Son Dakika
|
Fenerbahçe, evinde 5. kez puan kaybetti
GÜNDEM
Brent petrol 90 doların altına geriledi
İran: "Hürmüz Boğazı açıldı"
İstanbul’da barajlar doldu: Doluluk oranı yüzde 70’i aştı
Diyarbakır’da otomobil tren ile çarpıştı: Feci kaza kamerada
Suriye ordusu, ABD güçlerinin konuşlandığı tüm üslerde kontrol sağladı
MİT’ten siber suç şebekesine operasyon: 12 kişi gözaltında
Araştırma görevlisinin hayatını kaybettiği saldırının failleri yakalandı
Geri dönüşüm fabrikasında yangın böyle görüntülendi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Fatma Sultan Camii bir asır sonra ibadete açıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi kabul etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Milli Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile bir araya geldi
Erhürman: "Kıbrıs Türk halkı azınlık statüsünü zinhar kabul etmez"
Sirte’de Flintlock-2026 tatbikatı başladı
ABD: "Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın başlamasından bu yana 23 gemi geri döndü"
Lavrov: "Bu savaş Batı'nın Rusya'ya karşı Ukrayna eliyle yürüttüğü savaştır"
SAĞLIK
Belirtiler aynı, tehlike farklı: Panik atak mı, kalp krizi mi olduğunu doğru analiz hayati önem taşıyor
19 Nisan 2026 Pazar - 11:18:50
Semptomları büyük oranda benzerlik gösteren panik atak ile kalp krizinin doğru analiz edilmesi hayati önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, her iki durumda da göğüs ağrısı, çarpıntı ve ölüm korkusunun görülebildiğini ancak ağrının yayılımı ve süresi gibi faktörlerin kritik bir ayrım sunduğunu vurguladı. Özellikle ilk kez yaşanan şiddetli semptomlarda vakit kaybetmeden tıbbi destek alınması gerektiğini belirtti. Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve yoğun korku hissi hem panik atakta hem de kalp krizinde görülebilir. Bu benzerlik, hastaların ciddi bir tabloyu göz ardı etmesine ya da gereksiz kaygıya kapılmasına neden olabilir. Ancak ağrının süresi, yayılımı, eşlik eden bulgular ve kişinin risk faktörleri bu iki durumu ayırt etmede belirleyici rol oynar. Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Abdi Sağcan, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetlerinde en sık yaşanan karmaşanın panik atak ile kalp krizi ayrımında olduğunu belirtti. Hekim kontrolü olmadan ayırt etmek zor "Kalp krizi mi yoksa panik atak mı?" sorusunun hekim muayenesi olmadan net şekilde ayırt edilmesinin zor olduğunu ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta göğüste baskı, sıkışma ya da batma hissi olabilir. Kalp krizinde ise genellikle daha şiddetli bir baskı veya ezilme hissi görülür. Panik atakta hızlı ve yüzeyel nefes alma ön plandayken, kalp krizinde kişi gerçek anlamda nefes alamama hissi yaşayabilir. Panik atakta kalp hızlı atar, kalp krizinde ritim bozulabilir. Soğuk terleme her iki durumda da görülse de kalp krizinde daha ani ve yoğundur. Panik atakta ‘ölüyorum’ hissi belirgindir, kalp krizinde ise kişi fiziksel olarak kötüleştiğini hisseder" dedi. Göğüs ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli ipuçları verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta semptomlar genellikle stres ve kaygıyla başlar, kalp krizinde ise eforla artabilir. Panik atakta ağrı pozisyonla değişebilir, kalp krizinde ise değişmez. Yeni başlayan, 5-10 dakikadan uzun süren, sol kola, çeneye veya sırta yayılan göğüs ağrısında acil yardım istenmelidir" ifadelerini kullandı. Belirtilere acil müdahale gerekir Bazı bulguların acil tıbbi müdahale gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Göğüs ağrısının baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olması ve 5-10 dakikadan uzun sürmesi, ağrının sol kola, çeneye ve sırta yayılması, soğuk terleme ve mide bulantısı ile birlikte olması durumunda kalp krizi düşünülmelidir. Gerçekten nefes alamama, dudaklarda morarma, ani ve şiddetli nefes darlığı acil değerlendirme gerektirir. Ayrıca ilk kez panik atak benzeri tablo yaşanıyorsa, 40 yaş üzerinde ortaya çıktıysa, bilinen kalp hastalığı varsa veya ataklar alışılmadık şekilde şiddetliyse mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" dedi. Genç yaşta görülen göğüs ağrılarının çoğu zaman ciddi nedenlere bağlı olmadığını ancak risk değerlendirmesinin yaşa göre değil, bireysel risk faktörlerine göre yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile öyküsünün değerlendirmede önemli olduğunu belirtti. Tanı sürecinde multidisipliner yaklaşım Panik atak ile kalp hastalığı arasındaki ilişkinin dolaylı ancak dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, panik bozukluğun toplumda yüzde 2-4 oranında görülürken kalp hastalarında bu oranın yüzde 25’e kadar çıkabildiğini söyledi. Panik atakla başvuran hastaların yaklaşık yüzde 15’inde eşlik eden kardiyak bir tablo saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Bu nedenle belirtileri sadece psikolojik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. İlk değerlendirme mutlaka hekim tarafından yapılmalı, kardiyoloji ve psikiyatri birlikte süreci yönetmelidir" diye konuştu. Tanı sürecinde EKG, troponin testi ve ritim takibi gibi temel incelemelerin yapıldığını belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulduğunu ifade etti. Kalp krizi saptandığında hızlı müdahalenin hayati olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atak taklit eder, kalp krizi ise doğrudan zarar verir. Bu nedenle benzer belirtiler mutlaka ciddiyetle değerlendirilmelidir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 11:17
İç Hastalıkları Uzmanı Cihangiroğlu: "Tansiyon hastalarında susama hissi geç kalınmış bir sinyaldir"
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, tansiyon hastalarına uyarılarda bulunarak hastaların susamayı beklemeden su içmeleri gerektiğini, susama hissinin geç kalınmış bir sinyal olduğunu ifade etti. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cİhangiroğlu, havaların ısınmasıyla birlikte su tüketimi ve tansiyon hakkında bilgi verdi. Son günlerde polikliniğe gelen hastaların yarısının halsiz, yorgun ve tansiyonunun düşüp çıktığını aktaran Dr. Cihangiroğlu, "Mevsim geçişlerinde bu çok sık görülür fakat herkes alerji veya bahar yorgunluğu deyip geçiyor. Asıl soru, siz gerçekten susadığınız için mi su içiyorsunuz yoksa vücudunuzun tansiyonu dengelemek için suya ihtiyacı mı var. Mevsim ısındıkça terlemeyle kaybettiğimiz sıvı, tansiyon ilacı kullananlarda ani düşüşlere ya da tuz dengesi bozulanlarda ise çıkışlara neden olabilir. Yapılacak ilk şey, tansiyonumuzu sabah akşam aynı saatte ölçmeliyiz. İkincisi, ilacımızın dozunu ya da ilacın çeşidini doktorunuza danışmadan asla değişmeyin. Son olarak ise susamayı beklemeden su için. Susama hissi zaten geç kalmış bir sinyaldir. Kontrolsüz tansiyon dediğimiz olay ani yükseliş veya ani düşüşlerdir. Ani düşüşler olduğunda halsizlik, göz kararması, baş dönmesi ve baygınlık hissiyatı verebilir. Ani yükselişlerde ise ani bir baş ağrısı, ensede dolgunluk ve vücutta ağırlık hissiyle karşınıza çıkabilir. Bunu tansiyonunuzu kontrol ederek farkına varabilirsiniz. Eğer etrafınızda tansiyon aleti yoksa nabız dolgunluğuna bakarak tansiyon algılanabilir. Bunun yanında gıda takviyeleri tuz ve su takviyesi yaparak yükseltilebilir. Tansiyonu düşürmede de doğal gıda olan limon ve sarımsak gibi doğal gıdalara başvurarak da tansiyon düşüşlerini sağlayabiliriz. Kontrolsüz tansiyonla kendiniz başa çıkamıyorsanız, mutlaka uzman hekiminize başvurmanız gerekir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 10:52
İç Hastalıkları Uzmanı Cihangiroğlu: "Tansiyon hastalarında susama hissi geç kalınmış bir sinyaldir"
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, tansiyon hastalarına uyarılarda bulunarak hastaların susamayı beklemeden su içmeleri gerektiğini, susama hissinin geç kalınmış bir sinyal olduğunu ifade etti. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cİhangiroğlu, havaların ısınmasıyla birlikte su tüketimi ve tansiyon hakkında bilgi verdi. Son günlerde polikliniğe gelen hastaların yarısının halsiz, yorgun ve tansiyonunun düşüp çıktığını aktaran Dr. Cihangiroğlu, "Mevsim geçişlerinde bu çok sık görülür fakat herkes alerji veya bahar yorgunluğu deyip geçiyor. Asıl soru, siz gerçekten susadığınız için mi su içiyorsunuz yoksa vücudunuzun tansiyonu dengelemek için suya ihtiyacı mı var. Mevsim ısındıkça terlemeyle kaybettiğimiz sıvı, tansiyon ilacı kullananlarda ani düşüşlere ya da tuz dengesi bozulanlarda ise çıkışlara neden olabilir. Yapılacak ilk şey, tansiyonumuzu sabah akşam aynı saatte ölçmeliyiz. İkincisi, ilacımızın dozunu ya da ilacın çeşidini doktorunuza danışmadan asla değişmeyin. Son olarak ise susamayı beklemeden su için. Susama hissi zaten geç kalmış bir sinyaldir. Kontrolsüz tansiyon dediğimiz olay ani yükseliş veya ani düşüşlerdir. Ani düşüşler olduğunda halsizlik, göz kararması, baş dönmesi ve baygınlık hissiyatı verebilir. Ani yükselişlerde ise ani bir baş ağrısı, ensede dolgunluk ve vücutta ağırlık hissiyle karşınıza çıkabilir. Bunu tansiyonunuzu kontrol ederek farkına varabilirsiniz. Eğer etrafınızda tansiyon aleti yoksa nabız dolgunluğuna bakarak tansiyon algılanabilir. Bunun yanında gıda takviyeleri tuz ve su takviyesi yaparak yükseltilebilir. Tansiyonu düşürmede de doğal gıda olan limon ve sarımsak gibi doğal gıdalara başvurarak da tansiyon düşüşlerini sağlayabiliriz. Kontrolsüz tansiyonla kendiniz başa çıkamıyorsanız, mutlaka uzman hekiminize başvurmanız gerekir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 10:22
Dünyada 5 binde bir görülüyor: Yemek borusu kapalı doğan bebek, ameliyat ile sağlığına kavuştu
Dünyada 5 binde bir görülen doğum sonrası bebeklerde yemek borusunun kapalı olması durumu Diyarbakır’da yaşandı. Yeni doğan bir bebek, yemek borusunun kapalı olması üzerine hemen ameliyata alınarak sağlığına kavuştu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde 5 binde bir görülen sağlık problemi yaşandı. Yeni doğan bebeğin yemek borusunun kapalı olduğunu fark eden çocuk cerrahisinden Op. Dr. Taner Kamacı bebeği hemen ameliyata alıp sağlığına kavuşturdu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Op. Dr. Kamacı, hastanın yemek borusunun kapalı olarak dünyaya geldiğini söyledi. Op. Dr. Kamacı, "Bizim ’özofagus atrezisi’ dediğimiz bir rahatsızlıkla dünyaya geldi. 38 haftalık, 3 kilo 70 gram olarak zamanında doğmuş bir bebeğimiz. Yeni doğan tüm bebekler yemek borusu kapalı olabilir mi diye midesine bir hortum ilerletilerek yemek borusu kontrol edilir. Bu hastamıza yapılan muayenede hortumun mideye geçmemesi ve tükürüğünü yutamaması şikayetleri olması üzerine hasta bize haber verildi. Biz hastayı gördüğümüzde hortumu ilerletemedik ve çektiğimiz filmlerde de bebeğimizin yemek borusunun doğuştan kapalı olduğunu gördük ve özofagus atrezisi tanısını koyduk. Yemek borusunun kapalı olması yaklaşık 5 bin doğumda bir görülen nadir ve ağır konjenital anomalilerden bir tanesidir. Ağır bir hastalık. Farklı tipleri olmakla birlikte en sık görülen tipi, yemek borusunun üst ucunun kör sonlandığı ve alt ucunun ise mideden gelip nefes borusuna girdiği fistüllü tip atrezidir. Böylece yemek borusunun iki ucu birbiriyle birleşmemiş olur. Bizim hastamızda da bu tip vardı. Yani üst taraf kapalı, alt taraf nefes borusuna girmiş durumdaydı" dedi. Durumu tespit ettikten sonra aileyle konuştuğunu ve aile onayını aldıktan sonra bebeği ameliyata aldığını anlatan Op. Dr. Kamacı, şu ifadeleri kullandı: ’’Yaptığımız ameliyatta, mide tarafından gelip nefes borusuna giren yemek borusunun alt ucunu oradan ayırıp, üst ucunu serbestleştirerek iki ucu birbirine anastomoz edecek şekilde ameliyatı tamamladık. Bu ameliyat göğüs bölgesinden, sırta yakın bir alandan yapılan kesiyle gerçekleştirildi. Başarılı bir ameliyat geçti. Yaklaşık 4 saatlik bir ameliyatla bebeğimiz sağlığına kavuştu. Ameliyattan sonra hastamızı yoğun bakıma aldık ve yaklaşık bir aylık zorlu bir yoğun bakım süreci oldu. Yoğun bakım doktorlarımız ve hemşirelerimizin desteğiyle bu süreci de başarıyla tamamladık. Ardından hastamızı ağızdan beslenir şekilde, şifa ile taburcu ettik. Şu an hastamız bugün kontrolüne geldi. Kontrolünde her şey yolunda. Bebeğimiz sağlıklı. Bundan sonra kendisine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.’’ Anne Nazlıcan Çavdar ise gebelikte şüphelendiklerini ancak mide yapısı çok düzgün olduğu ve fistüllü olduğu için anne karnında kesin olarak anlaşılmadığını söyledi. Çavdar, "Bu da çok nadir görülen bir durum. Bu yüzden anne karnında fark edilmesi de çok zormuş. Biz de fark edemedik. Şüphelenildi ama mide yapısı düzgün denildiği için ihtimal elendi. Doğumdan sonra bebeği daha göremeden solunum sıkıntısı yaşadığı fark edilip aspire edilmek üzere alındı. Uyandığımda eşim haberi almıştı. Bu benim için büyük bir şok oldu çünkü beklemiyorduk. İhtimali tamamen elemiştik. Riskli bir ameliyattı, yaklaşık 5 saat sürüyor. Ameliyat başarılı geçse bile çocuğun anesteziyi kaldıramama ihtimali vardı. Bu benim için adeta bir kabustu ve şoka girmiştim. Süreç çok net hatırladığım bir süreç değil aslında. Ama en büyük şansımız Taner Hoca oldu. Alanının en iyilerinden biriymiş, hatta belki en iyisidir, bilemiyorum. Sonradan araştırdık. O süreçte çok şey yapamadık ama doğumun komplikasyonları göz önüne alındığında sağlıklı bir süreç olması adına iyi bir hastane seçmeye çalışmıştım. Öyle de oldu. Doğru yerde, doğru müdahale ve doğru zamanlama ile çok şükür hiçbir problem yaşanmadı. Bebeğimiz sağlıklı şekilde taburcu oldu. Şu an herhangi bir sağlık problemi yok. Sürecin getirdiği zorluklar var, onlar da bir süre daha devam edecek" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Nisan 2026 Cuma- 10:38
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
2
18 Nisan 2026 Cumartesi- 09:50
Nöroloji uzmanından uyarı: "Sanal ortamdaki öldürme eylemleri zamanla gerçek hayata yansıyabiliyor"
3
18 Nisan 2026 Cumartesi- 09:44
Yeni doğan bebek 79 günde 4 ağır ameliyat geçirerek hayata tutundu
4
18 Nisan 2026 Cumartesi- 12:50
Elektronik sigarada süre doldu: "Kanser riski netleşti"
5
18 Nisan 2026 Cumartesi- 08:01
Erzincan’da kuru göz hastalığına yönelik bilimsel sunum
17 Nisan 2026 Cuma - 10:10
Doç. Dr. Kılıç, Kamu Hastaneleri Hizmetleri başkanı oldu
Adıyaman’da Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı görevine Doç. Dr. Fedli Emre Kılıç atandı. Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde önemli bir görev değişikliği gerçekleştirildi. Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı görevine Doç. Dr. Fedli Emre Kılıç getirildi. Sağlık alanında uzun yıllara dayanan tecrübesiyle bilinen Doç. Dr. Kılıç, daha önce Daha önce Kamu hastaneleri Hizmetleri başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu. Yeni göreviyle birlikte kamu hastanelerinin yönetimi ve sağlık hizmetlerinin koordinasyonundan sorumlu olacak. Gerçekleştirilen atamanın ardından sağlık camiasında da beklenti yükselirken, yeni dönemde kentteki sağlık politikalarının güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması hedefleniyor. Doç. Dr. Kılıç’ın önümüzdeki süreçte kamu hastanelerinde etkinlik, verimlilik ve hasta memnuniyetini artırmaya yönelik çalışmalara ağırlık vermesi bekleniyor.
17 Nisan 2026 Cuma - 10:10
Prof. Dr. Tat: "İmmün yetmezliği: Erken tanı ve doğru takip hayat kurtarıyor"
Medical Point Gaziantep Hastanesi alerji ile immünoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, immün yetmezliklerin özellikle sık tekrarlayan enfeksiyonlarla kendini gösterebildiğini belirterek, bu durumun erken dönemde dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, "İmmün yetmezlikler; doğuştan kaynaklanan primer immün yetmezlikler ve sonradan gelişen sekonder immün yetmezlikler olarak iki ana grupta incelenmektedir. Sekonder immün yetmezliklerin en sık nedenleri arasında yetersiz beslenme, HIV enfeksiyonu, kanserler, kemoterapi uygulamaları ve immünsüpresif (bağışıklık sistemini baskılayan) ilaç kullanımı yer almaktadır. Bağışıklık sisteminin enfeksiyonlara karşı koruyucu işlevini yeterince yapmaması ile karakterize olan immün yetmezlikler, erken tanı ve uygun tedavi yaklaşımları ile kontrol altına alınabilen önemli hastalık grupları arasında yer almaktadır" dedi. "Sık enfeksiyonlar önemli bir uyarı işareti olabilir" Klinik pratikte aşağıdaki tespitlerin varlığı, immün yetmezlik açısından ileri değerlendirme gerektirebilir sık ve tekrarlayan sinüzit, zatüre ve kulak iltihabı atakları. Enfeksiyonların beklenenden uzun sürmesi ve tedaviye dirençli seyretmesi.Enfeksiyonlar nedeniyle hastaneye yatış ihtiyacı veya ağızdan antibiyotik tedavisine yetersiz yanıt alınması. Sık antibiyotik kullanım ihtiyacı. Uzamış ishal ve özellikle çocukluk çağında büyüme-gelişme geriliği. Eklem ağrıları ve inflamatuvar eklem hastalıkları" ifadelerini kullandı. Erken tanı ve düzenli takip hayati öneme sahiptir Prof. Dr. Tuğba Songül Tat, immün yetmezlik hastalıklarında erken teşhis ve bireyselleştirilmiş tedavi planlarının hastalık kontrolünde belirleyici olduğunu ifade ederek, sık enfeksiyon geçiren bireylerin gecikmeden bir uzmana başvurması gerektiğinin altını çizdi. Dr. Tat, "İmmün yetmezliği olan bireylerde tanı konulup uygun tedavi başlanmadığı takdirde, tekrarlayan enfeksiyonlar ve organ hasarına bağlı geri dönüşümsüz komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu nedenle hastaların, alerji ve immünoloji uzmanları tarafından düzenli olarak izlenmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
17 Nisan 2026 Cuma - 10:01
Diyarbakır’da Gebe Okulları ile sağlıklı nesillere güçlü adım
Diyarbakır’da anne ve bebek sağlığını güçlendirmek amacıyla İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde yürütülen Gebe Okulu hizmetleri, il genelinde yaygın şekilde sürdürülüyor. Gerçekleştirilen bilgilendirme çalışmalarında yer alan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Sertaç Ayçiçek, gebe okullarının yalnızca gebelik sürecinde değil, gebelik öncesinden itibaren önemli bir rehberlik sunduğunu belirtti. Uzm. Dr. Ayçiçek, "Gebelik planlayan ya da gebelik sürecinde olan tüm kadınlarımızın bu eğitimlerden faydalanması gerekiyor. Gebe okullarımızda; doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası süreçler detaylı şekilde anlatılmakta, anne adaylarımız birebir eğitimler ve danışmanlık hizmetleri ile desteklenmektedir" dedi. Normal doğumun önemine de dikkat çeken Uzm. Dr. Ayçiçek, "Normal vajinal doğum, sezaryen doğuma kıyasla hem anne hem bebek açısından daha fizyolojik ve sağlıklı bir süreçtir. Anne ile bebek arasındaki bağın güçlenmesine katkı sağlarken, komplikasyon riskleri de daha düşük olmaktadır. Bu nedenle normal doğumu desteklemek ve doğru bilgilendirme yapmak büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Gebe Okullarının riskli gebeliklerin erken tespiti ve doğru yönlendirilmesi açısından da önemli bir görev üstlendiğini aktaran Uzm. Dr. Ayçiçek, bu sayede muhtemel sağlık sorunlarının önüne geçilebildiğini kaydetti. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk ise il genelinde gebe okulu hizmetlerinin her geçen gün daha da güçlendirildiğini ifade etti. Asiltürk, "Anne ve bebek sağlığı, sağlık hizmetlerimizin en öncelikli alanlarından biridir. Bu kapsamda ilimiz genelindeki hastanelerimizde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde hizmet veren gebe okullarımız ile anne adaylarımıza kapsamlı eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunuyoruz. Amacımız, gebelik sürecinin her aşamasında anne adaylarımızın yanında olmak ve sağlıklı nesillerin temellerini güçlendirmektir" diye konuştu.
17 Nisan 2026 Cuma - 09:41
Mersin’de geliştirilen kalp kapağı patent aldı
Mersin’de geliştirilen, mekanik ve biyolojik özellikleri bir arada sunan yerli kalp kapağının ameliyatlarda kolaylık sağlaması, cerrahi süreci kısaltması ve kalpte oluşabilecek hasarı azaltması hedeflenirken, iki parçalı yapısıyla dikkat çeken çalışma patent alarak tescillendi. Mersin Üniversitesi (MEÜ) Teknoloji Transfer Ofisi bünyesinde akademisyenlerin yürüttüğü çalışmalar sonucunda geliştirilen kalp kapağı, patent alarak önemli bir başarıya imza attı. Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Erin Tüysüz ile mühendis Zülfü Doğan’ın birlikte yürüttüğü çalışma kapsamında, kalp hastalarına yönelik yeni bir kapakçık türü geliştirildi. Sağlık alanında yenilikçi bir çözüm sunmayı hedefleyen çalışma, Türk Patent ve Marka Kurumu’na yapılan başvurunun ardından ulusal patent tescil belgesi almaya hak kazandı. Geliştirilen mekanik ve biyolojik kalp kapağı çeşidinin ilerleyen süreçte daha geniş kullanım alanı bulması amaçlanıyor. Geliştirilen yeni kalp kapağının, mevcut kapaklardan farklı olarak iki komponentten oluştuğu belirtildi. İç ve dış halka olmak üzere tasarlanan yapı sayesinde, özellikle ameliyat sırasında kapak değişiminin daha kolay hale gelmesi hedefleniyor. İkinci ameliyatlarda avantaj sağlayacak Yeni kapak sistemiyle, daha önce kapak ameliyatı geçiren hastalarda yeniden operasyon gerektiğinde mekanik kapaktan biyolojik kapağa ya da biyolojik kapaktan mekanik kapağa dönüşümün mümkün olabileceği ifade edildi. Bu durumun ameliyat süresini kısaltarak kalpte oluşabilecek hasarı azaltabileceği vurgulandı. Çalışmanın patent sürecinin tamamlanmasının ardından prototip geliştirme, dayanıklılık testleri, hayvan deneyleri ve uluslararası onay süreçlerinin yürütülmesi planlanıyor. İlerleyen dönemde ürünün hem Türkiye’de kullanılması hem de ihracat potansiyeline ulaşmasının hedeflendiğini belirtiliyor. "Yeni bir kapak türü olarak patentini almış bulunuyoruz" Kalp kapağı hastalıklarının toplumda sık karşılaşılan rahatsızlıklar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Mehmet Erin Tüysüz, "Biz açık kalp cerrahisinde, mekanik ve biyolojik kapaklar olmak üzere farklı kapak türleri kullanarak bu ameliyatları gerçekleştirmekteyiz. Ameliyat süreçlerinde birtakım zorluklar görünce yeni bir kapağın ortaya çıkmasına vesile olduk. Bu kapak, mevcut kapaklardan farklı olarak iki komponentten oluşuyor. Mevcut kapaklar tek bir komponentten oluşurken, bizimki iç ve dış halka olmak üzere iki parçadan oluşup, bu parçaların ameliyat esnasında değişimini kolaylaştıran yeni bir kapak türü olarak patentini almış bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. "Ameliyatlarda kalpteki hasarlanmayı azaltan bir yapıya sahip" Mekanik ve biyolojik kalp kapakları arasındaki farklara da değinen Tüysüz, "Mekanik kapaklarda Kumadin dediğimiz bir kan sulandırıcı ilaç kullanıyoruz. Bizim kapaklarımızda, eğer bir kapak ameliyatı daha öncesinden olmuş bir hasta yeniden bir kapak ameliyatı ihtiyacı duyduğunda, mekanik kapağı biyolojik kapağa dönüştürebilme şansına sahip oluyoruz. Aynı zamanda biyolojik kapağı da mekanik kapağa çevirebiliyoruz. Ameliyatın süresini kısaltan ve ikincil ameliyatlarda kalpteki hasarlanmayı azaltan bir yapıya sahip" şeklinde konuştu. "Dışa bağımlılığı azaltacak" Çalışmanın bundan sonraki sürecine ilişkin bilgi veren Tüysüz, "Öncelikle patentini aldık. Bundan sonraki süreç, prototiplendirme, kapağın fonksiyonlarını ve dayanıklılığını test eden yöntemler, hayvan deneyleri, daha sonra da FDA gibi kurumlardan alınan onaylarla insanda denenmesi. Bu, kalp hastalıkları ve özellikle daha önce kapak ameliyatı olmuş hastalar için iyi bir gelişme. Ülkemiz için de hem artı bir değer oluşturması hem de ilerleyen dönemlerde dışa bağımlılığı azaltacak olması önemli. Kendi ülkemizin içerisinden böyle bir ürünün ortaya çıkması ve diğer ülkelere ihraç aşamasına gelmesi bizim açımızdan sevindirici olacaktır. İnşallah ilerleyen dönemlerde bu kapağı kullanılır hale getiririz" dedi.
17 Nisan 2026 Cuma - 09:32
Murat Boz ‘kalp’ten mesaj verdi
Sanatçı Murat Boz, Kalp Sağlığı Haftası kapsamında Liv Hospital Ulus'ta düzenlenen ‘Kalbe Dokunanlar Kulübü' etkinliğinde sağlık profesyonelleriyle buluştu. Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu ve Prof. Dr. Ali Baran Budak'ın da katıldığı etkinlikte Murat Boz, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kalp sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çekerken, spor ve hareketin hayatındaki yerini ‘kalp'ten bir dille paylaştı.
17 Nisan 2026 Cuma - 09:29
Prof. Dr. Zülfikar’dan hemofilide yerli Ar-Ge çağrısı
Antalya'da düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi'nde konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili tedavisinde Türkiye'nin halen ithal ilaçlara bağımlı olduğunu belirterek, "Hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımızın ürüne dönüşmesi gerekiyor" dedi.
17 Nisan 2026 Cuma - 09:28
Erkekler dikkat: Uzun süreli koltuk ısıtma sperm kalitesini etkiliyor
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, araç içi koltuk ısıtma sistemlerinin uzun süreli kullanımının sanıldığından daha riskli olabileceğini söyleyerek "Uzun süreli kullanım testis ısısını yükselterek sperm kalitesini olumsuz etkileyebilir. Özellikle çocuk sahibi olmayı planlayan erkeklerin dikkatli olması gerekiyor" uyarısında bulundu. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, kış aylarında konfor amacıyla kullanılan araç içi koltuk ısıtma sistemlerinin erkek üreme sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin uyarılarda bulundu. Testislerin sağlıklı sperm üretebilmesi için, vücut ısısından yaklaşık 2-3 derece daha düşük bir sıcaklıkta kalması gerektiğini belirten Doç. Dr. Salabaş, bu doğal ısı dengesinin bozulmasının sperm kalitesini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. "Küçük bir ısı artışı bile farka yol açabilir" Doç. Dr. Salabaş, konuyla ilgili yapılmış bir çalışmanın, 90 dakikalık sürüşte ısıtmalı koltukların bölgesel sıcaklığı ortalama yarım derece yükselttiğini ortaya koyduğunu belirterek ,"Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen bu artış, testisler için anlamlı bir değerdir çünkü testislerin çalışabileceği ısı aralığı çok dardır. Uzun süreli ve sık tekrarlayan kullanım sperm hareketini azaltabilir ve döllenme şansını düşürebilir" dedi. "Kontrollü kullanım önemli" Kısa süreli kullanımın genellikle risk oluşturmadığını belirten Doç. Dr. Salabaş, özellikle çocuk sahibi olmayı planlayan erkeklerin daha dikkatli davranması gerektiğini söyledi. Salabaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Koltuk ısıtma sistemleri yalnızca koltuk ısınana kadar kullanılmalı, ardından kapatılmalıdır. Uzun yolculuklarda belirli aralıklarla mola vermek ve hava dolaşımına izin veren rahat kıyafetler tercih etmek faydalıdır. İyi haber şu: bu etkiler büyük ölçüde geri dönüşlüdür. Kullanım azaltıldığında sperm değerleri birkaç ay içinde düzelme eğilimi gösterir."
17 Nisan 2026 Cuma - 09:23
Aydın’da Kalp Sağlığı Haftası’nda farkındalık standı yoğun ilgi gördü
Aydın Devlet Hastanesi’nde 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kurulan bilgilendirme standı vatandaşlardan yoğun ilgi görürken, yapılan ölçümlerde tansiyon değeri yüksek çıkan bireyler, ileri tetkik ve değerlendirme amacıyla Kardiyoloji Polikliniği’ne yönlendirildi. Kalp sağlığının korunmasına dikkat çekmek amacıyla hastanenin poliklinik girişinde kurulan stantta, hasta, hasta yakınları ve ziyaretçilere yönelik farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında katılımcıların tansiyon ölçümleri yapılarak, kalp sağlığı hakkında bilgilendirme yapıldı. Yapılan ölçümlerde tansiyon değeri yüksek çıkan bireyler, ileri tetkik ve değerlendirme amacıyla Kardiyoloji Polikliniği’ne yönlendirildi. Çalışmalar sırasında standı ziyaret eden Hastane Başhekimi Prof. Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, kalp sağlığının korunmasında erken tanı ve düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti. Bozbaş, bu tür etkinliklerle toplum sağlığını korumaya ve vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik çalışmaların devam edeceğini ifade etti. Uzmanlar, kalp sağlığını korumak için dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma, stres yönetimi ve periyodik sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığını vurguladı.
17 Nisan 2026 Cuma - 09:01
Erzurum’da "Kan Bağışı Hayat Kurtarır" kampanyasına yoğun katılım
Erzurum Valiliği koordinesinde, Erzurum Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile Türk Kızılayı iş birliğinde düzenlenen "Kan Bağışı Hayat Kurtarır" kampanyasında Erzurum Valisi Aydın Baruş ve Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hasan Aykut da kan bağışında bulunurken, 100 Aile ve Sosyal Hizmetler çalışanı da kan vererek kampanyaya destek oldu. Erzurum Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü yerleşkesinde düzenlenen programa Erzurum Valisi Aydın Baruş, Erzurum Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hasan Aykut, Türk Kızılayı Erzurum Şube Başkanı Hüseyin Bekmez, kurum personeli ve çok sayıda bağışçı katıldı. Program kapsamında Erzurum Valisi Aydın Baruş ile Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hasan Aykut da kan bağışında bulunarak kampanyaya destek verdi. Etkinlikte kamu personeliyle bir araya gelen Vali Baruş, kan bağışının yalnızca bireysel bir yardım değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri olduğunu vurguladı. Vali Aydın Baruş, yaptığı açıklamada kamu kurumlarının sadece asli görevlerini yerine getiren yapılar olmadığını, aynı zamanda toplumsal duyarlılığı artıran sosyal sorumluluk çalışmalarında da öncü rol üstlenmesi gerektiğini belirtti. Kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Baruş, "Türk Kızılayı’nın yürüttüğü kan bağışı kampanyaları ülkemiz açısından son derece kıymetlidir. Hepimizin bir gün kana ihtiyaç duyabileceğini unutmamamız gerekiyor. Bir yakınımızın ameliyat sürecinde, bir hastanın tedavisinde ya da beklenmedik acil durumlarda kan en temel ihtiyaçlardan biri haline geliyor. Bu nedenle kan bağışını dönemsel değil, sürekli bir duyarlılık haline getirmeliyiz. Bir defa bağış yapmak yeterli değildir. Hem bireyler olarak hem de kamu kurumları olarak bu sorumluluğu canlı tutmak zorundayız. Bugün burada personelimizle birlikte gerçekleştirilen bu anlamlı bağış kampanyasını çok önemsiyorum. Duyarlılık gösteren herkese teşekkür ediyor, tüm Erzurumlu hemşehrilerimizi kan bağışında bulunmaya davet ediyorum." dedi. Erzurum Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Hasan Aykut da kampanyanın önemli bir sosyal sorumluluk örneği olduğunu ifade ederek, kurum olarak böyle anlamlı bir çalışmanın içinde yer almaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. Aykut, yaklaşık 100 personelin gönüllü olarak kan bağışında bulunduğunu belirterek, "Bugün burada personelimizin gösterdiği duyarlılık bizleri son derece memnun etti. Kan bağışı, doğrudan hayat kurtaran ve toplumsal faydası çok yüksek olan bir dayanışma örneğidir. Özellikle afetlerde, acil sağlık durumlarında ve çeşitli tedavi süreçlerinde kan ihtiyacı daha da artmaktadır. Bu anlamlı kampanyaya destek veren personelimize teşekkür ediyorum. Yapılan bağışlarla yaklaşık 300 vatandaşımıza umut olacağız. Kurum olarak bundan sonra da toplumsal farkındalık oluşturan çalışmalarda yer almaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Türk Kızılayı Erzurum Şube Başkanı Hüseyin Bekmez ise kan bağışının süreklilik gerektiren bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, toplumun tüm kesimlerinin bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiğini dile getirdi. Bekmez, Kızılay’ın yıl boyunca yürüttüğü kampanyalarda en büyük gücün gönüllü bağışçılar olduğunu belirterek, "Kan acil değil, sürekli bir ihtiyaçtır. Hastanelerde tedavi gören hastalarımız, ameliyat bekleyen vatandaşlarımız ve acil müdahale gerektiren durumlar için düzenli kan stokunun korunması büyük önem taşıyor. Erzurum’da kurumlarımızın ve vatandaşlarımızın bu konuda ortaya koyduğu duyarlılık bizleri mutlu ediyor. Bugün burada verilen her ünite kan, bir başka hayat için umut demektir. Kampanyaya destek veren Valiliğimize, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğümüze ve tüm bağışçılarımıza teşekkür ediyorum" diye konuştu. Etkinlik boyunca Türk Kızılayı ekipleri tarafından bağışçılarla yakından ilgilenilirken, kan bağışının ardından katılımcılara çeşitli ikramlarda bulunuldu. Kurum personelinin yoğun ilgi gösterdiği kampanya, hem farkındalık oluşturması hem de toplumsal dayanışmayı güçlendirmesi açısından anlamlı bulundu. Erzurum’da kamu kurumlarının iş birliğiyle gerçekleştirilen "Kan Bağışı Hayat Kurtarır" kampanyası, kan bağışının önemine dikkat çeken güçlü bir sosyal sorumluluk örneği olarak takdir topladı.
17 Nisan 2026 Cuma - 08:56
Ağrı’da öğrenci yurtlarına gıda güvenliği denetimi
Ağrı İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, öğrenci yurtları ve pansiyonlarda gıda güvenliğine yönelik denetimlerini sürdürüyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden yapılan açıklamada, il genelinde faaliyet gösteren öğrenci yurtları ve pansiyonlarda sunulan gıdaların güvenilirliği ile hijyen şartlarının sağlanmasına yönelik denetimlerin aralıksız devam ettiği belirtildi. Açıklamada, valilik oluru ile oluşturulan Gıda Denetim Komisyonu kapsamında yürütülen çalışmalara değinilerek, "İl Müdürlüğümüz gıda kontrol görevlileri ile İl Sağlık Müdürlüğü personelinden oluşan ekipler tarafından gerçekleştirilen denetimlerde, gıda güvenilirliği, hijyen şartları, muhafaza şartlarının ve personel hijyeni titizlikle incelenmektedir." ifadeleri kullanıldı.
17 Nisan 2026 Cuma - 00:06
96 yaşındaki kadının bağışlanan karaciğeri bir hastaya umut oldu
Rize’de beyin ölümü gerçekleşen 96 yaşındaki kadının karaciğeri, vasiyeti üzerine çocukları tarafından bağışlanarak Malatya’da nakil bekleyen bir hastaya umut oldu. Uzun yıllar Almanya’da yaşadıktan sonra 4 yıl önce eşini kaybetmesi üzerine memleketi Rize’ye gelen 96 yaşındaki 5 çocuk annesi Refiye Kıdal, yaşlılığa bağlı nedenlerle hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden Kıdal’ın sağlığında organlarını bağışladı ve organ bağşını vasiyet etti. Beyin kanaması nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Kıdal’ın karaciğeri Malatya’da organ bekleyen bir hastaya nakledilmek üzere Rize’den yola çıktı. Rize Devlet Hastanesi’nde gerçekleşen ameliyatın ardından alınan karaciğer karayolu ile Rize-Artvin Havalimanı’na getirildi, ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait uçakla Malatya’ya gönderildi. Annesinin bu kararının kendilerine de sürpriz olduğunu ifade eden Hüseyin Kıdal, "Bize sürpriz oldu. Annem babam yurt dışında yaşıyordu. Orada bu kararı vermişler. Mutlu olduk. Annemizi kaybettik ama böyle bir şey yapmasından mutlu olduk. Hiçbir hastalığı yoktu, beyin kanaması geçirdi. Aniden gelişen bir beyin kanaması. Süreç hızlı ilerledi, yoğun bir beyin kanaması yaşadık. Onun sonunda işte cenazemizi beklerken böyle bir şey yaptığını söylediler. Biz de ailece karar verdik annemizin, babamızın bu kararına. İyi bir şey yapmış, insanların da yapmasında fayda var. Biz de karar verdik evlatlar olarak ailece, hepimiz yapacağız. Organ bildiğimiz kadarıyla Malatya’da organ bekleyen bir kardeşimize gidiyor. İnşallah sağlığına kavuşur" dedi. "Bu ailenin ferdi olarak mutluyuz" Yaşadıkları kaybın tarifsiz bir acı olduğunu ancak organının başka bir bedende can bulacak olmasının da kendilerini mutlu ettiğini sözlerine ekleyen Kıdal, "Bu ailenin ferdi olarak mutluyuz. Bir yerde bir kaybımız var, sonsuz bir kayıp, telafisi mümkün olmayan bir kayıp. Bir kaybımız var ama annemin, babamın böyle bir karar vermesi bizi bayağı bir mutlu etti. Karşı tarafa inşallah uyum sağlar, yani ömrüne bereket katılır. Bize de dua eder, annemize dua eder" ifadelerini kullandı. "Aile üzücü haberden sonra organ bağışlamak istediklerini söylediler" Hastanın organ bağışı sürecine değinen Rize Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Sakın, "Hastamız 4 gün öncesinde RTEÜ Eğitim ve Araştırma Hastanemizde beyin damar tıkanıklığı tanısıyla başvurmuş. Orada yapılan işlemlerden sonrasında yoğun bakım takipleri için hastanemiz yoğun bakımına aldık. Hem hastamızın tedavisinin hem de gidişatta neler yapacağımızla ilgili tanı ve tedavi işlemlerini yaparken maalesef hastamıza beyin ölümü tanısı koyduk. Daha sonrasında aileyle görüşme yaptık. Aile görüşme esnasında bize üzücü haberden sonra organ bağışlamak istediklerini söylediler. Bunun üzerine de biz Sağlık Bakanlığımız bölge koordinasyon merkezimizle iletişime geçerek organizasyona başladık" dedi. "Küçücük bir umudumuz bile olsa sonuna kadar her şey yapmakla yükümlüyüz ve yapıyoruz" 96 yaşında bir insandan organ naklini ilk kez gerçekleştirdiklerine değinen Uzm. Dr. Sakın, "İtalya’da, Amerika’da 100 yaş üzeri ve 100 yaş civarında vakalar var. Türkiye’de ise özellikle Rize için söylüyorum, Rize’de ilk vakamız, ilk hastamız 96 yaşında. Bizim işimiz hastalarımızı iyileştirmek, onun için uğraşıyoruz. Onun için çaba gösteriyoruz. Küçücük bir umudumuz bile olsa sonuna kadar her şey yapmakla yükümlüyüz ve yapıyoruz da" ifadelerini kullandı. Organ bağışının önemine de değinen Sakın, "Artık organ bağışı yapmak Türkiye’de çok çok daha kolay" şeklinde konuştu.
16 Nisan 2026 Perşembe - 21:59
Malazgirt’te ağır yaralanan çocuk mikrocerrahiyle sağlığına kavuştu
Muş’ta düşme sonucu yüzünden ağır yaralanan 10 yaşındaki çocuk, Muş Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 5 saat süren mikrocerrahi operasyonla tedavi edilerek sağlığına kavuşturuldu. Muş’un Malazgirt ilçesinde yaşanan kazada yüz bölgesinden ağır yaralanan 10 yaşındaki çocuk, 112 Acil Çağrı Merkezi koordinasyonuyla Muş Devlet Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Hastanede yapılan ilk değerlendirmelerde çocuğun yüz bölgesinde derin kesi oluştuğu, bu kesiye bağlı olarak yüz sinirlerinde hasar meydana geldiği, çiğneme kaslarının etkilendiği ve tükürük bezi kanalında kopma olduğu tespit edildi. Bunun üzerine uzman ekipler tarafından acil olarak mikrocerrahi operasyon planlandı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonla hasar gören sinir, kas ve doku yapıları titizlikle onarıldı. Ameliyat sonrası hastanede tedavi ve takip süreci devam eden çocuğun genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Muş Devlet Hastanesi’nde ameliyatı gerçekleştiren Plastik Cerrahi Uzmanı Operatör Doktor Halil Işık, "Hasta bize geldikten sonra hastayı ameliyata alma kararı aldık. Gece 11 gibi ameliyata başladık. Kesiği incelediğimizde kesinin çok önemli bazı yapılara zarar verdiğini gördük. Hastanın yüzündeki kesi yüksekte düşme sonrası demir parçasının yüzünü kesmesiyle oluşmuş. Kesiği ameliyathane şartlarında incelediğimizde yüzdeki çiğneme kaslarının, yüzdeki mimik kaslarının, yüzdeki bazı sinirlerin ve yüzdeki tükürük bezi kanalının tamamen koptuğunu gördük" dedi. Kesiğin çok katmanlı ve derin bir yapıda olduğunu belirten Işık, planlama sürecine ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Kesi çok derin olduğu için ve birbirinden farklı yapılar, farklı derinlikte kesilmiş olduğu için önce bir planlama yapmamız gerekti. Kesileri derinden yüzeye doğru onarma kararı aldık. Ameliyatta bizim için en hassas nokta şuydu. Yüzde kesiden dolayı yüz sinirleri kesilmişti. Yüz sinirleri çok hassas yapılardır. Eğer bunları uygun şartlarda onaramazsak çocukta ileride kısmi veya tam yüz felci gelişme ihtimali vardı. Ameliyatta karşımıza çıkan bir diğer kritik nokta ise tükürük bezini kanalıydı. Bu kanal aslında çok derinde seyreder ancak yaralanma çok derin olduğu için tükürük bezini kanalı tamamen kesilmişti. Ameliyatta önce ağız içinde ilerlettiğimiz bir kılavuz ile tükürük bezin kanalının nereden koptuğunu gördük. Bunu tespit ettikten sonra ise tükürük bezin kanalının onarımına geçtik. Mikroskopu kullanılarak ve mikrocerrahi tekniklere sadık kalarak hastadaki hem yüz sinirlerini hem de tükürük bezini mikroskop altında onardık" ifadelerini kullandı. Operasyon sonrası sürece ilişkin bilgi veren Işık, hastanın durumunun iyiye gittiğini belirterek, "Ameliyat sonrasında hastamız yaklaşık tedavisinin 4. ayına girmiş durumda. Şu anda tükürük bezi sorunsuz şekilde çalışıyor. Yüzündeki sinirler de iyileşme aşamasında. Yüzündeki sinir iyileşmesi bazen 6 ay bulabilmektedir. Şu anda tedavisi sorunsuz şeklide devam ediyor" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder