SAĞLIK
Geçmeyen baş ağrısına dikkat: Beyin tümörünün ilk sinyali olabilir 26 Mart 2026 Perşembe - 10:10:27 Prof. Dr. İbrahim Ziyal, beyin tümörlerinin nadir görülmesine rağmen erken fark edildiğinde tedavi şansının yüksek olduğunu belirterek, geçmeyen baş ağrıları başta olmak üzere bazı belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini söyledi. Günlük hayatta sık karşılaşılan baş ağrısı, mide bulantısı ya da güçsüzlük gibi şikayetlerin çoğu zaman basit nedenlere bağlı olduğunu ifade eden Memorial Göztepe Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Ziyal, bazı durumlarda bu belirtilerin daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekti. "Hormonal tümörler kadınlarda daha erken belirti verebilir" Prof. Dr. İbrahim Ziyal, vücudun koruyucu sisteminin bozulmasıyla hücrelerin kontrolsüz çoğalabildiğini ve tümör oluşabileceğini belirterek şu bilgileri verdi: "Genel olarak alındıktan sonra tekrar etmeyen ya da yavaş büyüyen tümörler iyi huylu, ek tedavilere rağmen hızlı tekrarlayanlar ise kötü huylu olarak tanımlanır. Beyin tümörleri her yaş grubunda görülebilir. Bebek ve çocuklarda doğuştan tümörler görülebilirken, yaş ilerledikçe sonradan gelişen tümörler ortaya çıkabilir. Özellikle hipofiz adenomu gibi hormonal tümörler kadınlarda daha erken belirti verebildiği için tanı da daha erken konabilmektedir. Ailede birinci derece bireylerde beyin tümörü öyküsü olması da risk faktörü oluşturabilir." "Beyin tümörleri 10 farklı belirtiyle ortaya çıkabilir" Belirtilerin tümörün beynin hangi bölgesinde yer aldığına göre değiştiğini ifade eden Ziyal, "Beyin kapalı bir yapı içinde yer aldığı için anormal büyüyen bir oluşum zamanla beyin dokusuna bası yapar. Bunun en sık belirtisi baş ağrısıdır. Zamanla bulantı ve kusma da tabloya eklenebilir" uyarısında bulundu. Ziyal, beyin tümörlerinde görülebilecek belirtileri şöyle sıraladı: "Geçmeyen ve giderek artan baş ağrısı Özellikle sabahları belirginleşen bulantı ve kusma Kol ve/veya bacakta güçsüzlük Konuşma bozukluğu Epilepsi nöbeti Görme bozukluğu veya çift görme Dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme İşitme azalması Yutma güçlüğü Kişilik ve davranış değişiklikleri" "Baş ağrısının şekli ayırt etmede önemli" Baş ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli olduğunu belirten Ziyal, "Sürekli, tüm başa yayılan ve özellikle sabah bulantı ve kusma ile birlikte görülen baş ağrıları dikkatle değerlendirilmelidir. Bazen başka bir nedenle çekilen beyin MR’ında tümör tesadüfen saptanabilir. Bu nedenle ayrıntılı nörolojik muayene büyük önem taşır" dedi. "Migren ve sinüzitten farklı olabilir" Baş ağrısının birçok farklı nedene bağlı gelişebileceğini ifade eden Ziyal, şu bilgileri paylaştı: "Migrende ağrı çoğunlukla başın bir yarısında hissedilir ve tetikleyicilerle ortaya çıkar. Sinüzitte ağrı daha çok alın ve yüz bölgesindedir ve ateş eşlik edebilir. Beyin tümörlerinde ise ağrı genellikle yaygın ve baskı tarzındadır. Gerekli durumlarda tomografi ve özellikle ilaçlı beyin MR’ı tanı için yol göstericidir." "Tanı ve tedavide ileri teknolojiler kullanılıyor" Beyin tümörlerinde tanı sürecinin hastanın şikayetleri ve nörolojik muayene ile başladığını belirten Ziyal, "Çoğu zaman ilaçlı beyin MR’ı ile tanı netleşir. Bazı durumlarda anjiyografi gibi ek incelemeler gerekebilir. Ameliyat öncesinde tümörün özelliklerini değerlendirmek için ileri tekniklerden yararlanılabilir" diye konuştu. Tedavide temel yöntemin cerrahi olduğunu vurgulayan Ziyal, "Amaç tümörün mümkün olan en güvenli şekilde tamamen çıkarılmasıdır. Ancak bazı hassas bölgelerde küçük bir kısmı bırakılabilir. Gerekli durumlarda radyoterapi veya kemoterapi uygulanır. Günümüzde mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler ile ileri teknolojiler cerrahinin güvenliğini artırmaktadır. Bazı hastalarda radyocerrahi de uygulanabilir" ifadelerini kullandı. "Her beyin tümörü kötü huylu değildir" Beyin tümörünün her zaman kötü huylu olmadığını belirten Ziyal, "Tamamen çıkarılan ve iyi huylu olan birçok hasta ek tedaviye ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebilir. Ancak alışılmışın dışında, giderek artan ve nörolojik belirtilerle birlikte görülen şikayetlerde vakit kaybetmeden uzmana başvurmak erken tanı açısından hayati önem taşır" dedi. "Beyin sağlığı için yaşam tarzı önemli" Beyin sağlığını korumak için günlük yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çeken Ziyal, "Düzenli kitap okumak, zihni aktif tutan aktiviteler yapmak, tempolu yürüyüş, yeterli uyku ve dengeli beslenme beyin sağlığına katkı sağlar. Omega-3 20açısından zengin besinler tüketilmeli, sigaradan uzak durulmalı ve radyasyona maruz kalmaktan kaçınılmalıdır" şeklinde konuştu.
26 Mart 2026 Perşembe - 09:48 Çocuklarda geniz eti tedavisinde geç kalınmamalı Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, çocuklarda geniz etinin alınması için büyümenin beklenmesinin tedavi başarısını düşürebileceğini belirterek, hastaya verdiği zarara göre ameliyat kararının geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. Geniz eti ve bademcik dokularının bağışıklık sisteminin önemli parçaları olduğunu ifade eden Özel Medicana Sağlık Grubu KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, bu dokuların vücudu enfeksiyonlara karşı koruduğunu belirtti. Öztürk, geniz eti ve bademciklerin en büyük boyutlarına genellikle 2 ile 6 yaş arasında ulaştığını belirterek, "Bu dönemde anneden geçen bağışıklık etkisi azalır ve çocuğun kendi bağışıklık sistemi devreye girer. Çocuklar bu süreçte mikroplarla daha fazla karşılaştıkları için erişkinlere göre daha sık hastalanırlar. Bağışıklık sisteminin yoğun çalışması nedeniyle bu yaşlarda geniz eti ve bademcik büyümeleri daha sık görülür" dedi. Geniz etinin burun arkasında yer aldığı için ağızdan görülemediğini, kamera veya röntgen ile tespit edilebildiğini belirten Öztürk, geniz eti enfeksiyonlarının burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, öksürük, ateş ve orta kulak iltihabı gibi sorunlara yol açabileceğini söyledi. Öztürk ayrıca geniz eti büyümesinin horlama, ağız açık uyuma, uykuda nefes durması, konuşma bozukluğu, çene gelişiminde bozulma ve kulakta sıvı birikmesine bağlı işitme kaybına da neden olabileceğini ifade etti. Bademcik enfeksiyonlarının ise boğaz ağrısı, yutma güçlüğü, ateş, ağız kokusu, boyunda şişlik, halsizlik ve eklem ağrılarına yol açabileceğini dile getiren Öztürk, bademcik büyümesine bağlı olarak da horlama, ağız açık uyuma, uykuda nefes durması ile konuşma ve beslenme sorunlarının görülebileceğini kaydetti. İlaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi müdahalenin gündeme geldiğini vurgulayan Öztürk, "Ameliyat için kesin bir yaş sınırı yoktur. Karar hastaya verdiği zarara göre verilir. Genel olarak bademcik ameliyatı için 3 yaş sonrası uygun görülürken, geniz eti ameliyatı gerekli durumlarda 1 yaşında bile yapılabilir. Çocuğun büyümesini beklemek bazı durumlarda hastaya zarar verebilir ve tedavinin başarısını azaltabilir" diye konuştu. Ameliyatların genel anestezi altında yapıldığını belirten Öztürk, bademcik ameliyatının dokunun kapsülü ile birlikte çıkarılması, geniz eti ameliyatının ise büyüyen dokunun temizlenmesi şeklinde uygulandığını söyledi. Ameliyat süresinin genellikle 30 ile 60 dakika arasında değiştiğini belirten Öztürk, çoğu hastada aynı gün taburcu işlemi yapılabildiğini, bazı durumlarda ise kanama riskine karşı bir gece hastanede gözlem gerekebileceğini sözlerine ekledi.
26 Mart 2026 Perşembe - 09:30 İsimleri aynı hastalıkları aynı Akyıldız’ların, yolu da aynı hastanede kesişti İzmir’de yaşayan ve aynı dönemde kolon kanseri tanısı alan İbrahim Akyıldız isimli iki hasta, Acıbadem Kent Hastanesi’nde aynı gün ameliyat masasına yattı. Hastane yönetimi, isim benzerliğinden kaynaklanabilecek muhtemel karışıklıkları önlemek amacıyla hastaların tedavi süreçlerini farklı günlere planlayarak özel önlem aldı. Acıbadem Kent Hastanesi’nde tedavi gören iki hastanın hikayesi, aynı gün ve yan yana ameliyathanelerde operasyona alınmalarıyla dikkat çekici bir boyut kazandı. Halsizlik ve hemoglobinde düşme şikayetleriyle hastaneye başvuran 72 yaşındaki İbrahim Akyıldız’ın kolonoskopi işleminde tümör tespit edildi. Bu hastanın cerrahi müdahalesi Uzm. Dr. Cezmi Karaca tarafından gerçekleştirildi. Ailesinde kolon kanseri öyküsü bulunan ve daha önce iki ağabeyini bu hastalıktan kaybeden 62 yaşındaki diğer İbrahim Akyıldız ise rahatsızlığını dışkısındaki bulgular üzerine başvurduğu hastanede yapılan tetkikler sonucu öğrendi. Prof. Dr. Cem Terzi’nin gerçekleştirdiği açık kolon ameliyatı sırasında, 62 yaşındaki hastanın karaciğerinde de kitle tespit edilerek aynı seansta her iki bölgeye müdahale yapıldı. Başarılı geçen ameliyatların ardından onkoloji tedavisi için yine aynı hastaneyi tercih eden hastalar, Doç. Dr. Ahmet Özveren tarafından takibe alındı. Her iki hastanın da koruyucu kemoterapi sürecine başlanırken, ortaya çıkan isim ve hastalık benzerliği üzerine hastane yönetimi muhtemel karışıklıkların önüne geçmek için kemoterapi seanslarını farklı günlere planladı. Tedavi sürecini yürüten sağlık çalışanları, herhangi bir hataya mahal vermemek adına hastaların kimlik bilgilerini, anne-baba adlarını, doğum tarihlerini ve protokol numaralarını her aşamada birebir teyit ederek süreci kontrol altında tutuyor. Ziyaretçiler oda numarası sorunca ortaya çıktı Kolon ve karaciğerindeki rahatsızlıklar nedeniyle cerrahi müdahale geçiren İbrahim Akyıldız (62), rahatsızlığını tesadüfen öğrendiğini ancak ailesinde de aynı vaka öyküsü bulunduğunu ve daha önce iki ağabeyini bu sebeple kaybettiklerini belirterek, "Dışkımdaki bulgular üzerine başvurduğumuz Prof. Dr. Cem Terzi’nin yaptığı tetkiklerin ardından açık kolon ameliyatına alındım. Operasyon sırasında doktorumuzun elle yaptığı kontrolde karaciğerimde de bir parça olduğu tespit edilince, her iki bölgeden de gerekli cerrahi müdahale yapıldı. Şu anda Doç. Dr. Ahmet Özveren’in gözetiminde kemoterapi görüyorum ve üçüncü seansımı tamamladım. Sağlığımızı; süreci adım adım takip eden, sürekli iletişim halinde kalarak muhtemel bir aksilikte anında müdahale eden bu başarılı sağlık ekibine borçluyuz." dedi. Hastanede kendisiyle aynı adı ve soyadı taşıyan, aynı hastalıktan ameliyat olmuş başka bir hastayla karşılaşmalarının tesadüf eseri gerçekleştiğini söyleyen Akyıldız, "Ameliyattan çıktığım ilk gün ziyaretçilerimiz İbrahim Akyıldız ismini vererek oda numarası sorduklarında, hastanede bu isimde iki hastanın bulunduğu ortaya çıktı. Eşimin de bilgilendirildiği bu gelişmenin ardından bölüm sorumlusu Semra Hoca’nın inisiyatifiyle hasta katlarımız ayrıldı. Başlangıçta doğum tarihlerimizin de aynı olduğu söylenmişti ancak ben 1964 doğumluyum ve adaşım benden on yaş büyük. Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek adına hem biz büyük özen gösteriyoruz hem de hastane personeli anne-baba adı, doğum tarihi ve sonu 85 ile biten hasta yatış numaramızı birebir teyit ederek muhtemel bir karışıklığı kesin olarak önlüyor." ifadelerini kullandı. Adaşından 10 yaş büyük Kolon kanseri tedavisi gören hasta İbrahim Akyıldız (72), hemoglobinde düşme ve halsizlik gibi şikayetlerle başvurduğu hastanede beklemediği bir teşhis aldığını belirterek, "Kendi neslimiz kansere alışık olmasına rağmen hiç beklemediğim bir kolon kanseri teşhisi aldım. Kolonoskopi neticesinde tespit edilen tümör, Uzm. Dr. Cezmi Karaca tarafından ameliyatla alındı ve patoloji sonuçları doğrultusunda kemoterapiye başlandı. Şu anki sağlığım gayet yerinde. Kanser tedavilerinde erken teşhis hayati önem taşıyor ve özellikle 50 yaş üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekiyor. Daha önce hiç düşünmediğim bu taramayı önceden yaptırmış olsaydım hekimlerin karar süreci çok daha kolaylaşacaktı. Sağlığımı borçlu olduğum tüm sağlık ekibine minnettarım. Ayrıca ameliyat, tedavi ve hekim gibi birçok ortak noktamız bulunan benden daha genç adaşımla hastanede ilk kez tanışmaktan mutluluk duydum." diye ekledi. Kimlik bilgileri kontrol ediliyor Acıbadem Kent Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Özveren, aynı isim ve soy isme sahip, her ikisi de kolon kanseri olan hastaların bu durumunun ilginç olduğuna dikkat çekerek, "Böyle durumlarda çoklu basamaklı hasta kontrolü büyük önem taşıyor. Kliniğe ilk gelişten itibaren tüm takip süreçlerinde kimlik bilgilerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerekiyor. Hastalarımızın tedavilerine yeni başladık, süreç başarılı bir şekilde ilerliyor ve ameliyatlarını olan her iki hastamıza da şu anda koruyucu tedavi veriyoruz. Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek adına tedavileri aynı günlere denk getirmemeye özen gösterirken, her basamakta sadece isim ve soy isimlerini değil, hastane protokol numarasını da soruyor ve tedavi protokollerini detaylıca karşılaştırıyoruz. Hastalarımızın isim, soy isim ve tanıları aynı olmasına rağmen hastalık evreleri, risk faktörleri, yaş grupları ve hastalığa sebep olan etiyolojiler gibi birçok unsur farklılaşabiliyor. İsim benzerliği ve ortak tanıları dışında aslında pek çok farklılıkları bulunuyor" sözlerini kullandı. Görülme sıklığı 50 yaşın altına indi Acıbadem Kent Hastanesi Kolorektal Cerrahı Prof. Dr. Cem Terzi, ad ve soyadları aynı olan iki hastanın aynı gün, aynı hastanede ve aynı ameliyathanede iki ayrı cerrah tarafından ameliyat edilmesinin nadir bir durum olduğuna ifade ederek, "Ameliyatları çok başarılı geçen 60 ve 70 yaşlarındaki iki hastamızın şu an koruyucu kemoterapi sürecinde fiziksel durumları gayet iyi. Eskiden genellikle 60 yaş üstünde görülen bu hastalık günümüzde erken yaşlara kayarak 50 yaşın altına kadar inmiş durumda. Dünyada ve Türkiye’de cinsiyet ayrımı gözetmeksizin en sık görülen üçüncü, ölümlere en çok yol açan ikinci kanser türü olan bu rahatsızlığın cerrahi ve kemoterapi yöntemleriyle tedavisi mümkün. Pek çok hastada tam kür sağlanabilmesine rağmen asıl önemli unsur tarama programları, erken tanı ve koruyucu yaklaşımdır. 50 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekiyor ve bu işlemle tespit edilerek alınan polipler sayesinde kolon kanseri gelişimi tamamen engellenebiliyor." diye söyledi. Erken teşhisin önemi Acıbadem Kent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Cezmi Karaca, hastalardan 62 yaşındaki İbrahim Akyıldız’ın doktoru olduğunu belirterek, "Aynı ismi taşıyan iki hastayı aynı gün, aynı ameliyathanede ve kolonun başlangıç bölgesi tanısıyla ameliyat ettik. Hastaların yatış sürecinde fark edilmeyen bu isim benzerliğini sonradan öğrendik ve şu an her iki hastanın da sağlık durumu son derece iyi. Mart ayı dünya genelinde kolorektal kanser farkındalık ayı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de bu hastalığın görülme yaşı giderek düşüyor, bu nedenle kadın veya erkek fark etmeksizin herkesin 45-50 yaş civarında mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekiyor. Erken teşhis sağlandığı takdirde tam kür elde edilerek problem ortadan kalkıyor. Aynı dönemlerde teşhis alarak ameliyat edilen her iki hastamız da şu an koruyucu kemoterapi görüyor ve ilerleyen süreçte rutin kontrollerine devam edecekler." sözlerini kullandı.
26 Mart 2026 Perşembe - 09:18 Dirençli mantar enfeksiyonlarına karşı yeni tedavi yaklaşımı geliştiriliyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Yağmur Ekenoğlu Merdan, yürütücülüğünü üstlendiği projede, son yıllarda hastanelerde daha sık görülen ve tedavisi zorlaşan "candidozyma auris" adlı mantara karşı yeni bir tedavi yaklaşımının araştırıldığını söyledi. TÜBİTAK-ARDEB 1002-A Hızlı Destek Modülü kapsamında desteklenmeye değer bulunan çalışmada, mevcut mantar ilaçlarının etkinliğini artırmaya yönelik yenilikçi bir yöntem laboratuvar ortamında inceleniyor. Projede ele alınan candidozyma auris’in, özellikle bağışıklık sistemi zayıf hastalarda ciddi enfeksiyonlara yol açabildiğini belirten Dr. Ekenoğlu Merdan, bu mantar türünün birçok yaygın ilaca karşı direnç geliştirebildiğine dikkat çekti. Dr. Ekenoğlu Merdan, "Hastane enfeksiyonları açısından önemli bir sorun haline gelen candidozyma auris, mevcut tedavilere her zaman yeterli yanıt vermeyebiliyor. Bu da yeni ve destekleyici tedavi yaklaşımlarını gerekli kılıyor" dedi. Mevcut ilacın etkisini güçlendiren bir yaklaşım Araştırma hakkında bilgi veren Dr. Ekenoğlu Merdan, "Mantarların çoğalma ve iletişim mekanizmalarını baskılayabilen farnesol adlı bir maddenin, özel taşıyıcı yapılarla birlikte kullanılması ve yaygın olarak kullanılan flukonazol adlı mantar ilacıyla oluşturduğu birlikte etkinin değerlendirilmesini hedefliyoruz. Bu yaklaşımın, ilacın mantar üzerindeki etkisini artırarak daha etkili ve güvenli tedavi seçeneklerine katkı sağlayabileceğini öngörüyoruz" dedi. Laboratuvar sonuçlarıyla etkinlik değerlendiriliyor Çalışma kapsamında geliştirilen bu yeni kombinasyonun, mantarın çoğalmasını ne ölçüde baskıladığı ve tedaviye katkı potansiyeli laboratuvar ortamında test edildiğini söyleyen Dr. Ekenoğlu Merdan, "Amacımız mevcut antifungal ilaçların etkinliğini artırabilecek, uygulanabilir ve güvenli yeni yaklaşımlar ortaya koymak. Bu tür çalışmalar, dirençli enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir bilimsel zemin oluşturuyor" diye konuştu. Gelecek çalışmalara bilimsel altyapı sunması bekleniyor Araştırmadan elde edilecek bulguların, dirençli mantar enfeksiyonlarına yönelik yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlaması ve ileride yapılacak daha kapsamlı çalışmalara yol göstermesi amaçlanıyor.
Uzmanı uyardı: "Hafife alınan zatürre ölümünüze neden olabilir"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 15:12 Uzmanı uyardı: "Hafife alınan zatürre ölümünüze neden olabilir" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Kaya, zatürrenin soğuk algınlığı ile karıştırılamaması gerektiğini ve her öksürüğün de hafife alınmaması gerektiğini ifade etti. Sivas Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Kemal Kaya "Zatürre" olarak bilinen Pnömoni’nin, virüs, bakteri veya mantar kaynaklı mikroorganizmaların neden olduğu akciğer dokusunun iltihabı olarak tanımlandığını söyledi. Kaya, "Her öksürük basit bir soğuk algınlığı değildir. Zatürre, erken tanı konulmadığında ölümcül seyredebilen ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üzeri bireylerde, kronik kalp, böbrek ve akciğer hastalığı bulunanlarda ağır seyredebilir. Bu nedenle belirtiler başladığında vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmak gerekir" diye konuştu. "Zatürre tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak ihmale gelmez" Zatürreye karşı korunma yöntemlerinden en etkilisinin aşı olduğunu dile getiren Kaya, "Hastalığın en yaygın belirtileri yüksek ateş, öksürük, balgam, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve halsizlik, erken tanı tedavinin başarısını büyük ölçüde arttırıyor. Zatürreye karşı en etkili korunma yönteminin zatürre (pnömokok) ve grip aşısı vurdurmak. Aşı, hastalığın hem görülme sıklığını hem de ölüm oranlarını ciddi ölçüde azaltır. Özellikle risk grubundaki bireylerin her yıl düzenli olarak aşı yaptırması hayati önem taşır. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli beslenme, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, sigara ve alkol kullanımının bırakılması lazım, Zatürre tedavi edilebilir bir hastalıktır, ancak ihmale gelmez. Unutmayın, her öksürük masum değildir" dedi.
KBB uzmanı uyardı: "Geniz eti, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu sebebi"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 14:52 KBB uzmanı uyardı: "Geniz eti, tekrarlayan solunum yolu enfeksiyonu sebebi" Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "Geniz etinin normalden fazla büyümesine bağlı burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, uyku apnesi, sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, diş, yüz, çene gelişiminde bozukluklar, sık orta kulak iltihapları, işitme kayıpları, büyüme ve gelişmede gerilik, geçmeyen burun akıntıları ve sinüzitler, ağız kokusu, iştahsızlık, konuşma bozukluğu gibi şikâyetler ortaya çıkabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, çocuklarda geniz eti ve bademcik ameliyatları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Geniz etinin kısaca tanımını yapan Op. Dr. Karadavut, "Geniz eti (adenoid); küçük dil ve yumuşak damağın arkasında, boğazın arka-üst kısmında burunla birleştiği bölgede yer alır. Bademcikler (tonsil) ise boğaz girişinde her iki tarafta dil kökü ile küçük dil arasında yerleşmiş, boyutları değişebilen iki adet lenfoid dokudur. Bademcik ve geniz eti, solunum ve sindirim sisteminin başlangıcında yerleşerek solunan hava ve alınan yiyecek, içecekle ilk temasa geçen bağışıklık sistemi dokularıdır. Geniz eti ve bademcik problemleri genellikle okul öncesi ve okul çağı çocuklarında daha sık görülmektedir. Artan üst solunum yolu enfeksiyonları gibi durumlar da geniz eti ve bademcik problemlerini tetiklemektedir" diye konuştu. "Çocuklarda cerrahi gereken durumlar" Geniz etinden dolayı oluşabilecek şikâyetlere değinen Opr. Dr. Karadavut, "Geniz etinin normalden fazla büyümesine bağlı olarak burun tıkanıklığı, ağzı açık uyuma, horlama, uyku apnesi, sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, diş, yüz, çene gelişiminde bozukluklar, sık orta kulak iltihapları, işitme kayıpları, büyüme ve gelişmede gerilik, geçmeyen burun akıntıları ve sinüzitler, ağız kokusu, iştahsızlık, konuşma bozukluğu gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda ve ilaç tedavisine yanıt vermeyen olgularda cerrahi önerilmektedir. Ayrıca çocuklarda yılda 5-6’dan fazla ateşli bademcik iltihabı öyküsü, bademcik apsesi öyküsü, bademciklerin aşırı büyüklüğüne bağlı horlama, uyku apnesi, yutma güçlüğü gibi durumlar varsa cerrahi önerilmektedir" şeklinde konuştu. "Bademcik ve geniz eti ameliyatlarının 3 yaşından sonra yapılması tercih edilir" Bademcik ve geniz eti ameliyatlarının 3 yaşından sonra yapılmasının tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Dr. Karadavut, "Bu ameliyatlar 3 yaş itibariyle yapılabilir ancak uykuda nefes durması problemi, apne gibi problemler yaşanıyorsa ameliyat daha erken yaşta da yapılabilmektedir. Geniz eti ve bademcik problemlerine, bazen orta kulak problemleri de eşlik edebilmektedir. Tekrarlayan orta kulak enfeksiyonları, geçmeyen orta kulakta sıvı (kronik seröz otit), işitme kaybı gibi durumlarda geniz eti-bademcik ameliyatları ile beraber, kulak tüpü takılması işlemi de uygulanabilmektedir" ifadelerini kullandı. "Ara tatil, ameliyatlar için en uygun dönemlerden biri" Geniz eti ameliyatının 15 dakika, bademcik ameliyatının ise ortalama 30 dakika süren bir ameliyat olduğunu belirten Dr. Karadavut, "İkisi birlikte uygulanması gereken durumlarda da işlem maksimum 30 dakika sürmektedir. Hastamız geniz etinde aynı gün, bademcik ameliyatında ise 1 gün sonra taburcu edilmektedir. Ameliyat sonrası uygun diyet ile çok kısa sürede iyileşme mümkündür. Ara tatilde diyetin rahat uygulanabilir olması ve çocukların evde olması nedeniyle geniz eti ve bademcik ameliyatları için en uygun dönemdir" şeklinde konuştu.
Yıl sonu başlayan tükenmişlik sendromuna dikkat
12 Kasım 2025 Çarşamba - 13:01 Yıl sonu başlayan tükenmişlik sendromuna dikkat Medical Point Gaziantep Hastanesi Uzmanı Dr. Rıfat İnci, yıl sonuna doğru artan stres, kaygı ve tükenmişlik hissine karşı uyarıda bulundu. Uzman Dr. Rıfat İnci, "Kendimizi sürekli yetiştirmeye çalışırken, duygusal ve fiziksel olarak bitkin düşebiliyoruz" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Rıfat İnci, yıl sonuna yaklaşırken artan kaygı ve tükenmişlik hissinin özellikle modern yaşam temposunda yaygınlaştığını belirterek, "Kasım ve Aralık ayları, birçok kişi için hedeflerin gözden geçirildiği, yıl boyunca biriken sorumlulukların tamamlanmaya çalışıldığı yoğun bir dönemdir. İş hayatında performans değerlendirmeleri, öğrencilerde sınav ve başarı kaygısı, ebeveynlerde ekonomik ve sosyal baskılar stres düzeyini artırmaktadır. Bir yılı geride bırakırken, birçok kişi farkında olmadan kendi kendine baskı kuruyor. ‘Bu sene yeterince başarılı oldum mu, hedeflerimi gerçekleştirdim mi?’ gibi sorgulamalar, kişinin öz değerini olumsuz etkileyebiliyor. Bu da zamanla duygusal yorgunluk, motivasyon kaybı ve tükenmişlik sendromuna yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. "Tükenmişlik sadece yorgunluk değildir" Dr. İnci, tükenmişlik sendromunun yalnızca fiziksel bir yorgunluk hali olmadığını, duygusal ve zihinsel bir çöküntüyü de beraberinde getirdiğini vurgulayarak, "Kişi kendini sürekli yorgun, değersiz ya da başarısız hissedebilir. Günlük sorumluluklar gözünde büyür, keyif aldığı aktiviteler anlamını yitirir. Uyku bozuklukları, odaklanma güçlüğü, sinirlilik ve motivasyon kaybı bu dönemde sıkça görülür. Kendinden yüksek beklentileri olan kişiler, hedeflerine ulaşamadığında yoğun suçluluk ve başarısızlık duygusu yaşar. Oysa yıl sonunda yapılması gereken şey, eksiklere odaklanmak yerine, geride kalan dönemde gösterilen çabanın farkına varmaktır" şeklinde konuştu. "Yıl sonu kaygısıyla başa çıkmak için öneriler" Dr. İnci, "Kendinize mola verin: Günlük kısa aralar bile zihinsel toparlanmayı sağlar. Gerçekçi hedefler koyun: Her şeyin mükemmel olamayacağını kabul edin. Başarılarınızı hatırlayın: Küçük kazanımları görmezden gelmeyin. Sosyal destek alın: Sevdiklerinizle vakit geçirmek, stresle baş etmede en güçlü araçlardan biridir. Profesyonel destekten çekinmeyin: Uzun süren umutsuzluk, isteksizlik veya yorgunluk durumlarında bir uzmandan yardım alın. Yılın sonuna gelmek, bir şeylerin bitmesi değil; yeniden başlama fırsatıdır. Kendinize şefkat göstermek, yeni yıla daha güçlü ve dengeli bir şekilde adım atmanın en sağlıklı yoludur" diye konuştu.
Bel fıtığı tedavisinde gelişen yeni yöntemler hastanın konforunu artırıp, yatış süresini azalttı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 12:51 Bel fıtığı tedavisinde gelişen yeni yöntemler hastanın konforunu artırıp, yatış süresini azalttı İlk bel fıtığı ameliyatından günümüze kadar gelişen bel fıtığı ameliyatı yöntemleri hakkında bilgiler veren Özel Denizli Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, " Hastanın konforunu artırıcı, daha az hastanede kalma süresini sağlayan yöntemler de geliştirildi" ifadelerini kullandı. Bel fıtığı ameliyatının ilk yapıldığı günden günümüze kadar değişen ve gelişen yöntemleri hakkında bilgiler veren Özel Denizli Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, bel fıtığı olan hastaların bir uzman doktora görünüp kendisine uygun tedavi öğrenip sonrasında ameliyat olup olmayacaklarına karar vermeleri konusunda uyardı. Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, "Bel ameliyatları yaklaşık 100 yıldır modern şekilde yapılmaya başlanmış. İlk olarak 1927 tarihinde bel fıtığı ameliyatı yapıldıktan sonra o çeşitli gelişmeler kaydedilmiş ve günümüze kadar çeşitlenerek ve modernleşerek gelmiştir. İlk yapılan ameliyatlar hala yapılmaktadır. Halk arasında açık ameliyat dediğimiz bel fıtığı ameliyatları bugün de halen devam etmektedir. Ancak bunun hastaya verdiği konforun daha az olması, hastanın ameliyat sonrası sürecinin rahatsız olması gibi sebeplerle daha hastanın konforunu artırıcı, daha az hastanede kalma süresini sağlayan yöntemler de geliştirilmiş. Hastaya daha az zarar veren daha az kemik dokusuna daha az kas dokusuna zarar veren yöntemler de geliştirilmiş. Örneğin, daha sonra mikro cerrahiler 1957’den sonra yapılmaya başlanmış. Bu yöntemin ülkemize gelmesi mikroskopun gelişiminden sonra 2000’leri buluyor ama daha sonra lazer cerrahileri gelişmeye başlıyor, endoskopik cerrahiler gelişmeye başladı. Bunlar gittikçe daha az kesiyle daha ufak kesiyle aynı ameliyatlar hemen hemen aynı başarı oranlarında yapılabilmekte. Hastaya göre tabi seçim yapılmak şart olmakla beraber, her hastaya her yöntem uygun olmasından gerektiğinde biz de hastalarımıza bu yöntemlerden hepsini açık ameliyatından platinli ameliyatına ya da endoskopik ameliyata ful kapalı tam kapalı ameliyat dediğimiz ameliyatlara kadar yapabilmekteyiz" dedi. "Ameliyatsız tedavi mümkün" Bel fıtığı tedavisinde gelişen tedavi yöntemlerine değinen Op. Dr. Yasin Levend Özçelik, "Nükloplastik ameliyatları yapılabiliyor. Lazer ameliyatları yapılabiliyor. Bunlar dediğim gibi hastanın kendisine ve fıtığının durumuna göre kliniğine göre veya geçmişte bel bölgesinde geçirilen ameliyatlara veya hastanın patolojik problemlerine göre çeşitlendirilebilmekte. Yöntemler hastayla konuşarak belirlenmektedir. Yani anlatmak istediğim burada, bel fıtığı ameliyatı sadece ameliyatla olur ve sadece açık ameliyatla olur ön yargısına karşı, halkımıza yöntemlerin çeşitlendiğini ve çok da modern yöntemlerle geliştiği konusunda bilgilendirmek. Halk arasında dolaşan bel fıtığında hemen ameliyat ediyorlar, ameliyat sonrası sakat kalıyorsun gibi ön yarıların yanlış. Bel fıtığı sorunundan derecesine göre belki ameliyatsız kurtulmanız mümkünken geç kalıp geri dönüşü olmayan hasarla sebebiyet verebilirsiniz. Bel fıtığı olan hastaların bir uzman doktora görünüp kendisine uygun tedavi öğrenip ameliyat olup olmayacağına o şekilde karar vermeli" diye konuştu.
Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak: "Kronik baş ağrısından sinir blokajı tedavisiyle tamamen kurtulabilirsiniz"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 12:31 Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak: "Kronik baş ağrısından sinir blokajı tedavisiyle tamamen kurtulabilirsiniz" Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, kronik baş ağrısında uygulanan sinir blokajı tedavileri hakkında önemli bilgiler vererek, bu yöntemin ilaç tedavisinden sonuç alamayan hastalara yeni bir umut olduğunu söyledi. Baş ağrısı, milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşüren en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, sinir sistemi hastalıkları arasında ilk sırada yer alan baş ağrısı, küresel nüfusun yüzde 15’inden fazlasını yılda en az bir kez etkiliyor. Özellikle kronik migren ve küme tipi baş ağrıları, aylarca süren bir döngüyle kişilerin yaşamını olumsuz etkiliyor. Geleneksel tedavilerin yetersiz kaldığı bu durumlarda, son dönemlerde etkili sonuçlar alınan "sinir blokajı tedavisi" öne çıkıyor. "Ağrı sinyali kesilerek rahatlama sağlanıyor" Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Özden Yener Çakmak, sinir blokajı tedavisinin ağrıyı kaynağında kesmeyi hedefleyen minimal invaziv bir yöntem olduğunu belirterek, "Bu yöntemle ağrıyı beyne taşıyan sinir yoluna ince bir iğneyle ağrı kesici ilaç enjekte edilir. Bu ilaç siniri geçici olarak uyuşturur ve ağrı sinyalini keser. Böylece hastada kısa sürede belirgin bir rahatlama sağlanır" dedi. Çakmak, sinir blokajı tedavisinin özellikle sık ataklı migren, küme tipi baş ağrısı, ense kökünden gelen gerilim tipi baş ağrısı ve boyun fıtığı ya da kireçlenmeye bağlı ağrılarda etkili olduğunu vurguladı. "İşlem sadece 10 dakika sürüyor" Sinir blokajı tedavisinin kısa sürede ve ağrısız şekilde uygulandığını aktaran Çakmak, "Muayene sonrası ağrının kaynağı belirlenir. Cilt temizlenip lokal anestezi yapılır, ince bir iğneyle sinirin yakınına ilaç enjekte edilir. Tüm işlem 5-10 dakika sürer. Hasta aynı gün evine dönebilir ve istirahat gerekmez. Genellikle 10-15 dakika içinde rahatlama başlar, ağrı yüzde 70-80 oranında azalır veya tamamen geçer. Etki 2 haftadan 3 aya kadar sürer, gerekirse 3-4 ayda bir tekrarlanabilir" ifadelerini kullandı. "Ağrıyla yaşamaktan yorulanlar için birebir çözüm" Sinir blokajı tedavisinin, ilaç tedavisinden fayda görmeyen ve sık baş ağrısı yaşayan kişiler için etkili bir seçenek olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Çakmak, "Bu yöntemle birçok hasta günlük yaşamına ağrısız bir şekilde devam edebiliyor. Nadiren iğne yerinde hafif morluk veya 1-2 gün uyuşukluk görülebilir ancak kalıcı bir yan etki söz konusu değildir" diye konuştu. "Her baş ağrısı aynı değildir" Her baş ağrısının farklı nedenlerle ortaya çıktığını hatırlatan Çakmak, doğru tanının tedavi başarısı açısından çok önemli olduğunu belirtti. "Erken müdahale hem yaşam kalitesini artırır hem de muhtemel komplikasyonları önler. Sık baş ağrısı yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden nöroloji uzmanına başvurması gerekir" ifadelerini kullandı.
Yumurta alerjisi olanlara ’grip aşısı’ uyarısı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:47 Yumurta alerjisi olanlara ’grip aşısı’ uyarısı Gribin nezle ile karıştırılmaması gerektiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ciddiye alınmasında fayda olduğunu belirtti. Doç. Dr. Nuran Katgı, her yıl mutasyona uğrayan influenza virüsünün, özellikle kronik hastalar, yaşlılar, hamileler ve çocuklar için ciddi tehlike oluşturduğunu belirtti. Gripten korunmanın en etkili yolunun her yıl güncellenen grip aşısı olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşının koruyuculuk oranı yüzde 70’e kadar çıkabiliyor. Ancak yumurta alerjisi olanlar yaptırmadan önce mutlaka doktoruna danışmalı" ifadelerini kullandı. Havaların soğumasıyla beraber bulaşıcı hastalıklara da gün doğdu. Özellikle influenza virüslerinin neden olduğu grip, her yıl bu dönemlerde yüzlerce insanı yatak döşek yatırır duruma getiriyor. Hal böyle olunca uzmanlar da gribe karşı dikkat edilmesi gerekenler hakkında vatandaşları uyarıyor. Gribin, kamuoyunda basit bir hastalık olarak görüldüğüne ve de en çok nezle ile karıştırıldığına dikkat çeken Medicana International İzmir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nuran Katgı, grip hastalığının ne olduğunu ve de bu hastalığa karşı nasıl kişinin kendini koruması gerektiğini anlattı. Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip, influenza virüslerinin neden olduğu, yüksek ateş, kas ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu enfeksiyonudur. Nezle ise daha hafif seyirli virüslerle oluşur. Nezlede burun akıntısı ve boğaz ağrısı ön plandayken, gripte ani başlayan ateş ve kırgınlık dikkat çeker" dedi. Her yıl aşı mutlaka yenilenmeli Grip aşısı, vücudu influenza virüsünün yüzey proteinlerine karşı antikor üretmeye yönlendirdiğini ve böylece kişinin virüsle karşılaştığında bağışıklık sisteminin hızlı yanıt verebildiğini aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip aşısı olan kişilerde hastalık ya hiç gelişmez ya da hafif seyreder" açıklamasını yaptı. Grip aşısının her yıl yenilenmesiyle ilgili de açıklama yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Grip virüsü sürekli genetik değişim geçirir; bu sürece ‘antijenik drift’ denir. Küçük mutasyonlar virüsün yüzey yapısını değiştirir, önceki yıl oluşan bağışıklık yeni suşlara tam koruma sağlayamaz. Bu nedenle her yıl güncellenmiş aşılar uygulanır" dedi. Öte yandan özellikle grip aşısı olması gereken gruplara dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, "65 yaş üstü bireyler, kronik hastalığı olanlar, hamileler, sağlık çalışanları ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler öncelikli gruplardır. Özellikle akciğer hastalığı olan bireyler (KOAH, astım vb.) fazla risk altındadır. Çünkü bu hastalarda solunum kapasitesi sınırlıdır. Grip, bronşlarda iltihap ve daralmaya yol açarak solunumu zorlaştırır ve zatürre riskini artırır" diye konuştu. Öte yandan hamileler ve emziren annelerin grip aşısından çekinmemesi gerektiğine vurgu yapan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Hamileler ve emziren anneler için de grip aşısı güvenlidir. Özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde yapılması önerilir. Anne ve bebeği hem gripten hem de komplikasyonlardan korur. Ayrıca 6 ayın üzerindeki tüm çocuklara da yıllık grip aşısı önerilir. İlk kez aşılanacak 6 ay-8 yaş arası çocuklara iki doz arayla uygulanır" mesajını verdi. Kanser hastaları, immün yetmezliği olanlar ve kronik hastalar için aşı güvenliği konusuna da ayrıca değinen Doç. Dr. Nuran Katgı, "İnaktive (ölü) grip aşıları güvenlidir. Bu gruplarda canlı virüs içermediği için enfeksiyon riski oluşturmaz, ancak bağışıklık yanıtı daha zayıf olabilir" diye konuştu. Şiddetli yumurta alerjisi olanlar dikkat Grip aşısının koruyuculuk oranı ve yan etkileri hakkında merak edilenleri yanıtlayan Doç. Dr. Nuran Katgı, "Koruyuculuk oranı genellikle yüzde 50-70’tir. Bu oran düşük görünse de hastalığın şiddetini, hastaneye yatış ve ölüm riskini önemli ölçüde azaltır. Aşının yan etkileri olarak kişide hafif kas ağrısı, enjeksiyon yerinde hassasiyet ve düşük ateş görülebilir. Şiddetli yumurta alerjisi olanlarda dikkatli olunmalıdır" sözlerini kaydetti. KOAH ve astım gibi hastalıkları olan kişilerin gribe karşı öncelikle aşı olarak önlem almasında fayda olduğunu dile getiren Doç. Dr. Nuran Katgı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Grip, bu hastalıklarda alevlenmelere neden olur. Solunum yolu iltihabı artar, oksijen düşer ve hastane yatışı gerekebilir. Aşılanmayan solunum hastalarında grip bazı komplikasyonlara neden olabilir. Zatürre, solunum yetmezliği ve sepsis gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir. Grip aşısı doğrudan zatürreye karşı değil, ancak grip sonrası gelişen bakteriyel zatürreyi önlemede etkilidir. Dörtlü aşı ise iki A ve iki B tipi influenza suşuna karşı koruma sağlar. Özellikle riskli gruplarda tercih edilir." Bu ay aşınızı yaptırabilirsiniz Grip aşısı yaptırmak için en uygun dönemin Ekim ve Kasım ayları olduğunu aktaran Doç. Dr. Nuran Katgı, "Aşı yaptırdıktan sonra bağışıklık 2 hafta içinde gelişir, grip sezonu öncesinde koruma başlar. Aşı sayesinde vücutta oluşan koruyuculuk 6-12 ay sürer. Grip aşısıyla birlikte aynı dönemde COVID ve zatürre aşıları da farklı vücut bölgelerine yapılmak şartıyla aynı gün uygulanabilir. Etkileşimleri yoktur. Aile hekimliklerinde grip aşısı risk grubundakilere ücretsiz yapılır. Diğer kişiler eczanelerden reçete ile temin edebilir" bilgisini paylaştı. Grip aşısı konusunda toplumda bazı mitlerin olduğuna da dikkat çeken Doç. Dr. Nuran Katgı, ‘Güçlü bağışıklığa sahip olanların aşıya ihtiyacı yok’ ve ‘Her yıl aşı olunca bağışıklık tembelleşiyor’ gibi söylemlere şu cevabı verdi: "Bu yaklaşımlar yanlıştır. Güçlü bağışıklık sistemi bile yeni suşlara karşı savunmasız olabilir; aşı özgül koruma sağlar. Aşılar bağışıklığı tembelleştirmez, aksine doğal enfeksiyon yaşamadan koruyucu bellek oluşturur. Vitamin takviyeleri genel bağışıklığı destekler ama gribe özgül koruma sağlamaz. Etkili yöntem grip aşısıdır. Grip, basit bir soğuk algınlığı değildir; ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Aşı güvenlidir, her yıl milyonlarca kişiye uygulanır."
Uzmanından soğuk havalar öncesinde uyarı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:28 Uzmanından soğuk havalar öncesinde uyarı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Prof. Dr. Müge Güler Özden, kış aylarında güneş koruyucunun bırakılmaması ve sıcak ortamlardan kaçınılması gerektiğini belirterek, "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, yaklaşan kış ayları öncesinde vatandaşları cilt sağlığı konusunda uyardı. Soğuk ve kuru havanın cilt bariyerini zayıflattığını belirten Özden, özellikle egzama hastalarının bu dönemde dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Cilt kuruluğuna karşı nemlendirici kullanımının önemine değinen Özden, "Soğuk zamanlarda cilt kuruluğu artar. Sabahları serum veya tonik sonrası hyaluronik asit içeren nemlendirici sürülmesini öneriyoruz. Akşam saatlerinde ise retinol ve C vitamini içeren bakım ürünleri kullanılabilir" diye konuştu. "Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur" Egzama hastalarına da özel uyarılarda bulunan Özden, "Kuru ve soğuk hava egzama hastalarına iyi gelmez. Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur. Bu nedenle sıcak duş almak, soba başında uzun süre oturmak ve sıcak ortamlarda bulunmak egzama şikayetlerini artırır. Kat kat giyinmek de terlemeye yol açarak mantar gibi cilt hastalıklarını tetikleyebilir" şeklinde konuştu. "Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir" Egzamanın genetik bir zeminde geliştiğini ancak çevresel faktörlerden de etkilendiğini belirten Özden, "Stres hastalığı alevlendirir. Aynı zamanda hastalığın kendisi de stres kaynağı olabilir. Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir. Bu yüzden alevlenme dönemlerinde sadece krem değil, sistemik tedaviler de gerekebilir" ifadelerini kullandı.
Profesör soğuk havalar öncesinde uyardı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:26 Profesör soğuk havalar öncesinde uyardı: "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" Dermatoloji(Cildiye) Uzmanı Prof. Dr. Müge Güler Özden, kış aylarında güneş koruyucunun bırakılmaması ve sıcak ortamlardan kaçınılması gerektiğini belirterek, "Sıcak duş, soba başında oturmak ve sıcak ortamlar egzama hastalığını alevlendiriyor" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, yaklaşan kış ayları öncesinde vatandaşları cilt sağlığı konusunda uyardı. Soğuk ve kuru havanın cilt bariyerini zayıflattığını belirten Özden, özellikle egzama hastalarının bu dönemde dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Cilt kuruluğuna karşı nemlendirici kullanımının önemine değinen Özden, "Soğuk zamanlarda cilt kuruluğu artar. Sabahları serum veya tonik sonrası hyaluronik asit içeren nemlendirici sürülmesini öneriyoruz. Akşam saatlerinde ise retinol ve C vitamini içeren bakım ürünleri kullanılabilir" diye konuştu. "Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur" Egzama hastalarına da özel uyarılarda bulunan Özden, "Kuru ve soğuk hava egzama hastalarına iyi gelmez. Cildin kuruması hastalığın alevlenmesine neden olur. Bu nedenle sıcak duş almak, soba başında uzun süre oturmak ve sıcak ortamlarda bulunmak egzama şikayetlerini artırır. Kat kat giyinmek de terlemeye yol açarak mantar gibi cilt hastalıklarını tetikleyebilir" şeklinde konuştu. "Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir" Egzamanın genetik bir zeminde geliştiğini ancak çevresel faktörlerden de etkilendiğini belirten Özden, "Stres hastalığı alevlendirir. Aynı zamanda hastalığın kendisi de stres kaynağı olabilir. Özellikle çocuklarda uyku bozuklukları ve okul başarısında düşüşe yol açabilir. Bu yüzden alevlenme dönemlerinde sadece krem değil, sistemik tedaviler de gerekebilir" ifadelerini kullandı. (FAU