SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Şaşılıkta erken müdahale görme kaybını ve psikolojik etkileri önleyebilir
14 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:07 Şaşılıkta erken müdahale görme kaybını ve psikolojik etkileri önleyebilir Medical Point Gaziantep Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İrfan Ergen, şaşılıkla ilgili en çok merak edilenleri ve güncel tedavi yöntemlerini anlattı. Op. Dr. İrfan Ergen, "Gözlerin paralel hizalanamaması durumu olarak bilinen şaşılık, genellikle çocukluk çağında ortaya çıksa da her yaşta görülebiliyor. Gözlerden birinin düz bakarken diğerinin içe, dışa, yukarı ya da aşağıya kayması hem görme kalitesini hem de kişinin sosyal yaşamını etkileyebiliyor. Ancak birçok aile, şaşılığı yalnızca kozmetik bir sorun olarak görüp tedavide geç kalabiliyor. Erken yaşta yapılan göz muayeneleriyle şaşılık fark edildiğinde, uygun tedavi yöntemleriyle hem göz tembelliği engellenebilir hem de çocuklar sağlıklı bir görmeye kavuşabilir" dedi. "Yeni doğan bebeklerde ilk üç aya kadar görülen geçici kaymalar normal kabul edilebilir" Op. Dr. Ergen, "Tıbbi adıyla strabismus, halk arasında şaşılık olarak bilinen bu durum, göz kaslarının koordineli çalışamaması sonucu gözlerin farklı yönlere bakması şeklinde tanımlanır. Bir göz düz bakarken diğer göz içe, dışa, yukarı veya aşağıya kayabilir. Yeni doğan bebeklerde ilk üç aya kadar görülen geçici kaymalar normal kabul edilebilir. Ancak altıncı aydan sonra devam eden ya da sonradan gelişen kaymalar mutlaka ciddiye alınmalı. Genetik faktörler, sinir felçleri, göz travmaları, kırma kusurları ve bazı sistemik hastalıklar şaşılığa yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Estetik değil, fonksiyonel bir sorun" Dr. Ergen, "Şaşılık, iki gözün birlikte çalışmasını bozduğu için derinlik algısı kaybolabilir. Beyin, kayma olan gözden gelen görüntüyü zamanla bastırır. Bu da ’ambliyopi’ yani göz tembelliği gelişmesine neden olur. Özellikle 0-7 yaş arası dönemde müdahale edilmezse, bu görme kaybı kalıcı olabilir. Bazı çocuklarda sadece gözlük yeterli olurken, bazı durumlarda göz tembelliği için kapama tedavisi gerekir. Daha ileri vakalarda cerrahi müdahale gerekebilir. Yetişkinlerde ise çift görme varsa prizmatik camlar ve cerrahi kombinasyonları tercih edilebiliyor" şeklinde konuştu. "İlk göz muayenesi 1 yaşından önce yapılmalı" Dr. Ergen, şaşılığın erken teşhisinde ailelerin dikkatli olması gerektiğini belirterek, "Çocuklarda gözlerde simetri bozukluğu, sık göz kırpma, başı yana eğerek bakma, ışığa hassasiyet gibi belirtiler varsa vakit kaybetmeden göz doktoruna başvurulmalı. Aileler, çocuklarını 1 yaşına gelmeden en az bir kez göz muayenesine götürmeli. Şaşılık, zamanında müdahale ile tamamen tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Son yıllarda geliştirilen mikrocerrahi tekniklerle, ameliyat sonrası iyileşme süresi kısalıyor ve estetik sonuçlar daha başarılı hale geliyor. Sonuç olarak, şaşılık hem görsel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Erken teşhis, düzenli takip ve doğru tedavi ile çocuklar sağlıklı bir görme ve özgüvene sahip olabilir. Göz sağlığı ihmal edilmemeli, çünkü çocukların dünyaya nasıl baktığı, gelecekte nasıl bir birey olacaklarını da etkiler" diye konuştu.
"Cilt kanserinden korunmak için güneşe karşı gerekli önlemi alın"
14 Temmuz 2025 Pazartesi - 09:38 "Cilt kanserinden korunmak için güneşe karşı gerekli önlemi alın" Cilt kanserinin bilinen en önemli nedeninin güneş ışınları olduğunu belirten Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Bu yüzden güneşe çok maruz kalan yüz ve el bölgesi gibi vücut kısımlarında cilt kanserleri daha fazla görülmektedir. Özellikle açık güneşli havalarda şapka, güneş gözlüğü gibi ekipmanlar kullanmak, mevsim ayrımı yapmadan (çok güneşli yaz mevsiminde daha fazla) olmak üzere mutlaka güneşten koruyucu kremler kullanmak çok önemlidir" dedi. İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, cilt kanserleri konusunda açıklamalarda bulundu. Cilt kanserlerinin insanlarda en sık görülen kanserlerden biri olduğuna değinen Prof. Dr. Çil, "Cilt, insandaki en büyük organdır. Çok değişik kanser türleri ciltte görülebilmekte olup en sık görülen kanser tipleri bazal hücreli kanser, skuamoz hücreli kanser ve malign melanomadır. Bu tipler arasında en kötü seyirli olan ve vücudumuzdaki diğer organlara en hızlı yayılan cilt kanseri tipi malign melanoma olup, çoğunlukla koyu rengi ile diğer iki cilt kanseri tipinden ayrılabilmektedir. Kişiler ciltlerinde çok hızlı yapı değiştiren cilt problemi gördüklerinde cilt kanserini akıllarına getirmelidir" diye konuştu. "Benlerin yakından takibi yapılmalı" Her insanın cildinde ben adı verilen çoğunlukla ciltten farklı renkte cilt problemlerinin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Çil, "Tüm benler kötü huylu değildir fakat yakın takibi faydalıdır. Benlerin yakın olarak takip edilmesi, erken cilt kanseri tanısı konulmasına ve erkenden yapılacak olan tedavilerle cilt kanserinden kurtulmamıza olanak sağlar. Eğer benlerimizde hızlı bir büyüme, renginde hızlı değişim, sınırlarının bir anda genişlemesi ve kanama gibi daha önce bulunmayan ani değişiklikler ortaya çıkarsa aklımıza cilt kanseri gelmelidir. Mümkün olan en kısa sürede uzman muayenesi için müracaat etmemiz hayat kurtarıcı olabilir" dedi. "Güneş ışınları riski artırıyor" Cilt kanserinin bilinen en önemli nedeninin güneş ışınları olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çil, "Bu yüzden güneşe çok maruz kalan yüz ve el bölgesi gibi vücut kısımlarında cilt kanserleri daha fazla görülmektedir. Özellikle açık güneşli havalarda şapka, güneş gözlüğü gibi ekipmanlar kullanmak, mevsim ayrımı yapmadan (çok güneşli yaz mevsiminde daha fazla) olmak üzere muhakkak güneşten koruyucu kremler kullanmak çok önemlidir. Ayrıca, mesleği gereği çok fazla değişik kimyasal maddeler ile uzun süre temas eden kişilerde de cilt kanseri gelişimine ait önemli kanıtlar mevcuttur. Bu nedenle bu tarz işlerde çalışan insanların koruyucu eldiven ve maskelerle uygun koruyucu kıyafetler giymesi çok önemlidir" açıklamasında bulundu. "Güneş koruyucu tüm mevsimlerde kullanılmalı" Güneş koruyucu kremlerin öneminden bahseden Prof. Dr. Çil, "Güneşin cildimize zarar verebilecek ışınlarının azalan ozon katmanı ve çevresel iklim değişiklikleri nedeniyle daha fazla yer yüzeyine ulaştığı bilimsel çalışmalar ile ortaya konulmuştur. Artan cilt kanserleri vakalarında en çok suçlanan nedenlerin başında güneş ışınları olduğunu unutmamalıyız. Uygun korumayı sağlayacak güneşten koruyucu kremleri doğru şekilde kullanmak gerekir. Her ne kadar yazın güneş ışınlarının zararlı etkileri daha fazla ortaya çıksa da, güneş ışınlarına maruz kalmaya devam ettiğimiz kış ayları ve bulutlu havalarda da güneşten koruyucu kremleri mutlaka kullanmalıyız" dedi. "Küçük yaşlarda oluşan cilt yanıklarına dikkat" Prof. Dr. Çil, "Çocukluk ve ergenlik döneminde meydana gelen cilt yanıkları, ilerleyen yaşlarda cilt kanseri oluşumunu artırabilir. Özellikle yanık skarı meydana gelmiş ve sürekli travmaya açık cilt bölgelerinde skuamoz hücreli cilt kanseri tipinin daha fazla oluşabildiği bilinmektedir" dedi. "Patolojik inceleme yapılır" Cilt kanserlerinde tanı konma sürecine ve tedavi seçeneklerine değinen Prof. Dr. Çil, şu bilgileri paylaştı: "Eğer cilt kanseri şüphesi varsa, öncelikle şüpheli cilt dokusundan küçük bir parça alınarak patolojik incelemeye gönderilir. Patolojik inceleme sonucu eğer cilt kanseri tanısı konulur ise daha ileri tahliller yapılarak kanserin diğer organlara yayılıp yayılmadığı ortaya konulmalıdır. Kanserli cilt dokusunun geniş olarak çıkarılması ve sonrasında da bu bölgenin yakın takibi gereklidir. Cilt kanserinin diğer dokulara yayılma durumu ve kanserin evresine göre gerekli görülür ise radyoterapi ve onkolojik medikal tedavi ilaçlarının da tedaviye eklenmesi gerekli olabilir." "Baş ve boyun bölgesinde daha fazla görülür" Cilt kanserlerinin baş ve boyun bölgesinde daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. Çil, "Cilt kanserleri güneşe çok daha fazla maruz kalan baş ve boyun bölgesinde daha fazla görülmektedir. Bu bölge de estetik açıdan çok önemli bir vücut bölgesidir. Öncelikle kanser şüphesi olan cilt bölgesinden çok küçük bir parça alınarak kesin patolojik tanının konulması, estetik açıdan sorun oluşturabilecek çok büyük yüz cilt kısmının çıkarılmasının önüne geçebilir. Yapılacak cilt kanser cerrahisinde, yüz gibi çok fazla estetik cilt ünitesi içeren hassas bölgede bu konuda uzmanlaşmış hekimlerin işlemi gerçekleştirmesi büyük öneme sahiptir. Cerrahi işlem bölgesinde fazla iz kalmaması için ameliyat bölgesini güneş ışınlarından korumak ameliyat sonrası dönemde de önemlidir" dedi. "Erken tanı önemli" Erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Çil, "Erken konulan cilt kanseri tanısı, hastanın hem yaşamını uzatacak, hem de estetik olarak daha küçük bir ameliyat izi ile kişinin cilt kanserinden kurtulmasını sağlayacaktır. Gelişen tedavi yöntemleri ile çok geç kalınmadan cilt kanseri tanısı konulursa hastalar normal bir yaşam sürme şansını yakalayabilirler. Bu yüzden cildimizde şüpheli bir cilt problemi oluştuğunda, cilt kanserini de aklımızın bir köşesinde bulundurmak hayatımızın kurtulmasını sağlayabilir. Erken tanı, tüm kanserlerde olduğu gibi cilt kanserinde de hayat kurtarıcıdır" ifadelerini kullandı.
Tatiliniz kabusa dönmesin: Güneş yanıklarına dikkat
13 Temmuz 2025 Pazar - 14:05 Tatiliniz kabusa dönmesin: Güneş yanıklarına dikkat Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşe Özdemir; güneş yanıklarının daha çok açık renkli kişileri ve çocukları etkilediğini söyleyerek, "Güneş yanıkları ilerde gelişebilecek deri kanseri riskini arttıran bir etken" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayşe Özdemir, yaz aylarının gelmesiyle beraber görülmeye başlanan güneş yanıkları ile ilgili bilgiler verdi. Özdemir; "Yaz aylarının gelmesi ve tatil sezonunun başlamasıyla polikliniğimize en sık başvuru sebeplerinden birisi güneş yanıklarıdır. Güneş yanıkları, güneşe yada solaryum gibi ultraviyole ışıklarına mazur kalmakla oluşan kızarıklık, kaşıntı, yangı, derdi de sulu kabarıklar seyreden bir deri döküntüsü. Özellikle güneş mazuriyetinden birkaç saat sonra ortaya çıkar, kaşıntı ve kabarıklar şeklinde başlar. Etkilenen alanın zamanla soyulmasıyla iyileşir. Güneş yanığı daha çok açık tenli kişileri ve çocukları etkiler. Güneş yanığı oluştuğunda ilk yapmamız gereken, etkilenen bölgenin soğuk suyla altına tutulması ya da soğuk bezle etkilenen bölgenin sarılması ve serinletilmesidir. Bunun dışında bol su içilmesi, ağrı varsa ağrı kesici kullanılması, yatıştırıcı ve onarıcı etkili kremlerle etkilenen bölgenin rahatlatılması evde yapabileceğimiz önlemlerdir. Buna rağmen klinikte bir ilerleme olursa bir dermatoloji uzmanın görmesini önermekteyiz" diye konuştu. Güneş yanıklarının ilerde gelişebilecek deri kanseri riskini arttıran bir etken olduğunu kaydeden Özdemir; "Bu yüzden güneş yanıklarından korunulmasını öneriyoruz. Burada en önemli faktör güneş koruyucularına düşmektedir. Güneş koruyucu kullanımı deri kanserlerini yüzde 90 oranında azaltmaktadır. Güneş koruyucu en az 30 faktör olmalı, dışarı çıkmadan 15-20 dakika önce sürülmeli ve açık havadayken 3 saatte bir yenilenmelidir. Bunun haricinde bol su tüketilmesi, açık ve ince giysilerin tercih edilmesi, güneş gözlüğü kullanılması alabileceğimiz diğer önlemler arasındadır" diye konuştu.
Terlemeyle kaybettiğini yerine koy
13 Temmuz 2025 Pazar - 12:03 Terlemeyle kaybettiğini yerine koy Nöroloji hastalarının birçoğunun yaşlı hastaların oluşturduğunu belirten Uz. Dr. Nigar Ahmadova, bu hastaların özellikle aşırı sıcaklarda az su tüketiminden kaynaklanan şikayetler sonucu acile başvurduklarını söyledi. Aşırı sıcakların demanstan parkinsona nörolojik hastalığı olanlar için zorlayıcı olduğunu belirten Uz. Dr. Ahmadova, "Bu hastalar hastanelere bilinç değişikliği, baş dönmesi, halsizlik, bitkinlik şikayetleriyle başvuruyorlar. Altından çok terleyip az su tüketmek çıkıyor. Bu hastalar yeterli sıvı almalı, kendileri alamıyorsa yakınları tarafından bu ihtiyaçları karşılanmalı. Kronik hastalarda az su içmek ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nigar Ahmadova, normalin üstünde seyreden hava sıcaklıkları karşısında hekimlerin takip hastalarını uyarma ihtiyacı duyduğunu söyledi. Terlemenin çok olduğu bu sıcak günlerde az su tüketiminin hastaların sıcaktan çok daha fazla etkilenmesine yol açtığını belirten Uzm. Dr. Ahmadova, şöyle konuştu: Sadece ilaç alırken su içiyorlar "Herhangi bir sağlık sorunu olmayanların bile aşırı terlemeye, elektrolit kaybına karşı su tüketimini artırmasını gerektiren günlerden geçiyoruz. Risk grubunda bebekler, yaşlılar, özellikle de kronik hastalıkları, nörolojik hastalıkları olanlar var. Bu sıcak günlerde poliklinik ve acil servislere başvurularda parkinson, demans, epilepsi, inme, multiple skleroz hastalarında artış var. Genel şikayetleri hipotansiyon ( tansiyon düşüklüğü) , buna bağlı bilinç değişikliği, baş dönmesi, halsizlik, bitkinlik. Bunun nedeni de dehidrasyon yani vücudun yeterli sıvıyı kaybetmesi. Eğer kronik hastalar yeterli miktarda sıvı almazsa ortaya ciddi sağlık sorunları çıkabiliyor. Dehidrasyon yetersiz su alımından kaynaklanabileceği gibi ishal, kusma, terleme ve bazı hastalıklar sonucu da gelişebilir. Hastaların anamnezlerini aldığımızda su tüketimlerinin çok az olduğunu, sadece ilaçlarını alırken bir bardak su tükettiklerini öğreniyoruz. Bu çok yetersiz bir miktar. Böyle durumlarda hastaların bilinci uykuya meyilli olduğundan kendi rutin kullandıkları ilaçlarını da alamıyorlar, bu da hastanın durumunun daha da kötüleşmesine neden oluyor. Yeterli su tüketmenin gerekliliği bu sıcaklarda daha da önem kazanıyor. Yaşlı hastaların günde en az 1.5-2 litre su tüketmesini sağlamak gerekiyor. Terlemeyle kaybedilen sıvının yerine koyulması önemli. Yaşlı hastalarımız yeterli su içmiyorsa, bir bebek gibi düşünülmeli ve yakınları tarafından bu ihtiyaçları karşılanmalı" diye konuştu. Genç hastalara da önemli uyarı Öte yandan Uzm. Dr. Ahmadova, aşırı sıcaklarda migren ataklarının artıp, epilepsi nöbetlerinin tetiklenebileceğine, parkinson hastalığının motor semptomlarının şiddetlenebileceğine de dikkat çekti. Yaz döneminde sıcaklardan en çok etkilenen hasta gruplarından birinin de multiple skleroz hastaları olduğunu belirten Uzm. Dr. Ahmadova, MS hastalarının birçoğunun genç olduğunu ve sıcaktan, güneşten korunma konusunda tedbirsiz davrandıklarını belirterek, şu uyarılarda bulundu: "Genç hastalarımıza da kesinlikle 12.00-18.00 saatleri arasında kendilerini güneşten korumalarını öneriyorum. Bu saatler arasında deniz kenarında bile olsalar mutlaka gölgede kalmalılar. Denizde ya da havuzda yüzerken aşırı sıcaktan, güneş çarpmasından kendilerini korumaları ve ilaçlarını düzenli kullanmaları gereklidir, önemlidir, hayatidir." dedi.
Uzmanlardan balıklama atlamayın uyarısı: "Felç kalabilirsiniz"
13 Temmuz 2025 Pazar - 11:22 Uzmanlardan balıklama atlamayın uyarısı: "Felç kalabilirsiniz" Yazın serinlemek için suya girmek keyifli olsa da büyük riskler taşıyor. Özellikle sığ sulara balıklama atlamak, omurga kırıkları ve felçle sonuçlanabilir. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman, bu tür ciddi yaralanmaların yaz aylarında belirgin şekilde arttığı konusunda uyardı. Serinlemek için deniz, göl veya havuzlara yapılan bilinçsiz "balıklama atlayışlar", sonu felce varabilen omurga kırıkları için en büyük risklerden birini oluşturuyor. Bu tehlikeye dikkat çeken Medipol Mega Üniversite Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Ağırman da yaz aylarında bu tür vakalarda belirgin bir artış yaşandığını belirtti. Özellikle gençlerin gösteriş amacıyla yaptığı yüksekten balıklama atlamaların ciddi riskler taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Ağırman, "Yaz geldiğinde göl, deniz ve havuzlar serinlemek için tercih ediliyor ama bir anlık dikkatsizlikle hayat tamamen değişebiliyor. Zeminin ya da derinliğin bilinmediği ortamlarda balıklama atlamalar omurga kırıklarına, omurilik yaralanmalarına ve felce neden olabiliyor. Hatta soluk almayı sağlayan diyafram siniri de etkilenirse hayati tehlike dahi oluşabilir" dedi. Bilinmeyen zeminlere balıklama atlamanın en büyük tehlikesinin kafanın sert zemine çarpması olduğunun altını çizen Doç. Dr. Ağırman, "Bu durum boyun omurlarında kırığa ve omurilik hasarına yol açabilir. Önlenebilir bir felç tablosuna dönüşmemesi için tedbir şart. Kalabalık gruplarda birbirlerine özenip yüksek yerlerden atlayanlar daha büyük risk altında. Saniyeler içinde alınan bir karar, hayatlarının geri kalanını tekerlekli sandalyede geçirmelerine neden olabilir. Bu yüzden mutlaka zemini ve derinliği bilmeden atlamamaları gerekiyor" diye konuştu. Doç. Dr. Ağırman, olası bir travma anında yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: "Eğer böyle bir durum yaşanırsa öncelik hastayı güvenli bir şekilde sudan çıkarmak ve boyun bölgesini kesinlikle hareket ettirmemektir. Mümkünse boyun sabitlenmeli ve acil sağlık hizmetlerine başvurulmalıdır. Bilinçsiz müdahaleler felç tablosunu daha da ağırlaştırabilir."
Kahramanmaraş’ta robotik diz cerrahisi başladı
13 Temmuz 2025 Pazar - 11:17 Kahramanmaraş’ta robotik diz cerrahisi başladı Kahramanmaraş’ta HG Hospital bünyesinde robot destekli diz cerrahisi uygulanmasıyla birlikte kentte robotik diz ve kalça protezi ameliyatları dönemi resmen başladı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ökkeş Bilal’in gerçekleştirdiği ameliyatlarda yapay zeka destekli robotik sistem kullanılıyor. Bu yöntem sayesinde protezlerin hastaya özel açı ve konumlarla yerleştirildiği, ameliyat sonrası iyileşme süresinin ise önemli ölçüde kısaldığı belirtildi. Yeni yöntem sayesinde hastaların ameliyat sonrası aynı gün yürüyebildiği, bağ dokularına daha az müdahale edildiği için hastanede kalış sürelerinin de kısaldığı vurgulanıyor. Prof. Dr. Ökkeş Bilal, "Kahramanmaraş’ta bir ilk olarak robotik diz cerrahisine başlattık. Diz protezlerinde ve kalça protezlerinde artık dünya robot kullanmaya doğru gidiyor. Biz de HG Hospital Hastanesi olarak bunun gerisinde kalmayıp robotik diz protezi ameliyatlarına başladık. Robot kullanıldığında protezi kişiye özel yerleştirebiliyoruz ve bizim kullandığımız noktaları var. Konvansiyon yöntemde yaptığımızda bunları dizi robota tanıdıktan sonra robot kendisi hangi protezi hangi açıda nasıl yerleştireceğini bize öngörüyor. Biz de ona göre robotla beraber kişiye özgü protezleri yerleştiriyoruz. Tabii bu daha çabuk rehabilitasyonu ve hataları minimize etmeye çalışıyor. Hastalar ameliyat olduktan hemen sonra yürüyebiliyor. Bağlarda vesaire çok gevşetme yapmadığımız için hastalar hastanede kalış süresini azaltıyor. Şu ana kadar olan ameliyatlarda hastalar memnun, kendilerinin memnun olduğunu görüyoruz. Bundan sonra zaten dünyada bu trend protez ameliyatları robotla yapılma yoluna doğru gitmeye başladı. Herhalde bir gelecek 20 yılda bu yapay zekanın teknolojinin gelişmesiyle beraber konvansiyonel yöntemlerin kullanılmayacağını düşünüyorum" dedi.
Prof. Dr. Özkan: "Diş koltuğunda öğürme refleksi mi yaşıyorsunuz? Nedeni bağırsaklarınız olabilir"
13 Temmuz 2025 Pazar - 11:09 Prof. Dr. Özkan: "Diş koltuğunda öğürme refleksi mi yaşıyorsunuz? Nedeni bağırsaklarınız olabilir" Diş hekimliğinde hastaların yüzde 15’inde görülen şiddetli öğürme refleksi, birçok diş tedavisinin yarım kalmasına, genel anesteziye ihtiyaç duyulmasına, hastalarda kalıcı diş hekimi korkusuna ve ağız sağlığının bozulmasına neden olduğunu anlatan Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan bu sorunun çoğunlukla sadece psikolojik olmadığını belirterek, "Özellikle gut hastalarında, bağırsak duvarına saplanan ürik asit kristalleri, vagus siniri yoluyla beyin sapındaki öğürme merkezini uyarıyor. Bu da diş koltuğunda kontrol edilemeyen öğürme krizlerine neden olabiliyor. Sorun, bağırsak-beyin ekseniyle doğrudan ilişkili" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada öğürme refleksinin dil kökü, yumuşak damak ve boğaz gibi bölgelerin istemsiz uyarılmasıyla gelişen, doğal bir korunma mekanizması olduğuna değinerek, "Ancak refleksi aşırı duyarlı kişilerde şu durumlara yol açar: Tedavi yarım kalır. Kusma, nefes darlığı ve panik hissi gelişebilir. Diş hekimi korkusu kalıcı hale gelir. Çürükler ve diş eti hastalıkları ilerler. Genel anestezi riskleriyle başbaşa kalır" diye konuştu. Özkan’a göre öğürmeyi etkileyen en önemli tetikleyiciler ise şöyle : "Bağırsak beyin ekseni. Gut hastalarında bağırsaktaki iltihap ve kristaller, vagus siniriyle beyne refleks uyarımı gönderir. Nörolojik ve anatomik duyarlılık. Bazı kişilerde yumuşak damak ve dil kökü sinirleri aşırı hassastır. Basit bir temas refleksi tetikleyebilir." Özkan bundan kurtulmanınn önerilen 5 etkili çözüm yöntemini ise şöyle sıraladı: "Temassız lazer destekli tedavi. Fiziksel temas minimuma indirilir. Kanamasız ortam sağlanır. Refleks tetikleyici koku ve sıvılar oluşmaz. Çürük temizliği, kanal tedavisi, doku kesimi ve implant işlemleri hassasiyetle ve tek seansta tamamlanabilir sayesinde korku azalır. Sessiz motorlu el aletleri. Yüksek frekanslı sesler yerine ses desibeli düşük el cihazları (airatör ve mikromotorlar) kullanılır. Bu sayede işlem sırasında sessiz ortam sağlanır. Bu, hastanın kaygısını ve refleks yanıtını yüzde 90 oranında azaltır. Blok anestezi. Dil kökü ve yumuşak damakta bölgesel anestezi uygulanarak dil öğürme refleksi ve ağrı baskılanır. Sprey kullanılmaz çünkü öğürmeyi tetikleyebilir. Dil ekartasyonu ve ağız açıklığını sınırlama. Tedavi sırasında dile baskı uygulanmaz, dilin kontrollü ekarte edilmesiyle hareket sınırlandırılır. Ağız, mümkün olan en az açıklıkla tutulur; bu sayede refleks baskılanır. Tedavi aralıklarıyla dinlendirme protokolü. Seans boyunca çene eklemi korunur, hastanın refleks eşiği gözetilerek sık aralıklarla dinlendirme uygulanır. Aksi takdirde beynin stres merkezi olan hippokampus uyarılarak öğürme artar. El cihaz ve narin alet kullanımı. Küçük başlıklı el cihazları ve narin el altlerinini ağız içinde kullanılması ağzı içinde fazlalık hissini sonlandırır, dil yanak ve boğaz temasını minimumam indirir. Bu sayede konforlu ve öğürmeden kaçındıran bir tedavi yöntemi benimsenir." Özkan, tedavi öncesi hastaların, hafif bir öğünle gelmesi, burun tıkanıklığı varsa deniz suyu spreyi kullanması, derin nefes almayı (diyafram nefesi) öğrenmesi, kaygıların hekimle paylaşılması gerektiğini ve seans sırasında burundan yavaşça nefes alınması gerektiğini söyledi. Artık öğürme refleksi diş tedavilerine engel değil Özkan, "Lazer destekli işlemler, sessiz cihazlar, narin el aletler, kısa işlem süreleri ve kişiselleştirilmiş tedavi protokolleriyle gut hastalarında ve refleksi hassas bireylerde öğürme refleksini yüzde 83’e varan oranlarda baskılayabiliyoruz. Tedaviler tek seansta tamamlanabiliyor, diş hekimi korkusu sona eriyor. Refleksin nedenlerini hedef alarak çalışan bu yaklaşımlarla, hem fizyolojik hem psikolojik düzeyde çığır açan bir konfor sağlanmasını öneriyor" dedi.