SAĞLIK
GAÜN Hastanesi’nde ‘Hemşireler Haftası’ coşkuyla kutlandı 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:30:54 Gaziantep Üniversitesi Hastanesi’nde 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında anlamlı bir program düzenlendi. Etkinlikte hemşireler arasında bilgi ve karaoke yarışması düzenlenirken, yarışmalarda dereceye giren katılımcılara hediyeleri takdim edildi. Karaoke yarışmasının jüri üyeleri arasında GAÜN Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Öğretim Görevlisi Yılmaz Kılınç da yer aldı. Renkli anlara sahne olan program, meslektaş dayanışmasını ve ekip ruhunu pekiştirdi. Programda konuşan GAÜN Hastanesi Müdürü Zülfiye Çiftçi, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil; fedakârlık, sabır, merhamet ve insan hayatına adanmışlığın simgesi olduğunu vurguladı. Uluslararası Hemşireler Birliği’nin 2026 yılı teması olan "Bizim hemşirelerimiz, bizim geleceğimiz. Güçlendirilmiş hemşireler hayat kurtarır" ifadesine dikkat çeken Çiftçi, hemşirelerin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirtti. Hemşirelerin sadece bakım veren değil; aynı zamanda bilimsel gelişmeleri takip eden, hasta güvenliğini sağlayan ve sağlık hizmetlerinin kalitesini yükselten profesyoneller olduğuna değinen Çiftçi, "Bir hastanın elini tutmanın ve ona ‘yanındayım’ demenin yerini hiçbir teknoloji alamaz" ifadelerini kullandı. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Latif Yılmaz ise konuşmasında hemşireleri "büyük bir aile" olarak gördüğünü belirterek, meslek hayatı boyunca hemşirelerle omuz omuza çalıştığını ifade etti. Yılmaz, "Bir hastanenin gerçek gücü cihazları değil, insanlarıdır. O insanların en önemli kısmı da hemşirelerdir" dedi. Yılmaz ayrıca pandemi ve deprem süreçlerinde hemşirelerin gösterdiği özveriye dikkat çekerek, bu mesleğin sabır, fedakârlık ve adanmışlığın adı olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda hemşirelerin Hemşireler Haftası’nı kutlayan Yılmaz, eşine de çiçek takdim ederek Anneler Günü ve Hemşireler Haftası’nı birlikte kutladı. Programa hastane başhekim yardımcıları, hastane müdürleri, müdür yardımcıları ve çok sayıda hemşire katılım sağladı. Renkli anlara sahne olan program pasta kesimiyle sona erdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:23 Beynimiz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, beynin 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başladığına dikkat çekerek, Alzheimer’a karşı en etkili korunma yönteminin "bilişsel rezervi artırmak" olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstrümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, davranış nörolojisi ve sağlıklı yaşlanma konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Davranış nörolojisinin; beyin hasarı ve nörolojik hastalıkların davranış, bellek ve diğer bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini inceleyen bir alt uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Seçkin, "Bellek, dikkat, konuşma, anlama, planlama, karar verme gibi işlevlerin yanı sıra kişilik değişiklikleri ve duygudurum bozuklukları da bu alanın kapsamındadır. Özellikle yaşlı bireylerde yeni ortaya çıkan davranışsal değişimler ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Yaşam süresi uzadı, ancak kalite aynı oranda artmadı" Tıptaki gelişmeler sayesinde 90-100 yaşın artık olağan hale geldiğini belirten Doç. Dr. Seçkin, "Hatta yeni hedef 150 yaş. Ancak uzun yaşam süresine aynı ölçüde yaşam kalitesi ekleyemedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıklar." dedi. Demans ile Alzheimer’ın sıkça karıştırıldığını vurgulayan Seçkin, demansın ilerleyici bilişsel bozukluk tablosu olduğunu, Alzheimer hastalığının ise demansa en sık yol açan hastalık olduğunu kaydetti. Alzheimer sinsi ve yavaş ilerliyor Alzheimer hastalığında beyinde anormal amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini belirten Seçkin, bu sürecin 10-20 yıl gibi uzun bir dönemde yavaş yavaş ilerlediğini ifade etti. İleri evrede hasarın geri döndürülemediğine dikkat çeken Seçkin, bu yüzden erken tanının hayati önem taşıdığını kaydetti. Unutkanlık ve kafa karışıklığının her zaman Alzheimer anlamına gelmediğini belirten Seçkin; beyin tümörleri, enfeksiyonlar, hidrosefali, beyin-damar hastalıkları ve COVID sonrası gelişen beyin sisi gibi farklı nedenlerin de benzer belirtilere yol açabileceğini söyledi. 60’lı yaşlar bilgeliğin zirvesi Yaş almanın sadece olumsuz yönleri olmadığını dile getiren Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynimiz 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başlar. Bu da yaşlanmanın olumsuz etkilerini, özellikle 60 yaşından itibaren yaşamamıza neden olur. Bu yaş grubunda beyin-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da beyin üzerindeki olumsuz etkileri belirginleşmeye başlar. Öte yandan 60’lı yaşlar beynin sinaptik yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdir. Sinaptik bağlantıların yoğunluğu yaşla beraber artan bir bilişsel rezerve sahip olmamıza yardımcı olur. Bu bilişsel rezerv çevresel ve diğer biyolojik faktörlerden de etkilenir. Ancak bu yaşlarda beynimiz en yüksek muhakeme gücüne ulaşır. Hafif unutkanlık eşlik etse de, bilgelik 60’lı yaşlardan itibaren ortaya çıkar. Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar. " Alzheimer’dan sonra en sık neden: Lewy cisimcikli demans Öte yandan Alzheimer’dan sonra demansa en sık neden olan hastalığın Lewy cisimcikli demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalığın Parkinson’a benzer bulgular gösterebildiğini söyledi. Yürüme bozuklukları, titreme, düşmeler ve REM uykusu davranış bozukluğunun tipik belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. 65 yaş altında ise en sık görülen demans tipinin frontotemporal demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalarda kişilik ve davranış değişikliklerinin ön planda olduğunu ifade etti. Risk faktörlerine dikkat Genetik yatkınlığın önemli olduğunu belirten Seçkin; hareketsizlik, sosyal izolasyon, kötü beslenme, alkol tüketimi, düşük eğitim düzeyi ve hava kirliliğinin Alzheimer riskini artırdığını söyledi. Seçkin, işitme ve görme kaybının tedavi edilmemesinin de riski yükselttiğini belirtti. Egzersiz beyni onarıyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Seçkin, fiziksel egzersizin beyin sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Seçkin, "Kardiyovasküler egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, Alzheimer’ın ilerlemesini en etkili şekilde yavaşlatan yöntemdir. Egzersiz sırasında kaslardan salgılanan bazı moleküller beyin onarımına katkı sağlar." dedi. Yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesinin başarıyı artırdığını ifade eden Seçkin, yeni geliştirilen anti-amiloid ilaçların hastalığın patolojisini hedef aldığını ve genetik tedaviler konusunda da umut verici gelişmeler yaşandığını sözlerine ekledi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:10 Kofçaz köylerinde KKKA ve kist hidatik hastalığı eğitimi Kırklareli’nin Kofçaz ilçesinde köylülere kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı hakkında eğitim verildi. Kofçaz Toplum Sağlığı Merkezi personeli, Kocatarla, Devletliağaç, Malkoçlar, Yukarı Kanara ve Tastepe köylerinde giderek, vatandaşlara kist hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıkları hakkında geniş bilgiler verip, korunma yöntemlerini anlattı. Havaların ısınmasıyla birlikte Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yeniden görülmeye başlayan KKKA vakaları endişe oluştururken, uzmanlar özellikle Kurban Bayramı öncesi kırsal alanlara gidecek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Ölümcül seyredebilme riski bulunan hastalığa karşı kene temasının hayati önem taşıdığı belirtilirken, vatandaşların açık renkli kıyafet tercih ederek keneyi erken fark etmesi, dış ortamdan döndükten sonra vücutlarını detaylı şekilde kontrol etmesi ve kene tutunması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. Uzmanlar, Kist Hidatik ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalıklarıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, keneler tarafından taşınan Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirüs grubuna ait bir virüsle oluşan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma, ishal ve ağır vakalarda kanama gibi tanılar ile seyrederek ölümlere neden olabilen zoonotik (hayvanlardan insanlara bulaşan) karakterli bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle karaciğer ve akciğer gibi organlarda yerleşen kist hidaktik, hayvanlardan insanlara bulaşabilen paraziter bir hastalıktır. Etkeni, Echinococcus granulosus isimli bir şerit solucanıdır. Dünya genelinde özellikle hayvancılıkla uğraşılan bölgelerde yaygın olan bu hastalık, zoonotik yani hayvan kaynaklı enfeksiyonlar arasında yer alır. İnsanlar bu hastalığın doğal yaşam döngüsünde konakçı değildir; ancak yanlışlıkla parazitin yumurtalarını ağız yoluyla alarak hastalığa yakalanabilirler. Kist hidatik hastalığı sinsi ilerleyen, belirtileri genellikle yıllar sonra ortaya çıkan bir sağlık sorunudur. Kistin büyümesiyle birlikte etkilenen organda baskıya bağlı şikayetler gelişir. Erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle çoğu vaka rutin görüntüleme sırasında tesadüfen fark edilir. Tedavi edilmediği takdirde ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için dikkatle izlenmesi gereken bir enfeksiyondur."
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 09:04 Uzmandan uyarı: "Demans ve alzaymır sadece unutkanlık, altına kaçırma değil cinsel dürtü bozukluğu da yapabilir" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, son dönemde gündem olan yaşlı bireylerin uygunsuz davranışlarının altında demans, alzaymır ve çeşitli psikiyatrik rahatsızlıkların yatabileceğini belirterek, "Bu hastalıkları sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir" dedi. Şen, yaşlı bireylerde zamanla kontrol mekanizmasının bozulabileceğini ifade ederek, "Bu görüntülerin sebebi, yaşlı hastalarda demans dediğimiz, alzaymır dediğimiz kısımda zamanla kontrol mekanizması bozulduğu için cinsel dürtü bozukluğu ortaya çıkabiliyor. Ya da psikolojik olarak bir rahatsızlığı varsa psikiyatri kliniğince takip edilmesi gereken bir kişiyken ailenin sahip çıkmaması üzerine, yalnız sokağa bırakması üzerine bunlar görülebiliyor" dedi. Toplum içinde sergilenen bu tarz davranışların ruhsal ve nörolojik sorunların belirtisi olabileceğini vurgulayan Şen, "Akli melekeleri yerinde olan bir insan, ruhsal sağlığı yerinde olan bir insan zaten toplumda, kamuya açık bir yerde bu hareketleri yapmaz. Bu hareketleri yapıyorsa nöroloji ve psikiyatri uzmanlarının toplumda farkındalık oluşturması gerekir" ifadelerini kullandı. Kendisinin de psikiyatri ve nöroloji rotasyonları yaptığını belirten Şen, demans ve alzaymır hastalarında cinsel dürtü bozukluklarının görülebildiğini aktararak, "Demansı sadece unutkanlık veya idrar kaçırma olarak yorumlamayalım. Bunlarda cinsel dürtü bozukluğu da olabilir. Bir nöroloji uzmanına, bir psikiyatri uzmanına gösterelim, sahip çıkalım. Sokağa tek başına bırakmayalım" diye konuştu. Teknolojinin gelişmesiyle bu tür görüntülerin daha görünür hale geldiğini ifade eden Şen, "Eskiden herkesin elinde cep telefonu yoktu, haber kanalları ’bize gönderin’ demiyordu. Şimdi bir WhatsApp hattı veriliyor, oradan paylaşılıyor. Dolayısıyla eskiden beri var olan bu olaylar, teknolojinin gelişmesiyle beraber daha kolay ulaşılabilir olduğu için daha çok görülür oldu" dedi. Pandemi sürecinin yaşlı bireyler üzerindeki etkilerine de değinen Şen, "Pandemi dönemiyle beraber en çok yaşlı insanlarımız öldü, sağlıkçılar öldü. Yaşlı insanların kendisini eve hapsettik ve ondan sonra bunlarda eklem problemleri başladı ve bu kişilerde demans, alzaymır artı buna benzer bozukluklar da arttı" ifadelerini kullandı.
Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:46 Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir" Uluslararası Epilepsi Günü nedeniyle açıklama yapan Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Dr. Ceyhun Sayman, epilepsi hastalığı, tedavi yöntemleri, belirtileri ve epilepsi ile yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara dikkat çekti. Sayman ’’Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ dedi. Epilepsinin farklı türlerde nöbetlerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Sayman, "Uluslararası Epilepsi Günü, epilepsi hastalığına yönelik farkındalık oluşturmak, halkı hastalık yönetimi konusunda bilgilendirmek ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmak amacıyla her yıl şubat ayının ikinci pazartesi günü düzenlenmektedir. Epilepsi, dünya genelinde her yaş grubunu etkileyebilen, doğru tanı ve uygun tedavi ile büyük oranda kontrol altına alınabilen kronik bir nörolojik hastalıktır. Ancak hastalığın kendisinden çok, toplumda var olan yanlış bilgiler, önyargılar ve damgalanma, epilepsi ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir" dedi. Epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri Hastane bünyesinde epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri hakkında da bilgi veren Nöroloji Uzmanı Dr. Sayman, "Hastanemiz Epilepsi Polikliniği’nde, Prof. Dr. Burak Yuluğ ve Doç. Dr. Şeyda Çankaya öncülüğünde asistan hekimlerimizle birlikte yaklaşık bir yıldır Alanya ve çevre ilçelerden başvuran hastalarımıza aktif olarak hizmet vermekteyiz. Polikliniğimizde epilepsinin tanı, tedavi ve izlem süreçleri güncel bilimsel rehberler doğrultusunda yürütülmekte, her hastaya özel, bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Amacımız yalnızca nöbet kontrolünü sağlamak değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal yaşamlarını, eğitim süreçlerini, çalışma hayatlarını ve psikolojik iyi oluşlarını desteklemektir" ifadelerini kullandı. Epilepsiye ilişkin yanlış inanışlara da değinen Dr. Sayman, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Zekâ geriliği ile eş anlamlı değildir. Epilepsi hastaları uygun tedavi ile eğitimlerine devam edebilir, çalışabilir, evlenebilir ve toplumun her alanında aktif olarak yer alabilirler. Doğru bilginin yaygınlaşması, erken tanı ve düzenli tedavi kadar önemlidir. 9 Şubat Dünya Epilepsi Farkındalık Günü vesilesiyle toplumun tüm kesimlerini epilepsi hakkında doğru bilgi edinmeye, önyargılardan uzak durmaya ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmaya davet ediyorum. Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:36 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:33 Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki Nevzat Karaca’ya plaket takdim etti. İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince ’Koruyucu Sağlık Hizmetleri’ kapsamında kent genelinde çalışmalar yapılıyor. Bu çerçevede Delikli Taş Aile Sağlığı Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nde verilen hizmetlerden yararlanan çok sayıda vatandaş sigarayı başarıyla bıraktı. Bu vatandaşlardan birisi olan Nevzat Karaca, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı aldığı destek sayesinde 1 hafta gibi çok kısa bir sürede bıraktığını söyledi. Vali Dr. Erdinç Yılmaz, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü sebebiyle Demirci ve sigarayı bırakan diğer vatandaşlarla bir araya gelerek plaket takdimi gerçekleştirdi. "Günde 3 paket sigara içiyordum" Sigarayı nasıl bıraktığını anlatan Nevzat Karaca, "Sağlık Bakanlığı’nın verdiği hapı 1 hafta kullandım, o iş bitti. Şu anda sigara içmiyorum. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Artık kendimi iyi hissediyorum, suyun ve uykunun bile tadını alıyorum. Vatandaşlara da çağrım, bir an önce sigarayı bıraksınlar. Sigaranın hiçbir getirisi yok, her gün götürüsü var. Benim sigarayı bırakmamla kendi yeğenlerimden 4 kişi daha bıraktı. Çevremdeki insanlar da sigarayı bırakmaya devam ediyorlar, ben onları örnek oldum" dedi. "Artık sağlık problemi yaşamıyorum" Yaklaşık 30 yıldır kullandığı sigarayı bırakan 46 yaşındaki Ergün Akkaya, "Sigarayı bırakma sürecimde ilk olarak eşim sağlıkla hayat merkezleriyle iletişime geçti. Burada sigara bırakma polikliniği olduğunu duymuş, bana tavsiye etti. Ben de oraya başvurdum, doktorlarımız ve sağlık personelimizin yardımlarıyla sigarayı bıraktım. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Gayet rahatım, artık sağlık problemi yaşamıyorum. Göğsüm sıkışıyordu, artık o hiç olmuyor. Koku olmuyor, ağız tadım yerine geldi. Kaliteli bir hayat sürüyorum, mutluyum. Herkese de sigarayı bırakmalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu. "Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara" Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz ise şunları söyledi: "Sigaranın dostluğu yok, sigara en sinsi düşman. Bu sinsi düşmandan bir an evvel kurtulmanız lazım. Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara. Alışınca bağımlılık yapıyor ama hiçbir şey bizim canımızdan daha kıymetli değil. Hadi diyelim kendi canınızı düşünmedik, bizi sevenleri düşünelim. Bize ihtiyaçları olan eşimiz, çocuğumuz, annemiz, babamız, yakınlarımız var. Onları düşünmeliyiz çünkü bu öldürüyor, bunu biliyoruz. Dolayısıyla ben bütün vatandaşlarımıza ve hemşehrilerimize diyorum ki sigarayı hemen bırakalım." Program sonunda Vali Yılmaz, sigarayı bırakan vatandaşlarla toplu hatıra fotoğrafı çekindi.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:22 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Profesörden korkutan sigara açıklaması: "Kadınlarda sigara kullanımı son 10 yılda yüzde 38 arttı"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:12 Profesörden korkutan sigara açıklaması: "Kadınlarda sigara kullanımı son 10 yılda yüzde 38 arttı" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Türkiye’de sigara kullanımının özellikle kadınlar arasında alarm verici boyutlara ulaştığını söyledi. Özkaya, "Kadınlardaki sigara kullanımı artışı Cumhuriyet tarihinin rekor seviyesindedir" dedi. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Özkaya, "2012 ile 2022 yılları arasındaki verilere baktığımızda, ülkemizde sigara içme oranı genel olarak yüzde 20 arttı. Erkeklerde bu artış yüzde 12 düzeyindeyken, kadınlarda yüzde 38 gibi çok ciddi bir artış söz konusudur. Bugün erkeklerin yüzde 45’i, kadınların ise yüzde 19’u sigara içiyor. Özellikle 35-44 yaş grubundaki kadınlarda tütün kullanımı Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştı. Bu yaş grubunda her dört kadından biri sigara içiyor" dedi. "Sigara kullanımının artması, gençlerde ve çocuklarda sigarayla temas riskini de artıracak" Kadınlarda sigara bağımlılığının artmasının toplumsal sonuçları olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Özkaya, "Kadın, anne figürü toplumda önemli bir rol modeldir. Kadınlarda sigara kullanımının artması, gençlerde ve çocuklarda sigarayla temas riskini de artıracaktır. İkinci önemli sorun ise kadınların sigarayı bırakmasının erkeklere göre daha zor olmasıdır. Bırakma oranları erkeklerin gerisinde seyrediyor" şeklinde konuştu. "Kadınlarda akciğer kanseri vakaları belirgin şekilde artıyor" Akciğer kanseri vakalarındaki artışa da dikkat çeken Özkaya, "Son yıllarda hem sigara içen hem de hiç sigara kullanmamış bireylerde akciğer kanseri vakalarında dikkat çekici bir artış görüyoruz. Özellikle kadınlarda adenokarsinom tipi akciğer kanseri belirgin şekilde artış göstermektedir., Yapılan son araştırmalara göre akciğer kanseri teşhislerinin yaklaşık yüzde 20’si hiç sigara içmemiş bireylerde konuluyor. Bunun en önemli nedeni pasif içiciliktir. Yani siz sigara içmeseniz bile, yakın çevrenizde sigara içiliyorsa akciğer kanseri riskiyle karşı karşıya kalabilirsiniz" ifadelerini kullandı. "Sigara kadınlarda kalp krizi ve cinsiyete özgü kanserleri de artırıyor" Sigaranın kadın sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özkaya, "Sigara kullanımı kadınlarda sadece akciğer kanseri riskini değil, kalp krizi riskini de ciddi şekilde artırmaktadır. Ayrıca gebelikle ilgili sorunlar, bebek sağlığı problemleri ve rahim ağzı kanseri gibi cinsiyete özgü hastalıklar da sigarayla doğrudan ilişkilidir" dedi. Özkaya sözlerini şöyle tamamladı: "Sigara içen kadınlarda, kanserle ilişkili bazı gen mutasyonlarını erkek içicilere göre daha sık görüyoruz. Bu nedenle kadınlarda sigara kullanımı, çok daha dikkatle ele alınması gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur."
Diyarbakır’da tütünle mücadele güçleniyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:41 Diyarbakır’da tütünle mücadele güçleniyor Diyarbakır genelinde tütün bağımlılığıyla mücadele çalışmaları, hizmet çeşitliliği, teknolojik altyapı ve erişilebilirlik açısından her yıl daha da güçlenerek devam ediyor. 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, yürütülen çalışmaların bilimsel yöntemler ve profesyonel danışmanlık hizmetleri temelinde sürdürüldüğünü belirtti. Uzm. Dr. Emre Asiltürk, sigaranın birey sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek, "Sigara içilen her an, sağlıktan ve gelecekteki mutlu günlerden verilen bir ödündür. Bugün o paketi bir kenara bırakmak, kendinize ve sevdiklerinize verebileceğiniz en değerli hediyedir’’ dedi. İl genelinde hizmet veren Mobil Sigara Bırakma Polikliniği, özellikle sağlık kuruluşlarına erişimde zorluk yaşayan kırsal bölgelerdeki vatandaşlar ile yoğun iş temposu nedeniyle zaman ayıramayan bireyler için önemli bir kolaylık sağlıyor. Uzman ekipler tarafından yürütülen mobil hizmet kapsamında, karbonmonoksit ölçümü, nikotin bağımlılık testleri, bireysel danışmanlık hizmetleri sunuluyor. Tütün bağımlılığı tedavisi eğitimi almış hekimlerce yapılan değerlendirmeler sonucunda gerekli görülen kişilere ilaç tedavisi başlanıyor ve kişiye özel "Bırakma Planları" oluşturuluyor. Düzenli takip ve motivasyon desteği ise tedavi sürecinin sürdürülebilirliğini artırıyor. 2025 yılı boyunca Diyarbakır’da tütün bağımlılığıyla mücadele hizmetlerine yoğun başvuru gerçekleşti. İl genelindeki verilere göre 2 bin 88 kişi sigara bırakma polikliniklerine başvurdu, bin 199 kişiye ilaç tedavisi başlandı, 224 kişi sigarayı tamamen bıraktı. Bu sonuçlarla birlikte Diyarbakır’da sigara bırakma başarı oranı yüzde 10,72 olarak kaydedildi. Tütünle mücadele çalışmaları Yenişehir KETEM, Ergani Sağlıklı Hayat Merkezi, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Talaytepe Sağlıklı Hayat Merkezi, Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi, 26 Kasım 2025 itibarıyla hizmete giren Çermik İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde sürdürülüyor. Hizmet kalitesini artırmak amacıyla 2025 yılında 62 hekime özel eğitim verildiğini belirten Uzm. Dr. Emre Asiltürk, kapasite artırım çalışmaları kapsamında bu eğitimin 24 Şubat 2026 tarihinde yeniden düzenleneceğini ifade etti. Uzm. Dr. Emre Asiltürk, "Sigarayı bırakmak için en doğru zaman, karar verdiğiniz andır. 9 Şubatı sağlığınız için bir milat yapın’’ diye konuştu.
Kilis’te ’Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde vatandaşlar bilgilendirildi
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:38 Kilis’te ’Dünya Sigarayı Bırakma Günü’nde vatandaşlar bilgilendirildi Her yıl milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan tütün bağımlılığıyla mücadele kapsamında ’9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü’ dolayısıyla Kilis’te vatandaşlara bilgilendirme yapıldı. Kilis’te Aile Sağlığı Merkezleri ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sigara kullanan vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Yetkililer, sigaranın zararları ve bırakma yöntemleri hakkında vatandaşlara bilgi verdi. Kilis İl Sağlık Müdürü Kadir Söylemez, Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, sigaranın içeriğinde 4 binden fazla kimyasal madde bulunduğunu belirterek, bu maddelerin insan sağlığına ciddi zararlar verdiğini söyledi. Söylemez, "Sigaranın kanserojen etkisinden tutun da akciğere ve kalbe ek yük oluşturarak damar sertliği, hipertansiyon ve kalp yetmezliği gibi birçok hastalığa sebebiyet verdiği bilinmektedir. Bu vesileyle vatandaşlarımıza ‘Sigarayı bırak, hayatını değiştir’ çağrısında bulunuyoruz" dedi. Sigara bırakmak isteyen vatandaşların Alo 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı’ndan destek alabileceğini ifade eden Söylemez, Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin de bu konuda hizmet verdiğini kaydetti. İl genelinde sigara bırakma hizmetlerinin yaygınlaştırılacağını belirten Söylemez, "Yaklaşık bir ay içerisinde ilimizde tüm aile hekimliklerimizde sigara bırakma polikliniği açmayı planlıyoruz. Hastanemizde şu anda aktif olarak hizmet veren iki sigara bırakma polikliniğimiz bulunmaktadır. Tüm vatandaşlarımızı sigarayı bırakmaya davet ediyoruz" diye konuştu. Sigara kullanan vatandaşlar ise sigarayı bırakmak için çaba göstereceklerini ifade etti.
Dr. Kadriye Kayabaşı: "Asrın pandemisi sigara"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 14:23 Dr. Kadriye Kayabaşı: "Asrın pandemisi sigara" Dünyada 8 milyon kişinin ölümüne sebep olan sigara bağımlılığının çok büyük sağlık sorunlarına sebep olduğunu belirten uzmanlar, sigaranın ’asrın pandemisi’ olduğunu ifade ediyor. Çağın en büyük sorunu olarak görülen sigara nedeniyle her yıl 8 milyon kişi hayatını kaybediyor. Pasif içicilik nedeniyle de her yıl 1 milyon kişinin hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Bağımlılığın çok büyük sağlık sorunlarına sebep olduğunu belirten uzmanlar, sigaranın ’asrın pandemisi’ olduğunu ifade ediyor. Asrın pandemisi: Sigara 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü ile ilgili konuşan Doktor Kadriye Kayabaşı, "Ne yazık ki hep griplerden, Covid-19’dan, influenzadan bahsediyoruz ama aslında asrın pandemisi sigara. Dünyada her yıl 8 milyon insanı sigaraya, yine 1 milyon insanı pasif içiciliğe bağlı nedenlerden dolayı kaybediyoruz. O yüzden sigara bizim çağımızın en büyük ölümcül problemi. Sigara Bırakma Polikliniğinde, danışanlarımız hem MHRS üzerinden randevu ile hem de bizzat başvurarak randevu alıp bizimle iletişime geçiyorlar. Şu an yeni başlayan bir sistemimiz de var; uzaktan değerlendirme, eğer ki danışanlar yoğunluklarından, çalışma şartlarından, çocuklarından dolayı gelemiyorlarsa biz de MHRS üzerinden, uzaktan değerlendirmeyle başvurup telefonlarına giden linkle bağlantı kurup görüşme sağlayabiliyoruz" dedi. "Amacımız sigarayı bırakma eyleminin devamlılığını sağlamak" Randevuların MHRS üzerinden alındığını ifade eden Dr. Kayabaşı, "Bu görüşmede de bağımlılıklarını ölçüyoruz; yüksek mi, orta mı yoksa az derecede mi bağımlı diye. Konuşuyoruz neden bırakamadığını ve bırakamama sebepleri arasında neler var. Psikolojik kökenliyse burada psikologlarımız da var, davranış terapi yöntemleriyle onlara destek olmaya çalışıyoruz. Bakıyoruz eğer bağımlılığı yüksekse ve bunu psikolojik yöntemlerle aşamıyorsa farmakolojik tedaviye başvuruyoruz ve Sağlık Bakanlığının bize verdiği ilaçlarla destek sağlıyoruz ve bırakan danışanlarımız oluyor. İlacımıza başladıktan 1 hafta sonra tekrar görüşmeye çağırıyoruz, bırakma günü belirliyoruz, bırakabilip bırakamadığını sorguluyoruz. Eğer ilaçla bıraktırıyorsak 1 ay sonunda ilaç bittikten sonra düzenli olarak kişiyi görüşmelere çağırıyoruz. Aslında amacımız sigarayı bırakma eyleminin devamlılığını sağlamak" ifadelerine yer verdi. "Sigarayı bıraktırmak benim için nesillerimizi kurtarmak anlamına geliyor" ’Sigarasız Türkiye’ sloganı ile yola çıkıldığını söyleyen Kadriye Kayabaşı, "Dünyadaki en büyük ölüm nedenlerinden biri olan sigara asrımızın en büyük pandemisi, problemi. Sigarayı bıraktırmak benim için nesillerimizi kurtarmak anlamına geliyor. Bir kişi sigarayı bıraktığında kendi evlatlarına, torunlarına, ecdadına aslında bir miras bırakıyor. Hem sağlıklı bir nesil hem de sağlıklı bir dünya için sigarayı bırakmamız gerekiyor. Sivas’taki sağlık çalışanları olarak bir hayalimiz var; Sigarasız Sivas, Sigarasız Türkiye diyoruz" şeklinde konuştu.