Son Dakika
|
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
Aracın hurdaya döndüğü kazayı burnu bile kanamadan atlattı
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
SAĞLIK
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 14:27:49
Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini, aksi takdirde büyük sorunlarla karşılaşılabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Kliniğinden Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu Yeliz Zahiroğlu, "Ankilozan spondilit, özellikle omurga ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen kronik iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Halk arasında çoğu zaman ‘bel fıtığı’, ‘mekanik bel ağrısı’ ya da ‘kas tutulması’ ile karıştırılabilir. Oysa bu hastalıkta ağrının temelinde iltihap vardır. Erken tanı konulmazsa omurgada hareket kısıtlılığına, duruş bozukluğuna ve yaşam kalitesinde belirgin azalmaya yol açabilir" dedi. "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez" Belirtilerin büyük önem taşıdığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zahiroğlu, "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez. Ancak bazı özellikler bizim için uyarıcıdır. Özellikle 40 yaşından önce başlayan, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu ile birlikte olan, hareket ettikçe açılan ama istirahatle geçmeyen bel ağrısı önemlidir. Gece özellikle sabaha karşı uyandıran bel veya kalça ağrısı da iltihaplı bel ağrısını düşündürür. ASAS kriterlerinde de egzersizle düzelme, gece ağrısı, sinsi başlangıç, 40 yaş altı başlangıç ve istirahatle düzelmeme önemli özellikler olarak tanımlanmıştır. En sık bel ve kalça ağrısı, sabah tutukluğu, hareket kısıtlılığı ve yorgunluk görülür. Bazı hastalarda topuk ağrısı, diz veya ayak bileği şişliği, göğüs kafesinde ağrı olabilir. Ankilozan spondilit sadece omurgayı tutmaz, gözde üveit, bağırsak iltihabı ve sedef hastalığı gibi durumlarla da birlikte olabilir. Bu nedenle ‘sadece bel ağrısı’ olarak görülmemelidir" diye konuştu. "3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan bel ağrılarına dikkat" Özellikle 3 aydan fazla süren bel ağrılarına dikkat çeken Zahiroğlu, ayrıca şunları söyledi: "Tanıda en önemli adım, hastanın öyküsünü dikkatle dinlemek ve iltihaplı bel ağrısını fark etmektir. Muayene, kan testleri, CRP-sedimantasyon gibi iltihap göstergeleri, HLA-B27 testi ve görüntüleme yöntemleri kullanılır. Özellikle erken dönemde röntgen normal olabilir, bu durumda sakroiliak eklem MR’ı tanıda çok değerlidir. Günümüzde oldukça etkili tedavi seçeneklerimiz var. Tedavide düzenli egzersiz, duruş eğitimi, sigaranın bırakılması ve gerektiğinde ilaç tedavileri birlikte planlanır. Ağrı kesici-antiinflamatuvar ilaçlar, uygun hastalarda biyolojik tedaviler ve hedefe yönelik tedaviler kullanılabilir. NHS gibi hasta bilgilendirme kaynaklarında da egzersiz, fizyoterapi, antiinflamatuvar ilaçlar ve gerekli hastalarda biyolojik tedaviler temel yaklaşımlar arasında sayılır. Erken tanı ile hem ağrıyı kontrol etmek hem hareket kabiliyetini korumak hem de omurgada kalıcı hasarı azaltmak mümkündür. Genç yaşta başlayan bel ağrısının ‘nasıl olsa geçer’ diye ihmal edilmemesi gerekir. 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulmalıdır."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:49
Uzmanından yaz öncesi güneş lekelerine karşı uyarı: "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz"
Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, yaz mevsimi öncesi güneş lekelerine karşı dikkatli olunması için uyarılarda bulunurken, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır" dedi. Özellikle yaz mevsiminde cildin uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmasıyla birlikte ortaya çıkan güneş lekeleri, estetik açıdan en sık şikayet edilen cilt problemlerinden biri haline geliyor. Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğunu dile getirirken; güneş lekelerini geçirme yöntemleriyle ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin çok önemli olduğunun altını çizen Uz. Dr. Tak, özellikle yaz öncesi cildi güneş lekelerinden korumak için dikkat edilmesi gerekenleri aktardı. Güneş lekesinde tedaviye göre değişmekle birlikte genellikle birkaç hafta ile birkaç ay arasında sonuç alındığını ifade eden Uz. Dr. Hasan Tak; doğru korunma sağlandığı takdirde özellikle lazer tedavisinin uzun süre kalıcı olabileceğini dile getirdi. Tak, güneş lekeleri tedavisi için en uygun dönemin ise kış mevsimi olduğunu belirtti. Hormonal değişiklikler ve yanlış ürün kullanımları güneş lekelerine yol açabiliyor Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün rol oynadığını belirten Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Tak, şu ifadelere yer verdi: "Güneş lekeleri cildin güneş ışınlarına uzun süre maruz kalması sonucu oluşan, genellikle kahverengi veya koyu tonlarda görülen pigmentasyon artışıdır. En sık yüz, alın, yanaklar, burun üstü, omuz ve ellerde ortaya çıkar. Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktör rol oynar. Bunlardan en önemlisi UV ışınlarına maruz kalmak, hormonal değişiklikler ve özellikle gebelikte melazma, doğum kontrol hapları, genetik yatkınlık, yanlış kozmetik ürün kullanımı, ciltte tahriş ve yanlış uygulamaları örnek verebiliriz. Güneş lekesi türlerine ilişkin olarak melazma (gebelik maskesi) daha çok kadınlarda görülür; simetrik ve yaygın lekeler şeklindedir ve hormonal etkilerle ortaya çıkar. Solar Lentigo (yaşlılık lekesi) da güneşe maruz kalan bölgelerde oluşur ve yaş ilerledikçe artar. Postinflamatuar Hiperpigmentasyon ise sivilce, yara veya tahriş sonrası oluşur." "Güneş lekelerinde en etkili tedavi yöntemlerinden biri lazer tedavisi" Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin önemini vurgulayan Uz. Dr. Tak, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır. Çünkü amaç yalnızca lekeyi azaltmak değil; tekrar oluşumunu da engellemektir. Güneş lekelerinin tedavisi için medikal kremler, leke açıcı kremler, retinoik asit içeren ürünler, C vitamini ve antioksidanlar hafif lekelerde etkili olabilir. Yanı sıra kimyasal peeling dediğimiz işlemle birlikte ise cildin üst tabakası yenilenir ve leke görünümü azalır, bu da seanslar halinde uygulanabilir. En etkili tedavi yöntemlerinden biri olan lazer tedavisi ise direkt leke pigmentini hedef alır ve daha hızlı sonuç alınabilir. Son olarak mezoterapi ve PRP dediğimiz uygulamalar da cilt yenilenmesini destekler ve ton eşitsizliğini azaltmaya yardımcı olur" dedi. Yüzeysel güneş lekelerinin büyük oranda geçebilir olduğunu söyleyen Uz. Dr. Tak, derin lekelerin (melazma) ise kontrol altına alınabileceğini; tamamen silinmese de doğru tedavi ile belirgin şekilde azaltılabileceğini aktardı. "Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir" Özellikle açık tenli bireylerin, hamilelerin, güneşte uzun süre kalanların ve hormonal ilaç kullananların risk altında olduğunu dile getiren Uz. Dr. Tak, güneş lekelerinden korunmak için en önemli yöntemin düzenli güneş kremi uygulaması olduğunu ifade etti. Tak, "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz; güneş koruyucuları düzenli kullanmak şart. Bu yüzden en az SPF 50 güneş koruyucu kullanılmalı, Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir. Bununla birlikte direkt güneşten kaçınmak, şapka ve gözlük kullanmak ve cilt bakımını doğru yapmak da güneş lekelerinden korunma noktasında büyük öneme sahip" uyarısında bulundu. Son olarak evde uygulanan yöntemlerin güneş lekesi tedavisinde sınırlı bir etki sağladığını ve ciltte tahrişe neden olabileceğini belirten Tak, "Limon ve karbonat gibi yöntemler cildi tahriş edebilir ve bilinçsiz uygulamalar lekeleri artırabilir. Bu nedenle mutlaka dermatolog kontrolü öneriyoruz" dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
Güven Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR (manyetik rezonans görüntüleme) sisteminin dünyada ilk kez ameliyatlarda kendi merkezlerinde kullanıldığını belirterek, bu yöntem sayesinde ameliyat güvenliğinin önemli ölçüde arttığını söyledi. Güven Hastanesi, yapay zeka destekli görüntüleme altyapısı ve ultra düşük manyetik alan teknolojisini bir araya getiren mobil MR sistemini dünyada ilk kez klinik uygulamada kullanıma sundu. Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR sisteminin ameliyat süreçlerine ve hasta sağlığına sağladığı avantajlar ve cihaz hakkında açıklamalarda bulundu. Yoğun bakımda bulunan çocuk hastaların ve durumu kritik olan bazı hastaların standart MR cihazlarına taşınmasının her zaman mümkün olmadığını belirten Emmez, "Bu cihazın asıl geliştirilme sebebi ise MR’a taşıyamadığımız hastanın yanına MR’ı götürmek. İkinci problem de standart MR’larda yüksek manyetik alan varken, bu cihazlarda çok düşük manyetik alan kullanılıyor. Bu sayede mobilize etme şansımız oluyor. Birçok hastada implantlar yüzünden MR çekemiyoruz. Düşük manyetik alan sayesinde bu implantlı hastalar gibi MR’a uyumlu olmayan hastaların hepsini MR’a alma şansımız var. Yüksek manyetik alan bize çok iyi görüntü sağlıyor. Düşük manyetik alanın bu handikabını yapay zeka özelliği sayesinde görüntü kalitesini artırıyoruz. Bir standart MR kalitesinde görüntü kalitesi elde etmem mümkün değil, ancak son derece güvenli ve yeterli bilgi verecek düzeyde MR görüntüsü elde etmek mümkün oluyor" ifadelerini kullandı. "Dünyada ilk defa 30’a yakın hastanın beyin ameliyatlarında mobil MR’ı kullanmaya başladık" İlk kez klinik uygulamalarda kullandıkları mobil MR sistemi ile 30’a yakın hastanın beyin ameliyatını gerçekleştirdiklerini dile getiren Emmez, "Sonuçlar son derece iyi. İlk olarak bu cihaz ameliyatın güvenliğini artırıyor. İkinci olarak ise hastanın güvenliğini ve ameliyatın kalitesini artırıyor. Bazı beyin ameliyatlarında bazı tümörlerin kritik bölgeye yakınlığını mikroskop görüntüleriyle saptamakta zorluklar yaşıyorsunuz. Dünyada birçok firma da bu handikapı ortadan kaldıracak teknolojiler üzerinde çalışıyor. Biz hasta henüz ameliyatı sonlandırmadan MR’ı hastanın başına getiriyoruz ve MR’a alıyoruz. Ameliyat sırasında görüntülerimizi alıyoruz ve gözle göremediğimiz herhangi bir alanda sorun olup olmadığını saptayıp, ona göre ameliyatı sonlandırıyoruz ya da devam ediyoruz. Şu anda biz bu cihazı ameliyat amacıyla dünyada kullanan ilk merkeziz diyebilirim" dedi. "Sonuçları üretici firma ile paylaştık, onlar için de şaşırtıcı oldu" Emmez, Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen mobil MR sisteminin ameliyatlarda kullanılmasının üretici firmanın da dikkatini çektiğini söyleyerek, "Biz sonuçları onlarla da paylaştık. Onlar için de şaşırtıcı oldu. Şimdi ortak çalışmalarla bu yöntemi daha ileriye nasıl götürebiliriz diye planlamaları yapıyoruz. Yapay zeka burada çok kıymetli. Yapay zekanın da en önemli özelliği veri. Siz veri girdikçe elinizdeki sonuçları daha başarılı hale getiriyorsunuz. Dolayısıyla bu sistemin bu günden daha iyiye gideceği çok aşikar "ifadelerini kullandı. Kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağlıyor Mobil MR cihazının kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağladığını dile getiren Emmez, "Kapalı, büyük bir tünel gibi bir şeye girmiyorsunuz. Bunu sadece kafanızın içine girdiği küçük bir kutu gibi düşünün. Tekrar söylüyorum; bu bir ayırıcı tanı da değil ama beynin içinde bir sorun olup olmadığını bize tomografiden daha iyi ama standart MR’dan biraz daha alt kalitede gösteren bir sistem. Bu anlamda da birçok hastaya fayda sağlayacağını düşünüyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:04
Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması
Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması kapsamında gebe kadınlar ebeler tarafından ziyaret edilerek bilgiler verdi. Sağlık Bakanlığı’nın anne ve bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ülke genelinde başlatmış olduğu "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gebelere yönelik ev ziyaretleri uygulaması başlatıldı. Toplum Sağlığı Merkezlerinde görevli koordinatör ebeler tarafından gerçekleştirilen ev ziyaretler sırasında özellikle ilk gebeliğini yaşayan ve gebeliğinin son üç ayında olan gebelere doğum öncesi, sırası ve sonrasındaki tüm süreçlerde gebelere birebir rehberlik edilerek destek sağlanıyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklama, "Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun talimatları doğrultusunda İlimiz genelinde başlatılan uygulama kapsamında riskli ve çoğul gebelikler yakından izlenirken, anne adaylarının genel sağlık durumları değerlendirilmekte ve gebelik sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için gerekli danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bununla birlikte gebe vatandaşlarımızın gebelik süreçlerini daha bilinçli takip etmeleri için ’Annelik Yolculuğu’ mobil uygulaması hakkında bilgilendirmede bulunuyoruz. Bu sayede gebelikten doğuma ve doğum sonrası sürece kadar güvenilir sağlık bilgilerine kolay erişim sağlanması amaçlanmaktadır. Ziyaretlerimiz sırasında uzman ebelerimiz tarafından ilimizdeki gebe okullarına yönlendirilen anne adaylarına; gebelikte beslenme, düzenli fiziksel aktivite, güvenli ilaç kullanımı, ağrıyla baş etme yöntemleri, masaj, pilates, nefes egzersizi ve doğuma hazırlık süreci yanında doğum çantasının hazırlanması, doğum sonrası anne ve bebek bakımı, emzirme ve bebeğin altını değiştirmeye kadar uygulamalı pratikler gösterilmektedir. Doğal Olan Normal Doğum Eylem Planı çerçevesinde yürütülen ’Her Gebeye Bir Ebe’ projesindeki amacımız; anne adaylarının sürece dair kaygılarını azaltmak ve bilinçli bir gebelik dönemi geçirmelerini sağlamakla birlikte anne adayına ihtiyaç duyduğu her an sağlık personeli ile iletişim kurabileceği hatırlatılmaktadır" denildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
4
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:18
Ramazan ayında gıda denetimleri aralıksız sürüyor
Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, kamu sağlığının korunması ve gıda güvenliğinin temini amacıyla Ramazan ayında denetim faaliyetlerine aralıksız şekilde devam ediyor. Ramazan ayı öncesinde, il ve ilçe müdürlüklerinde görevli teknik personel tarafından tüketicilerin güvenilir ve sağlıklı gıdaya kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla kapsamlı denetimler gerçekleştirilmişti. Bu çerçevede; başta un ve unlu mamuller, ekmek, pasta ve tatlı çeşitleri, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri ile yumurta olmak üzere piyasaya arz edilen tüm gıda ürünleri kontrol edilmişti. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayında gıda arz ve talebinde yaşanan artışı dikkate alarak denetimlerini yoğunlaştırdı. Sofralara ulaşan tüm gıda ürünlerinin güvenilir, sağlıklı ve mevzuata uygun olması için denetimlerin hassasiyetle sürdürüleceği vurgulandı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkililerince yapılan açıklamada, "Tüketicilerin karşılaştıkları her türlü olumsuzluğu Alo Gıda 174 hattı üzerinden bildirmelerinin büyük önem taşımaktadır. Vatandaşlarımızın duyarlılığı, denetim mekanizmasının etkinliğini güçlendirecek ve güvenilir gıda zincirinin korunmasına katkı sağlayacaktır" denildi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:16
86 milyonluk Türkiye’de 1.5 milyar kişi muayene oldu
Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, MR sayısının 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını açıklayan Uzm. Dr. Adil Kurban, ortalama bir vatandaşın yılda 20’nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu söyledi. Fazla ilaç kullanımının bağımlılık riskini artırdığını ve yan etkiler nedeniyle yeni sağlık sorunlarına yol açabildiğini vurgulayan Kurban, sürekli baş ağrısı ilacı kullanımının ağrıyı azaltmak yerine arttırdığını belirterek toplumda bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, yıllık MR sayısının yaklaşık 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını belirterek, bu tablonun sağlık sisteminde yapısal sorunlara işaret ettiğini söyledi. Ortalama bir vatandaşın yılda 20’nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu, bazı kişilerin ise neredeyse haftada bir hastaneye gittiğini ifade eden Kurban, performansa dayalı ödeme modeli, bağımlılık ilaç kullanımı ve stratejik planlama eksikliklerinin sistemi tetkik ve reçete odaklı hale getirdiğini savundu. Artan başvuruların gerçek ihtiyaç sahiplerinin önüne geçtiğini vurgulayan Kurban, gereksiz muayene, tetkik ve ilaç kullanımının hem bütçeye yük oluşturduğunu hem de hekimlik pratiğini zayıflattığını dile getirdi. "Türkiye’de yıllık muayene sayısı 1,5 milyar" Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyar civarına çıktığını belirten Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bazı insanımızın yılda belki de 30-40 kez hastaneye gitmesi söz konusu. Dünyada hiçbir yerde bu kadar yüksek sayıda muayene yok. Böyle bir şey savaş ortamlarında bile olmaz. Gerçekten ihtiyacı olanla olmayan hastaların arasındaki ayrım zorlaşıyor. Bu kadar hasta gelince hangisi daha acil, hangisi daha az acil ayırmak güçleşiyor. Gelen hasta sayısı arttıkça hata sayısı da artar. Hastalar hastaneye gitmeye teşvik ediliyor. Bunlardan bir tanesi ek ödeme sistemi. Ek ödeme sistemi ne kadar fazla olursa, maaşlar ne kadar performansa bağlanırsa bu durum buna sebebiyet verir" ifadelerine yer verdi. "İlaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" Toplumda ilaç kullanımının yaygınlaştığını ve bağımlı hale getirildiğini belirten Kurban, "Sadece kırmızı reçeteli ilaçlar değil; ağrı kesiciler, mide ilaçları ve antidepresanlar çok sık kullanılıyor. Eskiden grip olurduk, dinlenirdik. Şimdi sürekli ilaç kullanır hale geldik. Doğal yöntemlerin göz ardı ediliyor. Bu kadar ilaç bağımlısı kitleyi bir süre sonra ‘nane limon iç’, ‘ıhlamur iç’ diye ikna edemezsiniz. Oysa günlük yaşamda tükettiğimiz çay ve bazı baharatlar bile sağlığa katkı sağlayabilir. Aslında ilaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" dedi. "Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş" Sağlık harcamalarındaki artışa da dikkat çeken Kurban, "Muayene israfı, ilaç israfı var. Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş. Bu inanılmaz bir sayı. Toplumun neredeyse yarısına bir yılda MR ya da tomografi çekilmiş demektir. Sorunun temelinde sistemsel çıkar ilişkileri var. Bu kadar muayenenin arkasında rantlanan bir sistem var. Hasta muayenesinden kim çıkar sağlıyorsa bilin ki buna sebebiyet veren temel mesele budur" diye konuştu. "Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi" Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) düzenlemesine de değinen Kurban, kanunun çıktığını ancak yönetmeliklerin henüz hazırlanmadığını söyledi. Kurban, "Güzel bir GETAT kanunu çıktı ama yönetmelik hala yok. Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra aile hekimleri sadece ilaç değil, günlük yaşamda temin edilebilecek yöntemleri de önerebilecek" ifadelerini kullandı. Yönetmeliklerin gecikmesini eleştiren Kurban, "Kanun çıktı ama uygulama yok. Yönetmelik olmadan bu işler yürümüyor" dedi. "Hekimlik yasa tasarısı muayene sayısını azaltacak" HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, hazırladıkları hekimlik yasa tasarısında muayene sayılarının azaltılmasına yönelik düzenlemelerin yer aldığını belirterek, "Bu kadar muayene, hekimlik yasa tasarımızda durdurulacak. Hasta muayene sayısı azaltılacak. Türkiye’de ortalama bir insan yılda 20 ve üzeri sağlık kuruluşuna gidiyor, bazı vatandaşların neredeyse haftada bir gittiği anlaşılıyor" diye konuştu. Acil servislerde uygulanan bazı ücretlendirmelere de değinen Kurban, "Acil servislere girişlerde bazı küçük ücretlendirmeler var. Yeşil triyaj, sarı triyaj uygulamaları var. Keza hasta ilaç alırken katılım payı ödüyor. Bunlarla ilgili bazı önlemler alınıyor ama bu yeterli değil" ifadelerini kullandı. "Sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır" İlaç kullanımına ilişkin uyarılarda bulunan Kurban, "’Suyun bile fazlası zarardır’ deriz. İlaçların prospektüslerini okuduğunuzda birçok yan etkiyi görürsünüz. Herkeste görülmez ama 10 binde bir, 20 binde bir oranında dahi olsa yan etkiler vardır. Boşu boşuna vücudunuzu, böbreklerinizi ilaçla yüklüyorsunuz, karaciğerinizi zorluyorsunuz. İlaç gereksiz kullanılmaz. Halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Gerçekten gereksiz kullanıyorsak bu bize sadece zarar verir. Mesela sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır. Bilimsel olarak ifada edilmiştir; devamlı kullanırsanız ağrı bitmez, tekrarlar" şeklinde konuştu. "Türkiye dünyada rekor seviyede" Sağlık sisteminde israfın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Kurban, "Sağlık sistemimizi beraber ideal hale getirebiliriz. Elimizde imkan var. Gereksiz tetkiklere, gereksiz muayenelere ve gereksiz harcamalara son verilirse sağlık sistemimiz daha az bütçeyle çok daha büyük hizmetler yapabilir. Her şeyi eksiksiz yapabiliriz. Biz bu kadar hasta bir millet değiliz. Yılda 30-50 kez hastaneye girecek kadar hasta değiliz. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa bunun için sağlık komisyonu kurulmalı, araştırma yapılmalı. Bu konuda Türkiye dünyada rekor seviyede" ifadelerine yer verdi. "Bir doktor bu kadar hastayı nasıl muayene etsin?" HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, artan hasta sayısının hekimlik pratiğini zayıflattığını savunarak, "Bir doktor bu kadar sürede bu kadar hastayı nasıl muayene etsin? Bu mümkün değil. Bu şekilde gerçek anlamda muayene yapılamaz. Doktor inspeksiyon (gözlem), palpasyon (elle hissederek), perküsyon (parmaklarla vurarak) yapamazsa, fizik muayene özelliklerini yerine getiremezse sistem farklı bir noktaya evrilir. O zaman ‘Bunu herkes yapabilir’ denir. Baş ağrısı şikayetiyle gelen hastayı doktor da MR’a gönderiyorsa, Chatgpt de MR’a gönderebilir denir. İkisi de tetkike yönlendirmiş olur" diye konuştu. "Hekim tecrübesiyle hastalığı hisseder" Hekimliğin yalnızca tetkik istemekten ibaret olmadığını vurgulayan Kurban, "Hekimlik bu kadar basit değil. Savaşta Chatgpt’yi bulamazsın. Hekim bakar, görür, temas eder, empati yapar. Hastanın duygularını anlar, onunla birlikte hisseder. Fizik muayene üstünlüğü vardır. Zamanla hastalığın adeta kokusunu alırsınız. Kişi odaya girerken, duruşundan, halinden bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz. Bazen daha tetkik yapılmadan ciddi bir hastalığı tahmin edersiniz. Bu tecrübe ve eğitimle olur. Hekim sadece bilgiye dayanmaz; gözlemiyle, temasıyla, sezgisiyle ve tecrübesiyle karar verir" diye konuştu.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 09:43
Çocuklarda nadir görülen diyafram fıtığı Samsun’da ilk kez tedavi edildi
Samsun’da, tıpta nadir görülen (50 binde bir) diyafram fıtığı (morgagni hernisi) teşhisi konulan 6 yaşındaki hasta, Samsun Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde ilk kez kapalı yöntemle gerçekleştirilen ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. 7 yaşındaki Kadir Acar, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonu ve solunum sıkıntısı şikayetiyle Vezirköprü Devlet Hastanesi’ne başvurdu. Çekilen akciğer grafisinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği’nden Uzm. Dr. Büşra Yılmaz, diyaframda olağan dışı bir görünüm fark ederek hastayı ileri tetkik için Samsun Şehir Hastanesi’ne sevk etti. Burada yapılan incelemelerde doğuştan diyafram fıtığı tanısı netleştirildi. Çocuk Cerrahisi Kliniği hekimlerinden Uzm. Dr. Ahmet Saraç ile Dr. Öğr. Üyesi Serap Samut Bülbül tarafından hastanede ilk kez kapalı yöntemle ameliyat edilen Kadir Acar, sağlığına kavuşturularak taburcu edildi. "Hastanemizde ilk kez bu ameliyatı gerçekleştirdik" Doğuştan diyafram fıtığını kapalı yöntemle ilk kez tedavi ettiklerini dile getiren Uzm. Dr. Ahmet Saraç, "Hastamızın göğüs boşluğuyla karın boşluğunu ayıran diyafram zarında doğuştan bir delik vardı. Bu deliğin içinden karın içi organları, bağırsaklar göğüs boşluğuna doğru gittiği için hastamızda zaman zaman solunum sıkıntısı ve akciğerlerde enfeksiyonlar olmaktaydı. Biz bunu tespit ettiğimiz anda, Samsun Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde Dr. Serap Samut Bülbül ile birlikte bu operasyonu ilk kez laparoskopik yani kapalı yöntemle gerçekleştirdik. Hastamız 4 gün serviste yattıktan sonra şifa ile taburcu edilmiştir" dedi. "Kapalı ameliyat yapmamız sayesinde hastamız hem kısa sürede taburcu oldu" Tedavinin kapalı yöntemle yapılmasının hastanın iyileşme sürecine olumlu etkisi olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Serap Samut Bülbül, "Bu operasyon doğuştan bir anomali şeklinde gelişen bir hastalıktır ve genelde akciğer enfeksiyonları ya da herhangi bir bağırsakla ilgili şikayet olduğunda tesadüfen direkt grafilerde rastlanan bir durumdur. Bu hastamız, Vezirköprü Devlet Hastanesi’nden bir çocuk doktoru arkadaşımız aracılığıyla bize gönderildi. Kendisinin dikkatli gözlemi sonucu bir teşhis konuldu. Bize gönderildiğinde de bu ameliyat ilk defa hastanemizde kapalı olarak gerçekleştirildi. Eskiden bu ameliyatlar açık yöntemlerle yapılıyordu. Kapalı ameliyat yapmamız sayesinde hastamız hem kısa sürede taburcu oldu. Daha az ağrı duydu ve çok daha küçük bir yara yeri ile iyileşerek şifa ile kısa sürede evine taburcu edildi. Doktor Büşra Yılmaz, bunu akciğer enfeksiyonu tanısıyla yatırdığında akciğer grafisine dikkatli baktığında gözlemlemiş. Çok dikkatli bakmasa gözünden kaçabilecek bir durumdu. Ona da buradan teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Öte yandan ailesi ile birlikte kontrole gelen Kadir Acar ise tedavisinde emeği geçen sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 09:09
Hemoroid sanılan şikayetler ciddi sorunların işareti olabilir
Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ile ilgili önemli bilgiler verdi. Kadınların ve erkeklerin büyük bir bölümünde yaygın bir sorun olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroid, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Hemoroid belirtileri, kolon ve rektum kanseri gibi ciddi sorunların belirtilerine benzediği için uzman hekimler tarafından fiziki muayene ve bazı tetkiklerin yapılması hayatı önem taşıyor. Vakaların yüzde 80’inde hastaların kanser ile hemoroidi karıştırdığı biliniyor. Hafif dereceli hemoroidler için ameliyat seçeneğinden önce yaşam tarzı değişiklikleri şikayetlerin hafiflemesini sağlayabiliyor. "Hemoroid toplumda bir tabu gibi görülüyor" Op. Dr. Ali Can Yalı, hemeroidin 2 çeşidi bulunduğunu söyleyerek, "Hemoroidler, anal kanalda doğal bulunan damarlı yapılardır. Vücutta dışkı kontrolüne yardımcı olan yastıkçıklardır. Bu damarlı yapılar şiştiğinde veya iltihaplandığında, ortaya çıkan duruma hemoroid ya da basur denilmektedir. Basur toplumda bir tabudur. Utanma duygusu nedeniyle vakaların büyük bir bölümünde erken teşhis mümkün olmamaktadır. Kaşıntı ve rektal kanama belirtileriyle başlayan hemoroidi hastalar çoğu zaman tuvalette fark etmektedir. Rahatsızlığa neden olan şişmiş damarlar ağrıya de neden olmaktadır. Hemoroidin iki çeşidi bulanmaktadır. Dış hemoroidler, anüs çevresindeki derinin altında oluşan dış kistler, dışarı doğru çıkıntı yapmaktadır. Dış hemoroidler genellikle şişmiş kan damarları veya sert yumrular şeklinde görüldüğü için daha belirgindir. İç hemoroidler de adından da anlaşılacağı gibi rektumun içindedir. Rektumun içinde oluşan iç hücrelerdir. Hastalar genellikle dışkıda kan gördüklerinde veya hemoroidler anüsün dışına doğru şişecek kadar büyüdüğünde iç hemoroidleri olduğunu fark eder" dedi. Hemeroidin birçok nedeni olduğunu söyleyen Ali Can Yalı, "Hemoroidin birçok farklı nedeni vardır, en yaygın olanları şunlardır: Kronik kabızlık veya ishal. Dışkılama sırasında zorlanma. Aşırı derecede kilolu olmak. Tuvalette uzun süre oturma. Gebelik hali. Lif oranı düşük beslenme alışkanlığı. Düzenli olarak ağır kaldırmak. Bu nedenler anüs çevresindeki damarların basınç altında gerilmesine neden olmakta hatta damarların şişmesine ve kabarmasına yol açmaktadır. Alt rektumdaki bu artan basınç, hemoroid oluşumundan sorumlu tutulmaktadır" ifadelerini kullandı. Yalı, hemeroidle karıştırılan sorunlarla ilgili verdiği bilgilerde, "Hemoroid ile benzer semptomlara sahip diğer sorunları ayırt etmek önemlidir. Anüs, rektum ve kolon kanserleri: Bu kanserler rektum yakınlarında ortaya çıkabilmekte ve belirtileri hemoroide benzemektedir. 40 yaş sonrasında çok yaygın olarak görülen rektum ve kolon kanseri erken evrede tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır. Düzenli olarak yapılan taramalarla kolorektal kanserlerle mücadelede edilebilmektedir. Bazen bu tümörler iyi huylu olurken, bazen de kötü huylu olabilirler. Bu nedenle, doğru teşhis çok önemlidir. Anal fissürler, anal kanalın iç yüzeyinde oluşan yırtıklar, dışkılama sırasındaki travma nedeniyle oluşur. Ağrının eşlik ettiği yırtıklarda hemoroid belirtisi olan kanama görülebilir. Anal fissürdeki doku yırtılmasıyken, hemoroidlerin ise alt rektumdaki doku yastıklarının zayıflamasından kaynaklandığını söylemek gerekir. Fissürler için yeterli su alımı ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerekir. Kolon poliplerinde de bu polipler kanserli olmayan, çoğu zaman yaş ilerledikçe kolon veya rektumun iç yüzeyinde oluşan büyümelerdir. Bunlar ailevi ya da kalıtsal faktörlere bağlı olabilmektedir. Kolon polipleri olan hastalar, hemoroid semptomlarına benzer ağrı veya rektal kanamayla yüzleşebilirler. Divertiküloz ve divertikülit de ise gastrointestinal sistemin iç yüzeyinin küçük bölgelerinin zayıflaması ve bağırsakta dışa doğru bir kese oluşmasına neden olan bir durumdur. Bu dışa doğru küçük bir kese gibi görünür. Divertiküller en sık kolonda görülmektedir. Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilmektedir. Bağırsak perforasyonu, kanama, apse veya darlık gibi bir komplikasyon olmadığı sürece herhangi bir belirti vermez. Bu nedenle hemoroidle karıştırılmaktadır. Makat bölgesinde herhangi bir problem yaşandığında öncelikle bir cerraha muayene olmak önemlidir. Muayene olmak daha sonrasında çıkabilecek sorunların ve gecikmiş teşhisin önüne geçecektir" dedi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 00:52
Bayburt Devlet Hastanesi’ne yeni uzman hekim
Bayburt Devlet Hastanesine ataması yapılan İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Cansu Yazar, şubat ayı itibarıyla görevine başladı. Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, göreve başlayan Yazar’ın hasta kabulüne başladığı belirtilerek, yeni uzman hekimin Bayburt’a hayırlı olması temennisinde bulunuldu.
24 Şubat 2026 Salı - 16:13
Uzmandan Ramazan uyarısı: İftarda yapılan bu hata vücudu şoka sokuyor
Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Feyzanur Turan, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Özellikle iftar saatinde yapılan ani ve kontrolsüz yemek tüketiminin metabolik dengeyi bozduğunu belirten Turan, "Uzun süreli açlık sonrası hızlı yemek yemek kan şekerini aniden yükseltir. Bu durum vücutta adeta şok etkisi oluşturur" dedi. Ramazan ayında uzun süren açlık sonrası doğru ve dengeli beslenme büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle iftar ve sahurda yapılan hataların sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek vatandaşları bilinçli beslenme konusunda uyarıyor. Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Feyzanur Turan, iftarda aniden ve hızlı yemek yemenin özellikle kan şekerinde dalgalanmalar ve şişkinlik gibi problemlere yol açacağını ifade ederek, iftarı ara vererek 2 aşamada yapmanın önemine dikkat çekti. "İftar metabolizma açısından günün en hassas öğünü" Ramazan’da en kritik öğünün sahur olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Feyzanur Turan, sahurun atlanmasının gün içinde vücudu pek çok noktada zorlayabileceğini dile getirdi. Sahur ve iftar için ideal beslenme modellerini aktaran Turan, şu şekilde konuştu: "Günlük hayatta genellikle az ve sık beslenme modelini öneriyoruz. Ancak Ramazan’da bu süre daha kısıtlı olduğu için almamız gereken enerjiyi bu zaman dilimine göre paylaştırmamız gerekiyor. Bu noktada sahur, kesinlikle günün atlanmaması gereken tek öğünü. Sahuru atlamak gün içinde kan şekeri dalgalanmalarına, uyku haline ve kas kayıplarına sebep olabilir. Sahurda protein, lif ve değerli yağlar açısından zengin bir kahvaltı yapmak güzel bir tercih olacaktır. İftar ise metabolizma açısından günün en hassas öğünü çünkü uzun süreli açlık sonrasında ani ve hızlı yemek yeme kan şekerinin yükselmesine; sindirim problemlerine, şişkinliklere ve bunlardan kaynaklı nefes problemlerine sebebiyet verebilir." İftarı 2 aşamada yapmak ve vücudu dinlendirmek sindirim sistemi açısından çok önemli" İftarın iki aşamada yapılmasının sindirim problemlerinin de önüne geçebileceğini belirten Turan, "İftarı 2 aşamada yapmak önemli. Bir miktar su, zeytin ve hurmayla orucu açtıktan sonra çorba ve salatayla devam etmek iyi bir seçenek. Ardından 5-10 dakikalık bir ara vererek vücudumuzu dinlendirmek de sindirim sistemimize yardımcı olacaktır. İftar süresi boyunca sıvı alımına da özen gösterilmeli fakat iftara sıvı yüklemesiyle başlamamak gerekiyor; bu şişkinliğe neden olabilir. Bunun yerine sıvıyı doğru bir şekilde ve saatlere yayarak almak metabolik denge için şart" dedi. Son olarak kronik rahatsızlığı olan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışması gerektiğini hatırlatan Turan, bazı rahatsızlıklar veya bazı ilaçların uzun süreli açlığa uygun olmayabileceğinin altını çizdi.
24 Şubat 2026 Salı - 16:07
Samsun’da içme suyuna sıkı denetim: 3 bin 328 numune temiz çıktı
Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Uras, 2025 yılında il genelinde içme ve kullanma sularına yönelik 3 bin 328 numune alındığını belirterek, yapılan analizler sonucunda Samsun’un içme suyunda herhangi bir kimyasal, mikrobiyolojik ya da fiziksel soruna rastlanmadığını açıkladı.
24 Şubat 2026 Salı - 15:56
Endüstriyel yemekte güven, disiplinli üretimle sağlanır
Endüstriyel yemek sektöründe artan maliyet baskısı ve fiyat odaklı rekabet, gıda güvenliği ve üretim disiplini konularını yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, binlerce kişiye aynı anda yemek üreten firmalarda güven, ancak standartlara dayalı ve sürdürülebilir bir üretim anlayışıyla korunabileceğini söyledi. Üretim yalnızca mutfakta başlamadığını, tüm süreci kapsayan ciddi bir disiplin ve denetlenebilir yapı gerektirdiğini vurgulayan Yankı Yemek A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Dönmez, sektörde güven, iyi niyetle değil; standart üretim, teknoloji ve sürdürülebilir kontrol mekanizmalarıyla sağlanabileceğini söyledi. Coşkun Dönmez, endüstriyel yemekte kalıcı olmanın yolunun günü kurtaran çözümlerden değil, deneyimi kurumsal bir sisteme dönüştürmekten geçtiğini ifade etti. Bu sebeple Yankı Yemek’te üretimin her aşamasının yazılı prosedürler ve izlenebilir süreç yönetimiyle yürütüldüğünü belirten Dönmez, "Endüstriyel yemekte asıl fark, bir gün iyi üretmek değil; her gün aynı standartta üretimi sürdürebilmek. Bu anlayış, Yankı Yemek’te ilk günden beri üretimden sevkiyata kadar tüm süreçlerde temel referans olarak uygulanıyor. Endüstriyel yemek sektöründe güvenin yalnızca kazanılan bir değer olmadığını, aynı zamanda korunması gereken bir sorumluluktur. Sürekliliğin bu noktada belirleyici unsurdur. ’Yemediğimizi yedirmeyiz’ anlayışının bir slogan değil, günlük üretim disiplininin temel ilkesidir" dedi. Coşkun Dönmez, "Hijyen ve standardizasyonun artık yalnızca denetimlerle değil, teknolojiyle de doğrudan ilişkili hale geldi. Mümkün olduğunca el değmeden üretim prensibiyle çalışmaktayız. Teknolojik altyapı üretimde standartlaşmayı güçlendirdi. Bu sayede insan kaynaklı riskleri minimize ederek, izlenebilirliği arttırarak gıda güvenliğini daha güçlü şekilde sağlıyoruz" diyor. Hammadde temininde tavizsiz bir yaklaşım benimsediklerini ifade eden Coşkun Dönmez, ürün tedarikinde yalnızca tanınmış ve güvenilir markalarla çalıştıklarını, tüm girdilerin analizler ve sertifikalarla düzenli olarak denetlendiğini aktardı. Dönmez, "Bu sayede, hammadde güvenliğinin yalnızca satın alma aşamasında değil, tüm üretim zinciri boyunca takip edilmektedir. Üretim ve yönetim süreçleri ISO 14001, ISO 9001, ISO 22000 (HACCP) ve OHSAS 18001 belgeleriyle belgelendirilmiştir. Bu belgelerin, disiplinli ve denetlenebilir üretim anlayışının sahadaki karşılığı olduğunu ifade ediyor. Endüstriyel yemek sektöründe kurumsal müşterilerin beklentilerinin her geçen gün artmaktadır. Hijyen, izlenebilirlik, standart üretim ve sürekliliğin artık temel kriterler haline geldi.35 yıllık deneyimi teknoloji, denetim ve süreç yönetimiyle birleştirdiklerini belirten Dönmez, endüstriyel yemekte güvenin ancak disiplinli üretimle korunabileceğini vurguluyor" diye konuştu.
24 Şubat 2026 Salı - 15:26
Yağışlarda zarar gören su isale hattı yenileniyor
MUSKİ Genel Müdürlüğü, Köyceğiz ilçesi Pınar ve Çayhisar Mahallelerini besleyen isale hattında, yoğun yağışların ardından meydana gelen toprak kayması sonucu hasar gören hattı yenileyerek içme suyu iletimini yeniden sağladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde etkili olan yoğun yağışlar ve buna bağlı gelişen olumsuzlukların vatandaşları mağdur etmemesi yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü ekipleri, Köyceğiz’de meydana gelen yaşanan toprak kayması sonucu Pınar ve Çayhisar Mahallelerini besleyen içme suyu isale hattında oluşan hasarı kısa sürede gidererek su iletimini yeniden güvenli hale getirdi. Toprak kaymasının zarar verdiği içme suyu hattına stratejik müdahale Köyceğiz ilçesi Sandıras Dağı’nda, Pınar ve Çayhisar Mahallelerine su iletimi sağlayan Darıyeri su gözünde meydana gelen toprak kayması sonucu isale hatlarında kopmalar yaşanırken, zorlu doğa şartları ve sarp araziye rağmen hava şartlarının elverişli olduğu ilk anda planlı bir şekilde bölgeye müdahale edilerek sahada tespit çalışmaları gerçekleştirildi. Toprak kayması nedeniyle kapanan yollar kademeli olarak açılırken, gerekli iş makineleri ve yeni hatlar bölgeye sevk edildi. Drone destekli havadan yapılan tespitlerle yüzey ve alan analizi stratejik bir biçimde sağlanarak müdahale süreci hızlandırıldı. Yoğun yağışların etkisini sürdürmesiyle bölgede zaman zaman yeni toprak kaymaları yaşanmasına rağmen, depolara su iletiminin sağlanması ve sürekliliğin korunması amacıyla çalışmalar titizlikle tamamlandı. Böylece MUSKİ ekipleri, zorlu şartlar altında vatandaşların mağduriyet yaşamasının önüne geçti. MUSKİ Genel Müdürlüğü, İşletmeler Daire Başkanlığı, Kaynak şefi Özcan Çınar, "Köyceğiz ilçesi Pınar Mahallesi ve Çayhisar Mahallesi’nin belli bölümlerini besleyen kaynaklardayız. Yoğun yağışların sebep olduğu heyelan neticesinde kopan isale hatlarımız ve kaynaklarımızın bakım onarımı için bu bölgede çalışma yapmaktayız" dedi. Köyceğiz Pınar Mahallesi Muhtarı Ömer Ali Kanat, "Burası Beşparmak Dağı. Bizim içme suyumuzun olduğu kaynak burası. Kaynak bölgesindeyiz, en uçtayız, sarp arazi. Meydana gelen aşırı yağışlar ve afetten dolayı büyük bir göçük oluştu burada. Hemen akabinde de MUSKİ Genel Müdürlüğümüz ve Büyükşehirimiz hep beraber koordineli bir şekilde çalışmalara başladık burada. Burası gerçekten çalışması çok zor, sarp bir arazi. Çalışmamız bir haftadır aralıksız devam ediyor. Ben buradan özellikle üstün gayretlerinden dolayı MUSKİ çalışanlarımıza, MUSKİ Genel Müdürümüze, Ahmet Başkan’ımıza çok teşekkür ediyorum" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 15:07
Malatya’da EBUS ile akciğer hastalıklarında ameliyatsız tanı
Malatya’da EBUS yöntemiyle akciğer kanseri ve göğüs içi hastalıkların tanısı cerrahiye gerek kalmadan, hızlı ve güvenli şekilde konulabiliyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği Bronkoskopi Ünitesi’nde uygulanan Endobronşial Ultrasonografi (EBUS) yöntemi, akciğer kanseri ve göğüs içi lenf nodu hastalıklarının tanısında önemli kolaylık sağlıyor. İleri teknolojiyle gerçekleştirilen işlem sayesinde daha önce cerrahi girişim gerektiren birçok tanı işlemi ameliyatsız yapılabiliyor. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nurcan Kırıcı Berber, EBUS’un bronkoskopi ve ultrason teknolojisinin birleşimiyle uygulanan modern bir tanı yöntemi olduğunu belirtti. EBUS’un nefes borusu ve bronşlar yoluyla girilerek akciğer ve göğüs içindeki lenf nodlarının ultrason eşliğinde incelenmesini sağladığını ifade eden Berber, "Bu yöntemle cerrahi müdahaleye gerek kalmadan şüpheli lenf nodlarından biyopsi alınabiliyor. Bu da hem hasta güvenliği hem de tanı sürecinin hızlanması açısından önemli avantaj sağlıyor" dedi. Yöntemin en sık akciğer kanseri şüphesi olan hastalarda kullanıldığını kaydeden Berber, sarkoidoz, lenfoma, tüberküloz, mediastinit ve nedeni bilinmeyen lenf nodu büyümelerinin tanısında da EBUS’tan etkin şekilde yararlanıldığını söyledi. EBUS işleminin genellikle genel anestezi altında yapıldığını belirten Berber, "İşlem ortalama 20 ila 40 dakika sürüyor. Cerrahi kesi gerektirmediği için iyileşme süresi oldukça kısa. Hastalarımızın büyük çoğunluğunu aynı gün taburcu edebiliyoruz. Ciddi komplikasyon riski ise son derece düşük" diye konuştu.
24 Şubat 2026 Salı - 14:59
Tunceli’de ramazanda sağlık programı etkinliği
Tunceli’de "Ramazanda Sağlık Programı" kapsamında, Atatürk Stadyumu’nda kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara yönelik kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen "Ramazanda Sağlık Programı" kapsamında, Atatürk Stadyumu’nda kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara yönelik kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Program çerçevesinde kurulan stantta, kanser taramalarının önemi ve erken teşhisin hayat kurtarıcı rolü hakkında bilgilendirme yapıldı. Vatandaşlara sigara bırakma poliklinikleri hakkında bilgi verilirken, Sigara Bırakma Danışma Hattı ALO 171’e ilişkin rehberlik de sağlandı. Etkinlikte ayrıca vatandaşların Beden Kitle İndeksi (BKİ) ölçümleri yapılarak sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivitenin önemi anlatıldı. Katılımcılara bireysel sağlık durumlarına göre önerilerde bulunuldu. Organ bağışının hayati önemi vurgulanarak başvuru süreçleri hakkında bilgilendirme yapılırken, 112 Acil Sağlık Hizmetleri’nin işleyişi ve doğru acil çağrı bilinci konusunda farkındalık oluşturuldu. Bunun yanı sıra UMKE ekiplerinin afet ve olağanüstü durumlarda yürüttüğü çalışmalar tanıtılarak toplumun bu konudaki bilinç düzeyinin artırılması hedeflendi. Yoğun katılımla gerçekleştirilen programda vatandaşların soruları yanıtlandı ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda kapsamlı bilgilendirme sağlandı.
24 Şubat 2026 Salı - 14:44
Kepez’de 26 noktada gürültü ve toz ölçümü
Kepez Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde 26 farklı noktada gürültü ve toz (partikül madde) ölçümleri gerçekleştirdi. İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi koordinasyonunda belediye sınırları içerisinde 26 noktada yürütülen çalışmalar; 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında işverenin riskleri önleme ve çalışan maruziyetini kontrol altına alma yükümlülükleri doğrultusunda planlandı. Ölçüm ve analizler, yetkili bir firma tarafından dış hizmet alımı yöntemiyle yapıldı. Gürültü ölçümleri Çevresel gürültü ölçümleri, ilgili mevzuat hükümleri esas alınarak gerçekleştirilirken, elde edilen veriler sınır değerlerle karşılaştırıldı. Şantiye ve atölye ortamlarında ise çalışanların gürültüye maruziyet düzeyleri risk değerlendirme çalışmaları kapsamında incelendi. Yüksek hassasiyetli ve uluslararası standartlara uygun cihazlarla yapılan ölçümlerde ortamın ortalama gürültü seviyesi ile en yüksek anlık gürültü değeri kayıt altına alındı. Toz ölçümleri Açık alanlarda gerçekleştirilen PM10 ve PM2.5 ölçümleri, yürürlükteki hava kalitesi mevzuatında belirlenen sınır değerler doğrultusunda değerlendirildi. Belediyeye bağlı şantiye ve atölyelerde yapılan toz ölçümlerinde ise çalışanların maruziyet düzeyleri belirlendi. Değerlendirmelerde Tozla Mücadele Yönetmeliği ve 6331 sayılı Kanun hükümleri esas alındı. Elde edilen sonuçlar, ilgili mesleki maruziyet sınırlarıyla karşılaştırılarak risk analizi kapsamında ele alındı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder