SAĞLIK
Yanlış antibiyotik kullanımına karşı eczacı uyarısı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 11:05 Yanlış antibiyotik kullanımına karşı eczacı uyarısı Eczacı Necmi Yılmaz, kış aylarıyla birlikte artan hastalıklara karşı vatandaşları uyararak, antibiyotiklerin yanlış ve reçetesiz kullanımının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Eskişehir’de eczacı Necmi Yılmaz, kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte grip, soğuk algınlığı ve viral enfeksiyon vakalarında artış yaşandığını belirterek, vatandaşların bu dönemde antibiyotikleri bilinçsizce kullanmaması gerektiğini söyledi. Antibiyotiklerin yalnızca doktor kontrolünde ve reçeteyle kullanılabileceğini vurgulayan Yılmaz, yanlış veya yarım bırakılan tedavilerin ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. "Antibiyotikler reçetesiz alınmamalı" Antibiyotiklerin yalnızca doktor kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Komşusundan, arkadaşından antibiyotik istemek doğru değil. Antibiyotiğe ihtiyacı yokken antibiyotik kullanımında bize ısrarcı olanlar olabiliyor. Biz de reçetesiz zaten antibiyotik satamıyoruz. Doktor ihtiyaç görürse antibiyotiği reçetelendirebilir" dedi. "Tedaviyi yarım bırakmak ciddi sonuçlar doğurabilir" Vatandaşların sıkça yaptığı bir diğer hatanın tedaviyi yarım bırakmak olduğunu belirten Eczacı Yılmaz, "Hasta iki gün sonra iyileşmeye başladığında ‘Ben iyi oldum’ deyip antibiyotiği kesiyor. Bu durumda tedavi yarım kalıyor. Antibiyotiğin 10 dozluksa bitene kadar düzenli şekilde kullanılması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Yanlış kullanım ölümcül sonuçlara yol açabilir" Yılmaz, yanlış antibiyotik kullanımının ilerleyen dönemde antibiyotik direncine neden olduğunu ifade ederek, "Yanlış antibiyotik kullanımında vücut direnç kazanıyor. Bu durumda ileride karşılaşılacak enfeksiyonlarda antibiyotikler yetersiz kalabiliyor. Allah korusun bu durum ölümcül bir enfeksiyona kadar gidebilir" dedi. "Grip aşısı ve hijyen en etkili korunma yolları" Vatandaşlara hastalıklardan korunma konusunda da tavsiyelerde bulunan Yılmaz, "Toplu taşıma kullanıyorsak ya da kalabalık ortamlara giriyorsak maske takabiliriz. Elleri sık sık yıkamak, dezenfektan kullanmak, vitamin takviyeleri almak ve grip aşısı yaptırmak da viral enfeksiyonlara karşı etkili önlemler arasında" diye konuştu.
Niğde’de yeni fizik tedavi üniteleri hizmete açıldı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 11:01 Niğde’de yeni fizik tedavi üniteleri hizmete açıldı Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastalara daha konforlu ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak amacıyla oluşturulan yeni fizik tedavi üniteleri hizmete girdi. Modern cihazlar ve hasta odaklı tasarımla yenilenen ünitelerde fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri artık daha geniş ve donanımlı alanlarda verilecek. Hastalar için konforlu bir ortam sağlanırken, tedavi süreçlerinin daha etkin ve verimli yürütülmesi hedefleniyor. Hastane bünyesinde hizmet veren Ergoterapi, Dil ve Konuşma Terapisi, DEMF-ÖDEM ve Elektroterapi üniteleriyle hastalara modern, bilimsel ve bütüncül bir tedavi anlayışı sunuluyor. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcısı Ebru Yılmaz yaptığı açıklamada, "Ergoterapi biriminde 0-10 yaş aralığındaki otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, serebral palsi, özel öğrenme güçlüğü ve gelişim geriliği gibi tanılar almış ya da tanı konulmamış ancak fiziksel ve duygusal becerilerde yaşıtlarının gerisinde olan çocuklar terapi seanslarına alınmakta. Bu süreçte çocukların öz bakım, okul, oyun ve serbest zaman aktivitelerine göre günlük yaşam becerileri geliştirilerek, toplumsal rollerini yerine getirmeleri hedefleniyor. Dil ve Konuşma Terapisi biriminde ise iletişim, dil, konuşma, ses veya yutma bozukluklarının değerlendirilmesi ve tedavisi gerçekleştiriliyor. Dil ve konuşma terapistleri; dil gelişim geriliği, sözel anlatım bozukluğu, öğrenme güçlükleri, zeka geriliği ve nörogelişimsel bozukluklar gibi durumlarda hastalara bireysel terapi hizmeti sunuyoruz" dedi. Ayrıca fizik tedavi ünitesi bünyesinde yer alan egzersiz salonu ve girdap banyosunun hastaların tedavi süreçlerini desteklemek amacıyla aktif olarak hizmet verdiğini belirten Yılmaz, tüm fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının uzman hekim ve fizyoterapistler tarafından kişiye özel olarak planlandığını söyledi.
Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde farkındalık etkinliği düzenledi
11 Ekim 2025 Cumartesi - 10:51 Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde farkındalık etkinliği düzenledi Mersin’in Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında düzenlediği farkındalık söyleşisi ile kaygı bozuklukları ve baş etme yöntemlerini ele aldı. Vatandaşlar, etkinlik sayesinde ruhsal farkındalıklarını artırma fırsatı buldu. Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla Tarsus Belediyesi Yeşil Salon’da, Sağlık İşleri Müdürlüğü’nde görev yapan Psikolog Kerim Çukurova tarafından ‘Günümüzde Kaygı Bozuklukları’ konulu farkındalık söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinlikte, çağımızın en yaygın ruhsal sorunlarından biri olan kaygı bozukluklarının nedenleri, belirtileri ve baş etme yöntemleri ele alındı.Psikolog Çukurova, günlük yaşamda stresle başa çıkma yolları, duygusal dayanıklılığı artırma ve gerektiğinde profesyonel destek almanın önemine dikkat çekti. Katılımcılar, söyleşi boyunca hem ruhsal farkındalıklarını artırma fırsatı buldu hem de ruh sağlığını koruma konusunda pratik bilgiler edindi. Etkinlik sonunda vatandaşlar, bu anlamlı etkinlik için Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç’a teşekkür etti. "Ruh sağlığı olmadan tam bir sağlık mümkün değildir" Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, yaptığı açıklamada, toplum sağlığının yalnızca fiziksel değil, ruhsal yönüyle de ele alınması gerektiğini ifade etti. Boltaç"Ruh sağlığı olmadan tam bir sağlık mümkün değildir. Kendimize iyi bakmak, ruhumuzu korumakla başlar. Bizler Tarsus’ta, vatandaşlarımızın hem beden hem de ruh sağlığı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çünkü sağlıklı bireyler, güçlü bir toplumun temelidir"dedi.
Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizlerde her 5 kişiden 1’i ruhsal sağlık sorunu yaşıyor
11 Ekim 2025 Cumartesi - 10:41 Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizlerde her 5 kişiden 1’i ruhsal sağlık sorunu yaşıyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında görevli Doç. Dr. Yavuz Yılmaz, doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler ve halk sağlığı acil durumlarının yalnızca fiziksel değil, derin psikolojik etkilere de sebep olduğunu belirterek, "Araştırmalar, bu tür krizler sırasında her 5 kişiden 1’inin ruhsal sağlık sorunu yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle felaket ve acil durumlarda bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini sağlamak yalnızca önemli değil, aynı zamanda yaşam kurtarıcı bir müdahale niteliği taşımaktadır" dedi. Doç. Dr. Yavuz Yılmaz, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün ruh sağlığının bireysel ve toplumsal iyilik halinin temel bir bileşeni olduğunu vurgulamak amacıyla kutlandığını belirtti. Yılmaz, "Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) tarafından 2025 yılı için belirlenen resmi tema, ‘Hizmetlere Erişim-Felaket ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı’ olmuştur. Bu tema, afetler, çatışmalar, salgınlar ve diğer insani krizler karşısında ruh sağlığı hizmetlerine erişimin önemine dikkat çekmektedir. Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler ve halk sağlığı acil durumları yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin psikolojik etkiler de oluşturmaktadır. Araştırmalar, bu tür krizler sırasında her 5 kişiden 1’inin ruhsal sağlık sorunu yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle felaket ve acil durumlarda bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini sağlamak yalnızca önemli değil, aynı zamanda yaşam kurtarıcı bir müdahale niteliği taşımaktadır" dedi. Ruhsal destek hizmetlerinin insanların duygusal dayanıklılığını güçlendirdiğini ve bireylerin yanı sıra toplumların da yeniden yapılanma sürecine katkı sağladığını kaydeden Yılmaz, "Bu doğrultuda sağlık ve sosyal hizmet kurumları, eğitim alanları ve toplum örgütleri el ele vererek özellikle en savunmasız bireylerin ihtiyaç duydukları desteğe ulaşabilmelerini sağlamalıdır. Kanıta dayalı ve toplum temelli ruh sağlığı hizmetlerine yatırım yapmak, kriz anlarında etkili bir destek sunmanın yanı sıra uzun vadeli iyileşmeyi ve toplumsal dayanıklılığı da güçlendirecektir. Bu özel günde, hep birlikte ruh sağlığının herkes için değerli, korunan ve erişilebilir olduğu bir dünya için farkındalığımızı ve çabalarımızı artırmalı; dayanışma, empati ve iyileşmeyi temel alan bir yaklaşımı benimsemeliyiz. Ruh sağlığı, insan onurunun ve toplumsal iyileşmenin vazgeçilmez unsurudur" diye konuştu.
Sinsice ilerleyen karaciğer yağlanması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor
11 Ekim 2025 Cumartesi - 09:53 Sinsice ilerleyen karaciğer yağlanması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, sinsi ilerleyen ve çoğu zaman tesadüfen tespit edilen karaciğer yağlanmasının ilaçlı tedavisinin olmadığını belirterek; "Amerika ve Avrupa’da siroz ve karaciğer naklinin en sık sebebi karaciğer yağlanmasıdır" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, karaciğer yağlanmasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Modern yaşamla beraber artan hareketsizlik ve yüksek kalorili aşırı beslenmenin sonucunda karaciğer yağlanmasının bir toplum sağlığı problemi olarak ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Acımış, "Karaciğerin içindeki yağ miktarının yüzde 5’in üzerine olması durumudur. Her üç kişiden birinde mevcuttur. Alkol dışı karaciğer yağlanması, basit karaciğer yağlanması, iltihabi karaciğer yağlanması, karaciğer sirozu ve karaciğer kansere kadar uzanan, geniş bir klinik yelpazede karşımıza çıkmaktadır. Karaciğer yağlanması, bir erken uyarı sistemi olarak değerlendirilmeli. Karaciğer yağlanması olduğunda, metabolik sendrom bileşenleri obezite, Hipertansiyon, kan yağı yüksekliği, kalp damar hastalıkları, insülin direnci ve şeker hastalığı ile beraberlikleri gözlenir. Karaciğer yağlanmasına özgü erken bir bulgusu yoktur, bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Karaciğerin detoks görevinin bozulması ile bağlantılı; enerji düşüklüğü, sağ üst kadranda dolgunluk ve ağrı yakınmaları ile başvururlar" diye konuştu. "Sinsi ilerleyip tesadüfen tespit ediliyor" Karaciğer yağlanmasının birçok vakada yapılan kan testlerinde veya başka nedenlerle çekilen ultrasonografide tesadüfen tespit edildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Acımış, "Sinsi seyretmesi, hastalar arasındaki farkındalığın olmaması ve günümüzde onaylanmış bir ilaç tedavisinin bulunmaması sebebi ile sarılık, kanama, morarma, karın bacak şişliği gibi karaciğer yetmezliği geç bulguları ile gelebilirler. Amerika ve Avrupa’da siroz ve karaciğer naklinin en sık sebebi karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğerin yağlanması, kendini koruma cevabıdır. Çoğu kemoterapi ilaçları, antibiyotikler özellikle parasetamol içeren ağrı kesiciler, mantar gibi toksinler, früktoz, mısır glukoz şurubu tatlandırıcılar karaciğerde alkol benzeri iltihap yapmakta, karaciğeri kolaylıkla yağlandırıyor. Basit karaciğer yağlanma tanısı konan hastalar, 10 yıldan fazla takip edilmişler, bunların sadece yüzde 3’ünde siroz gelişmiştir. Karaciğer yağlanmaların yüzde 20’si iltihabi karaciğer yağlanmasıdır. Fibrozisi de olan iltihabi karaciğer yağlanması hastalarda 5-10 yıllık süre içinde siroz gelişme riski yüzde 30’dur. En sık görülen ölüm nedeni yüzde 43 ile kalp kaynaklı hastalıklardır. İkinci en sık ölüm nedeni ise yüzde 23 ile karaciğer dışı kanserlerdir. Siroz ve karaciğer yetmezliğine bağlı ölümler yüzde 9 ile üçüncü sıradadır" ifadelerini kullandı. Karaciğer yağlanmasının tedavisine de değinen Uzm. Dr. Mehmet Acımış, şu tavsiyelerde bulundu: "Karaciğerde yağlanmanın düzelmesi için en az yüzde 5 kilo kaybı, eşlik eden fibroziste yoğun bağ dokusu artışına bağlı olarak ortaya çıkan katılaşma varsa düzelme sağlanması için en az yüzde 10 kilo kaybı hedeflenmelidir. Düşük kalorili diyetle kademeli olarak haftada 500 - 1500 gram kilo kaybı hedeflenir. Günde 30 dakika egzersiz programı şeklindeki yaşam tarzı değişikliği ve Akdeniz tipi diyet ideal diyet olarak tercih edilebilir. Bu diyetin temelini, taze meyve ve sebzeler, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, zeytinyağı, balık ve az miktarda süt ürünleri gibi doğal ve besleyici gıdalar oluşturur. Baklagiller ve tahıllar Akdeniz tipi diyet için büyük miktarlarda lif sağlar. Kırmızı et tüketimi ayda birkaç kez ile sınırlandırılmalıdır. Beyaz etler, yumurta ve süt ürünlerinin tüketimi orta düzeydedir. Bitkisel bazlı bir beslenme tarzıdır. Doğal, işlenmemiş gıdaları ön planda tutar, şekerli ve rafine ürünlerden uzak durmayı hedefler. Ölçülü meyve tüketimi gereklidir. Fırında ve haşlanmış yemekleri tercih ediniz. Hayvansal yağlardan, sakatat, yağlı et gibi kolesterol içeren yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Zeytinyağı, avokado, balık gibi omega-3 yağ asitleri bakımından zengin besinler karaciğer sağlığını destekler. Düzenli olarak günde 2 kupa ya da daha fazla filtre kahve alımı, bir kupa kahve ile alınan kahvenin miktarı, öğütülmüş kuru kahve için 5 gram civarı ve filtre kahve için 20-30 gramdır. Enerji içeriği yüksek yiyecek, işlenmiş et, fruktozlu ve paketli gıdalar ile tatlandırılmış gazlı ve şekerli içecekler, beyaz ekmek, yağlı hamur işlerinden, pastane fırın ürünlerinden kaçınılmalıdır. Fastfood ürünlerinden İşlenmiş gıda ve unlu mamullerden uzak durulmalıdır"
’Candida auris’e karşı Türkiye’nin en kapsamlı araştırması tamamlandı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 09:41 ’Candida auris’e karşı Türkiye’nin en kapsamlı araştırması tamamlandı Yakın Doğu Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi, çoklu ilaca dirençli mantar ’candia auris’ türüne karşı yeni bir ilaç çalışması başlattı. Yakın Doğu Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından "kritik öncelikli patojen" olarak tanımlanan Candida auris mantarıyla ilgili Türkiye’nin en kapsamlı bilimsel çalışmasını tamamladı. Çoklu ilaç direnci ve hastane yüzeylerinde uzun süre canlı kalabilmesi nedeniyle ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen bu mikroorganizma, enfeksiyon vakalarında yüzde 60’a varan ölüm oranlarına yol açabiliyor. Candida auris, ilk kez 2009 yılında Japonya’da tespit edilmesinin ardından kısa sürede altı kıtada 60’tan fazla ülkeye yayıldı. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) verilerine göre yalnızca 2023 yılında 18 Avrupa ülkesinde toplam bin 346 vaka bildirildi. Türkiye’den ise 2024 yılı raporuna göre 121 vaka kaydedildi. Yüzeylere yüksek tutunma oranı Araştırma kapsamında Türkiye’nin farklı bölgelerinden toplanan 47 Candida auris örneği analiz edildi. Çalışmayı yürüten Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Kalkancı’nın açıklamasına göre, bu örneklerin yüzde 95’inin güçlü biyofilm oluşturma özelliğine sahip olduğu belirlendi. Biyofilm, mantarın tıbbi cihazlar ve hastane ekipmanları gibi yüzeylere sıkı tutunmasını sağlayarak hem tedaviyi zorlaştırıyor hem de enfeksiyonun kalıcılığını artırıyor. Dirençli türlere karşı uyarı Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer, analiz edilen kökenlerin yüzde 31’inin yaygın kullanılan bir antifungal olan flukonazole karşı dirençli olduğunu belirtti. Ayrıca dört farklı biyosid maddeye karşı duyarlılık seviyelerinin değişkenlik gösterdiği de tespit edildi. Bu durum, bazı türlerin hastane yüzeylerinden geleneksel yöntemlerle tamamen temizlenmesinin zor olduğunu gösteriyor. Yrd. Doç. Dr. Seyer, "Hastalar antifungal tedaviyle iyileşse bile, ortamda canlı kalan mantarlar yeni enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bu nedenle enfeksiyonla mücadelede yalnızca hasta tedavisi değil, hastane yüzeylerinin etkin şekilde arındırılması da büyük önem taşıyor" dedi. Yeni molekül araştırmaları sürüyor Araştırma sonuçları, Türkiye’deki Candida auris kökenlerinin direnç profillerinin dünya ortalamasıyla benzer olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, bilim insanlarını yeni antifungal ajanlar üzerine çalışmaya yöneltti. Yürütülen araştırmalara İstanbul Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden bilim insanları da katkı sağlıyor. Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer, "Alternatif moleküller üzerine çalışmalarımız sürüyor. Sonuçları en kısa sürede bilim dünyasıyla paylaşmayı planlıyoruz" dedi. Bilimsel iş birliği öne çıkıyor Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve Mikrobiyolog Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ da proje ekibinde yer aldı. Prof. Dr. Şanlıdağ, Candida auris gibi çoklu ilaca dirençli mikroorganizmaların modern tıbbın karşı karşıya olduğu en önemli tehditlerden biri olduğunu belirtti. "Bu mantarın biyolojik özelliklerinin ve direnç mekanizmalarının ülkemizdeki örnekler üzerinden değerlendirilmesi çok kıymetli. Gazi ve Bilkent üniversiteleriyle yürüttüğümüz bu çalışma, bilimsel iş birliklerinin gücünü açıkça gösteriyor" diyen Şanlıdağ, proje kapsamında farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların katkısıyla daha etkili ve yenilikçi sonuçlar elde etmeyi hedeflediklerini vurguladı.
Manisa, Bağımlılık Psikiyatrisi Sempozyumuna ev sahipliği yaptı
10 Ekim 2025 Cuma - 17:19 Manisa, Bağımlılık Psikiyatrisi Sempozyumuna ev sahipliği yaptı Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi 1. Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin ev sahipliğinde, ‘bağımlılık psikiyatrisi’ ana temalı, 1. Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu düzenlendi. 1.Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu’na Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Cumhuriyet Başsavcısı Kurtca Eker, İl Sağlık Müdürü Mehmet Fatih Zeren, ulusal ve uluslararası üniversitelerden akademisyenler, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Bağımlılık psikiyatrisinin ele alındığı sempozyumda bilim dünyasından birçok akademisyen sunumlarını gerçekleştirdi, küresel bir sağlık sorunu haline gelen bağımlılıkla mücadelede , disiplinler arası bir yaklaşım benimsendiği vurgulandı. Bağımlılıktan arınmış gelecek nesiller vurgusu Sempozyumda konuşan Vali Vahdettin Özkan, bağımlılıkla mücadele kapsamında yerel ve ulusal stratejilerin belirlenmesinde yol gösterici olacak ‘Bağımlılık Psikiyatrisi’ ana temalı sempozyumun, sağlık alanında yükselen bir konumu olan şehrimizde yapılmasının önemine dikkat çekildi. Vali Özkan, toplum sağlığı ve gelecek nesiller için ortak sorumluluğa dikkat çekerek şunları söyledi: "Bağımlılıktan arınmış bir toplum hepimizin ortak temennisidir. Bağımlılık, sadece bireyi değil, aileyi, toplumu ve nihayetinde geleceğimizi tehdit eden çok boyutlu bir sorundur. Bu nedenle, bağımlılıkla mücadelede sadece tıbbi değil; sosyal, psikolojik, hukuki ve teknolojik bir bakış açısını benimsemek zorundayız. Bu sempozyumun ana teması olan "Bağımlılık Psikiyatrisi", bu çok boyutlu mücadelede bilimsel rehberliğe duyulan ihtiyacı karşılamayı amaçlamaktadır. Buradan çıkacak fikirler, öneriler ve bilimsel çıktılar, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin sağlıklı ve güvenli bir toplumda yetişmesi adına da son derece önemlidir." Dijital dönüşümle güçlenen mücadele Manisa’da dijital temelli bağımlılık yazılım çalışması hazırlandığı açıklayan Vali Özkan, yazılım sayesinde 15-65 yaş arasındaki vatandaşların sosyal risk profilinin belirlenebileceğini ve gerekli önlemlerin alınması için çalışma yapılacağını duyurdu. Vali Özkan, "Manisa’mızda bağımlılıkla mücadeleye yönelik kurumlarımızın ortak çalışması ile çok paydaşlı bir dijital proje hazırlanıyor. Valiliğimiz koordinasyonunda geliştirilen ve farklı kurumlarımızın iş birliğiyle yürütülen Bağımlılık Yazılım Projesi, bağımlılık riskini erken tespit etmeye ve riskli bireyleri doğru yönlendirmeye imkân tanıyacak çok kıymetli bir çalışmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin katkısıyla sürdürülen bu yazılım sayesinde, 15-65 yaş arası vatandaşlarımızın sosyal risk profili bilimsel olarak değerlendirilecek, gerekli yönlendirmeler zaman kaybetmeden yapılabilecektir. Bu, halk sağlığının korunması adına atılmış son derece stratejik ve öncü bir adımdır" dedi. "Bilimsel platformlarla bağımlılıkla mücadelede iyi bir yol alabileceğimize inanıyorum" Vali Özkan, bağımlılıkla mücadelenin toplumun her kesimini kapsayan bir seferberlik gerektirdiğini belirterek, "Genel düzenlemelerle bağımlılıkla mücadele eylem planlarını il ve ilçe bazlı hazırladık. Bağımlılıkla mücadelenin dijitalleşme, bilimsel dayanak ve kurumlar arası iş birliği temellerinde yürütülmesi gerekmektedir. Erken tanı, yönlendirme, rehabilitasyon zincirini oluşturup bilimsel platformlarla politika üretimi sağlanmalıdır. Sempozyumun çıktılarının bağımlılıkla mücadelede ulusal politikalara ve uygulamalara yön vermesini temenni ediyorum. Çözüm odaklı sonuçlarla bağımlılıkla mücadelede iyi bir yol alabileceğimize inanıyorum" dedi. Toplantıda, bilimsel verilerle desteklenmiş her adımın toplumu, daha sağlıklı, daha dirençli ve daha umut dolu bir geleceğe taşıyacağı belirtildi. Sempozyumun Ülkemizdeki bağımlılıkla mücadele politikalarına sağlayacağı katkı ile ulusal düzeyde yeni iş birliklerinin ve somut yol haritalarının oluşmasına zemin hazırlayacağı değerlendirildi. Toksikoloji alanında doğrudan ruhsat alan 6. merkez olan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumda akademisyenler ve katılımcılar kendi alanlarıyla ilgili bilgi verdi.
Tunceli’de sağlıkta iki önemli adım: Onkoloji Hizmet Birimi ve Mobil Kanser Tarama Aracı
10 Ekim 2025 Cuma - 15:40 Tunceli’de sağlıkta iki önemli adım: Onkoloji Hizmet Birimi ve Mobil Kanser Tarama Aracı Tunceli Devlet Hastanesi’nde Onkoloji Hizmet Birimi’nin açılması için hazırlıklar tamamlanırken, Mobil Kanser Tarama Aracı için ise girişimlerin başlatıldığı bildirildi. Tunceli Valisi ve Belediye Başkan Vekili Şefik Aygöl, Tunceli Devlet Hastanesi’ni ziyaret ederek Onkoloji Hizmet Birimi’nin faaliyete geçmesi için yürütülen çalışmaları yerinde inceledi. Vali Aygöl, ayrıca kanserle mücadelede erken teşhisi güçlendirecek Mobil Kanser Tarama Aracı’nın şehre kazandırılması için de girişimlerin sürdüğünü belirtti. "Vatandaşlarımızın hastalıklarını önceden teşhis ederek onlara önemli bir artı sağlamak istiyoruz" Vali Aygöl, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Şehrimizde, günde ortalama 2 bin 500 vatandaşımıza, kıymetli sağlık ekibimiz hizmet vermektedir. Bugün de bu doğrultuda, özellikle geldiğimiz günden beri vatandaşlarımızın en fazla talep ettiği hususlardan biri kanser hastalarımızın il dışında tedavi edilmesi hususuna bir çözüm arayışıydı. Bununla ilgili olarak ekiplerimiz hummalı ve çok güzel bir çalışma yaptı. Vatandaşlarımıza bu hususta 2 güzel haber vermek istiyorum. Birincisi, Onkoloji Hizmet Birimi’ni Devlet Hastanemizde çok kısa bir vakitte hizmete açacağız. Şu anda gerekli altyapı hazırlandı, hekimimiz ve sağlık ekibimiz oluşturuldu. 15-20 günlük bir süreç içerisinde de bu birimi hizmete açacağız. Bu konuda özellikle tanısı konulmuş olan hastalarımız tedavilerinin çok önemli bölümünü bu birimimizde yapılabileceklerdir. İkinci önemli bir husus da, kanserle mücadeledeki en önemli artımız erken teşhis konulabilmesi. Bu durum tedavide büyük bir rahatlık ve kazanım sağlıyor. Bu hususla ilgili olarak da şehrimize önemli bir hizmet daha kazandırmak istiyoruz. Mobil Kanser Tarama aracıyla ilgili olarak bir girişimde bulunuyoruz. Bu konuda İstanbul Tuncelililer Sağlık ve Eğitim Vakfımızın ve Tunceli İl Özel İdaresi’nin destekleriyle 6 milyon TL değerindeki tarama cihazını almak için girişimlerde bulunduk. Onu da en kısa vakitte şehrimizle buluşturmak ve vatandaşlarımızın hastalıklarını önceden teşhis ederek onlara önemli bir artı sağlamak istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Tepecik Hastanesinde 100’üncü kapalı kalp ameliyatı
10 Ekim 2025 Cuma - 15:34 Tepecik Hastanesinde 100’üncü kapalı kalp ameliyatı İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, minimal invazif cerrahide 100. vakasını tamamladı. Klinik, MİECC sistemiyle kapalı koroner bypass ameliyatını Türkiye’de ilk kez uygulayan merkez oldu. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği, 2018 yılında aort kapağı değişimiyle başladığı minimal invazif kalp cerrahisinde (halk arasında "kapalı kalp ameliyatı" olarak bilinen) önemli bir tecrübe eşiğini geride bıraktı. Kliniğin uzmanlık alanı, sadece kapak değişimleriyle sınırlı kalmadı. Bu yedi yıllık süreçte ekip, tecrübesini hızla genişleterek; kapalı mitral kapak, çoklu kapak, asendan aort, kalpte delik ve kalp kapak enfeksiyonu gibi komplike ameliyatları da minimal invazif yöntemle başarıyla gerçekleştirdi. Son olarak da bir yıl önce kapalı koroner arter bypass ameliyatları eklendi. Bu serinin en son ve en önemli adımı ise, Prof Dr Burçin Abud ve Doç Dr Kemal Karaarslan tarafından 100. hastaya uygulanan kapalı koroner arter bypass ameliyatı oldu. 100. vaka, kliniğin sadece sayısal değil, teknolojik olarak da öncü olduğunu kanıtladı. Bypass uygulanan hastada, Avrupa’da en son teknoloji ürünü olan MİECC (Minimal İnvazif Vücut Dışı Dolaşım) sistemi kullanıldı. Yapılan detaylı araştırmalar sonucunda, Tepecik Hastanesi’nin kapalı kalp ameliyatını MİECC sistemiyle birlikte kullanan Türkiye’deki ilk merkez olduğu belirlendi. SIRS’a karşı güçlü kalkan: MİECC’nin farkı MİECC sistemi, cerrahi esnasında hayati bir fark oluşturuyor. Normalde açık kalp ameliyatlarında uygulanan yüksek düzeydeki kan sulandırma ihtiyacı ortadan kaldırıyor. En önemlisi, kullanılan küçük vücut dışı dolaşım (perfüzyon), hastanın normal fizyolojik dolaşımına en yakın bir akış sağlıyor. Bu teknolojik üstünlük, hastanın kanı ve bileşenleri üzerindeki travmayı azaltarak, ameliyat sonrası en büyük risklerden biri olan SIRS (Sistemik İnflamatuar Yanıt Sendromu) riskini minimuma indiriyor. SIRS, açık kalp ameliyatları sonrası erken dönemde meydana gelebilen ve hastanın akciğer, karaciğer ve böbrek gibi kritik organlarında sorunlara yol açabilen ciddi bir durumdur. MİECC sistemi sayesinde organ hasarı riski azalıyor, böylece hastaların ameliyat sonrası süreçleri daha konforlu ve hızlı ilerliyor. Duruma göre hoşnutsuz sonuçlar doğurabilen bu zorlu sürece karşı önemli bir koruma sağlanmış oluyor. Başhekim Yakan: "İnsan odaklı sağlık hizmeti" İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Savaş Yakan, elde edilen bu başarının, kamu hastanesinin misyonunu yansıttığını belirtti. Prof. Dr. Yakan, "İzmir’deki bir kamu hastanesi olarak, 100. minimal invazif kalp ameliyatımızı en ileri teknoloji olan MİECC ile gerçekleştirmek, gurur verici. Bu başarı, ekibimizin tecrübesinin ve teknolojiye yatırımımızın bir sonucudur. Hedefimiz, daima hastalarımıza daha güvenli, daha az travmatik ve daha kısa iyileşme süreli, yani insan odaklı bir sağlık hizmeti sunmaktır. Bu alanda öncü olmaya devam edeceğiz." diye konuştu.