SAĞLIK
19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti 01 Mayıs 2026 Cuma - 14:10:32 Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
01 Mayıs 2026 Cuma - 13:05 Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.
Bayram öncesi gebelere kritik uyarı: "Seyahat ve beslenme planınızı doktorunuza danışın"
18 Mart 2026 Çarşamba - 14:15 Bayram öncesi gebelere kritik uyarı: "Seyahat ve beslenme planınızı doktorunuza danışın" Ramazan Bayramı öncesinde uzmanlardan gebeler için uyarılar geldi. Uzmanlar özellikle bu dönemde genellikle artan seyahat trafiği öncesinde yola çıkacak gebelerin mutlaka doktorlarının görüşünü alması gerektiğini belirtti. Ramazan Bayramı nedeniyle artması beklenen seyahat trafiği ve bayram ikramları öncesinde uzmanlar, gebeleri uyardı. Medicana Ataköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Varujan Mağar, gebelerin özellikle uzun yolculuklarda ve beslenme konusunda dikkat etmesi gereken hayati noktaları paylaştı. İlk ve son 3 aya dikkat Bayram tatili gibi seyahatlerin sıklaştığı dönemlerde gebelerin yolculuklarını titizlikle organize etmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Varujan Mağar, "Seyahat ve beslenme planınızı doktorunuza danışın. Çok zorunlu olmadıkça gebeliğin ilk 3 ayı ve son 3 ayında seyahat edilmesini önermiyoruz. Eğer mecbur bir durum varsa, seyahat edecek gebelerimizin yanlarına bolca sıvı ve yedek kıyafet almalarını tavsiye ediyoruz" dedi. "Dolaşım sıkıntısı riski olan gebelerin varis çorabı gibi ekstra önlemler alması gerekmekte" Gebelikte toplar damar tıkanıklığı konusuna ilişkin konuşan Dr. Mağar, uzun yolculuk yapacak anne adaylarına tavsiyelerde bulunarak, "Seyahat sırasında mümkünse 2 saatte bir mola verilmeli, her molada 10’ar dakikalık yürüyüşler ve bacak açma, germe hareketleri yapılmalıdır. Dolaşım sıkıntısı riski olan gebelerin varis çorabı gibi ekstra önlemler alması gerekmektedir. Yolun durumuna göre araç tercihi büyük önem taşıyor. Tren ve gemi gibi hareket özgürlüğü sunan araçlar daha konforlu olabilir. Uçak yolculuklarında ise özellikle 26. haftadan sonra bazı prosedürler değişebileceği için mutlaka doktor kontrolü şart" dedi. Emniyet kemeri hayat kurtarır: "Üstten bağlayın" Araç içi güvenliğin önemine değinen Mağar, emniyet kemeri kullanımıyla ilgili: "Seyahat ederken emniyet kemeri kullanımı son derece önemlidir. Gebe kişilerin kemeri göbeğin tam üzerinden değil, altından ve üstünden geçecek şekilde (bebeği sıkıştırmayacak formda) ancak mutlaka takmaları gerekmektedir" diye konuştu. İkramlarda "ısrar" tehlikesi: "Hastanelik edecek boyutta hazımsızlık problemlerine yol açabilir" Bayramlarda gebelere yapılan ikramların dozunun kaçabildiğine değinen Op. Dr. Mağar, beslenme konusunda uyardı: "Çevrenin ısrarına dayanamayarak tüketilen yiyecekler sizi zora sokabilir. Karnın gereksiz yere doldurulması, hastanelik edecek boyutta hazımsızlık problemlerine yol açabilir. Bu nedenle ölçülü, sık ve hazmı kolay yiyecekler tercih edilmelidir. Yolculuk esnasında ise ishal riski oluşturabilecek, açıkta satılan veya riskli gıdalardan kaçınılmalıdır" dedi. "Şekerin fazlasının gebelik gibi durumlarda erken doğumu tetikleme riski bulunmakta" Tatlı tüketiminin sadece kilo sorunu değil, ciddi sağlık risklerini de barındırdığını ifade eden Mağar, sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer gebede şeker hastalığı veya tıbbi bir kilo sorunu varsa, tatlı tüketimi zaten yasaktır. Ancak sağlıklı bir gebelikte de ölçü bizim için esastır. Gece yatmadan önce yenen tatlı, aşırı kilo alımına neden olur. Üstelik şekerin fazlasının gebelik gibi durumlarda erken doğumu tetikleme riski bulunmaktadır. Gebeler tatlıyı mutlaka doktorlarına danışarak ve ölçülü bir biçimde tüketmelidir"
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bin 221 sağlık çalışanı ile bayramda hizmet verecek
18 Mart 2026 Çarşamba - 13:23 Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bin 221 sağlık çalışanı ile bayramda hizmet verecek Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bayram tatili süresince sağlık hizmetlerinin kesintisiz devam etmesi için tüm hazırlıklarını tamamladı. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere bayram boyunca toplam bin 221 sağlık personelinin görev başında olacağını açıkladı. Bayram süresince acil servis başta olmak üzere yoğun bakım, ameliyathane, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerde sağlık hizmetlerinin aralıksız sürdürüleceğini belirten Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, gerekli tüm planlamaların yapıldığını söyledi. "Tüm önlemlerimizi aldık" Bayram tatili boyunca sağlık hizmetlerinde herhangi bir aksama yaşanmaması için kapsamlı bir planlama gerçekleştirdiklerini ifade eden Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, "Bayram süresince hizmet verecek tüm birimlerimizde insan gücü ve tıbbi donanım açısından gerekli düzenlemeleri yaparak tedbir ve önlemlerimizi aldık. Personel planlamalarımızı tamamlayarak ihtiyaç duyulan birimlerde takviye görevlendirmeler gerçekleştirdik. Bayramdan bir gün öncesi de dahil olmak üzere toplam dört gün boyunca 207 hekim, 428 hemşire ve sağlık çalışanı, 349 temizlik personeli, 45 tıbbi sekreter, 8 danışma görevlisi, 122 güvenlik personeli, 10 santral görevlisi, 18 şoför, 16 sağlık memuru ve 18 teknik servis çalışanı olmak üzere toplam bin 221 sağlık personelimiz hasta ve hasta yakınlarına hizmet vermek için görev başında olacaktır" dedi. Bayramda beslenmeye dikkat Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzenine de dikkat çeken Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Bayramda aşırı ve dengesiz beslenmeden kaçınılması gerekmektedir. Bayramda sindirim sorunları yaşamamak için normal beslenme düzenine geçerken karbonhidrat ve şekerden zengin gıdaların tüketimine dikkat edilmelidir. Bol sıvı tüketilmeli, mümkün olduğunca hafif tatlılar tercih edilmeli ya da tatlı tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bayramın hepimize başta sağlık olmak üzere huzur, mutluluk ve esenlik getirmesini diliyorum" diye sözlerine ekledi.
Alanya’da kalp sağlığında TAVI işlemi başarıyla uygulanıyor
18 Mart 2026 Çarşamba - 13:21 Alanya’da kalp sağlığında TAVI işlemi başarıyla uygulanıyor Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, TAVI (Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu) işlemini hastalarına başarıyla uygulamaya devam ediyor. Açık kalp ameliyatı için yüksek risk taşıyan hastalar için önemli bir alternatif olan bu yöntem sayesinde bölge halkı ileri düzey kalp tedavilerine kendi şehirlerinde ulaşabiliyor. Kasıktan girilerek kapalı yöntemle gerçekleştirilen TAVI işlemi sayesinde aort kapak hastalığı bulunan hastalarda göğüs kafesi açılmadan ve kalp durdurulmadan kapak değişimi yapılabiliyor. Böylece hastalar daha kısa sürede iyileşirken, komplikasyon riski de önemli ölçüde azalıyor. Uygulama hakkında bilgi veren Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Cemal Köseoğlu, "TAVI yöntemi özellikle ameliyat riski yüksek olan hastalar için büyük avantaj sağlamaktadır. İleri yaşta olan veya ek sağlık sorunları bulunan hastalar için güvenli ve etkili bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Akciğer, karaciğer veya böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalar ya da daha önce açık kalp ameliyatı geçirmiş kişiler için bu yöntem önemli bir alternatif sunar. İşlem sırasında aort kapağı, göğüs açılmadan ve kalp durdurulmadan, genellikle kasıktan girilerek özel bir kateter yardımıyla değiştirilir. Bu sayede hastalar daha kısa sürede iyileşmekte ve açık kalp ameliyatına göre daha düşük komplikasyon riski ile tedavi edilmektedir" dedi. TAVI işleminin invaziv kardiyolojinin en ileri ve en zorlu girişimleri arasında yer aldığını vurgulayan Köseoğlu, "Bu uygulama yüksek teknoloji, özel eğitim ve deneyimli bir ekip gerektirir. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği olarak güçlü hekim kadromuz ve gelişmiş teknolojik altyapımız sayesinde TAVI işlemini başarıyla uyguluyoruz. Hastalarımıza ileri düzey kalp tedavilerini kendi şehirlerinde alma imkânı sunmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz" diye konuştu.
Uzmandan uyarı: "Bayramda ani beslenme değişimi riskli"
18 Mart 2026 Çarşamba - 13:14 Uzmandan uyarı: "Bayramda ani beslenme değişimi riskli" Bayram sofralarının zenginliği ve gün boyunca yapılan ikramlar, Ramazan ayı boyunca değişen beslenme düzeninin ardından sindirim sistemi üzerinde beklenmedik yük oluşturabiliyor. Uzmanlar, uzun süre farklı saatlerde beslenmeye alışan vücudun bayram günlerinde bir anda artan ve hızlı tüketilen öğünlere uyum sağlamakta zorlanabileceğine dikkat çekiyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Merve Bayram, Ramazan sonrası beslenme düzenine ani dönüşün hem sindirim sistemi hem de metabolizma açısından bazı riskler oluşturabileceğini belirtti. Bayram, "Ramazan ayının ardından gelen bayram günleri, aile ziyaretleri ve zengin sofralarla birlikte beslenme düzeninin de aniden değiştiği bir dönemdir. Bir ay boyunca oruç nedeniyle farklı saatlerde beslenen vücut, bayram sabahı aniden artan ve hızla tüketilen öğünlere alışık değildir. Ramazan süresince öğün sayısının azalması ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bayramla birlikte eski yeme düzenine hızlı bir şekilde dönülmesi ise farkında olmadan daha fazla yemek tüketimine yol açabilir. Bu durum yalnızca kilo artışı riskini artırmakla kalmaz, aynı zamanda sindirim sistemi sorunları, mide rahatsızlıkları ve metabolik dengesizliklere de neden olabilir" açıklaması yaptı. Bayram sofralarında porsiyon kontrolü önemli Bayram günlerinde yalnızca fizyolojik değil psikolojik faktörlerin de yemek tüketimini artırabileceğini belirten Doç. Dr. Merve Bayram, özellikle ikramların yoğun olduğu ziyaretlerde porsiyon kontrolünün önem taşıdığını vurguladı. Doç. Dr. Merve Bayram, "Ramazan sonrası oluşan psikolojik rahatlama duygusu da yemek tüketimini artırabilir. Bayram sofralarında çeşitliliğin fazla olması ve ikramların artması, özellikle hızlı ve kontrolsüz yemek yeme eğilimini güçlendirebilir. Bunun sonucunda hazımsızlık, şişkinlik gibi mide problemleri ile kan şekerinde ani yükselme ve düşüşler görülebilir. Bu nedenle bayram günlerinde besinlerin yavaş tüketilmesi, iyi çiğnenmesi ve porsiyonların küçük tutulması önem taşır" dedi. Rafine karbonhidrat ve işlenmiş ürünler dengeli tüketilmeli Bayram sofralarında sıkça tüketilen bazı yiyeceklerin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Bayram, özellikle rafine karbonhidrat ve işlenmiş et ürünlerinin aşırı tüketilmemesi gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Bayram şöyle konuştu: "Bayram sofralarında sıkça tüketilen poğaça, börek ve beyaz ekmek gibi rafine karbonhidrat içeren besinler ile salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş et ürünlerinin fazla tüketimi sindirim sistemini zorlayabilir. Bu nedenle özellikle bayram sabahında daha dengeli tercihler yapmak önemlidir. Gün içerisinde tatlı tüketilecekse kahvaltıda reçel, bal ve çikolata gibi şeker içeriği yüksek besinlerden kaçınılması önerilmektedir. Böylece gün boyunca alınan toplam şeker miktarı dengelenebilir ve kan şekeri dalgalanmalarının önüne geçilebilir." Tatlı tüketiminde ölçülü olun Bayram ziyaretlerinin en dikkat çekici ikramlarının tatlılar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Bayram, tamamen kaçınmak yerine porsiyon kontrolünün tercih edilmesi gerektiğini belirtti. "Bayram ziyaretlerinin en tatlı tarafı kuşkusuz ikram edilen tatlılardır. Ancak özellikle şerbetli tatlıların yüksek şeker ve enerji içerdiği unutulmamalıdır. Tatlıdan tamamen kaçınmak yerine porsiyon kontrolü yapmak en doğru yaklaşım olacaktır. Ayrıca mümkünse şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi daha uygun olacaktır" şeklinde konuştu. Gün içinde su tüketimini artırın Ramazan boyunca su tüketiminin çoğunlukla iftar ve sahur saatleriyle sınırlı kaldığını belirten Doç. Dr. Merve Bayram, bayram günlerinde sıvı tüketiminin gün içine yayılması gerektiğini ifade etti: "Ramazan boyunca su tüketimi çoğunlukla iftar ve sahur saatleriyle sınırlı kaldığı için bayram günlerinde sıvı alımını yeniden düzenlemek önemlidir. Gün içine yayılan düzenli su tüketimi sindirimin daha sağlıklı çalışmasına yardımcı olur ve vücudun sıvı dengesini korur. Bu nedenle günlük en az 2-2,5 litre su içilmesi önerilmektedir." Lifli besinler ve hafif hareket sindirimi destekler Bayram döneminde lif açısından zengin besinlerin tüketiminin artırılması ve hafif fiziksel aktivitelerin yapılmasının sindirim sistemi açısından fayda sağlayacağını ifade eden Doç. Dr. Bayram şu değerlendirmede bulundu: "Bayram günlerinde lif içeriği yüksek besinlerin tüketiminin artırılması sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere sebzeler, meyveler, kuru fasulye, nohut ve mercimek gibi baklagiller ile bulgur ve tam tahıllı ürünler lif açısından zengin besinler arasında yer almaktadır. Bu besinlerin düzenli tüketimi hem bağırsak hareketlerinin desteklenmesine hem de kabızlık riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Ayrıca bayram ziyaretleri arasında yapılacak kısa yürüyüşler hem sindirimi kolaylaştırır hem de kan şekeri kontrolüne katkı sağlar." Kronik hastalığı olanlar daha dikkatli olmalı Diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalığı gibi kronik rahatsızlıkları bulunan bireylerin bayram süresince beslenme düzenlerini mümkün olduğunca korumaları gerektiğini belirten bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Merve Bayram, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Diyabet, hipertansiyon veya kalp hastalığı olan bireylerin bayram süresince beslenme düzenlerini mümkün olduğunca korumaları gerekir. Aşırı tuzlu, yağlı ve şekerli besinlerin tüketimi sınırlandırılmalı ve öğün atlamaktan kaçınılmalıdır. Özetle, bayram sofralarının keyfini çıkarırken önemli olan yasaklar değil dengeyi koruyabilmektir. Küçük porsiyonlar, yeterli su tüketimi ve hafif hareketlerle bayram hem keyifli hem de sağlıklı geçirilebilir."
Bakan Memişoğlu: "Türkiye’de ideal kilonu öğren sağlıklı yaşa kampanyası ile 513 bin kilo verildi"
18 Mart 2026 Çarşamba - 12:22 Bakan Memişoğlu: "Türkiye’de ideal kilonu öğren sağlıklı yaşa kampanyası ile 513 bin kilo verildi" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Ardahan’daki programları kapsamında kente geldi. Ardahan Valiliği’nde Vali Mehmet Fatih Çiçekli, AK Parti Ardahan Milletvekili Kaan Koç, CHP Ardahan Milletvekili Özgür Erdem İncesu, AK Parti İl Başkanı Hakan Aydın, MHP İl Başkanı Turgay Mert tarafından karşılanan Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, valilik çıkışında basın mensuplarına açıklama yaptı. "Biz insanlarımızın sağlıklı kalmasını istiyoruz" diyen Bakan Memişoğlu, "Gerçekten bin 800 rakımlı Ardahan, hayvancılığıyla ülkemize büyük bir katkı veren bir il. İnsanlar burada sağlıklı yaşıyor. Türkiye’de ideal kilonu öğren sağlıklı yaşa kampanyasından 10 milyon insanın kilosu ölçüldü. Özellikle bu kampanyaya katılıp sağlıklı hayat merkezlerimizde diyetisyenlerimizle takip ettiğimiz 210 bin vatandaşımız ideal kilolarına ulaşmış durumda. Türkiye’de şimdiye kadar bu kampanya ile 513 bin kilo veren vatandaşlarımız oldu. Biz insanlarımızın sağlıklı kalmasını istiyoruz. Bu nedenle de insanlarımızın kilolarından uzaklaşarak ideal kiloya gelmelerini istiyoruz. Ramazan ayındayız ve irademizi kuvvetlendirdik, bundan sonra da özellikle sigara gibi, tütün gibi kötü alışkanlıklardan ve kötü beslenmek uzak durmaya çalışacağız" dedi. Bakan Memişoğlu programı kapsamında AK Parti il Başkanlığı ve MHP İl Başkanlığı’nı ziyaret edecek. İl Değerlendirme Toplantısı’na katılacak, Sağlıklı Hayat Merkezi ziyareti ve Ardahan Devlet Hastanesi ziyaretinin ardından şehirden ayrılacak.
Ağız ve diş sağlığı genel sağlığın anahtarı
18 Mart 2026 Çarşamba - 11:57 Ağız ve diş sağlığı genel sağlığın anahtarı Dünya Oral Sağlık Günü dolayısıyla açıklama yapan Diş Hekimi Yudum Ertem, ağız ve diş sağlığının pek çok hastalığın önlenmesinde önemli rol oynadığını söyledi. Ertem, toplumun bu konuda bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. İzmir Eğitim Diş Hastanesinde görev yapan Dt. Yudum Ertem, dünya genelinde insanların yüzde 90’ının diş çürüğü ve diş eti rahatsızlıkları riski taşıdığını bildirdi. Ağız sağlığının sadece ağız içiyle sınırlı kalmadığını belirten Ertem, bu durumun diyabet, kalp ve solunum yolu gibi sistemik hastalıkları doğrudan tetikleyebileceğini dile getirdi. Toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Dünya Dişhekimleri Birliği (FDI) tarafından 20 Mart’ın Dünya Oral Sağlık Günü olarak ilan edildiğini hatırlatan Ertem, bu özel günün ağız hastalıklarının önlenmesi ve sağlıklı alışkanlıkların kazandırılması açısından önemli bir fırsat olduğunu kaydetti. "En yaygın sağlık sorunlarından biri" Diş çürüklerinin günümüzde en yaygın sağlık sorunlarından biri olmaya devam ettiğine değinen Ertem, "Yanlış beslenme, artan şeker tüketimi ve yetersiz ağız bakımı başlıca nedenler arasında yer alıyor. Diş eti hastalıkları ise ilerleyen süreçte diş kaybına yol açabiliyor. Bu hastalıklar kronik enfeksiyon niteliği taşıyor. Kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere çeşitli sistemik hastalıklarla ilişkili olabiliyor" dedi. "Koruyucu sağlık hizmetleri" Ağız ve diş sağlığının korunmasında en etkili yaklaşımın koruyucu sağlık hizmetleri olduğunu vurgulayan Ertem, "Bireylerin düzenli ağız bakım alışkanlıkları kazanması büyük önem taşıyor. Sağlıklı bir ağız yapısı için dişler günde en az iki kez 2-3 dakika fırçalanmalıdır. Diş ipi kullanılmalı, dil temizliği ihmal edilmemeli, dengeli beslenilmeli ve altı ayda bir diş hekimi kontrolüne gidilmelidir. Ağız ve diş hastalıkları Türkiye’de en sık görülen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Çoğu zaman hayati risk taşımadığı düşüncesiyle ihmal ediliyor. Ancak yüksek görülme sıklığı ve diğer hastalıklarla ilişkisi nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir. Toplumun bilinçlendirilmesi ve koruyucu diş hekimliği hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Oral sağlık olmadan genel sağlıktan söz etmek mümkün değildir" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Koca, ameliyat sonrası geçmeyen bel ağrıların nedenlerini anlattı
18 Mart 2026 Çarşamba - 11:40 Prof. Dr. Koca, ameliyat sonrası geçmeyen bel ağrıların nedenlerini anlattı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, ameliyat sonrası geçmeyen ağrılara dikkat çekti. Prof. Dr. Koca, tıp literatüründe "Başarısız bel sendromu" olarak tanımlanan ameliyat sonrası ağrılar için, "Bel ameliyatı sonrası ağrının devam etmesi ya da kısa süreli düzelme sonrası yeniden ortaya çıkması veya yeni şikayetlerin gelişmesi, genellikle birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkmaktadır" dedi. "Ağrının kaynağı sadece disk olmayabilir" Prof. Dr. Koca, bel ağrısının her zaman ameliyat edilen diskle ilişkili olmadığını vurgulayarak, "Bel ağrısının kaynağı yalnızca disk patolojisi olmayabilir. Kas ve fasya disfonksiyonları, omurga ve sakroiliak eklem hareket bozuklukları, segmental biyomekanik dengesizlikler ve enflamatuar omurga hastalıkları de benzer şikayetlere yol açabilir. Bu nedenle değerlendirme sürecinde sadece yapısal değil, fonksiyonel ve sistemik nedenler de göz önünde bulundurulmalıdır" dedi. "Ameliyat sonrası gelişebilecek faktörler" Kas-iskelet sistemindeki dengesizliklerin, ameliyat sonrası dönemde ağrının sürmesine katkıda bulunabildiğine de vurgu yapan Prof. Dr. İrfan Koca, ameliyat sonrası gelişebilecek faktörleri sıralayarak, "Cerrahiye bağlı skar dokusu ve yapışıklıklar, Sinir çevresinde hassasiyet, Kas spazmı ve miyofasiyal ağrı, Fasiyal hareket kısıtlılıkları, Segmental omurga disfonksiyonları, Enflamatuar omurga hastalıkları ve Nadiren enfeksiyon gibi komplikasyonlar hastada devam eden ağrıya veya yeni gelişen şikayetlere yol açabilir" ifadelerini kullandı. "Omurga sistemi bir bütün olarak değerlendirilmeli" Koca, ağrının her zaman görüntüleme tanılarıyla birebir örtüşmeyebileceğini belirterek omurga sisteminin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Koca, "Omurga; kas, fasya, eklemler ve sinir sisteminin birlikte çalıştığı dinamik bir yapıdır. Bu sistemde meydana gelen fonksiyonel bozukluklar da kronik ağrıya neden olabilir" şeklinde konuştu. "Bu şikayetlere multidisipliner değerlendirme gerekiyor" Bel ameliyatı sonrası Ağrının giderek artması, Bacağa yayılan şikayetler, Uyuşma, Güç kaybı, Uzun süre geçmeyen ağrı ve Yeni gelişen nörolojik belirtiler gözlendiğinde multidisipliner değerlendirmenin önerildiğini ifade eden Prof. Dr. İrfan Koca, bu tür durumlarda hastaların cerrahi ve fizik tedavi başta olmak üzere ilgili branşlar tarafından kapsamlı şekilde değerlendirilmesinin kritik olduğunu söyledi. Tedavide bütüncül yaklaşım Başarısız Bel Sendromu’nda tedavinin hastaya özel planlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Koca, uygun hastalarda uygulanabilecek yöntemleri söyleyerek, "Manuel terapi uygulamaları, Fasiyal gevşetme teknikleri, Egzersiz ve postür eğitimi, Gerekli durumlarda enjeksiyon uygulamaları, Nöralterapi ve Yaşam tarzı düzenlemeleri. Amaç yalnızca ağrıyı azaltmak değil, omurganın fonksiyonel dengesini yeniden kazandırmaktır. Başarısız Bel Sendromu’nun karmaşık ve çok faktörlü bir tablodur. Doğru tanı, kapsamlı ayırıcı değerlendirme ve bütüncül tedavi yaklaşımı ile birçok hastada anlamlı iyileşme sağlanabilir" diye konuştu.
Uzmanı bayramda tatlı tüketimi konusunda uyardı: "Küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemli"
18 Mart 2026 Çarşamba - 10:49 Uzmanı bayramda tatlı tüketimi konusunda uyardı: "Küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemli" Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, aşırı tatlı tüketiminin önüne geçebilmek için en etkili yöntemin porsiyon kontrolü olduğunu kaydeden Oturakçıibogil, "İkram edilen tatlıların tamamını tüketmek yerine küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemlidir" dedi. Bayramın keyfini çıkarırken sağlığı korumanın yolu, bilinçli ve dengeli tüketimden geçiyor. Oysa, aşırıya kaçmadan, porsiyon kontrolü sağlayarak ve doğru tercihler yaparak hem bayram geleneklerini sürdürmek hem de muhtemel sağlık sorunlarının önüne geçmek mümkün. Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, yapılması gerekenin bayramda tatlıyı tamamen kısıtlamak değil, ölçülü davranarak dengeyi koruyabilmek olduğunu söyleyerek uyarı ve önerilerde bulundu. Kan şekeriniz yükselebilir Oturakçıibogil, aşırı tatlı tüketiminin kan şekerinde ani yükselmelere neden olduğunu belirterek, "Bu hızlı yükselişi kısa süre sonra gelen ani düşüş takip eder ve bu durum halsizlik, baş dönmesi ve tekrar tatlı yeme isteği oluşturur. Aynı zamanda fazla şeker alımı mide yanması, şişkinlik ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerini de tetikleyebilir. Uzun vadede ise sık tekrarlayan bu davranış şekli, kilo artışı riskini artırır ve özellikle diyabet hastaları için ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Özellikle şerbetli tatlılar, sadece şeker değil aynı zamanda yüksek miktarda yağ da içerir. Bu da alınan kalorinin katlanmasına neden olur. Gün içinde birden fazla porsiyon tatlı tüketmek, günlük enerji ihtiyacının çok üzerine çıkılmasına yol açar. Bu durum kilo artışı ile sonuçlanarak bayram sonunda bile tartıya yansıyabilir. Özellikle hareketsiz geçen bayram günlerinde bu riskin daha da artacağı unutulmamalıdır" dedi. Aşırı tatlı tüketiminden kaçının Aşırı tatlı tüketiminin önüne geçebilmek için en etkili yöntemin porsiyon kontrolü olduğunu kaydeden Oturakçıibogil, "İkram edilen tatlıların tamamını tüketmek yerine küçük porsiyonlarla sınırlı kalmak önemlidir. Tatlı tüketimini gün içine yaymak ve art arda tüketimden kaçınmak da kan şekeri dengesini korumaya yardımcı olur. Ayrıca aç karnına tüketmek yerine, tatlıların ana öğün sonrasında tercih edilmesi daha doğru olacaktır. Bayramda tatlı tüketiminden tamamen kaçınmak çoğu zaman mümkün olmaz. Bu noktada doğru tercih yapmak önem kazanır. Şerbetli ve ağır tatlılar yerine sütlü tatlılar, meyve bazlı alternatifler veya dondurma tercih edilmelidir. Bu tür tatlılar hem daha düşük kalorilidir hem de sindirim sistemi üzerinde daha az yük oluşturur. Böylece tatlı ihtiyacı karşılanırken sağlık üzerindeki olumsuz etkiler en aza indirgenebilir" diye konuştu. Su tüketiminizi artırın Artan şeker tüketiminin vücut üzerindeki etkilerini azaltmada yeterli su içmenin önemli bir rol oynadığını belirten Selva Oturakçıibogil, şunları kaydetti: "Gün boyunca düzenli su tüketimi hem sindirimi destekler hem de tatlı krizlerini azaltmaya yardımcı olur. Bu nedenle su içmek için mutlaka susmak beklenmemelidir. Ayrıca, kısa yürüyüşler yapmak ve gün içinde olabildiğince hareketli kalmak da alınan fazla kalorinin dengelenmesine katkı sağlar."