Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:49
Uzmanından yaz öncesi güneş lekelerine karşı uyarı: "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz"
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
20 Şubat 2026 Cuma - 14:03
Gastroenteroloji uzmanından Ramazan’da kabızlık ve hazımsızlığa karşı öneriler
Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunlarının sıkça yaşanabileceğine dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir" dedi. Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunları sıkça yaşanabiliyor. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, oruç tutarken yaşanabilecek bu sorunların önüne geçmek için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "Su tüketimi: İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir. İftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin. Suyun yanı sıra diğer sıvıları da tüketin. Suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, bitki çayları gibi sıvıları da tüketebilirsiniz. Lifli gıdalar: Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. Tam tahıllı ekmek, yulaf, kuru baklagiller, sebze ve meyve gibi lifli gıdaları sofranızdan eksik etmeyin. Kuru meyveleri tercih edin. Kuru kayısı, kuru erik, incir gibi kuru meyveler lif açısından zengindir ve kabızlığa iyi gelir. Probiyotikler: Yoğurt gibi probiyotik içeren gıdalar tüketin. Probiyotikler, bağırsak florasını düzenleyerek sindirim sistemini destekler. Yağlı ve ağır gıdalardan kaçının: İftarda ve sahurda yağlı, kızartılmış ve ağır gıdalardan uzak durun. Bu tür gıdalar, sindirimi zorlaştırarak hazımsızlığa ve kabızlığa neden olabilir. Yemekleri yavaş yiyin ve iyice çiğneyin. Aceleyle yemek yemek, hazımsızlığa yol açabilir. Düzenli egzersiz: İftar sonrası hafif egzersizler yapın. Yürüyüş gibi hafif egzersizler, sindirim sistemini harekete geçirerek kabızlığı önler. Diğer öneriler: Sahurda kahve ve çay tüketimini sınırlayın. Kafein, vücuttan su atımını artırarak kabızlığa neden olabilir. İftardan sonra rezene veya papatya çayı için. Bu bitki çayları, sindirimi rahatlatır ve hazımsızlığı önler. Kabızlık sorunu devam ederse doktora danışın. Uzun süreli kabızlık, altta yatan başka bir sağlık sorununun belirtisi olabilir." Uzm. Dr. Ecemiş, sahur ve iftar için şu örnek menüyü paylaştı: "Sahur: 1 kâse yulaf ezmesi (süt veya yoğurt ile), 1 adet haşlanmış yumurta, 1 porsiyon meyve (örneğin elma veya armut), 1 avuç içi kadar ceviz veya badem ve bol su. İftar: 1-2 adet hurma, 1 kâse mercimek çorbası, 1 porsiyon ızgara tavuk veya balık, bol yeşillikli salata, 1 kâse yoğurt, bol su."
20 Şubat 2026 Cuma - 12:57
Uzmanından uyarı: "Kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılmalı"
Zonguldak’ta Diyetisyen Gizem Güneş, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin püf noktalarına değinerek iftarda suyun aniden tüketilmemesi ve kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılması gerektiği konusunda vatandaşları uyardı. Ramazan ayında uzun süren açlık sonrasında iftar ve sahur öğünlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Diyetisyen Gizem Güneş, kan şekerini dengelemek için orucun ılık, ballı ve limonlu suyla açılabileceğini belirtti. Öğünlerin zamana yayılması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Kan şekerimizi dengeledikten sonra mutlaka yeşillik ve lifli gıdalarla başlayıp öğün sürecini olabildiğince uzatmak çok önemli. Çorba ve salata ile başlayıp 8-10 dakika mola vererek öğüne devam edilebilir" dedi. "İftarda aniden çok fazla su tüketmek mideyi genişletir" Sıvı tüketimi konusunda yapılan en büyük hatanın iftarda hemen çok fazla su içmek olduğunu ifade eden Güneş, "Bu doğru değil, midemizi genişletiriz ve baskı hissedebiliriz. Önemli olan iftardan sonra saat başı bir veya iki bardak gibi su tüketimini saatlere yaymamızdır" şeklinde konuştu. Güneş ayrıca, herhangi bir rahatsızlığı olmayanların gün boyu yavaşlayan sindirimi desteklemek amacıyla yeşil çay, rezene, ıhlamur ve zencefilli çaylar gibi bitki çaylarından destek alabileceğini sözlerine ekledi. Tatlı ve meyve tüketimi için iftardan sonra yaklaşık 2 saatlik bir beslenme penceresi açılması gerektiğini ve ardından açlık sürecinin başlatılmasının metabolizma için faydalı olacağını belirten Güneş, sahurun önemine de dikkat çekti. Kas kaybının önüne geçmek için sahurun kritik olduğunu aktaran Güneş, "Sahura kalkmamız kas kaybının olabildiğince önüne geçmemizi sağlar. Bu yüzden mutlaka sahura kalkmalıyız" ifadelerini kullandı. Ramazan ayında tartıda görülen rakamların genellikle yağ değil, ödem ve su tutumu olduğunu hatırlatan Güneş, son olarak "Ramazan’ı sadece bir detoks ayı olarak tabir etmek doğru değil. Burada önemli olan bilinçli beslenmeyi öğrenmek. Sahurda çok karbonhidrat tüketmemeye dikkat edersek Ramazan sonunda bedendeki değişimi görebilirsiniz" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 12:50
Medicana’da çocukluk çağı kanserleri günü buluşması
Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında düzenlenen söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda ulaşılan yüksek tedavi başarı oranları ve kişiye özel tedavi yaklaşımları dikkat çekti. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas’ın katıldığı söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde umut veren gelişmeler paylaşıldı. Çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranlarının son yıllarda önemli ölçüde arttığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 1960’lı yıllarda lösemi tanısı alan çocukların büyük bölümünün kaybedildiğini belirterek, "Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranı yüzde 87’lere yükselmiştir. Bu oran yalnızca bir istatistik değil, binlerce çocuğun hayata tutunması anlamına geliyor. Çocukluk çağı kanserleri nadir görülen hastalıklar arasında yer alıyor, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Türkiye’de ise bu sayı yılda 3-4 bin civarındadır. Nadir görülmesi nedeniyle bu hastalıkların deneyimli merkezlerde ve güçlü ekipler tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru tedaviyle başarı oranları belirgin şekilde artıyor." Her çocuk için tedavi planı farklı Tedavi süreçlerinin her hasta için ayrı planlandığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz, "Günümüzde moleküler ve genetik belirteçler tedavi planlamasında belirleyici rol oynar. Hastalığın adı aynı olsa bile her çocuk kendi risk grubuna göre değerlendirilir. Moleküler özellikler, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye yanıt gibi birçok parametre kişiye özel tedavi planının oluşturulmasında temel kriterlerdir. Gelişen tedaviler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranları her geçen yıl artıyor. Akıllı ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler ve kök hücre nakli gibi ileri yöntemler tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de bu tedavilere erişilebilmesi büyük bir avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. Kanser baş edilebilir bir hastalık Söyleşiye katılan ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun önemine dikkat çekti. Kanser tanısı alındığında hayatın durduğu düşüncesinin oluştuğunu ancak bu hastalığın baş edilebilir olduğunu vurgulayan Elmas, "Tedavi sürecinde moral, motivasyon ve güçlü bir ekip belirleyici rol oynuyor. Ben çalışarak tedavi olmayı tercih ettim ve hayatın içinde kalarak süreci daha güçlü yönetebildiğime inanıyorum. Hastalık korkutucu bir dille değil umut veren bir bakış açısıyla ele alınmalı. Bu süreç zor ancak imkânsız değil, tıp her geçen gün ilerliyor ve umudu kaybetmeden hayata tutunmak tedavinin en önemli parçalarından biri" dedi. Erken tanı ve doğru merkez hayati önem taşıyor Uzmanlar, çocukluk çağı kanserlerinde erken tanı ve doğru merkezde tedaviye başlanmasının başarı oranlarını doğrudan etkilediğini vurguladı. Multidisipliner yaklaşım, deneyimli ekipler ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde iyileşme oranlarının her geçen yıl arttığına dikkat çekildi. Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında Medicana International İstanbul Hastanesi’nde gerçekleştirilen söyleşi, artan tedavi başarı oranları ve bilimsel gelişmelerle umut verici bir döneme girildiği mesajıyla sona erdi.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:55
Hastalığı yüzünden yıllarca evden çıkamadı, şimdi ise çekinmeden çıkabiliyor
Gül hastalığı yüzünden sosyal hayattan kopan ve yıllarca evden çıkamayan Neriman Aksoy, Sivas’ta gördüğü tedavinin ardından sağlığına ve özgüvenine tekrar kavuştu. Yozgat’ta yaşayan 4 çocuk annesi 52 yaşındaki Neriman Aksoy, yaklaşık 20 yıl önce halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen cilt rahatsızlığına yakalandı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yüzünde strese bağlı yaralar ve iltihaplı sivilceler oluşmaya başlayan Aksoy, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşadı. Yüzündeki yaralar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşan Aksoy, zamanla insanların bakışlarından rahatsız olmaya başladı. İnsanların bakışları nedeniyle insan içerisine çıkmakta zorlanan Aksoy, bu süreçte oğlunun kız isteme merasimine ve düğününe bile katılamadı. Çevresindeki kişilerin tavsiye ettiği çeşitli yöntemleri deneyen Aksoy’un cilt sorunları daha da ağırlaştı. Yıllarca farklı doktorlara başvuran ancak bir türlü sonuç alamayan Aksoy, son çare olarak Sivas’ta çalışan dermatoloji uzmanı Selma Uçar’a başvurdu. Burada başlanan tedavi sürecinde birkaç seansın ardından yüzündeki yaraların belirgin şekilde azaldığını fark eden Aksoy, zamanla sağlığına kavuşmaya başladı. Tedavinin ilerlemesiyle birlikte özgüveni yeniden yerine gelen Aksoy, uzun bir aradan sonra rahatlıkla dışarı çıkıp sosyal hayata karışmanın mutluluğunun yaşamaya başladı. Hocalara bu süreçte teşekkür ettiğini söyleyen Neriman Aksoy, "İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı" ifadelerine yer verdi. "Oğlumun düğününe gidemedim" Bu hastalıktan dolayı çok utandığın söyleyen Neriman Aksoy, "Bu hastalık 20 yıldır bende vardı. Çok fazla doktora gittim ama çaresini bulamadım. Önceden bende böyle bir rahatsızlık yoktu. Strese bağlı bu hastalık çıktı. İlk olarak dudağımın kenarında bir sivilce çıktı ve daha sonrasında bu çoğalmaya başladı. Ben, bu hastalığı tedavi etmek için kim ne dediyse onları yaptım. Yüzüme sarımsak ve çamur gibi farklı şeyler sürdüm. Ben bunları yüzüme sürünce yüzüm daha kötü oldu ve bakılabilecek gibi değildi. Bu hastalıktan dolayı çok utandım. İnsan içine çıkamaz oldum. Oğlum kendine evlenmek için kız bulduğunda dahi istemesine gidemedim. Yaralarımdan dolayı oğlumun düğününe bile katılamadım ve çok üzüldüm. İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı. Tedavi aşaması 6 ay sürdü. Hocamdan ve çalışanlara çok teşekkür ediyorum" dedi. "Hikayesini gözleri dolarak anlattı" Hastanın iyileştiğini gördükten sonra mutlu olduklarını belirten Dermatoloji Uzmanı Selma Uçar, "Hastam bana yaklaşık bir yıl önce Yozgat’tan başvurdu. Hikayesini bize gözleri dolarak anlattı. Yüzündeki yaralardan dolayı oğlunun düğününe gidemediğini ve bakışlardan çok rahatsız olduğunu söyledi. Her yere cildiyle alakalı başvurduğunu ama bir çözüm bulamadığını söyledi. Sonrasında yaklaşık iki seans sonra yüzü gülmeye başladı. O böyle çok üzgün bakan hastamız, etrafa neşe saçmaya başladı gerçekten. Cilt hastalıkları, maalesef insanın sosyal hayatını, öz güvenini, her şeyini bazen alt üst ediyor. Hastamızda o özgüvenin patlamasını resmen gözlerimizle gördük. Bu bizim kliniğimiz için inanılmaz mutluydu. Bir de maalesef kremler ve haplar çok yetersiz kalıyor. Çünkü bu hastalık yüzde damarları çatlatıp kalıcı hasara sebep olan bir hastalık. Bunu ancak lazerle ve mezoterapilerle tedavi edebiliyorsunuz. Elbette ki aslında hastalığı hastamızda tamamen geçiremedik. Geçiremeyiz, çünkü bu bir genetik rahatsızlık. Biz klinikçe ekonomik durumu sıkıntılı olan hastaların sosyal hayatını etkileyecek bir cilt hastalığı varsa eğer bunu ücretsiz tedavi etme noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylemek isterim" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:39
Kanseri yendi, annelikten vazgeçmedi: Dondurulan embriyolar tutmadı, ‘Can’ geldi
Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki Ecem Türkdoğan, henüz evliliğinin ilk yılında 3. evre meme kanseri teşhisi aldı. Zorlu geçen üç buçuk yıllık tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Türkdoğan, kanser tedavisi öncesinde dondurduğu embriyolardan sonuç alamadı. Umudunu kaybetmeyen genç kadın, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde uygulanan tedaviyle anne olma hayalini gerçekleştirdi. Mastektomi ameliyatı nedeniyle süt veremediğini belirten Türkdoğan, "Önemli olan süt değil, önce iyileşmek. Kanser tedavisine odaklandım, bugün oğlum kucağımda" sözleriyle sürecini anlattı. 2020 yılında, 27 yaşındayken meme kanserine yakalandığını öğrenen Ecem Türkdoğan, teşhisin ardından vakit kaybetmeden onkoloji servisine başvurdu. Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve ekibi tarafından tedaviye alınan Türkdoğan, 8 kür kemoterapi ve radyoterapi gördü. Tedavi sürecinin ardından her iki göğsünün alındığı mastektomi ameliyatı geçiren genç kadın, kanseri yenmeyi başardı. Türkdoğan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:"2020 yılında 27 yaşındayken meme kanser teşhisi aldım. Henüz bir yıllık evliydim. Hemen onkoloji servisine başvurdum. Kemoterapi gördüm, radyoterapi gördüm. Ardından mastektomi ameliyatı yani iki memenin birden alınması operasyonunu geçirdim." Tedavi öncesi embriyo dondurdu, transferden sonuç alamadı Kanser tedavisinin doğurganlık üzerindeki etkileri nedeniyle tedaviye başlamadan önce embriyo dondurma işlemi yaptırdığını belirten Türkdoğan, tedavisine üç buçuk yıl sonra ara verildiğini ancak dondurulan embriyoların transferinden gebelik elde edilemediğini söyledi. Türkdoğan, "Kanser tedavisinden sonra kadınlar çocuk sahibi olamayabiliyor. Bu nedenle embriyolarımızı dondurmuştuk. Tedavime ara verildiğinde transfer denedik ama gebelik oluşmadı. Farklı doktorlara başvurdum, ihtimalin çok düşük olduğu söylendi." Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi "Umudun adresi" oldu Olumsuz görüşlere rağmen Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’ne başvuran Türkdoğan, Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ve ekibi tarafından tedaviye alındı. Yapılan değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin düşük olduğu tespit edildi. Uygulanan kişiye özel tedaviyle az sayıda embriyo elde edildi. Türkdoğan, o dönemi şöyle anlattı: "Buraya geldiğimde Burak Hoca bana ‘korkma, halledeceğiz’ dedi. Tedaviye başladık. Az sayıda embriyom oluştu. Bir embriyom tuttu. Şu an oğlum Can kucağımda." "Öncelik kanser tedavisi olmalı" Kanserle mücadele eden ve anne olmayı hayal eden hastalara seslenen Türkdoğan, önceliğin tedavi süreci olması gerektiğini vurguladı ve şöyle devam etti: "Kanser tedavisi gibi zorlu bir süreçten çıkınca olumsuzlukları normalleştiriyorsunuz. Ben de olacak diye düşündüm ama kendime küçük bir ihtimal verdim. Doktorumun her sözünü dinledim. Öncelik kanser tedavisi olmalı. Sürece güvenmek gerekiyor. Ben süt veremeyen bir anne oldum ama bunu problem etmedim. Önemli olan önce iyileşmek." "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü" Mastektomi ameliyatını başlangıçta istemediğini ifade eden Türkdoğan, karar sürecindeki duygusal zorluğu da şu şekilde paylaştı: "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü. Ancak onkoloji doktorum ‘Önemli olan süt değil, önce iyileşmen gerekiyor’ dedi ve direkt kanser sürecine odaklandım." "Tedavi başlamadan başvurun" Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ise kanser hastalarında fertilitenin korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Karadağ, "Ecem Hanım bize başvurduğunda daha önce embriyo dondurma işlemi yaptırmıştı. Ancak transferlerden gebelik elde edilemeyince merkezimize geldi. Değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin azaldığını gördük. Kemoterapi ve radyoterapi sonrası bu tabloyla sık karşılaşıyoruz. Gerekli tedavi planlamasını yaptık ve mevcut sınırlı sayıda yumurtayla gebelik elde ettik" dedi. Karadağ, üreme çağındaki hastalar için şu uyarıda bulundu: "Kanser hastaları için en kritik adım, tedavi başlamadan önce başvurmaktır. Yumurtalık rezervi etkilenmeden yumurta, sperm ya da embriyo dondurma işlemleri yapılabilir. Bu yaklaşım yalnızca meme kanseri için değil, tüm kanser türleri için geçerlidir." Kamu hastanesinde ‘fiyat avantajı’ Merkezde uygulanan işlemlerin uluslararası standartlarda sürdürüldüğünü belirten Karadağ, kamu hastanelerinin sağladığı avantajlara da şu şekilde değindi: "Merkezimizde fertilite koruyucu işlemleri başarıyla uyguluyoruz. Kamu kurumu olmamız nedeniyle hastalar açısından maliyet avantajı söz konusu. Uygun endikasyonlarda rapor düzenlenmesi de devletin sunduğu önemli bir destek. Merkez açıldığından bu yana hasta sayımız artıyor, başarı oranlarımız uluslararası standartlarda."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:38
Reflü hastalarına altın değerinde tavsiyeler
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; reflü hastalarının Ramazan ayını rahat geçirebilmeleri için önemli tavsiyelerde bulundu. Prof. Dr. Kaplan; reflü hastalarının iftarda acı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durması gerektiğini söyledi. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; Ramazan ayı dolayısıyla uzun süren açlık veya sahurda yemeğin ardından hemen yatılması nedeniyle reflü şikayetlerinde artış meydana geldiğini kaydetti. Alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmanın mümkün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kaplan, şu tavsiyelerde bulundu; "Ramazan ayında uzun süre açlıktan sonra ağır yemekler yenilmesine bağlı olarak iftar saatlerinde reflü şikayetleri ve yine sahurdan sonra yemek yenilip direk yatılmasından dolayı reflü şikayetleri çok fazla olmaktadır. Biz de bunu polikliniklerimizde görüyoruz, özellikle Ramazan’da uzun süren açlığın tetiklediği mide ağrıları ve reflü şikayetleriyle hastalar sıklıkla gelmektedir. Aslında alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmak mümkündür. İftar vaktinde biraz daha hafif öğünler tercih edilmeli, reflüye sebep olabilecek acılı, baharatlı yiyeceklerden uzak durulabilir. Özellikle sahur vaktinde yemek yendikten sonra hemen yatılıyor. Burada biraz hafif yemekler tüketilmesi veya sahur vaktinin biraz öne çekilmesi önerilebilir. Meyve çayları, papatya çayı, rezene çayı gibi çaylar mide ağrılarını rahatlatabilir. Yine evde karbonat gibi yiyecekler varsa mide öz sütü için tavsiye edilebilir. Sigara da reflünün en önemli sebeplerinden birisidir. Ramazan’da sigara içen kişilerin sigarayı bırakması da özellikle reflü şikayetlerinin azaltılması konusunda hastalara çok yardımcı olacaktır."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:30
Dr. Eskalen’den Ramazan ayında oruç tutacak gebelere öneriler
Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, gebelik döneminde oruç tutulup tutulamayacağı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, her gebeliğin kendine özgü olduğunu belirterek, "Anne adayının genel sağlık durumu, gebeliğin kaçıncı haftasında olduğu ve ek bir hastalığının bulunup bulunmadığı oruç kararında belirleyicidir" dedi. "İlk 3 ay daha riskli" Gebeliğin özellikle ilk trimester döneminde bulantı, kusma ve iştahsızlık gibi şikâyetlerin yoğun görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Şerife Eskalen, uzun süreli açlık ve susuzluğun sıvı kaybına yol açabileceğini vurguladı. Bu durumun tansiyon düşüklüğü, halsizlik ve bayılma riskini artırabileceğini söyledi. "Riskli gebeliklerde oruç önerilmiyor" Şeker hastalığı, tansiyon problemi, kansızlık, erken doğum riski veya gelişme geriliği bulunan gebelerde oruç tutulmasının önerilmediğini belirten Op. Dr. Şerife Eskalen, "Bu tür durumlarda uzun süreli açlık hem anne hem de bebek açısından ciddi riskler oluşturabilir. Mutlaka hekim kontrolünde karar verilmelidir" diye konuştu. Oruç tutacak gebelere öneriler Sağlık açısından engeli bulunmayan ve doktor kontrolünde oruç tutmasına izin verilen gebelere de önemli tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Şerife Eskalen, "Sahur mutlaka yapılmalı ve protein ağırlıklı beslenilmelidir. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ve sahur arasında yeterli sıvı tüketilmelidir. Aşırı sıcak ve efor gerektiren ortamlardan uzak durulmalıdır. Baş dönmesi, kasılma, bebek hareketlerinde azalma gibi durumlarda oruç hemen bırakılmalı ve sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Anne adayları dini sorumluluklarını yerine getirmek isterken sağlıklarını ikinci plana atmamalıdır. İslam dininde sağlık önceliklidir. Bu nedenle her gebelik için bireysel değerlendirme şarttır" ifadelerini kullandı.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:18
Mıknatıs yutan çocuk, ameliyatla sağlığına kavuştu
Karaman’da yuttuğu iki mıknatıs nedeniyle bağırsak tıkanıklığı yaşayan çocuk, ameliyatla sağlığına kavuştu. Karaman’da 4 yaşındaki İ.K.’nin mıknatıs yuttuğundan şüphelenen ailesi, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde çocuğun ince bağırsağında iki adet mıknatıs bulunduğu tespit edildi. Gözlem altına alınan çocuğun sağlık durumu 5 gün boyunca takip edildi. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Uysal’ın gerçekleştirdiği operasyonla bağırsakta tıkanıklığa yol açan iki mıknatıs başarılı bir şekilde çıkarıldı. "Operasyonla mıknatısları çıkardık" Hastayı 5 gün boyunca takibe aldıklarını belirten Doç. Dr. Mehmet Uysal, gözetim süresince çekilen filmlerde mıknatısların yer değiştirmediğini söyledi. Uysal, "Hastayı genel anestezi altında ameliyata aldık. İnce bağırsakta iki mıknatısın birbirine yapışık halde olduğunu gördük. Gerçekleştirdiğimiz operasyonla mıknatısları çıkardık. Ameliyat sonrası hastamız üçüncü gününde taburcu edildi. Şu an genel durumu iyi" dedi. İki yaş ve üzerindeki çocuklarda yabancı cisim yutma vakalarının sık görüldüğüne dikkat çeken Uysal, "Bu yaş grubundaki çocuklar oldukça meraklı oluyor. Oyuncakların içindeki mıknatısları çıkarıp ağızlarına götürebiliyorlar. Ailelere uyarımız, bu tür cisimleri çocukların ulaşabileceği yerlerde bulundurmamalarıdır" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:48
Adil Kurban’dan TBMM’de Hekimlik Meslek Kanunu çağrısı
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, malpraktis süreçlerindeki hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde baskı oluşturduğunu belirterek, hekimlik mesleğinin güvence altına alınması için Hekimlik Meslek Kanunu’nun zorunlu hale geldiğini söyledi. HEKİMSEN ile Adalet ve Liyakatli Sendikalar Konfederasyonu (ALKON) Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gerçekleştirdiği ziyaretler sırasında hekimlik mesleğinin geleceğini yakından ilgilendiren başlıklara dikkat çekti. Kurban, malpraktis süreçlerinde yaşanan hukuki belirsizliklerin sağlık sisteminde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek kalıcı çözümün Hekimlik Meslek Kanunu ile mümkün olacağını ifade etti. "Hekimlik mesleği güvence altına alınmalı" Kurban, hekimlerin yalnızca tıbbi değil aynı zamanda hukuki risk altında görev yaptığını vurgulayarak, "Hekimlik mesleği hukuki güvence altına alınmadan sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinden söz etmek mümkün değildir. Malpraktis süreçlerindeki belirsizlikler hem hekim motivasyonunu hem de sağlık hizmet kalitesini doğrudan etkilemektedir" dedi. Adil Kurban, hazırlanan Hekimlik Meslek Kanunu taslağının hasta güvenliği, hekim sorumluluğu ve kamu yararını birlikte gözeten bütüncül yaklaşım sunduğunu belirtti. Savunmacı tıp uygulamalarının artışına, gereksiz tetkik yüküne ve sağlık hizmet maliyetlerinin yükselmesine dikkat çeken Kurban, mevcut hukuki altyapının hekimleri korumakta yetersiz kaldığını söyleyerek, bu durumun uzun vadede sağlık sistemini zayıflatabileceğini savundu. Reform çağrısı Kurban, TBMM’de yürütülen temasların amacının hekimlik mesleğini güçlendirecek kalıcı yasal düzenlemenin hayata geçirilmesi olduğunu belirterek, "Bu mesele yalnızca hekimlerin değil, toplumun tamamının meselesidir. Sağlık sistemimizin geleceği için güçlü bir Hekimlik Meslek Kanunu artık zorunluluktur" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:45
Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu
Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren bir anne, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Duygusal anların yaşandığı buluşmada hem anne hem de sağlık çalışanları o zorlu günleri yeniden hatırladı. Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Aslıhan Kayık, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Pandeminin ikinci döneminde tatil için bulunduğu beldede şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvuran Aslıhan Kayık’ın Covid-19 testi pozitif çıktı. 28 haftalık hamile olması nedeniyle riskli grupta değerlendirilen Kayık, Mersin Eğitim ve Araştırma Şehir Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Normal serviste oksijen desteğiyle takip edilen genç annenin durumu kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar, bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan annenin akciğerlerini toparlamaya çalıştı. Ancak solunum sıkıntısının artması üzerine acil doğum kararı verildi. 14 gün entübe kaldı Doğumun ardından 14 gün entübe edilerek uyutulan Kayık, zorlu sürecin ardından hayata tutundu. Bu sırada prematüre olarak dünyaya gelen oğlu da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Yaklaşık bir ayı aşkın süre hastanede kalan anne, taburcu olduktan sonra da bir yıl boyunca tedavi ve operasyonlar geçirdi. Yaşadığı süreci ‘hayata yeniden doğuş’ olarak tanımlayan Kayık, o günleri unutamadığını söyledi. "Hocam lütfen beni doğuma alın" O yaşadığı acı günleri anlatan Kayık, "Pandeminin ikinci dönemiydi. 28 haftalık hamileydim. Çok yoğun bir öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurduk. Testimin pozitif olduğunu öğrendik. Hamile olduğum için riskli olabileceğini söylediler ve Şehir Hastanesine yönlendirdiler. Evimize çok uzak olmasına rağmen gittik ve hemen yatışım yapıldı" ifadelerine yer verdi. Yaklaşık 5 gün serviste kaldığını ifade ederek konuşmalarına devam eden Kayık, "Sürekli oksijen desteği veriliyordu. Ama durumum iyileşmedi, aksine ağırlaştı ve yoğun bakıma alındım. Doktorlar bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan beni tedavi etmeye çalıştılar. Ama bir akşam nefes darlığım o kadar arttı ki artık dayanamayacak noktaya geldim. Harun Hocama ‘Hocam lütfen beni doğuma alın, artık dayanamıyorum’ dedim. Çok hızlı bir şekilde karar verildi ve doğuma alındım" dedi. "Ölüp geri dirilmiş gibiydim" Yoğun bakımda ölümle yaşam arasında geçen günlerini anlatan Kayık, "Doğumdan sonra 14 gün entübe edilmişim. O 14 gün boyunca ilaçların etkisiyle hayalle gerçeğin birbirine karıştığı rüyalar gördüm. Yoğun bakımda yaşananları rüyalarımda gerçek sanarak yaşadım. Çok farklı bir süreçti. Uyandırıldığımda odadaki doktorların ve hemşirelerin gözlerindeki mutluluğu hiç unutamıyorum. Hepsi başıma toplanmıştı, ‘Sen bizim umut ışığımız oldun’ dediler. Çünkü o dönemde çok fazla insanı kaybediyorduk. Benim iyileşmem onlara da moral olmuştu. Gerçekten ölüp geri dirilmiş gibiydim" şeklinde konuştu. "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim" Yoğun bakımda gözlerini açtığı ilk anı anlatan Kayık, "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim oldu. Hemen telefonlarından fotoğrafını gösterdiler. O anı hiç unutamam" dedi. "Tek derdim kızımı görmekti" Entübasyon sürecinin ardından temiz yoğun bakıma alındığını belirten Kayık, "Ekstübe olduktan bir iki gün sonra temiz yoğun bakıma geçtim. Ben ikinci katta yatarken oğlum üçüncü katta yenidoğan yoğun bakımdaydı. Yaklaşık 30-35 gündür çocuklarımı görmemiştim. Alican Hocama ‘Beni servise gönderin’ diye yalvarıyordum. Tek derdim kızımı görmekti" diye konuştu. "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım" Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilse de mücadelesinin bitmediğini dile getiren Kayık, "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım. Yaşadıklarımın çoğunu sonradan öğrendim. Taburcu olduktan sonra bir yıl boyunca tedavilerim sürdü, sekeller kaldı, operasyonlar geçirdim. Hala etkilerini yaşıyorum ama çok şükür hayattayım ve çocuklarımın yanındayım" şeklinde konuştu. "2 can söz konusuydu" Anestezi Uzmanı Dr. Harun Özmen, sürecin hem anne hem de bebek açısından son derece kritik geçtiğini söyledi. Özmen, "O dönemde çok sayıda ağır hasta vardı. Bu vakada iki can söz konusuydu ve her adımı çok dikkatli atmak zorundaydık" dedi. Hastanın yoğun bakıma kabul edildiği ilk anın tabloyu net şekilde ortaya koyduğunu belirten Özmen, "Hastamız ileri derecede solunum yetmezliği ile yoğun bakıma alındı. 28 haftalık gebeydi. Pandeminin en zor dönemlerinden birini yaşıyorduk. Akciğer tutulumu oldukça ağırdı. Hem anne hem bebek açısından çok hassas bir süreç yürüttük. Önceliğimiz annenin akciğer fonksiyonlarını toparlamaktı. Çünkü annenin stabilizasyonu sağlanmadan yapılacak her müdahale riski artırabilirdi" ifadelerini kullandı. "Annenin solunumunu toparlamayı hedefledik" Tedavi planının multidisipliner şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Özmen, "İlk etapta gebeliği sonlandırmadan annenin solunumunu toparlamayı hedefledik. Çünkü her erken doğum bebeğin riskini artırır. Ancak klinik tablo ağırlaştı. Solunum parametreleri kötüleşti. O noktada anne hayatı öncelikli hale geldi. Multidisipliner değerlendirme sonrası doğum kararı aldık" diye konuştu. "Onu bugün sağlıklı görmek en büyük ödül" Hastanın ekstübe edilerek kendi başına nefes almaya başladığı anın unutulmaz olduğunu dile getiren Özmen, "Ekstübasyon kararı verdiğimiz an çok dikkatliydik. Kendi solunumunun yeterli olup olmadığını yakından takip ettik. Başarılı şekilde cihazdan ayrıldığında ekip olarak büyük bir mutluluk yaşadık. O günlerde umut çok kıymetliydi. Onu bugün sağlıklı, çocuklarıyla birlikte görmek bizim için en büyük ödül" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:41
Ailelere önemli tavsiyeler: "Çocuklar daha fazla risk altında"
Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, kış aylarında artış gösteren çocukluk çağı enfeksiyonlarına karşı ailelere önemli uyarılarda bulundu. Kış mevsimiyle birlikte özellikle kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artmasının enfeksiyon riskini yükselttiğini belirten Dr. Özge Yurtseven, bağışıklığı güçlü tutmanın temel yollarını anlattı. Çocukları hastalıklardan korumanın en önemli yolunun dengeli beslenme ve düzenli uyku olduğunu vurgulayan Yurtseven, "Bir çocuğun belli saatlerde uyuyup belli saatlerde uyanması bağışıklık sistemini destekler. Uyku hijyenine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. Beslenmede ise protein ağırlıklı gıdaların yanı sıra mevsim meyve ve sebzelerinin düzenli tüketilmesi gerektiğini ifade eden Yurtseven, bu alışkanlıkların enfeksiyonlara karşı koruyucu rol oynadığını belirtti. "Kapalı ortam riski artırıyor" Kış aylarında çocukların uzun süre kapalı ortamlarda kalmasının enfeksiyon riskini artırdığına dikkat çeken Yurtseven, açık havanın önemine değindi. "Aileler ’Çocuğum üşür mü?’ diye endişe ediyor. Oysa çocuk uygun şekilde giydirildiğinde kısa süreli dışarı çıkması, temiz hava alması ve güneş görmesi bağışıklığını destekler. Uzun süre kapalı alanlarda kalmak solunum ve damlacık yoluyla bulaşan hastalıkların yayılmasına zemin hazırlıyor" diye konuştu. "Küçük çocukları öpmeyin" Özellikle kalabalık ortamlarda küçük çocukların ve bebeklerin yüzlerinden öpülmemesi gerektiğini belirten Yurtseven, yetişkinlerde hafif seyreden grip ve nezlenin çocuklarda daha ağır sonuçlara yol açabileceğini ifade etti. Yurtseven, "Yetişkinlerde basit görülen enfeksiyonlar bebeklerde ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu nedenle hasta yetişkinlerin çocuklardan uzak durması gerekir. Aileler bu konularda daha dikkatli olmalı" şeklinde konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 10:21
Damar yağlanmasının erken tespiti kalp krizi riskini önlüyor
Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek; "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, kalp damar hastalıklarının dünya genelinde en önemli ölüm nedenleri arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Kalp damar hastalıklarının erken teşhis ve düzenli kontrollerle önlenebileceğine dikkat çeken Akgün, özellikle risk grubunda bulunan vatandaşların ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Dünya genelinde kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler ilk sırada gelmektedir. Biz de bu hastalıkları krize neden olmadan, ani kalp durması dediğimiz ani kalp ölümüne yol açmadan tedavi etmeye çalışıyoruz" dedi. Aynı zamanda Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, düzenli kontroller sayesinde muhtemel kalp krizlerinin önüne geçilebileceğini ifade etti. "Hastalarımızın yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" Dikkat edilmesi gereken rahatsızlıklar için uyarılarda bulunan Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Kalp damar hastalığı özellikle 40 yaşın üzerindeki erkeklerde, 50 yaşın üzerindeki kadınlarda daha sık görülmektedir. Bunun yanı sıra şeker hastalığı olanlarda, kolesterol yüksekliği bulunanlarda, ailesinde kalp damar tıkanıklığı öyküsü olanlarda, sigara ve alkol tüketiminin yoğun olduğu kişilerde ve stresli bireylerde maalesef daha sık gözlemlenmektedir. Hastalarımıza; 40 yaşın üzerindeki erkeklerin ve 50 yaşın üzerindeki kadınların yılda bir ya da iki yılda bir kardiyoloji muayenesi olmalarını tavsiye ediyoruz" dedi. Yapılan muayeneye göre tedavi yöntemlerini planladıklarını ve hastaların tedavilerin ardından rahatlıkla eve gidebileceklerini belirten Uzm. Dr. Alperen Emre Akgün, "Muayenelerde öncelikle hastalarımızın şikayetlerini dinliyoruz. Şikayeti olmayan hastalarda ise kalp ve damar tıkanıklığı riskini hesaplıyoruz. Bu durum düşük veya orta riskli gruba giriyorsa, ilaçlı tomografi dediğimiz yöntemle hastalarımızın kalp ve damar riskini değerlendiriyoruz. Hastalar, işlemlerden sonra rahatlıkla eve gidebilirler. Çektiğimiz tomografi sayesinde eğer risk söz konusuysa tedavilerini planlayabiliyoruz" diye konuştu. "Damarlarda yağlanmayı tespit edip yapılan muayeneler ile belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" Kalp damarlarında tıkanıklık kadar yağlanmanın da ciddi risk oluşturduğunu ifade eden Akgün, uygulanacak tedavi yöntemlerinin hastanın durumuna göre belirlendiğini söyledi. Yapılan uygulamalar ve tedaviler ile kalp krizini riskini azaltılabildiğini belirten Uzm. Dr. Akgün, "Tedavi yöntemlerini buna göre ayarlıyoruz bu sayede belki 1-2 yıl içerisinde geçirilebilecek bir kalp krizini önlemiş oluyoruz" dedi. "Kontrollerinizi aksatmayın" Kalp sağlığının korunmasında düzenli kontrollerin büyük rol oynadığını ifade eden Uzm. Dr. Akgün, erken teşhisin hayat kurtardığını vurguladı. Uzm. Dr. Akgün, "Özetle kalp damar hastalıkları günümüzde ölümlerin en başta gelen sebepleri arasında yer almaktadır. Kontrollerinizi aksatmayın. Kalp kontrolleri önemlidir; hayatta kalmanıza ve sevdiklerinizle birlikte uzun yıllar sağlıklı yaşamanıza katkı sağlar" ifadelerini kullandı. Akgün, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli olarak kardiyoloji muayenesi yaptırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder