Son Dakika
|
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
İran, Tel Aviv'i vurdu
İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi: "ABD ve İsrail, sivil bölgeleri kasten hedef alıyor"
İran Kızılayı: "ABD ve İsrail, 636 ayrı noktada bin 332 saldırı düzenledi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Beyaz Saray: "İran’a yönelik saldırıların hedeflerine 4 ila 6 hafta içinde ulaşılması bekleniyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, çocuklarla iftarda buluştu
İsrail: "Lübnan’a yönelik saldırılarda İran ve Hizbullah’a ait karargahlar imha edildi"
Küçükçekmece’de otomobil iki kadına çarptı: 1’i ağır 2 yaralı
İran Devrim Muhafızları, IKBY ve Kuveyt’e yönelik saldırı görüntülerini paylaştı
Merz:" İran’da sonsuz bir savaş çıkarımıza değil"
Trump: "İran ile şartsız teslimiyet dışında hiçbir anlaşma yapılmayacak"
SAĞLIK
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
07 Mart 2026 Cumartesi - 01:15:06
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü, ev, iş veya trafik kazaları ile doğal afetlerde hayati öneme sahip ilk müdahaleleri yapabilecek personel yetiştirmek amacıyla temel ilk yardım eğitimleri düzenledi. Müdürlük bünyesinde alanında uzman eğitmenler tarafından verilen eğitimler, her hafta 2 günlük ve toplamda 16 saatlik teorik ve pratik dersleri kapsıyor. Bu kapsamda bu hafta, Müdürlüğe bağlı personeller planlama dahilinde Temel İlk Yardım Eğitimleri aldı. Eğitimler, ilkyardım bilincinin geliştirilmesi, ilkyardım eğitimi almış kişi sayısının artırılması ve konuya duyarlılığın sağlanmasını hedefliyor.
06 Mart 2026 Cuma - 17:37
Karapınar’da yeni aile sağlığı merkezinin protokolü imzalandı
Konya’nın Karapınar ilçesine bağlı Yeşilyurt Mahallesinde yapılacak olan yeni aile sağlığı merkezinin protokolü imzalandı. Yeşilyurt Mahallesi, önemli bir sağlık yatırımına kavuşuyor. Hayırsever vatandaş Mehmet Tekincan’ın katkılarıyla Yeşilyurt Mahallesi’nde inşa edilecek olan Mehmet ve Adalet Tekincan Aile Sağlığı Merkezi için Konya’da protokol imzalandı. Protokol imza törenine Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, Karapınar Belediye Başkanı İbrahim Önal, AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Ersoy, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Hazım Uğur, İlçe Devlet Hastanesi Başhekimi Oğuzhan Pekince ve hayırsever Mehmet Tekincan katıldı. Aile sağlığı merkezinin Yeşilyurt Mahallesi’nde sağlık hizmetleri konusunda önemli bir katkı sağlayacağına vurgu yapan yetkililer, hayırlı olmasını diledi.
06 Mart 2026 Cuma - 17:04
Bağımlılık ‘bir kereden bir şey olmaz’ ile başlıyor
Yeşilay Haftası kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen etkinlikte uzmanlar, bağımlılığın beyindeki etkilerini ve toplumsal sonuçlarını anlattı. Konuşmacılar, "bir kereden bir şey olmaz" düşüncesiyle başlayan sürecin zamanla ciddi bağımlılıklara dönüşebildiğini belirterek, bu mücadelede ilk adımın sigaradan uzak durmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını artırmak olduğunu vurguladı. Sağlıklı Yaşam İçin Bağımlılıkla Mücadelede Çok Boyutlu Yaklaşımlar etkinliği OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlendi. Etkinlik kapsamında bağımlılıkla mücadelenin bireysel ve toplumsal boyutları ele alındı. Bilim İletişim Ofisi tarafından organize edilen "Sağlıklı Yaşam İçin Bağımlılıkla Mücadelede Çok Boyutlu Yaklaşımlar" etkinliğinde konuşan OMÜ Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Alaattin Altın, "Bağımlılık yapan maddelerin ilk anda vermiş olduğu yalancı bir haz vardır. Bunun oluşturduğu bir algı var. Çevremizdeki insanlar bunu kullanıyor ve tavsiye ediyorsa biz de bu algıya kapılarak maalesef ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyerek o maddeyi kullanıyoruz. Bir kişi A maddesini ilk defa kullandığında örneğin 100 birim dopamin salınımı gerçekleşiyor. Kişi normal bir olayda mutlu olduğunda, örneğin dersten geçtiğinde ya da yemek yediğinde 5 birim dopamin salınımı oluyor ve tekrar sıfıra geri geliyor. Ancak kişi A maddesini kullandığında 100 birim salgılanıyor, daha sonra o sıfıra geri inemiyor. Artık eksiye düşüyor. Eksi 10’a düştüğünde anksiyete, kaygı, huzursuzluk ve yoksunluk sendromları ortaya çıkmaya başlıyor. Beyniniz size oyun oynamaya başlıyor ve ‘tekrar bu maddeyi kullanırsan bu hâlden kurtulursun’ diyor. Kişiler de o hâlden kurtulmak için tekrar kullanıyor. Ancak artık 100 birim salgılanmayacak. Eksi 10’da olduğu için 90 birim salgılanacak ve kişi bu sefer eksi 20’ye düşecek. Daha sonra o kişi o maddeden haz alamaz hâle geliyor. Haz alamadığı için maddenin dozunu artırmaya başlıyor. Sonra yine lezzet alamaz hâle gelince maddeyi değiştirmeye başlıyor. Bu süreçte en büyük sorun, bağımlının ‘ben bağımlıyım’ dememesidir. ‘Ben istesem bırakırım’ düşüncesi ortaya çıkıyor. Bu şekilde bağımlılık artarak devam ediyor. Öncelikli olarak mücadelemizi sigarayla vermemiz gerekiyor. Bunu üstüne basa basa söylüyorum. Bağımlılığa giden yollara baktığımızda en başta sigara geliyor. Bir kişi sigara içmeden kolay kolay diğer maddeleri kullanmaz. Sigara bu işin emekleme safhasıdır. Hayatımızda güzellikleri artırmamız lazım. Öncelikli olarak spor yapmamız gerekiyor" dedi. "Konuşmadığımız zaman, dokunmadığımız zaman bağımlılığımızın çok farkına varmıyoruz" Yeşilay Samsun Şubesi Başkanı Emre Güneş, "Durağan bir hayatımız varsa, bu durum ister istemez bizi teknolojiye itiyor. Hiç yoksa film izlerken bir şeyler atıştırıyoruz. Bu da sağlığımızı bozabiliyor. Samsun’da Yeşilay Spor Kulübü’nü kurduk. Çocukları, gençleri ve aileleri spora teşvik etmek için çalışmalar yürütüyoruz. Aslında konuşmadığımız ve dokunmadığımız zaman bağımlılığımızın çok farkına varmıyoruz. Bu noktada dikkat etmemiz gerekiyor. Sonrasında çok büyük zararlar verebiliyor. Örneğin Dubai çikolatası ilk çıktığında ‘Almamız lazım’ dedik. İlk defa yediğimizde çok büyük haz aldık. Ancak sonraki yemelerimizde o haz yok. İşte bağımlılık böyle bir şey" diye konuştu. Samsun Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Hasan Arslan ise öğrencilere bağımlılığın tehlikelerini ve özgür birey olmanın önemini anlattı. Gençlerin hayat hikâyelerini kendi ellerinde tutmaları gerektiğini belirten Arslan, bağımlılığın hem bireyleri hem de ailelerini etkilediğini vurguladı. Ayrıca narkotik maddelerin beyindeki etkilerini ve davranış kontrolünü nasıl bozduğunu örneklerle açıkladı. Arslan, kendi deneyimlerini de öğrencilerle paylaştı. Program kapsamında öğrenciler, narkotik arama köpeği Hector ile tanışma fırsatı da buldu. Etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Bilgilendirme stantları açıldı Öte yandan, OMÜ Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi, 1–7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Halk Sağlığı Hemşireliği İntörn Uygulaması dersi alan öğrenciler ve Yeşilay Gönüllüleri ile birlikte üniversitenin çeşitli yerleşkelerinde bilgilendirme stantları açtı. Stantlarda bağımlılık konusu ele alındı. Dağıtılan materyaller ve yapılan bilgilendirmeler; tütün ve alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı ile kumar ve sanal kumar bağımlılığı konularını kapsayarak sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılmasına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçladı. Türkçe ve İngilizce hazırlanan broşürler aracılığıyla katılımcılara bilgilendirme yapılarak öğrencilerin soruları cevaplandırıldı. Etkinlik bağımlılıkla mücadele konusunda farkındalık oluşturulması hedefiyle tamamlandı.
06 Mart 2026 Cuma - 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
Samsun’da hizmet veren özel bir hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ünü kadınlar oluşturuyor. Hastanede bu kapsamda kadınların emeklerini gösteren fotoğraf sergisi açıldı. Medicana International Samsun Hastanesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında "Kadın Cesarettir" temalı fotoğraf sergisi düzenledi. Hastanede çalışan kadınların fotoğraflarından oluşan serginin açılışı, Medicana International Samsun Hastanesi Genel Müdürü Güner Armutlu tarafından yapılırken, Armutlu ayrıca hastanede çalışan kadın personele günün anlam ve önemine ilişkin bileklik hediye etti. Sağlık sektöründe kadınların önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Güner Armutlu, sektörün insan hayatına doğrudan dokunan ve yoğun emek gerektiren alanlardan biri olduğunu söyledi. Armutlu, "Sağlık sektörü insanların en çok umut bağladığı alanlardan biridir. Bu alanda en büyük katkı ise kadınlara düşüyor. Hastanemizde 800 personel görev yapıyor ve bunların 503’ü kadınlardan oluşuyor. Aynı tablo grubumuz genelinde de geçerli. Medicana Sağlık Grubu bünyesinde yaklaşık 7 bin çalışan bulunuyor ve bunların yüzde 73’ü kadınlardan oluşuyor. Kadınların olduğu yerde emek, özveri ve çaba vardır. Bu da sağlık hizmetlerinde kaliteyi beraberinde getiriyor" dedi. Kadınların emeğinin ölçülmesinin mümkün olmadığını ifade eden Armutlu, sergiyle hastanede görev yapan kadınların emeklerine dikkat çekmek istediklerini belirterek tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Hastanenin lobisinde açılan fotoğraf sergisinin 5 gün boyunca ziyaret edilebileceği bildirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mart 2026 Cuma- 12:17
Tıp Fakültesi öğrencilerinden hipertansiyon farkındalığı etkinliği
2
06 Mart 2026 Cuma- 11:08
Sağlıklı oruç için sahur atlanmamalı, iftar kontrollü yapılmalı
3
06 Mart 2026 Cuma- 09:49
Kanser hastalarının beslenmesine dair önemli uyarılar
4
05 Mart 2026 Perşembe- 15:10
Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti
5
06 Mart 2026 Cuma- 10:36
Bursalı doktor ölümüyle 5 hastaya umut oldu
26 Ocak 2026 Pazartesi - 11:35
Son yıllarda popülerleşen ketojenik diyetle ilgili bilinmesi gerekenler
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, son yıllarda popülerliği artan ketojenik diyetin kısa sürede kilo kaybı sağlayabildiğini ancak uzun vadede sağlık üzerindeki etkilerinin hâlâ net olmadığını ve kolesterolü artırabileceğini belirtti. Karbonhidratı büyük ölçüde kısıtlayıp, yağ ağırlıklı beslenmeye dayanan ketojenik diyetin ilk olarak epilepsi gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanıldığını hatırlatan Diyetisyen Erden, "Günümüzde ise çoğu kişi bu diyeti hızlı kilo vermek amacıyla uyguluyor. Ancak her hızlı sonuç, uzun vadede sağlıklı sonuç anlamına gelmeyebilir" dedi. "Çalışmalar daha çok kısa süreli" Ketojenik diyetle ilgili yapılan bilimsel çalışmaların çoğunun kısa süreyi kapsadığını ifade eden Diyetisyen Erden, "Araştırmalar, bu diyetle kısa vadede kilo kaybı olabildiğini, kan şekeri ve bazı yağ değerlerinde iyileşmeler görülebildiğini gösteriyor. Ancak bu çalışmalar genellikle birkaç ayla sınırlı. Uzun yıllar uygulandığında vücutta ne olacağını net olarak bilmiyoruz" diye konuştu. "Kolesterolü yükseltebilir" Bu diyetin kalp sağlığı açısından bazı riskler barındırabileceğine de dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, şöyle devam etti: "Bazı kişilerde bu diyetle birlikte ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol yükselebiliyor. Bu durum uzun vadede kalp ve damar sağlığı açısından risk oluşturabilir. Bu risk özellikle tereyağı, işlenmiş etler ve doymuş yağ oranı yüksek besinlerin fazla tüketildiği diyetlerde daha belirgindir. Her yağ faydalı değildir. Yağ seçimi çok önemlidir." "Uzun vadede ne olacağı net değil" Bahse konu diyet yönteminin kalp krizi, inme ya da erken ölüm riskine etkisini gösteren yeterli veri olmadığını belirten Diyetisyen Erden, "Bugün elimizdeki bilgilerle bu diyetin uzun yıllar güvenle uygulanabileceğini söylemek mümkün değil. Bu nedenle özellikle kronik hastalığı olan kişilerin dikkatli olması gerekir" dedi. "Bağırsak sağlığını etkileyebilir" Ketojenik diyetin ekmek, baklagil, meyve ve bazı sebzeleri ciddi şekilde sınırladığına dikkat çeken Diyetisyen Erden, "Bu durum lif alımını azaltır. Lif eksikliği uzun vadede kabızlık, bağırsak tembelliği ve bağışıklık sistemi sorunlarına yol açabilir. Bağırsak sağlığı genel sağlık için çok önemlidir. Ayrıca, ketojenik diyetin sosyal hayatta ve günlük yaşamda sürdürülebilmesi de zordur. Uzun süreli kısıtlamalar, kişiyi psikolojik olarak da zorlayabilir" ifadelerini kullandı. "Herkese uyan tek bir diyet yok" Bazı kişiler için kısa süreli bir yöntem olarak tercih edilebilen bu diyetin herkes için uygun olmadığını söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşegül Akkaya Erden, son olarak şunları söyledi: "Bir beslenme planı seçerken kişinin yaşı, sağlık durumu, yaşam tarzı ve alışkanlıkları mutlaka dikkate alınmalı. En sağlıklı diyet, kişinin sürdürebildiği ve vücuduna zarar vermeyen diyettir. Diyet yapmadan önce mutlaka bir uzmana danışılması gerekir. Kilo vermek önemli ama sağlığı kaybederek zayıflamak doğru değil."
26 Ocak 2026 Pazartesi - 11:32
Bağımlılıkla mücadele tüm hızıyla sürüyor
Bursa Büyükşehir Belediyesi, halk sağlığını koruma ve sağlıklı yaşam kültürünü güçlendirme hedefi doğrultusunda bağımlılıkla mücadele çalışmalarını sürdürüyor. Bursa Büyükşehir Belediyesi tütünle mücadele çalışmaları kapsamında önemli bir adım attı. 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi ve Kontrolü Hakkında Kanun doğrultusunda, belediyeye bağlı tüm birimlerde sigara ile mücadele konusunda sorumlu olacak personeller belirlenerek görevlendirildi. İnsan Kaynakları ve Eğitim Dairesi Başkanlığı Personel Geliştirme Şube Müdürlüğü ve Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sağlık Hizmetleri ve Bağımlılıkla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Bursa Büyükşehir Belediyesi, BUSKİ ve şirketlerde görevlendirilen personele yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yetki ve sorumlulukları hakkında kapsamlı bilgilendirme yapıldı. İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Tütün ve Diğer Bağımlılık Yapıcı Maddelerle Mücadele Biriminden sağlık memuru Ramazan Dedekoç bilgilendirme yaparken, Sağlık Hizmetleri ve Bağımlılıkla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Psikolog Ahmet Hatip de GADEM’in çalışmalardan bahsetti. Çalışmayla birlikte, kapalı alanlarda tütün ürünleri kullanımının önlenmesi, dumansız hava sahası uygulamalarının etkin şekilde sürdürülmesi ve farkındalığın artırılması hedefleniyor. Ayrıca kurum içi denetim, bilgilendirme ve yönlendirme süreçlerinin daha sistematik ve sürdürülebilir hale getirilmesi amaçlanıyor.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 10:34
Soğuk havalar bel ağrılarını arttırıyor
Havaların soğumasıyla birlikte bel ağrısı şikayetlerinde artış yaşandığını belirten Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, bel ağrılarının genellikle kas zayıflığı ve yanlış hareketlerle tetiklendiğini söyledi. Türkiye genelinde etkili olan soğuk hava dalgalarıyla birlikte günlük yaşamda ani hareketler ve sıcak-soğuk geçişleri daha sık yaşanıyor. Özellikle sabah saatlerinde ve açık alanlarda bel bölgesinin soğuğa maruz kalması, bel ağrılarını adeta kaçınılmaz hale getiriyor. Uzmanlar, bu dönemde bel kasları zayıf olan kişilerin şikayetlerinin belirgin şekilde arttığına dikkat çekiyor. Konuyla ilgili Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, İHA muhabirine açıklamalarda bulundu.Soğuk havalarda bel ağrılarının daha sık görüldüğüne değinen Prof. Dr. Şen, "Soğuk havaların gelmesiyle birlikte bazı kişilerde bel ağrıları arttı. Bel ağrıları artan kişilerde ağrıya bir yatkınlık var. Soğukta arabadan inerken, oturup kalkarken, sabah yataktan kalkarken bir bel ağrısı görülür. Bu ağrının nedeni daha önceden gelen egzersizlerin eksikliği, bel kaslarının zayıflığı, nefesi dikkatli kullanmaması ve ani ağır hareketleri yapmaları. Üstüne de kaslar zayıf olduğu için ağrıya yatkınlığı varsa soğukta bu tetikleniyor" diye konuştu. "Sıcak-soğuk dengesi iyi ayarlanmalı" Soğukta beli ağrıyan kişilerin dikkat etmesi gerekenleri de anlatan Prof. Dr. Şen, "Soğukta beli ağrıyan kişiler bel bölgesini sıcak tutmalı. Özellikle araca binerken en kalın montla araca binilir ancak daha sonra klimayla içerisi ısıtılınca mont çıkartılır. Araçtan geri inerken üşütülür. Evlerde özellikle sıcak, ancak balkona çıkınca soğuk olduğu için bel ağrısı kaçınılmaz oluyor. Bu sıcak-soğuk dengesini de iyi ayarlamanız lazım. Soğukla sıcak dengesini iyi ayarlayıp, bel kaslarını güçlendirecek egzersizler yaparsanız bel ağrılarını azaltabilirler"ifadelerini kullandı.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 10:15
Uzmandan boyun fıtığı uyarısı: "Başı öne eğince omuzlara 30 kilogram yük biniyor"
Boyun fıtığının akıllı telefon kullanımına bağlı olarak arttığına dikkat çeken Acıbadem Adana Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Can, "Başın öne eğilmesiyle boyun omurlarına binen yük katlanarak artıyor. Telefona bakarken boyun omuzlara her seferinde 25-30 kilogram yük bindiriyor. Bu da disklerde erken yıpranma, kas spazmı ve sinir köklerine baskıya yol açıyor" dedi. Akıllı telefon kullanımı günümüzde boyun fıtığı açısından en sık gözden kaçan risk faktörlerinden biri haline geldi. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Mehmet Can, açıklamalarda bulundu. Boyun fıtığının günümüzde masa başı çalışma ve akıllı telefon kullanımının artmasıyla birlikte her yaş grubunda daha sık görülmeye başladığını belirten Dr. Can, "Omurlar arasında yer alan disklerin zamanla ya da ani zorlanmalar sonucu yırtılmasıyla boyun fıtığı gelişebiliyor. Boyun fıtığının en sık nedenleri arasında uzun süre bilgisayar ve telefon kullanımı, öne eğik baş pozisyonu, yaşa bağlı disk dejenerasyonu, ani ters hareketleri, trafik kazaları ve ağır yük kaldırmak bulunuyor. Özellikle yanlış duruş alışkanlıkları boyun omurgası üzerindeki yükü artırarak disklerde erken yıpranmaya neden oluyor" diye konuştu. "Asıl uyarıcı belirti kola yayılan ağrıdır" Boyun fıtığında en sık görülen şikayetin boyun ağrısı olduğuna değinen Dr. Can, "Ense ve boyunda tutulma hissi hareketle artıyor. Ancak asıl uyarıcı belirti kola yayılan ağrıdır. Omuzdan kola, ön kola ve parmaklara kadar uzanabilen ağrı hasta tarafından elektrik çarpması ya da yanma tarzında hissedilir. El ve parmaklarda uyuşma, karıncalanma, el sıkma gücünde azalma ve eşyaları düşürme gibi şikâyetler boyun fıtığının önemli belirtileri arasındadır" ifadelerini kullandı. "Çocuklarda şekil bozuklukları erişkinlikte boyun fıtığına zemin hazırlar" Büyüme ve ergenlik döneminde cep telefon kullanımının erişkinlere göre çok daha ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Dr. Can, daha sonra şunları söyledi: "Omurganın henüz tam gelişmemiş olması, baş-boyun oranının farklılığı ve duruş alışkanlıklarının bu dönemde kalıcı hale gelmesi nedeniyle çocuklarda şekil bozuklukları erişkinlikte boyun fıtığına zemin hazırlar. Doğru hasta ve doğru cerrahi yöntemle başarı oranları oldukça yüksektir. En sık uygulanan yöntemler anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF), uygun hastalarda disk protezi ve seçilmiş vakalarda posterior yaklaşımlardır. Ameliyat sonrası hastalar genellikle 1-2 gün içinde taburcu edilir, masa başı işe dönüş süresi 2-4 hafta, tam iyileşme ise 6-12 haftayı bulabilir." "Telefonu göz hizasında kullanın" Boyun fıtığı tedavisinde amacın sadece ağrıyı geçirmek değil, siniri ve omuriliği korumak olduğunu da aktaran Can, doğru duruş alışkanlıkları ve bilinçli telefon kullanımının önemine dikkat çekerek, "Telefonu göz hizasında kullanın, uzun süre aynı pozisyonda kalmayın, yük kaldırırken boynunuzu sabit tutun, yastığınız ne çok yüksek ne de çok alçak olsun" önerilerinde bulundu.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 10:06
Geçmeyen omuz ağrısına dikkat: Kas yırtıkları gizlice büyüyebilir
Omuz ağrısı ve hareket kısıtlılığının basit sebeplerle geçiştirilmemesi gerektiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, omuz kas yırtıklarının zamanla ilerleyebileceğini söyledi. Omuz bölgesinde görülen ağrı ve hareket kısıtlılığının farklı sebeplerle ortaya çıkabileceğini belirten Özel Adatıp Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özgür Çiçekli, omuz kas yırtıklarına ilişkin genel bilgilendirmede bulundu. Çiçekli, omuz kas yırtıklarının günlük yaşamda fark edilmeden ilerleyebileceğini belirterek, "Omuz kas yırtıkları, ani zorlanmalar, tekrarlayıcı hareketler veya yaşa bağlı yapısal değişimlerle ilişkili olabilir. Bazı kişilerde ağrı ön plandayken, bazı kişilerde hareket kısıtlılığı daha belirgin olabilir" dedi. "Benzer şikayetler farklı omuz problemleriyle de ilişkili olabilir" Omuz kas yırtıklarıyla ilişkili olabilecek bazı keşiflere dikkat çekerek omuzda ağrı veya hassasiyet, kolu kaldırırken zorlanma, gece artan omuz ağrısı, güç kaybı hissi, hareket sırasında takılma veya ses gelmesi gibi belirtilerin her zaman kas yırtığı anlamına gelmeyebileceğini belirten Çiçekli, "Benzer şikayetler farklı omuz problemleriyle de ilişkili olabilir. Kesin değerlendirme, muayene ve gerekli görülen görüntüleme yöntemleriyle yapılır. Her hastada yırtığın derecesi, süresi ve kişinin günlük yaşam ihtiyaçları farklıdır. Bu sebeple yaklaşım, bireysel değerlendirme neticesinde belirlenir" diye konuştu.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:45
Tek kollu robotik cerrahi Türkiye’de ilk kez kullanıldı
Tek kollu robotik cerrahi, Türkiye’de ilk kez Memorial Şişli Hastanesi’nde kullanıldı. Bu yöntem, dört-beş kesi yerine tek kesiden ameliyat imkânı sunarak cerrahide yeni bir dönemi başlatıyor. Daha az ağrı, daha düşük kanama riski, drensiz operasyon ve bir gün içinde taburculuk, yöntemin öne çıkan avantajları arasında yer alıyor.
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:43
Kilo almamak için ekmeğinizi dondurarak yiyin
Ekmek, makarna ve pirinçteki karbonhidratlar uzun süredir kilo alışı, diyabet ve kalp hastalığına neden olmaktan sorumlu tutuluyor. Ancak bazı yöntemlerle karbonhidrat tüketiminde zarar önlenebiliyor. Özellikle de ekmek, patates gibi karbonhidratların dondurarak yenmesi kilo alımını önleyebiliyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, karbonhidratı doğru tüketmenin yolları hakkında bilgi verdi. Genellikle ekmek, makarna ve pirinç tüketiminin kilo aldırdığı yönünde algı olsa da doğru tüketimde kilo alımı söz konusu olmuyor. Her üç gıdanın rafine karbonhidrat içerdiğini Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Ekmek, makarna ve pirinç karbonhidrat ağırlıklıdır. Vücut karbonhidratı önce enerji olarak kullanır, fazla gelirse yağ olarak depolar. porsiyon kontrolünün zor olmasıdır. Bir tabak pilav, bir tabak makarna ya da birkaç dilim ekmek, hacim olarak küçük olsa da kalori olarak yüksektir. Bu besinlerde ‘Doydum hissi’ geç gelir ve kalori çoktan alınmış olur. Bunun yanında içeriklerinde lif ve protein eksikliği vardır. Çiğneme süresi kısadır. Bu da çabuk acıkmaya neden olur. Aslında burada kilo aldıran şey çoğu zaman gün boyu tekrar yeme isteğidir" dedi. Dirençli nişasta daha az yedirebilir Rafine karbonhidratların kan şekerinde yükselmeye neden olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Bu da pankreası strese sokarak insülinde oynamaya sonrasında da diyabete sebep olur. Yeni yapılan çalışmalara göre beyaz ekmeği dondurucuya koymak bu sağlık zararlarını tersine çevirmeye yardımcı olabilir. Ancak ekmeği dondurmak da, retrogradasyon adı verilen bir süreci tetikler; bu süreç nişastadaki moleküllerin, ekmekteki karbonhidratların daha sert ve sindirilmesi zorlaşmasına neden olur. Bu dirençli nişasta, rafine karbonhidratların aksine, glikoz olarak parçalanmaz, bu yüzden kan şekeri seviyelerini yükseltmez. Lif gibi, bu da doluluğu artırır ve gün boyunca genel olarak daha az yemeye yol açar. Son çalışmalar ayrıca pirinç, makarna ve patateslerin pişirilip soğutulduklarında dirençli nişasta kazandığını göstermektedir" şeklinde konuştu. Dondurarak yemek tokluk hissi yapabilir Dirençli nişastanın, diğer karbonhidratların kan içine emilimini yavaşlattığını ifade eden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Yiyecekteki karbonhidratların daha az emilimi nedeniyle, kan şekeri üzerindeki etki daha az azalır ve kan şekeri ile insülin artışlarını azaltır. Bu, gün boyunca sabit enerjiyi destekler, şeker düşüşünü önlemeye yardımcı olur ve tokluk hissini artırabilir. Dirençli nişastanın özellikle kilo kaybı olmak üzere birçok sağlık faydası ile ilişkilendirilmiştir. Örneğin, Nature Metabolism dergisinde yayımlanan 2024 tarihli bir çalışma, yaklaşık sekiz hafta boyunca dirençli nişasta tüketen kişilerin kontrol grubundakilere göre altı kilo daha fazla verdiklerini buldu. European Journal of Clinical Medicine’de yer alan küçük bir çalışma da, ekmeği dondurup çözdükten sonra kızartmanın önce dondurulmadan daha düşük bir glikoz tepkisine yol açtığını ve araştırmacıların bunun dirençli nişasta oluşumu sürecinden kaynaklandığını düşündüğünü ortaya koydu. Buna göre dolaylı olarak, dirençli nişasta, bağırsakta GLP-1 üretimini artırarak doygunluk ve kan şekerini etkileyebilir" diye görüş verdi. Ölçülü ve tam tahıllı tercih edin Çalışmalar devam ederken yine de en doğru yolun karbonhidratları ölçülü tüketmenin ve mümkün olduğunda tam tahılların tercih edilmesi olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Karbonhidrat, tam tahıl olarak, porsiyon kontrolüyle tüketildiğinde ve üzerine egzersiz yapıldığında, yanında protein ve lif alındığında faydalı beslenmeye dönüşür. "Ekmek, makarna" yedim kilo aldım deyimi doğru değildir. Aksine "fazla, sık basit karbonhidrat aldım, protein yemedim, hareket etmedim kilo aldım" deyimi doğrudur. Karbonhidratın miktarı ve zamanlaması doğruysa kilo aldırmaz hatta spor yapan kişilerde enerji sağlar. Genellikle de ekmek reçelle, makarna kremalı soslarla, pilav ekmek ile birleşince kilo aldırıcı gıdalara dönüşür. Tam buğday ekmeği, bulgur, esmer pirinç, yulaf, haşlanmış patates, meyve doğru karbonhidratlar arasındadır. Bunlarda da porsiyon kontrolü ve protein/ lif eklenerek sağlıklı öğünlere dönüştürülebilir" ifadelerini kulandı.
25 Ocak 2026 Pazar - 16:51
Bodrum’da ’Gezen Tartı’ vatandaşların hizmetinde
Bodrum Belediyesi, sağlıklı yaşamı teşvik etmek ve vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla ’Gezen Tartı Projesi’ni hayata geçirdi. Sosyal belediyecilik kapsamında ilçe genelinde çalışmalarını sürdüren Kültür, Sanat ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’ne bağlı Sağlık Hizmetleri Bürosu tarafından yürütülecek proje ile vatandaşlara ücretsiz vücut analiz hizmeti sunulacak. Katılımcılar, ’Gezen Tartı’ aracılığıyla vücut yağ oranı, kas kütlesi, metabolizma hızı ve ideal kilo gibi sağlık açısından önemli verilere kolayca ulaşabilecek. Analizler, Sağlık Hizmetleri Bürosu bünyesinde görev yapan diyetisyen tarafından yapılacak ve ardından vatandaşlara kişisel sağlık hedeflerine yönelik öneriler sunulacak. Projenin ilk durağı Mumcular, Gölbaşı ve Karaova mahalleleri olacak. 27-28 Ocak 2026 tarihlerinde, 10.30 ile 15.30 saatleri arasında Mumcular Düğün Salonu’nda Mumcular, Gölbaşı ve Karaova mahalle sakinleri "Gezen Tartı" hizmetinden faydalanabilecek. Bodrum Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmak için projeyi ocak, şubat ve mart ayı boyunca diğer mahallelere de taşıyacak.
25 Ocak 2026 Pazar - 15:54
Uzm. Psikolog Turan: "Ara tatil, çocukların sosyal gelişimini desteklemek için değerli"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ara tatilin çocukların sosyal gelişimini desteklemek için değerli bir zaman dilimi sunduğunu söyledi. "Ara tatil dönemleri, çocukların akademik baskıdan uzaklaşarak sosyal ve duygusal gelişimlerine odaklanabilmeleri için önemli bir fırsattır" diyen Uzm. Psikolog Turan, bu süreçte yürütülen sosyal beceri çalışmalarının, kazanımların daha kalıcı olmasına katkı sağladığını belirtti. "Sosyal beceriler; bireyin içinde bulunduğu sosyal çevrede kendini ifade edebilmesini, başkalarıyla etkileşim kurabilmesini ve ilişkilerini sürdürebilmesini sağlayan öğrenilmiş yaşam becerileridir" şeklinde konuşan Uzm. Psikolog Turan, bu becerilerin duyguları tanıma ve ifade etme, karşılıklı iletişim kurma, iş birliği yapabilme, kurallara uyum sağlama ve sosyal sorunlara çözüm üretebilme gibi birçok alanı kapsadığını ifade etti. Çocukluk döneminde gelişen sosyal becerilerin, çocuğun yalnızca bugünkü uyumunu değil, ilerleyen yıllardaki psikolojik ve sosyal işlevselliğini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Psikolog Turan, şöyle konuştu: "Sosyal becerilerin sağlıklı biçimde gelişmesi çocukların kendilerini daha iyi tanımalarını, duygularını düzenleyebilmelerini ve sosyal ilişkilerde daha esnek davranabilmelerini destekler. Bu süreçte, çocukların karşısındaki kişilerin duygu ve düşüncelerini fark edebilme kapasitesi (Zihin kuramı) sosyal uyum açısından destekleyici bir role sahiptir. Çocuklara yönelik psikolojik destek ve gelişim çalışmalarında sosyal beceriler odak noktasıdır. Hastanemizde çocukların yaşına, gelişim düzeyine ve bireysel ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılmış sosyal beceri geliştirme programları uygulanmaktadır. Değerlendirme sürecinde kullanılan ölçek ve testler çocukların sosyal beceri, duygusal farkındalık ve problem çözme alanlarına ilişkin güvenilir bilgiler sunmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda çocuklara sosyal beceri geliştirme çalışmaları planlanmakta ve daha sağlıklı ilişkiler kurmaları hedeflenmektedir." Çalışmalarda kullanılan yöntemlerin çocukların ilgisini çekecek biçimde çeşitlendirildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Duygu tanıma ve duygu düzenlemeye yönelik materyaller, çocukların kendi duygularını ayırt edebilmesini ve uygun biçimde ifade edebilmesini desteklemektedir. Hikâye temelli sosyal durum çalışmaları, günlük yaşamda karşılaşılabilecek sosyal senaryoları ele alma imkânı sunarken; rol oynama ve oyun temelli etkinlikler çocukların farklı sosyal davranışları deneyimlemelerine fırsat tanımaktadır. Görsel destekli çalışmalar ise kazanılan becerilerin günlük yaşama aktarılmasını kolaylaştırmaktadır’ diye konuştu.
25 Ocak 2026 Pazar - 13:09
Ekran süresi arttıkça obezite riski büyüyor
Pediatri Diyetisyeni Doç. Dr. Taygun Dayı, erken yaşta ve kontrolsüz dijital ekran kullanımının çocuklarda obezite başta olmak üzere ciddi yeme bozukluklarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Çocuklara yemek yedirirken onları oyalamak amacıyla telefon, tablet ya da televizyon ekranlarının açılması, günümüzde pek çok aile için neredeyse sıradan bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Dijital ekranların günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle çocukların ekranla karşılaşma yaşı da giderek düşüyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı Pediatri Diyetisyeni Doç. Dr. Taygun Dayı, erken yaşta başlayan ve kontrolsüz şekilde sürdürülen dijital ekran maruziyetinin çocukların beslenme davranışları üzerinde uzun vadeli ve olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. "Dijital ekranlar artık hayatın bir gerçeği ancak çocuklar için ne kadar, ne zaman ve nasıl kullanıldığı son derece belirleyici" diyen Doç. Dr. Dayı, özellikle erken yaşlarda yanlış ekran alışkanlıklarının obezite başta olmak üzere ciddi yeme bozukluklarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Ekranla tanışma yaşı giderek düşüyor Çocukların, özellikle iki yaşa kadar dijital ekranlardan uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Taygun Dayı, bilimsel araştırmaların çocukların dijital ekranla ilk temasının çoğu zaman altıncı aydan itibaren, özellikle tamamlayıcı beslenmeye geçiş sürecinde başladığını ortaya koyduğunu söyledi. Bu dönemde ekranın sıklıkla çocuğu oyalamak ya da yemek yedirmek amacıyla kullanıldığına dikkat çeken Doç. Dr. Dayı, "Bu alışkanlıklar, çocuğun açlık-tokluk sinyallerini fark etmesini zorlaştırarak ilerleyen yaşlarda beslenme davranışlarını olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Dört saat ve üzeri ekran kullanımı bağımlılık göstergesi Günde dört saat ve üzeri dijital ekran maruziyetinin "ekran bağımlılığı" olarak tanımlandığını belirten Doç. Dr. Taygun Dayı, bu durumun çocukların beslenme düzeni üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Doç. Dr. Dayı, "Ekran bağımlılığı; artan iştah, kontrolsüz besin tüketimi, yeme atakları ve gece uykularında azalma ile ilişkilidir" dedi. Uyku süresinin azalmasıyla uyanık kalınan zaman boyunca besin tüketme isteğinin arttığını ifade eden Doç. Dr. Dayı, bunun istemsiz vücut ağırlığı artışı, tekdüze beslenme ve düşük beslenme kalitesiyle sonuçlanabildiğini belirtti. Doç. Dr. Dayı, tüm bu etkenlerin ise çocukluk çağı obezitesi riskini önemli ölçüde artırdığını vurguladı. Dijital dünya yeme davranışlarını sessizce değiştiriyor Doç. Dr. Taygun Dayı, dijital ekran maruziyetinin yalnızca aşırı kilo alımıyla sınırlı kalmadığını, bazı çocuklarda ve özellikle ergenlerde yeme bozukluklarına da zemin hazırladığını ifade etti. Doç. Dr. Dayı, "Kontrolsüz beslenme davranışlarının ardından gelişen pişmanlık ve suçluluk duyguları; dijital içeriklerin oluşturduğu beden algısı baskısıyla birleştiğinde yeme bozuklukları görülebiliyor" dedi. Akran zorbalığına maruz kalma, kendini beğenmeme ve bozulmuş beden imgesi algısının, özellikle ergenlik döneminde anoreksiya nervoza gibi ciddi yeme bozukluklarını da tetikleyebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dayı, dijital ekran maruziyetinin bu süreci hızlandırdığını belirtti.
25 Ocak 2026 Pazar - 13:04
Grip vakalarında ciddi artış
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklar arasında hızla yayılan bu oldukça bulaşıcı solunum yolu enfeksiyonuna karşı aileleri uyardı. Gribin sıradan bir halsizlikle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevgican, "İnfluenza, basit bir soğuk algınlığı değildir. Daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bu hastalıkta, erken belirtilerin fark edilmesi, geç kalmadan hekime başvurulması ve korunma yollarının bilinmesi büyük önem taşır" dedi. Dr. Ufuk Sevgican, çocuklarda en sık görülen belirtilerinin yüksek ateş, halsizlik, bitkinlik ve iştahsızlık, baş, boğaz, kas ve eklem ağrıları, burun akıntısı, tıkanıklığı ile öksürük olduğunu belirtirken, küçük çocuklar ve bebeklerde ise; ishal ve huzursuzluk gibi sindirim sistemi belirtileri, emmede azalma, kusma, sürekli ağlama ve huzursuzluğun gribin habercisi olabileceğini kaydetti. Belirtilerin görülmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğini hatırlatan Sevgican, tedavinin temelinin "destekleyici bakım" olduğunu ifade ederek şunları söyledi; "Bol sıvı alımı ve yeterli istirahat iyileşmenin anahtarıdır. Ateş düşürücüler doktor önerisiyle ve doğru dozda kullanılmalıdır. Gerekli durumlarda antiviral ilaçlar reçete edilebilir. Grip virüs kaynaklı olduğu için antibiyotikler rutin olarak kullanılmaz; ancak bakteriyel bir enfeksiyon eklenirse tercih edilir. Çocuğun bulunduğu oda düzenli olarak havalandırılmalıdır. Uzmanlar, influenzadan korunmanın en etkili yolunun grip aşısı olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle risk grubundaki çocukların her yıl aşılanması önerilir. El hijyenine dikkat edilmeli, hasta kişilerle temas edilmemeli ve kalabalık ortamlarda maske kullanılmalıdır. Bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı, dengeli ve doğal beslenme ile yeterli uyku çok önemlidir. Salgın dönemlerinde kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınılmalı, yaşam alanları sık sık havalandırılmalıdır."
25 Ocak 2026 Pazar - 12:58
Artroskopik cerrahi ile omuz ağrılarına son
Omuz ağrıları, hareket kısıtlılığı ve günlük yaşam kalitesinde belirgin düşüşe yol açan önemli ortopedik sorunlar arasında yer alıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Fatih Volkan Tercan, omuz hastalıklarının teşhisn ve tedavisinde kullanılan omuz artroskopisi yönteminin, günümüzde hem başarı oranı hem de hasta konforu açısından öne çıkan cerrahi yaklaşımlardan biri olduğunu söyledi. Omuz artroskopisinin, rotator manşet yırtıkları, omuz sıkışma sendromu, tekrarlayan omuz çıkıkları, labrum (SLAP) lezyonları ve bazı kireçlenme problemlerinin tedavisinde başarıyla uygulandığını belirten Hayat Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Tercan, bu yöntemin birkaç milimetrelik küçük kesilerden, kamera destekli olarak gerçekleştirilen minimal invaziv bir cerrahi teknik olduğuna dikkat çekti. Bu sayede omuz ekleminin ayrıntılı şekilde görüntülenebildiğini ve gerekli cerrahi müdahalenin hassasiyetle yapılabildiğini ifade etti. Omuz artroskopisinin hastalara önemli avantajlar sunduğunu vurgulayan Op. Dr. Fatih Volkan Tercan, "Bu yöntemle açık ameliyatlara kıyasla çok daha küçük kesi izleri oluşuyor, ameliyat sonrası ağrı belirgin şekilde azalıyor ve iyileşme süreci hızlanıyor. Minimal doku hasarı sayesinde enfeksiyon riski düşerken, estetik açıdan da daha iyi sonuçlar elde ediliyor. Doğru hasta seçimi ve uygun rehabilitasyonla yüksek başarı oranlarına ulaşmak mümkün oluyor. Çoğu hastamız aynı gün ya da kısa sürede taburcu edilebiliyor" dedi. Artroskopik cerrahi sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğunu dile getiren Op. Dr. Tercan, kişiye özel planlanan fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarının omuzun hareket açıklığının ve kas gücünün yeniden kazanılmasında kilit rol oynadığını belirtti. Erken teşhis ve uygun cerrahi tekniklerle, uzun süredir devam eden omuz ağrılarının önemli ölçüde azaltılabildiğini kaydetti. Op. Dr. Fatih Volkan Tercan, açıklamasının sonunda, "Omuz bölgesinde ağrı, güçsüzlük ya da hareket kısıtlılığı yaşayan bireylerin vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesine başvurması, hem tedavi başarısını artırır hem de daha hızlı bir iyileşme süreci sağlar" diyerek hastaları erken başvurunun önemine dikkat çekti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder