SAĞLIK
Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor 05 Mayıs 2026 Salı - 17:46:12 Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:39 Batman’da sağlık çalışanları, sağlıklı yarınlar için yürüdü Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı kapsamında, Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ile Kozluk Devlet Hastanesi tarafından "Sağlık İçin Hareket Et Etkinliği" düzenlendi. Etkinlik kapsamında, sağlık çalışanlarının katılımıyla Kozluk Ayn Gebire Şelalesi’nde yaklaşık 2 saat süren doğa yürüyüşü düzenledi. Etkinlik boyunca katılımcılar, Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık İçin Hareket Et" programı çerçevesinde günlük 10 bin adımın önemine dikkat çekti. Etkinliğe katılan hemşire Kübra Belim, yürüyüşün kendisi üzerindeki olumlu etkilerine değinerek, "Bugün güzel bir yürüyüş yaptım. Uzun zamandır yürümüyordum ancak bu yürüyüş beni adeta kendime getirdi, nefesimi açtı. Yaklaşık 2 saat sürdü. Bu nedenle yürürken bir karar verdim: Bundan sonra her gün en az yarım saat yürümeyi ve bunu düzenli hale getirmeyi düşünüyorum" dedi. Bir diğer katılımcı ebe Semanur Tilki ise etkinlikten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanesi bünyesinde düzenlenen sağlıklı yaşam yürüyüşüne katıldık. Bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Çok güzel bir yürüyüştü, emeği geçen herkesin eline sağlık" ifadelerini kullandı. Sağlık memuru Metin Özmen, "Bugün Kozluk İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Kozluk Devlet Hastanemizin organizesiyle güzel bir yürüyüş yaptık. Uzun süredir yağmurdan dolayı yürüyüş yapamıyorduk. Bundan sonra günde en az 10 bin adım olacak şekilde yürüyüşlerimizi devam ettirmeyi düşünüyoruz. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Yürüyüşe Batman İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Murat Solmaz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Selami Yunus Ertek, Batman Halk Sağlığı Başkanı Dr. Tahir Yarba, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Feyat Tunç, Kozluk İlçe Sağlık Müdürü ve Kozluk Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Fırat Güneş ile çok sayıda sağlık çalışanı katıldı.
05 Mayıs 2026 Salı - 16:28 Dünya Astım Gününde kritik uyarı: "Astım kontrol altına alınabilir" Türk Toraks Derneği, düzenli tedavi ve doğru inhalerle astımın kontrol altına alınabileceğini vurguladı. Astım hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen, nefes darlığı, hırıltı ve öksürükle seyreden kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Doğru tanı ve uygun tedavi ile hastalık kontrol altına alınabiliyor. Dünya genelinde yaklaşık 350 milyon kişiyi etkileyen astım, önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Astım Günü kapsamında uzmanlar, astımın kontrol edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Sinan Bodur, Astım Günü dolayısıyla Türk Toraks Derneğinde bilgilendirici programlar ve etkinlikler yapıldığını söyledi. Bodur, "Astım, hava yollarında bulunan inflamatuar bir rahatsızlıktır. Hava yollarının inflame olması ile ödemlenmesi sonucu hava yollarında darlık meydana gelir. Bu da hastaların yaşam kalitesini bozmakta ve zaman zaman, özellikle kış mevsimlerinde araya giren enfeksiyonlarla ataklar geçirmesine neden olmaktadır. Astım atakları geçtiği zaman akciğer fonksiyonlarında kalıcı fonksiyon kaybına yol açabilir. Amacımız astım tanısı alan hastalarımızda tam kontrolü sağlamaktır. Bunun için kullandığımız bir takım inhaler ve tedaviler var. Bu inhaler ve tedavilerde solunum yolu mukozasının stabilizasyonunu uygun doz ve uygun tedavi ile sağlamaya çalışırız. Hastalarımızdan da istediğimiz, tedavilerimize uymaları ve özellikle ilaçlarını kendi başlarına bırakmamalarıdır. Çünkü her bırakılan tedavi bir süre sonra yeni bir atakla ve daha üst basamak tedavilerle araya girmemize neden oluyor. Tekrar söylüyorum astım, hava yolunun duyarlılığıdır. Benzerlik kurulacak olursa, romatoid artritte etken eklemlere yönelerek eklemleri şişirir ve zaman içerisinde eklem disfonksiyonuna neden olur ise astım da aslında enflamatuar bir hastalıktır. Dolayısıyla yıllar içerisinde eğer kontrol edilmezse solunum yollarında kalıcı değişiklikler meydana gelir. Bu da solunum fonksiyonlarını geriletir. Belirtiler olarak da nefes darlığı, hırıltılı solunum, gece öksürükleri ve yaşam kalitesinin bozulması ön planda olmak üzere bu semptomlarla giden hastalar, örneğin sigara içiyorsa durumu sigaraya bağlayabiliyor ancak acil servislere atakla başvurabiliyor. Astım tedavisinin yapılmaması ne yazık ki bazı durumlarda ölüm riskini artırmaktadır. Dolayısıyla biz göğüs hastalıkları uzmanları olarak ve Türk Toraks Derneğinin önerileri doğrultusunda astımın tam kontrol edilebildiğini hastalarımıza söylemek istiyoruz. Düzenli ve etkin tedavi, eğer tedaviden fayda görülmüyorsa basamak artırma ve bazı durumlarda biyolojik tedaviler dediğimiz yeni gelişen ilaçları devreye sokarak alerji ve immünoloji klinikleriyle birlikte hastalarımızı tedavi ve takip ediyoruz. Astım temelinde alerjik ve immünolojik bir patoloji olduğu için genetik yatkınlığı da bulunmaktadır’’ dedi.
Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor
18 Temmuz 2025 Cuma - 09:18 Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor Adana’da aşırı sıcaklarda dışarıda vakit geçirmek beyin kanamasına yol açabiliyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, "Aşırı sıcaklara maruz kaldığınızda beyin, buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" dedi. Adana’da termometreler mevsim normallerinin çok üzerinde seyrederken, kent genelinde kavurucu sıcaklar etkisini sürdürüyor. Son günlerde 40 dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşlar serinlemek için gölge ve kapalı alanlara yöneliyor. Beyin kanaması riski yüksek Uzmanlar, özellikle uzun süre güneş altında kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle sıcak havalarda şapka takmadan yürümek veya çalışmak beyin kanamasına neden olabiliyor. "Sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz" Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Aşırı sıcaklar beyin kanamasına yol açabilir. Ancak bu sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz. Aşırı sıcaklarda beynin tansiyondaki oynamalara karşı kendisini koruduğu oto regülasyon sistemi var. Sıcak havalarda damarlarda aşırı bir genişleme, bunun sonucu olarak da tansiyonda düşme olur. Tansiyon düşmesi ise beyne veya diğer organlara giden kan miktarlarında azalmaya yol açar. Beyinde buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" ifadelerini kullandı. "Yeteri kadar sıvı almamak kanda koyulaşmaya yol açıyor" Tansiyon hastaları ve idrar söktürücü ilaç kullananların daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Şen, "Aşırı sıcaklarda beraberinde terlemede fazla olduğu için vücut sıvı kaybediyor. Yeteri kadar sıvıyı vücuda almadığınızda ise kanda koyulaşma, yoğunlaşma oluyor. Bu yoğunlukta beyin ve kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak felçlik yapar ya da kalp, fazla efor harcayarak tansiyon hastalığı olarak kendisini gösterebilir. Tansiyon hastasıysanız, idrar söktürücü ilaçlar alıyorsanız muhakkak dikkatli olmanız gerekiyor" diye konuştu. Öte yandan Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yaşlılar, tansiyon hastaları ve ağır işlerde çalışanların sıcak saatlerde dışarı çıkmamalarını, bol sıvı tüketmelerini ve güneşten korunmalarını önerdi.
Manisa CBÜ Tüp Merkezinde ilk buluşma gerçekleştirildi
17 Temmuz 2025 Perşembe - 17:05 Manisa CBÜ Tüp Merkezinde ilk buluşma gerçekleştirildi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp bebek merkezinde gördükleri tedaviyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, Başhekimlik toplantı salonunda bir araya geldi. Toplantıya Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Üçer, MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, Başhekim yardımcısı Prof. Dr. İhsan Şebnem Örgüç ile MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ve tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri katıldı. Toplantıda konuşan Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, MCBÜ Tüp bebek merkezinde tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebeklerinin, ilk kez düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldiğini söyledi. Başhekim Prof. Dr. Topçu, "2013 yılından bu yana hizmet veren Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tüp Bebek Merkezi, kurulduğundan bu yana yüzlerce çifte gebelik sevincini yaşatarak, Manisa ve çevre illerden gelen hastalara umut olmaya devam ediyor. Tecrübeli kadrosu ile son teknolojik gelişmeleri takip ederek, yüksek başarı oranları, etik ilkelere bağlılık ve çifte özel tedavi yaklaşımları ile fark oluşturuyor." diye konuştu. Başhekim Topçu, "Tüp Bebek Merkezi’nde bugün yaklaşık 20 tane aile bir araya geldi ve ağlama sesinin bu kadar güzel olduğu bir topluluk daha yok görmedik. Tabii ki biz bizim için çok büyük bir mutluluk. 10 yılı aşkın bir süredir bizim üniversitesinde tüp bebek merkezi kuruldu. İlimizde kurulan ilk tüp bebek merkezi ve çok yüksek başarı oranıyla çalışıyor. Bizler de bugün ilk defa böyle bir buluşma gerçekleştirdik. Tüp bebek tedavisiyle olan çocuklarımız ve yine anne babalarla bir aradaydık. Bunu doktorlarla çalışanlarınızla beraber. O yüzden güzel bir gün oldu. Bu buluşmayı tekrarlayacağız. Bu birincisiydi, bundan sonra her yıl bu tip etkinliklerin devamı gelecek. Hastanemiz tüp bebek merkezini ben kesinlikle tavsiye ederim. Çok yüksek başarı oranı olan bir merkezimiz. Biz de böyle bir esere sahip olduğumuz için çok mutluyuz." dedi. MCBÜ Tüp Bebek Merkezi Müdürü Prof. Dr. Burcu Artunç Ülkümen ise konuşmasında, "Her çiftin hikâyesini önemsiyor, her yolculuğu titizlikle planlıyoruz. bu süreç sadece en güncel teknolojilerin kullanıldığı tedaviyi değil, aynı zamanda güven, anlayış ve destek sunuyoruz. Tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olan aileler ve bebekleri, düzenlenen özel bir etkinlikte bir araya geldi. Etkinlikte, zorlu bir tedavi sürecinin ardından dünyaya gelen bebekler, aileleriyle birlikte umut ve sevincin simgesi oldu. Etkinliğin amacı öncelikle bu zorlu süreci ve sonuçlarını kutlamak. Emek verdiğimiz, eşlik ettiğimiz yeni hayat hikayelerinin mutlu sonları bizim için de çok değerli manevi bir tatmin. Süreci yaşayan ama hala mücadele eden ailelere umut vermek, aynı süreçlerden geçen aileleri bir araya getirerek, paylaşmak ve güçlenmek; yalnız değilsiniz demek, sizlerin varlığı, yeni başlayanlar için en güçlü motivasyon. Tüp Bebek Tedavileri tıbbi bir gereklilik; utanılacak-saklanacak bir durum değil, toplumda bu tedavilere dair önyargıları azaltmak, sizlerle takip sürecinde de iletişimi sürdürmek. Eylül ayı itibarı ile Tüp Bebek tedavi sürecinde olan, tüp bebek tedavisi ile gebe kalan ailelerimizle düzenli aralıklar ile eğitim programları yapılmasını planlamaktayız. Psikolog, diyetisyen, çocuk doktorlarımızın destekleri ile küçük grup eğitimleri gerçekleştireceğiz." diye konuştu. Yapılan konuşmaların ardından tüp bebek merkezi sayesinde bebek sahibi olan aileler birbirleriyle tanışarak sohbet ettiler. Etkinlik, hastane önünde toplu hatıra fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Adana’ya Plazma Bağış Merkezi kuruluyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 16:39 Adana’ya Plazma Bağış Merkezi kuruluyor Türkiye’de kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Türk Kızılay ile Adana Ticaret Odası’nca ilgili protokol imzalandı. Türk Kızılay tarafından kurulacak ilk Plazma Bağış Merkezi için Adana seçildi. İlgili protokol Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı ve Adana Ticaret Odası Başkanı Yücel Bayram tarafından imzalandı. Adana Ticaret Odası’nın (ATO) tarihi hizmet binası bu amaçla kiralanırken merkezin kurulmasına ilişkin teknik ve idari hazırlıklar hızla sürüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Kızılay Genel Sekreteri Y. Ramazan Saygılı, "Plazma ürünleri, insan kanının sıvı kısmı olan plazmadan elde edilen ve tedavide hayati önem taşıyan beşeri ilaçlardır. Bu ürünler, başta kan hastalıkları, bağışıklık sistemi yetersizlikleri ve nadir genetik rahatsızlıklar olmak üzere, yaşamı tehdit eden pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmakta; birçok durumda tek tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ülkemiz, plazma ürünleri konusunda halen tamamen yurt dışına bağımlı durumdadır. Ülkemizin bu alandaki dışa bağımlılığını sonlandırmak ve yerli üretim kapasitesini oluşturmak amacıyla Plazma Fraksinasyon Projesi başlatılmıştır. Bu proje için Adana’nın seçilmesi bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Ayrıca sosyal sorumluluk konusunda duyarlılık gösteren Adana Ticaret Odası’na bu merkezin kurulumunda bizlere verdiği destekten dolayı teşekkür ederim" dedi. Adana Ticaret Odası’nın tarihi hizmet binasının Plazma Kan Merkezi olarak kullanılması için kiraya verdiklerini belirten ATO Başkanı Yücel Bayram, "Adana Ticaret Odamızın tarihi hizmet binası birçok ilke imza atmış tarih kokan bir binadır. Bizim için manevi bir öneme sahiptir. Türk Kızılay ile nerdeyse aynı yaşa sahip Adana Ticaret Odası böyle manevi bir projenin destekçisi olmaktan gurur duymaktadır. ATO olarak birçok sosyal projede imzamız vardır. İnsanlığa faydalı bu tür projelerin her zaman destekçisi olduk, olmaya da devam edeceğiz. Türk Kızılay ile imzaladığımız protokolle Adana’da kurulacak bu ilk merkez hem teknik altyapı hem de plazma bağışçısı kazanımı açısından model teşkil edecek; ülke genelinde kurulacak diğer Plazma Bağış Merkezlerine öncülük edecektir. Adana Plazma Bağış Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle birlikte, plazma bağışı kültürünün yaygınlaşması sağlanacak; yerli plazmadan stratejik öneme sahip ilaçların üretiminin önü açılacak ve dışa bağımlılığı azaltan, sağlık sistemine güvence oluşturan milli bir kapasite oluşturulması sağlanacaktır. Hizmet binamızı kiraya verirken Kızılay ile kararlaştırdığımız konulardan biri de, binamızın tarihi dokusuna ve dış cephesine müdahale edilmemesi hususu olmuştur" dedi.
Akseki’ye yeni sağlık merkezi ve 112 istasyonu yapılıyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 16:06 Akseki’ye yeni sağlık merkezi ve 112 istasyonu yapılıyor Antalya’nın Akseki ilçesine 4 hekimli aile sağlığı merkezi, 112 acil sağlık hizmetleri istasyonu ve ilçe sağlık müdürlüğü hizmet binasından oluşacak sağlık kompleksi yapılacak. Akseki ilçesinde sağlık hizmetlerine erişimi artırmak ve vatandaşlara daha hızlı hizmet sunmak amacıyla yüklenici firma tarafından Akseki Aile Sağlık Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunun yapımına başlandı. 1030 metrekare büyüklüğünde inşa edilen sağlık kompleksi, 4 hekim birim kapasiteli olacak şekilde planlandı. Mevcut sağlık ocağı bahçesine yapılıyor Mevcut Akseki Sağlık Ocağı bahçesine yapımı başlanan sağlık kompleksi tamamlandığında yaklaşık 1030 metrekare büyüklüğünde Zemin+1 katlı bir yapı şeklinde hizmet verecek olan yapının zemin katında teknik zorunlu mekanlar ve ıslak hacimler dışında Aile Sağlığı Merkezine ait sağlık birimleri ile 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonuna ait bölümler yer alacak. Üst katında ise yine Aile Sağlığı Merkezine ait bazı birimlerin yanı sıra İlçe Sağlık Müdürlüğü Hizmet Binası olarak kullanılacak bölümler yer alacak. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ihale iş ve işlemleri yürütülerek açık ihale usulü ile ihale edilen, anahtar teslimi götürü bedel tutarı olarak 39 milyon 590 bin TL bedel üzerinden ihale edilen sağlık kompleksinin, 17.05.2026 tarihine kadar tamamlanması planlandığı bildirildi. Modern donanımlı sağlık tesisi Tamamlandığında bölge halkına önemli katkılar sağlayacak olan sağlık merkezi, modern donanımlara sahip Aile Sağlık Merkezi ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ile hizmet verecek. Vatandaşların daha kaliteli ve hızlı sağlık hizmeti alabilmesi için planlanan proje, ilçenin sağlık altyapısını güçlendirecek. Yetkililer, projenin tamamlanmasıyla birlikte ilçede sağlık hizmetlerinin daha etkin ve erişilebilir hale geleceğini vurguladı. İlçede sağlık altyapısını güçlendirecek bu önemli yatırımın en kısa sürede tamamlanarak hizmete açılacağını belirten AK Parti Akseki ilçe başkanı Halis Gündoğdu, şu ifadeleri kullandı: "Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha kolay erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirilen bu projeyi en kısa sürede tamamlayarak hizmete sunacağız"
Alzheimer ve Demans hastaları etkinliklerle hayata tutunuyor
17 Temmuz 2025 Perşembe - 15:30 Alzheimer ve Demans hastaları etkinliklerle hayata tutunuyor Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi sözünü hayata geçirdi. Alzheimer ve Demans hastalarına yönelik çalışmalarını sürdüren merkez sayesinde hastalar hem hayat kalitesini artırıyor hem de çeşitli etkinlikler ile sosyalleşiyor. Toplumun önemli bir kesimini etkileyen Alzheimer ve Demans hastalarının hayatları Yunusemre Belediyesi ile güzelleşiyor. Yunusemre Belediyesi ve Türkiye Alzheimer Derneği Manisa Şubesi işbirliği ile Ferdi Zeyrek Millet Çarşısı 2.katında faaliyete geçirilen Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi hasta ve hasta yakınlarına yönelik olarak yürüttüğü çalışmalarını sürdürüyor. Merkezde Alzheimer ve Demans hastalarına yönelik olarak gerçekleştirilen el işi, resim, müzik, fiziksel aktivite ve çeşitli oyunlarla hayat kaliteleri artırılırken, hasta yakınlarına ise bu hastalıklar ile ilgili baş etme yöntemleri, hastalık hakkında farkındalığın artırılması ve yasal haklar konusunda bilgilendirmelerde bulunuluyor. "Amacımız hayat kalitelerini artırmak" Yunusemre Belediyesi Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi Sorumlusu Duygu Selcan Gündüz, amaçlarının hasta ve hasta yakınlarının hayat kalitelerini artırmak olduğunu belirtti. Gündüz, "Faaliyete başlayan merkezimizde hasta ve hasta yakınlarının hayat kalitelerini artırmak amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çeşitli etkinliklerle bu merkezde hizmet veriyoruz. Merkezimizde bize çalışmalarımızda destek sağlayan Türkiye Alzheimer Derneği Manisa Şubemize, Celal Bayar Üniversitesi hocalarımıza ve Belediye Başkanımız Semih Balaban’a teşekkür ediyorum." diye konuştu. "Mutlulukları paha biçilmez" Demans hastası Sultan Eşbah’ın eşi Ali Eşbah, merkezden duyduğu memnuniyeti ifade etti. Eşbah konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Amacımız eşimin mutluluğu ve huzuru. Eşim buraya geldiğinde aktiviteler yaptığında kendisini mutlu hissediyor. Hem sosyalleşiyor, hem uğraşlar ediniyor. Buradan eve gittiğimizde mutlu oluyor. Biz de onun mutluluğu ile mutlu oluyoruz. Böyle bir merkezi hizmete açtığı için Yunusemre Belediye Başkanımız Semih Balaban ve ekibine çok teşekkür ediyorum." "Eşim bazen beni tanımıyor" Alzheimer hastası Hatice Güngör’ün eşi Yaşar Güngör ise konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle konuştu: "Allah kimsenin başına vermesin. Zor bir rahatsızlık. 55 yıllık eşim bazen beni bile tanımıyor. Rahatsızlığını geç fark ettik. Bu merkez bizim için faydalı oluyor. Bizim gibi hastası olan herkese bu merkezi tavsiye ederim." Yunusemre Belediyesi Ferdi Zeyrek Millet Çarşısı 2. katta hizmet veren Yunusemre Belediyesi Alzheimer ve Demans Danışma ve Dayanışma Merkezi’nden faydalanmak isteyen vatandaşlar konu ile ilgili 444 62 09 numaralı çağrı merkezinden detaylı bilgi alabilecek.
Kene ısırmasında destekleyici tedavi: ‘Ozon’
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:12 Kene ısırmasında destekleyici tedavi: ‘Ozon’ İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığında etkisinin olabileceğini söyleyerek, "Genel bağışıklık desteği dolayısıyla ozon, kene ısırmasında destekleyici tedavi olarak düşünülebilir" dedi. Ozon tedavisinin destekleyici tedavi olarak düşünülebileceğini söyleyen Dr. Mehmet Kınacı, "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), keneler aracılığıyla insanlara bulaşan ve ciddi klinik sorunlara yol açabilen viral bir hastalıktır. Bu hastalık etkeni Bunyaviridae ailesinden Nairovirus grubundan zarflı bir virüstür. Genellikle enfekte kenenin insanı ısırmasıyla bulaşır. Ayrıca hasta insanların kan veya vücut sıvılarıyla temas eden kişiler de risk altındadır. En önemlisi kene temasını önlemek. Çalılık, otluk alanlara giderken kapalı, açık renkli kıyafetler giymek; pantolon paçalarını çorap içine sokmak; dönüşte mutlaka vücudu ve giysileri kontrol etmek gerekir. Kene fark edilirse de çıplak elle dokunmadan, uygun şekilde çıkarmak çok önemlidir. Ozon, bağışıklık sistemini güçlendirici ve virüslerin çoğalmasını baskılayıcı etkileriyle biliniyor. Özellikle grip ve koronavirüs gibi bazı viral enfeksiyonlarda destek tedavisi olarak faydalı olabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar mevcut. KKKA özelinde henüz yeterli klinik çalışma yok. Ancak genel bağışıklık desteği ve anti-viral potansiyeli nedeniyle ozon tedavisini, klasik tedavinin yanında destekleyici olarak düşünebiliriz" dedi. Kınacı, ozonun bazı virüslere karşı etkisinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyerek, "Tekrar belirtelim ki Ozon tedavisi asıl tedavinin yerine geçmez; ancak şu 4 mekanizmayla bu hastalıkta Ozon önemli bir destek olabilir. Biraz önce de dediğim gibi, Ozonun korona virüs gibi bazı virüslere karşı etkinliği birçok bilimsel çalışmayla kanıtlanmış durumda. Mesela Ozon, zarfla kaplı virüslerde virüsün zarf yapısını parçalayabiliyor. Nairovirüs de zarflı bir virüs olduğu için benzer mekanizmalarla antiviral etkinlik söz konusu olma potansiyeli vardır. 2. olarak Her enfeksiyon ile bağışıklık sistemimiz mücadele ediyor biliyorsunuz. Biz bağışıklık sistemi modulasyonu için destek olarak zaten Ozon tedavi uygulayabiliyoruz. 3. olarak da, Bilimsel çalışmalarla Ozon tedavisinin hücrelerde pleotropic transcription factor de denilen NRF2 yolunu aktive ettiği biliniyor. Bunun sonucu olarak hücrelerde antiviral savunma genlerinin artışı söz konusu. Bu genler, interferon benzeri savunma yollarını uyararak virüsün hücre içinde tutunmasını zorlaştırabilir. 4. olarak da KKKA hastalığında, karaciğer, böbrek ve beyin gibi organlarda hipoksi gelişebilir. Hipoksi dokularda oksijenin yetersiz olmasıdır. Peki biliyorsunuz, Ozon dediğimiz molekül zaten 3 adet oksijen atomundan oluşmuyormuydu? Bakınız bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, direkt oksijenlenme etkisi dışında, ozon tedavisi 2,3 difosfogliserat üzerinden oksijen taşıyan hemoglobinlerin oksijen bırakma kapasitesini artırarak da, doku oksijenlenmesini iyileştirebiliyor" ifadelerini kullandı. Doğaya çıkarken önlem alınması gerektiğini söyleyen Mehmet Kınacı, "Doğaya çıkınca dikkatli olun, keneye karşı önlem alın. Vücudu düzenli kontrol edin. Kene ısırığında paniğe kapılmadan en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurun. Bağışıklığınızı güçlü tutun; yeterli uyku, dengeli beslenme ve stres yönetimi çok önemli ve tabii ki bilimsel temelleri olan, doğru ellerde yapılan ozon tedavisini de destek amaçlı düşünebilirsiniz" dedi.
Prof. Dr. Ürünsak: "Kısırlıkta tedavi kişiye özeldir"
17 Temmuz 2025 Perşembe - 14:10 Prof. Dr. Ürünsak: "Kısırlıkta tedavi kişiye özeldir" Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlık tedavisinin kişiye özel olduğunu belirterek, "Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir" dedi. Kısırlık, bir çiftin korunmasız ve düzenli cinsel ilişkiye rağmen bir yıl boyunca gebelik elde edememesi durumu olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, günümüzde her 100 çiftten 15’inin bu sorunla karşılaştığını, çeşitli nedenlere bağlı olarak doğal yollarla gebelik elde edilemediğini ortaya koyuyor. Çocuk sahibi olmak isteyen ama doğal yollarla bu hayaline ulaşamayan birçok çift için günümüzde modern tıbbın sunduğu tüp bebek tedavisinin umut kaynağı olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ferhat Ürünsak, kısırlığa yol açan nedenleri ve yapılabilecekleri anlattı. Kısırlık, yalnızca kadına özgü bir sorun değil Çocuk sahibi olamama durumunun yüzde 37’si kadına, yüzde 8’i erkeğe, yüzde 35’i ise hem kadın, hem de erkeğe bağlı olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Ürünsak, "Yüzde 20 kadar çiftte ise kadın ve erkekte bir problemin tespit edilemediği, yani açıklanamayan infertilite söz konusudur. Bu nedenle kısırlık sorunu ile karşılaşıldığında mutlaka kadın ve erkeğin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Her tedavi kişiye özeldir. Bazı çiftlerde yalnızca ilaçla tedavi, bazı çiftlerde aşılama uygulaması yeterliyken, bazılarında ise tüp bebek tedavisi gerekir. Doğru tedavi için ilk değerlendirmede nedene yönelik doğru tanı konması son derece önemlidir. Bundan dolayı her hastanın özel olarak değerlendirilmesi başarı için önemli bir adımdır" dedi. Geç kalmadan bir uzmana başvurmak gerekebilir Bilinen bir problem yoksa kadının yaşı 35 yaş altı çiftlerde 1 yıl, 35 yaş üzerinde çiftlerde 6 ay içerisinde gebelik oluşmuyorsa araştırma ve tedaviye başlanması gerektiğinin altını çizen Ürünsak, "Kadının 40 yaş ve üzerindeki olduğu çiftlerde ise hiç beklenmeden bir uzmana danışılması önerilir. Kadınlarda 35 yaş sonrası yumurta sayısı ve kalitesi azalmaya başlar. Bu durum gebelik şansını azaltırken düşük yapma ve genetik sorunlu gebelik riskini de artırır. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların zaman kaybetmeden bir uzmana başvurarak yumurtalık rezervlerini değerlendirmeleri, gerekiyorsa yumurta dondurma gibi koruyucu yöntemleri düşünmeleri önemlidir. Düzensiz adet görme, aşırı tüylenme veya kilo problemi olan kadınlarda yumurtlama sorunu olabilir. Ancak, yapılacak bazı testler yardımı ile bu durum zaman kaybetmeden tespit edilebilir" diye konuştu. Sperm sayısı ve kalitesi önemlidir Semen analizi ile sperm sayısı, hareketliliği ve yapısının değerlendirildiğini ifade eden Prof. Dr. Ürünsak, "Bu, kısırlık nedeninin anlaşılmasında yol gösterici olması açısından ilk değerlendirmede ve tedavi öncesinde mutlaka yapılması gereken bir testtir. Sigara, alkol, aşırı kilo, stres ve uykusuzluk hem kadın hem de erkekte doğurganlığı azaltabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinmek ve düzenli egzersiz yapmak bu süreçte oldukça destekleyicidir. Geçirilmiş enfeksiyonlar veya ameliyatlar kadın üreme sistemindeki tüplerin tıkanmasına yol açabilir. Tüpler tıkalıysa, sperm yumurtaya ulaşamaz ve doğal yolla gebelik gerçekleşmez. Bu durum genellikle rahim filmi (HSG) ile tespit edilir. Gerekirse ek olarak laparoskopik değerlendirme de yapılmalıdır. Tüplerin tamamen tıkalı olduğu durumlarda en etkili tedavi yöntemi tüp bebek uygulamasıdır. Çünkü bu yöntemde yumurtalar sperm ile laboratuvar ortamında döllenir ve embriyo doğrudan rahime yerleştirilir" şeklinde konuştu. Erken tanı ve doğru tedavi başarı şansını artırır Gebeliği geciktiren bir sorun fark edildiğinde zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmayı öneren Prof. Dr. Ürünsak, "Böyle bir durumda yapılacak testler kısırlığın kaynağını hızla ortaya koyar. Sorun netleştiğinde ise kişiye özel, bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi yolu belirlenir. Böylece deneme-yanılma ile zaman kaybetmek yerine, en etkili adımı en başta atarak gebelik şansı artırılmış olur. Anne ve baba adaylarında tüm testlerin normal çıktığı, ancak gebeliğin gerçekleşmediği durumlar "açıklanamayan kısırlık" olarak adlandırılır. Bu çiftlerde aşılama ve tüp bebek tedavisi çoğu zaman başarıya ulaşır. Önemli olan, umutsuzluğa kapılmadan sürecin doğru bir şekilde yönetilmesidir. Kısırlık süreci çiftler üzerinde büyük duygusal baskılar oluşturabilir. Bu dönemde çiftlerin birbirine destek olması ve gerektiğinde psikolojik yardım alması, tedavinin başarısını olumlu etkileyen önemli bir adımdır" dedi.
Pamukkale Üniversitesi Hastanesi çalışanları 3. kez iş bıraktı
17 Temmuz 2025 Perşembe - 13:23 Pamukkale Üniversitesi Hastanesi çalışanları 3. kez iş bıraktı Denizli Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesinde görevli bir grup sağlık çalışanı, eşit çalışma şartları ve eşit ücret talebiyle 1 günlüğüne 3’üncü kez iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Eyleme 250 personel katılım sağlarken, mesaide olmamalarına rağmen 100 personelde eyleme katılarak destek verdi. Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde görev yapan Türk Sağlık İş Sendikası üyesi sağlıkçılar Mart ayında PAÜ yönetimi tarafından çalışanlar arasında ayrım yapıldığını iddia ederek, yataklı servisler önünde 1 saatlik eylemin ardından 2’inci kez 2 saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştirilmişti. Sağlık çalışanları diğer personeller gibi haftalık 40 saatlik çalışma ve eşit maaş taleplerini yineleyerek 3. kez işi bırakma eylemi gerçekleştirildi. PAÜ sağlık çalışanları sloganlar ve pankartlarla seslerini duyurmaya PAÜ Rektörlüğüne duyurmaya çalıştılar. 250 personel 1 günlüğüne işi bırakırken, mesaisi olmamasına rağmen eylemi desteklemek için gelen 100 işçi de arkadaşlarını yalnız bırakmadı. "Biz 2 yıl öncesinin zammını değil, bugünün şartlarına uygun, hakkımız olan ücreti istiyoruz" Yaklaşık bir yılı aşkın süredir eylem gerçekleştirdiklerini ama muhatap olan herhangi bir yetkiliyle karşılaşmadıklarını ifade eden Türk Sağlık İş Denizli İl Temsilcisi Zeki Kılıç, "Bugün yine burada toplanmamızın nedeni çok açık: 2023 yılında aldığımız zamlarla geçinmeye çalışmak zorunda bırakılıyoruz. Ekonomik gerçekler ortada; alım gücümüz her geçen gün düşüyor ve bizler görmezden geliniyoruz. Bizler, Denizli’nin ve çevre illerin halkına sağlık hizmeti sunan emekçiler olarak asla vatandaşlarımızı mağdur etmek ya da sorun çıkarmak istemiyoruz. Bizim tek isteğimiz, insanca ve refah içinde yaşayabileceğimiz bir ücret almaktır. Şunu açıkça ifade ediyoruz, Biz 2 yıl öncesinin zammını değil, bugünün şartlarına uygun, hakkımız olan ücreti istiyoruz. 86 milyon insanın bildiği gerçeği hatırlatıyoruz: 2 yıl önceki alım gücü ile bugünkü alım gücü aynı değildir. Yaklaşık bir yılı aşkın süredir bu meydanlarda sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Her platformda derdimizi anlatıyoruz. Ancak çözüm odaklı yaklaşan, bizleri muhatap alıp masaya davet eden hiçbir yetkiliyle karşılaşamadık" dedi. "Biz çözüm istiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz" Rektörlükten randevu talep oluşturduklarını ve haklarını istediklerini belirten Kılıç, "Defalarca Denizli’mizdeki bürokratlara, siyasilere ve seçilmiş devlet yetkililerine seslendik. Ama çözüm bulamadık. Önümüzdeki günlerde Rektörümüzden randevu talep edeceğiz. Çünkü inanıyoruz ki Rektörümüz, bu sorunu çözmek adına bizleri dinleyecek ve ortak bir yol bulacaktır. Bizim talebimiz net ve adildir, Aynı kadroda, aynı birimde, aynı işi yaptığımız arkadaşlarımızla eşit ücret almak ve haftalık çalışma süresinin, Rektörlükte görev yapan aynı kadrodaki arkadaşlarımızla eşitlenmesidir. Eminiz ki Rektörümüzle bu konuları görüştüğümüzde sağduyu galip gelecek ve ortak bir çözüm bulunacaktır. Çünkü biz artık vatandaşlarımızın mağdur olmasını istemiyoruz. Biz çözüm istiyoruz. Biz hakkımız olanı istiyoruz" diye konuştu.