seramikli natürmortları, Melahat Üren ve Söbütay Özer’in İznik motifli vazoları, Hulusi Mercan’ın geometrik düzenlemeleri ön plana çıkaran Yeşil Türbe yorumu ve Türkiye’de modern seramiğin önde gelen isimlerinden Füreya Koral’ın üçlü yuvarlak panosu bu sergide izlenebilecek. Anadolu Sergileri, estetik nitelikleriyle olduğu kadar, tarihsel ve kültürel tanıklıklarıyla da büyük bir önem taşıyan sanat eserlerinin Türkiye’nin her köşesinde erişilebilir olmasını amaçlıyor. İş Bankası şubelerini geçici sanat mekânlarına dönüştüren Anadolu Sergileri, çocuk atölyeleri ve uzman sanat tarihçilerinin anlatımıyla desteklenerek kapsayıcı bir sanat deneyimi oluşturuyor. İlk altı ayında 4 bin sanatsevere ulaşan Anadolu Sergileri önemli ödüllerin de sahibi oldu. MarCom Ödülleri’nin "Stratejik İletişim-Kurumsal Sosyal Sorumluluk" kategorisinde platin ödül kazanan proje, Sardis Ödülleri’nin "Kültür Sanat İştirakleri ve Faaliyetleri", Toplumsal Fayda Ödülleri’nin ise "Topluma Değer Katan Projeler-Kültür Sanat" kategorilerinde ödüle layık görüldü. İbrahim Çallı’nın eserlerini Çal ilçesindeki izleyicilerle buluşturan seçkiyle başlayan Anadolu Sergileri, Hocalar ve Öğrenciler (Milas), Mavinin İzinde (Gelibolu), Büyük Zafer (Kocatepe), Aşina Yüzler (Antakya), Çarşı-Pazar (Midyat) ve Ege Havası (Edremit) gibi farklı seçkileri sanatseverlere sundu. Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin öğrenme programlarının düzenli faaliyetlerinden biri olan ve sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılanan Anadolu Sergileri’nin, ortak kültürel mirasın doğduğu topraklarda bugünün kuşaklarıyla buluşturmayı sürdüreceği belirtildi.
Girişimci Kadınlar ve El Emeği Festivali başlıyor
16 Aralık 2025 Salı - 16:13 Girişimci Kadınlar ve El Emeği Festivali başlıyor Merkezefendi Belediyesi tarafından geleneksel hale getirilen Girişimci Kadınlar ve El Emeği Festivali, bu yıl da dolu dolu içeriğiyle kapılarını açmaya hazırlanıyor. Festival, 19,20 ve 21 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek. Kültür ve sanat alanındaki faaliyetlerine devam eden Merkezefendi Belediyesi, girişimci kadınlara desteklerini sürdürüyor. Merkezefendi Belediyesi tarafından ilk kez 2021 yılında düzenlenen ve geleneksel hale gelen Girişimci Kadınlar ve El Emeği Festivali, kapılarını açmaya hazırlanıyor. 250 standın yer alacağı, girişimci kadınların ürünlerini sergileyeceği yılbaşı konseptli festival, 19, 20 ve 21 Aralık tarihlerinde Merkezefendi Kültür Merkezi’nde düzenlenecek. Stantlar, 3 gün boyunca saat 22.00’ye kadar açık olacak. Kadın emeğini ve girişimciliğini desteklemeyi amaçlayan festival, üç gün boyunca söyleşilerden konserlere, atölyelerden çocuk etkinliklerine kadar zengin bir program düzenlenecek. Festival programı belli oldu Festival, 19 Aralık Cuma günü saat 12.30’da açılış töreniyle başlayacak. Aynı gün saat 20.00’de Güvenç Yıldırım sahne alarak müzikseverlerle buluşacak. 20 Aralık Cumartesi günü ise saat 13.00’te Ritmin Melekleri gösterisiyle devam edecek. Saat 15.00’te Suna Dumankaya ile söyleşi gerçekleştirilecek. Günün bir diğer söyleşisi ise saat 18.00’de Psikolojik Danışman ve Aile Danışmanı Kevser İrdem tarafından "Kelimelerin Hayatımıza Olan Büyülü Etkisi" başlığıyla yapılacak. Festivalin ikinci günü, saat 20.00’de sevilen sanatçı Cem Belevi’nin konseriyle sona erecek. Festivalin son günü olan 21 Aralık Pazar günü saat 13.00’te Uzman Doktor Betül Yılmaz ile "Zihin Atölyesi" söyleşisi düzenlenecek. Saat 15.00’te ise Ceren Özdemir "Darbuka Show" performansı gerçekleştirecek ve saat 17.30’da ise ‘Piyonlar’ isimli çocuk tiyatrosu minik izleyicilerle buluşacak. Üç gün boyunca girişimci kadınların büyük emekle hazırladığı el emeği ürünlerin satışa sunulacağı festival, her yaştan ziyaretçiye hitap eden etkinlikleriyle Merkezefendi’de üretimin, dayanışmanın ve paylaşımın buluşma noktası olacak. "Birlikte üretecek, birlikte güçleneceğiz" Düzenledikleri festivaller ile birçok girişimci kadının gelir elde ettiğini, iş yeri sahibi olduğunu belirten Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, "Her geçen yıl daha da büyüyen ve artık Merkezefendi’mizin vazgeçilmez bir geleneğine dönüşen Girişimci Kadınlar ve El Emeği Festivali’mizi düzenlemekten büyük bir mutluluk ve heyecan duyuyoruz. Üç gün boyunca; müzikten söyleşilere, konserlerden atölye çalışmalarına uzanan dopdolu bir programla hemşerilerimizle bir araya geleceğiz. Girişimci kadınlarımızın büyük emek ve özveriyle hazırladığı el emeği ürünlerimizi bu festivalde halkımızla buluşturacağız. Bu güzel buluşmaya tüm hemşerilerimi davet ediyorum. 19-20-21 Aralık tarihlerinde Merkezefendi Kültür Merkezi’mizde bir araya gelecek, birlikte üretecek ve birlikte güçleneceğiz" dedi.
MSKÜ Turizm Fakültesi, Bodrum’un 5 yıldızlı otel genel müdürlerini ağırladı
16 Aralık 2025 Salı - 16:06 MSKÜ Turizm Fakültesi, Bodrum’un 5 yıldızlı otel genel müdürlerini ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Turizm Fakültesi, Bodrum’un önde gelen 5 yıldızlı otellerinin genel müdürleri ve sektör temsilcilerini ağırladı. Önemli bir buluşmaya ev sahipliği yapılan etkinlikte, turizm sektörünün geleceği, nitelikli iş gücü ihtiyacı ve üniversite-sektör iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik konular ele alındı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi adına Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Gökçe, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Ayazlar, Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Senem Yazıcı Yılmaz ile Doç. Dr. Şaban Kargiglioğlu katıldı. Programın açılış konuşmasını Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökhan Ayazlar gerçekleştirdi. Açılışın ardından söz alan otel yöneticileri, sektörün güncel durumu, turizmde yaşanan dönüşüm, öğrencilerin kariyer yolculukları ve gelecekte sektörü bekleyen gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Etkinlik boyunca Öğretim Görevlisi Adnan Acar yemek organizasyonunda ve Öğretim Görevlisi Dr. Fırat Biçici servis hizmetinde öğrenciler ile uygulama yaptı. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri tarafından özenle hazırlanan yemekler Turizm İşletmeciliği öğrencileri tarafından katılımcılara servis edildi. Daha fazla uygulamalı eğitim ve staj imkânı Toplantıda; öğrencilerin turizm sektöründe istihdamda kalmasının önemi, daha donanımlı mezunlar yetiştirilmesi, sektörün ihtiyaçlarına uygun eğitim içeriklerinin geliştirilmesi ve turizm sezonunun akademik takvimle daha uyumlu hale getirilmesi gibi başlıklar ön plana çıktı. Katılımcılar, üniversite-sektör iş birliğinin güçlendirilmesi ve öğrencilere daha fazla uygulamalı eğitim ve staj imkânı sunulması konusunda ortak görüş bildirdi. Etkinlik, sektör temsilcileri ile akademisyenlerin ilerleyen süreçte daha sık bir araya gelmesi, ortak projeler geliştirilmesi ve öğrencilerin sektöre adaptasyonunu hızlandıracak yeni iş birliklerinin hayata geçirilmesi yönündeki karşılıklı temennilerle sona erdi.
’Dünya Türk Dili Ailesi Günü’ Eskişehir’de coşkuyla kutlandı
16 Aralık 2025 Salı - 15:29 ’Dünya Türk Dili Ailesi Günü’ Eskişehir’de coşkuyla kutlandı Eskişehir’de ’Dünya Türk Dili Ailesi Günü’ kapsamında bir kutlama programı gerçekleştirildi. Eskişehir Yunus Emre Kültür Merkezi’ndeki programa, Eskişehir Türk Ocakları, üniversitelerin Türk dünyası öğrenci toplulukları, mülki ve adli idareciler ile çok sayıda vatandaş programa katılım gösterdi. Kazakistan’ın tanınmış sanatçısı Arslanbek Sultanbekov, Grup Mesa-i toplulukları, ses sanatçısı öğrenciler ve halk oyunu ekipleri kutlamalarda sahne alarak katılımcıların keyifli zaman geçirmesini sağladı. Büyük bir kalabalığın eşlik ettiği kutlamalar, bütün Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de geç saatlere kadar coşkuyla devam etti. "Türk dili, bugün 300 milyon tarafından ’benim dilim’ diye kabul ve ilan ediliyor" Günün anlam ve önemiyle ilgili bir konuşma yapan Eskişehir Türk Ocakları Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal, "2003 yılında Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulması, arkasından yakın zamanda 34 harfli ortak Türk alfabesinin kabul edilmesi ve şimdi de UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ile bütün Türk devletlerinin müracaatı üzerine UNESCO’nun Dünya Türk Dili Ailesi Günü’nü ilan etmesi, bin yıldır birbirinden ayrı olan Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü’nün tarihindeki en önemli gündür. Bu 3 karar, uzun Türk Tarihi’nin bir bakıma en önemli kararlarıdır. Türklük âlemine kutlu olsun. Gök kubbenin altında dünyanın yakından takip ettiği 300 milyonluk geniş bir coğrafyada yer alan, adeta dünyanın kalpgahı konumunda olan Türk Dünyası doğuyor. Alınan bu kararla dünyada konuşulan 5’inci sırada yer alan ve İngilizce’den sonra en çok takip edilmek istenen Türk dili, bugün 300 milyon tarafından ’benim dilim’ diye kabul ve ilan ediliyor. Önümüzdeki günler kağıtların yeniden karıldığı, dünyanın yeniden şekillendiği, Türklük âleminin de bu yeni dünyada kendine yaraşan ve yakışan yeri alacağı görülüyor ve hissediliyor" dedi.
Çanakkale’de Tarihi Alan Başkanlığının yetkileri artıyor: Çanakkale Savaşları ile doğrudan ilişkili tarihi yapı ve anıtlar denetim altına alınacak
16 Aralık 2025 Salı - 15:08 Çanakkale’de Tarihi Alan Başkanlığının yetkileri artıyor: Çanakkale Savaşları ile doğrudan ilişkili tarihi yapı ve anıtlar denetim altına alınacak Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı’nın genişletilmesiyle ilgili yeni kanun hakkında konuşan Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, "Çanakkale Savaşı’yla alakalı noktalarda ’Tarihi Alan Bağlantı Noktası’ ilan edip buralarda Tarihi Alan Başkanlığı olarak hizmet vermek istiyoruz" dedi. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alanı’nın; tarihi, kültürel, manevi ve doğal değerlerinin korunması ve tek elden, bütüncül bir yönetim modeliyle idare edilmesi amacıyla 6546 sayılı Kanun, yürürlüğe girdi. Çanakkale Savaşları’na ait çok sayıda tabya, kale, savunma yapısı, şehitlik ve lojistik unsur, özellikle Çanakkale Boğazı’nın Anadolu Yakası’nda olmak üzere mevcut Tarihi Alan sınırları dışında kalarak bakım ve denetim eksikliğiyle karşı karşıya olup, yok olma riski taşıyordu. Bu nedenle, yalnızca Çanakkale Savaşları ile doğrudan ilişkili nitelikli tarihi yapı ve anıtlar ’Tarihi Alan Bağlantı Noktası’ şeklinde tanımlanarak Tarihi Alan hükümlerine bağlı olup bakım, koruma ve denetim altına alınacak. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, "Çanakkale Savaşları bir bütün, savaşlar hem Gelibolu Yarımadası’nda şu anki Tarihi Alan içerisinde cereyan etmiş hem de Anadolu tarafında cereyan etmiş. Hem deniz savaşları hem de kara savaşları" diye konuştu. Tarihi Alan Başkanlığı ile ilgili kanunda bir takım eksikliklerin olduğu ve bunun üzerine görüşmeler başlatıldığını söyleyen Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, "Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı, Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yıl dönümüne giderken 2014 yılında 6546 sayılı kanunla kurulmuş ve o günden beri de görevini ifa etmektedir. Görevliliğimiz zamanı içerisinde bir takım eksiklerin olduğu tespit edilmiş ve bunlar ilgili kurumlarla paylaşılmıştır. Aslında hem kamuoyunun hem de bizim uzun zamandan beri dillendirdiği, özellikle Çanakkale Savaşı alanlarının Anadolu yakasında da olduğu ve Tarih Alan Başkanlığımızın buralara da hizmet götürmesi gerektiği kanaati herkes tarafından malum olmuştur. Biz de Tarihi Alan Başkanlığı olarak çalışmalarımızı yaptık. Kanunla ilgili taleplerimizi ilgili mercilere ilettik ve geçtiğimiz günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kanun tasarısı görüşüldü ve en son Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş oldu" dedi. Kanun yürürlüğe girer girmez çalışmalara başladıklarını aktaran Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, şu ifadeleri kullandı: "Öncelikli olarak şu anda kanun Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girdikten sonra hemen başkanlık olarak çalışmalarımızı başlattık ve ilgili kurumlarla çok yakından hem teorik olarak hem de sahada çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Önce şunu belirtelim, Çanakkale Tarihi Alan’ın özellikle Anadolu yakasında tekrar var olması için savaşın geçtiği noktaları tespit ediyoruz ve yapılacak çalışmalar sonundaki amacımız bir alan olarak değil, daha çok spesifik olarak Çanakkale Savaşı’yla alakalı noktalarda ’Tarihi Alan Bağlantı Noktası’ ilan edip buralarda Tarihi Alan Başkanlığı olarak hizmet vermek. Bugüne kadar niye bakamadık buralara? Çünkü bizim mevcut kanunumuzda Çanakkale Tarihi Alan’ın sınırları koordinatlarla belirliydi. Dolayısıyla biz karşıda koordinatlarımızın belli olduğu yerler dışında, özellikle Çanakkale Anadolu tarafındaki Kumkale, Dardanos Tabyası gibi yerlere hizmet götüremiyorduk. Takdir edersiniz ki buralar şu anda boş bırakılmış ve herhangi bir hizmetin yapılmadığı yerlerdi ve buralara da hizmet götürmek özellikle Tarihi Alan Başkanlığı olarak bizim için çok önemliydi." Tarihi Alan sınırlarının Akbaş Şehitliği bölgesine kadar olduğunu ve orayı da kapsadığını belirten Kaşdemir, "Aslında Çanakkale Savaşları bir bütün, savaşlar hem Gelibolu Yarımadası’nda şu anki tarihi alan içerisinde cereyan etmiş hem de Anadolu tarafında cereyan etmiş. Hem deniz savaşları hem de kara savaşları. Tarihi Alan Başkanlığı olarak Eceabat tarafındaki Akbaş Şehitliği’nden öbür tarafa yani Gelibolu tarafına gitme gibi bir düşüncemiz yok. Bizim sınırlarımız, Akbaş Şehitliği’nde bitmiş olacak çünkü savaş alanları olarak orası koordinatlarla belirlenmişti. Akbaş Şehitliği bizim Tarihi Alan sınırlarımız dışarısında kalmıştı şimdi onu da Anadolu tarafı gibi Çanakkale Tarihi Alan sınırlarına dahil edeceğiz. Çanakkale’nin çok değişik mecralarına, Gelibolu’ya, Tarihi Alanın genişlemesi gibi bir kanaat ortada yok. İlk etaptaki düşüncemiz derhal Çanakkale’nin Anadolu tarafındaki Dardanos Tabyası Bataryası, Kumkale, Çanakkale merkezindeki Çanakkale Şehitliği gibi yerleri öncelikli olarak hedefliyoruz" diye konuştu. Çanakkale Savaşlarına dair objelerin koruma statüsüne gireceğini, deniz altı kültürel varlıklarının korunması için balıkçılığa bir takım kurallar getirileceğini ve Tarihi Alan’ın spesifik alanları kapsayarak vatandaşların özel mülklerine girilmeyeceğini özellikler vurgulayan Başkan İsmail Kaşdemir, şunları söyledi: "Çanakkale Savaşları’yla alakalı objeler, harp malzemeleri birçok kişide var. Özel koleksiyoncularda, hatta birçok köyde, vatandaşta var. Bunları biliyoruz. Bununla alakalı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile çalışma yapıyoruz. Bir yönetmelik çalışacağız. Bu yönetmelikleri ilan ettikten sonra da onlarla alakalı nasıl bir süreç izleyeceğimizi orada belirlemiş olacağız. Koleksiyoner belgesi olanlar bunlarla alakalı şimdi de daha sonra da çalışmaya ve bunlarla alakalı müze yapmaya devam edecek ama bundan sonraki süreçte koleksiyoner belgesi ve yetkili belgesi olmayanlar bu objelere sahip olamayacak. Bundan sonra Çanakkale Harp malzemeleri bir taşınır kültür varlığı yani korunan bir kültür varlığı olacak. Bunları bir yerden bir yere nakletmek, kazı yapmak, çıkarmak, satmak, devretmek hepsi suç haline gelecek. Bundan sonra Çanakkale’deki Tarihi Alan’ın sınırlarındaki kıyılar da bizim tasarrufumuz altında olacak. Örneğin yapılar, yapılacak işlemler için bizden izin alınacak, kurulumuz bunda yetkili olacak. Balıkçılıkla alakalı da bir noktaya kadarki olan yerlerde şimdi tespitini yapacağız. Takdir edersiniz ki suyun altında bazı yerlerde çok önemli kültürel varlıklar var. Buralara çapa atmak, ağ atmak belli kurallara tabi olacak. Bizim amacımız tarihi korumak. Vatandaşımızın özel mülkiyetiyle alakalı hiçbir düşüncemiz yok. Tamamen şu anda bilinen, malum olan yerler olacak." Yeni kanun ile Tarihi Alan Başkanlığı bünyesinde bulunan uzamanların yetkilerini refakat gerekmeden kullanabileceklerini açıklayan İsmail Kaşdemir, "Biz devlet müzesi statüsü kapsamına girmiyorduk. Kanundaki eksiklerden bir tanesi oydu. Örneğin biz Çanakkale Tarihi Alan sınırları içerisinde kazı yapacağımız zaman bizim Çanakkale’deki müze refakat ediyordu. Aslında biz bu konuyla alakalı çok yetkiliydik, uzmanlarımız da var ama kanunda böyle bir eksiklik olduğu için yapamıyorduk. Şu anda kendi yetkililerimiz Tarih Alan’ın her noktasında yetkili olmuş olacak. Kural belirleyebileceğiz. Devlet müzelerinin sahip olduğu bütün yetkilere sahip olmuş olacak" şeklinde konuştu.
Kadınlar büyükşehir belediyesinin atölyelerinde meslek öğreniyor
16 Aralık 2025 Salı - 14:44 Kadınlar büyükşehir belediyesinin atölyelerinde meslek öğreniyor Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Kadın Sanat ve Yaşam Merkezi Atölyeleri’nde 8 farklı kursta 310 kadına eğitim verildiği bildirildi. Atölyelerde, katılımcılara yalnızca yeni hobiler ve mesleklerin kazandırmakla kalmadığı aynı zamanda sosyalleşme, yeni arkadaşlıklar kurma ve günlük yaşamın stresinden uzaklaşma imkânı da sunulduğu ifade edildi. Kadın Sanat ve Yaşam Merkezi Atölyeleri’nde eğitimler tüm hızıyla sürerken, yüzlerce kadın hem üretmenin hem de birlikte güçlenmenin mutluluğunu yaşıyor. Üngüt Cemile Akkoyun Millet Konağı, Gülsüm Hanım Gümüşer Sosyal Tesisi ve Karaziyaret Sosyal Tesisi olmak üzere 3 ayrı merkezde faaliyet gösteren Kadın Sanat ve Yaşam Merkezi Atölyelerinde tezhip sanatı, çini, yapay çiçek yapımı, geleneksel Türk el nakışları, giyim, sim sırma, ahşap boyama ve kâğıt rölyef atölyelerine toplam 310 kadın katılım sağlıyor. Alanında uzman usta öğreticiler tarafından verilen eğitimlerle kadınlar, geleneksel ve modern el sanatlarını öğrenirken el becerilerini geliştiriyor. Atölyeler, katılımcılara yalnızca yeni hobiler ve meslekler kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda sosyalleşme, yeni arkadaşlıklar kurma ve günlük yaşamın stresinden uzaklaşma imkânı da sunuyor. Kadınlar, atölyelerde edindikleri bilgi ve becerilerle özgün ürünler ortaya koyuyor. Üretilen bu ürünlerin satışa sunulmasıyla birlikte kursiyerler ekonomik gelir elde etme fırsatı da yakalıyor. Böylece eğitim süreci, kadınların aile bütçelerine katkı sağlamalarına ve ekonomik hayatta daha aktif rol almalarına zemin hazırlıyor. "İhtiyacım olan ürünleri kendim üretebileceğim" Yapay çiçek kursuna katılan Beyza Kılıç, "Bu kurs sabır, özen ve emek gerektiriyor. Bu süreçte stres yönetimimi çok daha iyi yapmayı öğrendim ve çok güzel arkadaşlıklar edindim" derken organizasyon işiyle ilgilenen Fatma Kavak ise, "Ürünlerimi artık kendim yapmak istedim. Bu kurs sayesinde ihtiyacım olan ürünleri kendim üretebileceğim" ifadelerini kullandı. Sim sırma ve el sanatları atölyelerine katılan Özlem Şan, "Evde zamanımızı boşa geçirmek yerine buraya geliyoruz. Kendimize yeni kazanç kapıları açıyoruz. Öğrendiğimiz işleri satarak gelir elde edebilme şansımız oluyor" diye konuştu. Kursiyerlerden Nuran Ekiz’de "Burada öğrendiklerimizi çocuklarımıza ve çevremize aktarıyoruz. İlerleyen zamanlarda kendi atölyemi kurup aileme ekonomik katkı sağlamayı hedefliyorum" şeklinde konuştu. Çini ve resim sanatıyla ilgilenen Aynur Tuncer, atölyelerin sosyal yönüne vurgu yaptı. Kâğıt rölyef kursuna katılan Aysel Köse de, "Bu kursun açıldığını duyduğumda çok mutlu oldum. Ürettiğimiz işlerden büyük keyif alıyoruz" derken, Şeyma Topuz ise evdeki eski ürünlerini değerlendirme imkânı bulduğunu anlattı.
Bakan Ersoy: "Dil bir milletin sadece iletişim aracı değil hafızası, vicdanı ve yüreğidir"
16 Aralık 2025 Salı - 13:44 Bakan Ersoy: "Dil bir milletin sadece iletişim aracı değil hafızası, vicdanı ve yüreğidir" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Dil, bir milletin sadece iletişim aracı değil; hafızası, vicdanı ve yüreğidir. Sevinçlerimizi, kederlerimizi, umutlarımızı ve geçmişten geleceğe taşıdığımız tüm mirası dilimizle var ederiz" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkçenin korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sunan isimlerin onurlandırıldığı ‘2025 Türk Diline Hizmet Ödülleri Töreni’ne katıldı. Ankara Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunda düzenlenen törende Bakan Ersoy, Türk dili alanında akademik, edebi ve kültürel çalışmalarıyla öne çıkan kişi ve kurumlara ödülleri takdim etti. Türk dilinin zenginliğinin yaşatılması ve toplumda dil bilincinin güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen tören, her yıl farklı alanlarda emek veren isimleri bir araya getiriyor. Törende yapılacak konuşmalarda, Türkçenin tarihsel serüveni, günümüzde karşı karşıya olduğu sorunlar ve dijital çağda dilin korunmasına yönelik atılan adımlar ele alındı. Bakan Ersoy’un da törende Türk diline verilen önemin altını çizerek, Bakanlık olarak yürütülen dil, kültür ve edebiyat çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ödül töreninde konuşan Bakan Ersoy, Türkçeye hizmet eden çalışmaları teşvik etmesi ve farkındalık oluşturmasını hedeflediklerini belirtti. "Türkçeye hizmet etmek, bu topraklara ve ortak kültürel birikimimize hizmet etmektir" Türkçenin ve diğer dillerin sadece bir iletişim aracı olmadığını, dillerin paha biçilemez bir değer olduğunu belirten Bakan Ersoy, "Dil, bir milletin sadece iletişim aracı değil; hafızası, vicdanı ve yüreğidir. Sevinçlerimizi, kederlerimizi, umutlarımızı ve geçmişten geleceğe taşıdığımız tüm mirası dilimizle var ederiz. Bu sebeple Türkçeye hizmet etmek; yalnızca bir kelimeyi, bir cümleyi güzelleştirmek değil; aynı zamanda bu millete, bu topraklara ve ortak kültürel birikimimize hizmet etmektir. Bugün burada; sınıflarda sabırla, sevgiyle harfleri kelimeye, kelimeleri cümleye dönüştüren öğretmenlerimizi, ömürlerini dilimizin inceliklerini anlamaya ve anlatmaya adamış kıymetli bilim insanlarını saygıyla anmak için bir aradayız. Biliyoruz ki, Türkçeye hizmet çoğu zaman görünmeyen, fakat değeri ölçülemeyen bir emektir. Bir kelimenin en doğru karşılığını bulmak için saatlerce düşünmek, bir metni defalarca gözden geçirmek, öğrencinin gözünde o ‘anlama ışığını’ görebilmek için yılmadan anlatmak; bunların hiçbiri kolay değildir. Belki çoğu zaman alkışsızdır, sahnesizdir ama bilinmelidir ki; Türkçeye harcanan her emek, milletimizin yarınlarına bırakılan en kıymetli miraslardan biridir. Dilimiz; Kaşgarlı Mahmut’tan Ali Şir Nevai’ye, Yunus Emre’den pek çok bilge ve şaire kadar sayısız ismin nefesiyle yoğrularak bugüne gelmiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu ise Türkçenin sadeleşmesi, geliştirilmesi ve bilimsel temelde incelenmesi amacıyla tarihi bir rol üstlenmiştir. Bugün de aynı sorumluluk; öğretmenlerimizin, yazarlarımızın, akademisyenlerimizin, araştırmacılarımızın ve dili özenle kullanan her bir vatandaşımızın omuzlarındadır. Çünkü Türkçeye gösterdiğimiz özen, aslında kimliğimize, kültürümüze ve geleceğimize gösterdiğimiz özendir. Bu yüzdendir ki Türkçeye özen gösteren her öğretmen bir nesli, her yazar bir düşünceyi, her dil bilimci bir kavramı, her öğrenci bir umudu büyütmektedir. Bu anlayışla Türk Dil Kurumu, dilimizin gelişmesine, doğru kullanımının yaygınlaşmasına ve bilimsel ve kültürel alanda saygınlığının artırılmasına katkıda bulunan kişi ve kurumları ‘Türk Diline Hizmet Ödülleri’ ile onurlandırmaktadır" diye konuştu. "Dil, bir milletin hem hafızası hem de kalbidir" Türkçenin korunması ve geliştirilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak çalışmaları kararlılıkla sürdüreceklerini ifade eden Bakan Ersoy, "Dil, bir milletin hem hafızası hem de kalbidir. Bizler düşüncelerimizi, duygularımızı, kültürümüzü ve tarih bilincimizi dilimizle geleceğe taşırız. Bu nedenle Türkçenin korunması, geliştirilmesi ve incelikle kullanılması yönünde emek veren herkes, bu milletin kültür köprüsünü inşa eden mimarlarıdır. Türkçenin korunması, geliştirilmesi ve doğru kullanılması için emek veren herkesi içtenlikle takdir ediyorum. Türk Dil Kurumumuz da dilimizin bilimden sanata, teknolojiden iletişime uzanan geniş yelpazede güçlenmesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Bugün, Türk diline hizmet eden herkese gönülden teşekkür ediyoruz. Yalnızca yaptığınız çalışmalar için değil; taşıdığınız sorumluluk, gösterdiğiniz hassasiyet ve Türkçeye duyduğunuz sevgi için minnettarız" şeklinde konuştu. Düzenlenen etkinliğe Bakan Ersoy’un yanı sıra Türk coğrafyasından birçok öğrenci ve akademisyen katılım sağladı. Program, hatıra fotoğrafı çekimi ve ödül takdimi ile son buldu.
İstanbul’da Kazak edebiyatı rüzgarı esti
16 Aralık 2025 Salı - 13:13 İstanbul’da Kazak edebiyatı rüzgarı esti UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dili Ailesi Günü ilan etmesi ve Kazakistan’ın 34. Bağımsızlık Yıl Dönümü dolayısıyla İstanbul’da bir dizi etkinlik gerçekleştirildi. Rami Kütüphanesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen programda Kazak edebiyatı panel, söyleşi, kazak halk müzikleri konseri ve film gösterimiyle katılımcılara tanıtıldı. Burada bir konuşma yapan Kam-Us Yayınları yayın yönetmeni Aydemir Gültekin, "Kazak edebiyatı, sadece Kazak halkının değil, bütün Türk dünyasının kültürel hazinesi niteliğindedir. Bu edebiyat, Muhtar’dan Abay’dan, ondan öncesinde Ahmet Yesevi’den ondan da öncesinde Tonyukuk’tan kalan, yüzyıllardır sözlü gelenekten yazılı kültüre uzanan derin bir birikimi barındırır. O yüzden bu edebiyat ve sanatın Türkiye’de daha çok bilinmesine, daha yaygın olmasına çalışıyoruz. Böyle geniş çaplı bir etkinlik ilk kez düzenleniyor. Bu ve bu tür programlarla Türk gençliğinin Kazak edebiyatını daha yakından tanımasını istedik. Bunların bilinmesi ve tartışılması iki ülke arasında kültürel bağları daha da güçlendirecektir" dedi. Programa ev sahipliği yapan Rami Kütüphanesi müdürü Ali Çelik ise Rami Kütüphanesi’nin yalnızca bir okuma mekanı değil; Türk dünyasının ortak dili, hafızası ve kültürel mirasının buluşma noktası olduğunu vurguladı. Çelik, Kazak edebiyatının Türk dünyası edebiyatları içerisindeki güçlü yerine dikkat çekerek, bu tür etkinliklerin ortak kültürel bağları pekiştirdiğini ifade etti. Programda Dulat İsabekov’un eserinden uyarlanan "Baluan Şolak" isimli film gösterimi yapıldı ve katılımcılara "Dirlik" kitabı hediye edildi.