SAĞLIK
Hitit Üniversitesi’nin kan bağışı duyarlılığına Kızılay’dan gümüş madalya 01 Mayıs 2026 Cuma - 18:39:32 Türk Kızılay tarafından yürütülen kan bağışı kampanyalarına sağladığı katkı dolayısıyla Hitit Üniversitesine gümüş madalya verildi. Türk Kızılay Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bölge Kan Merkezleri ve Kan Bağışı Merkezleri tarafından yürütülen kan bağışı projeleri ve kampanyalarına destek veren kurumlara kurumsal madalya veriyor. Bu kapsamda 2025 yılında gerçekleştirilen toplam bin 54 ünite kan bağışıyla Çorum’da kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurum Hitit Üniversitesi oldu. Hitit Üniversitesinde kan bağışı kampanyalarına en fazla katkı Osmancık Ömer Derindere Meslek Yüksekokulu, Meslek Yüksekokulları Kampüsü ve Spor Bilimleri Fakültesinden geldi. Hitit Üniversitesi Rektörlüğü Senato Salonu’nda düzenlenen takdim töreninde konuşan Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, "Türk Kızılay tarafından üniversitemizde gerçekleştirilen kan bağışı kampanyalarına duyarlılık göstererek hayatlara dokunan akademik ve idari personelimiz ile öğrencilerimize yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Çorum Kızılay Şube Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Mustafa Bilgin de Çorum’da ilk kurumsal madalyanın 2024 yılında 654 ünite kan bağışı ile Osmancık 75. Yıl Cumhuriyet İlkokuluna verildiğini ifade ederek kurumsal gümüş madalyayı alan ilk kurumun ise Hitit Üniversitesi olduğunu kaydetti. Kan bağışlarının ülke genelindeki kan ihtiyacının karşılanmasınaönemli katkı sunduğuna dikkati çeken Bilgin, desteklerinden dolayı başta Rektör Prof. Dr. Ali Osman Öztürk olmak üzere üniversite yönetimine teşekkür etti. Törene, Hitit Üniversitesi Senato Üyeleri, Çorum Kan Bağışı Merkezi Müdürü Dr. Senem Biçer, Kan Bağışçısı Kazanım Uzmanı Yasemin Güloğlu ve Şube Müdürü Tuğrul Yıldırım katıldı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:00 Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi. Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 14:22 Milas Veteriner Fakültesi 17 Üniversiteden 250 öğrenciyi ağırladı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi ev sahipliğinde, IVSA Muğla tarafından düzenlenen VETWISE’26 I. Ulusal Öğrenci Kongresi, MSKÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı. 28-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kongre, IVSA Muğla’nın ilk ulusal öğrenci kongresi olma özelliğini taşıdı. Türkiye’nin 17 üniversitesinden gelen veteriner fakültesi öğrencilerini buluşturan kongre; ‘Muğla Gençlik Yılı’ vizyonu ve Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında önemli bir bilimsel platform oluşturdu. Cerrahi, dahiliye, yaban hayatı, sucul hayvan hastalıkları, arıcılık, klinik uygulamalar ve sektör buluşmalarını kapsayan oturumlar ve workshoplar düzenlendi. Açılışta konuşan MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, kongrenin yalnızca bir öğrenci etkinliği değil, gençlerin bilimsel üretim ve mesleki gelişime katılımını gösteren önemli bir organizasyon olduğunu vurguladı. Etkinliğin, öğrencilerin akademi ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sağladığını belirtti. Milas Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Artay Yağcı ise veteriner hekimliğin hayvan sağlığının ötesinde insan sağlığı, çevre, gıda güvenliği ve biyoteknolojiyle doğrudan ilişkili geniş bir alan olduğunu ifade etti. Tek sağlık yaklaşımının önemine dikkat çeken Yağcı, gelecekte salgın hastalıklarla mücadelede ve ekosistemin korunmasında veteriner hekimlerin kritik rol üstleneceğini belirtti. Muğla’nın arıcılık, çam balı, su ürünleri ve hayvancılık açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yağcı, iklim değişikliği ve hastalıklar gibi sorunlara bilimsel çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi. Kongrenin, teorik bilginin ötesinde tartışma ortamı sunacağını ifade etti. IVSA Muğla Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Sürsal Şimşek de kongrenin Dünya Veteriner Hekimler Günü ile aynı dönemde düzenlenmesinin anlamına dikkat çekti. Veteriner hekimliğin zoonozlardan gıda güvenliğine kadar geniş bir sorumluluk alanına sahip olduğunu belirterek, mesleğin Tek Sağlık yaklaşımındaki temel rolünü vurguladı. Farklı üniversitelerden öğrencilerin bir araya gelmesinin mesleki dayanışma açısından önemli olduğunu ifade eden Şimşek, kongrenin bilim, iş birliği ve gençlik enerjisini buluşturan bir platform olduğunu söyledi. Organizasyona katkı sağlayan tüm paydaşlara teşekkür etti. Üç gün süren kongreye, akademisyenler ve sektör temsilcilerinin yanı sıra Muğla İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çay, Muğla İl Tarım Orman Müdür Yardımcısı Dr. Songül Topal, Muğla Valiliği Proje Koordinatörü Dr. Ahmet Esen, Muğla Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Hurşit Öztürk, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Kültür Spor Daire Başkanı Şamil Türkay Aktürk katıldılar. Kongre boyunca gerçekleşen oturumlar ve uygulamalı workshoplar ile öğrencilerin bilimsel vizyonunun güçlendirmesi ve mesleki farkındalıklarının artması hedeflendi.
"Sağlık çalışanlarının mülteci hayatı bitecek"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 13:15 "Sağlık çalışanlarının mülteci hayatı bitecek" Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, Silopi ilçesinde yapımı tamamlanan ilçe sağlık müdürlüğü ve sağlıklı hayat merkezinin kısa sürede hizmete girmesiyle, sağlık çalışanlarının yıllardır konteynerlerde sürdürdüğü adeta mülteci hayatının sona ereceğini söyledi. Silopi’de sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak önemli gelişmeler yaşanıyor. Yapımı tamamlanan Silopi İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin kısa süre içinde hizmete alınması bekleniyor. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, söz konusu sağlık tesislerinin açılmasıyla birlikte konteynerlerde görev yapan sağlık personelinin yıllardır süren zor koşullarının sona ereceğini dile getirdi. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, beraberindeki şube yönetimi ve Silopi İlçe Temsilcisi Hasan Ökten ile birlikte, göreve yeni başlayan Silopi İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cihan Salihoğlu’nu makamında ziyaret etti. Anmal, birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini ifade ederek, "Silopi İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle, büyük özveriyle konteynerlerde hizmet veren sağlık çalışanlarının adeta mülteci hayatı sona erecek. Tesisin yapım sürecinde katkı sunan AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar’a teşekkür ederiz" dedi. İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cihan Salihoğlu ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Zor fiziki koşullarda görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum. Yeni sağlık tesisimizin hizmete girmesiyle birlikte hem çalışanlarımız hem de halkımız daha sağlıklı ve konforlu hizmete kavuşacak" ifadelerini kullandı. Ziyaret, plaket takdimi ve sağlık çalışanlarıyla yapılan kısa bir buluşmanın ardından sona erdi.
Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 12:09 Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor Orman yangın olduğu bölgelerinde yoğun dumana maruz kalan kişilerde nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH alevlenmeleri gibi ciddi solunum sorunları görülüyor. Yangın dumanının solum yolu hastalıklarını tetiklediğini vurgulayan Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, "Dumanın içindeki zehirli gazlar, örneğin karbon monoksit, ve özellikle bazı partiküller, doğrudan akciğerleri etkileyebilir" dedi. Son dönemde artan orman yangınları, yalnızca doğal kaynaklarımızı yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığımızı da tehdit ediyor. Yangınların yoğun olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlar, ciddi solunum problemleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) gibi hastalıkların alevlenmesi, bu durumdan etkilenenlerin yaşadığı en büyük sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yangın dumanının yaydığı zararlı maddelerden korunmak, özellikle yangın bölgelerinde yaşayanlar için büyük önem taşıyor. Dumanın etkisi, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, "Astım, KOAH gibi hastalıkları olan bireyler, acil başvurulara kadar gidebilecek rahatsızlıklar yaşayabilir. Yangın esnasında dumanı soluyup herhangi bir tepki göstermemiş olsanız dahi, ilerleyen süreçte vücudunuzun bu dumanla temasının etkileri ortaya çıkabilir. Bu süreçte, hava yolu hassasiyeti artabilir ve akciğer enfeksiyonları riski yükselir. Ayrıca, 3 ay sonra yapılan bazı çalışmalarda solunum fonksiyonlarının düşüklüğü ve yeni tanı konmuş astım ya da KOAH hastalarının olduğu gözlemlenmiştir. Tanı konmuş hastalar ise daha fazla ilaç kullanımı ve oksijen desteği ihtiyaç duyabilmektedir" ifadelerini kullandı. Dumandan korunmanın yolları Orman yangınları son yıllarda ülkemizde sıklıkla görülen ve yerleşim yerlerine yakın bölgelerde etkili olan felaketlerden biri haline geldiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Emre, "Bu yangınların meydana getirdiği duman, yoğun bir şekilde yerleşim alanlarına da sirayet etmektedir. Dumanın içindeki zehirli gazlar, örneğin karbon monoksit, ve özellikle 2.5 mikrogramın altındaki bazı partiküller, doğrudan akciğerleri etkileyebilir. Yangın anında, insanların evlerini, parklarını ya da bahçelerini kaybettikleri için bazen terk etmekte zorlanıyorlar. Bunun yerine dumanın etkisini azaltmaya yönelik çeşitli yöntemlere başvuruyorlar, ancak bu tür basit çözümler yeterli olmamaktadır. İnsanlar, dumanın etkisinden korunabilmek için ilk olarak evlerinde kapı ve pencereleri kapatarak, dışarıdan gelen havayı engellemeye çalışmalıdır. Eğer klima kullanılıyorsa, yalnızca iç ortam havasını döndürecek şekilde ayarlanmalıdır. Ayrıca, pencere ya da kapı kenarlıklarına ıslak havlular yerleştirilmesi, dışarıdan gelen dumanın içeri girmesini engellemeye yardımcı olabilir" diye ekledi. Bu belirtiler gözlemlendiğinde bir uzmana başvurulmalı Normal cerrahi maskeler, bu tür bir dumanın etkilerine karşı yeterli olmadığını ifade eden Emre sözlerini şu şekilde noktaladı: "Bu durumda, özel filtreli maskeler veya en azından ıslak maskeler kullanılması gerekmektedir. Özellikle kronik akciğer hastalığı olan kişilerin, dumanın etkisini azaltmak için mümkünse o bölgeden ayrılmaları ve ilaçlarını yanlarında taşımaları önemlidir. Duman maruziyeti sonrası öksürük gibi normal belirtiler görülebilir. Ancak bu belirtiler uzun sürerse veya şiddetlenirse, kişi bir sağlık profesyoneline başvurmalıdır. Öksürük, hırıltı, nefes darlığı, efor kapasitesinde azalma gibi şikayetler devam ederse, mutlaka bir hekime danışılmalıdır. Akut dönemde geçmeyen belirtiler, daha ciddi bir sorunun habercisi olabilir."
Sigara tiryakisi çift 42 yıl sonra sigarayı bıraktı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 12:07 Sigara tiryakisi çift 42 yıl sonra sigarayı bıraktı Bursa’da 42 yıldır sigara kullanıcısı olan 62 yaşındaki Osman Elver ve 64 yaşındaki Leyla Elver çifti, aile hekimlerinin yönlendirmesiyle ile birlikte gittikleri sigara bırakma polikliniğinde sigarayı bıraktı. Sağlıklı hayat merkezleri bünyesinde hizmet veren sigara bırakma poliklinikleri, vatandaşlara sigara bırakma konusunda sağladığı başarılı destekle dikkat çekiyor. 42 yıldır sigara tiryakisi olan 62 yaşındaki Osman Elver, aile hekiminin yönlendirmesiyle gittiği Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde bulunan sigara bırakma polikliniğine başvurarak sigarayı bıraktı. Eşinin sigarayı bırakmasını örnek alarak aynı polikliniğe başvuran 64 yaşındaki Leyla Elver ise, yapılan değerlendirme sonrası başlanan ilaç tedavisi ile sigarayı bıraktı. Eşiyle yaklaşık olarak aynı tarihlerde sigara içmeye başladıklarını belirten Osman Elver, "Bundan 3 ay önce sigarayı bırakmaya karar verdim. Aile hekimimizin tavsiyesi üzerine buraya geldim. Bana ilaç tedavisi başladılar bu sayede sigarayı bıraktım. Buranın sayesinde yaklaşık 3 aydır sigara içmiyorum. Nefes alışım, uyku saatlerim değişti, yeme içme ile ilgili problemlerim vardı, yürüyüşüm değişti. Herkese sigarayı bırakmayı tavsiye ederim" diye konuştu. Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin muhakkak en yakınlarındaki sağlık kuruluşundan yardım alması gerektiğini söyleyen Elver, "Evim buraya yakın, bunaldığım, sıkıldığım zaman doktor kardeşlerimizle anlaştık buraya geliyorum. Yardımcı oluyorlar. Sigarayı bırakmak istiyorsanız başta elinizden çıkartın sonra beyninizden atın ki sağlığınıza kavuşabilesiniz. Sigarayı bırakmak isteyen herkese sağlıklı hayat merkezine başvurmaları ve destek almalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu. Eşinden gördü, bırakmaya karar verdi Eşinin sigarayı bırakması üzerine ondan güç alarak sigarayı bırakmaya karar verdiğini belirten Leyla Elver ise, "Başta eşim buraya müracaat etti. Baktım eşime iyi geldi, bana da iyi gelir diyerek ben de daha sonra müracaat ettim. Sigarayı tek başıma bırakamazdım, ama eşimle beraber birbirimize destek olduğumuz için daha rahat bıraktım. Ondan cesaret aldım. Nefesim de açıldı. Bana da her yönden iyi geldi. Sigarayı bıraktıktan sonra evimizin havası değişti, kokusu değişti" dedi. ‘Çiçek kokusunu alamıyordum’ Sigara bırakma sürecinde başından geçen olay ile yaşadığı mutluluğu dile getiren Leyla Elver, "Evimizde bir gün oturuyorduk karşılıklı kapımız çaldı. Bir baktım kargo çiçek getirmiş. Oğlum çiçek göndermiş. Ben de onu aldım eve yukarıya çıkardım masanın üzerine koydum. O kadar güzel koktu ki halen daha kapıdan girişte bile mis gibi çiçek kokusu karşılıyor. Önceden de çiçek geliyordu ama sigara içtiğimiz için çiçek kokusunu alamıyorduk ama şu anda evim sigara kokmuyor, çiçek kokuyor" diye konuştu. Ücretsiz destek hizmeti veriliyor Sigara bırakma sürecinde profesyonel kişilerden destek almanın oldukça önemli olduğunu söyleyen Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Reyhan Çanakçı, "Sigara bağımlılık yapan bir madde. Bağımlılık da bir hastalık. Nasıl ki diğer hastalıklarda bir destek alıyorsak doktorlardan, sigara bırakma polikliniklerinden destek almak çok önemli. İlaçlı tedavi hizmeti veriyoruz ve bu konuda başarı oranımız gayet yüksek. Kişi kararlı olduğu sürece hem bilgiye dayalı davranışçı terapiyle hem de sosyal destekle ve ilaç tedavisiyle kombine ederek kişiye yardımcı oluyoruz. Gerçekten kişinin kararlı olması ve randevularına gelmesi yeterli oluyor. Biz elimizden gelen bütün desteği kurum olarak da hekim olarak de veriyoruz" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Çanakçı son olarak sigara bırakma polikliniğine başvurmak isteyen kişilerin ALO 171 Hattı’ndan ya da İl Sağlık Müdürlüğü’nün internet sitesi üzerinde bulunan dahili numaralardan randevu alabileceklerini söyledi.
Tekerlekli sandalye ile geldi, annesinin elinden tutup çıktı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:25 Tekerlekli sandalye ile geldi, annesinin elinden tutup çıktı Serebral palsi (SP) hastası Hasan Emrem, annesi ve doktorlarının çabalarını boşa çıkarmadı. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’dan aldığı iki yıllık tedavi sayesinde bugün rahatça yürüyebiliyor ve kendi ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyor. Hasan Emrem’in annesi Canan Emrem, tedavi sürecinin sonunda oğlundaki ilerlemeye dikkat çekerek, "Bu kadar yol almışken yarıda bırakmayacağım. Hasan tamamen yürüyene kadar devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Henüz 6 aylıkken oğlu Hasan Emrem’deki gelişim geriliğini fark eden Canan Erdem, oğluna serebral palsi (SP) teşhisi konulduğu günden beri mücadele veriyor. Beynin; hareket, duruş ve dengeyi sağlayan kısmının hasar alması ya da gelişmemesi durumunda ortaya çıkan SP hastalığı nedeniyle yıllardır oğluna fizik tedavi aldıran Canan Emrem, sonunda oğlunun yürüdüğünü gördü. Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’dan 2 yıldır fizik tedavi alan 7 yaşındaki Hasan Emrem, bugün annesinin elinden tutarak yürüyebiliyor. Hastaneye tekerlekli sandalyeyle gelen, hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamayan Hasan Emrem’in bugün geldiği noktadan çok mutlu olduğunu belirten annesi Canan Emrem, "Biz buraya geldiğimizde Hasan elimden tutup yürüyemiyordu, emekleyemiyordu. Şu anda emekliyor, yürüyor hatta koşturuyor. Sadece tek elle elimden tutup yürüyebiliyor. Bağımsız bir şekilde ayağa kalkıp 20 adım atabiliyor. Çok güzel ilerledik" sözlerini kaydetti. "Buradan iyi sonuç bekleyerek geldim" Hasan Emrem’in 2 yaşından beri fizik tedavi ve rehabilitasyon aldığını dile getiren Canan Emrem, oğlunun geldiği aşamadan memnun olduğunu ancak bu sürecin kolay olmadığını dile getirdi. Çevresinin tavsiyesi üzerine Medicana’yı tercih ettiklerini aktaran Canan Emrem, "Çok zorlandım, çok yoruldum. Evladımla sürekli dışarıdayım, fizik tedaviye gelmediğimiz zaman dışarıda aktif bir şekilde hareket etmesi için uğraşıyorum. Haftada 3 gün fizik tedaviye geliyoruz. Burada bir saat fizik tedavi alıyor. Dışarıda da yürüyüş yapıyoruz, yüzmeye gidiyoruz. Özel eğitimde de bir saat fizik tedavi veriliyor. Yüzme haftada bir gün. Neredeyse her gün fizik tedaviyi destekleyecek bir şey yapıyoruz" diye konuştu. "Tek başına yürüyene kadar pes etmek yok" Hasan Emrem’in 6 aylıkken kaslarını kontrol edememesinden kaynaklı bir sorun olduğunu fark ettiğini ve yapılan tetkikler sonucu evladına serebral palsi tanısı konulduğunu aktaran Canan Emrem, "Buraya geldikten sonra Hasan’da yürümenin dışında da ilerlemeler oldu. Örneğin artık kendisi yemeğini yiyebiliyor, saçını tarayabiliyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılamaya başladı. 11 yaşındaki kızıma da yetişmeye çalışıyorum. Bazen onu ihmal ediyor olabileceğimin vicdan azabını yaşıyorum. Ancak neyse ki çok olgun bir çocuk. Kardeşinin yürümesini o da çok istiyor. Hasan tamamen yürüyene kadar devam edeceğiz. Bu kadar yol almışken yarıda bırakmak istemiyorum. Bu zamana kadar pes etmedik, şimdi hiçbir şekilde pes etmek yok" mesajını verdi. Şendur: "Aile ve hekim iş birliği hayati önem taşıyor" Fizik tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde hasta için aile ve hekim işbirliğinin önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hasan ilk geldiğinde destekle yürüyebiliyordu, kendi başına yiyemiyordu, tuvaletini tutamıyordu. Diz ayak ve kalçalarında kas gücü kaybı, denge koordinasyonu son derece zayıftı. Destek ve cihazla yürüyordu. Şu anda denge ve koordinasyonu daha iyi; yürümesinde gelişme var. Hafif bir destekle, annesinin elini tutarak yürüyebiliyor. Hasan geldiği günden daha iyi bir durumda. Ancak hayatının her döneminde fizik tedavi alanında gelişiminin desteklenmesi için yapılabilecek şeyler var. İleride belki bir cihazlama ya da cerrahi işlem gerekebilir. Özellikle düzelmeyen bazı bacak ve kol problemlerinde düzeltmeler de yapılabiliyor. Ama asıl amaç, mümkün olduğu kadar yaşamını sürdüreceği konuma getirmeye çalışmaktır. O nedenle biraz daha kendi çabasıyla yürümesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. Adım adım ilerlediler Fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecinin görüldüğü kadar basit olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Emek isteyen bir süreç. Rehabilitasyon süreci ilmek ilmek ilerler. Ailenin katılımı olmadan hiçbir şey yapamayız. Hastanın ailesi çok önemli. Rehabilitasyon dışında bir de ev programları veriyoruz. Hastaya ve hasta sahibine ödev veriyoruz. Onları iyi yapanlar da sonuca ulaşıyor" dedi. Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur ayrıca, Hasan’daki anormalliği oldukça erken bir dönemde fark eden anne Canan Emrem’i de takdir etti.
Nörolojik hastalıklarda ilaçsız çözüm: TMS tedavisi umut oluyor
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:53 Nörolojik hastalıklarda ilaçsız çözüm: TMS tedavisi umut oluyor SAMSUN (İHA) – Samsun’da uygulanmaya başlanan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, başta depresyon olmak üzere birçok nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkta yeni bir tedavi seçeneği olarak dikkat çekiyor. Cerrahi olmayan ve ilaçsız uygulanan TMS yönteminin, özellikle tedaviye dirençli majör depresyon vakalarında etkili olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Konuyla ilgili bilgi veren Medicana International Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Adem Akkurt, TMS’in FDA ve Avrupa Birliği CE onaylı bir yöntem olduğunu ifade ederek açıklamalarda bulundu. "İlaçsız ve ağrısız bir yöntem" TMS’in, beyin yüzeyine dışarıdan uygulanan kısa süreli manyetik uyarılarla çalıştığını ifade eden Dr. Akkurt, "Bu yöntemle beyindeki nöronların aktivitesi artırılabiliyor ya da azaltılabiliyor. Ağrısız, anestezi gerektirmeyen ve günlük yaşantıyı engellemeyen bir tedavi seçeneğidir" dedi. Dr. Akkurt, TMS tedavisinin sadece depresyon değil, aynı zamanda obsesif kompulsif bozukluk (OKB), anksiyete, migren, inme sonrası rehabilitasyon, Parkinson, Alzheimer gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik durumda da başarıyla kullanıldığını vurguladı. Hastanın oturur pozisyonda olduğu özel koltukta uygulanan TMS seanslarının 20 ila 40 dakika sürdüğünü aktaran Akkurt, "Genellikle haftada 5 gün olmak üzere 4 ila 6 hafta süren bir program uygulanıyor. İlk haftalardan itibaren olumlu etkiler görülebiliyor" diye konuştu. "Yan etkisi yok denecek kadar az" Tedavinin genellikle yan etkisiz ilerlediğini belirten Dr. Akkurt, "Hafif baş ağrısı ya da uygulama bölgesinde kısa süreli rahatsızlık hissi dışında ciddi bir yan etki beklenmez. Epilepsi gibi özel durumlar dışında, çoğu hasta için güvenli bir yöntemdir" şeklinde konuştu.
Çocuk romatoloji uzmanı, çocuklarda geçmeyen eklem ağrısı ve şişkinliklere dikkat çekti
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:42 Çocuk romatoloji uzmanı, çocuklarda geçmeyen eklem ağrısı ve şişkinliklere dikkat çekti Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Romatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Demir Yiğit, romatizmal hastalıkların sadece yetişkinlerde değil, çocukluk çağında da görülebileceğine dikkat çekti. Dr. Yiğit, çocukların, yetişkinlerin küçük halleri olmadığını, onların tedavisi ve takibinin kendine özgü kurallara göre yapılması gerektiğini söyledi. Yiğit, eklemlerde geçmeyen şişlik, sürekli ağrı, hareket kısıtlılığı, ciltte döküntüler, uzun süren ya da tekrarlayan ateş durumlarında mutlaka bir çocuk romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti. Çocuk romatolojisinin sadece kas ve eklem hastalıklarıyla değil, bağ doku, damar hastalıkları ve tekrarlayan ateş sendromlarıyla da ilgilendiğini belirten Yiğit, sık görülen bazı hastalıkları şöyle sıraladı: "FMF (Ailevi Akdeniz Ateşi), PFAPA (tekrarlayan bademcik iltihabı), Behçet hastalığı, Juvenil Dermatomyozit (cilt ve kas tutulumu), Lupus (bağ dokusu hastalıkları) ve Vaskülitler (damar iltihapları)." Dr. Yiğit, "Sadece tahlil sonuçlarına bakarak tanı koymuyoruz. Hastanın hikayesi, muayenesi ve klinik bulguları çok önemli. Tanı koyarken diğer branşlarla da iş birliği içinde hareket ediyoruz. Çocuk Romatolojisi, detaylı ve titiz bir uzmanlık alanıdır. Aileler, çocuklarında yukarıdaki şikayetleri fark etmeleri durumunda vakit kaybetmeden bir çocuk romatoloji uzmanına başvurmaları gerekiyor" dedi.
Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:19 Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı" Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, sıcak çarpmasının sanıldığından çok daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, özellikle riskli grupların dikkatli olması gerektiğini belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, "Sıcak çarpması, vücut ısısının 40 dereceyi aşması ve buna bayılma, konuşma bozukluğu, bilinç kaybı gibi belirtilerin eklenmesiyle oluşan ciddi bir tablodur. Bu durum asla hafife alınmamalıdır" dedi. "Sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmeli" Sıcak havalardan en çok etkilenen gruplar arasında bebekler, çocuklar, yaşlı bireyler, kronik hastalığı olanlar, inşaat işçileri ve çiftçilerin yer aldığını kaydeden Nogay, sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmesi gerektiğini belirtti. Dr. Nogay, "Hasta serin ve gölge bir ortama alınmalı, kıyafetleri gevşetilmeli, boyun, koltuk altı ve kasık gibi bölgelere soğuk uygulama yapılmalı, ardından 112 Acil Servis aranmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kafeinli içeceklerden uzak durulmalı" Sıcak çarpmasından korunmak için önerilerde de bulunan Dr. Nogay, "Açık renkli kıyafetler, pamuklu giysiler tercih edilmeli. 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı mümkünse çıkmayalım. Bol su tüketerek şekerli ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı. Kafeinli ve şekerli içeceklerin özellikle kola gibi içecekler sıcak çarpmasına zemin hazırlayabilir" diye konuştu
Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:15 Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı" Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, sıcak çarpmasının sanıldığından çok daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, özellikle riskli grupların dikkatli olması gerektiğini belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, "Sıcak çarpması, vücut ısısının 40 dereceyi aşması ve buna bayılma, konuşma bozukluğu, bilinç kaybı gibi belirtilerin eklenmesiyle oluşan ciddi bir tablodur. Bu durum asla hafife alınmamalıdır" dedi. "Sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmeli" Sıcak havalardan en çok etkilenen gruplar arasında bebekler, çocuklar, yaşlı bireyler, kronik hastalığı olanlar, inşaat işçileri ve çiftçilerin yer aldığını kaydeden Nogay, sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmesi gerektiğini belirtti. Dr. Nogay, "Hasta serin ve gölge bir ortama alınmalı, kıyafetleri gevşetilmeli, boyun, koltuk altı ve kasık gibi bölgelere soğuk uygulama yapılmalı, ardından 112 Acil Servis aranmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kafeinli içeceklerden uzak durulmalı" Sıcak çarpmasından korunmak için önerilerde de bulunan Dr. Nogay, "Açık renkli kıyafetler, pamuklu giysiler tercih edilmeli. 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı mümkünse çıkmayalım. Bol su tüketerek şekerli ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı. Kafeinli ve şekerli içeceklerin özellikle kola gibi içecekler sıcak çarpmasına zemin hazırlayabilir" diye konuştu
Op. Dr. Yıldız’dan HPV aşısıyla ilgili önemli uyarı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:59 Op. Dr. Yıldız’dan HPV aşısıyla ilgili önemli uyarı Medical Point Gaziantep Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, gençlere ve ailelere HPV aşısının önemi ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, rahim ağzı kanserine karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olan HPV aşısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Yıldız, "HPV aşısı, geleceğinizi koruyan bir sağlık yatırımıdır. Bugün atılacak küçük bir adım, yarın hayat kurtarabilir" dedi. Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, "İnsan Papilloma Virüsü (HPV), dünyada en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan biridir. Bazı türleri, özellikle rahim ağzı kanseri başta olmak üzere genital bölge kanserlerine ve siğillere neden olabilir. HPV aşısı ise bu virüsün riskli tiplerine karşı bağışıklık geliştirerek kadınları ve erkekleri ciddi sağlık sorunlarından korur. Aşı 9 yaşından itibaren uygulanabilir. En ideal zamanın ise cinsel temas başlamadan önceki dönemdir. Ancak aşının 45 yaşına kadar da etkili olabilir. HPV aşısı yalnızca bireysel bir koruma sağlamaz, aynı zamanda toplum sağlığı için de kritik bir rol oynar. Kız ve erkek çocuklarımızı aşılatarak toplumun geleceğini de güvence altına almış oluruz. Çocuğunuzu bugün koruma altına almak, onun geleceğini şekillendirmek demektir. Bu aşının faydası, yalnızca hastalığı önlemekle sınırlı değil, hayat kalitesini ve sağlıklı yaşam süresini de belirliyor" şeklinde konuştu. Genç bireylerin de kendi sağlık sorumluluğunu alarak HPV hakkında bilgi edinmeleri ve aşılarını yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Yıldız, toplum genelinde farkındalığın artmasıyla kanser oranlarında büyük düşüşler yaşanabileceğini belirtti.
Alzheimer tanısında çığır açan gelişme
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:50 Alzheimer tanısında çığır açan gelişme Alzheimer hastalığında erken tanının kapısını aralayan yeni bir gelişme yaşandı. Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, FDA onayı alan kan testiyle artık hastalığın biyolojik olarak çok daha kolay ve hızlı saptanabileceğini belirtti. Alzheimer ile mücadelede artık tanı için bir kan testi yeterli. Özellikle ileri yaştaki bireyler için büyük bir endişe kaynağı olan Alzheimer hastalığının teşhisinde çığır açan bir gelişme yaşandı. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayladığı yeni kan testi, milyonlarca insana umut ışığı oldu. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, bu tarihi adımı şu sözlerle değerlendirdi: "Artık hastalığın biyolojik tanısını kan yoluyla koymak mümkün. Bu da erken teşhis ve etkili tedaviler için çok büyük bir avantaj sağlıyor." Biyolojik tanı sürecinde devrim Prof. Dr. Hanoğlu, Alzheimer’ın bugüne kadar daha çok klinik semptomlara göre tanılandığını, ancak son yıllarda biyolojik belirteçlerle tanının desteklenmeye başlandığını hatırlattı. "Daha önce belden sıvı alma yöntemiyle yapılan biyobelirteç testleri artık yerini çok daha pratik bir yöntem olan kan testine bırakıyor. Kan yoluyla yapılan bu testler sayesinde hastalığın erken döneminde tanı koymak mümkün hale geliyor" ifadelerini kullandı. Yeni tedavilerle hastalığın seyri değişebilir Son iki yılda Alzheimer tedavisinde önemli bir dönemece girildiğini belirten Prof. Dr. Hanoğlu, monoklonalantikorlar yoluyla yapılan aşı benzeri tedavilerin artık devreye girdiğini söyledi. "Bu tedaviler, beyinde biriken amiloid plaklarını temizlemeye odaklı. Özellikle hastalığın başlangıç aşamasında ve prodromal dönemde kullanıldığında süreci yavaşlatabildiği gösterildi" dedi. Alzheimer’ı önlemede yaşam tarzı büyük etken Alzheimer’a karşı sadece biyolojik değil, yaşam tarzı temelli önlemlerin de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hanoğlu, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalığın ortaya çıkışını geciktirdiğini ya da yavaşlattığını ifade etti. Hanoğlu, "Tansiyon ve şeker kontrolü, fiziksel aktivite, uyku düzeni, dengeli beslenme ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak bu süreçte oldukça önemli" şeklinde konuştu. "Umut var, yeter ki erken tanı kuralım" Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Alzheimer tanısı artık çok daha erken konulabilecek. Bu, hem hastaların yaşam kalitesini yükseltmek hem de tedavi şansını artırmak adına büyük bir umut kaynağı. Umutsuz olmaya gerek yok; yeter ki geç kalınmasın."
Kronik ağrıda tedavi başarısı doğru ağrı kesici kullanımına bağlı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:49 Kronik ağrıda tedavi başarısı doğru ağrı kesici kullanımına bağlı Algolog Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesicilerin doğru kullanımının tedavi başarısını artırdığını söyledi. Kronik ağrı tedavisi gören pek çok hastanın sadece ağrıları olduğu zaman ağrı kesici kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tozan, "Kronik ağrı tedavisinde ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Algoloji (Ağrı) Uzmanı Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesici (analjezik) ilaçların etkili ve güvenli kullanımının bazı ilkelere bağlı olduğunu ifade etti. Bu ilkelerin, hem kısa süreli hem de kronik ağrıların tedavisinde komplikasyonları önlemek ve en iyi sonucu almak için kritik öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Tozan, "Özellikle 3 aydan daha uzun süre devam eden ağrılar; ‘kronik ağrı’ olarak tanımlanır. Kronik ağrı tek başına bir ağrı olmaktan öte; hastanın yaşam kalitesini de bozan multifaktöriyel bir süreçtir. Bu nedenle bu süreci yönetirken ağrıya eşlik eden diğer semptomlar da tedavi edilmeli ve yönetilmelidir. Kronik ağrıda kullanılan analjezikler, ağrıyı baskılamazlar, ‘ağrının temel mekanizmasını tedavi’ etmek amacı ile kullanılırlar." diye konuştu. Ağrının kaynağı net belirlenmeli Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en hafif etkili ilaçla başlayan üç basamaklı ağrı tedavi şeması önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tozan, başarılı tedavi için ağrının kaynağının örneğin: kas-iskelet sistemi, sinirsel, nosiseptif (doku hasarına neden olan bir yaralanmadan sonra hissedilen ağrı), nöropatik (sinir hasarı ya da sinir sisteminde bir problem nedeni ile oluşan bir ağrı tipi), viseral ağrı (genellikle yaralanma, iltihaplanma veya işlev bozukluğunun sonucu olan iç organlardan kaynaklanan bir ağrı türü) gibi net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini söyledi. Tanıya (kanser ağrısı, bel ağrısı, diyabetik nöropatik ağrı gibi) uygun analjezik seçilmesinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tozan sözlerini şöyle sürdürdü: "Kronik ağrı tedavisinde; ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır. En düşük dozda başlayıp etkili olan doza kadar titrasyon (yavaş yavaş doz artışı) yapılmalıdır. Gereksiz uzun süreli kullanımdan kaçınılmalıdır. Özellikle opioid (beyin hücreleriyle etkileşime giren geniş bir ağrı kesici ilaç grubu) analjeziklerin, kabızlık, bulantı-kusma, bilişsel fonksiyonlarda yavaşlama, uykuya eğilim gibi yan etkileri olabilir. Ateş ve hafif / orta şiddette ağrı tedavisinde kullanılan parasetamol özellikle uzun süreli ve yüksek dozlarda ‘karaciğer toksisitesi’ne neden olabilir. Ağrı kesici kullanımında yan etkilerine, diğer ilaçlarla etkileşimine ve kontrendikasyonlarına karşı dikkatli olunmalıdır. Hekim, hastasına ilacı nasıl, ne zaman ve ne kadar süreyle kullanacağı, yan etkileri konusunda bilgi vermelidir. Hastalar da hekimin verdiği bilgi ve uyarılarını dikkate almalıdır." Öte yandan Algoloji Profesörü Tozan, hastanın ağrı skoru ve yaşam kalitesinin düzenli aralıklarla değerlendirilmesi gerektiğini, gerekiyorsa doz veya ilaç değişikliği yapılması gerektiğini kaydetti. Kronik ağrıda multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Tozan, "Uzun süreli ağrıda sadece ilaç değil, fizik tedavi, psikolojik destek, egzersiz, beslenme gibi destekleyici yöntemler de uygulanmalıdır." dedi.