SAĞLIK
19 Mart 2026 Perşembe - 16:05 Antalya’da kadavradan organ bağışı emekli öğretmene bayram sevinci yaşattı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde kadavradan böbrek nakli yapılan emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıl süren bekleyişin ardından sağlığına kavuştu. Yeğenoğlu, "Bu Allah’ın bir lütfu. Herkese organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum" diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde yaşayan 67 yaşındaki emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıldır mücadele ettiği böbrek yetmezliği hastalığından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen nakil ile kurtuldu. Yaklaşık 9 yıldır organ nakli bekleme listesinde bulunan Yeğenoğlu’na Ramazan Bayramı öncesinde uygun kadavradan böbrek bulundu. Başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuşan Yeğenoğlu, Ramazan Bayramı öncesi gelen nakille bayram sevincini ikiye katladı. "10 yıldır nakil bekliyordum" Organ nakli sürecini paylaşan Yeğenoğlu, "Kadavradan nakil oldum ve şu anda taburcu oldum. Sıhhat, sağlığım iyi. Bu sıhhat sağlığımın iyiliğinde emeği geçen bütün hocalarıma teşekkür ediyorum. Ben 10 yıldır nakil bekliyordum, diyalize giriyordum. Diyaliz kolay bir şey değil. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Şimdi ben önce böbreğini bana veren kardeşimin ahirete intikal ettiğini biliyorum. O aileye büyük bir sabır diliyorum. İnşallah böbreğini veren kardeşim de ahirette bunun sevabını bol bol alacak. Çünkü bir cana can kattı. Hayatta en güzel şey bu" dedi. "Organ nakli caiz" Organ naklinin caiz olduğunun altını çizen Yeğenoğlu, "Organ nakli yapılıyor, caiz. Çünkü insan vefat ettiği zaman ruh Allah’a gidiyor. Beden çürüyor toprakta. Onun için insanlarımız biraz korku içerisindeler. Hiç korkuya gerek yok. Rahat rahat organlarını bağışlayabilirler. Vatandaş zannediyor ki organlarımı ölmeden alıyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra bütün doktorlarımız bunun üzerinde duruyorlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra artık organ nakli yapılıyor. Kadavra bu şekilde yapılıyor. Onun için korkuya gerek yok" diye konuştu. "Yeniden doğdum" Nakil sonrası adeta yeniden doğduğuna vurgu yapan Yeğenoğlu, "Bir cana can katmak kadar hayatta en sevimli olan nedir ki acaba? Değil mi? Bir insana en büyük iyiliklerin iyiliği yani. Ben bundan dolayı kardeşlerime, ülkemizdeki bütün vatandaşlara hiç çekinmeden, rahatlıkla sıkıntıda olan kardeşlerine yardım edebilmeleri için organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü biz 10 yıldır böbrek bekliyorduk. Şimdi ben yeniden doğdum. Yeniden bir hayata kavuştum. Dünyada en büyük iyilik bu. Çekinmeden kardeşlerimiz rahatlıkla organ nakli yapabilirler. Zaten hocalarımız bunu televizyonlarda anlatıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı hutbelerinde, vaazlarında organ bağışının caiz olduğunu ve iyi bir şey olduğunu, cana can kattığını, yeniden bir hayata kavuşturduklarını kürsülerde söylüyorlar. Vatandaşımızı bilgilendirmeye çalışıyorlar" dedi. "Yaşantım sınırlıydı" Organ nakli öncesinde yaşantısının sınırlı olduğunu söyleyen Yeğenoğlu, "Yaşantımız sınırlıydı. Ama şimdi biraz daha rahatlayacağız. Çok diyet yapıyordum, yemem içmem azdı. Tuzsuz yiyorduk. Şimdi daha rahat hareket edeceğim. İnsanlarla daha iyi bir diyalog kuracağım. İç içe olacağız. Bu şekilde dediğim gibi ikinci bir hayatım olmaya başladı. Çok memnunum, çok huzurluyum. Allah razı olsun hepinizden" şeklinde konuştu. "Büyük bir bayram hediyesi oldu" Bağışlanan böbreğin kendisi için büyük bir bayram hediyesi olduğuna değinen Yeğenoğlu, "Ben diyorum ki bu Allah’ın bir lütfu. Allah’ın bana verdiği bir lütuf, bereket. Onun için bütün kardeşlerime organ naklinde bulunmalarını tavsiye ediyorum. Bundan büyük mutluluk olmaz diyorum. Korkmasınlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hocalarımız karar veriyor. Öyle halkın anlattığı efsanelere bakmayalım. Gerçekten bu benim için büyük bir bayram hediyesi oldu. Şimdi böbreği bana nasip olan kardeşimi bilmiyorum, görmedim, tanımadım ama bana bir hayat verdi. Bundan daha büyük sevap olur mu? Onun için insanlarımız dünyada sevap kazanmak istiyorsa, kendisinden sonraki insanlara faydalı olmak ve onun da sevabını kazanmak istiyorlarsa lütfen organlarını bağışlasınlar" ifadelerini kullandı.
H3N2’nin yeni varyantı dünyada yayılıyor, uzmanlardan Türkiye için uyarı
10 Aralık 2025 Çarşamba - 10:39 H3N2’nin yeni varyantı dünyada yayılıyor, uzmanlardan Türkiye için uyarı Dünyada yayılım göstermeye başlayan H3N2 virüsüyle ilgili uzmanlardan uyarı geldi. Uzmanlar, şu anda Avrupa’da en sık rastlanan virüsün yeni varyantıyla önümüzdeki dönemde Türkiye’de de karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtti. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, uzun zamandır tanınan virüsün zaman içinde mutasyona uğradığını belirterek, "Yeni tespit edilen varyant, yaz mevsiminde güney yarımkürede, Avustralya’da ortaya çıktı ve oradaki vakaların çoğunun H3N2’nin bu yeni yedi mutasyon taşıyan varyantıyla ilişkili olduğu görüldü" dedi. Özlü, virüsün şu anda Avrupa’da en sık rastlanan varyant hâline geldiğini, bu durumun yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmayacağını, muhtemelen yeni mutasyonun sağladığı avantajlar nedeniyle virüsün tüm dünyaya yayılacağının öngörüldüğünü kaydetti. "Virüs zaman içinde değişikliklere ve mutasyonlara uğruyor" Virüsün zaman içinde mutasyona uğradığına dikkat çeken Özlü, "Aslında H3N2, bizim bildiğimiz A grubu influenza virüsüdür. Uzun zamandır tanıdığımız bu virüs zaman içinde değişikliklere ve mutasyonlara uğruyor. Yeni tespit edilen varyant, yaz mevsiminde güney yarımkürede, Avustralya’da ortaya çıktı ve oradaki vakaların çoğunun H3N2’nin bu yeni yedi mutasyon taşıyan varyantıyla ilişkili olduğu görüldü. Daha sonra mevsim gereği kışa girilirken Japonya, Amerika, Kanada, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde de sıkça görülmeye başlandı. Şu anda Avrupa’da en sık rastlanan varyant hâline gelmiş durumda. Bu durumun yalnızca Avrupa ile sınırlı kalmayacağı, muhtemelen yeni mutasyonun sağladığı avantajlar nedeniyle virüsün tüm dünyaya yayılacağı öngörülüyor. Bu virüsün daha önce bildiğimiz grip virüsüne göre daha ağır ya da daha ölümcül hastalık yaptığına dair hiçbir bilgi yok. Genelde bildirilen vakalar hafif üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde seyrediyor. Ancak çocuklarda daha sık görüldüğüne ve kronik hastalığı olan risk gruplarında daha ağır seyredebildiğine ilişkin veriler mevcut. Japonya’da özellikle çocuk hasta sayısında artış olduğu bildirildi. Asya ülkelerinde de salgının başladığı ve çocuklarda sık görüldüğü yönünde bilgiler var" diye konuştu. "Türkiye’de de bu virüsle karşılaşma olasılığımız yüksek" Sağlık Bakanlığının henüz bir bildirimde bulunmadığını ancak önümüzdeki dönemlerde Türkiye’nin bu virüsle karşılaşma olasılığının yüksek olduğunu belirten Özlü, "Ülkemizle ilgili olarak ise Sağlık Bakanlığı henüz bir bildirimde bulunmadı. Ancak önümüzdeki dönemde Türkiye’de de bu virüsle karşılaşma olasılığımız yüksek. Diğer influenza virüslerinde olduğu gibi tablo benzer, ancak dikkatli olmak gerekiyor. Yeni bir mutasyon olduğu için mevcut grip aşısının içinde H3N2 bulunsa da, bu yeni varyant mutasyonlar nedeniyle aşıdan bir miktar kaçabiliyor. Yine de mevcut aşının ağır hastalık ve hastaneye yatışa karşı yaklaşık yüzde 70 oranında koruma sağladığı biliniyor. Özellikle risk grubundaki kişilerin kendilerini korumaları önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Şu anda pandemi veya küresel salgın riski söz konusu değil" "Şu anda pandemi veya küresel salgın riski söz konusu değil" diyen Özlü, "Sadece risk gruplarının dikkatli olması gerekiyor. Kronik akciğer hastalığı, kalp, karaciğer, böbrek hastalığı bulunanlar, şeker hastaları, bağışıklığı baskılanmış bireyler, bağışıklığı baskılayıcı ilaç kullananlar, gebeler ve aşırı kilolu kişiler kendilerini korumalıdır. Bu mevsimde dikkatli olmak önemli. Aralık ayına girdik; ocak ve şubat hastalıkların en sık görüldüğü, pik yaptığı dönemlerdir. Kalabalık ve iyi havalandırılmayan ortamlara mümkün olduğunca girilmemeli; zorunlu durumlarda mesafe korunmaya çalışılmalıdır. Toplu taşıma kullananların maske takması faydalıdır. El hijyeni de çok önemlidir; eller sık sık sabunlu suyla yıkanmalı ya da kolonya veya alkol bazlı dezenfektan kullanılmalıdır. Bu hastalığı size çoğunlukla en yakınlarınız, sevdikleriniz bulaştırabilir. Yakın çevrenizde grip olan, ateşi veya öksürüğü bulunan kişiler varsa bir süre temasın azaltılması gerekir. Hasta kişilerle temas en yaygın bulaşma yoludur. Bu nedenle dikkatli olunmalıdır. Bağışıklığımızı güçlü tutmak için sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, kaliteli ve yeterli uyku uyumayı, bol su içmeyi ve hareketli bir yaşam sürmeyi öneriyoruz" ifadelerini kullandı.
Hipofiz tümörü yüzünden gözünü kaybediyordu
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:35 Hipofiz tümörü yüzünden gözünü kaybediyordu İzmir’de görme kaybı şikayetiyle doktora başvuran 67 yaşındaki Dilek Biroğlu’nun gözünde, MR tetkikleri sonucu hipofiz bezinde 2.3 santimlik tümör olduğu tespit edildi. Yüzde 80 oranında görme kaybı olan Biroğlu, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu tarafından yapılan iki saatlik kapalı operasyonla sağlığına kavuştu. Multidisipliner bir ameliyatla riskli bölgedeki tümörü aldıklarını belirten Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Tıbbi gelişmeler sayesinde ameliyat, endoskopik yöntemle yapılabiliyor. Böylece komplikasyon riski azalırken, iyileşme süresi de kısalıyor" dedi. İzmir’de yaşayan 67 yaşındaki Dilek Biroğlu, görme kaybı şikayetiyle göz doktoruna başvurdu. Görme kaybının katarakt nedeniyle olduğunu düşünen Dilek Biroğlu, ameliyat olmak için girdiği MR sonrası gerçekle yüzleşti. Göz doktorunun hipofiz bezinde tespit ettiği 2.3 santimlik tümörün göz dokularına baskı yapması nedeniyle görme kaybı yaşadığını öğrenen Dilek Biroğlu, tümörün alınması için Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu’na başvurdu. Endoskopi ile hipofiz bezindeki tümörü alınan Dilek Biroğlu, "Endoskopi ile tümörü aldılar. Kesme olmadı, dikiş olmadı. Şu an daha iyi hissediyorum. Gözümün de düzeleceğine inanıyorum" açıklamasını yaptı. Katarakt olduğunu zannetti Girdiği MR sonrası hekiminin ameliyat olması gerektiğini aktaran Dilek Biroğlu, yaşadığı süreç hakkında bilgi verdi. Dilek Biroğlu, "Eskiden beri görme problemim vardı. Ama bu derece olmamıştı. Sol gözüm hiç görmüyordu. Ben katarakt ameliyatı olacağım diye göz doktoruna gittim. Göz doktoru MR istediğinde tümör tespit edildi. Beyinden göze giden damarlarda bası yapan bir kitle olduğu tespit edilince nörolojiye yönlendirildik. O kitle görme dokularını zedelediği için sol gözümde görme kaybı oluşmuş. Kitlenin hemen alınması gerektiğini belirterek, Medicana International İzmir Hastanesi’ne yönlendirdiler" diye konuştu. Dilek Biroğlu, Medicana’daki ameliyatta kendisine endoskopik yöntemle müdahale edildiğini ve bu sayede kafasında dikiş ve kesi olmadığını belirtti. Dilek Biroğlu, "Endoskopi ile tümörü aldılar. Şu an daha iyi hissediyorum ve gözümün düzeleceğine inanıyorum" dedi. Burun deliklerinden giriliyor Hipofiz bezinin görme sinirlerinin hemen altında, iki ana şah damarının arasında, oldukça dar bir alanda yerleşmiş olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Hipofiz bezi, beynin en derin ve orta kısmında bulunduğu için ulaşılması zorlu bir bölgedir. Endoskopik yöntemler gelişmeden önce bu tümörlere açık ameliyatla müdahale edilirdi. Günümüzde ise endoskopik yöntemler, açık cerrahinin yerini almaktadır. Çok nadir durumlar dışında, burun deliklerinden hipofiz adenomlarına ulaşılıp, tümörü çıkarmak ya da tümör hacmini azaltmak mümkün olabilir. Operasyon yaklaşık 2-3 saat sürer. Tümör, göz hareketlerini sağlayan sinirlerin yakınında yer aldığı için ameliyat sonrası komplikasyon riski endoskopik yöntemle en aza indirilmiş olur. Endoskopi, cerraha geniş bir görüş alanı sağlar ve daha minimal bir çalışma imkânı sunar. Bu yöntem hem hastanede yatış süresini hem de iyileşme sürecini kısaltır. Komplikasyon risklerini de önemli ölçüde düşürür." Hipofiz adenomu hastalarında ameliyat yönteminin tercih edilmesinin iki nedeni olduğunu aktaran Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Birincisi, görme kaybı ve görme alanı defektleridir. Kiyazma denilen, göz sinirlerinin çaprazlaştığı birleşme bölgesine alttan bası yapan adenomlar, görme sorunlarına yol açtığında ameliyat kaçınılmaz oluyor. İkinci neden ise hipofiz bezinin hormon salgılayan bir bez olmasıdır. Eğer tümör hormon fazlalığına veya hormon yetmezliğine neden oluyorsa, yine cerrahi gerekebilir" dedi. Hipofiz bezinde görülen tümörlerin genellikle iyi huylu olduğunu aktaran Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Tümör iyi huylu olsa bile davranışları agresif olabilir ve gürültülü bir klinik tabloyla kendini gösterebilir" diye konuştu. Operasyon KBB ile ortak gerçekleştirildi Dilek Biroğlu’nun operasyonuna dahil olan Medicana International İzmir Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Kasım Durmuş da endoskopik yöntem ile hipofiz bezindeki tümörün nasıl alındığına ilişkin bilgi verdi. Hastanın burundan girilerek beyin cerrahına yol açıldığını aktaran Prof. Dr. Kasım Durmuş, "KBB uzmanları burun içerisinden girerek, herhangi bir dış kesi yapmadan sinüsün içine ulaşılmasını sağlar. Sinüsü genişleterek sfenoid sinüsten hipofiz bezine giden yolu açar ve ardından beyin cerrahisi ekibine hastayı teslim eder. Bu yöntemle hasta daha erken taburcu olur, dışarıdan görünen bir kesi bulunmaz, komplikasyon riski daha düşüktür ve hastanın yaşam kalitesi hızla artar" sözlerini kaydetti.
Bağışıklığı güçlü olması, iyi besinlerden geçiyor
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:22 Bağışıklığı güçlü olması, iyi besinlerden geçiyor Kış mevsiminde havaların soğuması ve gün ışığının azalmasıyla birlikte bağışıklık sisteminin daha da önem kazandığını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Bu dönemde hastalıklara yakalanmamak için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak gerekiyor. Sağlıklı ve güçlü bağışıklık sisteminin sürdürülmesi için ise mevsimine uygun beslenmek çok önemlidir" dedi. Atıştırmalık tüketimine yönelim ile yağlı ve şekerli besin tercihlerinin artması sebebiyle vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Bu sebeple birçok kronik hastalığa sebep olan vücutta fazla yağ birikimi olarak adlandırılan ’obezite’ artmaktadır. Ancak sağlıklı hayatı sürdürülmesi için mevsimine uygun sağlıklı beslenme ile ideal kilonun korunması önemlidir. Kış aylarında azalan hava sıcaklığı sebebiyle vücut ısısının korunması için yeterli sıvı almak gerekir. Günde en az 2-2,5 litre su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir" dedi. Zengin beslenmenin bağışıklığa faydaları Kış mevsiminde artan soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı A, C, D ve E vitamininden zengin beslenmenin bağışıklık sistemine katkısı oldukça fazla olduğunu ifade eden Güngör, "Mevsimine uygun, günde en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketilmesi önerilmektedir. Bu aylarda havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, pırasa, maydanoz gibi sebzelerin, portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tercih edilmesi önerilmektedir. Ayrıca E vitamini kaynakları olan kuru baklagiller ve kuruyemişlerde yeterli ve dengeli biçimde günlük beslenmede bulunmalıdır. Haftada 2-3 kez nohut, kuru fasulye, mercimek, nohut ve barbunya gibi kurubaklagiller, günde 20-30 gram kadar ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler tüketilmelidir" diye konuştu. Kış mevsimi ve D vitamini Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamininin güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamin olduğunu belirten Güngör, şu ifadeleri kullandı; "Ancak kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanamamasına sebep olmaktadır. D vitamini besinlerden aktif olarak karşılanamıyor olsa da balık, D vitamini ile beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega-3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu sebeple kış aylarında haftada 2-3 kez balık tüketilmelidir. Kış aylarında yüksek yağlı besin tüketiminden kaçınılmalı, margarin, tereyağ, yağlı etler, yüksek kolesterol içeren sakatat ürünleri sıklıkla tüketilmemeli, sağlıklı yağ asitleri içeren zeytinyağı, yağlı tohumlar, kuruyemişler uygun ve yeterli porsiyonda tüketilmelidir. Bu mevsimde basit karbonhidrat içeren şekerli besinlere ve tatlılara yönelimin arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün önerisine göre günlük şeker alımı toplam enerji alımının en fazla yüzde 10 kadarını oluşturmalıdır ve mümkünse daha da azaltılmalıdır. Sağlıklı hayat biçiminde basit şekerler yerine kompleks karbonhidratlardan olan tam buğday ekmek, bulgur gibi tahıllar, kurubaklagiller, meyveler ve şekeri azaltılmış sütlü ya da meyveli tatlılar ile sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanan ev yapımı ürünler tercih edilmelidir." "Çocuklar beslenme konusunda bilinçlendirilmeli" Sağlıklı beslenme açısından sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanan ev yapımı geleneksel gıdaların üretimi ve tüketiminin kış aylarında arttığının görüldüğüne dikkat çeken Güngör, "Kış ya da yaz ayları için besinin bol bulunduğu aylarda yapılan geleneksel yiyecek hazırlama teknikleri ile hazırlanan geleneksel ev yapımı gıdalar temel işleme ve hazırlama metotlarına dayanan, yapay koruyucu ve katkı maddesi içermeyen, doğal ve raf ömürleri günümüzün işlenmiş ürünlerine oranla uzun olmayan ürünlerdir. Günümüzün önemli sağlık sorunları arasında yer alan obezitenin önüne geçilmesi hedefiyle ev yapımı sağlıklı üretimin özendirilmesi ve özellikle çocukların hazır ve paketli besinler yerine ev yapımı sağlıklı besinlerinin tüketimi konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Doğa şartlarının zorlayıcı etkisini azaltmak adına mevsiminde toprağını ve ürününü kirletmeden, mevsiminde bol ve ekonomik olduğu dönemlerde ulaşılabilen besin ürünlerinin ayrıyeten güneşin ısısından yararlanarak sağlıklı ve yerel yollarla oldukça düşük maliyetle farklı yiyeceklere dönüştüren bir kültürel mirasın sürekliliği ve toplumsal dayanışmanın sürdürülüyor olmasının yerel üretime, sağlıklı yaşama ve sağlıklı beslenmeye katkısı önemli düzeyde önemlidir" dedi.
Yılbaşı öncesi ‘Estetik’ mesaisi: "Yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar"
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:20 Yılbaşı öncesi ‘Estetik’ mesaisi: "Yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar" Yılbaşı akşamına ve yeni yıla hazırlanmak isteyen kişilerin dolgu ve botoks gibi taleplerle kendilerine başvurduklarını belirten Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyor. Bu dönemde bir talep artışı meydan geliyor. Yılbaşına yakın olarak yaptırmak istedikleri işlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri. Yaptırdığımız merkeze çok dikkat etmemiz gerekir. Ne yazık ki yeni yıla güzel bir yüzle girmek isterken büyük bir felaketle girme durumu da ortaya çıkabilir" dedi. Yılbaşı akşamına ve yeni yıla hazırlanmak isteyen bazı kişilerin estetik uygulamalar için kendilerine başvurduğunu ifade eden uzmanlar uyarıyor. İstinye Üniversitesi Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil ve Medicana Ataköy Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gülsüm Gençoğlan, yılbaşı öncesi başvurulara ilişkin bilgi verdi. Dolgu ve botoksun sık tercih edilen uygulamalar arasında olduğunu aktardı. Uzmanlar, uygunsuz noktalar ve ehil olmayan ellerden uzak durulması gerektiğini belirtti. "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar" ‘Özellikle her yılın başında gördüğümüz kadarıyla bu yıl da aynı tablo ile karşı karşıyayız’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Yakup Çil, "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyor. Bu dönemde bir talep artışı meydan geliyor. Yaptırdığımız merkeze çok dikkat etmemiz gerekir, ortam çok hijyenik mi, kurallara riayet ediyor mu? Karşımıza çıkan en büyük sorunlardan biri; özellikle merdivenaltı dediğimiz yerlerde bu konuyla ilgili hiçbir sağlık eğitimi almamış insanların böyle işlemleri yapması. Ne yazık ki yeni yıla güzel bir yüzle girmek isterken büyük bir felaketle girme durumu da ortaya çıkabilir, çok ciddi komplikasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz" dedi. "İşlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri geliyor" En çok talep gören uygulamalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Çil, "Yılbaşına yakın olarak yaptırmak istedikleri işlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri. ‘Hocam bana güzel bir dolgu işlemi yapar mısınız?’. Burun ameliyatı, yüz, boyun germe gibi ciddi bir cerrahi işlemse, ödem dediğimiz şişlik meydana geliyor. Aslında yeni yıla yeni bir burunla değil şiş bir burun, yüzle, normalin dışında bir görüntüyle girmiş oluyorsunuz. Dudak dolgusu, belli bölgelere yapılan dolgu işlemleriyle yeni yıla girilebilir, botoks işlemi yapılabilir. Botoks yapıldıktan sonra işlemin etkisinin ortaya çıkması yaklaşık olarak 1 hafta alıyor. Bu dönemde bu işlemler yapılabilir ama çok agresif cerrahi işlemler; meme ameliyatı, yüz, boyun germe gibi ameliyatların sonuçlarını yeni yılda görmeleri biraz zor. Yaptıracağımız yerleri çok iyi seçmemiz gerekiyor, merdivenaltı dediğimiz; ne olduğu belli olmayan yerlerde yaptırmamamız gerekiyor. Dudak dolgusundan sonra dudağını kaybetme durumu olan, burun bölgesinde büyük kayıplar yaşayan hastaları tedavi etme durumunda kalıyoruz, çok ciddi travmalar oluşturuyor" şeklinde konuştu. "Yılbaşına herkes ışıltılı bir ciltte girmek istiyor" Kendilerine başvurularla ilgili konuşan Prof. Dr. Gülsüm Gençoğlan, "Yılbaşına herkes ışıltılı bir ciltte girmek istiyor ama öncelikle derinin kış aylarında nemliliği azalıyor, nemsiz ciltlerde özellikle neme odaklanmalıyız. Çift aşamalı temizlikler, ikisini bir arada uygulayabileceğimiz cilt bakımı, en çok rağbet gören uygulamalar arasında bunun dışında nem aşıları. Botoks, dolgu uygulamaları cildin orta hattını ve dudakları desteklemek amacıyla en sık uyguladığımız uygulamalar. Bu uygulamaları yılbaşından bir 10 gün öncesinde uygulamakta fayda var. Her işlem her hastaya uygulanabilir değil. Kişinin anatomik yapısı ve ihtiyacına göre işlemleri belirliyoruz. İhtiyaca göre mantıklı seçimler, abartmadan uygulamalar çok daha güzel, çok daha doğal duruyor. Diğer türlü hepsi birbirine benzeyen kadın yüzleri oluyor. Kampanyalardaki herkese aynı şekilde uygulanan ürünlere çok prim verilmemesi gerektiğine inanıyorum. Doktor kontrolsüz kesinlikle işlem yapılmamalı, mutlaka bir dermatoloji ya da plastik cerrahi uzmanı tarafından görülerek işleme karar verilmeli. Yılbaşı öncesi herkeste bir yeni yıl motivasyonu diyelim var. Herkes yeni yıla ışıldayan bir ciltle, ışıltılı bir şekilde girmek istiyor umarım herkesin yeni yılı da böyle ışıltılı bir şekilde devam eder" ifadelerini kullandı.
"Kanal tedavisindeki gecikme kistlere sebep olabilir"
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:06 "Kanal tedavisindeki gecikme kistlere sebep olabilir" Kanal tedavisinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meryem Çoban Sezer, "Kanal tedavisi, dişin canlılığını kaybetmeye başladığı veya artık geri dönüşümsüz bir iltihabın oluştuğu durumlarda uygulanan bir tedavidir. Kanal tedavisi yapılmadığında kök ucunda oluşan lezyonlar büyüyerek kistleşebilir, büyük kemik kayıplarına ve doku hasarına yol açabilir. Dişte sürekli hassasiyet ve spontan ağrılar oluşabilir" dedi. Kanal tedavisinin, dişin canlılığını kaybetmeye başladığı veya artık geri dönüşümsüz bir iltihabın oluştuğu durumlarda uygulanan bir tedavi olduğunu ifade eden İstinye Dental Hospital’dan Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meryem Çoban Sezer, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Dişin kök kanallarındaki sinir ve damar dokusu temizlenir, kanal duvarları arındırılır ve uygun materyallerle doldurularak diş restore edilir. Geçmeyen zonklayıcı ağrılar, gece uykudan uyandıran şiddetli ağrı, yüzde şişlik oluşturan apse, yemek yerken sıcakla veya dişe bastırınca oluşan hassasiyet gibi durumlar kanal tedavisi gerekliliğini düşündürür" diye konuştu. "Ağız sağlığı, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklarla ilişkili" Kanal tedavisinin amacından bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, şu bilgileri paylaştı: "Kanal tedavisinin temel amacı, dişte ağrıya ve hassasiyete neden olan enfekte dokuları ortadan kaldırmaktır. Dişin etrafında lezyon dediğimiz kemik kaybını ve enfekte alanları iyileştirebilmek için, dişin içindeki bakteriyel yük ve ölü dokular temizlenir. Böylece diş, ağız içinde sağlıklı bir şekilde fonksiyon görmeye devam eder ve çekilmeden korunmuş olur. Bu tedavi aslında sadece dişi kurtarmakla kalmaz, genel sağlık açısından da önem taşır. Ağız sağlığı, kalp hastalıkları veya diyabet gibi durumlarla da ilişkilidir; dişteki zararlı bakteriler vücudun genel direncini olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden kanal tedavisi, dişin fonksiyonunu geri kazandırarak hem beslenmeyi kolaylaştırır hem de genel sağlığı destekler." "Tedavi yapılmazsa doku hasarına yol açabilir" Kanal tedavisi yapılmazsa dişte veya vücutta hangi sorunlar görülebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Kanal tedavisi yapılmadığında kök ucunda oluşan lezyonlar büyüyerek kistleşebilir, büyük kemik kayıplarına ve doku hasarına yol açabilir. Dişte sürekli hassasiyet ve spontan ağrılar oluşabilir. Kronikleşmiş enfeksiyonlar bazen akut şekilde ani yüz şişliklerine dönüşebilir yahut ağrı vermese bile zaman içinde ilerleyebilir. Ağız içindeki bu enfeksiyon odakları diyabet, kalp hastalıkları gibi sistemik durumları kötü etkileyebilir. Dişlerin tedavi edilmeyip durumları kötüleştiğinde çekilmek zorunda kalınması, çiğneme fonksiyonunda bozulmaları ve bununla beraber bağışıklık sisteminin zayıflamasını da beraberinde getirir" dedi. "Tedavi süreci" Kanal tedavisi genellikle tek seansta tamamlanabilen bir işlem olduğunu anlatan Dr. Öğr. Sezer, "Ancak tedavinin durumuna göre bu süreci birden fazla seansa bölmemiz de gerekebilir. Bazen enfeksiyon yükü fazla olan yahut yüzde şişlik ile gelen hastalarımızda kanal içerisine ilaç uygulaması yapıp ilacın 1 hafta kadar dişin içerisinde durup etkinliğini göstermesini bekliyoruz. Bazı dişlerde ise ilaç uygulamadan, kanal içini temizleyip duvarları tamamen arındırdıktan sonra hemen dolguya geçebiliyoruz. Bu tamamen dişin durumuna ve iltihabın kontrol altına alınıp alınmadığına bağlıdır. Özetle, dişin genel durumu bizi yönlendiriyor ve bazen tek, bazen birden fazla seansla tedaviyi tamamlıyoruz. En sonunda dişe kalıcı restorasyonu yaparak süreci bitiriyoruz" diye konuştu. "Güncel tedavi yöntemleri" Kanal tedavisinde kullanılan güncel yöntemlere dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sezer, şunları söyledi: "Güncel tedavilerde, biyoseramik patlar önemli bir yer edinmiştir. Bu biyo uyumlu materyaller dişin daha dayanıklı bir şekilde kanal tedavisinin tamamlanmasına katkı sunmasının yanı sıra eğri ve ulaşılması zor kanallarda daha etkili dolum yapmayı sağlar. Ultrasonik ve lazer aktivasyonla dişin temizliğinde kullanılan solüsyonlar daha verimli hale getirilir. Günümüzde dental mikroskop ve loupe kullanımı yaygınlaşmıştır; büyütme ile yapılan işlemlerde daha verimli işlem yapılabilir ve kırık aletlerin çıkarılması kolaylaşır. Büyütme araçları, hekim için hem detayların daha iyi görülmesini hem de ergonomik çalışma pozisyonunda çalışma imkanı sağlar. Son olarak, ülkemize yeni kullanılmaya başlanan yeni nesil kanal dezenfeksiyon teknolojisi de kanal tedavilerinde çığır açmaktadır. ABD’de kullanıma giren bu yöntem, dişin içindeki tüm kanalları ve dallanmaları uzun şekillendirme işlemlerine gerek kalmadan, sadece özel yıkama solüsyonlarıyla etkin bir şekilde temizleyip doldurmayı sağlamaktadır. Bu sayede kanal tedavileri artık daha kısa sürede, daha kapsamlı ve başarılı bir şekilde tamamlanabilmektedir." "Ağrı ve hassasiyet normal" Kanal tedavisi sonrasında bir miktar hassasiyet ve ağrı olmasının son derece normal olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Çünkü tedavi sırasında kullanılan aletler ve işlem süreci dişte geçici bir hassasiyet hissedilebilir. Bu hassasiyet genelde birkaç gün içinde azalır ve diş zamanla iyileşir. Özellikle apseli dişlerde, iltihabın boşalmasıyla hastalar genellikle büyük bir rahatlama hisseder ve primer ağrıları azalır. Ancak bazen daha önce ağrısız olan kronik enfeksiyonlu dişler, kanal tedavisi sonrasında akut hale gelerek geçici bir ağrı oluşturabilir. Bu süreçte hastaların endişelenmesine gerek yoktur; genellikle birkaç gün içinde ağrı azalır ve iyileşme başlar. Hastalar bu dönemde hekimlerinin önerdiği ağrı kesicileri kullanabilirler. Eğer ağrı çok şiddetli ve ağrı kesicilerle kontrol edilemiyorsa veya yüzde şişlik oluşursa, hastaların mutlaka tekrar hekimlerine başvurmasını öneriyoruz" dedi. "Tedaviyi ertelemenin riskleri" Tedaviyi ertelemenin diş sağlığına etkilerinden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Tedavinin ertelenmesi enfeksiyonun ilerlemesine, daha büyük lezyonların oluşmasına, ağrıların artmasına ve dişin çekilme riskine yol açar. Ayrıca enfeksiyonun sistemik hastalıklarla etkileşme ihtimali artar. Erken müdahale hem dişi korur hem de komplikasyon riskini azaltır" açıklamasında bulundu. "En sık yanlış bilinen durumlar" Kanal tedavisi ile ilgili en sık yanlış bilinen durumlardan bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Kanal tedavisi konusunda yaygın yanlışlardan biri, dişte yüzde şişlik varsa tedavi yapılamaz diye düşünülmesidir. Aslında bu doğru değildir. Eğer hastanın ağız açıklığı yeterliyse ve kanal tedavisine başlayabiliyorsak, yüzde şişlik olsa bile kanal içinden drenaj sağlayarak iltihabı lokal olarak boşaltmak mümkün ve hatta faydalıdır. Böylece iltihabın kaynağına doğrudan müdahale edilmiş olur. Bir diğer yanlış inanış da kanal tedavisine başlamadan önce mutlaka antibiyotik kullanılması gerektiğidir. Oysa antibiyotikler sistemik ilaçlardır ve lokal bir çözüm sağlamaz. Genellikle antibiyotik kullanımı, yalnızca sistemik bir enfeksiyon riski varsa veya hastanın genel sağlığını korumak için doktorun özel bir önerisi olduğunda düşünülür. Yani kanal tedavisinde esas olan, iltihaplı dokunun dişten uzaklaştırılması ve lokal tedavinin yapılmasıdır, antibiyotikler bu sürecin rutini değildir" dedi.
Sağlıklı Hayat Merkezi Çocuk Akademisi faaliyetleri başladı
09 Aralık 2025 Salı - 17:39 Sağlıklı Hayat Merkezi Çocuk Akademisi faaliyetleri başladı 12 yaş grubu çocuklara ve ailelerine yönelik bilgilendirmeler yapılacak. Bartın İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen programda anne ve babalara; çocuk sağlığı, hijyen, beslenme, ekran kullanımı ve davranış yönetimi konularında bilgilendirmeler yapılarak vatandaşların bilinçlendirilmesi amaçlanıyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Çocuk Akademisi ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının aile içinde kalıcı hâle getirilmesi hedeflenirken eğitimlere yalnızca anne ve babalar değil; anneanne, babaanne ve dedeler de katılabiliyor. Program, ilk etapta kurum personelimiz ile belediye personeline yönelik olarak Şehit Furkan Sağlıklı Hayat Merkezinde başlatıldı." ifadeleri kullanıldı. Başlayan eğitimler, Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Çocuk Gelişimci Dilek İncekara tarafından verildi. Programda Çocuk Akademisi’nin yanı sıra Bebek Akademisi ile gebelik döneminden itibaren anne babalara ve anne baba adaylarına; bebek bakımı, beslenme, bağışıklama ve ebeveynlik rolleri gibi konularda rehberlik sunulacağı belirtildi. Genç Akademisi ile ergenlik dönemindeki gençlere; ruhsal ve fiziksel değişimler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, teknoloji ve ekran kullanımı, stresle başa çıkma ve zararlı alışkanlıklardan korunma konularında destek verildiği ifade edildi. Bartın’da bu eğitime katılmak isteyen vatandaşların, Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurması ya da 0378 228 40 10 numaralı telefonu arayarak kayıt oluşturmaları gerekiyor.
Başkan Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili hastaneden açıklama
09 Aralık 2025 Salı - 17:27 Başkan Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili hastaneden açıklama Manisa Şehir Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Serkan Saka, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın sağlık durumu hakkında yaptığı açıklamada, tedavinin çoklu organ yetmezliği tanısıyla yoğun bakımda sürdüğünü belirtti. Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi gören Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili Manisa Şehir Hastanesi’nden resmi açıklama yapıldı. Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Serkan Saka tarafından yapılan yazılı açıklamada, Durbay’ın 1 Aralık tarihinden itibaren hastanede tedavi altına alındığı ve sürecin yoğun bakım ünitesinde devam ettiği bildirildi. Başhekim Saka açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi görmekte olan Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, 1 Aralık Pazartesi günü kan tablosunda ve beslenme durumunda saptanan bozukluklar nedeniyle Manisa Şehir Hastanesi Dahiliye Servisi’ne yatırılmıştır. 2 Aralık Salı günü, böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerinde belirlenen bozulmalar üzerine hastamızın tedavi ve takiplerinin yoğun bakım ünitesinde sürdürülmesine karar verilmiştir. Takip eden günlerde gerekli tıbbi müdahaleler uygulanmıştır. Mevcut durumda Gülşah Durbay’ın tedavisi, çoklu organ yetmezliği tanısıyla yoğun bakım koşullarında ileri tıbbi imkanlar kullanılarak sürdürülmektedir. Hastanın solunum durumu stabildir ve cihaz desteği gerektirmemektedir. Bu kritik süreçte gelişmeler oldukça hastanemiz tarafından bilgilendirmeler yapılacaktır."
Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nden ‘mikroçip taktırın’ uyarısı
09 Aralık 2025 Salı - 15:22 Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nden ‘mikroçip taktırın’ uyarısı Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, evcil hayvan sahiplerinin 31 Aralık 2025 tarihine kadar kedi ve köpeklerine mikroçip taktırıp, Ev Hayvanı Kayıt Sistemi’nde (PETVET) kimliklendirmek zorunda olduklarını belirtip, "Uygulamanın can dostların sağlığı açısından bir sakıncası yok. Kaybolmaları halinde de bulunmalarını kolaylaştırıyor. Kedi ve köpeklerinde mikroçip olmayan evcil hayvan sahipleri hakkında yeni yılda idari para cezası uygulanacak" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürürlüğe alınan düzenleme ile 2021 yılından itibaren evde beslenen kedi ve köpeklere çip takma zorunluluğu getirildi. Mikroçip uygulamasıyla PETVET’e hayvanın adı, pasaport numarası, türü, ırkı, cinsiyeti, rengi, doğum tarihi, hayvan sahibinin adı, bulunduğu il, ilçe, mahalle bilgileri ile acil durumda ulaşılabilecek kişi bilgileri kaydedilmeye başlandı. Ev hayvanlarının aşıları, sahip değişikliği, kayıp durumu ve hayvana yapılan operasyon bilgilerinin de bulunduğu uygulama kapsamında da Kuşadası’nda bugüne kadar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre 6 bin 251 kedi ve 6 bin 714 köpek kayıt altına alındı. Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, evcil hayvan sahiplerine kedi ve köpeklerine mutlaka mikroçip taktırmaları yönünde uyarıda bulundu. Uygulamanın can dostların sağlığı açısından hiçbir zararının olmadığını belirten Toy, "İl ve ilçe tarım müdürlüklerinde veteriner hekimler tarafından kedi ve köpeklerin deri altına pirinç büyüklüğünde bir mikroçip yerleştiriliyor. Mikroçiplerde, hayvan sahiplerinin iletişim bilgileri yer alıyor. Yeni yıldan sonra kedi ve köpeklerinde mikroçip bulunmayan evcil hayvan sahipleri hakkında idari para cezası uygulanacak" dedi. Mikroçip uygulamasının evcil kedi ve köpeklerin kaybolması veya kaçması halinde kolayca bulunabilmelerini de sağladığına dikkat çeken Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, "Türkiye’nin herhangi bir yerinde, mikroçipi okuyabilen bir cihaz, kedi veya köpeğin sırt bölgesine okutularak sahibine ulaşılabiliyor. Ayrıca, eğer hayvan terkedilmişse, bu sistem sayesinde gerekli işlemlerin başlatılmasında da fayda sağlıyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla yalnızca 0-6 aylık kedi ve köpeklerin mikroçiplendirilmesine izin verileceğini de hatırlatmak istiyorum. Bu düzenleme ile 6 aylıktan büyük ve çipsiz kalan hayvanlar resmiyette sahipsiz sayılacak" diye konuştu.