SAĞLIK
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:36 Uzmanından Parkinson’a karşı bilinç çağrısı Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirtti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi tarafından hastanenin internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden Parkinson hastalığına ilişkin açıklama yayımlandı. Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söyledi. Hastalığın görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Akdemir, özellikle 60 yaş üzerindeki bireylerde daha sık rastlandığını, erken belirtilerin fark edilmesinin ise hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini kaydetti. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Akdemir, günümüzde uygulanan ilaç tedavileri ve cerrahi yöntemler sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde düzenli doktor takibi, egzersiz ve hasta yakınlarının desteğinin büyük önem taşıdığını belirten Akdemir, "Erken tanı, doğru tedavi ve bilinçli yaklaşım Parkinson hastalarının yaşamını kolaylaştırır. Bu vesileyle Parkinson hastalarımıza ve ailelerine sağlıklı, bilinçli ve destek dolu bir yaşam diliyorum" dedi. Dünya Parkinson Günü kapsamında yapılan bu tür bilgilendirme çalışmalarının, toplumda farkındalığın artırılması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Meme kanserinde erken teşhiste radyolojinin gücü
07 Ekim 2025 Salı - 15:02 Meme kanserinde erken teşhiste radyolojinin gücü Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri. Erken teşhis edildiğinde ise tedavi başarısı çok yüksek. Çam Sakura Şehir Hastanesi Radyoloji uzmanı Dr. Mehmet Ali Nazlı, radyolojik görüntüleme yöntemlerinin özellikle mamografi ve şüpheli durumlarda ltrasonografik incelemenin muayeneye eklenmesinin kadınların hayatını kurtaran en önemli araçlardan biri olduğunu söyledi. Dr. Nazlı, "Özellikle 40 yaşın üzerindeki kadınların hiç şikayetiniz yoksa dahi yılda bir kez Mamografi çektirmesi önerilmektedir. Risk faktörleri bulunan kadınlarda (ailede meme kanseri öyküsü, genetik yatkınlık gibi) kontroller daha erken yaşlarda başlamalıdır. Özellikle geçmiş meme kanser öyküsü olanlar takiplerini daha düzenli olarak yaptırmalıdır. Mamografi ve ultrason gibi radyolojik görüntüleme yöntemleri henüz elle fark edilemeyecek kadar küçük tümörleri tespit edebilir. MR ise daha daha ziyade kanser hastalarında veya aile öyküsü fazla olanlarda, genetik test yaptırmış ve sorunlu durumlarda kullanılan güvenilir bir yardımcıdır" dedi. Radyolojik incelemeler sayesinde hastalıkların çok erken evrede yakalandığını ve cerrahi ya da ilaç tedavisinde başarı oranının büyük ölçüde arttığını belirten Dr. Nazlı, "Toplumda sık rastlanan yanlış bir inanış, ’hiç şikâyetim yoksa kontrole gerek yok’ düşüncesidir. Oysa ki birçok kanser sessiz ilerler. Radyolojik özellikle Mamografik taramalar, hastalık belirti vermeden önce bile tanı koyabilir. Memede daha tam tümör olmadan mikrokalsifikasyon denilen kanser öncüsü olacak kireçlenmeleri gösterir. Halkımıza düzenli kontrollerini yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Erken teşhis hayat kurtarır" dedi.
Patnoslular’a yeni sağlık ocağı
07 Ekim 2025 Salı - 14:42 Patnoslular’a yeni sağlık ocağı Ağrı’nın Patnos ilçesinde yapımı tamamlanan Zahide Şahin Sağlık Ocağı, Patnos’ta hem sağlık altyapısını güçlendirecek hem de bölge halkına modern hizmet imkânı sunacak. Patnos ilçesinde inşa edilen Zahide Şahin Sağlık Ocağı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Törende konuşan Vali Mustafa Koç, sağlık merkezinin ilçeye önemli bir katkı sağlayacağını belirterek, "Açılışını yaptığımız sağlık merkezinin ciddi bir ekonomik değeri vardır. Burada 4 aile hekiminin görev yapacak olması, ilçemizde sağlık hizmetlerinin daha güçlü, erişilebilir ve etkin bir yapıya kavuşmasını sağlayacaktır. Bu anlamlı katkılarından dolayı emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. Ağrı Milletvekili Ruken Kilerci ise yeni sağlık ocağının, bölge halkının temel sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşması açısından önemli bir yatırım olduğunu vurguladı. Kilerci, Patnos halkının yanında olmaya devam edeceklerini ifade etti. Konuşmaların ardından gerçekleştirilen kurdele kesimiyle Zahide Şahin Sağlık Ocağı hizmete açıldı. Program, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi. Açılışa, Ağrı Valisi Mustafa Koç, AK Parti Ağrı Milletvekili Ruken Kilerci, İl Emniyet Müdürü, AK Parti Ağrı İl Başkanı, Patnos Belediye Başkanı, Patnos Devlet Hastanesi Müdürü ile AK Parti Kadın ve Gençlik Kolları başkanları katıldı.
"Türkiye’de Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Çalıştayı" NEÜ ev sahipliğinde yapıldı
07 Ekim 2025 Salı - 13:28 "Türkiye’de Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Çalıştayı" NEÜ ev sahipliğinde yapıldı Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi ile Ağız ve Çene-Yüz Cerrahisi Birliği Derneği iş birliğinde "Türkiye’de Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Çalıştayı" gerçekleştirildi. Çalıştayda; ağız, diş ve çene cerrahisinin ülkemizdeki güncel durumu değerlendirilerek, branşın karşı karşıya olduğu sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı. Çalıştayın açılış töreni NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Törende konuşan NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, katılımcılara teşekkür ederek, "Fakültemizde gerçekleştirdiğimiz bu önemli çalıştay, Konya’nın köklü bilim geleneğine değerli bir katkı sağlayacaktır. Çene cerrahisi, diş hekimliği mesleğimizin en dinamik ve gelişime açık alanlarından biridir. Bugün burada sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda deneyim paylaşımı ve ortak projelerin doğması için önemli bir fırsat yakalamış bulunuyoruz. Diliyorum ki bu buluşma, mesleğimizin ilerlemesine ve ülkemizde çene cerrahisinin daha da güçlenmesine vesile olur" dedi. Ağız ve Çene-Yüz Cerrahisi Birliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Figen Çizmeci Şenel ise, çalıştayın mesleki dayanışma açısından önemine vurgu yaparak, "Alanımızın geleceği açısından büyük önem taşıyan bu tür toplantılar, ortak sorunlara çözüm üretmemizi ve bilimsel gelişmeleri paylaşmamızı sağlıyor. Çalıştaya katkı sunan tüm meslektaşlarıma ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alparslan Esen ise şunları söyledi: "Bu çalıştayla hedefimiz; branşımızın güncel durumunu bütün yönleriyle değerlendirmek, karşılaşılan sorunlara ortak çözümler üretmek ve geleceğe yönelik stratejik bir yol haritası belirlemektir. Uzmanlık eğitiminden, serbest çalışan meslektaşlarımızın şartlarına; idari düzenlemelerden bilimsel araştırma kapasitesinin artırılmasına kadar pek çok konuyu birlikte ele alıyoruz. Bu birlikteliğin, ülkemizde ağız, diş ve çene cerrahisinin gelişimine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum." Açılış konuşmalarının ardından çalıştayda oturumlara geçildi. Program boyunca yapılan oturumlarda katılımcılar; uzmanlık eğitimi, serbest çalışan diş hekimlerinin şartları, akademik yetkinliklerin artırılması, insan gücü planlaması ve ulusal araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi gibi pek çok başlıkta görüş alışverişinde bulunarak, branşın gelişimi ve sürdürülebilirliği için atılabilecek adımları tartıştı.
Baba 13 yaşındaki oğluna hayat verdi
07 Ekim 2025 Salı - 13:08 Baba 13 yaşındaki oğluna hayat verdi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbrek yetmezliği hastası 13 yaşındaki Ubeydullah Fehmi Toğay, babasının verdiği böbrek sayesinde hayata tutundu. Sağlık Bakanlığı’nın öncülüğünde yürütülen organ nakil çalışmalarına bir yenisi Bursa’da eklendi. Böbrek yetmezliği ve ciddi gelişim geriliği bulunan Fehmi, yaklaşık 5 aydır diyalize bağlı yaşamını sürdürüyordu. Oğlunun yaşaması için nakilden başka çare olmadığını gören 43 yaşındaki Hüseyin Toğay, oğluna böbreğini bağışlamak için Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan detaylı incelemeler sonrasında, böbrek naklinin uygun olduğuna karar verildi. Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş başkanlığındaki ekip tarafından yapılan başarılı ameliyat sonucunda babadan alınan böbrek, oğluna nakledildi. Operasyonu gerçekleştiren Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Sorumlu Cerrahı Prof. Dr. Murat Demirbaş yaptığı açıklamada; Fehmi’de ciddi gelişim geriliği olduğunu belirtti. Ayrıca idrar böbreklere geri kaçtığı için böbreklerin işlev göremez hale geldiğini ve bir süredir diyaliz tedavisi almak zorunda kaldığını vurgulayan Prof. Dr. Demirbaş, "Başarılı bir ameliyat ile babasının böbreği, minik Fehmi’ye nakledildi. Bundan sonraki süreçte büyümesi de hızlanacak. Yaşıtlarıyla birlikte normal şekilde hayatına devam edecek. Burada babadan aldığımız böbreği, verici için çok konforlu bir yöntem olan ‘Retroperitoneoskopik’ yani kapalı yöntem ile böbreği sırttan çıkartarak son derece modern bir teknikle aldık. Babası, taburcu oldu. Bu vesile ile organ bağışının önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Fehmi bundan sonra normal hayatını yaşayacak ama normal hayatını yaşayamayan kronik böbrek yetmezliği olan çok sayıda çocuk var, bu çocukların hayata tutunabilmesi için organ bağışına ihtiyaçları var. Lütfen bu konuda daha duyarlı olalım. Organ nakli hayat kurtarır" şeklinde konuştu. "Herkese teşekkür ediyorum" Fehmi’nin rahatsızlığının doğum öncesi dönemden başladığını belirten Baba Hüseyin Toğay ise, "Yaklaşık 4-5 ay öncesi doktorlar, böbreklerin artık bitme noktasına geldiğini dolayısıyla organ naklinin ya da diyalizin şart olduğunu söyledi. Diyalize aldılar. Biz de nakil için gerekli işlemleri yaptık. 22 Eylül günü operasyona alındık. Ben taburcu oldum. Oğlumun sağlığı gayet iyi, yakında o da taburcu olacak, hiçbir sıkıntımız yok. Emeği geçen tüm hocalarıma teşekkür ederim" dedi. "Mühendis olmak istiyorum" Babasının verdiği böbrekle sağlığına kavuşan minik Fehmi ise, hastanede kaldığı süre boyunca karton bardaklardan tasarladığı oyuncaklarıyla oynayarak, taburcu olacağı günü beklemeye başladı. Kendini çok iyi hissettiğini ifade eden Fehmi, "Artık ağrılarım yok. İnşallah bu süreci de atlatırız. Sağ salim inşallah hep birlikte mutlu mesut bir hayat yaşarız. Mühendis olmak istiyorum. Çünkü icat yapmayı seviyorum" diye konuştu.
Aydın’da uyuz salgını
07 Ekim 2025 Salı - 12:53 Aydın’da uyuz salgını Aydın’da son günlerde uyuz vakalarında ciddi artış yaşandığı belirtildi. Hekimler, sonbahar mevsiminin başlaması ve havaların serinlemesi ile birlikte il genelinde halk arasında kaşıntı olarak bilinen tıp dilinde ise uyuz olarak adlandırılan rahatsızlığın her geçen gün yayıldığını belirterek bu dönemde hijyene azami derecede dikkat edilmesini ve yakın temastan kaçınılmasını önerdi. Hastalığın yakın temas halinde olan kişiler arasında yayıldığını belirten hekimler, yoğun kaşıntıya neden olan uyuza karşı alınacak önlemler hakkında bilgi verdi. Son günlerde uyuz vakalarının görülme sıklığında ciddi artış görüldüğünü ve hastalığın salgın haline geldiğini belirten hekimler, "Uyuzun ilaç tedavisi var. Ancak en önemli tedavi yöntemlerinin başında hijyen geliyor. Uyuz hastalığına karşı vatandaşlarımız giydiği kıyafetleri ve ev ortamını öncelikle dezenfekte etmesi gerekiyor. Uyuz en çok genital, karın bölgesi gibi vücudun biraz daha saklı, kapalı bölgelerinde oluyor. Özellikle hastalara sorduğunuz zaman söylüyorlar ama diğer şekilde ifade etmiyor, biraz da çekinebiliyorlar. Uyuz tanısı alan kişinin temas içerisinde olduğu, yakın çevresinin de hekime danışması gerekiyor. Hastalık temasla yayıldığı için aile bireyleri şikayetleri olmasa da ilaç kullanması gerekiyor" diyerek vatandaşları uyardılar. "Çamaşırlar ve yatak takımları kaynatılarak yıkanmalı" Uyuza neden olan virüsün ancak çamaşır ve yatak takımlarının kaynatılarak yıkanması sonucu yok edilebildiğini belirten uzmanlar, "Son dönemde uyuz şikayeti ile çok sık karşılaşmaya başladık. Özellikle geceleri şikayet artıyor. Avuç içi ayak tabanı, koltukaltı ve kasık gibi bölgelerde yaşanan kaşıntı şikayetleri uyuzun en önemli göstergesi" diyerek kendisinde veya yakın çevresinde uyuz şikayeti olan kişilerin bu dönemde hijyene dikkat edip yakın temastan kaçınmalarını önerdiler.
Genel Cerrahi Uzmanı Tolga Hüner: "20 yaş üstündeki her kadın kendi meme muayenesini yapmalı"
07 Ekim 2025 Salı - 12:48 Genel Cerrahi Uzmanı Tolga Hüner: "20 yaş üstündeki her kadın kendi meme muayenesini yapmalı" Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri hakkında önemli uyarılarda bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Tolga Hüner, "Genç kadınlar, bana bir şey olmaz diye düşünüyor ama maalesef bu kanser, gençlerde de görülüyor. O yüzden 20 yaşından itibaren ayda bir kez, özellikle adet bitiminden sonraki dönemde meme dokusunu kontrol etmesi önerilir" dedi. Meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucu ortaya çıkan meme kanseri hakkında önemli bilgiler veren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Tolga Hüner, nadir de olsa erkeklerde de görülebilen meme kanserinin genellikle süt kanalları veya süt bezlerinden köken aldığını, iyi huylu kitlelerden farklı olarak, hızla büyüyerek çevre dokulara zarar verebildiğini ve ileri evrelerde diğer organlara da yayılabileceğini ifade etti. Bu nedenle, erken evrede teşhisinin önemini vurgulayan Dr. Hüner, erken evrede çoğu zaman belirti vermeyebileceği için düzenli tarama programlarının hayat kurtarıcı olduğunu söyledi. Erken tanı yöntemleri arasında ilk sırayı kendi kendine meme muayenesinin aldığını dile getiren Dr. Hüner, "Her kadının 20 yaşından itibaren ayda bir kez, özellikle adet bitiminden sonraki dönemde meme dokusunu kontrol etmesi önerilir. Ele gelen sertlik veya kitle, meme başında çekilme ya da şekil bozukluğu, akıntı, ciltte çukurlaşma veya renk değişikliği fark edildiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" dedi. Bunun yanında klinik muayenenin önemine de değinerek 20-40 yaş arasındaki kadınların 2-3 yılda bir, 40 yaş ve sonrasında ise yılda bir kez doktor kontrolünden geçmesini, ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olanların ise doktorunun yönlendirmesiyle gerekli tetkikleri yaptırmasını tavsiye etti. "40 yaşından sonra yılda bir mamografi gerekir" Taramanın en önemli yöntemlerinden birinin mamografi olduğunu söyleyen Dr. Hüner, 40 yaşından itibaren her kadının yılda bir kez mamografi yaptırmasını; eğer ailede meme kanseri öyküsü varsa, özellikle anne, kız kardeş veya teyze gibi birinci derece yakınlarda bu hastalık bulunuyorsa, taramalara daha erken yaşta başlamak gerektiğini anlattı. Yoğun meme dokusuna sahip genç kadınlarda ultrason daha uygun bir yöntem olurken, yüksek risk grubunda yer alan kişilerde meme MR’ı ile detaylı inceleme yapılabileceğini ifade etti. Meme kanseri gelişiminde birçok risk faktörünün rol oynadığını belirten Dr. Hüner, "Ailede meme kanseri öyküsünün bulunması, BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonlarının varlığı, erken yaşta adet görmek, geç menopoza girmek, hiç çocuk sahibi olmamak ya da ileri yaşta doğum yapmak, uzun süre östrojen maruziyeti, obezite, hareketsiz yaşam tarzı ve alkol kullanımı önemli risk faktörleri arasında sayılmaktadır" dedi. Bunların dışında sağlıksız beslenme, stres ve düzensiz yaşam alışkanlıklarının da hastalığın gelişiminde etkili olabileceğini sözlerine ekledi. "En güçlü silahlarımız farkındalık ve takip" Meme kanserinin erken tanı ile tedavi edilebilme şansı en yüksek kanserlerden biri olduğunun altını çizen Dr. Hüner şunları dile getirdi: "Düzenli olarak kendi kendine muayene yapmak, doktor kontrollerini aksatmamak ve zamanında mamografi taramalarını gerçekleştirmek, hastalığın erken dönemde yakalanmasını ve tedavinin başarıyla uygulanmasını sağlar. Erken evrede tespit edilen meme kanseri, çoğu zaman cerrahi, ilaç tedavisi veya radyoterapi gibi yöntemlerle kontrol altına alınabilir ve hastalar sağlıklı yaşamlarına geri dönebilirler. Bu nedenle, farkındalık ve düzenli takip, meme kanseri ile mücadelede en büyük gücümüzdür."
"Okula gitmeme bir tepki değil, kaygının sesi olabilir"
07 Ekim 2025 Salı - 12:14 "Okula gitmeme bir tepki değil, kaygının sesi olabilir" Çocuklarda okula gitmek istememe davranışının çoğu zaman bir isyan değil, yoğun bir kaygının dışavurumu olduğunu belirten Psikolog Ozan Yazıcı, "Çocuk, okuldan kaçınma davranışını çoğu zaman bilinçli bir isyandan ziyade, yoğun bir anksiyetenin dışavurumu olarak sergiler. Bu yüzden çocuğun okula yüklediği anlam çok önemli bir yer tutar. Anlayış, sabır ve bilimsel temelli destek yaklaşımlarıyla bu süreç sağlıklı şekilde yönetilebilir" dedi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi’nden Psikolog Ozan Yazıcı, okula gitmek istemeyen çocuklara ailelerin nasıl yaklaşması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu. Psikolog Ozan Yazıcı, çocukluk döneminde sık karşılaşılan okula gitmek istememe davranışının genellikle ayrılık kaygısı, sosyal anksiyete, özgüven düşüklüğü veya okul ortamına uyum güçlüğüyle ilişkili olduğunu söyledi. Psk. Yazıcı, "Çocuk, okuldan kaçınma davranışını çoğu zaman bilinçli bir isyandan ziyade, yoğun bir anksiyetenin dışavurumu olarak sergiler. Bu yüzden çocuğun okula yüklediği anlam çok önemli bir yer tutar" diye konuştu. "Aşırı koruyucu ebeveynlik riski artırabilir" Çocuğun okula gitmek istememesinin altında genellikle güvenlik hissinin tehdit altında algılanması olduğunu belirten Psk. Yazıcı, "Ebeveynle kurulan bağın niteliği, bu davranışın sürmesinde belirleyici rol oynar. Aşırı koruyucu ebeveynlik, çocuğun bağımsızlık gelişimini engelleyerek okul ortamından uzak durma eğilimini artırabilir" ifadelerini kullandı. "Ceza değil, duygusal güven işe yarıyor" Zorlayıcı veya cezalandırıcı yaklaşımların sorunu büyüttüğünü vurgulayan Psk. Yazıcı, "Araştırmalar, ebeveynlerin ve öğretmenlerin çocuğun duygularını anlamlandırmasına yardımcı olmasının okul reddini azalttığını göstermektedir. Bu tür durumlarda çocuğa anlayışla yaklaşmak çok daha etkilidir" diye konuştu. Uzmandan ailelere öneriler Psk. Yazıcı, okula gitmek istemeyen çocuklara destek olurken ailelerin uygulayabileceği etkili yöntemleri şöyle sıraladı: "Duygusal köprü kurun: ’Okula gitmek seni korkutuyor olabilir, bu çok normal’ gibi empatik ifadeler kullanın. Aşamalı maruziyet sağlayın: Çocuğun kısa sürelerle okula dönmesini sağlayarak güven temelli yeniden bağ kurmasına destek olun. Rutinleri yapılandırın: Sabah rutinlerinin tahmin edilebilir ve sakin olması kaygıyı azaltır. Ebeveyn-öğretmen iş birliği kurun: Okul personeliyle düzenli iletişim, çocuğun güven duygusunu pekiştirir. Gerekirse profesyonel destek alın: Kaygı belirtileri yoğun veya uzun sürüyorsa bir uzmandan yardım alın." "Bir disiplin sorunu değil, duygusal bir ihtiyaçtır" Psk. Yazıcı, okula gitmek istememe davranışının genellikle bir "disiplin sorunu" olarak değerlendirildiğini, ancak gerçekte bunun çocuğun duygusal ihtiyaçlarını ifade etme biçimi olduğunu vurguladı. Psk. Yazıcı, "Anlayış, sabır ve bilimsel temelli destek yaklaşımlarıyla bu süreç sağlıklı şekilde yönetilebilir. Çocuğun duygularını anlamak ve güven duygusunu yeniden inşa etmek, okula uyum sürecini kolaylaştıracaktır" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da Dünya Yürüyüş Günü etkinliği
07 Ekim 2025 Salı - 11:54 Diyarbakır’da Dünya Yürüyüş Günü etkinliği Diyarbakır’da 3-4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü etkinlikleri kapsamında sağlıklı yaşam yürüyüşü düzenlendi. İl Sağlık Müdürlüğü, Sur İlçe Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle organize edilen etkinlik, Ulu Camii önünden başlayarak Sur Kaymakamlığı önünde son buldu. Yürüyüşe Sur Kaymakamı Hasan Akbulut, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Damla Kılıç, Sur İlçe Sağlık Müdürü Dr. Yılmaz Yakut, sağlık çalışanları, Milli Eğitim Müdürlüğü personeli ve çok sayıda vatandaş katıldı. Etkinlikte konuşan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, fiziksel aktivitenin toplum sağlığı için önemine dikkat çekti. Asiltürk, "Yürüyüş, en kolay ve en ulaşılabilir sporların başında geliyor. Günlük hayatımıza küçük adımlarla hareketi katmak, kalp sağlığından obeziteyle mücadeleye kadar pek çok alanda koruyucu etki sağlıyor. Bizler de ilimizde bu bilinci artırmak için farklı kurumlarla iş birliği yaparak vatandaşlarımızı sağlıklı yaşama teşvik ediyoruz’’ dedi. Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Damla Kılıç ise yürüyüşün her yaş grubuna uygun olduğunu vurgulayarak, "Yürüyüş yalnızca beden sağlığına değil ruh sağlığına da olumlu katkı sunuyor. Bu tür etkinliklerle farkındalık oluşturmayı sürdüreceğiz" dedi.
Evinde kendi diyalizini kendisi uyguluyor
07 Ekim 2025 Salı - 11:51 Evinde kendi diyalizini kendisi uyguluyor Rize’de 27 yaşındaki diyaliz hastası Edagül Genç, kendi diyalizini 15 dakikada kendisi hazırlayıp evinde kendisi uyguluyor. Rize İl Sağlık Müdürlüğü tarafından isteyen ve uygun olan hastalar için evde diyaliz hizmeti başlatıldı. Henüz 27 yaşında olan ve böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gören Edagül Genç, daha önce başarısız bir böbrek nakli ameliyatı geçirdi. Hastanede diyaliz tedavisine başlayan Genç bir süre böyle devam etti. Ardından kendisine "Evde diyaliz ister misin?" diye sorduklarında hastane psikolojisinden kurtulmak için hemen kabul ettiğini ifade eden Edagül Genç "Böbrek yetmezliği tanısı konuldu. İlk başta ilaçlarla tedavi edilmeye başlandı, sonra biyopsi oldum. Hemen sonrasında periton diyalizine başladım. Bir buçuk yıl kadar periton diyalizine devam ettim. Abim böbreğini bana verdi ve böbrek nakli oldum. Nakilde de böbreğe giden damarda pıhtı attığı için ameliyat başarısız gerçekleşti. 1, 2 yıl olacak hemodiyalize başladım. Şu an süreç güzel gidiyor. 2 buçuk aydır evde hemodiyalize başladım. Bana ‘Evde diyaliz düşünür müsünüz?’ dediler ve bende ‘Düşünürüm’ dedim. Periton diyalizini de evde yaptığım için onun rahatlığını biliyordum. Yani hastane psikolojisi yok. Eğitimi 3 ay kadar sürdü belki de daha fazla evde cihazın kurulması derken, eğitimini aldık öğrendik her şeyi. Onun sonucunda da geldik evde başladık" dedi. "Hastaneye diyaliz için gidip gelme yorgunluğundan kurtuldum" Diyaliz tedavisini evde alarak kendisine zaman ayırabildiğini ve bu sayede çalışmak için işe girdiğini dile getiren Genç "10 dakika falan sürüyor testi geçmesi, toplam 15 dakika sürüyor diyalize bağlanmam. Yani 8 saat evde yapıyoruz. Pazartesi, Çarşamba, Cuma günleri yapıyorum ama saatini kendime göre ayarlıyorum, ne zaman müsaitsem böyle bir rahatlığı var. Bir nakilliyle eş değer oluyor değerlerimiz. Onun dışında diyalizdeyken yani hastaneye giderken dört saat olduğu için vücut yoruluyor ister istemez, evde yok o. Yani gayet normal bir insan gibi hayatıma devam ediyorum. Bazen resim yapıyorum, bilgisayarıma falan bakıyorum. Hastaneye giderken yorgunluk oluyordu. 4 saatte vücut ister istemez yoruluyordu ama evdeyken öyle bir sorun yaşamadım. Gayet normal hayatıma devam ediyorum. Bazen sabah yaptığım zamanlar akşamında çarşıya, AVM’ye gidiyordum normal hayatıma devam ettim yani. Kendi hayatıma devam edebildim, işe girdim. Hastanede olsaydım işe gidemezdim. Hastanenin saatleri belli olduğu için burada kendime göre ayarladığım için işe rahat rahat gidebiliyorum yani" ifadelerini kullandı. "Evde diyaliz hizmeti dünyada da yaygınlaşıyor" Rize İl Sağlık Müdürü Gökhan Demiral ise evde diyaliz hizmetinin dünyada revaçta olduğuna dikkat çekerek "Evde diyaliz özellikle son yıllarda dünyada giderek yaygınlaşan bir uygulama. Bizim de ülkemizde son yıllarda SGK’nın ödeme kapsamında uygun hastalarda başladı. Bu uygun hasta seçimini nefroloji kliniğinin değerli hocaları kararlaştırıyor. Bakıyor hastayla birlikte yapılan değerlendirmeler sonrasında hastanın uygun olmasıyla beraber bazı eğitimlere başlıyorlar. Eğer hastamız uygunsa bu eğitimler sonrasında evde diyaliz kapsamına alınıyor" şeklinde konuştu. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ekrem Kara ise evde diyaliz tedavisi gören Eda’nın ilk olduğunu ancak toplamda 5 hasta için evde diyaliz hazırlığı yapıldığını söyledi. Kara "Normal konveksiyonel hemodiyaliz dediğimiz hastanedeki hemodiyaliz tedavisine göre çok avantajları olan, yaşam kalitesi ve yaşam süresi olarak neredeyse nakil hastasına eşdeğer bir tedavi. Daha uzun ve daha iyi temizleme yaptığı için daha iyi kan değerleri oluyor ve daha iyi kan basıncı değerleri oluyor. Hasta kendi evinde kendi ortamında bu işi yaptığı için psikolojik olarak daha iyi durumda oluyor. İş gücü artıyor ki Eda’da bir işe girdi akşamları diyaliz olduğu için gündüzleri boş olabiliyor. Diyaliz sonrası olan sersemlik olmuyor. Çok fazla avantajları var. Kullandığı ilaçlar neredeyse yarı yarıya azalacak, kansızlık ve fosfor ilaçları bunlara ihtiyacı kalmayacak. Kendini daha iyi hissedecek. Her türlü avantajıyla birlikte bu tedavi daha üstün olduğu için bizde bu tedaviyi ilimizde başlatma kararı almıştık ve bu tedaviyi başlattık. Uygun hastaları seçtik. Şimdilik beş hastamız var. Bunlardan Eda eve ilk olarak çıkan, ikinci bir hasta yine eve yeni çıktı. Diğer 3 hasta için de eğitim aşamasındayız. Evlerinin de uygun olması gerekiyor. Eve mini bir diyaliz sistemi kuruluyor açıkçası. Bunlar tamamlandıktan sonra sayımız 5’e çıkacak. Daha sonrasında yine uygun gördüğümüz hastaları eğitimden geçirip tedavini devamını sağlayacağız" diye konuştu.