Son Dakika
|
Fenerbahçe, evinde 5. kez puan kaybetti
GÜNDEM
Brent petrol 90 doların altına geriledi
İran: "Hürmüz Boğazı açıldı"
İstanbul’da barajlar doldu: Doluluk oranı yüzde 70’i aştı
Diyarbakır’da otomobil tren ile çarpıştı: Feci kaza kamerada
Suriye ordusu, ABD güçlerinin konuşlandığı tüm üslerde kontrol sağladı
MİT’ten siber suç şebekesine operasyon: 12 kişi gözaltında
Araştırma görevlisinin hayatını kaybettiği saldırının failleri yakalandı
Geri dönüşüm fabrikasında yangın böyle görüntülendi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
ABD: "Abluka, İran’ın deniz yoluyla gerçekleştirdiği tüm ticareti tamamen durdurmuş durumda"
Bulgaristan sandık başında: Türkiye’de 27 sandık kuruldu
Fatma Sultan Camii bir asır sonra ibadete açıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi kabul etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Milli Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile bir araya geldi
Erhürman: "Kıbrıs Türk halkı azınlık statüsünü zinhar kabul etmez"
Sirte’de Flintlock-2026 tatbikatı başladı
SAĞLIK
Belirtiler aynı, tehlike farklı: Panik atak mı, kalp krizi mi olduğunu doğru analiz hayati önem taşıyor
19 Nisan 2026 Pazar - 11:18:50
Semptomları büyük oranda benzerlik gösteren panik atak ile kalp krizinin doğru analiz edilmesi hayati önem taşıyor. Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abdi Sağcan, her iki durumda da göğüs ağrısı, çarpıntı ve ölüm korkusunun görülebildiğini ancak ağrının yayılımı ve süresi gibi faktörlerin kritik bir ayrım sunduğunu vurguladı. Özellikle ilk kez yaşanan şiddetli semptomlarda vakit kaybetmeden tıbbi destek alınması gerektiğini belirtti. Göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı ve yoğun korku hissi hem panik atakta hem de kalp krizinde görülebilir. Bu benzerlik, hastaların ciddi bir tabloyu göz ardı etmesine ya da gereksiz kaygıya kapılmasına neden olabilir. Ancak ağrının süresi, yayılımı, eşlik eden bulgular ve kişinin risk faktörleri bu iki durumu ayırt etmede belirleyici rol oynar. Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Abdi Sağcan, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikayetlerinde en sık yaşanan karmaşanın panik atak ile kalp krizi ayrımında olduğunu belirtti. Hekim kontrolü olmadan ayırt etmek zor "Kalp krizi mi yoksa panik atak mı?" sorusunun hekim muayenesi olmadan net şekilde ayırt edilmesinin zor olduğunu ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta göğüste baskı, sıkışma ya da batma hissi olabilir. Kalp krizinde ise genellikle daha şiddetli bir baskı veya ezilme hissi görülür. Panik atakta hızlı ve yüzeyel nefes alma ön plandayken, kalp krizinde kişi gerçek anlamda nefes alamama hissi yaşayabilir. Panik atakta kalp hızlı atar, kalp krizinde ritim bozulabilir. Soğuk terleme her iki durumda da görülse de kalp krizinde daha ani ve yoğundur. Panik atakta ‘ölüyorum’ hissi belirgindir, kalp krizinde ise kişi fiziksel olarak kötüleştiğini hisseder" dedi. Göğüs ağrısının karakterinin ayırıcı tanıda önemli ipuçları verdiğini vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atakta semptomlar genellikle stres ve kaygıyla başlar, kalp krizinde ise eforla artabilir. Panik atakta ağrı pozisyonla değişebilir, kalp krizinde ise değişmez. Yeni başlayan, 5-10 dakikadan uzun süren, sol kola, çeneye veya sırta yayılan göğüs ağrısında acil yardım istenmelidir" ifadelerini kullandı. Belirtilere acil müdahale gerekir Bazı bulguların acil tıbbi müdahale gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Göğüs ağrısının baskı, yanma veya sıkışma şeklinde olması ve 5-10 dakikadan uzun sürmesi, ağrının sol kola, çeneye ve sırta yayılması, soğuk terleme ve mide bulantısı ile birlikte olması durumunda kalp krizi düşünülmelidir. Gerçekten nefes alamama, dudaklarda morarma, ani ve şiddetli nefes darlığı acil değerlendirme gerektirir. Ayrıca ilk kez panik atak benzeri tablo yaşanıyorsa, 40 yaş üzerinde ortaya çıktıysa, bilinen kalp hastalığı varsa veya ataklar alışılmadık şekilde şiddetliyse mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır" dedi. Genç yaşta görülen göğüs ağrılarının çoğu zaman ciddi nedenlere bağlı olmadığını ancak risk değerlendirmesinin yaşa göre değil, bireysel risk faktörlerine göre yapılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Abdi Sağcan, sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve aile öyküsünün değerlendirmede önemli olduğunu belirtti. Tanı sürecinde multidisipliner yaklaşım Panik atak ile kalp hastalığı arasındaki ilişkinin dolaylı ancak dikkat çekici olduğunu belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, panik bozukluğun toplumda yüzde 2-4 oranında görülürken kalp hastalarında bu oranın yüzde 25’e kadar çıkabildiğini söyledi. Panik atakla başvuran hastaların yaklaşık yüzde 15’inde eşlik eden kardiyak bir tablo saptanabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Bu nedenle belirtileri sadece psikolojik olarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir. İlk değerlendirme mutlaka hekim tarafından yapılmalı, kardiyoloji ve psikiyatri birlikte süreci yönetmelidir" diye konuştu. Tanı sürecinde EKG, troponin testi ve ritim takibi gibi temel incelemelerin yapıldığını belirten Prof. Dr. Abdi Sağcan, gerekli durumlarda ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulduğunu ifade etti. Kalp krizi saptandığında hızlı müdahalenin hayati olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Abdi Sağcan, "Panik atak taklit eder, kalp krizi ise doğrudan zarar verir. Bu nedenle benzer belirtiler mutlaka ciddiyetle değerlendirilmelidir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 11:17
İç Hastalıkları Uzmanı Cihangiroğlu: "Tansiyon hastalarında susama hissi geç kalınmış bir sinyaldir"
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, tansiyon hastalarına uyarılarda bulunarak hastaların susamayı beklemeden su içmeleri gerektiğini, susama hissinin geç kalınmış bir sinyal olduğunu ifade etti. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cİhangiroğlu, havaların ısınmasıyla birlikte su tüketimi ve tansiyon hakkında bilgi verdi. Son günlerde polikliniğe gelen hastaların yarısının halsiz, yorgun ve tansiyonunun düşüp çıktığını aktaran Dr. Cihangiroğlu, "Mevsim geçişlerinde bu çok sık görülür fakat herkes alerji veya bahar yorgunluğu deyip geçiyor. Asıl soru, siz gerçekten susadığınız için mi su içiyorsunuz yoksa vücudunuzun tansiyonu dengelemek için suya ihtiyacı mı var. Mevsim ısındıkça terlemeyle kaybettiğimiz sıvı, tansiyon ilacı kullananlarda ani düşüşlere ya da tuz dengesi bozulanlarda ise çıkışlara neden olabilir. Yapılacak ilk şey, tansiyonumuzu sabah akşam aynı saatte ölçmeliyiz. İkincisi, ilacımızın dozunu ya da ilacın çeşidini doktorunuza danışmadan asla değişmeyin. Son olarak ise susamayı beklemeden su için. Susama hissi zaten geç kalmış bir sinyaldir. Kontrolsüz tansiyon dediğimiz olay ani yükseliş veya ani düşüşlerdir. Ani düşüşler olduğunda halsizlik, göz kararması, baş dönmesi ve baygınlık hissiyatı verebilir. Ani yükselişlerde ise ani bir baş ağrısı, ensede dolgunluk ve vücutta ağırlık hissiyle karşınıza çıkabilir. Bunu tansiyonunuzu kontrol ederek farkına varabilirsiniz. Eğer etrafınızda tansiyon aleti yoksa nabız dolgunluğuna bakarak tansiyon algılanabilir. Bunun yanında gıda takviyeleri tuz ve su takviyesi yaparak yükseltilebilir. Tansiyonu düşürmede de doğal gıda olan limon ve sarımsak gibi doğal gıdalara başvurarak da tansiyon düşüşlerini sağlayabiliriz. Kontrolsüz tansiyonla kendiniz başa çıkamıyorsanız, mutlaka uzman hekiminize başvurmanız gerekir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 10:52
İç Hastalıkları Uzmanı Cihangiroğlu: "Tansiyon hastalarında susama hissi geç kalınmış bir sinyaldir"
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, tansiyon hastalarına uyarılarda bulunarak hastaların susamayı beklemeden su içmeleri gerektiğini, susama hissinin geç kalınmış bir sinyal olduğunu ifade etti. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cİhangiroğlu, havaların ısınmasıyla birlikte su tüketimi ve tansiyon hakkında bilgi verdi. Son günlerde polikliniğe gelen hastaların yarısının halsiz, yorgun ve tansiyonunun düşüp çıktığını aktaran Dr. Cihangiroğlu, "Mevsim geçişlerinde bu çok sık görülür fakat herkes alerji veya bahar yorgunluğu deyip geçiyor. Asıl soru, siz gerçekten susadığınız için mi su içiyorsunuz yoksa vücudunuzun tansiyonu dengelemek için suya ihtiyacı mı var. Mevsim ısındıkça terlemeyle kaybettiğimiz sıvı, tansiyon ilacı kullananlarda ani düşüşlere ya da tuz dengesi bozulanlarda ise çıkışlara neden olabilir. Yapılacak ilk şey, tansiyonumuzu sabah akşam aynı saatte ölçmeliyiz. İkincisi, ilacımızın dozunu ya da ilacın çeşidini doktorunuza danışmadan asla değişmeyin. Son olarak ise susamayı beklemeden su için. Susama hissi zaten geç kalmış bir sinyaldir. Kontrolsüz tansiyon dediğimiz olay ani yükseliş veya ani düşüşlerdir. Ani düşüşler olduğunda halsizlik, göz kararması, baş dönmesi ve baygınlık hissiyatı verebilir. Ani yükselişlerde ise ani bir baş ağrısı, ensede dolgunluk ve vücutta ağırlık hissiyle karşınıza çıkabilir. Bunu tansiyonunuzu kontrol ederek farkına varabilirsiniz. Eğer etrafınızda tansiyon aleti yoksa nabız dolgunluğuna bakarak tansiyon algılanabilir. Bunun yanında gıda takviyeleri tuz ve su takviyesi yaparak yükseltilebilir. Tansiyonu düşürmede de doğal gıda olan limon ve sarımsak gibi doğal gıdalara başvurarak da tansiyon düşüşlerini sağlayabiliriz. Kontrolsüz tansiyonla kendiniz başa çıkamıyorsanız, mutlaka uzman hekiminize başvurmanız gerekir" dedi.
19 Nisan 2026 Pazar - 10:22
Dünyada 5 binde bir görülüyor: Yemek borusu kapalı doğan bebek, ameliyat ile sağlığına kavuştu
Dünyada 5 binde bir görülen doğum sonrası bebeklerde yemek borusunun kapalı olması durumu Diyarbakır’da yaşandı. Yeni doğan bir bebek, yemek borusunun kapalı olması üzerine hemen ameliyata alınarak sağlığına kavuştu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde 5 binde bir görülen sağlık problemi yaşandı. Yeni doğan bebeğin yemek borusunun kapalı olduğunu fark eden çocuk cerrahisinden Op. Dr. Taner Kamacı bebeği hemen ameliyata alıp sağlığına kavuşturdu. Diyarbakır Memorial Dicle Hastanesinde görevli Op. Dr. Kamacı, hastanın yemek borusunun kapalı olarak dünyaya geldiğini söyledi. Op. Dr. Kamacı, "Bizim ’özofagus atrezisi’ dediğimiz bir rahatsızlıkla dünyaya geldi. 38 haftalık, 3 kilo 70 gram olarak zamanında doğmuş bir bebeğimiz. Yeni doğan tüm bebekler yemek borusu kapalı olabilir mi diye midesine bir hortum ilerletilerek yemek borusu kontrol edilir. Bu hastamıza yapılan muayenede hortumun mideye geçmemesi ve tükürüğünü yutamaması şikayetleri olması üzerine hasta bize haber verildi. Biz hastayı gördüğümüzde hortumu ilerletemedik ve çektiğimiz filmlerde de bebeğimizin yemek borusunun doğuştan kapalı olduğunu gördük ve özofagus atrezisi tanısını koyduk. Yemek borusunun kapalı olması yaklaşık 5 bin doğumda bir görülen nadir ve ağır konjenital anomalilerden bir tanesidir. Ağır bir hastalık. Farklı tipleri olmakla birlikte en sık görülen tipi, yemek borusunun üst ucunun kör sonlandığı ve alt ucunun ise mideden gelip nefes borusuna girdiği fistüllü tip atrezidir. Böylece yemek borusunun iki ucu birbiriyle birleşmemiş olur. Bizim hastamızda da bu tip vardı. Yani üst taraf kapalı, alt taraf nefes borusuna girmiş durumdaydı" dedi. Durumu tespit ettikten sonra aileyle konuştuğunu ve aile onayını aldıktan sonra bebeği ameliyata aldığını anlatan Op. Dr. Kamacı, şu ifadeleri kullandı: ’’Yaptığımız ameliyatta, mide tarafından gelip nefes borusuna giren yemek borusunun alt ucunu oradan ayırıp, üst ucunu serbestleştirerek iki ucu birbirine anastomoz edecek şekilde ameliyatı tamamladık. Bu ameliyat göğüs bölgesinden, sırta yakın bir alandan yapılan kesiyle gerçekleştirildi. Başarılı bir ameliyat geçti. Yaklaşık 4 saatlik bir ameliyatla bebeğimiz sağlığına kavuştu. Ameliyattan sonra hastamızı yoğun bakıma aldık ve yaklaşık bir aylık zorlu bir yoğun bakım süreci oldu. Yoğun bakım doktorlarımız ve hemşirelerimizin desteğiyle bu süreci de başarıyla tamamladık. Ardından hastamızı ağızdan beslenir şekilde, şifa ile taburcu ettik. Şu an hastamız bugün kontrolüne geldi. Kontrolünde her şey yolunda. Bebeğimiz sağlıklı. Bundan sonra kendisine sağlıklı ve uzun bir ömür diliyoruz.’’ Anne Nazlıcan Çavdar ise gebelikte şüphelendiklerini ancak mide yapısı çok düzgün olduğu ve fistüllü olduğu için anne karnında kesin olarak anlaşılmadığını söyledi. Çavdar, "Bu da çok nadir görülen bir durum. Bu yüzden anne karnında fark edilmesi de çok zormuş. Biz de fark edemedik. Şüphelenildi ama mide yapısı düzgün denildiği için ihtimal elendi. Doğumdan sonra bebeği daha göremeden solunum sıkıntısı yaşadığı fark edilip aspire edilmek üzere alındı. Uyandığımda eşim haberi almıştı. Bu benim için büyük bir şok oldu çünkü beklemiyorduk. İhtimali tamamen elemiştik. Riskli bir ameliyattı, yaklaşık 5 saat sürüyor. Ameliyat başarılı geçse bile çocuğun anesteziyi kaldıramama ihtimali vardı. Bu benim için adeta bir kabustu ve şoka girmiştim. Süreç çok net hatırladığım bir süreç değil aslında. Ama en büyük şansımız Taner Hoca oldu. Alanının en iyilerinden biriymiş, hatta belki en iyisidir, bilemiyorum. Sonradan araştırdık. O süreçte çok şey yapamadık ama doğumun komplikasyonları göz önüne alındığında sağlıklı bir süreç olması adına iyi bir hastane seçmeye çalışmıştım. Öyle de oldu. Doğru yerde, doğru müdahale ve doğru zamanlama ile çok şükür hiçbir problem yaşanmadı. Bebeğimiz sağlıklı şekilde taburcu oldu. Şu an herhangi bir sağlık problemi yok. Sürecin getirdiği zorluklar var, onlar da bir süre daha devam edecek" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Nisan 2026 Cuma- 10:38
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
2
18 Nisan 2026 Cumartesi- 09:50
Nöroloji uzmanından uyarı: "Sanal ortamdaki öldürme eylemleri zamanla gerçek hayata yansıyabiliyor"
3
18 Nisan 2026 Cumartesi- 09:44
Yeni doğan bebek 79 günde 4 ağır ameliyat geçirerek hayata tutundu
4
18 Nisan 2026 Cumartesi- 12:50
Elektronik sigarada süre doldu: "Kanser riski netleşti"
5
18 Nisan 2026 Cumartesi- 08:01
Erzincan’da kuru göz hastalığına yönelik bilimsel sunum
30 Eylül 2025 Salı - 10:49
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde lazer cihazıyla inatçı ağrılara ameliyatsız çözüm
Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi, hastalarına en ileri tedavi imkanları sunma misyonu doğrultusunda modern sağlık teknolojilerini hizmete kazandırmaya devam ediyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon birimine katılan Yüksek Yoğunluklu Lazer (HILT) cihazı, inatçı ağrı ve enflamasyon problemlerinde etkili bir çözüm sunuyor. Geleneksel lazer uygulamalarından farklı olarak çok daha güçlü enerji ile derin dokulara (kas, eklem, tendon) nüfuz edebilen Yüksek Yoğunluklu Lazer (HILT) cihazı teknoloji; hücresel düzeyde iyileşmeyi tetikleyerek ağrıyı hızla kesiyor, ödemi azaltıyor ve dokuların onarım sürecini hızlandırıyor. Bel-boyun fıtığı, eklem kireçlenmesi (osteoartrit), spor yaralanmaları, tendinit ve kronik ağrı sendromları gibi birçok rahatsızlıkta uygulanabilen yüksek yoğunluklu lazer tedavisi; ağrısız, güvenli ve cerrahi müdahale gerektirmeyen bir yöntem olarak öne çıkıyor. Tedavi, seçili branşlarda doktor istemiyle gerçekleştiriliyor. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Mesut Saka, "Bu modern tedavi sayesinde hastalarımızın ameliyatsız ve ilaçsız bir şekilde yaşam kalitelerini artırmayı, ağrılarından kurtarıp hareket özgürlüklerine kavuşmalarını hedefliyoruz. Sağlık Bakanlığımızın koruyan geliştiren ve üreten sağlık modeliyle Uşak’ımıza ve bölgeye nitelikli ve kaliteli hizmet sunmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
30 Eylül 2025 Salı - 10:48
Uzmanlardan ‘Doğum koçu’ uyarısı: "Yaşamın ilk dakikasındaki dokunuşlar çok önemli, son pişmanlık fayda etmiyor"
Doğumların sağlık merkezlerinde donanımlı ekiplerce yaptırılması gerektiğine dikkat çeken Yenidoğan Uzmanı Dr. Burcu Cebeci, "Evde gerekli yetkinlikte olmayan, sağlık profesyonelliğinden uzak, yaşam koçu ya da benzer isimlerle destek alarak asla doğum yapılmamalı. Çok üzülüyorum, yaşamın ilk dakikasında dokunuşlar bu bebekler için çok çok önemli, devreye girdiğimiz anda maalesef çoğu zaman geç kalmış olabiliyoruz. Tabii ki talihsiz şeyler yaşıyoruz, evde doğum yapmış, ikiz bir gebelik sonrası çocuk acilimize kalp masajıyla gelen bir yenidoğan bebeğimiz olmuştu. Pişmanlık oluyor ama son pişmanlık maalesef fayda etmiyor" dedi.
30 Eylül 2025 Salı - 10:22
Sonbaharın kuruttuğu ciltler için pratik nemlendirme tüyoları
Denizli Özel Egekent Hastanesi Cildiye Uzmanı Dr. Osman Aydın, sonbahar rüzgarlarıyla kuruyan hassas ciltler için pratik nemlendirme tüyoları vererek, "Mevsim başlarında dermatoloğa danışmak, kuruluk kaynaklı alerji ve döküntü riskini azaltır" dedi. Havaların soğuyup nem oranının düşmesiyle birlikte ciltte gerginlik, pullanma ve kaşıntı şikayetlerinin arttığına dikkat çeken Cildiye Uzmanı Dr. Osman Aydın, "Sonbahar aylarında cilt bariyerinin korunması, kışa daha sağlıklı bir ciltle girmek için en önemli adım. Özellikle hassas ciltlerde mevsim geçişi sorunları, uygun bakım yapılmadığında uzun süreli tahrişlere yol açabiliyor" dedi. Hassas ciltler için pratik nemlendirme önerilerini paylaşan Dr. Osman Aydın, "Cildi kurutmayan, pH dengeli temizleyiciler kullanın. Hyalüronik asit içeren serumlarla cildin su tutma kapasitesini artırabilirsiniz. Yağ ve su bazlı nemlendiricileri katmanlama yöntemiyle uygulamak, cildin nemini gün boyu kilitler. Haftada bir kez nem maskesi yapmak da cilt bariyerini güçlendirecektir" diye konuştu. Profesyonel destek alın Rutin bakımın yanı sıra cilt tipine uygun profesyonel destek almak gerektiğini vurgulayan Dr. Osman Aydın, şu tavsiyelerde bulundu: "Günde en az 2 litre su tüketimi ve nemlendirici krem seçerken içerik listesindeki seramid, gliserin, yağ asidi türevlerine dikkat etmek son derece önemli. Rutin bakımın yanı sıra cilt tipine uygun profesyonel destek almak gerekebilir. Mevsim başlarında dermatoloğa danışmak, kuruluk kaynaklı alerji ve döküntü riskini azaltır"
30 Eylül 2025 Salı - 10:22
Elazığ 37. Yaz Sempozyumu’na ev sahipliği yapacak
Türk Oftalmoloji Derneği’nin 37. Yaz Sempozyumu, 3-5 Ekim 2025 tarihlerinde ’Tüm Yönleri ile Üveit’ başlığıyla gerçekleştirilecek. Toplantıda 43 serbest bildiri ve 6 panel sunulacak, göz sağlığı alanındaki güncel gelişmeler ele alınacak. Türk Oftalmoloji Derneği’nin 37. Yaz Sempozyumu, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında Elazığ’da gerçekleştirilecek. ’Tüm Yönleri ile Üveit’ başlığıyla düzenlenecek sempozyum, özle bir otelde yapılacak ve göz hastalıkları alanında Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarını bir araya getirecek. Depremin ardından Elazığ için büyük önem taşıyan toplantıya, yalnızca bölgedeki değil ülke genelinden çok sayıda göz doktorunun katılması bekleniyor. Sempozyumda 43 serbest bildiri sunulacak ve 6 panel düzenlenecek. Gözün en karmaşık hastalıklarından biri olan üveit başta olmak üzere, göz sağlığı alanındaki güncel gelişmeler masaya yatırılacak. Dr. Mehmet Buğra Tümtaş, "Memleketimde böyle bir organizasyon yapılmasından büyük gurur ve heyecan duyuyorum. Bu toplantı, hem Elazığ için önemli bir bilimsel buluşma olacak hem de bölgemizin adını tıp camiasında daha da öne çıkaracaktır" dedi. Türk Oftalmoloji Derneği Diyarbakır Şube Başkanı Doç. Dr. Seyfettin Erdem ise sempozyumun bilimsel açıdan ve mesleki dayanışma açısından önemli katkılar sunacağını ifade ederek, tüm meslektaşlarını toplantıya davet etti.
30 Eylül 2025 Salı - 10:14
Dünya Kalp Günü: "Risklerin büyük kısmı sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önlenebilir"
"Dünya Kalp Günü" dolayısıyla açıklama yapan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Gültekin Ercan, kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olduğunu belirterek, "Risklerin büyük kısmı sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önlenebilir" dedi. Kalp-damar hastalıklarının ülkemizdeki ölümlerin yaklaşık yüzde 28’inden sorumlu olduğunu aktaran Sinop Atatürk Devlet Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ercan, hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, sigara ve hareketsizliğin en önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Özellikle 40 yaş üstündeki bireylerin yılda en az bir kez aile hekimine başvurarak kardiyovasküler risk değerlendirmesi yaptırması gerektiğini vurguladı. "Bu değerlendirmeler sayesinde kişilerin önümüzdeki on yıl içinde kalp-damar hastalığına yakalanma riski belirlenebiliyor ve önleyici tedbirler zamanında alınabiliyor" diyen Ercan, erken tanının hayati rol oynadığını ifade etti. Sinop’un doğal güzelliklerine dikkat çeken Ercan, şehrin kalp sağlığı için sunduğu fırsatları şöyle anlattı: "Karadeniz’in incisi Sinop, tertemiz havası, deniz kıyısındaki yürüyüş yolları, huzurlu yaşamı ve yeşil alanlarıyla kalp dostu bir şehir. Kalbiniz için en güzel spor, Sinop sahilinde yapacağınız tempolu yürüyüştür." Düzenli fiziksel aktivite, tuz ve şekerden fakir dengeli beslenme, sigara ve alkolden uzak durma, yeterli su tüketimi ve kontrollerin aksatılmaması gerektiğini belirten Ercan, bu alışkanlıkların kalp-damar hastalıklarını önlemede temel adımlar olduğunun altını çizdi. Bu yılın teması olan "Hiçbir Ritmi Kaçırmayın" sloganını hatırlatan Dr. Ercan, "Kalbimizi korumak; sadece sağlığımızı değil, hayatın ritmini ve sevdiklerimizle paylaşacağımız güzel anları da korumaktır. Sinop’un sunduğu tüm imkânları değerlendirelim ve kalbimize hak ettiği özeni gösterelim" ifadelerini kullandı.
30 Eylül 2025 Salı - 10:04
Direksiyon başında beyin egzersizi: Şoförlerde Alzheimer riski daha düşük
Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülküf Önal, "En son yayınlanan bir çalışmada, taksi ve ambulans şoförlerinin Alzheimer’a daha az yakalandıkları gösterildi" dedi. Demansın en yaygın hastalık türü olan Alzheimer, bellek, konuşma ve motor becerilerinde bozukluklar gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Uzmanlar, bu hastalıktan korunmak için beyni sürekli olarak çalıştıracak egzersizler ve hareketler yapılmasını öneriyor. Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülküf Önal, İngiltere’de yapılan bir araştırmadan bahsederek, şoförlerin Alzheimer’a yakalanma oranının daha düşük olduğunu söyledi. Önal, hastalıktan korunmak için yürüyüş yapmanın, düzenli uyku uyumanın ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra GPS kullanımının da azaltılması gerektiğini vurguluyor. "Çok sinsi ilerleyen bir hastalık" Alzheimer hastalığında erken tanının önemine değinen Önal, "Çok sinsi ilerleyen bir hastalık. Fakat erken tanı şansı olan hastalarda hiç olmazsa hastalığın daha yavaş ve daha sorunsuz seyretmesi için elimizden geleni yapabiliyoruz" şeklinde konuştu. Alzheimer’dan korunmanın yollarını aktaran Önal, "Korunmak için de yapılabilecek birçok şey var. Bunların başında bir kere sürekli üreteceksiniz. ’Emeklilik diye bir şey olmaması gerekiyor. Emekli olduktan sonraki hayatınızda da yeni bir şeyler öğrenmeye çalışacaksınız. Uykunuza dikkat etmeniz lazım. Genel vücut sağlığı için gerekli olan beslenme tipini hayatımızdaki yaşam tarzınıza uydurmanız gerekiyor. Egzersiz yapmak gerekiyor. Yürüyüş yapmak gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. "Şoförlerin Alzheimer hastalığına daha az yakalandığı öğrenildi" Önal, Alzheimer konusunda İngiltere’de yapılan araştırmadan bahsederek şu ifadeleri kullandı: "En son yayınlanan bir çalışmada taksi ve ambulans şoförlerinin bu hastalığa daha az yakalandıkları gösterildi. Bu şu anlama geliyor; Bu çalışmanın yapıldığı yer İngiltere. İngiltere’de taksi şoförü olmak için Londra’da özellikle bütün sokakları ezbere bilmeleri gerekiyor şoförlerin. Bir sınava tabi tutuyorlar. Uzun bir eğitimden geçiyorlar. Ambulans şoförleri için de aynı şey geçerli. Her türlü adresi, her türlü sokağı detayına kadar bilmeleri gerekiyor. GPS kullanmak yani haritayı kullanmak beynimizi köreltiyor. Bu yapay zeka için de geçerli. Ben 60 yaşındayım. 20 yaşlarında 100 tane telefon numarasını ezbere biliyordum, şu an 2 tane biliyorum. Sadece yapay zeka değil, akıllı telefonlar da bizim bazı yeteneklerimizin körelmesine neden oluyor."
30 Eylül 2025 Salı - 10:01
Uzmanı açıkladı: "Bipolar bozukluk 25 yaş altında daha sık görülüyor"
Psikiyatri Uzmanı Dr. Mehmet Ali Sağlanmak, halk arasında "iki uçlu mizaç bozukluğu" olarak da bilinen bipolar bozukluğun genellikle 15-25 yaş aralığında başladığını belirterek, doğru tedaviyle kişinin üretken ve dengeli bir yaşam sürebileceğini söyledi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mehmet Ali Sağlanmak, bipolar bozukluk hakkında açıklamalarda bulundu. Uzm. Dr. Sağlanmak, bipolar bozukluğu, "kişinin duygu durumunda dalgalanmaların yaşandığı, aralarda normal dönemlerin de görülebildiği kronik bir ruhsal hastalık" olarak tanımladı. Bireyin zaman zaman taşkın ve enerjik (mani/hipomani), zaman zaman da çökkün ve umutsuz (depresyon) dönemler geçirdiğini belirtti. Bipolar bozukluğun genellikle 15-25 yaş aralığında başladığını vurgulayan Uzm. Dr. Sağlanmak, "Daha ileri yaşlarda da görülebilir. Ancak erken tanı, hastalığın gidişatı ve tedavi başarısı açısından çok önemlidir" dedi. Toplumda yaşam boyu görülme oranının yüzde 1-2 civarında olduğunu ifade eden Sağlanmak, tanı konmamış kişilerle bu oranın daha yüksek olabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Mani döneminde kişilerin az uyumasına rağmen enerjik olduğunu, hızlı konuştuğunu ve riskli kararlar alabildiğini aktaran Uzm. Dr. Sağlanmak, depresyon dönemlerinde ise isteksizlik, umutsuzluk, enerji kaybı ve intihar düşüncelerinin ön planda olduğunu belirtti. "Bipolar bozukluk ile depresyon karıştırılmamalı" Bipolar bozukluğun depresyonla karıştırılmaması gerektiğini dile getiren Mehmet Ali Sağlanmak, depresyonda sadece çökkünlük dönemleri görülürken, bipolar bozuklukta hem depresyon hem de mani/hipomani ataklarının bulunduğunu, bu yüzden tanı ve tedavi yaklaşımlarının farklı olduğunu ifade etti. Tanının, ayrıntılı psikiyatrik değerlendirme ve DSM-5 ölçütlerine göre konduğunu hatırlatan Sağlanmak, "En az bir mani dönemi tanı için yeterlidir. Çoğunlukla depresif ataklarla birlikte seyreder" ifadelerini kullandı. "Genetik yatkınlık önemli" Bipolar bozukluğun tek bir nedeni olmadığını ifade eden Sağlanmak, "Genetik yatkınlık çok güçlüdür. Ailede bipolar bozukluğu olanlarda risk belirgin şekilde artar. Bunun yanında beyin biyolojisi, nörotransmitter dengesizlikleri ve çevresel etkenler de rol oynar. Stres, travmatik yaşam olayları, düzensiz uyku ve madde kullanımı atakları tetikleyebilir" dedi. "Tedaviyle dengeli bir yaşam mümkün" Bipolar bozukluğun yaşam boyu süren bir hastalık olduğunu ancak doğru tedaviyle kontrol altına alınabileceğini kaydeden Uzm. Dr. Sağlanmak, şöyle konuştu: "Düzenli tedavi ile atakların sayısı ve şiddeti azalır, kişi üretken ve dengeli bir yaşam sürebilir. Tedavide en sık kullanılan ilaçlar duygudurum düzenleyicilerdir. Atak dönemlerinde antipsikotik ilaçlar da kullanılabilir. Antidepresanlar ise yalnızca dikkatle ve belli durumlarda tercih edilmelidir" "Psikoterapi tedaviye katkı sağlar" Psikoterapinin tedavi sürecinde önemli rol oynadığını da anlatan Mehmet Ali Sağlanmak, "Psikoeğitim, bilişsel davranışçı terapi ve aile terapisi tedaviye uyumu artırır. Kişinin hastalığını tanımasına, stresle baş etmesine ve yaşam düzenini korumasına yardımcı olur" şeklinde konuştu. "Tedavi yarıda bırakılmamalı" Sağlanmak, tedaviyi yarıda bırakmanın ciddi riskler taşıdığına da işaret ederek, "Atakların tekrarlama riski çok yükselir, intihar riski artar ve kişinin sosyal, iş ve aile yaşamı ciddi zarar görebilir" diye konuştu. Bipolar bozukluğu olan kişilerin günlük yaşamda düzenli uyku, sağlıklı beslenme, alkol ve madde kullanımından uzak durma, ilaçlarını aksatmama ve stres yönetimine dikkat etmeleri gerektiğini aktaran Uzm. Dr. Sağlanmak, aile desteğinin tedavi başarısına büyük katkı sağladığını söyledi.
30 Eylül 2025 Salı - 09:58
Her yıl jinekolojik muayene şart
Rahim ağzı kanser türünün yüzde 99’unun HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu ile ilişkili olduğunu dile getiren Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi Doç. Dr. Emre Özgü, "HPV bağışıklık sistemi tarafından temizlense de kalıcı enfeksiyonlar kansere dönüşebilir" dedi. Acıbadem Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi Doç. Dr. Emre Özgü, kadın kanserleri arasında yer alan yumurtalık kanserinin sinsice ilerlediğine, tanı ve tedavide geç kalmamak için şikayet olmasa bile her yıl düzenli jinekolojik muayeneye gidilmesini tavsiye etti. Meme kanseri için ise her ay kadınların kendi kendini elle kontrol etmesi uyarısında bulundu. Her yıl milyonlarca kadının meme, rahim ağzı, rahim iç duvarı ve yumurtalık kanserleri ile karşı karşıya kaldığına işaret eden Uzmanı Doç. Dr. Emre Özgü, bu kanserlerin kadınlarda hem en sık görülen hem de en fazla ölüme yol açan hastalıkların başında geldiğini söyledi. Erken evrede tanı konulduğunda tedavi başarısının yüzde 90’ların üzerine çıktığını; geç evrede ise tedavi şansının belirgin şekilde azaldığını ifade etti. "HPV bağışıklık sistemi tarafından temizlense de kalıcı enfeksiyonlar kansere dönüşebilir" Rahim ağzı (serviks) kanserinin kadınlarda en sık görülen 4’üncü kanser olduğunu belirten Dr. Özgü bu kanser türünün yüzde 99’unun HPV (Human Papilloma Virüs) enfeksiyonu ile ilişkili olduğunu dile getirdi. Cinsel yolla bulaşan en yaygın enfeksiyonlardan biri olan HPV enfeksiyonundan bahseden Dr. Özgü "HPV bağışıklık sistemi tarafından temizlense de kalıcı enfeksiyonlar kansere dönüşebilir. Erken dönemde genellikle belirti vermeyen bu hastalıkta en sık bulgular anormal vajinal kanama, (özellikle ilişki sonrası), kötü kokulu akıntı ve kasık ağrısıdır" diye konuştu. "9-14 yaş arasında aşılama önerilir" Korunmada en etkili yöntemin HPV aşısı olduğunu söyleyen Dr. Özgü "Aşı, kansere en sık neden olan HPV tiplerine karşı yüzde 90’dan fazla koruma sağlar. Dünya Sağlık Örgütü aşılamanın özellikle 9-14 yaş arası çocuklarda yapılmasını önermektedir. Bununla birlikte güvenli cinsel ilişki, düzenli smear ve HPV-DNA testleri ile yapılan taramalar da korunmada büyük rol oynamaktadır" dedi. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV-DNA testinin ücretsiz yapıldığını sözlerine ekledi. Kanama ve adet düzensizliği rahim iç duvarı kanseri habercisi Özellikle menopoz sonrası dönemde rahim iç duvarı (endometrium) kanserinin ülkemizde jinekolojik kanserler içinde ikinci sırada yer aldığına işaret eden Dr. Özgü bu kanser türünde en önemli risk faktörlerinin hormonal dengesizlik, uzun süre östrojen kullanımı, obezite, polikistik over sendromu (PCOS), erken yaşta adet görmek, geç yaşta menopoza girmek, hiç doğum yapmamış olmak ve diyabet olduğunu ifade etti. Bu kanserin genellikle erken evrede vajinal kanama ve adet düzensizlikleri gibi belirtileri olduğu için, hastalar zamanında başvurduğunda tedavi başarısının yüksek olduğunu anlattı. Menopoz sonrası kanaması olan tüm kadınların jinekolojik olarak değerlendirilmesi gerektiği bilgisini verdi. "Şikayetler sindirim sistemi rahatsızlıkları ile karıştırıldığı için de tanı gecikebilir" Yumurtalık kanserinin jinekolojik kanserler arasında en sinsi seyreden türlerden olduğunu belirten Dr. Özgü "Erken dönemde belirti vermediği için tanı ekseriyâ ileri evrede konulur. Karında şişlik, iştahsızlık, hazımsızlık, çabuk doyma, kilo kaybı ve sık idrara çıkma gibi şikayetler sindirim sistemi rahatsızlıkları ile karıştırıldığı için de tanı gecikebilir. Risk faktörleri arasında ileri yaş, ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, BRCA1 ve BRCA2 gen mutasyonları, hiç doğum yapmamış olmak ve uzun süreli yumurtlamayı engellemeyen yaşam tarzı bulunur. Buna karşılık doğum kontrol hapı kullanımı ve çok sayıda gebelik geçirmiş olmak koruyucu faktörler arasında sayılır" açıklamalarında bulundu. Kadınlar her ay kendi kendini kontrol etmeli Kadınlarda en sık görülen, her 8 kadından 1’inde rastlanan meme kanserine değinen Dr. Özgü memede ağrısız kitle, meme başında çekinti, ciltte değişiklikler ve meme başından akıntının en önemli belirtiler arasında yer aldığını söyledi. Erken tanı için 20 yaşından itibaren her ay kendi kendine elle meme muayenesi yapılması, 40 yaşından itibaren yılda bir mamografi çektirilmesi ve düzenli hekim muayenesi yapılmasını önerdi. Ülkemizde uygulanan Ulusal Meme Kanseri Tarama Programı kapsamında 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir ücretsiz mamografi yapılabildiğini hatırlattı. Bu hizmetler için Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Sağlıklı Hayat Merkezleri ve aile sağlığı merkezlerine başvurulabileceğini ifade etti. "Düzenli muayeneyle kanser erkenden tespit edilebilir" Kadın kanserleriyle mücadelede en etkili silahın erken teşhis olduğunun vurgulayan Dr. Özgü "Düzenli jinekolojik muayeneler, basit testler ve tarama programları sayesinde kanserler henüz oluşmadan önce belirlenebilir veya erken evrede yakalanabilir. Özellikle rahim ağzı kanseri HPV aşısı ile büyük oranda önlenebilirken, meme kanseri ise düzenli mamografi ile erken evrede tespit edildiğinde tamamen tedavi edilebilir. Bu nedenle her kadın, hiçbir şikayeti olmasa dahi yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmelidir. Düzenli kontroller, sadece mevcut şikayetleri değerlendirmek için değil, sessiz ilerleyen kanserleri fark etmek için de hayati önem taşır" diye konuştu.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 17:06
Uzmanı, kalp sağlığını korumak için bilinmesi gerekenleri sıraladı
Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Alkan, kalp hastalıklarının önlenmesi ve erken teşhisi için dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı. Uzm. Dr. Alkan, "Kalp hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenleri arasında üst sıralarda yer alıyor. Özellikle hipertansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet gibi kronik rahatsızlıklar kalp sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle düzenli kontroller ve risk faktörlerinin erken tespiti büyük önem taşıyor" dedi. 29 Eylül Dünya Kalp Günü çerçevesinde, kalp sağlığını korumanın önemi bir kez daha vurgulandı. Özel Adatıp Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Alkan, kalp hastalıklarının önlenmesi ve erken teşhisi için dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı. Kalp hastalıklarının, dünya genelinde ölüm sebepleri arasında üst sıralarda yer aldığını hatırlatan Uzm. Dr. Alkan, özellikle hipertansiyon, yüksek kolesterol ve diyabet gibi kronik rahatsızlıklar kalp sağlığını olumsuz etkilediğini ve bu nedenle düzenli kontroller ve risk faktörlerinin erken tespiti için büyük önem taşıdığını söyledi. Kalp sağlığını korumanın temel adımlarına da değinen Dr. Alkan, "Dengeli beslenme, tuz ve şeker tüketiminin sınırlandırılması, yeterli fiziksel aktivite ve sigara kullanımının bırakılması kalp hastalıklarının önlenmesinde kritik rol oynuyor. Ayrıca stres yönetimi ve yeterli uyku, kalbinizin uzun vadede sağlıklı kalmasını destekler" diye konuştu. Uzman Dr. Alkan, kalp hastalıklarının erken belirtilerine dikkat çekerek, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı veya aşırı yorgunluk gibi şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Alkan, "Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden kardiyoloji uzmanına başvurmak, ciddi komplikasyonların önlenmesinde hayati önem taşır" şeklinde konuştu. Dünya Kalp Günü vesilesiyle Uzm. Dr. Alkan, toplumun kalp sağlığı bilincini artırmanın ve düzenli kontrolleri aksatmamanın önemini bir kez daha hatırlattı.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 16:49
UMKE 4. Bölge Tatbikatı Malatya’da başarıyla gerçekleştirildi
Malatya İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı UMKE Faaliyet Planı kapsamında 24-25 Eylül tarihlerinde İnönü Üniversitesi Su Sporları Müdürlüğü’nün Kale Gölü Mevkisinde UMKE 4. Bölge Tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikat, afetlere müdahale kapasitesini artırmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden uygulamalı olarak icra edildi. Tatbikata, Malatya’dan 33, Elazığ’dan 27, ANDA İl Temsilciliği’nden 12, Jandarma Su Altı Kurtarma’dan 5, Jandarma Asayiş Bot’tan 5, Kale İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden 4 ve AFAD İl Müdürlüğü AKT’den 4 katılımcı olmak üzere toplam 93 personel, 3 eğitmen eşliğinde katıldı. Tatbikata katılan kurumlar arasında Malatya UMKE, Elazığ UMKE, Malatya İl AFAD Müdürlüğü Arama Kurtarma Timi, Kale İlçe Kaymakamlığı, Kale Belediye Başkanlığı, Malatya İl Jandarma Su Altı Kurtarma ve Asayiş Bot Timleri, İnönü Üniversitesi Su Sporları Müdürlüğü, Kale İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Kale İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, İl Ambulans Servisi Başhekimliği ambulans ekipleri, Kale İlçe Devlet Hastanesi ve Malatya ANDA İl Temsilciliği yer aldı. Tatbikat kapsamında acil ünitesi kurulumu, araç içi ve dışı kurtarma, suda arama ve kurtarma ile enkazda kurtarma çalışmalarına ağırlık verildi. Kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonun güçlendirilmesini amaçlayan tatbikat, başarılı bir şekilde tamamlandı. Malatya İl Sağlık Müdürlüğü, tatbikata katılan tüm kurum ve ekiplerin özverili çalışmaları için teşekkür etti.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 15:59
Riskli bebeklere yapay zeka destekli erken müdahale
Samsun Büyükşehir Belediyesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) iş birliğiyle hayata geçirdiği "Riskli Bebekte Erken Müdahale" projesiyle risk grubundaki bebeklerin gelişimini yakından takip ederek erken müdahale desteği sağlıyor. "Erken tanı, doğru destek, sağlıklı yarınlar" anlayışıyla yürütülen çalışmada, nörogelişimsel açıdan risk taşıyan bebekler yapay zekâ tabanlı sistemlerle takip ediliyor. Gelişiminde sorun tespit edilen bebekler uzmanlara yönlendirilerek erken müdahale programına dahil ediliyor. Ailelere özel eğitim materyalleri ve gelişim destek kitleri ulaştırılırken, ev ziyaretleriyle birebir eğitim de veriliyor. Anneler ve babalar bilinçlendiriliyor Proje kapsamında yeni doğum yapan annelere diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme programları hazırlanıyor, emzirme danışmanlığı sunuluyor. Hem anneler hem de babalara yönelik bilgilendirme seminerleri düzenlenerek ebeveynlerin çocuk gelişimi konusundaki farkındalığı artırılıyor. Ekonomik ve sosyal açıdan dezavantajlı ailelere maddi destek sağlanırken, psiko-sosyal destek hizmetleriyle ebeveynlerin bu süreçte yalnız bırakılmaması hedefleniyor. Vatandaşlar, proje hakkında detaylı bilgi almak ve başvuru yapmak için 153 Çözüm Merkezi üzerinden belediyeye ulaşabiliyor.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 15:46
Kumluca’da kalp damar hastalıkları uzmanı görevine başladı
Kumluca Devlet Hastanesi, uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Hastanede ilk kez açılan Kalp ve Damar Cerrahisi kadrosuna Uzman Doktor Cenk Aslan atandı. Dr. Aslan, hasta kabulüne başladı. 1977 doğumlu olan Uzm. Dr. Cenk Aslan, tıp eğitimini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı. 2002-2003 yıllarında aynı üniversitenin Nükleer Tıp bölümünde görev aldıktan sonra, 2004-2010 yılları arasında İstanbul Siyami Ersek Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi ihtisasını bitirdi. 2010 yılında uzmanlığını alan Dr. Aslan, 2011-2012 yıllarında Almanya’nın Marienhaus Krankenhaus Bitburg Hastanesi Kardiyoloji bölümünde görev yaptı. Sonraki yıllarda sırasıyla 2012-2016 Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2016-2018 Sivas Numune Hastanesi ve 2018-2025 İstanbul Sancaktepe İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalıştı. Kumluca Devlet Hastanesi’ne atanan Dr. Cenk Aslan, Kalp ve Damar Cerrahı olarak görevine başladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder