SAĞLIK
İşte uzmanından Ramazan Bayramı’nda beslenme tavsiyeleri 19 Mart 2026 Perşembe - 10:43:29 Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, Ramazan Ayı sonrası beslenme ile ilgili, vatandaşlar beslenme tavsiyelerinde bulundu. "Yemek yemeye uyum sağlarken, Ramazan Bayramı’yla birlikte eski beslenme düzenine dönüş başlar diyen Aziziye Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyeni Melike Karataş, daha sonra şöyle konuştu, "Günlük beslenme düzenine dönüş sırasında yapılan bazı beslenme hataları, sindirim sisteminde sorun yaşanmasına sebep olabilir ya da kan şekerinin hızlı yükselmesine yol açabilir. Bu sebeple hayatın her anında önemli olan sağlıklı ve dengeli beslenme, Ramazan Bayramı’nda da önemini korur hatta Bayram boyunca ikram edilen börek, şerbetli tatlı gibi karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek yiyecekler göz önünde bulundurulunca daha da dikkat edilmesi gereken bir hal alır." Öğün sayısı birden artırılmamalı Karataş, gündüz açlığına alışmış olan sindirim sistemine yüklenmemek gerektiğini ifade ederek, "Sindirim sorunları yaşamamak için öğün sayısı yavaş yavaş artırılmalıdır. Gün içerisinde direkt 3 ana ve 3 ara öğünle yeni beslenme düzenine geçmek yerine, Ramazan öncesi alışkanlığa göre 3 ana öğünle başlayıp günler geçtikçe ara öğünleri teker teker eklemek daha doğru olacaktır. Bayram ziyaretlerinde ise ikram edilecek yiyecekleri de düşünerek öğünler arasında en az 2-2,5 saat ara bırakılmalı; bu ara 4-4,5 saati geçmemelidir" dedi. Öğünlerde denge sağlanmalı Bayram sabahını coşkuyla karşılanırken bayramın ilk öğününde kahvaltı olabildiğince sade ve hafif tutulması gerektiğini anlatan Diyetisyen Melike Karataş, "Hafif ve dengeli bir kahvaltı, sindirim sisteminin daha rahat etmesini sağlamakla birlikte gün içerisinde kan şekeri dengesini korumayı da kolaylaştırır. Kahvaltıda yumurta, peynir, zeytin, mevsim sebzeleri ve tam buğday ekmeği tüketmek protein bakımından yeterli, sağlıklı yağ kaynağı içeren, posadan zengin ve glisemik indeksi düşük bir öğün yapılmasını sağlar. Böylece güne başlarken kan şekerinin hızla yükselmesi önlenir ve gün içerisinde tatlı yeme isteğini kontrol altına almak kolaylaşır. Ayrıca kahvaltıda sucuk, sosis gibi işlenmiş et ürünleri; kızartma gibi yağ içeriği yüksek yiyecekler; bal, reçel, pekmez gibi şeker oranı yüksek tatlılar ve börek, poğaça gibi hamur işleri tüketmek sindirim sisteminde sorunlar yaşanmasına sebep olabilmekle birlikte gün içerisinde bayram ziyaretlerinde yapılacak ikramlarda küçük kaçamakları vücudun tolere etmesini zorlaştırabilir. Hafif ve dengeli bir kahvaltı ile gün içerisinde tüketilme ihtimali olan tatlı ve börek gibi yiyeceklerden gelecek olan yüksek şeker oranının ve yüksek kalorinin dengelenmesi kolaylaşacaktır. Gün içerisinde ikramlıkların etkisiyle ana öğünler atlandıysa, ara öğünlerde karbonhidrattan ve yağlardan zengin bir tüketim gerçekleştiyse günlük dengeyi korumak adına akşam yemeğinde hafif yemekler tercih edilmelidir. Gün içerisinde tüketimi ihmal edilmiş olan sebzeyle birlikte protein kaynağı olan az yağlı bir kırmızı ete ya da tavuk etine yer verilerek öğün planlaması yapmak günlük beslenme dengesini sağlamaya yardımcı olacaktır. Bunun için akşam yemeğinde çorba, salata ve az yağda veya yağsız pişirilmiş bir tavuk ya da etli sebze yemeği, kuru baklagil yemeği, yoğurt ve tam buğday ekmeği ile yapılacak öğünler iyi seçenekler arasındadır" diye konuştu.
19 Mart 2026 Perşembe - 10:27 Uzmanından bayramda sağlıklı beslenme uyarısı Malatya İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Diyetisyeni Türkan Karacaoğlan, Ramazan Bayramı öncesi vatandaşlara sağlıklı beslenme konusunda uyarılarda bulundu. Diyetisyen Türkan Karacaoğlan, Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeninin bayramla birlikte yeniden dengelenmesi gerektiğini belirterek sahur alışkanlığının gece beslenmesine dönüşmemesi için uyku düzeninin yeniden sağlanması gerektiğini ifade etti. Karacaoğlan, oruç sürecinde azalan öğün, su tüketimi ve fiziksel aktivite nedeniyle metabolizmanın yavaşladığını da kaydederek bayramda artan yeme isteğine karşı sindirim sorunları yaşamamak ve kan şekerini korumak için besinlerin az ve sık aralıklarla tüketilmesi, iyi çiğnenmesi ve öğün aralarının 2 ila 4-5 saat arasında olması gerektiğini söyledi. Bayram sabahına hafif bir kahvaltıyla başlanmasını tavsiye eden Karacaoğlan, yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek, çiğ sebzeler ile ceviz ve badem gibi besinlerin tercih edilmesi gerektiğini, kızartma ve ağır yiyeceklerden uzak durulmasının önem taşıdığını ifade etti. Bayram ziyaretlerinde ikram edilen tatlılara da değinen Karacaoğlan, şerbetli ve hamurlu tatlıların küçük porsiyonlarda tüketilmesi gerektiğini, mümkünse sütlü ve meyveli tatlıların tercih edilmesini önerdi. Sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade eden Karacaoğlan, çay, kahve ve gazlı içeceklerin suyun yerini tutmayacağını belirterek günde en az 2-2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini kaydetti. Fiziksel aktivitenin önemine de dikkat çeken Karacaoğlan, bayram ziyaretlerinde kısa mesafelerin yürüyerek gidilmesi ve asansör yerine merdiven kullanılmasının metabolizmayı destekleyeceğini söyledi.
19 Mart 2026 Perşembe - 10:14 Bahar aylarındaki göz alerjisi görme kaybına yol açabilir Bahar ayları, uzun ve soğuk kış sonrası ortaya çıkan polen seviyelerinin yükselmesi sebebiyle alerjiye yatkın insanlar için rahatsız edici olabiliyor. Bu dönemde alerjik bünyede olan pek çok kişi gözlerinde kırmızılık, sulanma, batma ve kaşınma yaşayabiliyor ve bu durumun kısa sürede geçeceğini düşünüyor. Ancak, sıradan gibi görülen bu durum görme bozukluğu ya da görme kaybına sebep olabiliyor. Bahar aylarında en çok görülen hastalıklar arasında başı çeken göz alerjileri, alerjik bünyedeki kişileri olumsuz etkiliyor. Medicana Bursa Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Adnan İpçioğlu, bahar aylarında yoğunlaşan polenlerin ve gözle görülmeyen tozların gözlerde alerjiye yol açtığını belirterek, bunun tedavi edilmediğinde görme kaybına kadar uzanan ciddi sorunlara sebep olabileceğini söyledi. Gözü kaşımak kornea yapısını bozabilir Göz alerjilerinden korunmak için birkaç püf nokta olduğunu belirten Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Öncelikle alerjik bünyesi olan kişilerin tozlu ortamlardan uzak durması gerekir. Bu süreçte, gözlerde yanma, batma ve kaşıntı şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Özellikte gözdeki meydana gelen kaşınma, bazı kimselerde gözün önündeki saydam tabaka olan korneanın yapısında bozulmalara sebep olur. Kesinlikle kaşıntı durumunda göze dokunulmamalıdır. Çünkü basit bir kaşıntının neden olduğu en ciddi sorun, görme kaybına yol açan keratokonustur" diye konuştu. Güneşe karşı korunmak gerekir Güneşin de gözdeki alerjiyi tetiklediğine dikkat çeken Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Güneşteki ultraviyole, yanmayı, batmayı, kızarıklığı artırır. Bunun için güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması; çıkmak gerekiyorsa da korunmak gerekir. UV korumalı güneş gözlüğü kullanmak, alerjik konjonktivitlerden ciddi bir şekilde korumaktadır" dedi. Göz alerjisinin tedavisinin başlarda hafif ilaçlarla yapıldığını belirten Op. Dr. Adnan İpçioğlu, "Daha ciddi vakalarda yoğun ilaç kullanımı da gerekebilir. Onun için doktor kontrolü bu noktada çok önemlidir. Kişilerin göz alerjisini anladığı anda göz hekimine başvurması büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.
Ankara’da yerli mobil dijital röntgen cihazı hizmete sunuldu
11 Aralık 2025 Perşembe - 13:24 Ankara’da yerli mobil dijital röntgen cihazı hizmete sunuldu ASELSAN tarafından yerli ve milli imkanlarla geliştirilen mobil dijital röntgen cihazı, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete sunuldu. ASELSAN tarafından yerli ve milli imkanlarla geliştirilen mobil dijital röntgen cihazının hastanelere dağıtımına başlandı. Düşük radyasyon seviyesi ve yapay zeka destekli yapısıyla öne çıkan cihaz, kullanıcıya tıbbi ve teknik alanlarda destek sunan uygulamalarla birlikte hizmete girdi. Yurt genelinde dağıtımına bugün başlanan röntgen cihazının Ankara’daki teslimatı Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yapıldı. Cihazın teslim törenine Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta, Ankara İl Sağlık Müdürü Dr. Ali Niyazi Kurtcebe ve ilgili kurum ile kuruluş yetkilileri katıldı. "Üretilen cihaz şu an kullanılabilen cihazların üst versiyonunda bir cihaz" ASELSAN tarafından üretilen yerli ve milli röntgen cihazının yurt genelinde hastanelerin ihtiyaçlarına göre dağıtımının yapılacağını belirten Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Dr. Hakan Usta, "Üretilen cihaz dünya standartlarında bir kısım özellikleriyle şu an kullanılabilen cihazların üst versiyonunda bir cihaz. Tamamen dijital bir cihaz ve vatandaşın daha az radyasyon almasını sağlayan, tüm teknolojik donanımlara da sahip bir cihaz olarak hizmete bugün itibarıyla sunulmuş oldu. Bugünden itibaren dağıtımlara başladık. İlk teslimatı burada yapmış olduk. ASELSAN bu yıl için kapasite olarak 30 tane cihaz üretebildi. Bir sonraki yıl bunu 120-130 şeklinde alımlarımıza devam edeceğiz. Şimdilik hesaplamamız 330 civarında bir cihazı ASELSAN üreterek bizim hizmetimize sunmuş olacak. Biz de hastanelerimizin ihtiyaçlarına göre dağıtımlarını yapmış olacağız ama bu ilk 30 cihaz bu hafta içerisinde bütün planlı hastanelerimize gitmiş olacak" dedi. "Cihazın radyasyonun az olması ve yapay zeka destekli olması bizim için çok önemli" Yerli röntgen cihazının diğer röntgen cihazlarına göre daha az radyasyon yaydığını ifade eden Usta, "Cihazın özellikle dijital olması, radyasyonun az olması ve yapay zeka destekli olması bizim için çok önemli. Cihaz kullanıcıya tıbbi ve teknik konularda destek veren uygulamaları da barındırıyor. Artık yapay zekanın birçok konuda devreye girdiği durumda bizim tıbbi cihazlarımızın da bundan eksik kalmaması adına güzel bir örnek. Bu cihazın Türkiye’de yerli bir sermayeyle ve yerli bir mühendisle üretiliyor olması, bizleri derinden mutlu etmesi gerekiyor. Çocuklarımıza da, gençlerimize de bu anlamda ışık tutulması gerekiyor. Bu bundan sonraki üretimler için de ışık olacak bir durum. İnşallah üretimler ASELSAN ve diğer şirketlerle birlikte devam edecek. Hem sağlık camiamız teknolojiyi üst düzeyde kullanarak daha doğru teşhis koyabilme adına bu cihazlardan istifade edecek, hem vatandaşımız daha az radyasyona maruz kalacak hem de hizmetin daha hızlı sağlanması durumunda sağlık anlamında verimli bir duruma geçmiş olacak" diye konuştu.
Uzmanından anne adaylarına kış enfeksiyonlarına karşı korunma önerileri
11 Aralık 2025 Perşembe - 12:46 Uzmanından anne adaylarına kış enfeksiyonlarına karşı korunma önerileri Gebelik döneminde bağışıklık sisteminin doğal olarak baskılanmış olduğu için anne adaylarının enfeksiyonlara daha açık olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Bulut Aydemir, "Gebelerin kışın dışarı çıkarken hava durumuna uygun, kat kat giyinmesi, ısı kaybını önleyen kaliteli bir mont tercih etmesi ve baş–boyun bölgelerini korumaları önemlidir. Ayrıca grip sezonunda özellikle kalabalık ve havalandırması yetersiz ortamlardan kaçınmaları enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltır" dedi. Gebelikte bağışıklığın doğal olarak baskılanması nedeniyle enfeksiyonların daha kolay gelişebileceğini söyleyen Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Bulut Aydemir, kış aylarında gebeler için uyarılarda bulundu. Opr. Dr. Aydemir, gebelerin hem fiziksel hem de bağışıklık sistemi açısından bazı ek riskler taşıdığını belirtti. "Hamileler enfeksiyona daha yatkın olabilir" Soğuk hava ve kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirilmesinin, grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyonların daha hızlı yayılmasına neden olduğunu söyleyen Opr. Dr. Aydemir, "Gebelik döneminde bağışıklık sistemi doğal olarak baskılanmış olduğu için anne adayları enfeksiyonlara daha açıktır. Bu nedenle dışarı çıkarken hava durumuna uygun, kat kat giyinmek, ısı kaybını önleyen kaliteli bir mont tercih etmek ve baş-boyun bölgesini korumak önemlidir. Ayrıca grip sezonunda özellikle kalabalık ve havalandırması yetersiz ortamlardan kaçınmak enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltır" diye konuştu. "D vitamini takibi yapılabilir" Kış aylarında en sık karşılaşılan sorunlardan birinin de D vitamini eksikliği olduğunu dile getiren Opr. Dr. Aydemir, "Güneş ışığından daha az yararlanıldığında hem anne hem de bebeğin kemik gelişimi olumsuz etkilenebilir. Gebeler bu dönemde düzenli D vitamini takibi yaptırmalı ve hekim önerisi doğrultusunda takviye kullanmalıdır. Aynı zamanda ev ortamlarının sıcak olması kadar nem dengesinin korunması da önemlidir, fazla kuru hava hem burun tıkanıklığına hem de uyku kalitesinin bozulmasına yol açabilir. Ortalama yüzde 40-50 nem seviyesinin korunması, odaların düzenli havalandırılması ve mümkünse hava temizleyici cihazlar kullanılması anne adayının daha rahat bir kış dönemi geçirmesine yardımcı olur" şeklinde konuştu. "Düşme riskine karşı dikkatli olunmalı" Kış gebeliklerinde düşme ve kayma riskine karşı alınacak önlemlerin de hayati önem taşıdığını belirten Opr. Dr. Aydemir, "Özellikle buzlanmanın olduğu bölgelerde dışarı çıkan anne adaylarının tabanı kaymaz ayakkabılar tercih etmeleri, merdivenlerde tırabzan kullanmaları ve ani hareketlerden kaçınmaları gerekir" dedi. "Sıvı tüketimi ihmal edilmemeli" Sıvı tüketimi ve beslenme konusunda uyarılarda bulunan Opr. Dr. Aydemir, "Soğuk havalarda sıvı tüketimi de genellikle azalır, oysa yeterli su tüketimi hem amniyon sıvısının dengede kalması hem de ödemin azaltılması için kritiktir. Hamileler günde en az 2 litre su içmeyi hedeflemelidir. Beslenmelerinde mevsim sebzelerine, protein kaynaklarına ve bağışıklığı güçlendiren gıdalara (zencefil, bal, limon, yeşil yapraklı sebzeler) yer vermelidirler. Bu basit fakat etkili önlemlerle kış ayları, anne adayları için sağlıklı ve keyifli bir hamilelik süreci olarak geçirilebilir" ifadelerini kullandı.
Kolorektal kanser, dünyada en yaygın üçüncü kanserdir
11 Aralık 2025 Perşembe - 12:33 Kolorektal kanser, dünyada en yaygın üçüncü kanserdir SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Ersin Borazan, kolorektal kanserin, tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan dünya çapında en yaygın üçüncü kanser olduğunu söyledi. "Dünyada kansere bağlı yaşam kayıplarında ikinci sırada yer alan kolorektal kanserin erken evrede ilk tedavisi cerrahidir" diyen Doç. Dr. Borazan, "Erken evre kolon ve rektum (Kalın bağırsak) kanseri bitişik organların, lenf düğümlerinin veya uzak organ tutulumu olmaksızın tamamen cerrahi olarak çıkarılabilen kolon kanseri olarak tanımlanabilir. Kolon ve rektum, kalın bağırsağın bütünüdür. Rektum, kalın bağırsağın anüse kadar olan son 15 cm’sidir" dedi. Kolon kanseri belirtileri Doç. Dr. Borazan kolon kanserinde en yaygın belirtileri bağırsak alışkanlıklarında değişiklik (Kabızlık vb.), karın ağrısı, bulantı, anemiye bağlı yorgunluk-halsizlik, siyah renkli veya kanlı dışkılama, kilo kaybı olarak sıraladı. Erken evrede görülebilecek şikayetler Erken evrede genel olarak belirgin bir şikayetin olmadığını belirten Doç. Dr. Borazan, bazen dışkıda gizli kan pozitifliği olabileceğini belirterek, "Bir kişide kolon kanseri risk faktörleri yoksa, 50 yaşından sonra tarama amaçlı kolonoskopi önerilmektedir" dedi. Kolon kanseri tanısı Kolon kanserinden şüphelendiğinde genellikle kolonoskopi ile anüsten girilerek tüm kalın bağırsağın içinin görüntülendiğini kaydeden Doç. Dr. Borazan, "Bu işlem anestezi altında güvenle uygulanmaktadır. Bir kanser dokusu görüldüğünde bunu doğrulamak için biyopsi yapılır. Kolon kanseri teşhis edildiğinde, bir sonraki adım evreleme yapmaktır. Evrelemenin amacı bir kanserin saldırganlığını ve yaygınlığını tanımlamak ve tedavi şeklini belirlemektir. Fiziksel muayenede kanser yayılımı belirtileri olabilir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) taraması veya Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) yapılması, PET görüntüleme, çevre ve uzak organlara yayılımı gösterebilir. Ameliyat sonrası patolojinin mikroskop altında incelenmesi ile yaygınlığı netlik kazanır" dedi. Kolon kanseri ameliyatları Erken evre kolon kanserinin ilk tedavisinin cerrahi olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Borazan, "Ameliyat sırasında kolon ve çevresindeki dokuların kanserli kısmı çıkarılır. Bu çevre doku içindeki lenf bezi düğümleri, kanserin kolonun ötesine yayılıp yayılmadığını belirlemek için patolojiye incelemeye gönderilir. Çoğu insanda, kolonun iki ucu, kanserli dokular çıkarıldıktan hemen sonra yeniden birbirine bağlanabilir. Bu yapılabilirse makat aracılığıyla normal dışkılamaya devam edilir. Diğer durumlarda, kolon ilk ameliyat sırasında yeniden birbirine bağlanamaz. Bu, cerrahın yeniden bağlantının başarısız olma ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğü veya iyileşmek için zamana ihtiyaç duyulduğu durumunda yapılır. Eğer bu gerçekleşirse, cerrah kolonu (ve bazen ince bağırsağı) karın duvarına ağızlaştırır (Ostomi). Bağırsak içeriğini toplamak için ostominin üzerine bir torba takılır. Ostomi genellikle geçicidir. Kolonun iki ucu genellikle kemoterapi tamamlandıktan sonra veya birkaç ay sonra yeniden bağlanabilir. Diğer durumlarda, kolostomiye kalıcı olarak ihtiyaç olacaktır" şeklinde konuştu. Sağlıklı bireylerde kolon kanseri taraması Rutin taramada dışkıda gizli kanın ve anemi durumlarında sebebin araştırılmasının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Borazan, "Makattan kan gelmesi de üzerinde durulması gereken bir belirtidir. Bu tip şikayetlerde muhakkak hekime başvurmak gereklidir" ifadelerini kullandı. Kolon kanserinde genetik - Ailesel yatkınlık Kolon kanseri olan kişilerin ailelerinin de kolorektal kanser riski açısından bilinçli olması gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Borazan, "60 yaşından önce kolorektal kanser veya polipler olan bir ebeveyne, kardeş ya da çocuğa sahipseniz ya da herhangi bir yaşta tanı konulan iki akrabanız varsa, kolon kanseri için daha erken taramaya (Ortalama 40 yaşından itibaren) başlamalısınız. Bazı genetik rahatsızlıklar kolon kanseri riskini artırır. En yaygın durumlar arasında Lynch Sendromu (Kalıtsal nonpolipoliz kolon kanseri) ile ailesel Adenomatöz Polipozis (FAP) sayılabilir. Kolon kanseriyle ilgili güçlü bir aile öyküsü varsa (İki veya daha yakın akraba), genetik danışmanlık ve ihtimal genetik test ihtiyacı doğabilir. Genetik test sonuçları sizin ve ailenizin tedaviye veya daha yakın gözetime ihtiyaç duyup duymadığınızı belirlemenize yardımcı olacaktır" diye konuştu.
Mitral kapak yetersizliğine mandallama yöntemi ile tedavi
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:53 Mitral kapak yetersizliğine mandallama yöntemi ile tedavi Mitral kapak yetersizliği, birçok farklı nedenle ortaya çıkabiliyor ve zamanla kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, mitral kapak yetersizliği hakkında bilgi verdi. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, mitral kapak yetersizliği hakkında "Mitral kapak bazı nedenlerden ötürü tam kapanamadığında, kan kalbin üst odacığına geri sızıyor. Bu durum, kalbin daha güçsüz pompalamasına neden olarak kalp yetmezliğine yol açabiliyor. Ayrıca kalp yetmezliği de mitral kapak yetersizliğini kötüleştirebilir. Böylece hastalıklar arasında karşılıklı bir ilişki oluşur" açıklamasında bulundu. Mitral kapak yetersizliğinin yaşa göre farklı nedenleri var Mitral kapak prolapsusu (MVP; mitral kapakta çökme); yaşa bağlı değişiklik, enfeksiyonun neden olduğu hasar, kalp krizi, kalp kasının genetik hastalıkları, ışın tedavisi, atriyal fibrilasyon, kalp yetersizliği olarak tanımlanıyor. Mitral yetersizlik ilerledikçe, kalp yetersizliğinin de ilerleyeceğini ve bir kısır döngünün oluşacağını belirten Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "İleri mitral kapak yetersizliği kalp yetersizliğine neden olabileceği gibi başka bir nedenle gelişmiş olan kalp yetersizliği de sonradan (sekonder) mitral kapak yetersizliğine neden olabilir. Bazı kalp yetersizliği türlerinde ise kalbin elektriksel ileti yolunda gelişen sol dal bloğu, kalbin sağ ve sol duvarlarının eş zamanlı çalışmasını bozar. Bu, mitral yetersizliğin gelişmesine neden olan farklı bir mekanizmadır. Bu durumda CRT adı verilen kalp pillerinin takılması, kalp duvarlarının eş zamanlı çalışmasını sağlayarak mitral yetersizliği düzeltebilir" dedi. Mitral kapak yetersizliği vücuttaki kan miktarını azaltıyor Hafif ve orta derecedeki kaçakların herhangi bir şikayete yol açmadığını ve tedavi gerektirmediğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Ancak gelen kanın yarısından fazlası geri kaçıyorsa artık sorunun ileri dereceye ulaştığı anlaşılır. İleri mitral kapak yetersizliği geliştiğinde vücuda gönderilen kan miktarı da ciddi derecede az olur. Bu nedenle kalp daha fazla çalışmak zorunda kalır ve neticede nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı veya bacaklarda şişlik gelişir. En ileri safhada kalp yetersizliğine neden olur. Hayat kalitesi bozulur ve günlük olağan aktivitelerin bile yapılması zorlaşır" ifadelerini kullandı. "MitraClip’ten önce kapak tedavisi açık kalp ameliyatı ile yapılıyordu" Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can MitraClip’in önemini vurgulayarak, "MitraClip’ten önce MR’ın (mitral yetersizliğin) standart tedavisi, kalp-akciğer makinesinin kullanılmasını ve kapakçığın onarılması veya değiştirilmesi için kalbin durdurulmasını gerektiren açık kalp ameliyatıydı. Ancak MitraClip tedavisi daha az karmaşık ve daha az invazivdir. İşlem sırasında, hastanın bacağına bir kateter yerleştirilir ve femoral ven yoluyla kalbin sol atriyumuna yönlendirilir. MitraClip daha sonra atriyuma yerleştirilir ve kaçağın meydana geldiği yere yerleştirilir. Klips uygun şekilde yerleştirildikten sonra, klips kolları iki kapakçık yaprağını (flep) bir arada tutmak için kapatılır. Ultrason görüntüleme MR redüksiyonunun iyileştirilebileceğini gösterirse, klips serbest bırakılabilir ve yeniden konumlandırılabilir. Mitral kapaktaki problemlerde ileri yaş hastaları için açık cerrahi uygun olmayabiliyor. Bu nedenle göğüste kesi olmadan kasıktan yapılan MitraClip tedavisi özellikle nefes almakta zorlanan hastaların nefesini düzeltip, hareket kapasitesini rahatlatan ve uzun vadede kalbin bozulmasını önleyebilecek bir yaklaşım olarak öne çıkıyor" dedi. Tedavinin tüm aşamalarında hasta ayrıntılı bilgilendirilmeli MitraClip öncesinde hastalara yemek borusundan ekokardiyografi işleminin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Mustafa Can, "Tüm bu süreci biz kardiyoloji uzmanları olarak organize etmekteyiz. Hastanın özel olarak dikkat etmesi gereken bir durum söz konusu olmamakla birlikte, hastaları uygun bir biçimde bilgilendiriyoruz. Tedaviden sonra ise birtakım kan sulandırıcı ilaçların kullanılması gerekmekte ve buna özellikle dikkat edilmelidir. Yine MitraClip sonrasında hastalar MitraClip’i uygulayan kardiyoloji doktoru tarafından da mutlaka bilgilendirilmelidir" açıklamasını yaptı.
Antalya’da evde diyaliz uygulaması
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:33 Antalya’da evde diyaliz uygulaması Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından hayata geçirilen Evde Diyaliz Projesi ile kronik böbrek yetmezliği bulunan hastalar, hemodiyaliz tedavisini kendi evlerinde görebiliyor. Projenin ilk adımı çerçevesinde 12 hastaya toplam 149 seans ev hemodiyalizi başarıyla uygulandı. Mobil diyaliz eğitim ekibi tarafından verilen eğitimler sayesinde hasta ve hasta yakınları, evde tedavilerini güvenli ve etkin şekilde sürdürebilecek yeterliliğe ulaşıldı. Projenin ikinci aşamasında ise ilk kez Antalya’da hayata geçirilen model ile yatağa bağımlı ya da hastaneye ulaşımda güçlük yaşayan hastalara profesyonel mobil sağlık ekipleri tarafından ev ortamında diyaliz hizmeti sunulmaya başlandı. Bu çerçevede ilk hastaya evde diyaliz uygulaması başarıyla uygulandı. Proje çerçevesinde bugün Antalya İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan ve mobil sağlık ekibi, evde diyaliz gören hastayı ziyaret etti. "Sağlık personeli evime kadar gelip tedavimi yapıyorlar" 12 yıldır diyaliz tedavisi gören ve evde diyaliz hizmetinden yararlanan 52 yaşındaki hasta, "Tedavimi olmak için hastaneye gitmekte çok zorlanıyordum. Ne arabamız vardı ne de düzenli bir ulaşım imkanımız. Diyalize gidemediğim günler oluyordu ve bu beni çok üzüyordu. Evde diyaliz uygulaması benim için adeta bir umut oldu. Sağlık personeli evime kadar gelip tedavimi yapıyorlar. Kendi evimde, güvenli ve rahat bir ortamda tedavi almak bana büyük güç veriyor. Mutluluğumu ve memnuniyetimi kelimelerle anlatmam mümkün değil. Bu imkanı sağlayan devletimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Evde diyaliz uygulaması sayesinde hastaların yaşam kalitesinin arttığı, ulaşım ihtiyacının azaldığı ve maddi yükün düştüğü, iş gücü kaybının en aza indiği belirtildi. Projenin temel amacının hastaların tedavi süreçlerini daha konforlu hale getirmek, yaşam kalitelerini artırmak ve hasta odaklı sağlık hizmetlerini daha yaygın hale getirmek olduğu kaydedildi.
Uzmanından uyar: "Erteleme özgüveninizi tüketiyor, 5 dakika kuralıyla döngüyü kırın"
11 Aralık 2025 Perşembe - 11:10 Uzmanından uyar: "Erteleme özgüveninizi tüketiyor, 5 dakika kuralıyla döngüyü kırın" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Uzman Klinik Psikolog Hilal Savaş, erteleme sebebiyle ortaya çıkan sorunlara dair uyarılarda bulunarak 5 dakika kuralıyla döngünün kırılacağını açıkladı. Uzman Klinik Psikolog Hilal Savaş, zamanla gelişen yetersizlik, uykusuzluk, yorgunluk ve motivasyon kaybının sebebinin ‘ertelemek’ olduğu ile ilgili uyarılarda bulundu. Savaş, ertelemenin yalnızca zamanı değil, özgüveni de tüketebildiğini belirterek; stres, kaygı ve mükemmeliyetçilikle bağlantılı bu alışkanlığın, küçük adımlar ve ‘5 dakika kuralı’ ile değiştirilebileceğini, kronikleşen durumlarda ise profesyonel destek alınmasının önem taşıdığını vurguladı. Uzman Klinik Psikolog Savaş, herkesin zaman zaman sorumluluk alması gereken konularda erteleme davranışına başvurduğunu ifade etti. "Psikolojide erteleme, kaçınma davranışı olarak görülür" Hilal Savaş, aynı zamanda şu ifadelere yer verdi: "Psikolojide erteleme, aslında bir tür kaçınma davranışı olarak görülür. Zor, sıkıcı ya da kaygı uyandıran bir işe başlamak yerine başka bir şeyle meşgul oluruz. O anda kendimizi daha rahat hissetsek de bu durum beynimizde kısa süreli ödül sistemini harekete geçirir. Sonuç olarak iş tamamlanmaz, biz de sürekli arka planda ‘yapmam lazım’ düşüncesini taşırız. Bu da zihinsel yükümüzü ve stresimizi artırır." "Mükemmeliyet yerine ‘yeterince iyiyi’ hedeflemek kaygıyı azaltacaktır" Erteledikçe kaygının büyüdüğünü, bu kaygının uyku problemlerine, yorgunluğa ve motivasyon kaybına yol açtığını belirten Savaş, "Ayrıca kişi kendine kızmaya başladığında ‘yetersizlik’ duyguları devreye girer. Yani erteleme sadece zamanı değil, özgüvenimizi de tüketebilir. Çoğunlukla mükemmeliyetçilik, başlama güçlüğü, zamanı yanlış algılama ya da duygulardan kaçma nedeniyle erteleriz. Bir işi kusursuz yapamayacağımızı düşündüğümüzde başlamak zorlaşır. Halbuki mükemmeliyet yerine ‘yeterince iyiyi’ hedeflemek kaygıyı azaltacaktır" diye konuştu. "Erteleme bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir davranıştır" Büyük görevleri küçük adımlara bölmek gerektiğini dile getiren Savaş, "5 dakika kuralı dediğimiz yöntemle, sadece birkaç dakika başlamaya niyet etmek bile çoğu zaman devamını getirmemizi sağlayabilir. Gün içinde zaman blokları ayırmak ve küçük ilerlemeleri kutlamak motivasyonu artırabilir ve en önemlisi, ertelemenin tembellik değil; stresle başa çıkmak için geliştirilmiş bir strateji olduğunu fark etmektir. Bu farkındalık, kendimize daha şefkatle yaklaşmamızı sağlayacaktır. Unutmayın; erteleme bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir davranıştır. Küçük adımlarla bunu değiştirmek ise oldukça mümkün" dedi. Savaş, erteleme davranışının kronikleşmesi durumunda profesyonel destek alınmasının önemine de dikkati çekti.
Göz muayenesi nörolojik hastalıkların tanısında büyük önem taşıyor
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:56 Göz muayenesi nörolojik hastalıkların tanısında büyük önem taşıyor Gözün, sinir sistemi ile doğrudan bağlantısı olan tek organ olduğunu, bu nedenle çoğu zaman beynin dışardan görülebilen parçası olarak tanımlandığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Bölümü doktorlarından Uzman Dr. Hatice Şap, bu nedenle yapılacak bir göz muayenesinin, yalnızca görme sağlığı açısından değil, aynı zamanda beyin fonksiyonlarının değerlendirilmesi açısından da büyük önem taşıdığını belirtti. Vücuttaki özel konumu nedeniyle göz, yalnızca görme organı değil, aynı zamanda beynin dışarıdan görülebilen tek parçası olma özelliği taşıyor. Embriyonik dönemde gözün ön beyin (diensefalon) yapısından geliştiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hatice Şap, bu nedenle gözdeki sinir dokusunun ’beynin bir uzantısı’ niteliğinde olduğunu hatırlattı. Uzm. Dr. Hatice Şap, bu yapısal özellik nedeniyle nörolojik hastalıkların değerlendirilmesinde göz muayenesinin önemli bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Göz muayenesi beyin hastalıklarına nasıl ışık tutar Göz dibi muayenesinin, nörologların beyinle ilgili birçok hastalık hakkında erken ve değerli bilgiler edinebildiği en önemli tanısal yöntemlerden biri olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Hatice Şap, gözün beynin dışarıdan görülebilen tek parçası olması nedeniyle bu muayenenin nörolojide vazgeçilmez bir yer tuttuğunu vurguladı. Diyabet hastalığının uzun yıllar devam ettiği kişilerde retinada ’atılmış pamuk görünümü’ olarak adlandırılan küçük damar hasarlanması görülebildiğini kaydeden Uzm. Dr. Hatice Şap, "Gözde tespit edilen bu bulgu, beyinde de sessiz ve yaygın damarsal hasarların oluşmuş olabileceğini düşündürüyor. Benzer şekilde, beyinde yer kaplayarak basınç artışına neden olan kitleler veya farklı patolojiler görme sinirinde ödem oluşturabiliyor. Bu durum da hastalarda baş ağrısı ve bulanık görme gibi yakınmalarla kendini gösteriyor. Göz dibinde optik sinir ödeminin tespiti, nörolojik açıdan son derece kritik kabul ediliyor" dedi. Uzm. Dr. Şap, kafa içi basınç artışının da göz muayenesiyle anlaşılabileceğini belirterek, "Nasıl kolumuzdan ölçtüğümüz tansiyon bize bir değer veriyorsa, kafa içi basıncını da görme sinirindeki ödem, solukluk gibi bulgularla değerlendirebiliriz. Bu bulguların ardından hastaya beyin görüntülemesi yapılarak basınç artışının nedeni araştırılır. Eğer yapısal bir sebep bulunamaz ise ’intrakraniyal hipertansiyon’ tanısı konulur ve tedavi süreci başlatılır. Tedavinin etkinliği ise yine göz dibindeki bulguların takibiyle yakından izlenir’’ şeklinde konuştu. Göz hareketlerindeki bozuklukların, göz kaslarını yöneten beyin sinirlerinin etkilenmiş olabileceğine işaret edebileceğini kaydeden Uzm. Dr. Hatice Şap, bu bulguların beynin hangi bölgesinde sorun olabileceğine dair yönlendirici bilgiler sağladığını kaydetti. Göz tarama teknikleri Alzheimer için umut vaat ediyor Güncel araştırmaların Alzheimer hastalığının henüz bilişsel yakınmalar başlamadan önce retinadan yapılacak özel görüntülemelerle tespit edilebileceğini ortaya koyduğunu ifade eden Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hatice Şap, retina üzerinden elde edilecek bu erken bulguların hastalığın seyrini değiştirebilecek kadar değerli olduğunu ve bilim dünyasında büyük ilgi uyandırdığını belirtti. Uzm. Dr. Hatice Şap, nörolojik değerlendirmenin daima bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini ancak gözün beyne olan anatomik yakınlığı ve yapısal bağlantıları nedeniyle muayenede ayrı bir yeri olduğunu vurgulayarak, "Göz, beynin bize açılan penceresidir. Bu nedenle nörolojik değerlendirmede en değerli ve vazgeçilmez muayene alanlarımızdan biridir" diye konuştu.
Yerli ortopedik protez geliştirme projesi destek almaya hak kazandı
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:55 Yerli ortopedik protez geliştirme projesi destek almaya hak kazandı Atatürk Üniversitesi, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendiren nitelikli bir projeye daha imza attı. Prof. Dr. Ayhan Çelik yürütücülüğünde hazırlanan ve "Ön Kol Radius Kemiğinin Proksimal ve Distal Uçları İçin Yerli Protez Geliştirilmesi" başlığını taşıyan 52500092 numaralı proje, TÜBİTAK 1505-Üniversite-Sanayi İşbirliği Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Proje, ön kol radius kemiğinin her iki ucu için biyomekanik uyumlu, modüler yapıda ve tamamen yerli üretim imkânlarıyla geliştirilecek bir ortopedik protez sisteminin tasarımını ve doğrulamasını hedefliyor. Titanyum alaşım malzemeden üretilecek iki farklı protez bileşeninin kemikle dokunan yüzeylerine biyoseramik esaslı kaplama uygulanarak dayanım, uyumluluk ve uzun ömürlülük artırılacak. CAD/CAE tabanlı tasarım süreçlerinin yanı sıra sonlu elemanlar analizi (FEA), talaşlı imalat teknikleri, yüzey modifikasyonları ve kapsamlı mekanik testlerle doğrulanacak olan protezler, humerus ve bilek kemikleri ile uyumlu olacak şekilde anatomik veriler doğrultusunda optimize edilecek. Proje sonunda uluslararası standartlarda, maliyet açısından rekabetçi ve ithal ürünlere alternatif oluşturabilecek yenilikçi bir yerli protez ürün ailesi geliştirilmiş olacak. Elde edilen bu önemli başarı dolayısıyla Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İhsan Efeoğlu ve Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Serdar Burmaoğlu, proje yürütücüsü Prof. Dr. Ayhan Çelik’i ziyaret ederek Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun tebriklerini ilettiler.
Mide kanamalarından erken gastroskopiye dikkat
11 Aralık 2025 Perşembe - 10:50 Mide kanamalarından erken gastroskopiye dikkat Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, toplumda yaygın görülen mide kanamalarında erken tanı ve tedavinin vazgeçilmez aracı olan gastroskopiye dikkat çekti. Üst gastrointestinal sistemde meydana gelen kanamaların hızlı müdahale gerektirdiğini vurgulayan Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, gastroskopinin hem tanı hem de tedavi açısından kritik bir rol üstlendiğini belirtti. Mide kanamalarının çoğu zaman ülser, gastrit, mide tümörleri veya yemek borusu damar genişlemeleri gibi ciddi hastalıkların ilk habercisi olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Evirgen, "Gastroskopi, kanamanın kaynağını doğrudan görmemizi sağlayan, hızlı, güvenilir ve aynı anda tedaviye imkân tanıyan bir yöntemdir. Erken yapılması hem hastanın hayatını kurtarabilir hem de daha ileri müdahalelere duyulan ihtiyacı azaltır" dedi. Mide kanaması yaşayan hastalarda kusma, siyah renkli dışkılama, tansiyon düşüklüğü ve çarpıntı gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini hatırlatan Uzm. Dr. Evirgen, bu durumda beklemenin büyük risk oluşturduğunu vurguladı. Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, gastroskopinin yalnızca tanı koymakla kalmayıp aynı zamanda tedavi edici özellik taşıdığını belirterek, işlem sırasında kanayan damarın kapatılabildiğini, ülserlerin tedavi edilebildiğini ve kritik bölgelerin kontrol altına alınabildiğini aktardı. Güncel gastroskopi cihazları sayesinde işlemin oldukça güvenli hale geldiğini söyleyen Dr. Sami Evirgen, hastaların genelinin kısa süreli sedasyonla konforlu bir süreç geçirdiğini ifade ederken, "Mide kanamasının kendi kendine geçmesini beklemek çok tehlikeli bir yanılgıdır. Gastroskopi, hastalığın ciddiyetini net biçimde ortaya koyarak en doğru tedavi planının yapılmasını sağlar" şeklinde konuştu. Mide kanamalarının bazen sinsi ilerleyebildiğini ve erken belirtilerin kolaylıkla göz ardı edilebildiğini belirten Uzm. Dr. Evirgen, özellikle uzun süreli ağrı kesici kullananların, mide hastalığı öyküsü bulunanların ve ileri yaş grubundaki bireylerin daha yüksek risk altında olduğuna dikkat çekti. Toplumda mide kanamaları ile ilgili farkındalığın arttırılması gerektiğini belirten Dr. Evirgen, "Mide kanaması şüphesi taşıyan herkes, vakit kaybetmeden gastroskopi yapılabilecek bir sağlık merkezine başvurmalıdır. Erken teşhis hayat kurtarır" diyerek tamamladı.